TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BİLAL ÇİÇEK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/29)
Karar Tarihi: 13/7/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 12/10/2016 - 29855
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Hüseyin MECEK
Başvurucu
:
Bilal ÇİÇEK
Vekili
:
Av. Ahmet BIYIKLI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, üçüncü kişiler tarafından darp iddiasıyla ilgiliolarak yapılan yargılamada zamanaşımından düşme kararı verilmesi nedeniyleişkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 26/12/2013 tarihinde Anamur Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formunun ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 9/2/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 21/3/2016 tarihli yazısında AnayasaMahkemesi tarafından başvurunun kabul edilebilirliği hakkında bir kararverilmediği, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 71. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca ancak kabul edilebilirlik hakkında bir karar verildikten sonra görüşbildirilebileceği belirtilerek başvuru hakkında herhangi bir görüşsunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı BilişimSistemi’nden (UYAP)elde edilen bilgilere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvuru konusu olayların meydana geldiği tarihte 30 yaşındaolan başvurucu, Anamur’da ikamet etmektedir.
8. Başvurucu ile amcasının oğlu İ.Ç. arasında arazi ihtilafıbulunmaktadır.
1. Olayla İlgili Sanık N.K. Hakkında YapılanSoruşturma
9. Başvurucu 30/3/2005 tarihinde darbedilmiştir.Başvurucunun Anamur Devlet Hastanesine götürülmesi üzerine Anamur CumhuriyetBaşsavcılığının 2005/473 Hazırlık sayılı dosyasında resen soruşturmabaşlatılmıştır.
10. 30/3/2005 tarihinde saat 18.00'de düzenlenen olay yeritespit tutanağında ve krokisinde, olayın meydana geldiği Dragon Çayı’na 5 mmesafede 20 cm çapında kan izi bulunduğu belirtilmiştir.
11. Sanık N.K. 31/3/2005 tarihinde Anamur Sulh Ceza Mahkemesitarafından tutuklanmıştır.
12. Sanık 3/5/2005 tarihli celsede Anamur Asliye Ceza Mahkemesitarafından tahliye edilmiştir.
2. Başvurucunun Adli Raporları
13. Mersin Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 26/8/2005 tarihliraporunda, 30/3/2005 tarihinde yapılan muayenesinde, kafa arkasında 2-3 cm’lik, solda 9-10 cm’lik, vertekste (kafanın en üst noktası) 2-3 cm’lik,kafaarka solda 4-5 cm’lik skalp(saçlı deri) kesisi, sol el 3. parmak dorsal volerde (el ayası) üçer cm’lik kanamalı yara, ekstansör tendon kesisi, sol el sırtındayaygın hematom ve erezyon,sağ el 2. ve 3. parmaklardasıyrıklar, sol kalçada 2x3cm’lik erezyon, solbaldırda 1x6 cm’lik ekimoz,sırtın solunda, sol omuzda yaygın ekimoz, göğüs önde1x15 cm’lik ekimoz mevcutolduğu, yatırılarak takibe alındığı, genel anestezi altında sütüruygulandığı, 5/4/2005 günü taburcu edildiği kayıtlı olmakla arızasının; şahsınhayatını tehlikeye maruz kılmadığı, 15 gün mutadiştigaline engel teşkil edeceği, uzuv tatili yönünden rapor tanzimi için olaytarihinden 18 ay sonra şahsın müracaatının uygun olacağı kayıtlıdır.
14. Başvurucunun on sekiz ay sonra uzuv tatili yönünden adlimuayene raporunun aldırıldığına dair başvuru dosyası ve UYAP kayıtlarında birbilgi ya da belge bulunmamaktadır.
3. Sanık N.K. Hakkında Açılan Kamu Davası
15. Anamur Cumhuriyet Başsavcılığının 4/4/2005 tarihli veE.2005/221 sayılı iddianamesiyle sanık N.K. hakkında kasten yaralama suçundanAnamur Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İddianame şöyledir:
“Sanığın (N.K.), eniştesi İ.Ç. ile İ.nin amcasının oğlu müşteki (başvurucu) arasında husumetbulunduğu, suç tarihinden birkaç gün öncesinde müşteki ile İ.ninhusumet nedeniyle yaptıkları tartışma sırasında müştekinin İ.ye hakaretetmesine kızgınlık duyan sanığın, suç tarihinde müştekinin yanına giderek,sanığın müştekiyi taş, sopa ve tekme ile darp ederek hayati tehlike geçirecekşekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği, müşteki beyanı, sanık ikrarı, doktorraporu ve tüm hazırlık evrakı kapsamından anlaşılmakla … sanığıncezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.”
16. Açılan kamu davası Anamur Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/146sayılı esasına kaydedilmiştir
4. Müşteki (Başvurucu) Beyanları
17. 30/3/2005 tarihinde saat 17.50'de kolluk görevlileritarafından başvurucunun olay sonucunda kaldırıldığı hastanede bulunduğu sıradaifade verecek durumda olmadığına dair tutanak düzenlenmiştir.
18. Başvurucu 15/9/2005 tarihli Mahkemedeki beyanında, sanığıneniştesi olan İ.Ç.nin amcasının oğlu olduğunu,sabahleyin babası ve arkadaşı H.K. ile çilek tarlasına giderken yolda babasınınkendilerinden ayrıldığını, arkadaşı H.K. ile birlikte tarlada çalıştıklarını,öğleden sonra saat 15.00 civarında işlerini bitirdiklerini, H.K.ninevine gitmek üzere yola çıktığını, ırmak kenarında dinamoyu kapatmaya giderkenN.K., İ.K., S.K. A.Y. ve D.A.K.nin ellerindesopalarla kendisine saldırdıklarını söylemiştir.
19. Başvurucunun 5/12/2005 tarihli Cumhuriyet savcılığındakibeyanı da aynı mahiyettedir.
5. Sanıklar S.K., İ.Ç., D.A.K. ve A.Y HakkındaAçılan Kamu Davaları
20. Anamur Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurucununduruşmadaki beyanları nazara alınarak suç ihbarında bulunulması üzerinebaşvurucunun ifadesinde adı geçen diğer şüpheliler N.K. İ.Ç., D.A.K. ve A.Y.hakkında başvurucuyu darbettikleri iddiasıyla AnamurCumhuriyet Başsavcılığının 19/10/2007 tarihli ve E.2007/730 sayılıiddianamesiyle kamu davası açılmıştır. Açılan dava Anamur Asliye CezaMahkemesinin 2007/425 sayılı esasında kayıtlı iken Mahkemenin 6/3/2008 tarihlikararıyla her iki dosya birleştirilerek yargılamaya E.2005/146 sayılı dosyaüzerinden devam edilmiştir.
6. Sanıkların Savunmaları
21. Sanık N.K. 30/3/2005 tarihli kollukta, 31/3/2005 CumhuriyetSavcılığında ve sorgu hâkiminde, 3/5/2005 tarihli duruşmadaki savunmalarında;eniştesi olan İ.Ç. ile İ.Ç.nin amcasının oğlu olanE.Ç. ve Bilal Çiçek’in (başvurucu) iki üç gün önce münakaşa ettikleriniduyduğunu, 30/3/2005 tarihinde bu durumu öğrendiğini, Bilal Çiçek’le derekenarında karşılaştığını, "Ayıp değilmi enişteme terbiyesizce laflar söylüyorsunuz?" dediğini,kendisine küfrederek kolundaki cekete elini atınca silah ya da bıçak çekeceğinizannederek yerden aldığı odun parçası ve taşla kafa, göğüs ve bacağınavurduğunu söylemiştir.
22. Sanıklar S.K., İ.Ç., D.A.K. ve A.Y. 6/3/2008 tarihliduruşmadaki savunmalarında olay günü olay yerinde bulunmadıklarını söyleyereksuçlamaları reddetmişlerdir.
7. Tanık Beyanları
23. Başvurucunun arkadaşı H.K. 15/9/2005 tarihli duruşmadakibeyanında, olay günü başvurucu ile birlikte saat 15.00’e kadar tarladaçalıştıktan sonra kendisinin ana yolda başvurucuyla buluşmak üzere ayrıldığını,başvurucunun dinamoyu kapatmaya gittiğini, başvurucunun yanında beş kişigördüğünü, birinin beyaz Toros marka bir araçla, diğerlerinin de yaya olarakkaçtığını, bu kişilerden D.K. ve İ.Ç. isimli olanlarını tanıdığını, diğer üçünütanımadığını, kaçanlardan ikisinin elinde sopa olduğunu gördüğünü, sopalıkişilerden birinin İ.Ç. olduğunu, kendisinin bulunduğu yerle olay yeri arasında200 m kadar mesafe olduğunu, aralarında geçen konuşmayı duymadığınısöylemiştir.
24. Başvurucunun komşusu tanık M.T. 15/9/2005 tarihli celsedekibeyanında, olay günü çilek ilaçlamak için başvurucudan ilaç motoru aldığını,motoru çalıştıramayınca başvurucunun yanına gelmek üzere hareket ettiğindeyolda elleri sopalı beş kişi gördüğünü, birlikte başvurucuyu dövdüklerini, dahasonra H.K.nin ıslık çalarak yapmayın diye bağırmasıüzerine kaçtıklarını söylemiştir. Kendisinin olay yerine 50 m mesafedeolduğunu, sanık N.K.nin dayısı R.K.ninbeyaz bir arabayla gelerek sanığı araca aldığını, diğer dört kişinin ise yayaolarak kaçtıklarını, başvurucunun kardeşi E.Ç. ile H.K.ninve birkaç kişinin daha gelerek başvurucuyu taksiye bindirip hastaneyegötürdüklerini söylemiştir.
25. Başvurucunun babası tanık M.Ç. 15/9/2005 tarihli celsede ifadesinde;olay günü oğlu Bilal, komşuları H.K. ilebirlikte çilek tarlasına doğru gittiklerini, kendisinin tarladan ayrılarak bircenazeye gittiğini, oğlu Bilal ve tanık H.K.nintarlada kaldıklarını, cenaze evinde N.K.nin dayısıR.K.ye birinin telefon açtığını, R.K.nin cenazeevinden ayrıldığını, bir süre sonra geri gelerek oğlumu yeğenlerinin dövdüğünüölmediyse git bak dediğini, oğlu Bilal’i H.K. ve diğer oğlu E.Ç.ninalıp hastaneye götürdüklerini duyduğunu, oğlunun başına olay nedeniyle 35 dikişatıldığını beyan etmiştir.
26. Sanık N.K.nin teyzesinin oğlutanık S.B. 15/9/2005 tarihli duruşmadaki ifadesinde; olay günü N.K.nin kendisini çağırarak AkineKöprüsü’ne götürmesini istediğini, Köprü’debaşvurucunun kardeşi E.Ç. ile N.K.ninkarşılaştıklarını, E.Ç.nin, "Kardeşimi sen mi dövdün?" diye N.K.ya sorduğunu, onun da "Hayır ağabeyim dövdü." şeklinde cevapverdiğini söylemiştir.
27. Tanık C.K. 15/9/2005 günlü celsedeki beyanında; olayıgörmediğini, olay günü bir yakınının taziye ziyaretine gittiğini, yeğeni N.K.nin kendisini arayarak buluştuklarını, ne olduğunusorduğunda Bilal Çiçek’i dövdüklerini, öldü mü bilmiyorum, beni OrmancıkKöprüsü’ne götür dediğini belirtmiştir.
8. Kovuşturma Sonucunda Verilen Kararlar
28. Mahkemenin 4/6/2009 tarihli ve E.2005/146, K.2009/470 sayılıkararıyla tüm sanıkların 765 sayılı Kanun’un 456. maddesinin birinci fıkrasıuyarınca 1.800 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“…
İddia, Sanık savunmaları, Katılan beyanı vetüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde; Sanıkların, Katılanıyaraladıkları ve böylelikle üzerlerine atılı kasten yaralama suçunu işlediklerisabit olmuştur.
Sanıkların eylemi 765 sayılı yasanın 456/1,maddesi kapsamında kalmakta olup, 765 sayılı yasa ve 647 sayılı yasaya göresanıklar hakkında hüküm kurulduğunda sanıkların sonuç olarak 1.800'er TL AdliPara Cezası ile Cezalandırılmaları sonucu ortaya çıkmaktadır. 01.06.2005tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı yasaya göre sanıkların eylemideğerlendirildiğinde ise; Sanıkların eylemi 5237 sayılı yasanın 86/1 maddesikapsamında kalmaktadır. Bu suç için öngörülen ceza ise 1 yıldan 3 yıla kadarhapis cezasıdır, 765 sayılı yasada sanıkların üzerine atılı suçun alt ve üstsınırları ile 765 sayılı sayılı yasanın 647 sayılı yasa ile birlikteuygulanması durumunda 765 sayılı yasanın sanıkların daha lehine sonuç doğurduğuanlaşıldığından sanıklar hakkında 765 sayılı ve 647 sayılı yasanınuygulanmasına karar vermek gerekmiştir.
…
Sanıkların, Katılanın zararlarını gidermemişolması nedeniyle sanıklar hakkında 5271 sayılı CMK'nın231 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek iddia makamınınmütalaasına uygun olarak aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.”
29. Kararın temyiz edilmesi üzerine hüküm Yargıtay 3. Ceza Dairesinin18/1/2012 tarihli ve E.2011/24396, K.2012/1558 sayılı kararıyla bozulmuştur.Bozma kararı şöyledir:
“…
1-) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkurumuna ilişkin uygulama esasları ve koşullarının belirlendiği Yargıtay CezaGenel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 03.02.2009 tarih, 2008/11-250 E,2009/13 K. sayılı kararında ‘suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığızararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesindezarar yönünden, kanaat verici basit bir araştırmayla belirlenecek maddizararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesigerektiği’ görüşünün benimsenmesi dikkate alınarak mahkeme tarafından mağdurdameydana gelen zarar, kanaat verici ve basit bir araştırmayla saptanıp, sanıktantespit olunan bu zararı giderip gidermeyeceği sorulup ve diğer koşulların damevcudiyeti halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili olarak birkarar verilmesi gerekirken, belirtilen eksiklikler yerine getirilmeden vedenetime imkan verecek şekilde bir değerlendirme yapılıp, hükümde ‘sanıklarınmüdahilin zararlarını gidermedikleri anlaşıldığından...’ biçimindeki gerekçeylesanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına kararverilmesi,
2-) Gerekçeli kararda suçun işlendiği zamandilimi, yine tutuklu kalınan tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığıhususları gösterilmeyerek C.M.K.'nun 232/1-c-dmaddesine muhalefetedilmesi,
3-) Hükmün başında sanık S.K.ninaçık kimliğine yer verildiği halde hüküm fıkrasında bu sanıkla ilgili kararınne olduğu, uygulanan kanun maddeleri, verilen ceza miktarı açıkcagösterilmemek suretiyle hükümde çelişki yaratılması,
…”
30. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkeme11/10/2012 tarihli ve E.2012/536, K.2012/1027 sayılı kararıyla sanıklarhakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine kararvermiştir. Düşme kararının gerekçesi şöyledir:
“…
İddia, katılan beyanı, sanıklar savunmaları,tanıklar anlatımı, bozma ilamı, hekim ve tıbbi raporlar, adli sicil kayıtları,nüfus kayıt örnekleri ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde;sanıkların30/03/2005 tarihinde işledikleri iddia edilen müessir fiil (yaralama) suçundan765 sayılı TCK'nin 456/2 maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilmişse deaçılan kamu davasında suç tarihinin 30/05/2005 tarihi olduğu ve suç tarihinegöre sanıkların lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102/4. ve 104/2.maddeleri gereğince zaman aşımı suresinin (uzayan zaman aşımı süresi)30/09/2012 tarihinde dolduğu anlaşıldığından sanıklar hakkındaki kamu davasınıngerçekleşen dava zaman aşımı nedeniyle 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşmesine kararvermekgerekmiş ve buna uygun aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”
31. Bu karar, başvurucu tarafından süresi içinde temyizedilmiştir.
32. Başvurucu 26/12/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
33. Başvurucu tarafından temyiz edilen hüküm bireysel başvuruyapıldıktan sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2014 tarihli veE.2014/28464, K.2014/34743 sayılı ilamıyla onanmıştır.
B. İlgili Hukuk
34. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun456., 102. ve 104. maddeleri şöyledir:
“Madde 456 -(Değişik: 6123 – 9/7/1953) Her kim katil kasdiyleolmaksızın bir kimseye cismen eza verir veya sıhhatini ihlâle aklîmelekelerinde teşevvüş husulüne sebep olursaaltıaydan bir seneye kadar hapsolunur.
Fiil, havastan veya âzadanbirinin devamlı zaafını yahut söz söylemekte devamlı müşkülâtı veya çehredesabit bir eseri yahut yirmi gün ve daha ziyade aklî veya bedeni hastalıklardanbirini veya bu kadar müddet mütat iştigallerine devamedememesini mucip olmuş veya hayatını tehlikeye mâruzkılmış veya gebe bir kadın aleyhine işlenip de vaktinden evvel çocuk doğmasınıintaç etmiş ise ceza iki seneden beş seneye kadar hapistir.
...
Madde 102 - (Değişik:3531 – 29/6/1938) Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasındahukuku âmme davası:
…
4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı âmmeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır paracezasını müstelzim cürümlerde beş sene
… geçmesiyle ortadan kalkar.
…
Madde 104 (Değişik: 3038 – 11/6/1936) Hukuku âmme davasının müruruzamanı, mahkûmiyet hükmü yakalama,tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlarhuzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasınadair olan karar veya C. Müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianameile kesilir.
Bu halde müruruzaman, kesilme günündenitibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruruzamanı kesen muameleler müteaddid ise müruruzaman bunların en sonuncusundanitibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruruzaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyenolan müddetlerin yarısının ilâvesile baliğ olacağımüddetten fazla uzatamaz.”
35. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Duruşmanın sona ermesi ve hüküm”başlıklı 223. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir.
“Türk Ceza Kanunundaöngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartınıngerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 13/7/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuruincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu, sanıkların kendisini ciddi şekilde darbettikleri olayda kamu davasının zamanaşımı nedeniyledüşmesine karar verilmesi ve başvuru sırasında dosyanın hâlen Yargıtayda derdest olması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş; ihlalin tespiti ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukinitelendirmesini kendisi takdir eder(Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise deadli raporlara göre başvurunun üçüncü kişilerin fiilleri nedeniyle maruzkaldığı saldırı sonucunda hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahaleile giderilemeyecek nitelikte yaralanmış ve işkence ve kötü muamele yasağınailişkin asgari ağırlık eşiğini aşmıştır. Başvurucu, insan onuruna aykırı bueylem neticesinde bedensel ve ruhsal yönden acı çekmiş, bir aya yakın bir sürehastanede yatarak tedavi gördükten sonra taburcu edildiğinden eylem çok ağır vezalimane mahiyet taşımadığından eziyet yasağı kapsamında değerlendirilen olaydadevletin maddi yükümlülüğünün ihlali ile ilgili bir şikâyetin söz konusuolmaması ve böyle bir durumun da saptanmaması nedeniyle incelemenin Anayasa’nın17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usulyükümlülüğü ile sınırlı olarak yapılmasına karar verilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
39. Bireysel başvurunun yapıldığı tarihte kararın henüzkesinleşmemesi nedeniyle başvuru yolları tüketilmemiş ise de AnayasaMahkemesinin Abdullah Akyüz kararındaaçıklandığı üzere (G.K., B. No:2013/9352, 2/7/2015, §§ 31-33) bireysel başvuru sürecinde söz konusu hükmünYargıtay tarafından 30/10/2014 tarihinde onanarak kesinleştiği, somut olayınkoşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkenceve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
41. Başvurucu, üçüncü kişilerin eylemleri nedeniyle yaralandığıolayda sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesinekarar verilerek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
42. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş bildirmemiştir.
a. Genel İlkeler
43. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
44. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında,devletin, pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerinmaddi ve manevi varlığını gerek kamusal makamların gerek diğer bireyleringerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşıkoruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını hertürlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,17/7/2014, § 105; Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).
45. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin pozitifyükümlülüklerinin özel kişilerin eylemlerini de içerdiğini belirtmiştir.Devlet, kamu görevlilerinde olduğu gibi özel kişiler tarafındangerçekleşebilecek kötü muamelelere karşı da yeterli korumayı ve yasal çerçeveyisağlamakla yükümlüdür (Denis Vasilyev/Rusya,B. No: 32704/04, 17/12/2009, § 98; Yehovanın Şahitleri Gldani Cemaatinin 97 Üyesi vediğer 4 kişi/Gürcistan, B. No: 71156/01, 3/5/2007, § 96; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:13134/87, 25/3/1993, § 26-28; A/BirleşikKrallık, B. No: 100/1997/884/1096, 23/9/1998, §§ 22-24; X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80,26/3/1985, § 27).
46. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir boyutunu oluşturan usulyükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayınınsorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabileceketkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanıntemel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekildeuygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarınınkarıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar içinhesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demirve diğerleri, 110).
47. Buna göre bireyin, hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkinsavunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenarbaşlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmîbir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumlularınbelirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet buolanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâlegelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktanyararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmelerimümkün olacaktır. Bazen yeterli soruşturma yapılmamış olması bile tek başına kötümuamele teşkil edebilecektir. Bu bağlamda şikâyet yapıldığında ya da şikâyetyapılmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirtilerolduğunda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde kamu denetimine tabiolarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir(Tahir Canan, § 25).
48. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkinyükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olaraktespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydanagelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesigereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezaisoruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülenidari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, buhak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterlideğildir ( Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).
49. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmekiçin soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek vesorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlıve derinlikli bir şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olayve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya dakararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlaradayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 114).
50. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılansoruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyensebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötümuameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması,hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesininengellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi vekamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanınazami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (CezmiDemir ve diğerleri, § 119).
51. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğinisağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesapverilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimineaçık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşru menfaatlerinikorumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).
52. Mahkemelerin, yargıya ve adalete olan güveni sürdürülebilirkılmak amacıyla kovuşturmaların kısa sürede sonlandırılması, özellikle işkenceve kötü muamele niteliğindeki fiillerin zamanaşımına uğramaması için ellerindengelen tüm gayreti sarf etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötümuamele iddialarına ilişkin bir ceza davası söz konusu olduğunda, yetkililertarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel olarakkamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir vekanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüdenkaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir vediğerleri, § 116).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
53. Başvurucu, fiziksel saldırıya maruz kalması üzerine yaralamasuçundan sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesinekarar verilmesi nedeniyle eylemin cezasız kaldığını ileri sürmüştür.
54. Başvurucu 30/3/2005 tarihinde darbedilmiştir.Kaldırıldığı hastanede kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre ifadeverecek durumda olmayan başvurucunun beyanları alınmamıştır. Kolluk tarafındanaynı gün saat 18.00’de olay yeri tespit tutanağı düzenlenmiş ve olay yerikrokisi çizilmiş; yine kolluk tarafından ifadesi alınan şüpheli N.K. suçuüstlenmiştir. Anamur Sulh Ceza Mahkemesinin 31/3/2005 tarihli sorgusuylaşüpheli N.K. tutuklanmıştır. Başvurucunun geçici adli raporu temin edilerek4/4/2005 tarihinde şüpheli N.K. hakkında kasten yaralama suçundan kamu davasıaçılmıştır. Ancak dosyadaki bilgi ve belgelere göre yürütülen soruşturmanın,yaralama olayının nedenini ve sorumlularının ortaya çıkarılma imkânınızayıflatan ve derinliğine etki eden birtakım eksikliler taşıdığıgözlemlenmiştir.
55. Öncelikle olayı takiben hastaneye kaldırılan başvurucununyaralanması nedeniyle olay günü ifadesi alınamamış ise de Mersin Adli Tıp ŞubeMüdürlüğünün raporuna göre 5/4/2005’te hastaneden taburcu edilen başvurucununifadesi soruşturma boyunca alınmamıştır. Maruz kaldığı eylemin nasıl ne zamankimler tarafından işlendiği, tanık bulunup bulunmadığı gibi uyuşmazlığınaydınlatılmasında en önemli bilgi sahibi olan başvurucunun ifadesinin alınmasıiçin bir girişimde bulunulmadığı anlaşılmıştır. Etkili soruşturmanınunsurlarından biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğisağlamak ve mağdurların meşru menfaatlerini korumak için bu sürece etkili birşekilde katılmalarıdır. Somut olay bu açıdan değerlendirildiğinde başvurucununifadesinin alınmayarak soruşturmaya katılmasının sağlanmaması nedeniyle AnamurAsliye Ceza Mahkemesinin 15/9/2005 günlü celsesinde başvurucu ve bazıtanıkların ifadeleri alındıktan sonra olaya katıldığı ileri sürülen diğerşüpheliler hakkında Mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusundabulunulmuş, olaydan neredeyse iki buçuk yıl sonra 19/10/2007’de ikinciiddianame düzenlenmiştir. Başvurucunun soruşturmaya etkili bir şekildekatılımının sağlanmaması, hem delillerin toplanmasınıhem de bazı şüpheliler hakkında kamu davasının açılmasının gecikmesine yolaçmıştır.
56. Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda sıklıklavurguladığı üzere (bkz. § 49) yürütülecek soruşturmaların makul bir sürat veözenle yapılma yükümlülüğü bulunmaktadır. Soruşturmanın makul bir özen vesüratle yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit; başvuru konusu olayınkoşullarına, soruşturmadaki şüpheli sayısına, suçlamaların niteliğine, olayınkarmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya dagüçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir.
57. Burada önemli olan husus, soruşturmaların yürütülmesinde-sonuçta verilen kararın niteliğinin ne olduğunun önemi olmaksızın- özeldebaşvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerin hukukunüstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere müsamahagösterildiği ya da bu tür eylemlere kayıtsız kalındığı görünümü verilmesininengellenmesi açısından soruşturmada yeterli sürat ve özenin gösterilipgösterilmediğinin ortaya konulmasıdır.
58. Şüpheliler hakkında açılan her iki kamu davasıbirleştirilerek Anamur Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılamasonucunda 4/6/2009 tarihli kararla tüm sanıkların mahkûmiyetlerine kararverilmiş, hükmün sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. CezaDairesinin 18/1/2012 tarihli kararıyla 2 yıl 7 ay sonra bozulmuş, bozmadansonra yapılan yargılamada Mahkemenin 11/10/2012 tarihli kararıyla davalarınzamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiş, verilen bu kararın başvurucutarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2014tarihli ilamıyla yaklaşık iki yıl sonra onanarak kesinleşmiştir. Sanık N.K. hakkındakamu davasının açıldığı 4/4/2005’ten sonra 9 yıl 6 ay 26 gün sonra düşme kararıkesinleşmiştir.
59. Somut olayda, iki dereceli yargılama sürecinde başvurucunundavanın hızlı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati ve gecikmesindehiçbir dahlinin olmaması, davada sanık sayısının az olması ve davanın çokkarmaşık olmaması gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda soruşturmadabaşvurucunun ifadesinin alınmaması ve temyiz aşamasında yaşanan gecikmelernedeniyle dokuz yılı aşan kovuşturmanın uzun olduğu anlaşılmaktadır. Bunun daötesinde, davadaki tüm sanıklar hakkında Mahkeme tarafından verilen ilkmahkûmiyet kararının esasa ilişkin temyiz nedenleri reddedilerek sadece usuleilişkin gerekçelerle bozulmuş olması da eziyet mahiyetindeki eylemin cezasızkalmasına yol açmış; özelde başvurucunun ve genel olarak da toplumdaki diğerbireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesine engel olarakhukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığıgörünümünün verilmesine neden olmuştur.
60. Başvurucunun soruşturma aşamasında ifadesinin alınmaması veyargılamanın uzun sürerek zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi sebebiyleetkili soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
61. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
63. Başvurucu işkence ve kötü muamele yasağının ihlalinintespiti ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
64. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altınaalınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
65. Eziyet nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecekolan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
66. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altınaalınan eziyet yasağının usul yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/7/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.