TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
B. K. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/14189)
Karar Tarihi: 25/10/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 16/11/2017-30242
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
B. K.
Vekili
:
Av. Hilal ÇALKIN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hatalı tedavi uygulanması nedeniyle maddi ve manevivarlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının; operasyonu gerçekleştiren doktoraleyhine açılan tazminat davasında duruşmaların gizli yapılması yönündekitalebin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ve davanın makul süredesonuçlandırılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvurubelgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu 17/4/2009 tarihinde meme küçültme operasyonugeçirmiştir.
9. Başvurucu; bu operasyon neticesinde sağ memesini ve memeucunu yitirdiğini, sol memesinin biçimsiz hâl aldığını, bu durumun oluşmasındaoperasyonu gerçekleştiren doktorun kusurunun bulunduğunu ileri sürerek ilgilidoktor hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
A. Ceza Davasına İlişkin Süreç
10. Doktor hakkında İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır. Mahkemece Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu alınmıştır. Adli TıpKurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 1/8/2012 tarihli raporunda; başvurucununameliyat nedeniyle hayati tehlike geçirmediği, yaralanmanın basit tıbbimüdahale ile giderilemeyeceği, uzuv zaafı veya uzuv tatilinin söz konusuolmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca ameliyat sonrası gelişen kısmi dokunekrozu ve yara açılmasının bu tür plastik cerrahi ameliyatlarında komplikasyonolarak kabul edilebileceği, kişinin mevcut durumunun daha iyi hâlegetirilebilmesi için rekonstrüktif müdahalelerin gerektiği,ameliyat sırasında tıbbi uygulama hatasına dair deliller olmasa da meydanagelen sonucun kabul edilebilir olmadığı ifade edilmiştir.
11. İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/1/2013 tarihli kararıylasanık doktorun beraatine hükmedilmiştir.
12. Başvurucunun temyizi üzerine karar; Yargıtay 12. CezaDairesinin 29/5/2014 tarihli ilamıyla, sanığın tıbbi açıdan kusurlu olupolmadığının, meydana gelen sonuç ile tıbbi müdahale arasında illiyet bağıbulunup bulunmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması için YüksekSağlık Şurasından rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
13. Bireysel başvuru dilekçesinde dosyanın temyiz incelemesinedeniyle Yargıtayda derdest durumda olduğu ifadeedilmişse de Yargıtayın bozma kararı üzerine dosyanınyerel mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır. Dosya, İzmir 7. Sulh CezaMahkemesinin kapatılmış olması nedeniyle İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin2014/372 sayılı esasına kaydedilmiştir.
14. Mahkeme tarafından Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık ŞuraBaşkanlığından bilirkişi raporu alınmıştır. Yüksek Sağlık Şura Başkanlığının17/4/2015 tarihli raporunda, estetik olarak uygulanan meme küçültmeameliyatında meydana gelen deformasyonun komplikasyon olduğu ve komplikasyonyönetiminin yerinde olduğu belirtilmiştir. Raporda; tıp terminolojisi yönünden,komplikasyonun hastanın ya da doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen,öngörülebilen fakat önlenemeyen gelişmeler anlamına geldiği, dolayısıylahekimin eylemi ile meydana gelen olay arasında illiyet bağı kurulamayacağındanameliyatı gerçekleştiren doktora tıbbi kusur atfedilemeyeceği ifade edilmiştir.Bununla birlikte raporda, hasta dosyasında operasyon öncesinde hastanınbilgilendirilmesine dair onam belgesinin bulunmamasının önemli bir eksiklikolduğu bildirilmiştir.
15. İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/7/2015 tarihlikararıyla, meydana gelen deformasyonun tıbbi komplikasyondan kaynaklandığı,hekime tıbbi kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle sanığın beraatinekarar verilmiştir.
16. Anılan karar, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 31/1/2017 tarihlikararıyla bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında, ameliyatı yapan doktor sanığınbaşvurucunun ikinci kez meme ameliyatı olacağını bilmesine rağmen öncekiameliyata dair belgeleri getirtmediği ve ameliyatın riskleri hakkındabaşvurucuyu bilgilendirmediği, bu nedenle kusurlu olduğu, 26/9/2004 tarihli ve5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin ikinci fıkrası uyarıncamahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatinekarar verilmesinin kanuna aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir.
17. Bozma kararı üzerine dosya, İzmir 28. Asliye CezaMahkemesinin 2017/236 sayılı esasına kaydedilmiş olup yerel mahkeme aşamasındaderdest durumdadır.
B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
18. Başvurucu aynı zamanda maddi ve manevi zararlarınıngiderilmesi için söz konusu doktor aleyhine 19/7/2010 tarihinde İzmir 4. AsliyeHukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde özel hayatasaygı hakkının ihlalini teşkil edebilecek fotoğraflar gibi bilgi ve belgelerhakkında gizlilik kararı verilmesi talep edilmiştir.
19. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/347 Esas sayısınakaydedilen dosyanın 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesineyer olmadığına" karar verilmiştir.
20. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26/4/2012 tarihliduruşmasında, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davasısonucunda verilecek kararın beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin10/9/2012 tarihli duruşmasında ise belirtilen ceza davası sonucunda verilecekkararın kesinleşmesinin beklenmesine; 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanun'un 165. maddesi uyarınca, söz konusu karar kesinleşinceyekadar dosyanın askıya alınmasına karar verilmiştir. Dosya yerel mahkemeaşamasında derdest durumdadır.
21. Başvurucu 27/8/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
22. 6100 sayılı Kanun’un "Aleniyetilkesi" kenar başlıklı 28. maddesi şöyledir:
“(1) Duruşma ve kararların bildirilmesialenidir.
(2) Duruşmaların bir kısmının veya tamamınıngizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesinolarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resenmahkemece karar verilebilir.
(3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlarhakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır.Hâkim, bu kararının gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar.
(4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasındahazır bulunanları o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamalarıhususunda uyarır ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununungizliliğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağını ihtar ederek bu hususututanağa geçirir.”
23. 6100 sayılı Kanun’un 28. maddesinin gerekçesinin ilgilikısmı şöyledir:
“...
Bazı hâllerde, temel haklardan olan“yargılamanın alenî yapılması” ilkesinin Anayasamız ve Avrupa İnsan Haklarısözleşmesinin yukarıda açıklanan ölçüleri içinde sınırlandırılması zorunlu olmaktadır.Maddenin ikinci fıkrasında, bu hâller, mümkün olduğu kadar somutlaştırılmayaçalışılmıştır.
Üçüncü fıkrada, gizlilik kararınınverilebilmesi için araştırmanın da gizli duruşmada yapılacağı ve gizlilikkararı gerekçesinin hemen değil de esas hakkındaki kararla birlikte açıklanmasıuygun bulunmuştur. Zira yargılamanın her noktasında karara ulaşmak için biraraştırma yapılması, tarafların diyeceklerinin sorulması, bu konuda delillerintoplanıp incelenmesi zorunludur. Bu zorunluluğu yerine getirirken dahigizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılması uygun olmayabilir.Doğaldır ki Anayasamızın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ifade olunduğuüzere, gizlilik kararının da gerekçesi gösterilmelidir. Yine gizliliğin amacınıkorumak için bu gerekçenin açıklanmasının da davanın sonuna tehir edilmesiuygun bulunmuştur.
…”
24. 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun ileri sürülmesi"kenar başlıklı 163. maddesi şöyledir:
“Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir önsorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşmasırasında sözlü olarak ileri sürebilir.”
25. 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun incelenmesi"kenar başlıklı 164. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğüön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsadelilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğeder.
(2) Ön sorun hakkında iki taraf arasındauyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonrakararını verir.
(3) Hâkim, ön sorun hakkındaki kararınıtaraflara tefhim veya tebliğ eder.”
26. 6100 sayılı Kanun’un 158. maddesi şöyledir:
“(1) Tutanakların tamamı veya bir kısmınınörnekleri, talep hâlinde taraflara veya fer’îmüdahile verilir. ...
(2) Tutanağın eki niteliğinde bulunan vegizlilik kararı kapsamında kalan belgelerin örneği ancak hâkimin izni ileverilebilir.”
27. 6100 sayılı Kanun’un "Dosyanıntaraflar ve ilgililerce incelenmesi" kenar başlıklı 161.maddesi şöyledir:
“(1) Zabıt kâtibinin gözetimi altında taraflarveya fer’î müdahil, dava dosyasını inceleyebilir.Dava ile ilgili olanlar da bunu ispatlamak kaydı ve hâkimin izniyle dosyayıinceleyebilir.
(2) Gizli olarak saklanmasına karar verilenbelge ve tutanakların incelenebilmesi hâkimin açık iznine bağlıdır.”
28. 6100 sayılı Kanun’un "Kayıtve yayın yasağı" kenar başlıklı 153. maddesi şöyledir:
“(1) Duruşma sırasında fotoğraf çekilemez vehiçbir şekilde ses ve görüntü kaydı yapılamaz. Ancak, dava dosyasında saklıkalmak kaydıyla, yargılamanın zorunlu kıldığı hâllerde, mahkemece çekimyapılabilir ve kayıt alınabilir. Bu şekilde yapılan çekim ve kayıtlar ilekişilik haklarını ilgilendiren konuları içeren dava dosyası içindeki her türlübelge ve tutanak, mahkemenin ve ilgili kişilerin açık izni olmadıkça hiçbiryerde yayımlanamaz.
(2) Duruşma sırasında bu yasağa aykırıdavranan kişi hakkında 151 inci madde hükmü uygulanır.
(3) Kayıt ve yayın yasağına aykırı davranankişi hakkında, ayrıca Türk Ceza Kanununun 286 ncımaddesi hükümleri uygulanır.”
29. 6100 sayılı Kanun’un "Devletinsorumluluğu ve rücu" kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayıaşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:
a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardanbirine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya kararverilmiş olması.
b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaatsebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açıkve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.
ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan birsebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.
d) Duruşma tutanakları ile hüküm veyakararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hükümya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve bunadayanılarak hüküm verilmiş olması.
e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmışolması.
(2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşıbir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.
(3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle,sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.”
30. 6100 sayılı Kanun’un "Davalarınaçılacağı mahkeme" kenar başlıklı 47. maddesi şöyledir:
“Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilkderece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı,Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunenonlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay DördüncüHukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür.
Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil vekararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır.Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyizincelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz.
(2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücudavası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.”
31. 6100 sayılı Kanun’un "Davadilekçesi ve davanın ihbarı" kenar başlıklı 48. maddesişöyledir:
“(1) Tazminat davası dilekçesinde hangisorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgelerde eklenir.
(2) Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgilihâkime resen ihbar eder.”
32. 6100 sayılı Kanun’un "Davanınreddi hâlinde verilecek ceza" kenar başlıklı 49. maddesişöyledir:
"Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbinTürk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir.”
33. 6100 sayılı Kanun’un "Bekleticisorun" kenar başlıklı 165. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bir davada hüküm verilebilmesi, başka birdavaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukukiilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece odavanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılamabekletilebilir.”
B. İlgili Yargı Kararları
34. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun17/4/2014 tarihli ve 28975 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 21/2/2014 tarihli ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı kararının "Ara kararların temyiz kabiliyeti"kenar başlıklı kısmı şöyledir:
“Usul kanunumuz sadece nihai kararların temyizedilebileceklerini kabul ettiğinden (5236 s.K. ileyeniden düzenlenmeden önceki HUMK m.427/1; 6100 sayılı HMK m.341/(1) vem.361/1) ara kararları tek başlarına temyiz edilemez. Yargılamayı sona erdiripmahkemenin dosyadan el çekmesini gerektirmediği (nihai karar olmadığı) için tekbaşlarına temyiz edilemeyen ara kararları ancak, bir nihai karar olan hüküm ilebirlikte temyiz edilebilir.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını KorumaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu; hukuk yargılaması sürecinde bilirkişi görüşüalınması yönündeki taleplerinin karşılanmadığını, ceza davasının sonucununbekletici mesele yapıldığını, dolayısıyla talepleri hakkında hiçbir incelemeyapılmadığını, bu nedenle kusur ve tazmin sorumluluğunun niteliği ve kapsamınınbelirlenmesi konusunda kendisine davasını ispatlama olanağı sağlanmadığınıbelirtmiştir. Ayrıca operasyonu gerçekleştiren uzmanın kusurununbelirlenebilmesi için dava süreci boyunca yaklaşık beş yıl estetik operasyon geçirmemesinerağmen fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak ve yapılacak ameliyatlarınbaşarı şansını -gecikmeyi artırarak- daha fazla zedelememek için 15/2/2014 ve17/6/2014 tarihlerinde iki kez düzeltme ameliyatı yaptırmak zorunda kaldığınıbildirmiştir. Başvurucu, bu nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca kimliğinin kamuyaaçık belgelerde gizli tutulmasını talep etmiştir.
37. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
38. Anayasa Mahkemesi, ameliyat sonrası göğüslerde meydana gelendeformasyon şikâyeti (Melahat Sönmez,B. No: 2013/7528, 9/9/2015) ile parmağın sakat kaldığı tıbbi bir müdahaleyleilgili olan şikâyeti (Ahmet Sevim, B.No: 2013/474, 9/9/2015) Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında elealmıştır. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun geçirdiğiameliyat sonrasında göğüs bölgesinde oluşan deformasyon üzerine açtığı tazminatdavasında taleplerinin karşılanmamış olduğu yönündeki şikâyetinin Anayasa'nın17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
39. Tıbbi ihmalle ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi yolunabaşvurulmuş olması, kural olarak bireysel başvuruda bulunabilmek için şart olanetkili tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği anlamınagelmemektedir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlalinekasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma"yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmez. Bu ilke, tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölümolayları ile maddi ve manevi varlığa verilen zarar hâlleri için de geçerlidir.Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59; Nail Artuç, B.No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37; Sabri Oğurlu, B. No: 2013/6005, 7/7/2015, § 42; Mahmut Sancar, B. No: 2013/3583, 7/7/2015,§ 36).
40. Bu şekilde bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen cezasoruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamınagelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukiveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, § 38;Seyfi Yayla ve diğerleri, B. No: 2013/829, 11/12/2014 § 51; Turgay Çamlı, B.No: 2012/1266, 17/9/2014, § 48; Sabri Oğurlu, § 43;Mahmut Sancar, § 37).
41. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Somut olayda ihlale neden olduğu ileri sürülen tıbbimüdahale nedeniyle başvurucu, ceza yargılamasının yanı sıra İzmir4. AsliyeHukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Ancak bu başvuru yolu tüketilmedenbireysel başvuruda bulunulmuştur.
42. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Hukuk Davasında Yargılamanın Üçüncü KişilereKapalı Yapılması Talebinin Reddi Nedeniyle Özel Hayatın Gizliliği Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; hukuk davasında, operasyon sonrasında vücudundameydana gelen bozulmayı göstermek amacıyla belden üstünü gösteren ameliyatöncesi ve sonrası fotoğrafları delil olarak dava dosyasına sunduğunu, bunlarınmahrem nitelikte olması nedeniyle gizlilik talebinde bulunduğunu ancakmahkemenin bu talebi reddettiğini belirtmiştir. Başvurucu bu nedenleAnayasa'nın 20., 36. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş; 33.200 TL maddi ve 395.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Değerlendirme
44. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
...
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
45. Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkınveya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde kararverilebilir.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
46. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birhukuk yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklederece mahkemelerinde ve olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulmasıesastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağandenetim mekanizması çerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§16-20).
47. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesiiçin öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişininbaşvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olmasıgerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarınıgiderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilirnitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahipbulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudanbeklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarınıdüzeltici bir vasıf taşımayan veya ölçülü olmayan birtakım şeklî koşullarınöngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşanbaşvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B.No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).
48. Başvurucu, İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminatdavası açmıştır. Dava dilekçesinde, özel hayatın gizliliği hakkının ihlaliniteşkil edebilecek, fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler hakkında gizlilik kararıverilmesi talep edilmiştir. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/347sayılı dosyasının 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesineyer olmadığına" karar verilmiştir.
49. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin gizlilik talebinin buşekilde reddine dair söz konusu kararı ara kararı niteliğinde olup bukararların ancak hükümle birlikte istinaf veya temyiz kanun yolunda incelenmesimümkündür. Dolayısıyla esas hakkındaki karar verilmeden önceki aşamada sözkonusu ara kararına karşı gidilebilecek, ilk derece mahkemesinin bu arakararını denetleyerek hukuka aykırılığı tespit edecek ve gerekiyorsa Mahkemeninverdiği ara kararını kaldıracak etkili ama aynı zamanda pratik olarak dayeterince belirgin bir idari veya yargısal başvuru yolu bulunmamaktadır (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256,25/6/2014, § 42).
50. Ayrıca bu ara kararının hükümle birlikte temyiz veya istinafyolunda denetlenmesi de başvurucunun şikâyetini gidermede yeterli ve etkili birçözüm sunmamaktadır. Medeni yargılama, özel hukuk kişileri arasındakiuyuşmazlıkların görüldüğü yargılama türüdür. İlk derece mahkemesinintaraflardan birinin gizlilik talebini reddetmesi durumunda Anayasa'yla kamumakamlarına yüklenmiş olan bireyin mahremiyetine saygı gösterilmesi ödevininyerine getirilip getirilmediği tartışması ortaya çıkmaktadır. Ancak medeni usulhukukunda öngörülen istinaf ve temyiz kanun yolları, özel hayatın gizliliğihakkı bakımından hüküm verilmesine kadar geçecek sürede ortaya çıkabilecekihlalleri engelleyemediği gibi, bir zarar meydana gelmesi hâlinde bu zararıntelafisine imkân veren tazminat gibi bir giderim sunacak şekilde detasarlanmamıştır.
51. Bunun yanı sıra istinaf veya temyiz yolunda taraflardanbirinin gizlilik talebinin reddedilmiş olması nedeniyle bozma kararı verilmesive bu suretle yargılamanın yeniden ve gizli şekilde yapılması da oldukça zayıfbir ihtimaldir. Zira hukukumuzda mahkemelerin resen dikkate alması gerekenmedeni usul hukuku kurallarına aykırı karar vermesi mutlak bozma sebebisayılmakta, mutlak bozma sebepleri dışında kalan medeni usul hukuku kurallarınaaykırılıklar ise nispi bozma sebepleri olarak adlandırılmaktadır. Nispi bozmasebepleri kapsamındaki medeni usul hukuku kurallarına aykırılık, ancakmahkemenin vermiş olduğu hükmü etkileyecek nitelikte ise bozma sebebi olarakkabul edilmektedir. Aleniyet ilkesine ilişkin kurallara aykırılıklar da nispibozma sebepleri arasında görülmektedir. Dolayısıyla bir tarafın yargılamanıngizli yapılmasına ilişkin talebi reddedilmiş ve aleni yargılamaya devam edilmişise bu durum sonuca mutlak etkili bir usul yanlışlığı olarak kabuledilmemektedir.
52. Bunagöre temyiz veya istinaf kanunyollarının başvurucunun gizlilik talebinin reddi yönündeki ara kararına karşıilk derece mahkemesinde yargılama devam ederken gidilebilecek, tüketilmesizorunlu kanun yolları olmadığı sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gizlilik talebinin reddiyönündeki ara kararını ortadan kaldıracak ve ihlali derhâl giderecek niteliktebir telafi imkânı sunan başvuru yolu bulunmadığından başvuru yolununtüketilmesi koşulunun sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.
54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
55. Başvurucu, İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminatdavası açmıştır. Dava dilekçesinde özel hayata saygı hakkının ihlalini teşkiledebilecek fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler hakkında gizlilik kararıverilmesi talep edilmiştir.
56. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/347 sayılıdosyasının 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesineyer olmadığına" karar verilmiştir.
57. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında dabelirtildiği üzere kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmakşartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade eder (AYM, E.2014/74,K.2014/201, 25/12/2014; E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149,K.2014/151, 2/10/2014; E.2013/84, K.2014/183, 4/12/2014; E.2014/180, K.2015/30,19/3/2015). Kişilerin sağlık durumlarına dair bilgiler de kişisel veri niteliğindedir(T.A.A., B. No: 2014/19081,1/2/2017, § 103).
58. Anayasa'nın 20. maddesi esas itibarıyla bireyi kamumakamlarının keyfî müdahalesine karşı korumakla birlikte devletin sadece böylebir müdahalede bulunmaktan kaçınması şeklindeki negatif yükümlülüğün yanı sıraözel hayata ve aile hayatına etkili bir şekilde saygı gösterilmesi bakımındanpozitif yükümlülükleri de kapsamına almaktadır. Bu yükümlülükler, bireylerinkendi aralarındaki ilişkiler alanında olsa dahi özel hayata saygıyı sağlamayıhedefleyen tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
59. Başvuru konusu olayda olduğu gibi kişiler arasındaki özelhukuk ilişkilerinde kamusal makamların yükümlülükleri, bireylerin temel hak veözgürlüklerine üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerinalınması ve mahkemelerce korunma sağlanmasıdır. Kamusal makamlarca gerekliyapısal önlemler alınmış olunsa da uyuşmazlık konusu davayı yürütenmahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylerekorunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerinegetirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıylabireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (Ömür Kara ve Onursal Özbek, B. No:2013/4825 , 24/3/2016, § 49).
60. Medeni usul yargılamasında aleniyet, duruşmaların ve esashakkındaki kararın bildirilmesinin herkese açık olarak yürütülmesini ifadeetmektedir. Yargılamaların aleni yapılması ilkesi adil yargılanma hakkıkapsamında korunmaktadır. Yargılamanın aleniliği ilkesinin amacı, adlimekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetininsaydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliğiönlemektir. Bu yönüyle anılan ilke, hukuk devletinin en önemli gerçekleştirmearaçlarından birini oluşturur (NevruzBozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).
61. Bununla birlikte somut olayda olduğu gibi özel hayatıngizliliği hakkı bağlamında özellikle hassasiyet arz eden kişisel verilerinkorunmasının gözetilmesi gereken durumlarda yargı makamlarının gereklitedbirleri alması ödevi bulunmaktadır. Bu doğrultuda derece mahkemelerinceyargılamanın aleni yürütülmesinde var olan kamusal menfaat ile başvurucununmahremiyetinin korunması menfaati arasında adil bir denge kurulmalı ve ulaşılansonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır.
62. Somut olayda başvurucu; İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin2010/347esasına kayıtlı dava dosyasına göğüs bölgesini gösteren, ameliyatöncesi ve sonrası fotoğraflarını sunmuştur. Bu fotoğraflarda başvurucunun yüzügörünmemektedir ancak dava dosyasında başvurucunun kimliğini ortaya koyanbilgilerin mevcut olduğu dikkate alındığında söz konusu fotoğrafların -kimliğibelirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin veri- kişisel veriniteliğinde olduğuna kuşku yoktur.
63. Olayda; kadın olan başvurucunun vücudunun göğüs bölgesineilişkin fotoğraflarını ve sağlık bilgilerini içeren dava dosyasının gizlikalmasını istemesi, yargılamanın kamuya ve dolayısıyla üçüncü kişilere açıkolarak görülmesinden ve mahrem bilgilerinin ifşa edilmesinden kaygı duymasıözel hayatın gizliliği hakkına ilişkin makul ve savunulabilir nitelikte birtaleptir.
64. Bunun yanı sıra başvurucunun talebi yaklaşık yedi sene önce26/10/2010 tarihinde yapılan tensip duruşmasında karara bağlanmış, gerekçesiaçıklanmadan kabul edilmemiştir ve dava derdesttir. Dolayısıyla başvurucu çokuzun bir süre mahrem fotoğraflarının üçüncü kişilerce görülebileceğitehlikesine maruz bırakılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun mahrem fotoğraflarınaerişimin kısıtlaması hakkında özel hayatına ilişkin korunmaya değer önemli birmenfaatinin bulunduğu tartışmasızdır.
65. Yargı mercilerinin tarafların iddia ve taleplerinideğerlendirmede takdir yetkileri olduğu açık olmakla birlikte kişilerinmahremiyeti, dolayısıyla özel hayatı üzerinde önemli etkiler doğurabilecekkonulara ilişkin taleplerin reddi durumunda bunun gerekçelerinin ayrıntılı şekildekararda gösterilmesi, hakkaniyete uygun bir yargılamanın gereğidir.
66. 6100 sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrasındatarafların gizlilik talebi hakkındaki kararın gerekçelerinin esas hakkındakikararla birlikte açıklanacağı hükmü yer almaktadır. Ancak maddenin gerekçesindede belirtildiği üzere bu düzenleme, gizliliğe karar verilmesi durumundagizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılmasının önlenmesi içingetirilmiştir. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.” denilerek mahkemelere her türlü kararlarınıgerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir.
67. Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı dikkate alınarak 6100sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, tarafların gizliliktalebi hakkındaki kararın gerekçelerinin esas hakkındaki karar ile birlikteaçıklanacağı düzenlemesinin bu konudaki ara kararların tamamen gerekçesizolacağı şeklinde yorumlanması kabul edilemez. İlk derece mahkemesinin gizliliktalepleri hakkındaki ara kararını gizliliğin amacını yok edecek açıklamalardankaçınarak ama mutlaka gerekçeli olarak vermesi gereklidir. Üstelik bu şekildekiara kararların denetlenmesine yönelik etkili olağan kanun yolu bulunmadığıdikkate alındığında bu kararların gerekçeli olmasının önemi daha daartmaktadır. Zira tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarınınkurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıcademokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebepleriniöğrenmelerinin sağlanması ancak gerekçe ile mümkündür.
68. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesince 26/10/2010 tarihli arakararı ile gizlilik talebi reddedilmiştir ancak bu kararda hiçbir gerekçebulunmamakta olup hangi somut nedenlere bağlı olarak gizlilik kararıverilmediği açıklanmamıştır. Bir başka ifadeyle delil mahiyetinde dosyayasunulan ve kişisel veri oluşturan bir fotoğraf hakkında gizlilik kararıverilmesinin "aleniyet ilkesi"ni nedenihlal edeceğinin gerekçesi ortaya konmamıştır. Bu bağlamda söz konusukararların konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Bunagörederece mahkemesi kararı bu yönde tatmin edicigerekçe içermediği ve yedi yıldan bu yana derdest olan davada çok uzun bir sürebaşvurucunun korunmaya çalıştığı riskle yüz yüze bırakılmış olması dikkatealındığında bireysel yarar ile kamu yararı arasında adil dengeyi sağlayacak birönlem alınmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
69. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde yer alanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
70. Başvurucu; katılan sıfatıyla yer aldığı ceza yargılamasısürecinde eksik inceleme yapıldığını, delillerin yanlış değerlendirildiğini,yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını, ayrıca hukuk yargılamasınında makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesindetanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
a. Ceza YargılamasındaAdil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafındanihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasınınyanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin tarafolduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına dagirmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hakihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
72. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak veilkelerin "medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve birsuç isnadı"nın esasının karara bağlanmasıesnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularlasınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adilyargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşmekapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz. Bir ceza davasındaüçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler Sözleşme’nin 6. maddesinin korumaalanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, §§ 23, 24).
73. Somut olayda başvurucunun katılan sıfatıyla yer aldığı cezayargılaması süreciyle ilgili şikâyetlerinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasınayönelik olduğu, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediğianlaşılmaktadır.
74. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Hukuk YargılamasındaMakul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Kabul EdilebilirlikYönünden
75. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
76. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılamasıdevam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esasalınır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
77. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
78. Hukuk ve ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçlarıfarklı olduğundan ceza mahkemesi kararları hukuk davaları için kural olarakkesin hüküm oluşturmaz. Haksız fiil nedeniyle açılan tazminat davalarını çözmekbütünüyle hukuk hâkiminin görevi içindedir. Bir “bekletici sorun” iddiasıkarşısında kalan hâkimin görevi dışındaki bu iddianın mutlaka görevli mahkemedeçözülmesini bekleme yükümlülüğü yoktur. Kendisi de birçok durumda ileri sürülenhususu karara bağlayabilir. Kaldı ki hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin mahkûmiyetkararıyla bağlı ise de maddi olayı tespit etmeyen beraat kararı hukuk hâkiminibağlamaz. Bu yüzden hukuk hâkimi, topladığı deliller doğrultusunda kararverebilir. Ceza mahkemesinin delilleri tespit ve takdiri ile hukuk mahkemesinindelilleri tespit ve takdirinin farklı olmasının bir sonucu olarak bir olaydasebep-sonuç bağı bulunmadığına dair ceza mahkemesi kararı dahi hukuk hâkiminibağlamayabilir. Bu nedenle hukuk mahkemeleri ceza davasının sonucunu beklemekiçin yargılamayı uzun bir süre ertelemek zorunda değildir (Tevfik Yıldırım, B. No: 2013/4701,23/1/2014, § 58).
79. Somut olayda İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 19/7/2010tarihinde tazminat davası açılmış, Mahkemenin 26/4/2012 tarihli duruşmasındaİzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davası sonucunda verilecekkararın beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 10/9/2012 tarihli duruşmasındaise belirtilen ceza davası sonucunda verilecek kararın kesinleşmesininbeklenmesine ve 6100 sayılı Kanun'un 165. maddesi uyarınca söz konusu kararkesinleşinceye kadar dosyanın askıya alınmasına karar verildiği, dosyanın yerelmahkeme aşamasında derdest durumda olduğu anlaşılmıştır.
80. Belirtilen ceza davası sonucunun beklenmesi noktasındakitakdir ilgili usul hükümleri uyarınca derece mahkemelerine aittir. Ancak ilkderece mahkemesince yargılamanın uzunluğuna neden olan en önemli unsurun ceza mahkemesindedevam eden davanın bekletici mesele yapılarak yaklaşık 7 yıl (6 yıl 10 ay 11gün) süreyle ceza davasında verilecek kararın beklenmesi olduğuanlaşılmaktadır. Buna göre İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 19/7/2010tarihinde açılan, yaklaşık yedi yıl süren ve sonuçlanmadığı anlaşılan davadayargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.
81. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
82. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
83. Başvurucu 33.200 TL maddi ve 395.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
84. Mevcut başvuruda, hukuk davasında yargılamanın üçüncükişilere kapalı yapılması talebinin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliğihakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
85. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyatakdiren net 8.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir. Ayrıca söz konusu tazminat davasının İzmir 4. AsliyeHukuk Mahkemesinde derdest olduğu dikkate alınarak özel hayatın gizliliğihakkının ihlalinin geleceğe dönük sonuçlarının ortadan kaldırılması içinkararın bir örneğinin İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
86. Bunun yanı sıra başvurucunun açtığı tazminat davası, makulolmayan bir süre olan yaklaşık yedi yıldır devam etmektedir. Dolayısıylabaşvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararıkarşılığında takdiren 9.600 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
87. Başvurucu maddi tazminat talep etmiş olmakla birliktebaşvurucunun açtığı tazminat davası yerel mahkeme aşamasında derdestdurumdadır. Başvurucunun maddi zararlarının tespitine ilişkin yargılama sürecidevam ettiğinden bu aşamada maddi tazminat koşullarının Anayasa Mahkemesinceincelenmesi mümkün değildir. Bu nedenle maddi tazminat isteminin reddi gerekir.
88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Ceza davası sürecinde adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tazminat davasında yargılamanın üçüncü kişilere kapalıyapılması talebinin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Tazminat davası sürecinde makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. 1. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özelhayatın gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Tazminat davasının İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde derdestolduğu dikkate alınarak özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin geleceğedönük sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin İzmir 4.Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. 1. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 8.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
2. Yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle başvurucuya net9.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
3. Tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.