TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BEKİR YILDIRIM BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6290)
Karar Tarihi: 23/3/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Bekir YILDIRIM
Vekili
:
Av. Mehmet Sadri YILDIRIM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tapu ve vergi kaydı bulunmasına ve kazandırıcızamanaşımı koşullarının da gerçekleşmesine rağmen taşınmazın kadastro sonucumera olarak tespit edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/5/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Sivas ili Ulaş ilçesine bağlı Karaşar köyünde yapılankadastro çalışmaları sırasında 147 ada 6 parsel numarasıyla sınırlandırılan2.122.500,17 m2 yüzölçümlü taşınmaz,8/2/2009 tarihinde mera vasfıylakamu orta malı olarak tespit edilmiştir. Kadastro tutanağında; tapu ve vergikaydı bulunmayan taşınmazın kadimden beri ve hâlen köy halkı tarafından meraolarak kullanıldığı belirtilerek 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı KadastroKanunu'nun 16. maddesinin (B) bendine göre tespitin yapıldığı açıklanmıştır.
9. Başvurucu 27/5/2009 tarihinde kadastro sınırlandırma vetespitine itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, bu taşınmazın mera olmadığı veöncesinde tapu kayıtlarının mevcut olduğu belirtilmiştir. Başvurucu iki adettapu kaydı ibraz etmiştir. Bu kayıtlardan ilki, Karaşar köyü Kanlı mevkiine ait14/6/1972 tarihli ve cilt:360, sayfa:46, 30 sıra numaralı tapu kaydıdır. 2.757 m2 yüzölçümlü bu kayda göre tarla niteliğindekitaşınmaz, doğusunda tepe, kuzeyinde dere, batısında Bahtiyar yolu ve güneyindeŞevket Efendi sınırları ile çevrilidir. İkincisi ise aynı köy ve mevkidebulunan yine 14/6/1972 tarihli ve 31 sıra numaralı tapu kaydıdır. 11.947 m2 yüzölçümlü tarla niteliğindeki bu taşınmaz isedoğusunda tepe, kuzeyinde Fevzi Bey, batısında dere ve güneyinde Palabıyık kızıAyşe taşınmazları ile çevrilidir. Her iki kaydın da maliki olarak başvurucugörünmektedir. Kadastro Komisyonu 1/7/2009 tarihinde başvurucunun itirazınıreddetmiştir.
10. Karaşar köyü çalışma alanında yapılan kadastro sınırlandırmave tespitleri 27/7/2009 ile 25/8/2009 tarihleri arasında 3402 sayılı Kanun'un11. maddesine göre otuz gün süreyle askı ilanına alınmıştır. Başvurucu, KaraşarKöyü tüzel kişiliği aleyhine 4/8/2009 tarihinde Ulaş Kadastro Mahkemesindekadastro tespitine itiraz davası açmıştır. Yargılama sırasında Maliye Hazinesive Orman Genel Müdürlüğü de davaya dahil edilmiştir.
11. Ulaş Kadastro Mahkemesinin E.2009/95 sayılı dava dosyasında16/5/2011 tarihinde taşınmazlarda keşif yapılmıştır. Davacı ve vekilinin dekatıldığı keşifte mahalli bilirkişiler, kadastro tutanağında imzası bulunantespit bilirkişileri ve davacı tanıkları dinlenmiştir. Keşfe, kadastro veziraat uzmanı teknik bilirkişiler de katılmıştır. Mahalli bilirkişiler vetespit bilirkişileri ile davacı tanıklarına, meranın, komşu taşınmazların vedavacının dayandığı tapu kayıtlarının sınırları sorulmuştur. Ziraat uzmanıteknik bilirkişinin 13/6/2011 tarihli raporunda, dava konusu taşınmazlarındevletin tasarrufu altında olması gereken taşınmazlardan olduğu belirtilmiştir.Kadastro uzmanı teknik bilirkişinin raporunda da toprak tevzi komisyonuncadüzenlenen mera haritası ile davacının keşif sırasında gösterdiği yerlerinkrokide gösterildiği ifade edilmiştir.
12. Ulaş Kadastro Mahkemesinin kapatılarak dosyalarının SivasKadastro Mahkemesine (Mahkeme) devredilmesi üzerine yargılamaya bu MahkemeninE. 2009/92 sayılı dava dosyasında devam olunmuştur. Mahkeme 18/6/2013 tarihindebu defa orman uzmanı teknik bilirkişi ile birlikte yeniden taşınmazlarda keşifyapmış, bu keşif sırasında bir mahalli bilirkişiyi daha dinlemiştir. Ormanuzmanı teknik bilirkişinin 24/6/2013 tarihli raporu ile ek raporunda butaşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirtilmiştir.
13. Mahkeme 9/10/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.Kararın gerekçesinde; dava konusu taşınmazın toprak tevzi komisyonunca meraolarak belirlenen alanda kaldığı ve hâlen de mera olarak kullanıldığıbelirtilmiştir. Mahkeme, bu taşınmazın mera olduğu yönündeki 16/5/2011 tarihlikeşifteki mahalli bilirkişi beyanlarına vurgu yapmıştır. Kararda ayrıca, ziraatve orman uzmanı bilirkişi raporlarına göre bu taşınmazın mera özelliği taşıdığıve dört tarafının da kadim mera ile çevrili olduğu açıklanmıştır.
14. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin8/4/2014 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama ilamında,delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilmiştir. Daireye göreayrıca başvurucu, dayandığı tapu kaydının dava konusu taşınmaz bölümlerinikapsadığını kanıtlayamamış, dava konusu taşınmazın ise kadim mera olduğubelirlenmiştir. Onama ilamı başvurucu vekiline 2/6/2014 tarihinde tebliğedilmiş, başvurucu ise karardan 2/5/2014 tarihinde haberdar olduğunu bildirmiştir.
15. Başvurucu 8/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Başvurucu bireysel başvuru tarihinden sonra 16/6/2014tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuş ancak Dairenin 23/10/2014 tarihliilamıyla karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun705. maddesi şöyledir:
"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması,tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescildenönce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."
18. 4721 sayılı Kanun'un 715. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya aitmallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır."
19. 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinin birinci fıkrası vedördüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışmaalanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal,çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğinibelgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adınatespit edilir.
Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamıdışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkragereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birinedayandırılması lazımdır.
A) 31/12/1981 tarihine veya daha öncekitarihlere ait vergi kayıtları,
..."
20. 3402 sayılı Kanun'un 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Kamunun ortak kullanılmasına veya birkamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altındabulunan sahipsiz yerlerden:
...
B)Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasızkamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığıbelgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmazmallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bugibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır.
Busınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmazmallar, özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyetekonu teşkil etmezler.
..."
21. 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Orta malları, hizmet malları, ormanlarve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilenyerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlıolsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez."
22. 3402 sayılı Kanun'un 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Tapu kayıtları ile diğer belgelerinkapsadığı yeri tayinde;
A) Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiyedayanmakta ve bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita,plan ve krokideki sınırlara itibar olunur.
B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içindekalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerdegösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.
C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt vebelgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişlinitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir vegenişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizikyapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esasalınarak yapılır.
..."
23. 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu'nun 3.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanunda geçen;
...
d) Mera: Hayvanların otlatılması ve otundanyararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,
...
ifade eder."
24. 4342 sayılı Mera Kanunu'nun 4. maddesinin birinci ve üçüncüfıkraları şöyledir:
"Mera, yaylak ve kışlakların kullanmahakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler Devletin hükümve tasarrufu altındadır.
Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyetegeçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz, sınırlarıdaraltılamaz. Ancak, kullanım hakkı kiralanabilir. Kiralama ilkeleriyönetmelikle belirlenir."
B. Uluslararası Hukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,mülkiyet hakkının kapsamı konusunda, mevzuat hükümlerinden ve derecemahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”esas alınmaktadır (Depalle/Fransa[BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-BuschInc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01,11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya[BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).
26. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1)Numaralı Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altınaalmadığını kabul etmektedir (Slivenko vediğerleri/Letonya [BD] (kk), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B.No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
27. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Sözleşme'ye ek (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesinin anlamıkapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumunda ilerisürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcutmülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki enazından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya[BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§ 35; LihtenştaynPrensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83.Meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B.No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/BirleşikKrallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika,B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).
28. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilirbir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti,(kk) [BD]B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekildeyorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamdabaşvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarakreddedildiği durumlarda “meşru birbeklentinin” bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003,§§ 29-33).
29. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilirolsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki birdüzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararınadayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks KilisesiVakfi/Türkiye (kk), B. No: 22522/03, 9/12/2008).
30. Kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi bakımındanAİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ileyargısal uygulamaları gözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre mera, orman gibialanların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı yönünde Türkhukukunda yer alan düzenlemeler nedeniyle başvurucularda, bu taşınmazlarınmülkiyetini elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentinin doğmasınınmümkün bulunmadığı kabul edilmiştir (Sarısoyve diğerleri/Türkiye (kk), B. No: 21303/07, 14/10/2014, § 35; Kadir Gündüz/Türkiye (kk), B. No:50253/99, 18/10/2007, Nane ve diğerleri/Türkiye,No. 41192/04, §§ 25-28, 24/11/2009, Bölükbaşve diğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (kk), B. No: 32212/11,27/11/2012, § 44). Öte yandan İpseftel/Türkiye(B. No: 18638/05, 26/5/2015, §§ 48-69) kararında yine iç hukuktakidüzenlemelereişaret edilmiş ve 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesindeki kazandırıcı zamanaşımıkoşulları gerçekleştikten sonra verilen idari ve yargısal kararlarla mülkiyetinkaybettirilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 23/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro öncesineait tapu ve vergi kayıtlarının mevcut olduğunu, ayrıca bu taşınmazı en az elliyıldır tarım arazisi olarak zilyetliğinde bulundurduğunu ileri sürmektedir.Başvurucu buna rağmen taşınmazın kadastro sırasında mera olaraksınırlandırılarak tespit edildiğini, kadastro tespitine yaptığı itirazın isekadastro komisyonu ve derece mahkemelerince reddedildiğini belirtmiştir.Başvurucuya göre yargılama sırasında Mahkeme, delilleri yanlış değerlendirmişve hatalı bir kararla mülkiyetinde bulunan taşınmazın elinden alınmasına yolaçmıştır.
33. Başvurucu sonuç olarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiş; ihlalin tespiti, yeniden yargılama ve 50.000 TL tazminatahükmedilmesi taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
34. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
35. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanmabeklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianınvarlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).
36. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp birkanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgili hukukibir işleme dayalı beklentidir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyethakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasınıntanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ileyapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyethakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının varolduğunu kanıtlamak zorundadır (MustafaAteşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).
37. Başvurucunun ihlal iddiaları kadastro sonucu mera olaraktespit edilen taşınmazın uyuşmazlık konusu bölümlerinin mülkiyetinin kendisineait olduğuna ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkinihlal iddiasının bu taşınmaz bölümlerinin mülkiyetiyle sınırlı olduğugözetilerek değerlendirme yapılacaktır.
38. Somut olayda başvurucu öncelikle, bu taşınmaz bölümlerininkadastro öncesinde kendisi adına tapuda kayıtlı olduğunu ileri sürmektedir.Başvurucu bu iddiasını gerek kadastro çalışmaları devam ederken gerekse dekadastro tespitine itiraz davasında dile getirmiştir.
39. Başvurucunun yargılama sırasında ibraz ettiği tapukayıtlarının resmî bir ölçüme ve plana dayalı olmadığı anlaşılmaktadır. 3402sayılı Kanun'un 13. maddesinin (A) bendine göre tapuda kayıtlı bir taşınmazmal, kadastro sırasında kayıt sahibi veya mirasçılarının zilyet bulunmasıdurumunda bu kişi veya kişiler adına tespit edilir. Kaydın uygulanmasında iseaynı Kanun'un 20. maddesindeki esaslar gözetilir. Ancak somut olayda kadastroekibince düzenlenen kadastro tutanağında bu taşınmazın tapu veya vergi kaydınınbulunmadığı belirtilmiş, kadastro komisyonu da başvurucunun aksi yöndekiitirazını reddetmiştir. Başvurucunun açtığı kadastro tespitine itiraz davasındada 16/5/2011 tarihli keşif sırasında bu tapu kayıtları mahalli bilirkişiler vetespit bilirkişileri ile başvurucunun tanıklarına sorulmak suretiyle keşifyapılan taşınmazlara tatbik edilmeye çalışılmıştır. Yapılan yargılamaneticesinde davanın reddine ilişkin olarak verilen kararı onayan Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 8/4/2014 tarihli ilamında, başvurucunun dayandığı tapukayıtlarının dava konusu taşınmaz bölümlerini kapsadığının kanıtlanamadığıaçıklanmıştır.
40. Başvurucu ayrıca, elli yılı aşkın bir süreden beriçekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla belirtilen taşınmaz bölümlerini zilyetliğindebulundurduğunu ifade etmektedir. Başvurucuya göre kazandırıcı zamanaşımıkoşulları lehine gerçekleşmiş olup bu nedenle taşınmaz bölümlerinin mülkiyetinielde etmiştir. Ancak başvurucunun bu iddiası da gerek kadastro çalışmalarısırasında ve gerekse de derece mahkemelerinde görülen yargılamada incelenmiş veyerinde görülmemiştir. Kadastro tutanağında taşınmazın kadimden beri ve hâlenmera olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Mahkemeler de uyuşmazlık konusutaşınmazda 16/5/2011 ve 18/6/2013 tarihlerinde keşif yapmış ve kadastro, ziraatile orman uzmanı teknik bilirkişilere raporlar düzenletmiştir. Başvurucukendisini avukat ile temsil ettirmiş, yargılama aşamasında bütün delillerinisunabilme olanağı bulmuştur. Mahkeme, tarafların delillerini ilgili hukukkurallarını da yorumlamak suretiyle değerlendirmiş ve davanın reddi gerektiğisonucuna varmıştır. Mahkeme kararında, taşınmazın toprak tevzi komisyonuncadüzenlenen mera haritasında kaldığı yönündeki kadastro uzmanı teknikbilirkişinin raporu ile bu taşınmazın mera olduğu yönündeki ziraat uzmanıteknik bilirkişinin görüşüne değinilmiştir. Mahkeme ayrıca 16/5/2011 tarihlikeşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin taşınmazın mera olduğu yönündekibeyanlarını dikkate almıştır. Sonuç olarak Mahkeme, taşınmazın mera olduğu vebu nitelikteki taşınmazlarda özel mülkiyetin kurulamayacağı gerekçesiyle davayıreddetmiş, Yargıtay da taşınmazın kadim mera olduğunun belirlendiğini ifadeederek temyiz edilen hükmü onamıştır.
41. Başvurucu ibraz ettiği vergi kaydının mahkemeceuygulanmadığını ve ayrıca taşınmazı uzun süredir zilyetliğinde bulundurduğunuda ileri sürmektedir. Öncelikle vergi kayıtları, 3402 sayılı Kanun'un 14.maddesine göre yalnızca zilyetliği tevsik edici bir mahiyet taşımaktadır.Ayrıca derece mahkemelerince, uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümlerinin meraolarak belirlendiği dikkate alınarak 4721 sayılı Kanun'un 715. ve 999.maddelerinin birinci fıkraları, 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesinin ikincifıkrası ile 4342 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarıhükümleri karşısında kazandırıcı zamanaşımı yoluyla zilyetlik koşullarınıngerçekleşmediği tespit edilmiştir. Dolayısıyla mülkün belirtilen niteliğigereği kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilemeyeceği tespit edildiğindenbaşvurucunun zilyetliğe ilişkin vergi kayıtları ile zilyetlik süresine ilişkiniddiaları sonuca etkili görülmemiştir.
42. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukukkurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi ise bireyselbaşvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece mahkemeleri önünde hukukunne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda vebu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece mahkemelerincekesin olarak reddedildiği durumlarda açıkça keyfî olmadığı veya bariz birtakdir hatası içermediği sürece “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna varılamaz.
43. Başvuru konusu olayda başvurucu, dayandığı tapu kaydınınuyuşmazlık konusu taşınmaza uyduğunu kanıtlayamamıştır. Kadastro Mahkemesi,yapılan yargılama neticesinde bu taşınmazın kadimden beri mera olduğunun tespitedildiği ve bu nedenle özel mülke konu olamayacağından taşınmazın kazandırıcızamanaşımı yoluyla edinilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine kararvermiştir. Derece mahkemelerinin bu yorumunun; yapılan keşif, uzman bilirkişiraporları ile mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarının birliktedeğerlendirilmesi sonucu meraların kazandırıcı zamanaşımı yoluylakazanılamayacağına ilişkin belirtilen kanun hükümlerine dayandığıanlaşılmaktadır.
44. Bu durumda kadastro tespitleri ile Mahkeme kararına göreuyuşmazlık konusu taşınmaz bölümlerine ilişkin olarak başvurucu adına bir tapukaydının mevcut olduğu kanıtlanamamıştır. Ayrıca başvurucunun, kadastro çalışmalarıve yapılan yargılama neticesinde, mera olduğu belirlenen bu taşınmazlarınmülkiyetini kazandırıcı zamanaşımı yoluyla elde etme hakkının da bulunmadığıtespit edilmiştir. Belirtmek gerekir ki, Anayasa'nın 35. maddesi soyut birtemele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyethakkını güvence altına almaktadır.
45. Sonuç olarak; somut başvuru açısından, yeterli bir hukukitemele dayalı olmadığından başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülkü veya en azından mülkiyetielde etme yönünde bir meşru beklentisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
46. Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA23/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.