TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
BEKİR YAZICI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3044)
Karar Tarihi: 17/12/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 3/2/2016-29613
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Tarık KAVAK
Başvurucu
:
Bekir YAZICI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kaçakçılık suçunun işlendiği iddiasıyla yargılanılan davanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle adil yargılanma hakkının, iyi niyetli üçüncü kişi olarak satın alınantaşıta gümrük kaçağı olduğu gerekçesi ile el konulması nedeniyle de mülkiyet hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 12/6/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın 25/11/2013 tarihli görüş yazısı 30/11/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 16/12/2013 tarihli dilekçesiile Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
6. İkinci Bölümün 5/11/2015 tarihinde yaptığı toplantıdabaşvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasıgerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Yurt dışından alınarak 17/2/2000 tarihinde M.Ö. tarafındanyurda sokulan 06 SG 061 plakalı 1988 model Mercedes marka otomobil, 18/2/2000tarihli müracaat formuna istinaden trafik tescil müdürlüğü tarafından M.Ö.adına tescil edilmiştir.
9. Başvurucu, anılan taşıtı 24/11/2000 tarihinde noter satışsenedi ile M.Ö.den satın almıştır.
10. Vergilerin ödendiğine ilişkin vezne alındı belgeleridoğrultusunda Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı tarafından Ankara Trafik TescilŞube Müdürlüğüne yazılan bilatarih veGüm.4.06.01.15.033-TKDV.060.(OTO).13249 sayılı yazı ile taşıtın trafiksicilinde bulunan şerhinin iptal edilmesi talimatı verilmiştir.
11. Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğünün 13/11/2001 tarihli ve32393 sayılı yazısı gereğince gümrük muhafaza memurları tarafından 20/2/2002tarihinde başvurucuya ait taşıta el konulmuştur.
12. Başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçundan soruşturmabaşlatılmış, sözü edilen araca el koyma tedbiri uygulanarak muhafaza edilmeküzere başvurucuya teslim edilmiştir.
13. Başvurucu hakkında otomobilin, yurda getirilişinden itibarenbir yıl süreyle satışının yasak olduğunu bildiği hâlde otomobili satın aldığıiddiası ile 20/1/2003 tarihinde kamu davası açılmıştır. Ankara 1. Asliye CezaMahkemesi (Mahkeme) 15/2/2006 tarihli ve E.2003/116, K.2006/51 sayılı kararıile üzerine atılı suçun unsurları oluşmadığından bahisle başvurucunun beraatine, suça konu otomobilin başvurucuya iadesine kararvermiştir.
14. Temyiz üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesi 31/3/2010 tarihli veE.2007/13802, K.2010/5535 sayılı kararı ile bu kararın bozulmasınahükmetmiştir. Yargıtay kararının Mahkeme kararından alıntı gerekçesi şöyledir:
“…suç tarihleri itibariyle temyiz incelemegününde, suç tarihlerinde yürürlükte bulunan ve lehe hükümler içeren 765 sayılıTCK.nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülenzamanaşımı gerçekleşmiş ise de, dava konusu otomobilinmüsaderesi ya da iadesi bakımından;
Aynı eylem nedeniyle soruşturma evresindetefrik edilerek evrakta sahtecilik suçundan açılan dava dosyasının, delillerinbirlikte değerlendirilmesi bakımından getirtilip incelenerek özetinin duruşmatutanağına geçirilmesi, bu davayı ilgilendiren ve dosyada bulunmayan müfettişraporu ve diğer belge asıllarına göre ithalatta sahte evrak kullanıldığının neşekilde ortaya çıkarıldığına ilişkin belgelerin onaylı örneklerinin denetimeolanak verecek biçimde bu dosyaya konularak incelenmesi suretiyle sonucuna görebir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ve inceleme ile yazılı şekildehüküm kurulması…”
15. Bozma sonrası yargılama aşamasında Mahkeme, aynı maddi olayhakkında resmî evrakta sahtecilik suçlamasıyla açılan davaya ilişkin Ankara 9.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/227, K.2009/256 sayılı dosyasını inceleyerekbaşvurucu dışındaki diğer sanıklar hakkında, aracın belgelerinde sahteciliktendolayı açılan kamu davasının neticesinde 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülgaTürk Ceza Kanunu’nun 342. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 80. ve 59.maddeleri gereğince cezalandırılmaları yönünde karar verildiğini ve haklarında4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesininuygulandığını ve kararın bu şekilde kesinleştiğini tespit etmiş; ayrıcaYargıtay kararında temas edilen gümrük müfettişi soruşturma raporunun bir örneğinikatılan idareden isteyerek dosyaya eklemiştir.
16. Mahkeme 16/9/2010 tarihli ve E.2010/439, K.2010/657 sayılınihai kararında diğer sanıklarla birlikte başvurucu hakkındaki kamu davasınınzamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.
17. Mahkeme ayrıca gümrük kaçağı eşya olduğu gerekçesiylebaşvurucunun satın aldığı aracın 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı KaçakçılıklaMücadele Kanunu’nun 13. maddesi delaletiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu’nun 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesinekarar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Bakanlar Kurulunun 97/9237 sayılı ‘Bazı ŞahsiEşyanın Bedelsiz İthaline’ ilişkin kararına göre yurtdışında ikamet eden Türkvatandaşlarına kesin dönüşleri sırasında sahip oldukları taşıtları vergidenmuaf tutularak getirebilecekleri, fakat bu araçlara 21/11/1997 tarihinden öncesahip olma şartı aramıştır. Kırgızistan adli makamlarının müzekkere cevabında …suça konu edilen … motor, … şase numaralı, 1988 model Mercedes marka aracı 28/12/2000tarihinde mülkiyetine geçirdiği bildirildiğinden, 16/07/1997 tarihli ithalatasunulan Kırgızistan mülkiyet belgesinin sahte olduğu ve mevcut hali ile ithalatşartını taşımadığından kaçak olan bu aracın müsaderesi gerekeceğidüşünülmekle…”
18. Başvurucunun temyiz yoluna başvurması üzerine Yargıtayın anılan Dairesi 29/11/2012 tarihli veE.2012/3094, K.2012/29937 sayılı kararı ile Mahkeme kararını onamış ve busuretle başvuru yolları tüketilmiştir.
19. Başvurucu, Yargıtayın onamakararını 2/5/2013 tarihinde tebellüğ etmiş ve 9/5/2013 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının(4) numaralı bendi, 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8) numaralı fıkrası,10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı mülga Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 31.maddesinin birinci fıkrası.
21. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgiliolarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunununeşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır.
…
(2) Etkin pişmanlık nedeniyle fail hakkındacezaya hükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece suçkonusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkiletmez.”
22. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasışöyledir:
“(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması,taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.”
23. 13/10/1984 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları TrafikKanunu’nun 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Tescil süreleri, satış ve devirler, noterlerin sorumluluğuile ilgili esaslar şunlardır:
a) Araç sahipleri,
1. Tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak olan araçlarınsatın alma veya gümrükten çekme tarihinden itibaren üç ay içinde tescili için;bunların hurda durumuna gelmesi hâlinde ise bir ay içinde tescilin silinmesiiçin ilgili trafik tescil kuruluşuna veya Emniyet Genel Müdürlüğününbelirleyeceği kamu kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel hukuk tüzelkişilerine başvurmak,
…
zorundadırlar.
b) Araçların giriş işlemlerini yapan gümrük idareleri budurumu 15 gün içinde araç sahiplerinin beyan ettikleri tescil kuruluşuna bildirmekleyükümlüdürler.
c) Tescil belgesi, aracın başkasına satış veya devrine,hurdaya çıkarılmasına veya araçta, yönetmelikte belirtilen niteliklerindeğişmesine kadar geçerli sayılır.
d ) Tescil edilmiş araçların her çeşit satış vedevirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi,gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcubulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devrikısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibiadına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınaraknoterler tarafından yapılır.
Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirlergeçersizdir.
Satış ve devir işlemi, siciline işlenmek üzere üç işgünüiçerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu ile vergi dairesine bildirilir. Bubildirimle birlikte alıcı adına trafik tescil işlemi gerçekleşmiş sayılır.Satış ve devir tarihi itibariyle, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunuhükümleri uyarınca eski malikin vergi mükellefiyeti sona erer, yeni malikinvergi mükellefiyeti başlar.
Yapılan satış ve devir işlemi üzerine noterler tarafındanyeni malik adına bir ay süreyle geçerli tescile ilişkin geçici belge düzenlenir.
…
Satış ve devir işlemlerinin bildiriminden itibaren bir aylıksüre içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu veya Emniyet Genel Müdürlüğününuygun gördüğü kamu kurum veya kuruluşları tarafından yeni malik adına tescilbelgesi düzenlenerek elden veya posta aracılığıyla teslim edilir. Tescilbelgesinin bir ay içerisinde teslim edilememesi halinde yeni malike sorumlulukyüklenemez.
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 17/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 9/5/2013 tarihli ve 2013/3044 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, yasal yollarla yurt dışından getirilen, gümrükişlemleri tamamlanan, doğrulama belgeleri, trafik ve noter satışları gibiaşamalardan geçen ve yasal engel konulmayan, kaçak olmadığı ancak usulsüzolduğu gümrük müfettişlerince tespit edilen; devletin resmî kurumlarınca, yurdagirişinden satış ve tesciline kadar hiçbir aşamasında kaçak olduğu yönündeişlem yapılmayan taşıta iyi niyetli üçüncü kişi olarak kendisi satın aldıktansonra el konulduğunu fakat aracın veya bedelinin kendisine iade edilmediğini,öte yandan hakkındaki ceza yargılamasının çok uzun sürdüğünü, bu şekildemülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; 70.000 TLmaddi ve 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
26. Bakanlık görüş yazısında, yurt dışından getirilen ve trafiktescil işlemleri yapılarak üçüncü kişilere satılan taşıtların yurda giriş vetrafik tescil işlemlerinin gerçeği yansıtmadığının sonradan anlaşılmasıdurumunda bu araçlar için trafikten men ve el koyma işlemi uygulanmasındahukuka aykırılık bulunmadığı ancak bu durumda iyi niyetli üçüncü kişinin, hizmetkusuruna dayanarak idareye ve idari yargı merciine başvurabileceği,başvurucunun böyle bir yola gittiği bilinmemekle birlikte hizmet kusurununtespiti durumunda mahkemelerin iyi niyetli üçüncü kişiler lehine tazminatahükmettiğinin görüldüğü belirtilmiştir.
27. Başvurucu bu görüşlere katılmadığını beyan etmiştir.
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) müsadere yoluylamülkiyet hakkına yapılan müdahalelere ilişkin kararlarında, istikrarlı olarakmüsadere yoluyla yapılan müdahalenin Sözleşme’ye Ek 1No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gereklerini karşılayıp karşılamadığı bakımındanesastan inceleme yapmaktadır (AGOSI/BirleşikKrallık, B. No: 9118/80, 24/1/1986, §§ 52-61; Microintelect Ood/Bulgaristan,B. No: 34129/03, 4/3/2014, §§ 46-50; Ünsped Paket Servisi San. ve Tic. A.Ş./Bulgaristan, B. No:3503/08, 13/1/2015, §§ 45-47).
29. AnayasaMahkemesi de başvurucunun müsadereninadil olmadığını ileri sürdüğünü gözeterek değerlendirme yapacaktır. Bu durumdabaşvurucunun; devletin resmî kurumlarının, yurda girişinden satış ve tescilekadar hiçbir aşamada kaçak olduğu yönünde işlem yapmadığı taşıta, iyi niyetliüçüncü kişi olarak satın aldıktan sonra gümrük kaçağı olduğu gerekçesiyle elkonulduğuna, buna rağmen aracın veya bedelinin kendisine iade edilmeyerek mülkiyethakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığıgibi başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun buşikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılama Yapılmadığı İddiası
30. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti deaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bukısmına ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
31. Başvurucu; ruhsat, trafikbelgeleri, yurda giriş ve gümrük işlemleri tamamlanan, doğrulama belgeleri venoter satışları gibi aşamalardan geçen, kısaca devletin resmî kurumlarının yurda girişinden satış ve tesciline kadarhiçbir aşamada kaçak olduğu yönünde işlem yapmadığı ve yasal engel koymadığıbir araca, iyi niyetli üçüncü kişiolarak satın aldıktan sonra gümrük kaçağı olduğu gerekçesi ile el konulduğunu,buna rağmen aracın veya bedelinin kendisine iade edilmediğini, bu suretlemülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık, görüş yazısında uyuşmazlığın esası bakımındandeğerlendirme yapılması durumunda, AİHM çeşitli nedenlerle zapt edilen mallarımülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmekle birlikte, bu müdahaleleri mülkiyethakkının ihlali olarak görmeyip Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme)Ek 1 No.lu Protokol’ün birinci maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında kabulettiğini, bu fıkranın devletlere genel çıkarı korumak amacıyla mülkiyetinkullanımının kontrolü amacıyla gerekli gördükleri tedbirleri alma hakkıtanıdığına vurgu yaptığını, bu tedbirlerin Sözleşme’yetaraf devletlerin hemen hemen hepsinde yer almasını da dikkate alarak AİHM’in bu konuda esnek davrandığını, bu hususların esasyönünden yapılacak değerlendirmelerde göz önünde bulundurulması gerektiğiniifade etmiştir.
33. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakibeyanlarını tekrar etmiştir.
34. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
35. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
36. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün"Mülkiyetin korunması"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulamakonusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
37. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerden yararlanma ve tasarruf olanağı verir (AYM,E.2002/112, K.2003/133, 10/4/2003).
38. Mutlak değil, sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkıAnayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta,ikinci ve üçüncü fıkralarında da sınırlama ve güvence ölçütlerigösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvencelerin Anayasa’nın 13. maddesinde yeralan ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
39. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlandırmanın Anayasa’nın 13.maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilennedene dayanma, kanunlar tarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırıolmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
40. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyethakkına” yönelik bir müdahalenin bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonrakiaşamalarda varlığı kabul edilen müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığı,meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, amacı ve müdahalede kullanılan araçlar ilebaşvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesigerekir.
i. Mülkün Varlığı
41. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasınınileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin olmasıgerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).
42. Bu doğrultuda öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına dâhilolabilecek mal varlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alanmenfaatlerin kapsamına mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekildetanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361, 10/12/2001;AYM, E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008).
43. Taşınır eşyada mülkiyetin devri için borçlandırıcı işleminyapılmasından sonra zilyetliğin naklinin (tasarruf işlemi) gerçekleştirilmesigerekir. Bu tasarruf işlemi doğrudan doğruya eşyanın veya aracın teslimi yahuteşyanın, alıcının fiilî hâkimiyetine girmesi ile gerçekleşir.
44. Taşınır eşya olan motorlu araçlar, taşıdıkları önem ve risknedeniyle hukuk düzeni tarafından diğer taşınır eşyaların tabi olduğumülkiyetin devir şeklinden farklı olarak daha sıkı şekil şartlarına tabitutulmuştur.
45. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasının (d)bendi şöyledir:
“Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri.... araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi…esas alınarak noterlerce yapılır...”
46. Trafik sicili; devlet eliyle resen tutulan, motorluaraçların teknik ve fiziki özellikleri ile üzerlerinde yer alan, başta mülkiyethakkı olmak üzere ayni hakları ve çeşitli kısıtlamaları gösteren resmî birkayıt sistemidir.
47. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7.maddesi şöyledir:
“Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olgularındoğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlardabaşka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle bağlı değildir.”
48. Trafik sicili, 4721 sayılı Kanun’un 7. maddesinde belirtilenresmî sicillerden sayılırken bu sicile dayanılarak oluşturulan araç tescilbelgeleri de (ruhsatname) aynı madde gereğince resmî senetlerden sayılır.Dolayısıyla belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Trafiksicili, içerdiği hususların doğruluğuna ilişkin karine teşkil eder.
49. Trafik siciline tescilli araçlarda, noterde yapılan satışveya devir işleminin sonrasında aracın zilyetliği alıcıya devredildiğindemülkiyeti de geçmiş olacaktır.
50. 2918 sayılı Kanun’un 20. maddesine göre henüz tesciliyapılmamış motorlu araçların mülkiyet devirleri ise taşınır mülkiyetin devrineilişkin esaslarla genel olarak aynıdır. Diğer bir deyişle mülkiyeti devretmeyiamaçlayan sözleşmenin yapılmasından sonra mülkiyeti devir amacıyla zilyetliğinnaklinin gerçekleşmesi ile motorlu aracın mülkiyeti alıcıya geçmiş olacaktır.Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince gönderilen ve 1/10/2013 tarihinde AnayasaMahkemesi kayıtlarına giren belgelere göre başvurucu, aracın trafik sicilinetescilinden önce Ankara 27. Noterliğinin 24/11/2000 tarihli ve 22741 sayılıKati Satış Senedi ile aracı satın almış; söz konusu belgede aracı fiilen teslimaldığını beyan etmiştir. Ödemeleri takiben araç üzerindeki zilyetliğinkendisine devredilmesi ile malik olan başvurucu 27/11/2000 tarihinde de aracıntrafik tescil işlemlerini gerçekleştirmiştir. Bu yönüyle trafik sicilindekitescil kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir.
51. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlıolmadığı gibi trafik siciline tescilli araç mülkiyetinin Anayasa'nın 35.maddesindeki güvence kapsamına girdiğine kuşku yoktur.
52. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlaledildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamakzorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarıncakorunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığınoktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).
53. Başvuru konusu olayda yukarıda ayrıntılı bir şekilde ifadeedildiği gibi başvurucunun otomobili 24/11/2000 tarihinde satın aldığı,27/11/2000 tarihinde de aracın trafik tescil işlemlerini gerçekleştirdiğidikkate alındığında Mahkemece müsaderesine karar verilen araç üzerindeAnayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkının varlığı konusunda şüphebulunmamaktadır.
ii. MüdahaleninMevcudiyeti
54. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’yeEk 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi, paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yervermiştir.
55. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün1. maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural genel olarakmülkiyetten barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu hususbirinci fıkranın ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksunbırakmayı düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranınikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlere kamu yararınauygun olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluylamülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisi tanır, bu ise ikinci fıkrada yeralmaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç,B. No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).
56. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrası 1 No.lu EkProtokol'ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel şekilde mülkiyet hakkını tanımış,ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve busınırlandırmanın ölçütünü belirtmiştir.
57. AİHM’in müsadere yoluyla yapılanmüdahalelere ilişkin genel yaklaşımı; müsaderenin, mülkten yoksun bırakmayıiçerse dahi Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesinin ikinci paragrafı kapsamında bir “ceza”olarak uygulandığı ve bu amacı gözeterek mülkiyetin kullanımının kontrolüolarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir (Frizen/Rusya,B. No: 52824/00, 24/3/2005, § 31; Veits/Estonya, B. No: 12951/11, 15/1/2015, § 70 ve AGOSI/Birleşik Krallık, B.No: 9118/80, 24/1/1986, § 51).
58. Başvurucunun maliki olduğu aracın müsaderesinin, mülkününelinden alınması sonucunu doğurduğundan Anayasa’nın 35. maddesi anlamında sahipolunan mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğuna kuşku yoktur.
iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
59. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35.maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13.maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
1. Kanunilik
60. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla vekanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınırken Sözleşme'yeEk 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi mülkiyettenyoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararasısözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM, yasadaöngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrarkazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin dehukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tümsınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 31).
61. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre bu Kanun’da tanımlanan suçlarla ilgiliolarak 5237 sayılı Kanun’un eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleriuygulanır. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasına göre kamu davasının düşmesinekarar verilmesi, sadece suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerininuygulanmasına engel teşkil etmez. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4)numaralı fıkrasına göre de üretimi, bulundurulması, kullanılması,taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya müsadere edilir.
62. Mahkeme tarafından, başvurucunun satın aldığı aracın gümrükkaçağı eşya olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesi delaletiyle5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesinekarar verilmiş; başvurucunun bu kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 7. CezaDairesi 29/11/2012 tarihli ve E.2012/3094, K.2012/29937 sayılı kararı ileMahkeme kararını onamıştır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucunavarılmıştır.
2. Meşru Amaç
63. 5607 sayılı Kanun’a göre kaçakçılık, ülkeye ithali ya daülkeden ihracı yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan bireşyayı gümrük işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek, bu eşyayı ülkeiçinde satmak veya satın almaktır.
64. Günümüzde uluslararası ticaretin giderek artması veserbestleşmesi, toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ülkeekonomisi ve güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetlerindekiartışı da beraberinde getirmiştir. Ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunmasıve kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kaçakçılıkla mücadele etmekiçin ülkeler tarafından hukuki düzenlemelerle gerekli önlemler alındığı gibi butürden fiillerle mücadelede etkinliğin artırılması maksadıyla uluslararası anlaşmalarda yapılmaktadır. Bu yüzden kaçakçılıkla mücadelede etkinliğin artırılmasıgayesiyle “kaçak eşya”nın müsadere edilmesinin kamuyararı amacı taşıdığı değerlendirilmektedir (OsmanBayrak, B.No:2013/3803, 25/2/2015, § 81).
65. Başvuru konusu olayda, başvurucu adına trafik sicilinetescilli aracın Mahkemece “kaçak eşya” niteliğinde olduğu gerekçesinedayanılarak müsadere edilmesi ile ithali yasak olan eşyanın ülkeye girişineengel olunması ve kaçakçılığın önlenmesi amaçlanmıştır. Kaçakçılığınönlenmesinin kamu yararına olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Dolayısıyla buyönden başvurucuya ait aracın mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin meşru bir amaçtaşıdığı sonucuna varılmıştır.
3. Ölçülülük
66. Son olarak başvurucuya ait aracın mahkeme kararıyla müsadereedilmesi ile “mülkiyet hakkına” yapılan müdahale arasında makul bir dengeningözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.
67. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”,temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikliolarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Ölçülülük, temel hak veözgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilenmüdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Osman Bayrak, §§ 73, 74).
68. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacakdeğerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan başvurucuya ait aracın“kaçak eşya” niteliğinde kabul edilerek müsadere edilmesinin mülkiyet hakkınıkısıtlama bakımından “ölçülülük ilkesi” neuygun olup olmadığı olacaktır.
69. Başvuru konusu olayda başvurucu, Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 20/2/2002 tarihinde aracına elkonularak tarafına yediemin bırakıldığını, Başsavcılıkça “kaçakçılık” suçunuişlediği iddiasıyla 20/1/2003 tarihinde hakkında açılan kamu davasının Ankara1. Asliye Ceza Mahkemesince 16/9/2010 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşmesinekarar verildiği hâlde dava konusu aracın müsaderesine hükmedildiğini, müsaderekararının mahkûmiyet hükmünün sonucu olabileceğini, hakkında kesinleşmişmahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen aracın müsadere edildiğini belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
70. Somut olayda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca el konulanaracın Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince “kaçak eşya” olduğu kabul edilerekmüsaderesine karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
71. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi,kural olarak usule ilişkin güvenceleri içermemekleberaber başvurucuya, keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkınayapılan müdahaleye karşı yetkili makamlar önünde etkin bir biçimde itirazedebilme olanağının tanınıp tanınmadığı güvencesini kapsamaktadır (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 60; Saccocia/Avusturya, 69917/01, B. No: 18/12/2008, § 89; Microintelect Ood/Bulgaristan,§ 48). Ayrıca müsadere yoluyla müdahale nedeniyleuğranılan zararın giderimine dair etkin bir tazminatyolunun var olup olmadığı da ölçülülük bakımından irdelenmelidir (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 53, Microintelect Ood/Bulgaristan, § 48; Andonoski/Makedonya, B. No: 16225/08, 17/9/2015, § 48).
72. Başvurucu ve diğer iki şüpheli hakkında “kaçakçılık” suçunuişledikleri iddiasıyla Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasındayapılan yargılama sonunda, 16/9/2010 tarihli karar ile başvurucu ve diğersanıklar hakkında “kaçakçılık” suçundan açılan kamu davasının, 765 sayılı mülgaKanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi ile 104.maddesinin (2) numaralı bendi ve 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinin (8)numaralı fıkrası gereği zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine; Ankara 9. Ağır CezaMahkemesinin 28/7/2009 tarihli mahkûmiyet kararına göre suça konu aracın sahtebelgelerle yurt dışından getirildiği, mevcut hâli ile ithalat şartınıtaşımadığı ve kaçak olduğu gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1)ve (2) numaralı fıkraları delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4)numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilmiş; Yargıtay 7. CezaDairesinin 29/11/2012 tarihli ilamıyla hüküm onanmıştır.
73. Bu durumda başvurucunun, yargılamanın taraflarından biriolmakla müsadere talebine karşı savunma ve itirazlarını ileri sürebilme olanağıbulabildiği görülmüş; Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararında belirtildiğiüzere başvurucuya ait aracın “kaçakeşya” niteliğinde olduğu, sahte belgelerle ülkeye getirildiği, nitekim Ankara9. Ağır Ceza Mahkemesince de suça konu aracın sahte belgelerle yurt dışındangetirildiği gerekçesiyle “resmîbelgede sahtecilik” suçundan başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verildiğianlaşılmıştır. Dolayısıyla Sözleşme’ye Ek 1 No.luProtokol’ün 1. maddesinin öngördüğü güvence kapsamında yetkilimakamlar önünde etkin bir biçimde itiraz edebilme olanağının başvurucuyatanındığı anlaşılmaktadır.
74. AİHM’e göre “kaçakeşya”, müsaderenin konusu olabilir. Bununla birlikte AİHM, müsaderenin adilolabilmesi için kaçak eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasındabir illiyet bağının olması gerektiğini ve “iyi niyetli” eşya malikine müsadereedilen eşyaları geri kazanabilme olanağının tanınması (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 53) veya tazminedilmesi (Microintelect Ood/Bulgaristan,§ 48) gerektiğini belirtmektedir. Bu kural aynı zamanda kaçakçılık suçundan mahkûmedilmeyen eşya maliki için de uygulanmalıdır (Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008, § 36).
75. Bu ilkeler çerçevesinde hukuk sistemimizdekaçak eşyanın “iyi niyetli” maliki yönünden müsadere edilen eşyaların gerikazanılmasına veya tazminine yönelik etkin bir hukuk yolunun mevcut olupolmadığı irdelenmelidir.
76. Danıştay OnuncuDairesinin 16/12/2009 tarihli ve E.2007/62, K.2009/10528 sayılı kararışöyledir:
“Yurda giriş yaptıktan sonra trafik tescilişlemleri yapılan ve bu şekilde üçüncü kişilere satılan taşıtların yurda girişişlemlerinin veya trafik tescil işlemlerinin gerçeği yansıtmadığının sonradananlaşılması halinde bu araçların trafikten men edilerek el konulmasında hukukaaykırılık bulunmamaktadır.
Ancak, bir aracın trafiğe çıkabilmesi içinyasal işlemlerin tümünün tamamlamış olması, söz konusu araçların başkalarınasatış ve devrine herhangi bir engel bulunmaması durumunda, bu araçları satın vedevir alan iyiniyetli üçüncü kişilerin sahibi bulundukları araçlara sonradan elkonulması halinde uğradıkları zararların hizmet kusuru ilkesi uyarınca ilgiliidarelerden tazmini gerekmektedir.”
77. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/5/2007tarihli ve E.2005/1011, K.2007/2423 sayılı kararı şöyledir:
“Uyuşmazlıkta, Emniyet Genel Müdürlüğünün,kendisine yetkili makamlar tarafından sunulan belgelere istinaden kayıt vetescil işlemleri yapmasında hizmet kusuru bulunmasa bile Emniyet GenelMüdürlüğünce usulüne uygun olarak tescil işlemleri yapılan aracı satın alankişinin bu kayıtlar nedeniyle uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesiuyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, gümrük idaresinin, araç ithalatısırasında kullanılan belgelerin gerçeğe uygun olup olmadığını inceleme vedenetleme yetkisi bulunduğundan, bu inceleme ve araştırma nedeniyle hizmetkusuru işlediğinden söz edilemeyeceği açık olmakla birlikte, ithaline müsade ettiği aracı satın alan davacının, olayda herhangibir kusurunun bulunmaması ve aracın ithali ile ilgili işlemlerde bir ilgisinintespit edilememesi karşısında uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesiuyarınca tazmin edilmesi gerekmektedir.
Buna göre, yukarıda belirtilen ilkeleruyarınca davacının uğradığı zarara karşılık takdirenbelirlenecek bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanınreddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.”
78. Bu durumda müsadere nedeniyleuğranılan zararın tazminine dair etkin bir tazminat yolunun bulunduğu anlaşılmaktadır.Ancak başvuru konusu olayda başvurucu, aracının müsadereedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmekle birliktezararının giderilmesine yönelik derece mahkemeleri nezdinde bir tazminattalebinde bulunmamıştır.
79. Dolayısıyla Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşenkararıyla “resmî belgede sahtecilik” yapılarak ülkeye getirilen aracın “kaçakeşya” niteliğinde olduğu gerekçesiyle müsadere edilmesinin, kamu yararı amacınauygun olup tazmin yolunu içeren yeterli güvencelerin varlığı da gözetildiğinde,başvurucuyu kişisel ve aşırı bir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ilebaşvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.
80. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında başvurucuya aitaracın “kaçak eşya” olarak nitelendirilerek müsadere edilmesinin mülkiyethakkına yönelik orantısız bir müdahale olmadığı ve bu bağlamda ölçülülükilkesine aykırı olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucununAnayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ veCelal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
b. Yargılamanın Makul SüredeSonuçlandırılmadığı iddiası
81. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülensoruşturma kapsamında 20/2/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularakifadesinin alındığını, Başsavcılıkça 20/1/2003 tarihinde hakkında açılan kamudavasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
82. Bakanlık, makul sürede yargılanma hakkının ihlaliiddialarına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
83. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanmahakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesindeyer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında -ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle-Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesikapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
84. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41–45).
85. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkı kapsamına girer (Burak Edis, B. No: 2012/625,9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçunuişlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç7/1/1932 tarihli ve 1918 sayılı mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine DairKanun’un 25. maddesinin üçüncü fıkrası ile 33. maddesinin üçüncü fıkrasındahapis ve adli para cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevedebaşvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (Burak Edis, §32).
86. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §35). Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun idaresindeki araca elkonularak ifadesinin alındığı 20/2/2002’dir. Ceza yargılamasında sürenin sonaerdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarih olup somutbaşvuru açısından bu tarih, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin Ankara 1. Asliye CezaMahkemesinin kararını onadığı 29/11/2012’dir.
87. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde20/2/2002 tarihinde idaresindeki araca el konularak ifadesi alınan başvurucuile diğer iki şüpheli hakkında “kaçakçılık” suçunu işledikleri iddiasıyla AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının 20/1/2003 tarihli iddianamesi ile kamu davasıaçıldığı belirlenmiştir. Yargılamaya başlayan Ankara 1. Asliye CezaMahkemesince başvurucunun savunmasının alındığı, Ankara GümrüklerBaşmüdürlüğüne yazı yazılarak el konulan aracın muafiyet hükümleri kapsamındaithalinin mümkün olup olmadığı hususunda bilgi istendiği, el konulan araçüzerinde bilirkişi refakatiyle keşif yapıldığı, muafiyet hükümlerindenyararlanarak ithal edilen söz konusu araç hakkındaki kayıtların tespiti amacıylaKırgızistan adli makamlarına yazılan talimat cevabının uzun süre beklendiği,sonuç alınamaması üzerine 15/2/2006 tarihli karar ile başvurucu açısından suçununsurlarının oluşmadığı, diğer iki sanık yönünden ise suçun işlendiği hususundakesin ve inandırıcı delil bulunamadığından beraatlerineve suça konu aracın ruhsat sahibine iadesine karar verildiği tespit edilmiştir.Katılan idarenin temyizi üzerine hükmün, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 31/3/2010tarihli ilamı ile bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılamada Mahkemece16/9/2010 tarihli karar ile başvurucu hakkında “kaçakçılık” suçundan açılankamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine, suça konu aracın müsaderesinekarar verildiği, başvurucunun temyizi üzerine kararın Yargıtay 7. CezaDairesinin 29/11/2012 tarihli ilamı ile onandığı anlaşılmıştır.
88. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (Burak Edis,§§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§24-40).
89. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvuruya konu cezadavası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum vedavranışlarıyla usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz davranmasınınyargılamanın önemli ölçüde uzamasına sebep olduğu da söylenemez. Anılan davayabütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesinigerektirecek bir yön bulunmadığı ve 10 yıl 9 ayı aşan yargılama sürecinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
90. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
91. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle aracı satınalmak için ödediği 38.000 DM ile yaptığı masrafların karşılığı olarak 2.000TL’nin rayiç değeri olmak üzere toplam 70.000 TL maddi, makul sürede yargılamayapılmadığı için 30.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
92. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
93. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin olarak 10 yıl9 ayı aşan yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğusebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
94. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlali nedeniylemaddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber mülkiyet hakkının ihlaliiddiasına ilişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyethakkının ihlal edilmediğine karar verildiği dikkate alındığında başvurucununmaddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
95. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Celal Mümtaz AKINCI’nınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 198,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,OYBİRLİĞİYLE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına OYBİRLİĞİYLE
17/12/2015 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dosyanın incelenmesinde; başvurucunun,bilahare mahkeme kanalıyla zaptolunan ve iyiniyetliolarak bir başkasından noter satışıyla devredildiği aracı sahte belgelerleyurda sokan kişiler arasında yer almadığı ve hakkında bu nedenle dava açılmadığı,hakkında kaçakçılık suçundan açılan davada da ilk derece mahkemesince anılansuçtan beraat ve suça konu otomobilin başvurucuya iadesine karar verildiği,vaki temyiz üzerine Yargıtayca, inceleme tarihiitibariyle dava zamanaşımı dolduğu, ancak dava konusu otomobilin müsaderesi yada iadesi bakımından bir değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle hükmünbozulduğu, ilk derece mahkemesinin bozma ilamına uyarak kaçakçılık suçundanzamanaşımın dolması nedeniyle düşme kararı verdiği, başvurucunun maliki olduğuaraç yönünden ise aracın gümrük kaçağı eşya olması itibariyle 5607 sayılıKanun’un 13. ve 5237 sayılı 54/4. maddeleri uyarınca “müsadere” kararıverildiği, bu yöndeki karara gerekçe olarak da “…16.7.1997 tarihli ithalatasunulan Kırgızistan mülkiyet belgesinin sahte olduğu ve mevcut haliyle ithalatşartını taşımadığından kaçak olan bu aracın müsaderesi gerekeceği düşünülmekle…” şeklinde bir görüş serdedildiği ilk derece mahkemesi kararının bu kez Yargıtayca onamak suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
2918 sayılı Trafik Yasası’nın 20. maddesinin(d) bendi, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin, araçsahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterce yapılacağınıifade ederken Trafik sicili devlet eliyle resen tutulan, araç tekniközellikleri ve araç üzeri mülkiyet ve ayni hak ve varsa çeşitli kısıtlılıklarıgösteren resmi kayıt sistemidir ve MK 7. maddesine göre bu belgelerbelgeledikleri olguların doğruluğunu kanıtlarlar. Trafik siciline dayalı araçtescil belgesi de bu kapsamda resmi senettir. Üzerinde var olan hukuki güvenmülkiyetin geçişine aracılık eder.
Başvurucunun 27.11.2000 tarihindegerçekleştirdiği trafik tescil işlemi ile araç üzerindeki mülkiyet hakkınınvarlığı ve müsadere ile vaki hakkı müdahale konusu tartışmasızdır. Müsadereninkanuniliği için kullanılan 5237 sayılı Yasa’nın 54. maddesinin dördüncüfıkrasında kural, alımı, satımı, kullanılması, bulundurulması, suç konusu olaneşyanın müsaderesine imkan verirken, aynı maddeninbirinci fıkrasının ilk cümlesi bir suçun işlenmesinde kullanılan eşyanınmüsaderesine ÜÇÜNCÜ İYİ NİYETLİ KİŞİLERE AİT OLMAMAK koşulu ile izinvermektedir. 5237 sayılı Yasa’nın gerekçesinde de kuralın Anayasa’da yer alanmülkiyet hakkını zedelememesi için yeniden düzenlendiğini, kişinin suç işlemineiştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda sahibibulunduğu eşya suç işlemesinde kullanılmış bile olsa müsadereyehükmedilemeyeceğini istisnasının kamu güvenliği, sağlığı veya genel ahlak ile ilgilikonularda açısından kabul edilebileceğini belirtmektedir. Düzenlemenin asılamacının da “müsaderenin” hukuki niteliğinin aslen bir güvenlik tedbiri olduğuhususuna yönelik olduğu, bu amaçla düzenlenmiş yasanın ilgili 54. maddeninüçüncü fıkrasında kullanılmış ama müsaderesi ile suça nazaran ağır sonuçlardoğuracak ve hakkaniyete aykırı olacağı anlaşılan eşyanın müsaderesine dehükmedilmeyebileceğini söylemektedir.
Devletin trafik tescil bilgilerinin sıhhatinegüvenerek aracı bir başka kişiden noter kanalıyla devralan başvurucunun“iyiniyetli” sayılması gerektiği kuşkusuz olduğu gibi; sahte belgelerle araçithal etme suçunun sanığı olmayan, kaçakçılık suçundan yargılanmakla beraberönce bu suçtan beraatine ve aracı iadesine kararverilen, bilahare Yargıtayın bu yöndeki bozma kararıüzerine hakkındaki bu dava zamanaşımı nedeniyle düşen başvurucunun mülkiyethakkına vaki kamu müdahalesinin ölçülü ve haklı olduğu da kabul edilemez.Esasen davanın somutunda, ithal edilen araca ilişkin belgelerin Kırgızistan’dancelbinin birkaç yıl alınması karşısında, başvurucunun bu konuda müdebbirdavranmadığı söylenemez. Devletin “gümrük kaçağı” gerekçesiyle iyi niyetliüçüncü kişilere ait araca el koyması ve bu konuda kendiliğinden birtazmin-giderim mekanizması öngörmemesi nedeniyle; kamunun trafik tescil sistemve kayıtlarına güvenerek araç satın alan kişilerin otomatik olarak uğradıklarızararı sineye çekmek zorunda oldukları söylenemez.
Devletkayıtlarına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere kalkışan iyiniyetli bireyin hukuka ve devlete olan güvenini sürdürmesi yanında devletindebu güveni zedeleyici işlemlerden kaçınmak, mevzuata ve kayda olan inancınındevamını sağlamak zorunluluğu, hukuk devleti olmanın gereklerindendir. Dolayısıyle, bu konumdaki kişilerin elkoyma(müsadere) kararından sonra davalı idare aleyhine hizmet kusuru vb. nedenlerledava açarak uğradıkları zararların tazminini isteyebilecekleri yönündeki birdüşünce ihlal edilen mülkiyet hakkını telafi edici bir sistem olarak kabuledilmemelidir. Aslolanın hukuksuzluğu önlemekolduğunda, telafi etmek hak ihlalini meşru kılmayacaktır.
Açıklanan nedenlerle; dosyanın geçirdiğisafahat itibariyle başvurucunun mülkiyet hakkına “ölçüsüz” bir biçimde müdahalede bulunulduğu ve Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlaledildiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararınakatılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, “kaçakçılık” suçuişlediği iddiası ile yargılandığı davanın makul sürede sonuçlanmadığı vehakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunmamasınarağmen dava konusu aracın müsaderesine karar verildiğini belirterek,Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Başvurucunun satın aldığı,yurt dışından getirilen otomobile kaçak olduğundan bahisle el konulmuş ve uzunbir yargılama sürecinden sonra “kaçakçılık” suçundan açılan davanınzamanaşımından düşürülmesine, aracın da müsaderesine karar verilmiştir.
3. Dosya incelendiğinde suçakonu aracın yurtdışından başvurucu tarafından getirilmediği, yurtdışındanmevzuata aykırı olarak getirilen aracın mevzuata aykırı olarak getirildiğinibilmeyen iyiniyetli üçüncü şahıs durumunda olan başvurucu tarafından notersatış senedi ile satın alındığı ve bu aracı kullanmakta iken araca el konulupdava açıldığı görülmektedir.
4. 2918 sayılı TrafikKanunu’nda, tescil edilmiş araçların her türlü satış ve devir işlemlerinin,araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterlerceyapılacağı ifade edilmiştir. Buna göre trafik sicili de tapu sicili gibi resmikayıt mahiyetindedir. Nitekim MK 7. maddesinde de, ”Resmisicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.” denilerekresmi sicillere güven esası teyit edilmiştir.
5. Başvurucu hakkında açılandava, zamanaşımı sebebiyle düşürülürken, adına trafik sicilinde kayıtlı aracınyurt dışından usulsüz olarak ithal edildiğinden bahisle 5607 sayılıKaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 54. maddesi 4. fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilmiştir.
6. “Eşya Müsaderesi” başlıklıTCK 54. maddesinde, “ İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla” denilerek iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması gerektiği ifadeolunmaktadır.
7. Somut olayda başvurucudevletin trafik siciline güvenerek araç satın almış iyiniyetli üçüncü şahıs konumundadır. Belgelerde sahtecilikyaparak araç ithal eden kişiler hakkında Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesindeaçılan dava sanıkları arasında başvurucu bulunmamaktadır. Başvurucu hakkında,5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca dava açılmıştır. Açılan budavada başvurucunun önce beraatına karar verilmiş, Yargıtay bozması sonrayapılan yargılama sürecinde de davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine kararverilmiştir. Sonuç itibariyle başvurucunun “kaçakçılık suçu” işlediği sabit değildir.Aynı zamanda da “iyiniyetli” olmadığı da keza saptanmış değildir.
8. Devletin tuttuğu sicilleregüvenerek işlem yapan iyiniyetli kişilerin devlete ve yürürlükteki kurallaraolan güveninin sağlanıp sürdürülmesi yanında devletin de bu güveni sarsacakişlem ve eylemlerden sakınmak, devlete ve kurallara olan güvenin devamınısağlamak yükümlülüğü “hukuk devleti “ olmanın birgereğidir.
9. Olayımızda zamanaşımınedeniyle düşme kararına rağmen, iyiniyetli olmadığı saptanamayan başvurucuyaait otomobilin müsaderesine karar verilmesi, mülkiyet hakkına ölçüsüz birmüdahale niteliğinde olduğundan çoğunluk görüşüne katılmadım.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI