TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BEYHAN ÇATALKAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/13947)
Karar Tarihi: 28/11/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Beyhan ÇATALKAYA (Bahanger ATEŞ)
Vekili
:
Av. Ertunç ERTAKUŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, nüfus kaydının kapalı olduğu gerekçesine dayanılarakisim tashihi talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 5/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, 1981 yılında Almanya’nın Böblingenşehrinde doğmuş ve doğum kayıt belgesine uygun şekilde ismi Bahanger Çatalkaya olarak Alman nüfuskütüğüne kaydedilmiştir. O tarihte Türk vatandaşı da olan başvurucunun ön ismiTürk nüfus kütüğüne de Bahangerolarak işlenmiştir.
9. Başvurucunun isminin düzeltilmesi talebiyle ilgili nüfusmüdürlüğünün şikâyeti üzerine Gümüşhacıköy Cumhuriyet Savcılığınca davaname düzenlenmiş ve Gümüşhacıköy Asliye HukukMahkemesinin 21/6/1988 tarihli kararıyla başvurucunun ön isminin Beyhan olarak düzeltilmesine kararverilmiştir.
10. Doğumundan itibaren Almanya’da yaşayan başvurucu, TürkiyeCumhuriyeti Bakanlar Kurulunun 17/12/1999 tarihli Türk vatandaşlığındançıkmasına izin verilmesine ilişkin kararına dayanılarak İçişleri Bakanlığının28/7/2000 tarihli kararıyla Türk vatandaşlığından çıkmıştır.
11. Hâlihazırda 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı TürkVatandaşlığı Kanunu’nun 28. maddesi gereğince mavi kart sahibi olan başvurucu,yalnızca Alman vatandaşıdır. T.C. Stuttgart Başkonsolosluğu tarafından23/9/2009 tarihinde verilen mavi kartta başvurucunun ön ismi Beyhan olarak düzenlenmiştir.
12. 2001 yılında Türk vatandaşı S. Ateş ile evlenen başvurucu,2007 ve 2012 yıllarında iki çocuk dünyaya getirmiştir.
13. Başvurucu, çocuklarını Mavi Kartlılar Kütüğü'nekaydettirmek amacıyla ilgili nüfus müdürlüğüne başvurmasına rağmen Türk nüfuskaydıyla Alman nüfus kayıtları arasında isim konusunda çelişki bulunduğugerekçesiyle talebinin reddedildiğini belirterek kapalı nüfus kaydında Beyhan olan ön isminin Alman nüfuskaydındaki gibi Bahangerolarak düzeltilmesi istemiyle isim tashihi davası açmıştır. Başvurucu davadilekçesinde, kapalı nüfus kaydı ile Mavi Kartlılar Kütüğü'ndekisöz konusu çelişkinin giderilmesi talebinde bulunmuştur.
14. Amasya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19/2/2014 tarihlikararıyla davanın reddine hükmedilmiştir. Kararda 25/4/2006 tarihli ve 5490sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 14. maddesi hatırlatılmış ve Türkvatandaşlığının kaybedilmesi nedeniyle kapatılan nüfus kayıtları üzerindedeğişiklik yapılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca mavi kartınbaşvurucunun kapalı nüfus kayıtları esas alınarak düzenlendiği, bu nedenlekapalı olan nüfus kaydıyla çelişki oluşturacak şekilde Mavi Kartlılar Kütüğü'nde değişiklik yapılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.Kararda, düzeltme talebine dayanak olarak gösterilen nedenlerin idarimercilerce gözönüne alınması gereken nedenlerolduğunun anlaşıldığı şeklinde değerlendirmelere de yer verilmiştir.
15. Karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 13/11/2014 tarihlikararıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 26/5/2015 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar 8/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
17. Başvurucu 5/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 5490 sayılı Kanun’un “Kaydınkapatılması ve yeniden açılması” kenar başlıklı 14. maddesişöyledir:
"(1) Nüfus kaydının kapatılması; ölüm,gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlât edinilme, soybağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniylebir kaydın üzerinde işlem yapılamaz hale getirilmesidir.
(2) Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadankalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep ortayaçıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel durumdameydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir."
19. 5901 sayılı Kanun’un"Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınanhaklar" kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"(1) Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkmaizni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve üçüncü dereceye kadarolan altsoyları, bu maddede belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarınatanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. Millî güvenliğe ve kamudüzenine ilişkin hükümler saklıdır.
(2) Bumadde kapsamında bulunan kişilerin, seçme ve seçilme, muafenaraç veya ev eşyası ithal etme hakları ile askerlik hizmetini yapma yükümlülüğüyoktur. Bu kişilerin sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı olup buhakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabidirler.
...
(5) Bumadde hükümlerinden yararlanacak olan altsoyun, üstsoyu ile soy bağınıbelgelendirmesi şarttır.
(6) Bumadde kapsamında bulunan kişilere, talepleri halinde bu maddede belirtilenhaklardan faydalanabileceklerini gösteren Mavi Kart düzenlenir. ...
(7) Bumaddenin sağladığı hakların kullanılmasında Mavi Kartın ibrazı yeterlidir.Kartın ibraz edilememesi durumunda Kimlik Paylaşımı Sistemi aracılığıyla MaviKartlılar Kütüğünden alınacak kayıt örneği ve uyruğunda bulunulan devletmakamlarınca verilmiş kimlik bilgilerini gösteren belge ile işlem yapılır. Bukişilerin kimlik bilgilerinde değişiklik olması durumunda uyruğunda bulunduğudevlet makamından alınmış eski ve yeni kimlik bilgilerini gösteren belgeninusulüne göre tasdik edilmiş Türkçe tercümesi ile birlikte ibrazı zorunludur.
(8) Bumadde kapsamında bulunan kişilere Bakanlığın tespit edeceği esaslarçerçevesinde kimlik numarası verilir. Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasıaranan yerlerde bu kimlik numarası kullanılır.
...
(10)Kamu kurum ve kuruluşları, bu madde hükümlerinin uygulanması amacıyla her türlütedbiri alır ve gerekli düzenlemeleri yapar."
B. Uluslararası Hukuk
20. Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonunca imzaya açılan,Türkiye açısından 21/5/1975 tarihinde onaylanan ve 16/2/1977 tarihindeyürürlüğe giren 13/9/1973 tarihli ve 15226 sayılı Ad ve Soyadlarının NüfusKütüklerine Yazılış Şekline İlişkin Sözleşme’nin (14 No.lu Sözleşme) 4.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"İbraz edilen çeşitli belgelerde, ad vesoyadlarının yazılışlarında farklılık bulunması halinde, ilgili, kimliğinitespit eden nüfus kaydı veya belgelerin düzenlendiği sırada hangi devletinuyruğu ise, o belgelere göre gösterilir."
21. 14 No.lu Sözleşme’nin 6. maddesi şöyledir:
"Âkit Taraflar makamlarınca nüfuskütüğüne düşürülen iki veya daha fazla kayıtta, aynı kimsenin, değişik ad veya soyadlarla gösterilmesi halinde, her Âkit Tarafın yetkilimakamları, gerektiğinde farklılıkların giderilmesi için tedbirler alacaktır.
Âkit Devlet makamları, bu amaçla aralarındadoğrudan doğruya yazışabilirler."
22. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özelve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesişöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamumakamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik birtoplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzeninkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarınınhak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda sözkonusu olabilir."
23. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavramailişkin tüketici bir tanım yapılmasından özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesikavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığıanlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkınaindirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyleuyumlu birçok hukuksal çıkar, bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu kapsamdadış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli olan isim hakkı daSözleşme'nin denetim organları tarafından ön ismi ve soy ismi kapsayacakşekilde maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır.
24. AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinin isim ve soy ismi konusundaaçık bir hüküm içermediğini belirtmekle beraber kişinin kimliğinin ve aile bağlarınınbelirlenmesinde kullanılan bir araç olması nedeniyle belirli bir dereceye kadardiğer kişilerle ilişki kurmayı da içeren özel hayata ve aile hayatına saygıhakkıyla ilgili olduğunu ve bir kamu hukuku konusu olarak toplumun ve devletinisimlerin düzenlenmesi konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve ailehayatı kavramlarından uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir (Burghartz/İsviçre, B. No: 16213/90, 22/2/1994, §24; Stjerna/Finlandiya, B. No: 18131/91, 25/11/1994,§ 37). Bu kapsamda isimleri üzerinde değişiklik yapılması hususunda ciddinedenleri bulunan kişilerin belirli şartlar altında bu imkâna sahip olması,Sözleşme’nin 8. maddesinin koruma alanına girmektedir. Ancak AİHM'e göre nüfus bilgilerinin eksiksiz olarakkaydedilmesi, kimliğin belirlenmesi veya belli isimdeki kişilerin belli biraile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerektirdiğidurumlarda, isim değiştirme imkânına yasal birtakım sınırlamalar getirilmesimümkündür (Stjerna/Finlandiya, § 39; Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye, B. No:30206/04 …, 2/2/2010, § 48).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu; doğup büyüdüğü ve hâlen yaşadığı Almanya'da Bahangerismini kullandığını ve Alman nüfus kaydında bu ismin bulunduğunu, 1981-1988yılları arasında Türk nüfus kaydında ön isminin Bahanger olarak kayıtlı olduğunu vetalebi olmaksızın 1988 yılında ön isminin Beyhanşeklinde değiştirildiğini belirtmiştir. Türk vatandaşlığından izin alarakçıktıktan sonra kapatılan Türk nüfus kaydı esas alınarak hakkında düzenlenenmavi kartta ön isminin Beyhanolarak belirtildiğini, sonraki süreçte dünyaya gelen çocuklarının mavi kartsahibi olmaları talebiyle yaptığı başvuruların ön isim konusunda Türk ve Almannüfus kayıtlarında çelişki bulunduğu gerekçesiyle reddedildiğini ilerisürmüştür. Başvurucu, özellikle Türkiye'ye geldiği zamanlarda kayıtlararasındaki çelişki nedeniyle çocuklarının annesi olmadığı düşünülerek kendisineşüpheyle yaklaşıldığını ve çocuklarıyla ilgili işlemlerde zorluklar yaşadığınıiddia etmiştir. Türkiye ile olan bağlarını koparmadığını ifade eden başvurucu,nüfus kayıtları arasındaki çelişkinin giderilmesi talebiyle açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle isim hakkının ve aile hayatına saygı hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının mahiyetinin,kimliğinin bir parçası olan isim hakkına yönelik olduğu dikkate alındığındabaşvurunun Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkıkapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
1.Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Başvuruya konu edilen dava ile, izin almak suretiyle Türkvatandaşlığından çıkan başvurucunun kapatılan Türk nüfus kaydı ve vatandaşıolduğu Almanya’daki nüfus kaydı arasındaki çelişkinin giderilerek resmîişlemlerde karşılaşılan sorunların ortadan kaldırılmasının hedeflendiğianlaşılmaktadır. Nitekim anılan nüfus kayıtlarındaki anne isminin farklı olmasınedeniyle çocukların Mavi Kartlılar Kütüğü'nekayıtlarının yapılmadığı dikkate alındığında nüfus kaydının düzeltilmesitalebiyle açılan davanın, başvurucunun karşılaştığı resmî sorunların ve bunedenle uğradığı ya da uğraması olası zararların giderimineelverişli nitelikte bir yol olduğu değerlendirilmiştir.
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
30. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir ..."
31. Anayasa’nın “Milletlerarasıandlaşmaları uygun bulma” kenar başlıklı90. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuşmilletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlarhakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ekcümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğekonulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarlakanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecekuyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleriesas alınır."
32. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Bireyinyaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen, bireyolarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez,devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan isim hakkının dakişinin özel hayatının bir unsuru olduğu açıktır. Dolayısıyla cinsiyet, doğumkaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlardadeğişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra isim hakkı daAnayasa'nın 20. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.
a. Genel İlkeler
33. Kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olanismin vazgeçilemezlik, devredilemezlikve kişiye sıkı surette bağlı olma niteliklerinin kişinin mevcut statüsünüetkilemesi muhakkak olduğundan devletin kişinin isminin korunması ve kamudüzenini bozmadığı müddetçe değiştirilmesine imkân tanıması yönünde pozitifyükümlülüklerinin bulunduğu değerlendirilmektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler,somut olayın özellikleri gözönünde bulundurularakidari ve yargısal karar vericiler tarafından kişilerin bu yöndeki makultaleplerinin karşılanmasını veya taleplerin reddi durumunda buna ilişkin ilgilive yeterli gerekçeler belirtilmesini gerektirir.
34. Devletin vatandaşlarına verdiği nüfus hizmetleri, temelniteliklerini medeni hukuk düzenlemelerinden ve devletlerarası özel hukukdüzenlemelerinden alan hukuki ve teknik bir hizmettir. Bu hizmetin yerinegetirilmesi, kişilerin kimliklerinin her zaman doğru şekilde belirlenmesinigerekli kıldığından aynı zamanda bir yükümlülüktür. Yabancıların kişi hâllerineilişkin işlemler yapılması da devletler açısından söz konusu kamu hizmetininbir parçası olarak kabul edilmektedir. Özellikle Milletlerarası Ahvali ŞahsiyeKomisyonu üyesi olan ülkemiz açısından bu yükümlülüğün yabancılara karşı daözenle yerine getirilmesi gerekmektedir(Aslan Faruk Toprak, § 63).
35. Vatandaşlık ve aile kayıtlarının eksiksiz ve doğru tutulmasıkişilerin öngörülemeyen mağduriyetler yaşamasına engel olacağı gibi onlararesmî işlemlerinde de koruma sağlayacaktır. Nüfus kayıtlarının en temel işlevi,kişilerin resmî makamlar önünde tanınmasını sağlamaktır. Bu tanınmanın yalnızcaulusal ölçekte değil uluslararası tüm işlemlerde de sorunsuz şekildegerçekleşmesi, nüfus kaydını tutan kamusal makamların görev vesorumluluğundadır (Aslan Faruk Toprak,§ 64).
36. İsim hakkının, kamu düzeninin işleyişine engel olmayan isimdeğişikliği taleplerinin kamusal makamlarca karşılanmasını da içerdiği hususukonuyla ilgili içtihadın oluştuğu Anayasa Mahkemesinin Aslan Faruk Toprak kararındavurgulanmıştır. Bu bağlamda kamusal makamlarca isim değişikliği taleplerininileri sürülebilmesine ve incelenmesine olanak sağlayan idari ya da yargısalbaşvuru yollarının oluşturulması ve kapsamı belirli ulusal ve uluslararasıdüzenlemeler çerçevesinde uygun görülen taleplerin karşılanması gerekir (Aslan Faruk Toprak, B. No: 2013/2957,24/3/2016, § 39).
37. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, isim değişikliği gibi kişihâlleri ile ilgili olan ulusal düzenlemeler hayata geçirilirken meseleninyalnızca düzenlemeyi yapan ülke vatandaşlarının hukukunu ilgilendirdiğikabulüyle dar bir çerçevede ele alınmaması gerektiğini ifade etmiş veuluslararası sözleşmelerle taahhüt altına girilen durumlara ilişkinaçıklamalara yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi, isim değişikliği taleplerininhangi koşullar altında olumlu karşılanacağı ve bu tür taleplerin hangiusullerle inceleneceği hususunda kullanılan takdir hakkının isim değişikliğitaleplerinin değerlendirilmesi yolunu tamamen kapatacak ve sonuç alabilmeyi imkansız kılacak şekilde kullanılmaması gerektiğini önemlevurgulamıştır. Bu bağlamda, uluslararası sözleşmelerin getirdiği güvenceleringözetilmesi ve isim değişikliği taleplerinin dile getirilebildiği ve sonuçalınabildiği etkili, ulaşılabilir, öngörülebilir yolların oluşturulmasıgerekir. Bu yollar vatandaşların yanında belirli ve sınırlı durumlardayabancılar için de sağlanmalıdır (AslanFaruk Toprak, §§ 39, 40).
38. Anayasa Mahkemesi, kamusal makamlarca takdir hakkıkullanılırken Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonuna üye devletlertarafından kişi hâlleri üzerine imzalanan uluslararası sözleşmelerin içerdiğiyükümlülüklerin ve kişilere tanıdığı güvencelerin dikkate alınmasıgerekliliğinin üzerinde durmuştur (AslanFaruk Toprak, § 41). Mahkeme; kişilerin durumlarına, aileye vevatandaşlığa ilişkin konularda temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararasıbelgelerden olan 14 No.lu Sözleşme'yi hatırlatmıştır.Buna göre 14 No.lu Sözleşme ile taraf devletler arasında kişinin kimliğininbelirlenmesinde temel olan isim ve soy isimlerin yazılışında birliğinsağlanması amaçlanmıştır. 14 No.lu Sözleşme, aynı kişi hakkında açılmış birdenfazla nüfus kütüğünde isim veya soy isimlerin birbirinden farklı gösterildiğidurumlarda bu kişilere uluslararası düzeyde asgari bir güvence sağlamaktadır (Aslan Faruk Toprak, § 42).
39. Kişilerin isimleri üzerinde tasarrufta bulunmasının gerekliolduğu durumlarda Anayasa’nın 20. maddesinin koruma alanı genişyorumlanmalıdır. Bu yorum, isim hakkı konusunda mevzuat oluşturulurken veuyuşmazlıklar çözümlenirken konu ile ilgili olan ve taraf olunan uluslararasısözleşmelerde yer alan koruyucu hükümlerin asgari düzeyde mutlaka hayatageçirilmesini de kapsamalıdır (Aslan FarukToprak, § 43). Koşulların oluştuğu durumlarda Anayasa'nın 90.maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi dikkate alınmalı ve bir çatışmaolduğunda ya da bir düzenlenmenin yorumlanması gerektiğinde temel hak veözgürlüklere ilişkin uluslararasısözleşmeler esas alınarak uyuşmazlıkların çözümlenmesi yoluna gidilmelidir.
40. Anayasa Mahkemesi içtihadında belirtildiği üzere isimüzerinde belirli koşullar altında değişiklik yapılabilmesinin bireylerin özelhayatlarının bir unsuru olan kimliğin belirlenmesi açısından bir gereklilikolduğu gözardı edilmemelidir (Aslan Faruk Toprak, § 44).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
41. Başvuruya konu olayda, Türk vatandaşlığından izin ile çıkanbaşvurucunun kapatılan nüfus kaydında Beyhanolan ön isminin, vatandaşı olduğu Almanya’daki geçerli tüm resmî kimlik vebelgelerde kullanıldığı şekilde Bahanger olarak düzeltilmesine yetkili idari veyargısal merciler tarafından izin verilmemesi söz konusudur.
42. Somut olayda irdelenmesi gereken husus 5490 sayılı Kanun'un14. maddesinin kapalı nüfus kayıtları üzerinde işlem yapılmasına olanakvermediği şeklinde yorumlanarak uygulanmasının, Anayasa’nın 20. maddesininsağladığı güvenceleri içerip içermediği ve bu kapsamda devletin anılan pozitifyükümlülüklerinin yerine getirildiğinin söylenip söylenemeyeceği noktasındadır.
43. İsim değişikliği taleplerinin ileri sürülebilmesine veyetkili makamlarca incelenmesine olanak sağlayan başvuru yolları 5490 sayılıKanun ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamındadüzenlenmiştir. Kapalı nüfus kayıtları ile ilgili çerçevenin çizildiği 5490sayılı Kanun’un 14. maddesinde nüfus kaydının kapatılması, çeşitli nedenlerlekaydın üzerinde işlem yapılamaz hâle getirilmesi olarak tanımlanmış ve kaydınkapatılmasına ilişkin sebep ortadan kalktığında veya kaydın yeniden açılmasınıgerektirecek yeni bir sebep ortaya çıktığında kaydın yeniden açılacağı, kişiseldurumda meydana gelmiş olayların ancak kaydın açılmasından sonra kişininkaydına işlenebileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme, nüfus davalarındaverilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay 18. Hukuk Dairesininmuhtelif kararlarında “nüfus kayıtlarıkapalı olan kişilerin kişisel durumlarında meydana gelen değişiklerin ancakkaydın yeniden açılmasıyla işlenebileceği, kapalı kayıttaki bilgilerideğiştirecek mahiyette değişiklik yapılmasının mümkün olmadığı”şeklinde yorumlanmaktadır (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2013/5051,K.2013/6657, 18/4/2013; E.2014/11752, K.2014/18621, 18/12/2014). Yerelmahkemenin başvuru konusu edilen kararının da Yargıtayınyaklaşımı doğrultusunda oluşturulduğu anlaşılmaktadır (Aslan Faruk Toprak, § 55).
44. Mevzuatın vatandaşların isim değişikliğine ilişkintaleplerinin ileri sürülebilmesine, bu taleplerin idari ve yargısal mercilertarafından incelenmesine ve neticede uygun görülen değişikliklerin talepdoğrultusunda yerine getirilmesine imkân sağladığı tartışmasızdır. Ancak 5490sayılı Kanun’un 14. maddesinin başvuru konusu somut olaydaki şekliyleyorumlanması durumunda, vatandaşlıktan çıkan kişilerin kapatılan nüfuskayıtları üzerinde isim değişikliği talebinde bulunabilmeleri imkânı tamamenortadan kaldırılmış olacaktır. Bu durum özellikle vatandaşlıktan çıkan kişilerhakkında, vatandaşlık hakkı kazanılan başka bir ülkenin kamusal makamlarıtarafından oluşturulan nüfus kayıtları ile vatandaşlığından çıkılan ülkedekikapatılan nüfus kayıtları arasında farklılıkların oluştuğu durumlarda sözkonusu kişiler açısından mağduriyetlere neden olabilmektedir(Aslan Faruk Toprak, § 57).
45. Bu noktada bu türden farklılıkların hangi ülke tarafından vene şekilde giderilmesi gerektiği hususunun açıklığa kavuşturulması zorunluluğudoğmaktadır. Anayasa’nın genel ve soyut düzenlemeleri, 5490 sayılı Kanun, 5901sayılı Kanun ile diğer ulusal düzenlemeler dikkate alındığında bu sorunun vesorundan kaynaklanan mağduriyetlerin giderilebilmesine imkân sağlayan açık bir düzenlemebulunmadığı, aksine 5490 sayılı Kanun’un 14. maddesinin somut olaydaki gibiyorumlanıp uygulanmasının söz konusu soruna neden olduğu anlaşılmaktadır(Aslan Faruk Toprak, § 58).
46. Kamusal makamlar tarafından 5490 sayılı Kanun'un 14. maddesiyorumlanıp uygulanırken böylesi bir durumda ne şekilde bir çare üretilmesigerektiği hususunun ihmal edildiği görülmektedir. Oysa kişilerin vatandaşlık venüfus kayıtlarında meydana gelecek değişikliklerin izlenmesi, sorunlarınçözümünün sağlanması ve kişi hâllerinin korunması amacı doğrultusunda 1950yılında kurulan ve Türkiye’nin 1953 yılında üye olduğu Milletlerarası AhvaliŞahsiye Komisyonunun imzaya açtığı uluslararası sözleşmelerden olan veülkemizde 16/2/1977 tarihinde yürürlüğe giren 14 No.lu Sözleşme, nüfuskayıtlarının tutulmasına ilişkin uluslararası standartların belirlendiği veuygulanması konusunda taraf devletleri yükümlülük altına sokan birtakımhükümler içermektedir. 14 No.lu Sözleşme ile kişinin kimliğinin belirlenmesindetemel olan isim ve soy isimlerin kişi hâllerine ilişkin her türlü işlem vebelgelerde aslına uygun olarak yazılıp kaydedilmesi, isim ve soy isimlerinyazılışında birliğin sağlanması amaçlanmıştır (AslanFaruk Toprak, § 59).
47. 14 No.lu Sözleşme’nin 6. maddesi, aynı kişi hakkında açılmışbirden fazla nüfus kütüğünde isim veya soy isimlerin birbirinden farklıgösterildiği durumlarda bu kişilere uluslararası düzeyde asgari bir güvencesağlamaktadır. Buna göre söz konusu 14 No.lu Sözleşme, gerektiğinde isim veyasoy isimlerdeki farklı kayıtların giderilmesi için taraf devletlerin yetkilimakamlarını tedbirler alma yükümlülüğü altına sokmaktadır. Bu kapsamda tarafdevletlerin makamları, tedbir alma amacıyla aralarında doğrudan yazışmaimkânına sahip kılınmıştır. Ayrıca Sözleşme’nin 4. maddesi de ibraz edilenbelgelerde isim ve soy isimlerin farklı olması hâlinde başvurulması gerekenyöntemi göstermektedir. Buna göre bu tür farklılıkların bulunması hâlindegeçerli olarak kimliği ortaya koyan nüfus kaydının düzenlendiği tarihte ilgilikişi hangi devletin vatandaşı ise farklılığın giderilmesinde, vatandaşı olunansöz konusu devlet tarafından tutulan belgelerin esas alınacağı hükmebağlanmıştır (Aslan Faruk Toprak,§ 60).
48. Başvuruya konu olan somut olayda Almanya doğumlu başvurucu28/7/2000 tarihinde Türk vatandaşlığından Beyhanön ismiyle çıkmış ve Bahangerön ismiyle Alman vatandaşlığını sürdürmüştür. Sunulan belgelerden Almanya’dakiresmî kayıtlarda da doğumundan itibaren ön isminin Bahanger olduğu anlaşılmaktadır.
49. Yaşamına Bahangerön ismiyle devam eden ve 5901 sayılı Kanun gereğince mavi kart sahibi olanbaşvurucunun Türkiye ile resmî işlemler gerçekleştirmesinin olağan olduğu,bundan sonraki dönemde de Türkiye ile bu tür ilişkilerinin devam edeceğikuşkusuzdur. Bu nedenle başvurucunun ibraz edeceği geçerli resmî kimliğindekiismi ile kapatılan nüfus kaydındaki ismi arasındaki farklılık gerekçegösterilerek Türkiye’deki kamusal makamlar nezdinde girişeceği resmî işlemlerdebazı engellerle karşı karşıya kalacağı öngörülebilir bir durumdur. Nitekimsomut başvuruda, isim farklılığından dolayı başvurucunun altsoyu Mavi KartlılarKütüğü'ne kaydedilememiştir.
50. Başvuru dosyası bir bütün olarak ele alındığında,başvurucunun özel hayatının bir parçası olan kimliğinde belirlilik sağlanmasıiçin nüfus kayıtları arasındaki çelişkinin giderilmesini sağlayacak çarelerinüretilmesi gerektiği, ancak bu şekilde başvurucunun isim hakkına sağlıklı birkorumanın sağlanacağı anlaşılmıştır. Farklılıkların giderilmesi konusunda 14No.lu Sözleşme’nin kamusal makamlara yüklediği sorumlulukların, kapalı da olsabaşvurucunun ve başvurucunun ön isminin yazılı olduğu ailesinin nüfus kayıtlarıüzerinde farklılığı giderebilecek şekilde sınırlı düzeltmeler yapılabilmesineolanak sağladığı değerlendirilmiştir.
51. Başvurucunun içinde bulunduğu somut koşullar, derecemahkemeleri tarafından şikâyetin çözümüne imkân sağlayacak şekilde elealınmalı, ulusal ve uluslararası düzenlenmeler nüfus kayıtları arasındakifarklılıkların giderilmesini engelleyecek biçimde katı yorumlanmamalıdır. Budoğrultuda, Anayasa'nın 90. maddesinin beşinci fıkrası ışığında 5490 sayılıKanun'un 14. maddesi yorumlanırken başta 14 No.lu Sözleşme'nin sağladığı asgarigüvenceler olmak üzere diğer düzenlemelerin de gözönünealınması ve başvurucu tarafından dile getirilen şikâyete çözüm sağlayıpsağlanmayacağının derece mahkemelerince değerlendirilmesi gerekir (Aslan Faruk Toprak, § 66).
52. Başvuruya konu yargılamada, başvurucunun mağduriyetiningiderilmesine ve kimliğinin bir parçası olan ismi üzerinde değişiklikleryapılabilmesine olanak veren güvenceleri içeren 14 No.lu Sözleşme’nin dikkatealınmadığı ve 5490 sayılı Kanun’un 14. maddesinin başvurucunun şikâyetinigiderebilecek şekilde yorumlanabilmesi imkânı bulunmasına rağmen bu hususta birdeğerlendirme dahi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 5490 sayılıKanun’un 14. maddesinin 14 No.lu Sözleşme dikkate alınarak yorumlanmamasınedeniyle derece mahkemelerinin somut olaydaki yorum ve yaklaşımınınbaşvurucunun mağduriyetini gidermediği,Anayasa'nın90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesindeki hükme rağmen usulüne göreyürürlüğe girmiş uluslararası sözleşme hükümlerinin mahkeme kararlarında gözönünde bulundurulmadığı görülmektedir. Söz konusuyargısal yaklaşımın bu hâliyle kamunun ve bireylerin çatışan çıkarlarıkarşısında ölçülü ve adil bir denge kurmadığı açıktır.
53. Derece mahkemeleri tarafından 5490 sayılı Kanun’un 14.maddesinin somut olaydaki gibi yorumlanıp uygulanmasının, benzer şekildekiolayların dava konusu edildiği durumlarda bireylerin isim haklarına bir korumasağlanabilmesi açısından elverişli olmadığı, anılan yargısal yaklaşımın olayaözgü mevcut koşullar içinde başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlalineneden olduğu ve ihlalin bizatihi 5490 sayılı Kanun’un 14. maddesinin 14 No.luSözleşme hükümleri gözardı edilerek yorumlanmasındanve uygulanmasından kaynaklandığı kanaatine ulaşılmıştır. Neticede anılandüzenlemeye dayanılarak başvurucunun isim değişikliği talebinin reddedilmesişeklindeki mevcut uygulamayla özel hayata saygı hakkı yönünden devletin pozitifyükümlülüklerini yerine getirdiği söylenemeyecektir.
54. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20.maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
56. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususundagenel ilkeler belirlenmiştir.
57. Mehmet Doğankararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).
58. Mehmet Doğankararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derecemahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derecemahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bunagöre Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yenidenyargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde, ilgili usul kanunlarında düzenlenenyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesisebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derecemahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararıverilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdirderece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiğidoğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmaklayükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
59. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin birişlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsasöz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya dahaönce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılıkihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesinceyapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararınınsonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiğihâllerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudanmümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererekihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
60. Başvurucu, ihlalin tespitiyle birlikte lehine manevitazminata karar verilmesini talep etmiştir.
61. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun isim değişikliği talebininreddedilmesi şeklindeki mevcut uygulamayla özel hayata saygı hakkı yönündendevletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna ulaşmıştır.Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
62. Bu durumda kişinin özel hayata saygı hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılıKanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılmasıgereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması venihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
63. Öte yandan başvurucu tarafından tazminat talebinde bulunulmuşolmakla birlikte, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili yargımerciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatasaygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Amasya3. Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE (E.2013/440, K.2014/66 sayılıdosyasıyla ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın birörneğinin Yargıtayın ilgili Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.