TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BİLAL TURAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2013/2075)
Karar Tarihi: 4/12/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucular
:
Bilal TURAN
Esma TURAN
Mutlu TURAN
Muhammed TURAN
Ebubekir TURAN
Nida TURAN
Çiğdem TURAN
Ahmet BAYKAL
Naice BAYKAL
Feyza BAYKAL
Yaser BAYKAL
Esra BAYKAL
Emin BAYKAL
Vekili
:
Av. Emine ARSLAN AVCI
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, yakınlarının Hidro Elektrik Santrali (HES) göletiiçinde yer alan enerji nakil hattı direklerinde meydana gelen arızanınonarımına giderken geçirdikleri iş kazasında kurtarma faaliyetlerinden sorumluolan yetkililerin ihmali nedeni ile hayatlarını kaybettiklerinden ve ölümolayında ihmali bulunan sorumluların gerekli izin verilmediği içinyargılanamadıklarından bahisle Anayasa’da güvence altına alınan haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 22/3/2013 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 26/6/2013tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 23/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 5/9/2013 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, görüşünü 2/10/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucuların Aras Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin(Aras EDAŞ) hizmet alımı sözleşmesi ile bölgedeki elektrik dağıtımşebekelerinin arıza onarım ve bakım işlerini devrettiği şirkette teknisyenolarak çalışan yakınları Ahmet Sait Turan ve Şahin Baykal, 3/4/2012tarihinde Erzurum ili Aşkale ilçesi Karasu 2. HES göletiiçinde yer alan enerji nakil hattı direklerinde meydana gelen arızanın onarımıiçin yola çıkmışlardır. Saat 18.00 sularında göl içinde kullandıkları plastikdeniz bisikletinin alabora olması sonucu araç içindeki diğer 3 teknisyenlebirlikte suya düşmüşlerdir.
9. Olaya tanık olan bir kişi takriben 18.17’de 155 ve 112 no’lu telefonlara acil yardım çağrısında bulunmuş, olay18.21’de İl Jandarma Komutanlığına, 18.30’da Valilik Kriz Merkezinebildirilmiştir. 18.35’de olay yerine intikal eden İlçeJandarma Komutanı biri ayrı yerde 4 kişinin su üzerinde buza tutunmuş vaziyettegördüğünü bildirmiş, 18.39’da Valilik Kriz Merkezine olay yeri için helikopterihtiyacı olduğu bildirilmiş, 18.55’te valilik arama kurtarma ekibi Aşkaleilçesine hareket etmiş, Aşkale Jandarma Komutanı 19.10’da suda ayrı duranşahsın, 19.20’de de diğer 3 şahsın artık görünmediğini bildirmiştir.
10. Kazazedeler kısmen buz tutmuş gölette yaklaşık 1,5 saatkurtarılmayı beklemiş ancak kendilerine ulaşılamayınca suda kaybolmuşlardır.Yaşamını kaybeden teknisyenlerin cesetlerine arama kurtarma ekiplerinin sonrakiiki gün yapılan çalışmaları sonucunda ulaşılmıştır.
11. Başvurucular, 2/5/2012 tarihindeAşkale Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe vermişlerdir. Bu dilekçede,yakınlarının üç saat su yüzeyinde kalmayı başardıklarını ve can mücadelesiverdiklerini ancak yetkililerce hiçbir şey yapılmadığını belirterek, kurtarmaçalışmalarında ihmalleri olduğunu düşündükleri Erzurum Valisi, AşkaleKaymakamı, Aşkale Belediye Başkanı, Aşkale İlçe Emniyet Müdürü, İlçe JandarmaKomutanı ve kurtarma çalışmalarında ihmali bulunan diğer tüm sorumlulardanşikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir. Bunun üzerine Aşkale CumhuriyetSavcılığı soruşturma başlatmıştır.
12. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu kişileryönünden dosyayı işçilerin ölümüne ilişkin yürütülen E.2012/195 sayılı dosyadantefrik etmiş ve Savcılığın E.2012/283 sayılı soruşturma sırasına kayıtetmiştir. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 Mayıs 2012 tarihinde, şikâyetedilen kişilerin olay tarihinde yürüttükleri görev nedeniyle isnat edilen suçaçısından soruşturma yapmanın kendi görevi kapsamına girmediğinden bahislegörevsizlik ve dosyanın yetkili ve görevli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmesi kararı vermiştir.
13. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ön inceleme istemiyledosyayı İçişleri Bakanlığına göndermiş ve anılan Bakanlıktan 4483 sayılı Kanunhükümleri uyarınca verilecek karar, dayanağı belgeler ile birlikte gerekçeliraporun gönderilmesini istemiştir.
14. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından 13Temmuz 2012, tarihli bir inceleme raporu hazırlanmıştır. Bu raporda, aramakurtarma faaliyetlerinde ihmali olduğu iddia edilen kişiler yönünden durum tektek ele alınmış, her biri yönünden kendilerine neden sorumluluk yüklenemeyeceğiaçıklandıktan sonra haklarında soruşturma izni verilmemesine kararı verilmesigerektiği belirtilmiştir.
15. İçişleri Bakanlığı, 16/7/2012 tarih ve Mül.Tef.Ku.Bşk.2012/338sayılı kararıyla, bu raporda belirtilen hususları dikkate alarak ve her biryetkili için ayrıntılı açıklamalara yer vererek soruşturma izni verilmesitalebini reddetmiştir. Söz konusu karar başvuruculara ve Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmiştir.
16. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 1/10/2012tarihinde, inceleme raporu ve tüm dosya kapsamından ilgililer hakkında verilen“soruşturma izni verilmemesi”kararının usul ve kanun hükümlerine uygun olduğundan bahisle karara karşıCumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edilmesine yer olmadığına ve evrakın işlemdenkaldırılıp kaydının kapatılmasına karar vermiştir.
17. Başvurucular, İçişleri Bakanlığının soruşturma izniverilmemesi kararına karşı Danıştay’a itirazda bulunmuşlardır. Danıştay BirinciDairesi, 26/12/2012 tarihinde, dosyadaki ön incelemeraporu ve eki belgelere göre ilgililere isnat edilen eylemin, haklarındasoruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından bahisle,soruşturma izni verilmemesine dair yetkili merci kararına yapılan itirazlarıreddetmiştir.
18. Bakanlık, başvuru konusu olaylara ilişkin 23/8/2013 tarihli görüşünde (§ 5), başvurucuların Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarında itiraz etmediği ilave şu bilgilere yer vermiştir:
19. Aşkale Belediye Başkanı hakkında, Aşkale CumhuriyetBaşsavcılığında görevi kötüye kullanma suçundan halen derdest bir dosya olduğu,2013/26 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmada, 06/2/2013 tarihinde, belediye başkanı hakkında İçişleriBakanlığından soruşturma izni talep edildiği ve sürecin halen devam ettiğianlaşılmaktadır.
20. Bireysel başvuruya konu olayla ilgili olarak, olayınsorumlusu olduğu iddia edilen diğer kişiler yönünden Erzurum CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından E.2013/2229, Soruşturma No:2013/4607 sayılı dosyakapsamında 29/4/2013 tarihinde iddianamehazırlanmıştır. Söz konusu iddianamede, “olaydakusuru bulunanların tespiti amacıyla … 2/5/2012 ve24/7/2012 tarihli bilirkişi raporlarının alındığı, 24/7/2012 tarihli bilirkişiraporu ile, İdeal Enerji şirketinde proje müdürü olarak çalışmakta olan AhmetDuran Kürkçü’nün … baraj göletinde su tutulacağı aşikar olduğu ve direklerin deplaseedilmesi için hazırlanan proje onaylandığı halde gerekli deplaseyi yaptırmamışolması nedeniyle, Aras Elektrik Şirketinde bakım müdürü olarak görev yapanTuncer Yeşilyurt’un gölet alanında kalan dört direğin relokasyonununtakibini yapmamış olması ve uzun süredir direklerin yer değiştirilmesi işlemigerçekleştirilmediği halde gerekli girişim ve eylemde bulunmamış olmasınedeniyle, Temel ElektrikŞirketinin sahibi olan Fehmi Temel ve aynı şirkette koordinatör mühendis olarakgörev yapan Nurullah Gümüş’ün elektrik bakım, onarım ve tamir işlerininyapımında sorumlu kişiler olarak onarım işine giden işçilerin uygun olmayanşartlarda ve uygun olmayan ekipmanlarla arıza mahalline gitmelerini önlememişve bununla ilgili işyerinde iş disiplinini oluşturmamış olmaları nedeniyle, ArasElektrik Şirketi personel müdürlüğüne olay tarihinde vekâleten bakan ŞahinTorun’un eğitim için Erzurum’a giden Aşkale işletme şefi Yalçın Turda’nın yerine bir yetkili görevlendirmemiş olmalarınedeniyle, Aras Elektrik Şirketinde il müdürü olarak görev yapan Ziya Özpeker’in ise il müdürlüğü bünyesinde yapılan çalışmalardagerekli organizasyonu yapmamış ve iş disiplinini sağlamamış olması nedeniylekusurlu olduğunun belirtildiği, şüpheliler açısından alınan bilirkişi raporununsomut olaya, oluşa ve toplanan delillere uygun bulunduğu”belirtilerek haklarında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmaksuçundan Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesine dava açılmıştır. Erzurum 3. Ağır CezaMahkemesi 21/5/2013 tarihinde iddianamenin kabulünekarar vermiş olup E.2013/121 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamanındevam ettiği anlaşılmaktadır.
21. Başvurucular, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınınşikayetin işleme konulmaması kararının kendilerine tebliğinden itibaren süresiiçinde 22/3/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
22. Başvuru konusu olayda şikayet konusu yapılan “görevi kötüye kullanma” suçuna ilişkin 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.maddesi şöyledir:
“ (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlananhâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerinmağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazançsağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlananhâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksızbir kazanç sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde,görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerdenkendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkrahükmüne göre cezalandırılır.”
23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun (CMK) “Bir suçun işlendiğiniöğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka birsuretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamudavasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğiniaraştırmaya başlar.
24. Bununla birlikte, memurlar ve diğer kamu görevlileriningörevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri izne tabiolup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecek usul 4483 sayılı Memurlar veDiğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir.
25. 4483 sayılı Kanun’un “Hazırlıksoruşturmasını yapacak merciler” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Hazırlık soruşturması genel hükümlere göreyetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. AncakCumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri,müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturmasıYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili,kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili tarafından yapılır.”
26. 4483 sayılı Kanun’un “İzinVermeye Yetkili Merciler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ileve son fıkrası şöyledir:
“Soruşturma izni Yetkisi
…
e) (Değişik : 17/7/2004-5232/1md.) Bakanlar Kurulu kararı ile veya Başbakanlık vebakanlıklar ile bağlı kuruluşların merkez teşkilâtında görevli olup, ortakkararla atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında ilgili bakan veyaBaşbakan,
…
Ast memur ile üst memurun aynı fiile iştirakihalinde izin, üst memurun bağlı olduğu merciden istenir.”
27. 4483 sayılı Kanun’un “Önİnceleme”başlıklı 5. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Ön inceleme, izin vermeye yetkili mercitarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetimelemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamugörevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İncelemeyapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya kuruluşununiçerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci, anılanincelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla yaptırılmasınıda ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi, ilgilikuruluşun takdirine bağlıdır.”
28. 4483 sayılı Kanun’un “Önİnceleme Yapanların Yetkisi ve Rapor” başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veyakişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütünyetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza MuhakemeleriUsulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veyadiğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp,görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili merciesunarlar. Ön inceleme birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşlerraporda gerekçeleriyle ayrı ayrı belirtilir.
Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izniverilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesizorunludur.”
29. 4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesineveya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında incelemeyapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiyebildirir.
Soruşturma izni verilmesine ilişkin kararakarşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturmaizni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkilimerciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.
İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar içinDanıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresindebulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.
İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ayiçinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”
30. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tamyargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
31. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı49.maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralıbulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, buzararı gidermekle yükümlüdür.”
32. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borçilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkimininkusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukukhâkimini bağlamaz.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
33. Mahkemenin 4/12/2013 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 22/3/2013 tarih ve 2013/2075 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucular meydana gelen kazasonrasında gerekli kurtarma çalışmalarının zamanında yapılmaması ve sorumlularhakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi suretiyle Anayasa’nın 17.maddesinde düzenlenen yaşam hakkının; memur yargılamasında öngörülen mecburiidari soruşturmanın etkili, sonuç alınabilir, işi uzatma ya da özgürlükleraleyhine kullanma amacı taşımayan bir yol olması gerekirken bunun göz önündebulundurulmadığını, soruşturma izni verilmemesi üzerine Danıştay BirinciDairesine yapılan itirazın gerekçesiz bir biçimde reddedilmesi suretiyleAnayasa’nın 36. ve 40. maddelerinde düzenlenen adil yargılanma ve etkilibaşvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Anayasa’nın17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
a. KabulEdilebilirlik Hakkında
35. Başvurucuların Anayasa’nın 17.maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde,şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken,başvurucuların ilgili kişiler ve idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davasıaçtıklarına dair bir bilgi bulunmadığı, yetkili makamlar tarafından cezanınhafifletilmesi veya başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınmasısuretiyle açıkça veya dolaylı olarak ihlalin tespit edilmesi ve verilen kararile bu ihlalin uygun ve yeterli bir tazminat ile giderilmesi halinde, ilgilitarafın bundan böyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini, bu nedenle kanunyollarının tüketilmediği, bireysel başvurunun ancak başvuru yollarınıntüketilmesi sonrasında yapılabileceği hususunun dikkate alınması gerektiğiifade edilmiştir.
36. Başvurucular, başvurunun kabuledilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, kanunda öngörülen tüm hukukyollarının tüketildiğini, soruşturma bulunmadığından ihlalin tespit edilmesi veverilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli bir tazminatla giderilebilmesiiçin iş bu başvurunun kabul edilmesi gerektiğini, sorumlu olduğu düşünülen kamugörevlileri hakkında soruşturma izni verilmediği ve bu nedenlesorumluluklarının mahkemelerce tespit edilmediğini, sorumlular hakkında hukukentazminat davası açılmasının mümkün olmadığını ileri sürmüştür.
37. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleriaçısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuru yollarınıntüketilmesi hususunda karar verebilmek için Devletin Anayasa’nın 17. maddesikapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “ etkili bir yargısal sistem kurma”pozitif yükümlülüğünün kapsamının tespiti gerekmektedir. Bu nedenle bu konudakideğerlendirme esas hakkındaki inceleme ile birlikte yapılacaktır.
38. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği,yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşananölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafındanyapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişilerin anne, babave kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.
39. Olayda yaşamını yitiren kişilerin yukarıda sayılanyakınları tarafından yapılan başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaledildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkçadayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni degörülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. EsasBakımından İnceleme
i. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlığın Görüşü
40. Başvurucular, Erzurum Valiliği İlKriz Merkezinin, Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/176 numaralı hazırlıksoruşturması kapsamında istediği bilgilere cevaben hazırladığı yazıyaistinaden, söz konusu kazanın 18.00 sıralarında gerçekleştiğini, takriben18.17’de olaya tanık olan bir kişinin 155 ve 112 no’lutelefonlara acil yardım çağrısında bulunduğunu, olayın 18.21’de İl JandarmaKomutanlığına, 18.30’da Valilik Kriz Merkezine bildirildiğini, 18.35’de olayyerine intikal eden İlçe Jandarma Komutanının su üzerinde biri farklı yerde 4kişiyi buza tutunmuş vaziyette gördüğünü bildirdiğini, 18.39’da Valilik KrizMerkezine olay yeri için helikopter ihtiyacı olduğunun bildirildiğini, 18.55’tevalilik arama kurtarma ekibinin Aşkale ilçesine hareket ettiğini, AşkaleJandarma Komutanının 19.10’da suda ayrı duran şahsın, 19.20’de de diğer 3şahsın artık görünmediğini bildirdiğini, bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere,teknisyenlerin bir buçuk saate yakın süre su üzerinde kaldıkları vekurtarılmayı bekledikleri halde gerekli kurtarma çalışmaları zamanındayapılmadığı için hayatlarını kaybettiklerini ileri sürmüşlerdir.
41. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17.maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin (“AİHM”) yaşam hakkı konusunda benimsediği ilkeleredeğinilmiş, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucularınyakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundakibelirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü vebu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarınınbelirli bir davanın esasının incelenmesi sırasında, Devletin yaşam hakkıbakımından taşıdığı sorumluluğu belirlemek için göz önüne alınması gerektiği,yaşam hakkı kapsamında yetkililerin pozitif yükümlülüklerinin mutlak/koşulsuzolmadığı, yaşama yönelik varsayılan her tehdidin yetkilileri riski önlemek içinözel önlemler almaya zorlamadığı, özel önlemler alma yönünde bir görev, sadeceyetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleriya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecedehâkimiyetlerinin bulunduğu hallerde ortaya çıkacağı, modern toplumlarıngüvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarının öngörülemezliğinive belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göreyapılması gerektiğini akılda tutarak, yetkililere imkânsız veya aşırı birsorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanması gerektiği ifade edilmiştir.
42. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(“AİHS”) 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının kasten ya da saldırı veya kötümuameleler sonucu meydana gelmesine ilişkin davalar ile ihmal sonucu ölümolayının meydana gelmesiyle ilgili olan davalar arasında bir ayrım yapılmasıgerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, AİHM’nin, yaşam hakkının veya fizikselbütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal sistem kurma”yönündeki pozitif yükümlülüğün, her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmediği ve mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olmasının yeterli olabileceği sonucuna vardığı görüşüne yerverilmiştir.
43. Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’yegöre adam öldürme ve kamu makamlarının sorumluluğu altında meydana gelenolayların bir sonucu olarak can kaybının olduğu tehlikeli faaliyetlere ilişkindavalarda ölümle ilgili doğru bilgilerin genellikle sadece Devletgörevlilerinin veya makamlarının elinde olduğu veya olabileceği için devletinresmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği ifadeedilmiştir.
44. Bakanlık görüşünde son olarak somut olayla ilgili özetleaşağıdaki değerlendirmelere yer verilmiştir. Mevcut başvuruda ceza dosyasındabulunan çeşitli bilirkişi raporlarından ve ifade tutanaklarından daanlaşılacağı üzere, arızayı gidermek için giden işçilerin (biri Araş EDAŞ çalışanı diğerleri taşeron şirket çalışanları)resmi bir görevlendirme olmaksızın belediyeden temin ettikleri deniz bisikletiile gölete girdikleri belirtilmiştir. İşçilerin suyu donmuş gölet içerisine yetkililer tarafından uygunaraç temin edilmeden ve iş güvenliği kurallarına uymadan deniz bisikleti ilekapasitesinin üzerinde beş kişi girdikleri anlaşıldığı, su yüzeyinin tamamınayakınının buzlarla kaplı olduğu, gölet içinde buzları kırarak buzlu kesimdekalan tamir edecekleri direğe doğru ilerlerken deniz bisikletinin su alarakdevrildiği, bir işçinin su yüzüne tutunamadığı, diğerlerinin buzlaratutundukları, dördünün birden yardım için seslendikleri, kenarda duran birişçinin 155 Polis İmdat hattını aradığı, ayrıca 156 Jandarma İmdat hattına vehemen sonrasında da Valilik İl Kriz Merkezine olayın bildirildiğinin anlaşıldığı,İlçe Jandarma Komutanının da aralarında bulunduğu bir kuvvetin hemen olayyerine intikal ettiği ve dört şahsı buza tutunmuş vaziyette gördüğü ancak birmüddet sonra dört şahsın da suda kaybolduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir.Olayla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığının öninceleme raporunda, ilgili evrak, resmi kayıtlar, tutanak ve kamera kayıtlarıile suç isnat edilen her bir kişi hakkında neden sorumluluk isnat edilemeyeceğiile ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verildiği, somut olayda, olayın haberalınmasından itibaren yetkililerin olay yerine varış için hemen gereklihazırlıklara başladıkları ve olay yerine vardıkları ancak göletinbulunduğu alan, gerekli teçhizat ve personelin bir araya getirilmesi itibariylebunun biraz zaman aldığı, olay yerine varış sonrasında da gerekli aramakurtarma işlerine başlanıldığı ancak havanın karanlık olması, göletin fiziki şartları ile buzla kaplı olmasının aramakurtarma faaliyetlerini güçleştirdiği, ertesi günlerde yapılan arama çalışmalarındaişçilerin cesetlerine ulaşıldığı anlaşılmakta ve işçilere müdahale süresininonların gölette buzlara tutunarak hayatta kalmaya çabaladıkları süreyeyetmediğinin anlaşıldığı belirtilmiştir.
45. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlıkgörüşüne karşı, başvuru dilekçesinde yer verdikleri görüşleri yineleyerekitiraz etmişlerdir.
ii. BaşvuruKonusu Olay Hakkında Genel Değerlendirme
46. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesişöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî vemanevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
Meşrû müdafaa hali,yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veyahükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerinuygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunludurumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”
47. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişininkendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğübulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).
48. Anayasa’nın 17. maddesi, devletinsorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlardadevlete, öncelikle elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını korumayükümlülüğünü vermektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 52-53). Devletin yaşam hakkı kapsamındasahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuliyönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan herölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz birsoruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekildeuygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarınınkarıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler içinhesap vermelerini sağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 54).
49. 6216 sayılıKanun’un “Bireysel başvuru hakkı”kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.
…”
50. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin(2) numaralı fıkrasında yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu,bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü birçare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir ifadeyle, temel hak ihlalleriniöncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması,kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20-21).
51. Başvuru konusu olayda, HES göletinde gerçekleşen kazada hayatını kaybeden 5teknisyenin ölümlerinden kaynaklanabilecek sorumluluğun üç aşamalı bir şekildedeğerlendirilmesi gerekmektedir. Birinci aşamada, öncelikle,temel yapısı gölet içinde sabit durmaya uygun olmadığı iddia edilen enerjinakil hattı direklerinin olay anına kadar hangi nedenle ve hangi yetkili kişiveya kurumun ihmali nedeniyle gölet içinde kaldığı ve hangi nedenle yıkıldığıbelirlenmeli ve akabinde direğin yıkılması ile ölüm olayının gerçekleşmesiarasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.İkinci aşamada ise direğin devrilmesi sonrası olaya müdahale anındayapılan yanlışlıkların mı ölüme neden olduğu, bu kapsamda, müdahale için gidenteknisyenlerin kendi ihmallerinin mi yoksa başka bir kişi veya kurumunihmalinin mi kazaya neden olduğunun ortaya konması gerekmektedir. Son olaraküçüncü aşamada ise kazanın gerçekleşmesinin sonrasında acil yardım hizmetlerininyerine getirilmesinde hangi kişi veya kurumun sorumlu olduğunun ve varsaihmalinin ortaya konulması gerekmektedir.
52. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının,başvurucuların müşteki olarak dâhil olduğu 2013/4607 esas numaralı soruşturmakapsamında hazırlanan 29/4/2013 tarihliiddianamesinde, (ölüm olayı açısından yukarıda yer verilen ilk iki aşamadadoğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek) belirli yetkililerin olasısorumluluğu ayrıntılı olarak ileri sürülmüş olup iddianame 21/5/2013 tarihindeErzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir. Bu iddianamede yerverilen şüpheliler, soruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunaistinaden, “baraj göletindesu tutulacağı aşikar olduğu ve direklerin deplaseedilmesi için hazırlanan proje onaylandığı halde gerekli deplaseyi yaptırmama”,“gölet alanında kalan dört direğin relokasyonununtakibini yapmama”, “elektrik bakım, onarım ve tamir işlerinin yapımında sorumlukişiler olarak onarım işine giden işçilerin uygun olmayan şartlarda ve uygunolmayan ekipmanlarla arıza mahalline gitmelerini önlememe”, Aşkale işletme şefi…’nın yerine bir yetkili görevlendirmeme” ve “il müdürlüğü bünyesinde yapılan çalışmalardagerekli organizasyonu yapmama ve iş disiplinini sağlamama” gibieylem ve ihmallerden sorumlu tutularak taksirle birden fazla kişinin ölümüneneden olma suçundan haklarında dava açılmıştır.E.2013/121 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamanın halen devamettiği anlaşılmaktadır.
53. 2013/1942numaralı bireysel başvuruya konu edilen, (ölüm olayı açısından yukarıda yerverilen birinci aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek) AşkaleCumhuriyet Başsavcılığının Enerji Bakanlığına bağlı santral projesinin geçicikabul işlemlerini yapan ve direklerin gölet içinde kalması konusunda çekincekoymayan yetkililer hakkında yürütülen 2012/215 numaralı soruşturma kapsamındaverilen KYOK kararı Oltu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kaldırılınca dosyayeniden soruşturma sırasına 2013/36 esas numarası ile kaydedilmiş ve bilirkişiincelemesine gönderilmiştir. Savcılık, 14 Mayıs 2013 tarihinde gerek Enerji Bakanlığıpersoneli, gerekse 2012/213 esas sayılı dosya üzerinden soruşturmasınıyürüttüğü DSİ personeli yönünden taksirle ölüme neden olma suçunun oluşupoluşmadığı ve illiyet bağının tespiti açısından bilirkişi raporu hazırlanmasıiçin ilgili dosyaları Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.Düzenlenecek rapor sonucunun beklendiği anlaşılmaktadır.
54. Başvuruya konu edilen ve ölümolayının meydana gelmesinin olası nedenlerinden biri olarak (yukarıda yerverilen üçüncü aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek) hızlı veyeterli acil yardım ve kurtarma hizmetinin sağlanıp sağlanmadığının tespitineilişkin Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/283 sayılı birsoruşturma daha yürütülmüştür. Kurtarma faaliyetlerinde ihmali bulunduğu ilerisürülen il valisi ve diğer yerel yöneticiler hakkında yapılan bu soruşturmada,Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığının görevsizlik kararı üzerine YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı soruşturmaya devam etmiştir. YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ön incelemeistemiyle dosyayı İçişleri Bakanlığına göndermiş, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı, inceleme raporu ve tüm dosya kapsamından ilgililer hakkındaİçişleri Bakanlığınca verilen “soruşturmaizni verilmemesi” kararının usul ve kanun hükümlerine uygunolduğundan bahisle karara karşı Cumhuriyet Başsavcılıklarınca itiraz edilmesineyer olmadığına ve evrakın işlemden kaldırılıp kaydının kapatılmasına kararvermiştir. İçişleri Bakanlığının soruşturma izni verilmemesi kararınakarşı Danıştay nezdinde itirazda bulunulmuş, Danıştay Birinci Dairesi, 26/12/2012 tarihinde, dosyadaki ön inceleme raporu ve ekibelgelere göre ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında soruşturmayapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından bahisle, soruşturma izniverilmemesine dair yetkili merci kararına yapılan itirazları reddetmiştir.
55. Diğer yandan, Bakanlık görüşündebelirtildiği üzere, Aşkale Belediye Başkanı hakkında (yukarıda yer verilen ikincive üçüncü aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek), AşkaleCumhuriyet Başsavcılığında görevi kötüye kullanma suçundan halen derdest birdosya olduğu, 2013/26 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmada, 06/2/2013 tarihinde, belediye başkanı hakkında İçişleriBakanlığından soruşturma izni talep edildiği ve sürecin halen devam ettiğianlaşılmaktadır.
56. Görüldüğü üzere, 5 teknisyeninölümüne neden olabilecek ve üç ayrı aşama içinde değerlendirilebilecek olaylarzincirine ilişkin idari ve adli makamların yürüttükleri soruşturmalar halendevam etmektedir. Sadece, üçüncü aşama kapsamında yer alan, il valisi ve diğeryerel yöneticiler hakkında yürütülen soruşturmanın sona ermesi üzerine devletinyaşam hakkını koruma ve sorumlular hakkında etkili soruşturma yapmayükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulmuştur.Başvurucuların uğradıkları zararların tazmini amacıyla ilgili idare ve kişileraleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmadıkları anlaşılmaktadır.
57. Yaşam hakkına ilişkin bir ihlal sözkonusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin yükümlülüğü altındadır. Maddi gerçeğin ortaya çıkması ve yaşananolayın nedeninin belirlenmesi için birçok yönü bulunan olayda yukarıda yerverilen üç aşama içinde yer alan işlem, eylem ve ihmallerden hangilerinin ölümolayının yaşanmasına neden olduğunu tespite ilişkin idari ve yargısalsoruşturmaların sonuçlanması gerekmektedir. Bu nedenle, ihlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir. Bu durumda, başvuru konusu olaydadevletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin maddiboyutunun, yani elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını korumak içinoluşturulmuş yasal ve idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıp uygulanmadığınınAnayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bu konuda karar verilmesi mümkündeğildir.
iii.KurtarmaFaaliyetlerinin Zamanında Yapılmaması Suretiyle Yaşamı Koruma Yükümlülüğününİhlali İddiası
58. AnayasaMahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükleraçısından benimsediği temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunugerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17.maddesi, devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmişyasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereğigibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasınısağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veyaolmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımındangeçerlidir. Ancak, özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerineaşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52-53).
59. Bu bağlamdaifade edilmelidir ki, Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü pozitifyükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında, alınacak tedbirlerinbelirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur.Anayasal hakların güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilirve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısızolunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Fadeyeva/Rusya, B. No: 55723/00, 9/6/2005,§ 96).
60. Devletin yaşamı koruma görevi, birkaza sonucu ortaya çıkan yaralanmalarda bir kişinin yaşamının veya sağlığınıntehlikede olduğu ve bu durumun yetkili makamlara bildirildiği durumlarda, acilyardım ve kurtarma hizmetlerinin sağlanmasını da kapsamaktadır. Devletin bukonuda sahip olduğu yükümlülük, her bir olayın koşullarına bağlı olmak üzere,itfaiye, ambulans ve hatta ilgili olayın gerektirdiği durumlarda hava kurtarmahizmetlerinin sağlıkları ve yaşamları tehlikede olanlara ulaştırılmasınıkapsayabilecektir. Ayrıca, yaşam hakkını koruma pozitif yükümlülüğünün ihlaledilip edilmediği noktasında değerlendirme yapılırken öncelikli olarak bukonuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin (mekanizmaların) yeterli olupolmadığı değerlendirilmeli, sonrasında ise mevcut mekanizmaların somut olaydaetkili bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı değerlendirmesine yer verilmelidir(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Furdik/Slovakya, B. No: 42994/05, 2/12/2008).
61. Başvurucularınyakınları yıkılan enerji nakil hattı direğine müdahale için giderkenkullandıkları deniz bisikletinin alabora olması sonucu suya düşmüşler veyaklaşık bir saat yirmi dakika suda kurtarılmayı beklemişler ve kendilerineulaşılamayınca suda kaybolmuşlardır. Başvuru konusu olayda meydana gelen kazaolaya müdahale konusunda yetkili makamlara bildirilmiş olduğu için kazazedelerinhayatlarını korumak adına gerekli kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesiAnayasa’nın 17. maddesi açısından devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındayer almaktadır.
62. Başvurucularyakınları uzun süre suda beklemelerine rağmen kurtarma ekiplerinin zamanındagelmediği için yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini ilerisürmektedirler.
63. Bakanlık görüşünde, İçişleri Bakanlığı Mülkiye TeftişKurulu Başkanlığının ön inceleme raporunda, ilgili evrak, resmi kayıtlar,tutanak ve kamera kayıtları ile suç isnat edilen her bir kişi hakkında nedensorumluluk isnat edilemeyeceği ile ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verildiği,somut olayda, olayın haber alınmasından itibaren yetkililerin olay yerine varışiçin hemen gerekli hazırlıklara başladıkları ve olay yerine vardıkları ancak göletin bulunduğu alan, gerekli teçhizat ve personelin biraraya getirilmesi itibariyle bunun biraz zaman aldığı, olay yerine varışsonrasında da gerekli arama kurtarma işlerine başlanıldığı ancak havanınkaranlık olması, göletin fiziki şartları ile buzlakaplı olmasının arama kurtarma faaliyetlerini güçleştirdiği, ertesi günlerdeyapılan arama çalışmalarında işçilerin cesetlerine ulaşıldığı ve işçileremüdahale süresinin onların gölette buzlara tutunarak hayatta kalmaya çabaladıklarısüreye yetmediği değerlendirilmiştir.
64. Başvuru konusuolayda başvurucunun arama kurtarma faaliyetleri açısından mevcut yasal ve idariçerçevenin eksikliğine ilişkin bir iddia ileri sürmediği görülmektedir. Yaşamıkoruma yükümlülüğü kapsamında başvuru konusu olayda bir ihlale neden olduğusonucu çıkarılabilecek ve Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesigereken bir eksiklik de bulunmamaktadır. Bu durumda sadece mevcutmekanizmaların gerçekleşen olayda etkili bir şekilde kullanılıp kullanılmadığıincelemesi yapılarak yaşam hakkının pozitif yükümlülükler bakımından ihlaliiddiaları konusunda karar verilmesi gerekir.
65. Devletin yaşamhakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülükler uyarınca doğal olmayan herölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütme zorunluluğu dabulunmaktadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyanhukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerininya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydanagelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54). Ancak buyükümlülük her olayda mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir.İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari vehatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59).
66. Bu kapsamda, acil yardımhizmetlerinden kaynaklanabilecek sorumluluğu ortaya koymaya elverişli olan veuğranılan zararların tazmininin sağlanabilmesi gibi etkili bir şekildekullanılabilen hukuk mahkemelerine başvuru hakkı bu yükümlülüğü karşılamakadına yeterli olabilir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Furdik/Slovakya, B. No: 42994/05, 2/12/2008; Byrzykowski/ Polonya,B. No: 11562/05, 27/6/2006, § 105).
67. Başvuru konusuolayda yaşanan ölümlerin kasıtlı bir eylem sonucu meydana gelmediği ortadadır.Bu durumda, kurtarma faaliyetleri konusunda yetkili olan kişilerin muhakemehatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin, yani olası sonuçların farkındaolmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek olayda ortayaçıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almama gibi birdurumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü bu gibidurumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuşolursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişileraleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17.maddenin ihlaline neden olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 60-62).
68. Bu çerçevede, başvuru konusu olaydakurtarma faaliyetlerinin yürütülmesi konusunda görevli olan ve olay kendilerinebildirilen acil yardım ve kurtarma birimlerinin kendilerinden beklenen süre veyeterlilikte olay mahalline ulaşmak için harekete geçipgeçmediklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde farkında olduklarıve yetkileri kapsamında önleyebilecekleri bir tehlikenin bulunup bulunmadığı vebunun sonucunda da yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi zorunlu soruşturmayöntemlerinin tespiti yapılabilecektir. Bu değerlendirmeleri yapabilmek için öncelikle başvurukonusu olayda kazanın gerçekleştiği koşulların ortaya konulması gerekmektedir.
69. Başvuru eki belgeler arasında yer alan ve olay nedeniyleAşkale Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 2012/176 sayılı hazırlıksoruşturması kapsamında alınan tanık beyanları, hazırlanan iş kazası incelemeve değerlendirme raporu ve Erzurum Valiliği Kriz Merkezi tarafından hazırlananolayın gelişimine ilişkin ayrıntılı rapordan anlaşıldığı üzere, olayıngerçekleştiği koşullar ve yürütülen kurtarma faaliyetlerinin seyri aşağıdakişekilde gerçekleşmiştir.
70. Başvurucuların yakınlarınındevrilen enerji nakil hattı direğine ulaşmak için bindikleri deniz bisikletikesin bir dakika verilememekle birlikte 18.00 sularında devrilmiş ve batmıştır.Gölet yüzeyi yer yer buzlarla kaplıdır ve içinden iki enerji nakil hattıgeçmektedir. Teknisyenlerin iş güvenliğine ilişkin herhangi bir tedbiralmadıkları ve üzerlerinde can yeleklerinin de bulunmadığı tespit edilmiştir.Güneşin batış saati resmi verilere göre 18.48’dir. Olaya müdahale için kazayerine giden kişilerin beyanlarından deniz bisikletinin devrilmesiüzerine teknisyenlerden birinin su yüzeyinde tutunamadığı ve hemen gözdenkaybolduğu, kalan dört kişinin üçünün bir yerde diğer birinin ayrı bir yerde suyüzeyinde kalmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Saat 18.17’de olayı gören bir kişi tarafından 155 ve 112 no’lutelefonlara acil yardım çağrısında bulunulmuş, olay 18.21’de İl JandarmaKomutanlığına, 18.24’da Valilik Kriz Merkezine bildirilmiştir. 18.30’da İlSivil Savunma Müdürlüğüne olay bildirilerek dalgıç ekibi ve kurtarma botu talepedilmiştir. Olay yerinin Erzurum İl merkezine uzaklığı yaklaşık 55 km.’dir. Erzurum il merkezinde bulunan arama kurtarma ekibininteknik nedenlerle ikinci dalgıcın ekibe katılmasının beklenmesi sonucunda18.55’te Aşkale’ye hareket ettiği ve 19.30’da olay mahalline ulaştığı tespitiyapılmıştır. Aşkale Jandarma Komutanının ifadesine göre 19.10’da suda ayrıduran şahıs, 19.20’de de diğer 3 şahıs suda kaybolmuş ve yapılan çağrılarakarşılık vermemişlerdir. 18.39’da Valilik Kriz Merkezine olay yeri için havaambulansı (helikopter) ihtiyacı olduğunun bildirildiği, nöbetçi doktorunolaydan haberdar olduklarını ancak gün batımı nedeniyle helikopterinhavalanamayacağını ifade ettiği anlaşılmaktadır. 18.50’deJandarma Bölge Komutanlığı aranarak helikopter ihtiyacı iletildiği, anılankomutanlığın ellerinde bulunan helikopterin personel taşıma helikopteriolduğunu, kurtarma donanımı bulunmadığını, su yüzeyine yaklaşması halindeoluşturacağı basıncın kazazedelerin su yüzeyinde kalmalarını daha dazorlaştıracağını ifade ettiği, buna rağmen 20.15’de yola çıkan helikopterin20.40’da Aşkale’ye ulaştığı ancak kaza yerine gitmediği bildirilmiştir. Valiliğin19.45’de talebi üzerine T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum YönetimiBaşkanlığının, Genelkurmay Başkanlığından kurtarma helikopterigörevlendirilmesini istediği, Malatya ilinden görevlendirilen kurtarmahelikopterinin saat 22.55’de olay mahalline ulaştığı anlaşılmaktadır.
71. Görüldüğüüzere, ilçede bulunan güvenlik güçlerinin olayın hemen ardından olay mahallinegittiği ancak buz tutmuş su içindeki kazazedelere ulaşamadığı, havadan müdahaleiçin talep edilen il merkezinde bulunan hava ambulansının havanın kararmasınedeniyle hareket edemediği tespit edilmiştir. Jandarma Bölge Komutanlığındantalep edilen personel taşıma helikopterinin de kurtarma tertibatı bulunmadığı,diğer yandan bu helikopterlerin içinde enerji nakil hatları bulunan gölete karanlıkta yaklaşmaları tehlike arz edeceği içinkurtarma faaliyetlerinde kullanılmalarının mümkün olmadığı belirtilmiştir.18.30’da haber verilen Sivil Savunma Müdürlüğü kurtarma ekibi il merkezindebulunması ve teknik olarak ikinci dalgıcın kurtarma ekibinde bulunmasızorunluluğu nedeniyle olay yerine 19.30’da vardığı anlaşılmaktadır. Kurtarmabotu ile su yüzeyinde arama yapılmaya çalışıldığı ancak su yüzeyinin buzlu,havanın karanlık olması ve arama işleminin tehlike arz etmesi nedeniyle aramafaaliyetlerine son verildiği bildirilmiştir.
72. Bu bağlamdaAnayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülükler, devlete yaşamı veyasağlığı tehlikeye giren kişilere belirli bir zaman dilimi içinde olay mahallinegelip kurtarma ve acil sağlık yardımı verilmesi zorunluluğu yükleyecek kadargenişletilemez. Hava kurtarma hizmetlerinin yerine getirilmesinde havakoşulları, bölgenin ulaşılabilirliği ve teknik zorunluluklar gibi çeşitlisınırlayıcı unsurlar böyle genel bir yükümlülüğün yerine getirilmesinizorlaştıracak ve sorumlular açısından üstesinden gelemeyecekleri aşırı bir yükoluşturacaktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Furdik / Slovakya (KK),B. No:42994/05, 02/12/2008).
73. Bu durumdasoruşturma dosyasında yer alan belge ve bilgilerden, kurtarma faaliyetlerikonusunda yetkili olan kişilerin olası sonuçların farkında olmalarına rağmenkendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek harekete geçmedikleri sonucunagötürecek bir bulguya rastlanılmamıştır. Bu nedenle de başvuru konusu olaydaacil yardım faaliyetlerinden sorumlu kişiler aleyhine ceza soruşturmasıyürütülme zorunluluğu olduğu söylenemez. Dolayısıyla etkili bir şekildekullanılabilen hukuk ve idare mahkemelerine başvuru hakkı etkili soruşturmayürütme yükümlülüğünü karşılamak adına yeterli olabilecektir (§ 66-67).
74. Nitekim ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayaneylem ve ihmallere karşı kusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak,Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca idarenin, kendi eylem veişlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577sayılı Kanun ile 6098 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen (§ 29-30) hükümleri ile hukuk ve idaremahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yolları düzenlenmiştir. Başvuru konusu olayda cezaisorumluluğun tespiti için ilgili hukuk yoluna başvuran ancak sonuç alamayanbaşvurucular açısından da değinilen hukuki ve idari kanun yollarına başvurmaimkânları bulunmaktadır.
75. Yaşam hakkınailişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idarimakamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır. Başvurucular olaydaihmali olduğunu ileri sürdüğü yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunarakceza soruşturması açılması talebinde bulunmuş olmakla birlikte, yetkililerinidari ve hukuki sorumluluklarına ilişkin herhangi bir kanun yolunabaşvurmadıkları görülmektedir. Bu nedenle, yürütülen kurtarma ve acil yardım hizmetleriaçısından ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir. Bu durumda,başvuru konusu olayda kurtarma faaliyetleri açısından devletin yaşam hakkıkapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin maddi boyutunun, yani elindekitüm imkânları kullanarak yaşam hakkını korumak için ihdas edilmiş yasal veidari tedbirlerin gereği gibi uygulanıp uygulanmadığının Anayasa Mahkemesincebu aşamada incelenmesi ve bu konuda karar verilmesi mümkün değildir.
76. Açıklanannedenlerle, kurtarma faaliyetlerinin zamanında yürütülmemesi suretiyle yaşamhakkının ihlali iddialarının “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
iv.KurtarmaFaaliyetlerinin Yürütülmesinden Sorumlu Olanların Etkili Bir ŞekildeSoruşturulmadığı İddiası
77. Yaşamhakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin etkili soruşturma yürütme boyutuaçısından kesinleşmiş olan ceza soruşturması işlemleri nedeniyle yaşam hakkınınihlal edilip edilmediği hususunda Anayasa Mahkemesi tarafından bir kararverilmesine engel bulunmamaktadır.
78. Bununlabirlikte, yukarıda yer verilen kazanın gerçekleştiği koşullar ve yürütülenkurtarma faaliyetlerinin seyri dikkate alındığında, kurtarma faaliyetlerikonusunda yetkili kişilerin olası sonuçların farkında olmalarına rağmenkendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek, başvuru konusu olayın meydanagelmesine engel olmak için gerekli ve yeterli önlemleri almadıklarısöylenemeyecektir (§ 70-73). Yaşam hakkının ihlaline kastensebebiyet verilmediği durumlarda “etkili biryargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlakaceza davası açılmasını gerektirmemesi nedeniyle yaşam hakkı kapsamında olayınyine sadece bu boyutu açısından insanların hayatının tehlikeye girmesine nedenolduğu ileri sürülen kişiler aleyhine görevi ihmal suçlamasında bulunulmamasıya da bu kişilerin yargılanmamasının 17. maddenin ihlaline yol açtığından sözedilemeyecektir (§ 66-67).
79. Başvurukonusu olayda yaşam hakkı kapsamında sorumlu olabileceği ileri sürülen kişilerhakkında mutlaka ceza sorumluluğunun tespitine yönelik bir soruşturmanın yürütülmesigerekliliği bulunmamakla birlikte, yaşanan iş kazasının sonuçlarının oldukçavahim olması, olayın gerçekleşme nedenlerinin tespitinin çok yönlü biraraştırmayı gerektirmesi ve ileri sürülen ciddi şikâyetler üzerine, AşkaleCumhuriyet Savcılığı tarafından derhal soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır.Bu bağlamda soruşturma sürecine bakıldığında, Aşkale Cumhuriyet Savcılığıtarafından yaşanan kazadan sorumlu olduğu ileri sürülen diğer kişilerin yanısıra, kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesinde sorumlu olanlar hakkında dagörevi kötüye kullanma suçuna ilişkin derhal hazırlık soruşturmasıbaşlatıldığı, sonrasında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturmadosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, anılanBaşsavcılığın ön inceleme istemiyle dosyayı İçişleri Bakanlığına gönderdiği vesoruşturma izni talep edildiği, İçişleri Bakanlığı tarafından arama kurtarmafaaliyetlerinde ihmali olduğu iddia edilen kişiler yönünden durumları tek tekele alınarak, haklarında soruşturma izni verilmemesine kararının verildiğigörülmüştür. Başvurucular bu karara karşı Danıştay’a itiraz etmiş, başvurucularınitirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesi dosyadaki ön inceleme raporu ve ekibelgelere göre ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında soruşturmayapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından bahisle, soruşturma izniverilmemesine dair yetkili merci kararına yapılan itirazı reddetmiştir. 4483sayılı Kanun’un konu hakkındaki hükümleri göz önünde bulundurulduğunda,yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğunu ortaya koyacak bir eksiklik veyasoruşturmayı yürüten yetkililere yüklenilebilecek ihmali bir davranışbulunmamaktadır.
80. Başvurucular bu kapsamda İçişleri Bakanlığı’nınsoruşturma izni verilmemesine dair kararına karşı yaptıkları itirazın DanıştayBirinci Dairesi tarafından gerekçesiz olarak reddedildiğini ve bu durumunmahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olması gerektiği hükmünü taşıyanAnayasa’nın 141. maddesi ile adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil ettiğiniileri sürmüşlerdir. Başvurucuların bu iddialarının da yaşam hakkı kapsamındayürütülen soruşturmanın etkililiği incelenirken değerlendirilmesigerekmektedir.
81. Temyiz veya itiraz mercilerinin kararlarının tamamengerekçeli olması zorunlu değildir. İtiraz merciinin soruşturmayı yürüten adliveya idari makamın kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyikullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemliolan husus, itiraz merciinin bir şekilde itirazda dile getirilmiş ana unsurlarıincelediğini, adli veya idari merciin soruşturma iznine ilişkin kararınıinceleyerek itirazda yer alan talebi reddettiğini veya kabul ettiğinigöstermesidir (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 50).
82. Somut olayda, İçişleri Bakanlığınınil valisi ve diğer yerel idareciler hakkında görevi kötüye kullanma suçuaçısından soruşturma izni verilmemesi yönündeki kararı, müşteki durumundakibaşvurucuların itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesi tarafından incelenmişve dosyadaki ön inceleme raporu ve eki belgelere göre ilgililere isnat edileneylemin, haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek niteliktebulunmadığından bahisle adı geçenler hakkında soruşturma izni verilmemesineilişkin karara karşı yapılan itirazın reddine karar verilmiştir. Başvurucuların itirazının DanıştayBirinci Dairesi tarafından reddi kararında, suça konu olayın gerçekleştiğikoşulları ve tek tek yetkililere hangi nedenlerle sorumluluk yüklenemeyeceğiniayrıntılı olarak açıklayan “ön inceleme raporu” ve eklerine atıf yapmasınedeniyle bu kararın gerekçesiz olduğundan söz edilemez.
83. Öte yandan,yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşamhakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vukubulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek üzereadalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygunaraçların kullanılması yükümlülüğüdür. Anayasa’nın 17. maddesi hükümleribaşvuruculara üçüncü tarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya dacezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli birceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği anlamına gelmemektedir (B.No: 2012/752, 17/9/2013, § 56). Dolayısıyla, kişinin yaşam hakkının korunması kapsamındayürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olduğuna ilişkin bir sonuca varılmasınıgerektirecek bir husus tespit edilememiştir.
84. Açıklanannedenlerle, kişilerin yaşam hakkının korunması kapsamında yürütülensoruşturmanın etkisiz olduğu şeklinde bir sonuca varılmasını gerektirecek birhusus tespit edilememiştir.
2. Anayasa’nın36. ve 40. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası
85. Başvurucular, ayrıca AşkaleBaşsavcılığı tarafından kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesinde yetkili olankişiler hakkında talep edilen soruşturma izninin İçişleri Bakanlığı tarafındanverilmediğini, bu şekilde sorumlular hakkında etkili ve erken bir soruşturmayapılması yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, memur yargılamasında öngörülenmecburi idari soruşturma sebebiyle olayın sorumluları hakkında etkili ve etkinbaşvuru yapma haklarının ellerinden alındığını ve bu durumun Anayasa’nın 36.maddesinde yer alan "hak aramahürriyeti" ile “adilyargılanma hakkı”na,40. maddesinde yer alan "temel hak vehürriyetlerin korunmasını isteme hakkı”na ve AİHS’nin 6 ve 13.maddelerine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüşlerdir.
86. Bakanlık görüşünde, başvurucuların bu iddialarına yönelikherhangi bir değerlendirme yer almamaktadır.
87. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” başlıklı 36. maddesi şöyledir:
“Herkes, meşrûvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindekidavaya bakmaktan kaçınamaz.”
88. AİHS’de tanınmış olan hak veözgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetinifasıyla görevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merciönünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayan AİHS’nin13. maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak vehürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanunyolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkısaklıdır.”
89. Yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma”yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, başvuru konusu olaya ilişkin,mağdurlara hukuki ve idari başvuru yollarının yanı sıra, sorumlularınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir cezasoruşturması yürütülmesi zorunluluğu bulunup bulunmadığına ilişkindeğerlendirmeler yapılırken, başvuru konusu ölüm olayının özel niteliği gereğiböyle bir zorunluluğun bulunmadığı, bununla birlikte kurtarma faaliyetlerininyürütülmesinden sorumlu olanlar hakkında yürütülen ceza soruşturmasındayürürlükteki mevzuat çerçevesinde yaşam hakkının ihlaline neden olabilecekherhangi bir eksiklik veya ihmalin bulunmadığı değerlendirmesi yapılmıştır. Bu nedenle,başvurucuların "hak aramahürriyeti" ile "temelhak ve hürriyetlerin korunmasını isteme hakkı”nın ihlaline ilişkin aynı doğrultudaki iddialarının ayrıca Anayasa’nın 36. ve40. maddesi bağlamında yeniden incelenmesine gerek görülmemiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvuruda olayda yaşamını yitiren kişilerin yakınları tarafındanileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerinin,devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu soruşturma yükümlülüğü açısındanKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucuların devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğününyerine getirilmediği yönündeki diğer iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkınınİHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Başvurucuların sorumlular hakkında etkili bir soruşturmayürütülmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkinşikâyetlerinin ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
E. Yargılama giderinin başvurucuların üzerine bırakılmasına,
4/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.