TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BİLAL IŞIK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2020/29877)
Karar Tarihi: 11/12/2024
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Kenan YAŞAR
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Raportör
:
Duygu KALUKÇU
Başvurucu
:
Bilal IŞIK
Vekili
:
Av. Sevil ARACI
I. BAŞVURUNUNÖZETİ
1. Başvuru; atanmama işleminin iptali ve mahrum kalınanparasal hakların tazmini talebiyle açılan davada işlemin iptali yönünde verilenkararın incelenme yöntemi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının,eşitlik ilkesi ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının; işlem iptaledilmesine rağmen parasal hakların tazminine dair talep hakkında kararverilmesine yer olmadığı kararı verilmesi nedeniyle karar hakkının;yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye KamuHastaneleri Kurumunun sözleşmeli personel yerleştirme sonucuna göre ŞanlıurfaEğitim ve Araştırma Hastanesine hemşire olarak yerleştirilmiştir.
3. Başvurucu hakkında 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılıOlağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun HükmündeKararname'nin (676 sayılı KHK) 74. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılıDevlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendineeklenen (8) numaralı alt bent uyarınca güvenlik soruşturması ve arşivaraştırması yaptırılmıştır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasınınolumsuz sonuçlanması nedeniyle başvurucunun ataması gerçekleştirilmemiştir.
4. Başvurucu, söz konusu işlemin iptali ve dava konusu işlemnedeniyle mahrum kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesinekarar verilmesi talebiyle 7/11/2017 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde,hakkında açılan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığınıbelirtmiştir. Ayrıca adli sicil kaydının bulunmadığını ve mesleğinin kamugüvenliğini ilgilendiren bir yönünün olmadığını da ifade eden başvurucugüvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına yol açacak herhangi bir durumolmamasına rağmen Kürt kökenli olması münasebetiyle tarafına ayrımcılıkyapıldığını ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
5. Ankara 8. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 10/4/2019 tarihlikararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmışöyledir:
"Dava dosyasının incelenmesinden,KPSS 2017/3 sonucuna göre Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesine hemşireolarak yerleşmeye hak kazanan davacı hakkında yapılan güvenlik soruşturmasında,davacı ve eşi hakkında "şahsın PKK/KCK terör örgütü içerisinde faaliyetyürüttüğü" şeklinde istihbari mahiyette bilgiler elde edildiği, bu tespitedayalı olarak güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak değerlendirilmesisonucunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesi 1. fıkrasının (A)bendindeki atama şartlarını taşımadığından bahisle atama işlemininyapılmamasına karar verilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığıanlaşılmaktadır.
...
Olayda, güvenlik soruşturmasının olumlusonuçlanmasının kamu görevlisinin atanması için gerekli şartlardan birisiolduğu göz önüne alındığında, dosya içerisinde yer alan davacı hakkındaki'şahsın PKK/KCK terör örgütü içerisinde faaliyet yürüttüğü' yönündeki istihbaribilginin değerlendirilmesi sonucu davacının güvenlik soruşturmasının olumsuzolduğu kanaatine varıldığından, güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğundanbahisle atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmadığı sonucuna varılmıştır."
6. Başvurucu, davanın reddi kararına karşı istinaf kanunyoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde Mahkeme tarafından yapılandeğerlendirmenin hatalı olduğunu, evli olmadığı hâlde eşi ve kendisi hakkındayapılan tespite istinaden davanın reddedildiğini, tamamen soyut nitelikli vegerçeği yansıtmayan iddialar kapsamında işlem tesis edildiğini belirterekAnayasa'da güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
7. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi(Bölge İdare Mahkemesi)31/12/2019 tarihli kararı ile dava konusu işleminiptaline, işlem nedeniyle mahrum kalınan parasal hakların ödenmesine yöneliktalep hakkında ise karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Kararda, davakonusu işlemin 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A)bendine eklenen (8) numaralı alt bendi hükmüne dayanılarak tesis edildiği,Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararıile anılan düzenlemenin iptal edilmiş olması karşısında bu düzenlemeyedayanılarak tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilmiştir.Bölge İdare Mahkemesi ayrıca, dava konusu işlemin iptal edilmiş olmasınınbaşvurucunun doğrudan atanması sonucunu doğurmayacağını, başvurucunun durumunundavalı idarece makul bir süre içinde yeniden değerlendirmeye tabitutulabileceğini ve bu değerlendirmenin sonucunda başvurucunun uyuşmazlığa konukamu görevine atanıp atanamayacağına ilişkin yeniden bir işlem tesisedilebileceğini belirtmiştir. Son olarak Bölge İdare Mahkemesi, dava konusuişlem nedeniyle mahrum kalınan parasal hakların tazminine yönelik talephakkında bu aşamada karar verilmesine imkân bulunmadığını ifade etmiştir.
8. Nihai karar başvurucuya 6/7/2020 tarihinde tebliğedilmiştir. Başvurucu 27/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
II. DEĞERLENDİRME
A. HakkaniyeteUygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
9. Başvurucu; atanmama işlemine gerekçe olarak hem idarehem de mahkemelerce kendisi ve eşi hakkında örgüt içerisinde faaliyetyürüttükleri yönünde tespit yapıldığını, ancak bu tespitin gerçeğe aykırıolduğunu, zira evli dahi olmadığını, kaldı ki bu olaydan sonra tekrar atanmatalebinde bulunduğunu ve güvenlik soruşturmasının olumlu neticelenerekatamasının yapıldığını, halihazırda da çalışmaya devam ettiğini belirtmiştir.Bölge İdare Mahkemesinin, idari işlemin iptaline dair kararında işin esasınagirmeksizin sadece Anayasa Mahkemesinin iptal kararını gerekçe gösterdiğini, buşekliyle her ne kadar iptal kararı verilmişse de esasen etkili bir yargısaldenetim yapılmadığını, zira dosya kapsamında toplanan tüm delillerinmasumiyetini kanıtladığını ve atanmasının önünde herhangi bir engel olmadığınıortaya koyduğunu ileri sürmüştür. Mahkemenin davanın kabulü kararının, terörörgütleri ile ilişkisi varmış gibi bir sonuç doğurduğunu belirten başvurucu,Bölge İdare Mahkemesinin ise bu kararı sadece teknik olarak değiştirdiğini,sabıka kaydı vb. deliller araştırıldığı ve hiçbir aleyhe sonuç çıkmadığı hâldeMahkemenin kararının hatalı olduğu yönünde bir değerlendirme yapmadığınıbelirtmiştir. Davalının kamu kurumu olması nedeniyle toplanan deliller vesunulan mütalaalar hakkında bilgi sahibi olma hakkının sağlanmadığını ifadeeden başvurucu, Bölge İdare Mahkemesinin kararının sadece teknik birincelemeden ibaret olduğunu, masumiyetini zedeleyen Mahkeme kararını ortadankaldırır nitelikte bir değerlendirme yapılmadığını iddia ederek masumiyetkarinesinin, çelişmeli yargılanma hakkının, etkili başvuru hakkının ve adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
10. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder. Başvuru formu ve ekleri incelendiğindebaşvurucunun şikâyetlerinin özünün açtığı iptal davası sonucu verilen kararınadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olduğu görüldüğünden başvuru,hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
11. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemelerönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bukapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
12. Somut olayda başvurucu hakkında yürütülen güvenliksoruşturması olumsuz neticelenmiş ve başvurucunun ataması yapılmamıştır.Başvurucu, atanmama yönünde tesis edilen idari işlemin iptali talebiyle davaaçmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan incelemede,"başvurucu ve eşi hakkında PKK/KCK terör örgütü içerisinde faaliyetyürüttükleri" şeklinde istihbari mahiyette bilgiler elde edildiği vebu tespite dayalı olarak güvenlik soruşturmasının olumsuz olarakdeğerlendirildiği tespiti yapılmış; "şahsın PKK/KCK terör örgütüiçerisinde faaliyet yürüttüğü" yönündeki istihbari bilginindeğerlendirilmesi sonucu başvurucunun güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğukanaatine varıldığından atanmama yönündeki idari işlemde hukuka aykırılıkbulunmadığı sonucuna varılmıştır.
13. Başvurucu; ilk derce mahkemesinin davanın reddikararına itiraz etmiş, Bölge İdare Mahkemesince yapılan değerlendirmede idariişlemin dayanağı kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edildiği tespitiyapılmış ve iptal kararının gerekçesine değinilmiş, güvenlik soruşturması vearşiv araştırmasının yapılması ve elde edilecek verilerin kullanılması hususunailişkin temel ilkeler belirlenmeksizin getirilen yasal düzenlemenin Anayasa'yaaykırı olduğu yönündeki Anayasa Mahkemesi kararı karşısında iptali talep edilenidari işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
14. Başvurucu, güvenlik soruşturması kapsamında yapılantespitin gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürmüşse de Bölge İdare Mahkemesikişisel verilerin elde edilmesi ve korunmasına ilişkin Anayasal kriterlerdikkate alınmadan güvenlik soruşturmasının yapılması nedeniyle atanmamaişleminin iptali talebinin kabulüne karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin iptalkararı gözetilerek yapılan değerlendirmenin, hukuk kurallarının somut olayauygulanmasına yönelik olduğu, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturanbir unsur içermediği anlaşılmıştır.
15. Bu itibarla başvuru konusu olayda başvurucunun ilerisürdüğü iddiaların yargılama mercilerince delillerin değerlendirilmesine ve hukukkurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, başvurucunun iddialarını veitirazlarını ileri sürme imkânından yoksun bırakılmadığı, mahkeme kararındabariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığıdikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğuanlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksunolduğu sonucuna ulaşılmıştır.
16. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
B. KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
17. Başvurucu, Mahkemenin özlük ve parasal haklarınayönelik herhangi bir değerlendirme ve inceleme yapmadan karar verdiğinibelirterek adil yargılanma, mülkiyet ve çalışma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özünün, davaya konuettiği talep hakkında verilen kararın uyuşmazlığın çözümüne dair birdeğerlendirme içermemesine yönelik olduğu anlaşıldığından başvuru adilyargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkı yönünden incelenmiştir.
19. Anayasa’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında, hiçbirmahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağıbelirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adilyargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin birkarar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi deSözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkeme hakkı şeklinde genelbir hakkı düzenlediğini kabul etmekte ve bu hakkın karar hakkını da içerdiğiniifade etmektedir (İbrahim Demiroğlu [GK], B. No: 2017/15698, 26/7/2019 §54).
20. Demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hakniteliğindeki adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkıuyuşmazlığın bir mahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilenuyuşmazlığa ilişkin esaslı iddia ve savunmaların yargı merciince incelenerekdeğerlendirilmesini ve bir karara bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icraedilmesini gerektirir. Buna göre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, kararhakkı ve kararın icrası haklarını içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkemeönüne getirilen uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder.Zira dava hakkını kullanan bireyin asıl amacı uyuşmazlık konusu ettiği talebininesasıyla ilgili olarak davanın sonunda bir karar elde edebilmektir. Bir başkaifadeyle dava sonucunda şayet bir karar elde edilemiyorsa dava açmanın da biranlamı kalmayacaktır. Öte yandan karar hakkı bireylerin sadece yargılamasonucunda şeklî anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına almaz. Bu hakaynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargımerciince bir sonuca bağlanmasını da gerektirir (bazı farklarla bkz. İbrahimDemiroğlu, § 55).
21. Mahkemenin önündeki uyuşmazlığı karara bağlarkentaraflardan birinin iddia ve savunmasına bağlı kalarak buna karşı diğer tarafınöne sürdüğü esaslı itirazları tartışmadan yargılamayı sonuçlandırması hâlinde-ortada şeklî anlamda bir karar bulunsa bile- gerçek anlamda bir yargılamayapıldığından bahsedilemeyecektir. Bu durumda uyuşmazlığa karşı yargı yolununteorik olarak açık olması pratikte bir anlam ifade etmeyecek, böylece kararhakkı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkı bir yanılsamadan ibaret kalacaktır(benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No:2018/23568, 2/7/2020, § 56).
22. Mahkemenin önündeki uyuşmazlığın esasını incelememesisadece adil yargılanma hakkını zedelemekle kalmaz, aynı zamanda davanınkonusunu oluşturan medeni hakkın bağlantılı bulunduğu diğer (maddi) hak veözgürlükler yönünden etkili başvuru hakkının ihlal edilmesine de yol açabilir.Yargısal başvuru yolları, çoğunlukla bir hak veya özgürlükle bağlantılıuyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla ihdas edilmiştir. Kişiler davaaçmak suretiyle mahkemelerden hak ve özgürlükleriyle ilgili olarak yargısalkoruma talep etmektedir. Bireylerin yargısal koruma taleplerine cevap vermek,bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın esasını inceleyerek iddia ve savunmalarıdeğerlendirdikten sonra davayı karara bağlamak yargı mercilerinin anayasalyükümlülüğüdür.
23. Bununla birlikte öngörülen yükümlülüğün mutlakolmadığı da belirtilmelidir. Bu bağlamda karar hakkının görülmekte olan birdavanın yargılama usulü kuralları gereğince esasının incelenemeyeceği durumlaraözgü olarak neticelenmiş olmasını da (düşme, açılmamış sayılma, kararverilmesine yer olmadığı, süre aşımı vb.) yasaklamadığı belirtilmelidir.Davanın usule ilişkin haklı bazı nedenlerle reddedilmesi, karar hakkı yönündenbir sorun oluşturmaz. Zira söz konusu hakkın sağladığı güvence bakımındanönemli olan husus açıldığı sırada davanın -usule ilişkin sorunlar hariç-uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma potansiyeline sahip olmasıdır (bazıfarklarla bkz. İbrahim Demiroğlu, § 56).
24. Diğer yandan adil yargılanma hakkı davanın sonucunayönelik bir güvence içermemektedir. Anılan hak yargılama sürecinin adil olarakyürütülmesini temin edecek birtakım usul güvenceleri sunmaktadır. Dolayısıylabireysel başvuru incelemelerinde adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmeyapılırken davanın sonucuna ilişkin bir çıkarım yapılması mümkün değildir.Bununla birlikte adil yargılanma hakkı kapsamında karar hakkının gereği olarakmahkemelerin başvurucunun talepleri ile ilgili olarak etkili bir kararvermeleri zorunlu olup bireysel başvuru kapsamında bu husus irdelenecektir.
25. Başvuruya konu olayda Mahkeme, özlük ve parasal haktalebine yönelik olarak dava konusu işlemin iptali ile başvurucunun doğrudanatanması sonucunun doğmayacağı, İdarece başvurucu hakkında yeniden bir işlemtesis edilebileceğini belirterek dava konusu işlem nedeniyle mahrum kalınanparasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine yönelik talep hakkında bu aşamadakarar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
26. Mahkemenin, gerekçeli kararında atıfta bulunduğuAnayasa Mahkemesinin yukarıda sözü edilen iptal kararında güvenliksoruşturmasının hiçbir şekilde yapılmayacağının değil, güvenlik soruşturmasıdetaylarının kanunda gösterilmesi, kişisel verilerin güvenliğine ve özel hayatıngizliliğine ilişkin güvenceleri sağlayan kuralların kanunda yer almasıkoşuluyla güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının yapılabileceğininortaya konulduğu görülmektedir.
27. Bu durumda tazminat ödenmesi için gerekli şartlarınoluşup oluşmadığını somut olayın hukuksal koşulları çerçevesindedeğerlendirerek söz konusu talep hakkında bir hükme ulaştığı görülenMahkemenin, yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alanmaddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması işleviniyerine getirmediğinden söz edilemez. Bu itibarla adil yargılanma hakkıkapsamındaki karar hakkı yönünden bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucunavarılmıştır.
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.
C. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ilebenzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023)kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede AnayasaMahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları MahkemesineYapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'ungeçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ileyapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdestolan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılanbaşvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmedenyapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ilebağdaşmayacağı neticesine varmıştır.
31. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerdenve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.Dolayısıyla makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayönünden başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıincelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Eşitlikİlkesi ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğineİlişkinİddia
32. Başvurucu; etnik kökeni, siyasi düşünce yapısı,üniversite eğitimi sırasında katıldığı kimi etkinlikler nedeniyle güvenliksoruşturmasının olumsuz neticelendiğini, bu nedenle ifade hürriyeti iletoplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğini ve tarafına yönelikayrımcılık yapıldığını ileri sürmüştür.
33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un47. maddesinin (3),48.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamugücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olaylarda bireysel başvurukapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler vedeliller açıklanmalıdır. İhlal iddiasına ilişkin delilleri sunma ve temel hakve özgürlüğün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündekiyükümlülüğün yerine getirilmediği, dolayısıyla iddiaların temellendirilmediğidurumlarda kabul edilemezlik kararı verilebilir (Cemal Günsel [GK], B.No: 2016/12900, 21/1/2021.)
34. Başvurucu, hangi eylemleri veya mahkemece verilenhangi kararlar nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ortaya koyamamış ve ihlaliddiasına ilişkin delillerini sunma yönündeki yükümlülüğünü yerinegetirmemiştir. Bu nedenle söz konusu iddiaların temellendirilmemiş şikâyetkapsamında kabul edilmesi gerekmektedir.
35. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIMve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
D. Eşitlik ilkesi ile toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
E. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA 11/12/2024 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye KamuHastaneleri Kurumunun sözleşmeli personel yerleştirme sonucuna göre ŞanlıurfaEğitim ve Araştırma Hastanesine hemşire olarak yerleştirilmiş, başvurucunungüvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması nedeniylebaşvurucunun ataması gerçekleştirilmemiştir.
2. Mahkememiz çoğunluğu başvurunun kabul edilemezolduğuna karar vermiştir. Aşağıda açıklanan sebeplerle çoğunluk görüşüneiştirak edilmemiştir.
3. Başvuruya konu uyuşmazlıkta Ankara Bölge İdareMahkemesi Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sebebiyle davayı kabul ederek davakonusu işlemi iptal etmiştir. Bununla birlikte başvuruya konu davanın 7/11/2017tarihinde açıldığı dikkate alındığında gerek idari işlemin gerekse bu işlemeyönelik davanın açıldığı tarihlerde Anayasa Mahkemesinin iptal kararıbulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi işlemin dayanağı olan kanun hükmünü24/7/2019 tarihinde iptal etmiş olup bu karar ise 29/11/2019 tarihli ResmîGazete'de yayımlanmıştır.
4. Başvurucu başvuru formuna göre sadece kararverilmesine yer olmadığına karar verilen mali ve özlük hakları yönünden değilişlemin kendisinin Anayasa Mahkemesi kararı gerekçe gösterilerekincelenmemesinden de yakınmıştır. Başvurucunun iddiası şu şekildedir: "...Oysamüvekkilin atanmak için gereken şartları taşıdığı tüm dosya kapsamı ilesabittir. BAM'ın bu yönde bir değerlendirme yapma gereği duymaksızın sadeceiptal kararını dikkate alarak verdiği karar müvekkilimizi mağdur eden, adilolmayan bir karardır. 3 yıllık dava süreci boyunca toplanan deliller müvekkilinaklanması ve atamasının yapılmasının önünde yasal bir engel bulunmadığınıntespit edilmesi bakımından yeterli olmalıydı. Aksi yönde yapılan değerlendirmehem hukuka aykırıdır hem de hak ihlaline neden olmaktadır... Zira müvekkilimizeterör örgütü ile iltisaklı damgası vurulmasına sebep olan sadece müvekkilimizinetnik kimliği ve siyasi düşünce yapısıdır. Müvekkilimizin yasadışı hiçbiryapılanma ile irtibatı ve ilgisi olmamasına rağmen bu şekilde damgalanması,masumiyet karinesini, eşitlik hakkını da ihlal etmiştir...". Görüldüğüüzere başvurucu Bölge Adliye Mahkemesinin dava tarihindeki şartlara göredeğerlendirme yapmamasından açık bir biçimde yakınmıştır.
5. Anayasa’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında, hiçbirmahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağıbelirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adilyargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin birkarar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi deSözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkeme hakkı şeklinde genelbir hakkı düzenlediğini kabul etmekte ve bu hakkın karar hakkını da içerdiğiniifade etmektedir (İbrahim Demiroğlu [GK], B. No: 2017/15698, 26/7/2019 § 54).
6. Anayasa Mahkemesine göre adil yargılanma hakkınıngüvencelerinden biri olan mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı vekararın icrası haklarını içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme önünegetirilen uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder. Bununlabirlikte karar hakkı bireylerin sadece yargılama sonucunda şeklî anlamda birkarar elde etmelerini güvence altına almaz. Bu hak aynı zamanda, dava konusuedilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonucabağlanmasını da gerektirir. Dolayısıyla ilgili yargı makamlarınca uyuşmazlıkkonusu edilen bir durum hakkında, başvuruculara atfedilebilecek herhangi birkusur bulunmaksızın, olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi adil yargılamahakkı kapsamında karar hakkının ihlaline sebebiyet verebilir. Mahkemelerdenbeklenen, uyuşmazlığın esasına yönelik bir talep hakkında değerlendirmeyapılmak suretiyle olumlu ya da olumsuz bir karar verilerek bu talebin birsonuca bağlanmasıdır (çok sayıda karar arasından bkz. Burhanettin Yıldız, B.No: 2018/30046, 15/6/2021, §§ 22, 23, 27).
7. Bu başvuruda Bölge İdare Mahkemesince şekli anlamdabir karar verilmiş olup hatta dava konusu işlem iptal edilmiş olsa dahi aslındabaşvurucunun davaya konu işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle açtığı davayönünden bir karar verilmemiştir. Diğer bir deyişle Bölge İdare Mahkemesiişlemin hukuka aykırı olup olmadığını tespit etmekten kaçınmış, böyleliklebaşvurucunun talebini esastan incelememiştir. Üstelik somut olay bakımındanAnayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceğine dair Anayasa'nın153. maddesinin beşinci fıkrasındaki kural da özel bir önem taşımaktadır.
8. Bölge İdare Mahkemesi davanın açıldığı tarihtekişartlara göre değerlendirme yapmakla yükümlü olup iptal kararının geriyeyürümeyeceğini de gözetmek durumundaydı. Dolayısıyla kural olarak her davanınaçıldığı tarihteki şartlara göre incelenmesi gerektiği ve dava tarihine göreyapılacak inceleme neticesine bağlı menfaatlerin bulunduğu da dikkatealındığında başvurucunun talebiyle ilgili olarak maddî anlamda verilmiş birkarar bulunmamaktadır.
9. Bu suretle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlaledildiği kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Kenan YAŞAR