TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BEKİR AYBAR VE HACI AYBAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/12564)
Karar Tarihi: 14/11/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
M. Emin ŞAHİNER
Başvurucular
:
1. Bekir AYBAR
2. Hacı AYBAR
Vekili
:
Av. İrfan OGUR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, arsa vasfını haiz taşınmazın bir bölümü üzerindenkamulaştırma yapılmaksızın enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucular Bekir Aybar ve Hacı Aybar, sırasıyla 1940 ve1944 doğumlu olup Şanlıurfa'nın Hilvan ilçesinde ikamet etmektedirler.
8. Başvurucuların Şanlıurfa ili Hilvan ilçesi Karacurun Mahallesi'nde kain ve toplam büyüklüğü 50.451 m²olan 258 parsel numaralı arsa niteliğindeki taşınmazının 1.246,89 m²likkısmının üzerinden kamulaştırma yapılmadan veya idari irtifak tesisedilmeksizin 1985 yılında enerji nakil hattı geçirilmiş, ayrıca anılan kısmaelektrik direği dikilmiştir.
9. Başvurucular 12/5/2011 tarihinde Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.(DEDAŞ) aleyhine Hilvan Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat davası açmışlardır. Başvurucular dava dilekçesinde;taşınmazın enerji nakil hattının altında kalan kısmı yönünden tam bedelinin,diğer kısmı yönünden ise el atma nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelenazalmanın tazminat olarak hesaplanmasını talep etmişlerdir. Dilekçede,taşınmazın enerji nakil hatları altında kalan kısmı üzerinde ilgili mevzuatuyarınca inşaat yapılmasının mümkün olmaması nedeniyle bu kısmın tam bedelininödenmesi gerektiği belirtilmiştir.
10. Davalı idare ise savunmasında, tazminata hükmedilmesigerekiyorsa bunun enerji nakil hattının koruma bandı altında kalan bölümününmülkiyet bedeli üzerinden değil irtifak hakkı bedeli üzerinden hesaplanmasıgerektiğini ileri sürmüştür.
11. Mahkemece Hilvan Belediyesinden (Belediye) enerji nakilhattı altında kalan yerlere yapılaşma izni verilmesinin mümkün olup olmadığısorulmuş, gelen cevap yazısında ilgili mevzuat uyarınca bu alanlara yapılaşmaizni verilmesinin mümkün olmadığı ve buraların yol, park veya yeşil alan olarakayrılması gerektiği ifade edilmiştir.
12. Mahkemece 2/12/2011 tarihinde olay yerinde bilirkişilerlebirlikte keşif yapılmıştır. İnşaat mühendisi iki bilirkişi tarafındanhazırlanan raporda öncelikle emsal alınması gereken satış bedeli tespitedilmeye çalışılmıştır.
13. Bilirkişi raporunda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:
i. Emsal teşkil ettiği değerlendirilen taşınmazın daha gelişmişbir mahallede bulunması, şehir merkezine daha yakın bir mesafede olması vekonut alanının içinde yer alması, emsal taşınmazın piyasada gördüğü rağbet vesatış kabiliyeti hususları dikkate alınarak başvurucuların taşınmazlarınındeğerinin emsal taşınmaza nazaran 2,2 kat daha az olduğu kanaati rapordaaçıklanmıştır.
ii. Taşınmazın bir bölümü üzerinden enerji nakil hattınıngeçmesi nedeniyle doğabilecek yaşamsal muhtemel tehlikeler ile tesislerin bakımve onarımı sırasında oluşabilecek muhtemel kazaların artacağı gerçeğine bağlıolarak taşınmaza olan talebin düşeceği belirtilmiştir.
iii. Yüksek gerilimin muhtemel tehlikesinden dolayı üzerindeinşaat yapılmasının çevredeki diğer taşınmazlara göre gecikebileceği ve inşaedilecek yapıların geri dönüşüm riskinin artacağı hususları gözönündebulundurularak el atma nedeniyle taşınmazın değerinin toplamda %1,2 oranındaazaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
iv. Sonuç olarak taşınmazda yer alan 9 m²lik pilonyeri için 955,71 TL pilon yeri bedeli hesaplanmış,ardından toplam 50.451 m² büyüklüğünde olan taşınmazın pilonyeri olan toplam 9 m²lik bölümü dışında kalan 50.442 m²sinin el atma nedeniyledeğerinde meydana gelen azalma dikkate alınarak 64.277,23 TL ödenmesi gerekentazminat olarak belirlenmiştir.
14. Mahkeme 18/9/2012 tarihinde davanın kısmen kabulü ilebilirkişi raporunu hükme esas alarak 65.232,94 TL tutarındaki maddi tazminatındavalı idareden alınarak başvuruculara ödenmesine karar vermiştir. Kararda,tazminatın irtifak hakkı bedeli olan 64.277,23 TL ile pilonyeri bedeli olan 955,71 TL'nin toplamı olduğu belirtilmiştir. Mahkeme ayrıcataşınmazın enerji nakil hattı koruma bandı altında kalan 1.246,89 m²büyüklüğündeki kısmı yönünden daimî irtifak hakkının ve 9 m² büyüklüğündekidirek yerinin idare adına tapuya tesciline karar vermiştir. Kararda, taşınmazınenerji nakil hattı geçirilen bölümü üzerinde irtifak hakkı tesisinin amacaulaşmak bakımından yeterli olduğu ve 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinin son fıkrası uyarınca kamulaştırmayoluyla irtifak hakkı tesis edildiği durumlarda taşınmazın değerinde meydanagelen düşüklüğün kamulaştırma bedeli olduğu belirtilerek tazminat miktarınınirtifak değeri üzerinden hesaplanmasının gerekçesi açıklanmıştır.
15. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Daire)13/5/2013 tarihli kararıyla dava konusu taşınmazın geometrik durumu, yüzölçümü, henüz parsellenmemiş arsa niteliğinde olması ve enerji nakil hattınıngüzergâhı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğü oranınıntaşınmazın tüm değerinin %0,5'ini geçemeyeceği gerekçesiyle kararı bozmuştur.Anılan karara karşı başvurucular tarafından yapılan karar düzeltme istemi deDairenin 24/2/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
16. Bozma kararına uyan Mahkeme, konu hakkında yeni birbilirkişi raporu aldırmıştır. Bilirkişi raporunda idari irtifak bedeli27.737,89 TL, direk yeri bedeli ise 26.782,18 TL olarak hesaplanmıştır. Mahkeme19/6/2014 tarihinde bu rapor doğrultusunda kamulaştırma bedeline ve ilk karardaolduğu gibi tescile hükmetmiştir.
17. Mahkeme kararı Dairenin 20/1/2015 tarihli kararıyla onanmış,karar düzeltme istemi de 16/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihaikarar 9/7/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucular 28/7/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 2942 sayılı Kanun’un“İrtifak hakkı kurulması” kenar başlıklı 4. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
"Taşınmaz malın mülkiyetininkamulaştırılması yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malınbelirli kesimi, yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluylairtifak hakkı kurulabilir."
20. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin üçüncü ve dördüncüfıkraları şöyledir:
"Taşınmazmalın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmetteşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanmaşekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz.
Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde,bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymetdüşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırmabedelidir."
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kamulaştırmasız elatmanın hukukilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığınıçeşitli kararlarında kabul etmiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 14556/89,24/6/1993; Guisso-Gallisay/İtalya [BD], B. No: 58858/00, 22/12/2009; Sarıca ve Dilaver/Türkiye, B. No: 11765/05, 27/5/2010).
23. Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan kararına konuolayda başvurucunun taşınmazına donanma tarafından askerî bir üs yapılmak üzerekamulaştırma yapılmadan el atılmıştır. Başvurucunun mülkünün iadesi için açtığıdava ise kabul edilmiştir. AİHM, kamulaştırmasız el atmaya ilişkin süreçtegiderimin sağlanmasına yönelik yeterli güvencelerin mevcut olmadığına işaretederek müdahalenin başvurucunun fiilî olarak mülklerinden yoksun bırakılmasıgibi ağır bir sonuca yol açtığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinekarar vermiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, §§ 37-46). Adiltazmin yönünden ise AİHM, restitutio in integrumilkesinin gereği olarak taraf devletin taşınmazı aynen iade etmesine veyagüncel değerinin ödenmesine karar vermiştir. AİHM, davalı devletinbaşvurucuların taşınmazının otoriteler tarafından gasp edilmesi olarak nitelediği yirmi beş yıl sürenkamulaştırmasız el atma nedeniyle oluşan fiilî zararlar ile mülktenyararlanamama dolayısıyla oluşan kayıplar için arazinin güncel değerine ekolarak yetkililer tarafından inşa edilen binadan kaynaklı değer artışının dabaşvuruculara ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir (Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan, §§ 34-40).
24. Guisso-Gallisay/İtalya kararına konu olayda ise İtalyanhukukunda olağan usulün dışında farklı bir usulün uygulanarak idare tarafındanbaşvurucunun taşınmazına el atılması söz konusudur. Başvurucunun açtığı davadabaşvurucu yararına tazminata hükmedilerek taşınmazına olağan usul uygulanmadanel atıldığını ve açtığı davada derece mahkemelerinin nihai kararı ile birliktemülkünden yoksun bırakıldığını belirtmiştir. AİHM kararını sadece tam tazminatödenmemesine dayandırmanın uygun olmadığını vurgulamıştır. AİHM, İtalya'dauygulanan ve el atmaya yol açan söz konusu usulün öngörülebilir olmadığını vemülkiyet hakkının korunması bakımından yeterli güvenceler içermediğinibelirtmiştir. AİHM'e göre bu usulün uygulanması kamumakamlarına olağan kamulaştırma usulünü göz ardı etme imkânı tanımakta olup budurum ise mülk sahipleri yönünden öngörülemez veya keyfî sonuçlara yolaçmaktadır. Her durumda bu usulün benimsenmesinin hukuka aykırı olan fiilî birdurumun onaylanması anlamına geldiği özellikle vurgulanmıştır. AİHM busebeplerle uygulanan söz konusu mekanizmanın yeterli derecede hukuki belirliliksağlayamadığına işaret etmiştir. AİHM sonuç olarak hukuka dayalı olmadığındanmülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır (Guisso-Gallisay/İtalya, §§ 82-97).
25. Adil tazmin yönünden ise başvurunun Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan kararındanayrılan yönlerine değinmiştir. Buna göre ilk olarak söz konusu başvurudanfarklı olarak başvurucu yararına tazminata hükmedildiği ayrıca ilk karara konuolaydan farklı olarak bildirilmiş bir kamu yararına dayalı belirli bir usulünsöz konusu olduğu belirtilmiştir. Buna göre mülkten yoksun bırakma tarihiitibarıyla taşınmazın rayiç değerinin ve bu değerde oluşan değer kaybınıngiderilmesi gerektiği kabul edilmiştir (Guisso-Gallisay/İtalya, §§ 102-107).
26. Sarıca ve Dilaver/Türkiyekararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarına askerî eğitim sahası olarakkamulaştırma yapılmaksızın el atılmıştır. Başvurucuların miras bırakanıtarafından açılan kamulaştırmasız el atma davası kabul edilmiş ve başvurucularyararına tazminata hükmedilerek taşınmaz idare adına tescil edilmiştir. AİHM,derece mahkemelerinin tescil kararıyla birlikte mülkten yoksun bırakmanıngerçekleştiğini belirtmiştir. AİHM öncelikle kamulaştırmasız el atmauygulamasının taşınmazların maliki olarak kalan başvurucuları herhangi bir kamuyararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorundabıraktığını vurgulamıştır. AİHM bu bağlamda derece mahkemelerincekamulaştırmasız el atmanın tespit edilmesinin her durumda idare tarafındanoluşturulmuş kanuna aykırı bir durumun hukuki olarak kabul edilmesine veidarenin kanuna aykırı davranışından fayda sağlamasına imkân tanıdığınıaçıklamıştır. Buna göre kamulaştırmasız el atma uygulaması, idareye birtaşınmazı kullanma ve taşınmazın malikine önceden ödeme yapmadan devretmeimkânı sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak tazminat davası açması gereken ve busebeple haklarını ileri sürmek için yargılama masraflarından yükümlü olan isebaşvuruculardır. Hâlbuki olağan kamulaştırmada süreç, satın alma usulününbaşarısız olması durumunda ilke olarak yargılama masraflarından yükümlü olmasıgereken ve kamulaştırmayı yapan idare tarafından başlatılmaktadır (Sarıca ve Dilaver/Türkiye, §§ 38-44).
27. AİHM yukarıda belirtilenler ışığında, idareye resmîkamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulamanınbaşvurucular yönünden öngörülemez ve keyfî sonuçlara yol açtığını belirtmiştir.AİHM'e göre söz konusu uygulama, yeterli derecedehukuki güvence sağlaması gereken ve yöntemince gerçekleştirilecek birkamulaştırmanın alternatifini oluşturamaz. AİHM, somut olayda idareninbaşvuranların taşınmazlarını resmî kamulaştırma kurallarına aykırı olarak vekamulaştırma tazminatı ödemeden sahiplendiğini tespit etmiştir. AİHM bu bağlamdaözellikle Türk hukukunda derece mahkemelerinin idarenin kamu yararı amacıylakullandığı gerekçesine dayalı olarak başvurucuların taşınmazlarından yoksunkaldıklarına hükmetmek suretiyle kamulaştırmasız el atma uygulamasınıbenimsediği eleştirisinde bulunmuştur. AİHM sonuç olarak Anayasa'nın 46.maddesinde öngörülen en yüksek gecikme faizi uygulamasının somut olaydauygulanmadığını da belirterek kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaza el atılmasıyoluyla yapılan müdahalenin mülkiyet hakkını kanunilik boyutu yönünden ihlalteşkil ettiği sonucuna varmıştır (Sarıca veDilaver/Türkiye, §§ 45-52).
28. AİHM, ihlalin sonuçlarının giderilmesi çerçevesindeSözleşme'nin 46. maddesi kapsamında yaptığı değerlendirmede benzer ihlallereyol açılmaması için şu tedbirlerin uygulanması gerektiğine karar vermiştir:
i. İlk ve en önemli gereklilik, taşınmazların idare tarafındanbaşından beri veya başlangıçta izin verilmiş olsa da sonradan hukuka aykırıolarak yapılan el atmaların önüne geçilmesi için gerekli tedbirlerinalınmasıdır.
ii. Bu bağlamda taşınmazların kullanılması, ancak kamulaştırmakararlarının ve projesinin hukuk kurallarına uygun olarak alınması suretiylehaklı kılındığında ve ilgililere vakit kaybetmeden yeterli bir tazminat ödenmesinigüvence altına alacak bir bütçe sağlandığında mülkiyetin korunmasınıngerekliliklerine uygun olur.
iii. Bunlara ek olarak taraf devletin kamulaştırma kurallarınaaykırı uygulamalara yol açılmaması için caydırıcı tedbirler alması ve buuygulamaları yapanlara yaptırım uygulaması gerektiğini belirtmiştir.
29. Halil Göçmen/Türkiye(B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararına konu olayda başvurucunun taşınmazı ileilgili olarak üniversite kamulaştırma kararı almış ancak kamulaştırma kararıbaşvurucuya tebliğ edilmeden taşınmaza idare tarafından el atılmıştır.Başvurucunun açtığı tazminat davası kabul edilmiştir. AİHM, idareninkamulaştırmayı düzenleyen kuralları dikkate almayarak başvurucunun taşınmazınael atması nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin hukuki dayanağınınbulunmadığı kanaatine ulaşmış ayrıca tazminata ilişkin yargılama sürecinde gerekliusule ilişkin güvencelerin de sağlanmadığını belirterek ihlal sonucunavarmıştır (Halil Göçmen/Türkiye,§§ 23-43).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
31. Başvurucular ilk olarak taşınmazına kamulaştırmasız elatıldığından yakınmışlardır. Başvurucular ayrıca maliki olduğu taşınmazdanenerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmaz üzerinde inşaatyapabilmesinin mümkün olamadığını ifade etmişlerdir. Başvuruculara göretaşınmazda yol açılan bu kısıtlama sebebiyle irtifak hakkı bedelinin değiltaşınmazın tamamının bedelinin tazminat olarak ödenmesi gerekir. Başvurucular,taşınmazın bir bölümü üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesinden kaynaklıolarak meydana gelen değer azalmasının %0,5 olduğu yolundaki tespitin gerçeğiyansıtmadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular, tazminatın hesaplanmasındataşınmazın enerji nakil hattı geçirilen bölümünün tamamının bedeli ile diğerbölümünün değerinde meydana gelen azalmanın dikkate alınması gerektiğinibelirtmişlerdir. Başvurucularayrıca taşınmazın değerinin emsal alınan taşınmaza göre 2,2 kat düşük olmayıponunla aynı değerde olduğunu ve dolayısıyla zararın hesaplanmasında da hatayapıldığını savunmuşlardır. Başvurucular sonuç olarak bu gerekçelerle adilyargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
32. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular adil yargılanma hakkının daihlal edildiğini belirtmekte ise de kamulaştırmasız el atmaya ilişkinbelirtilen şikâyetlerinin esas itibarıyla ilgili olduğu mülkiyet hakkınınihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
35. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu irtifak hakkı tesisedilen taşınmazın tapuda başvurucular adına kayıtlı olduğundan mülkünvarlığında bir tereddüt bulunmamaktadır.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
36. Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı,taşınmazın altını ve üstünü de kapsamaktadır. Bu itibarla taşınmaz maliki,mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkilerini taşınmazın üzerinde ve altında dakullanabilir. Nitekim 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun718. maddesinde; arazi üzerindeki mülkiyetin, üstündeki hava ve altındaki arzkatmanlarını da kapsadığı açıkça ifade edilmiştir. Bu itibarla taşınmazınüstünde teleferik ve benzeri ulaşım hatları ile her türlü köprü, taşınmazlarınaltında ise metro ve benzeri raylı taşıma sistemlerinin yapılması mülkiyethakkına müdahale niteliği taşımaktadır (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).Dolayısıyla somut olayda başvurucuların taşınmazının bir bölümünden enerjinakil hattı geçirilmesi amacıyla idari irtifak tesis edilmesinin mülkiyethakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.
37. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş, ikincifıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesibelirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkınınhangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarınıngenel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkânsağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafındanmülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıcabelirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§55-58).
38. Somut olayda başvurucuların taşınmazına idari irtifak tesisedilmeksizin el konulmuş ve başvurucuların açtığı davada yargı kararıyla idareadına irtifak hakkı tapuya tescil edilmiştir. Buna göre idari irtifak tesisininasıl amacı bir inşaat yasağı getirmek değildir. Dolayısıyla taşınmazın alt veyaüst katmanlarına olayda olduğu gibi el atılması mülkten kısmen yoksun bırakmasonucuna yol açmaktadır. Bu suretle mülk sahibi taşınmazın bir bölümü olan üstündeki hava veya altındaki arz katmanındanmahrum kalmaktadır. Buna göre başvurucuların taşınmazından enerji nakil hattıgeçirilmesi amacıyla idari irtifak tesis edilmesi suretiyle yapılan müdahaleninmülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kahyaoğluve diğerleri/Türkiye, B. No: 37203/05, 31/05/2016, § 28; Činga/Litvanya, B. No: 69419/13, 31/10/2017, §84).
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
40. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(RecepTarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Genel İlkeler
41. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göredevlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararınınbulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerineuyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesikamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyetalanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymayazorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğudurumlarla sınırlı olarak ve Anayasa'da belirlenen usul güvenceleri izlenerekyapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §11).
42. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma,Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkınagetirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilenkamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, 35. maddeye biraykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa'da özel mülkiyetin kamuyageçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup birtaşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamuyararı için ve karşılığı ödenmek kaydıyla devlet tarafından sona erdirilmesidir(AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).
43. Anayasa Mahkemesi, daha önce hem norm denetimi hem debireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında kamulaştırmasız elatma yoluyla yapılan müdahalelerin kanuni bir dayanağı bulunmadığından dolayımülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını kabul etmiştir.
44. Kamulaştırmasız olarak el atılan taşınmazlarla ilgili olarakmaliklerin dava açma hakkını yirmi yıllık hak düşürücü süreye bağlayan 2942sayılı Kanun'un 38. maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Bu karardaidarenin kendisine Anayasa tarafından tanınan imkân ve yetkileri kanuna uygunbir biçimde kullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırıdavranamayacağı belirtilmiştir. Kararda, Anayasa'nın sınırlarını belirleyerekizin verdiği kamulaştırma yöntemini kullanmadan yapılan el atmaların anayasaldayanağının olmadığı vurgulanmış ve yirmi yıllık hak düşürücü süreningeçmesiyle taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesinin mülkiyethakkının sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durum olduğu belirtilmiştir(AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003).
45. Diğer taraftan 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el atma işlemlerine ilişkin olarakon beş yıl süreyle uygulanmasına ilişkin 25/2/2011 tarihli ve 27857 sayılıResmî Gazete'de yayımlanan13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi de AnayasaMahkemesince iptal edilmiştir. Kararda özellikle itiraz konusu kuralınAnayasa'nın 46. maddesinde ve 2942 sayılı Kanun'da öngörülen güvencelerden dahaaleyhe kurallar içerdiği vurgulanmıştır. Buna göre idarelerin kamulaştırmayapmak yerine hukuka aykırı olarak el atmak suretiyle taşınmazları eldeedebilmesine imkân tanınmasının devletin hukuka bağlılığı ilkesini zedeleyeceğigibi bireyler açısından hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği de ortadankaldıracağı vurgulanmıştır. Sonuç olarak bir hukuk devletinde kanunların hukukaaykırı uygulamaları teşvik etmesinin kabul edilemeyeceği ifade edilerek itirazkonusu kuralın Anayasa'nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğundaniptalinin gerektiği sonucuna varılmıştır (AYM, E.2010/83, K.2012/169,1/11/2012).
46. Bireysel başvuru kapsamında da kamulaştırmasız el atmasuretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler ilk defa Celalettin Aşçıoğlu (B. No: 2013/1436,6/3/2014) kararında ele alınmıştır. Bu başvuruya konu olayda başvurucununaçtığı maddi tazminat davası derece mahkemelerince kabul edilmiştir. AnayasaMahkemesi Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerinin taşınmaz mülkiyetine son verecekmüdahalelerin kanuna dayalı olmasını zorunlu tuttuğunu, zira bunun hukukdevletinin gereği olduğunu belirtmiştir. Buna göre Anayasa’nın 46. maddesihükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmaksuretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa vekanunlara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken dayanağınıAnayasa ve kanunlardan almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren biruygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynıhukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmî kamulaştırmakurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmazsahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riski taşımaktadır (Celalettin Aşçıoğlu, § 58). Karardagiderim yönünden ise Anayasa Mahkemesince ihlalin tespitine karar verilmişolduğu ve derece mahkemelerince başvurucuya faiziyle birlikte kamulaştırmabedelinin ödenmesine karar verildiği gerekçesiyle ayrıca bir tazminatödenmesine yer olmadığı belirtilmiştir (CelalettinAşçıoğlu, § 69).
47. Benzer şekilde İbrahimOğuz ve diğerleri (B. No: 2013/5926, 6/10/2015) kararında da AnayasaMahkemesi kamulaştırmasız el atma nedeniyle kanunilik ölçütü yönünden mülkiyethakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (İbrahimOğuz ve diğerleri,§§56-89). Kararda maddi tazminat yönünden derece mahkemelerince hükmedilentazminat yeterli görülmüş ve ihlalin tespiti ile yetinilmiştir (İbrahim Oğuz ve diğerleri, §§ 106,107).
48. Diğer taraftan MustafaAsiler (B. No: 2013/3578, 25/2/2015) ile Funda İnciler ve diğerleri (B. No: 2014/2582, 14/9/2017)kararlarında da kamulaştırmasız el atma nedeniyle kanunilik ölçütü yönündenmülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Mustafa Asiler, §§ 26-46; Funda İnciler ve diğerleri, §§ 26-32).İhlalin sonuçlarının giderimi yönünden ise derece mahkemelerince hükmedilenmaddi tazminat miktarları yeterli görülmüş ve başvuruculara ayrıca manevitazminat ödenmesine karar verilmiştir (MustafaAsiler, §§ 64, 65; Funda İncilerve diğerleri, §§ 52, 53).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
49. Somut olayda idare ilgili yargılama sürecinden deanlaşılacağı üzere başvurucuların taşınmazına kamulaştırmasız olarak elatmıştır. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 2942 sayılıKanun'da belirlenmiş usul takip edilmeden başvurucuların mülkiyetinde bulunantaşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı yargı kararıyla da sabittir.
50. Kamulaştırmasız el atma, idareye taşınmazı kullanma vekamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme imkânı sağlamaktadır. Öteyandan bu müdahale mülk sahibini çok önemli anayasal güvencelerden yoksunbırakmaktadır. İlk olarak Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındakamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığı üzerinden peşin olaraködeneceği hüküm altına alınmış olduğu hâlde kamulaştırmasız el atma yoluylapeşin ödeme şartı yerine getirilmemiş olmaktadır. Buna göre ancakbaşvurucuların açtığı tazminat davası sonucunda taşınmazın gerçek karşılığınınmaddi tazminat olarak ödenmesine karar verilmekte olup bu dava sonunda da peşinödeme yapılmadan el atılan taşınmaz idare adına tescil edilmektedir. Hâlbukiolağan kamulaştırma usulünde ise kamulaştırmaya başlanırken ödenek teminedilmekte ve dava sonunda kamulaştırma bedelinin mülk sahibine ödenmek üzeredepo edilmesi hâlinde taşınmazın idare adına tesciline karar verilmektedir.Böylelikle kamulaştırmasız el atma uygulaması taşınmazın bedelinin gerçekkarşılığı peşin olarak ödenmeden mülkiyetin idareye geçmesine yol açmaktadır.Bunun Anayasa'nın 46. maddesi ile 2942 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olduğuaçıktır.
51. Üstelik taşınmazın bedelinin peşin olarak ödenmemesi yargıkararlarının icrası bağlamında yeni sorunlara da yol açmaktadır. NitekimAnayasa Mahkemesi Kenan Yıldırım ve TuranYıldırım (B. No: 2013/711, 3/4/2014) kararında kamulaştırmasız el atma nedeniyletazminat davasında hükmedilen alacağın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiğine karar vermiştir (KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, §§ 55-75). Anayasa Mahkemesi, bubaşvurudan sonra aynı gerekçeyle on dokuz ayrı başvuruda daha kamulaştırmasızel atma davasında yargı kararına dayalı alacağın ödenmemesi sebebiyle mülkiyethakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (HalilAfşin ve diğerleri, B. No: 2013/4824, 25/2/2015; Nurdan Erkan ve diğerleri, B. No:2014/311, 14/9/2017). Buna göre kamulaştırma bedelinin peşin olarak ödenmesininmülkiyet hakkı yönünden son derece önemli bir anayasal güvence olduğuortadadır.
52. Öte yandan kamulaştırma işleminin temel dayanağı Anayasa'nın13., 35. ve 46. maddelerine göre kamu yararı olup idarelerce verilenkamulaştırma işlemi ile dayanağı kamu yararı kararının yargı denetimine tabiolması gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun'un 14. maddesinde mülksahiplerince kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davasıaçılabileceği düzenlenmiştir. Ancak kamulaştırmasız el atma usulünde ise mülksahiplerinin kamulaştırma işlemine ve dayandığı kamu yararı kararına karşıidari dava açabilme imkânı ortadan kaldırılmaktadır.
53. Ayrıca 2942 sayılı Kanun'a göre kamulaştırma kararıverilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespitettirilmesi, uyuşmazlık hâlinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitiniistemesi gerekmektedir. Kamulaştırmasız el atma yönünden ise uzlaşma ve davayoluna başvurma külfeti de maliklere yüklenmiştir. Son olarak kamu yararınıngerektirdiği durumlarda idarelerce ivedi olarak taşınmaz ihtiyacının bulunduğudurumlar yönünden 2942 sayılı Kanun'da acele el koyma usulünün mevcut olduğu dagözetilmelidir. Diğer bir deyişle idarenin kamu yararı gereği taşınmaza ihtiyaçduyması hâlinde olağan kamulaştırma usulüne, acele durumlarda da anılanKanun'da öngörülen el koyma usulüne başvurması mümkün iken kamulaştırmasız elatma yolunu tercih etmesi meşru görülemez.
54. Sonuç olarak kamulaştırmasız el atma, idare tarafından Anayasa'yave kanuna aykırı olarak oluşturulmuş bir durumun hukuki olarak kabul edilmesineve idareye kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yolaçmaktadır. İdareye anayasal güvencelere aykırı olarak kamulaştırmaya ilişkinönceden belirli kuralların ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama isemülkiyet hakkının korunması yönünden öngörülemez ve keyfî durumlara yolaçmaktadır. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerinde öngörülen hukukigüvenceleri içermediği açık olan söz konusu uygulamanın kamulaştırma usulününbir alternatifi olarak görülmemesi gerekmektedir.
55. Somut olayda da anılan ilkelerden ayrılmayı gerektirir birdurum bulunmamaktadır. Bu durumda başvurucuların söz konusu taşınmazına yapılankamulaştırmasız el atmanın Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılıKanun'da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin kanuna dayalı olmadığı sonucuna varılmıştır.
56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
58. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların taşınmazına idarecekamulaştırmasız el atılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunavarmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idari bir eylemden kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
59. Başvuruda öncelikle başvurucuların ihlal sebebiyle uğradığımaddi zararlarının giderilip giderilmediği belirlenmelidir. Somut olaydabaşvurucuların açtığı davada el atılan taşınmaz yönünden idare adına irtifakhakkı tesisine karar veren derece mahkemelerince başvurucular yararına madditazminata hükmedilmiştir. Başvurucular, hükmedilen maddi tazminat tutarınınyeterli olmadığından yakınmaktadırlar. Başvurucular bu iddialarını iki ayrıgerekçeye dayandırmaktadırlar:
i. Başvurucular ilk olarak arsa niteliğinde olan taşınmazüzerinde kurulan enerji nakil hattı sebebiyle inşaat yapılamayacağını vetaşınmazın tamamen kullanılamaz hâle geldiğini belirterek irtifak hakkıbedelinin belirlenmesinin hatalı olduğunu, el atılan kısmın mülkiyetinindeğerinin tazminat olarak hesaplanması gerektiğini belirtmektedirler.Başvuruculara göre irtifak hakkı tesis edilen alanın mülkiyet değeri iletaşınmazın kalan kısmında meydana gelen değer kaybı toplamı zarar miktarınıoluşturmakta olup değer kaybı miktarı ise buna göre %5,62 olmalıdır.
ii. Başvurucular ikinci olarak dava konusu taşınmazın emsaltaşınmaz kadar değerli olduğunu belirtmişler, buna rağmen emsal taşınmazınmetrekare değerinin 389,38 TL olduğu hâlde bilirkişi kurulunca taşınmazındeğerinin 106,19 TL olarak belirlenmesinden yakınmışlardır.
60. Anayasa Mahkemesinin daha önce de belirttiği üzere -kural olarak-kamulaştırma bedelinin belirlenmesi görevi delillere ilk elden ulaşma imkânıbulunan ve bu konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerine aittir. Taşınmazbedelinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektiren bir konudur. Bu nedenlekamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespiti uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki vegörevindedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibiAnayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurulardabedel veya değer düşüklüğü karşılığını hesaplamak gibi bir görevi debulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yapılan müdahale ileödenen bedel arasındaki ilişki yönünden yapacağı tespit, orantılılıkincelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam vediğerleri, B. No: 2013/2511, 22/1/2015, § 49; Abdülkerim Çakmak ve diğerleri, B. No:2014/1964, 23/2/2017, § 52).
61. Başvurucuların taşınmazından enerji nakil hattı geçirilmesinedeniyle bu kısmı tamamen kullanamadığı yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir.Çünkü sadece enerji nakil hattı geçirilmiş olması taşınmazın mülkiyetinibütünüyle idareye geçirmediği gibi yukarıda da değinildiği üzere başvuruculartaşınmazın bir bölümü olan üstündeki havaveya altındaki arz katmanından mahrum kalmaktadır (bkz. § 42). Ancakbaşvurucuların taşınmazın zemininden veya alt katmanlarından yararlanmaimkânları devam etmektedir. Sonradan imar uygulamasıyla taşınmazın kamu hizmetalanı olarak belirlenmesi hâlinde ise ayrı bir müdahale söz konusu olacaktır.Dolayısıyla uyuşmazlık konusu taşınmaz tapuda başvurucular adına kayıtlıkalmaya devam edeceğine göre enerji nakil hattı geçirilen kısmın mülkiyetininbedelinin ödenmesi yerine irtifak bedelinin tazminat olarak hesaplanmasıbaşvurucuların maddi zararlarını gidermeye yönelik makul bir karşılık olarakgörülmektedir.
62. Nitekim derece mahkemelerince 2942 sayılı Kanun'un 11.maddesi uyarınca irtifak hakkı karşılığının bu hak nedeniyle taşınmazıntamamında meydana gelecek değer kaybı olduğu açıklanmıştır. Buna göre davayakonu taşınmazların irtifak hakkı kurulmadan önceki değeri tespit edilmiş, dahasonra enerji nakil hattı nedeniyle taşınmazın tamamında meydana gelen değerdüşüklüğü oranı tespit edilerek bu oranla davaya konu taşınmazın tüm değerininçarpılması suretiyle irtifak hakkı karşılığı hesaplanmıştır. Bu bağlamda enerjinakil hattının altında kalan bölümü üzerinde inşaat yapılamayacak olmasınınneden olacağı zararın da taşınmazın değerinde meydana gelen azalmanın oranınınbelirlenmesinde dikkate alınan unsurlardan olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca pilon yerinin mülkiyet bedelinin de tazminata ilaveedildiği görülmektedir.
63. Diğer taraftan hangi taşınmazın emsal alınacağı ve emsalalınan taşınmaz ile uyuşmazlık konusu taşınmaz arasındaki farklara göre bedelinnasıl hesaplanacağı hususu bu alanda uzman bilirkişilerce takdiredilebilecektir. Başvurucular ise bilirkişi raporundaki belirlemenin aksinigösterir somut herhangi bir bilgi, belge veya rapor sunmamış, soyut olarakuyuşmazlık konusu taşınmazın emsal alınan taşınmaz ile aynı değerde olduğunuifade etmekle yetinmişlerdir. Buna göre derece mahkemeleri; bedel tespitinikeşif yaparak, bilirkişi raporlarına müracaat ederek, başvurucuların heraşamada itirazlarını sunmasına imkân vererek ve bu itirazları dikkate alaraksonuçlandırmıştır. Başvurucular belirlenen tazminat miktarına yönelik yukarıdadeğinilenlerin dışında başka bir açık şikâyeti de bulunmamaktadır (§ 63).Dolayısıyla başvurucuların şikâyetleri ile sınırlı olarakdeğerlendirildiğinde derece mahkemelerince hükmedilen tazminat miktarıbaşvurucuların maddi zararlarını karşılamaya yeterli görülmüştür.
64. Öte yandan kamulaştırmasız el atma uygulaması Anayasa'nın13. ve 35. maddeleri yanında doğrudan 46. maddesine aykırı olarak mülkiyethakkının ihlaline yol açan çok önemli bir sorundur. Bununla birlikte 5/1/1961tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından FiilenAmme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun'un 1. maddesiile 9/10/1956 tarihine kadar; 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesi ile de9/10/1956 ile 4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el atmauygulamalarının tasfiyesi amacıyla düzenlemeler yapılmıştır. Buna rağmen4/11/1983 tarihi sonrasında da idarelerce kamulaştırmasız el atma uygulamasınabaşvurulduğu gözlemlenmektedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi temel bir hakolarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet verenkamulaştırmasız el atma uygulamasının ülkemizde yapısal bir sorun teşkilettiğine dikkati çekmektedir.
65. Buna karşın derece mahkemelerince yalnızca kamulaştırmabedelinden ibaret olan maddi tazminata hükmedilmesi ve manevi tazminat gibibaşka yaptırımların uygulanmaması idarelerin olağan kamulaştırma usulünebaşvurmak yerine kamulaştırmasız el atma uygulamasını tercih etmesine yolaçmaktadır. Hâlbuki kanuni bir dayanağı bulunmayan kamulaştırmasız el atmauygulaması Anayasa'nın öngördüğü mülkiyet hakkının korunmasınıngerekliliklerini de içermediğinden dolayı olağan kamulaştırma usulünün biralternatifi olamaz. Nitekim 1/3/2014 tarihli ve 28928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı'na ekli Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı'nda daidarelerin kamulaştırmasız el atma yoluna başvurmalarının önlenmesi içingerekli düzenlemelerin yapılması öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesikamulaştırmasız el atma uygulamasına son verilmesi bakımından öngörülen butedbirlerin ve düzenlemelerin gerçekleştirilmesinin önemine vurgu yapmaktadır.
66. Sonuç olarak başvurucuların maddi zararları giderilmiş olsadahi Anayasa'nın doğrudan sözüne aykırı olduğu ve kanuna dayalı olmadığı tespitedilen kamulaştırmasız el atma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninyukarıda değinildiği üzere yapısal bir sorun teşkil ettiği dikkate alınmalıdır.Buna göre Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline yolaçıldığının bilinerek idari anlamda gerekli tedbirlerin alınması ve benzerinitelikte yeni ihlallere yol açılmaması için kararın bir örneğinin taşınmaza elatan sorumlu idare olan Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.ninilgili olduğu Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına da gönderilmesi gerekir.
67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderininbaşvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuların maddi tazminat taleplerinin REDDİNE,
D. Kararın bir örneğinin Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.nin ilgili olduğu Enerji ve Tabi Kaynaklar BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Hilvan Asliye HukukMahkemesine (E.2014/68, K.2014/86) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.