TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BİLKUR AVCI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/12613)
Karar Tarihi: 16/12/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Eren Can BENAKAY
Başvurucu
:
Bilkur AVCI
Vekili
:
Av. Buğra BİLEN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıylaaçılan davanın muvazaa konusundaki Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığıdolayısıyla reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 2/5/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 4/1/2004 tarihinden itibaren SağlıkBakanlığına (İdare) bağlı Zonguldak Devlet Hastanesinde alt işverence yapılanhizmet akdine dayalı bir şekilde tıbbi sekreter olarak çalışmaktadır.
9. Başvurucu, İdare ile alt işverenler arasında yapılansözleşmenin muvazaalı olduğunu, kendisinin işe alımının İdare tarafındanyapıldığını ileri sürerek 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona BağlıMüesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarıncaher bir yıllık çalışma süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındakiilave tediye alacağının ödenmesi amacıyla İdare aleyhine dava açmıştır.
10. Zonguldak 2. İş Mahkemesi (Mahkeme) 4/1/2017 tarihlikararla davanın kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararda İdare ile alt işverenlerarasında kurulan alt işverenlik ilişkilerinin muvazaa kriterlerini taşıdığıbelirtilmiştir. Mahkeme hizmet alım sözleşmesi ile takip edilen amacın işçitemini olduğunu bu sebeple alt işverenliğe konu hizmet sözleşmesinin muvazaalıolduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Muvazaa nedeniyle de başvurucununbaşlangıçtan itibaren İdarenin işçisi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifadeedilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda başvurucunun Kanun ile tanınan ilavetediye alacağından yararlanma hakkı bulunduğu sonucuna varmıştır.
11. İdare, kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 22. HukukDairesi (Daire) 30/3/2017 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararınınbozulmasına karar vermiştir. Anılan kararda başvurucunun yerine getirdiği tıbbisekreterlik görevinin yardımcı iş niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Yardımcıişin bölünerek alt işveren firmaya verilmesinde kanuni bir engel bulunmadığıifade edilerek İdare ile alt işveren arasında yapılan sözleşmenin muvazaalıolmadığı sonucuna varılmıştır. Alt işverenin de 6772 sayılı Kanun kapsamındaolmaması nedeniyle başvurucunun tediye alacağı hakkı bulunmadığıdeğerlendirilmiştir.
12. Mahkeme, bozma kararına uyarak 13/7/2017 tarihindedavayı reddetmiştir. Başvurucunun temyiz talebi aynı Dairenin 18/1/2018 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
13. Nihai karar 2/4/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Başvurucu 2/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. KanunHükümleri
14. 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Umumi, mülhak ve hususi bütçelidairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlasıDevlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller,3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri vediğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerinde müstahdem olanlardanİş Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde çalışmakta olan ve İşKanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olankimselere, ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylıkistihkakları tutarında ilave tediye yapılır.''
15. 6772 sayılı Kanun’un 2. maddesi şu şekildedir:
"Birinci maddede sözü geçenişçilerden maden işletmelerinin munhasıran yeraltı işlerinde çalışanlarına buişlerde çalıştıkları müddetle mütenasip olarak her yıl için ayrıca birer aylık istihkaklarıtutarında bir ilave tediye daha yapılır.''
16. 6772 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Birinci ve ikinci maddelerdeyazılı olan işçilere mezkür maddeler gereğince yapılan tediyelerden ayrı olarakher yıl için bir aylık istihkakları tutarını geçmemek üzere Cumhurbaşkanıkarariyle aynı nispette bir ilave tediye daha yapılabilir.''
17. 6772 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:
"Bu kanun neşri tarihinden itibarenmer'idir.''
2. YargıtayKararları
18. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 1/6/2020 tarihli veE.2017/15570, K.2020/447 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Davacı işçinin zaman zaman hastataşıması, oksijen tüplerinin taşınması, tıbbi atıkların temizliği gibi işlerdeçalıştırıldığı tanıklar tarafından açıklanmış ise de yapılan bu işleri arıziolarak yaptığı anlaşılmakla sözü edilen soyut anlatımlar karşısında davacınıntamamen alt işverene verilen işlerin kapsamı dışında çalıştırıldığı ispatlanamadığındanasıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğundan söz edilemez.
Böyle olunca ilave tediye ücretininreddine karar verilmesi ve tazminata esas ücrette ilave tediye ücreti dikkatealınmaksızın hesaplama yapılarak emekli olmak suretiyle ayrılan davacı işçininkıdem tazminatına hak kazandığının kabulü ile istekle ilgili hüküm kurulmasıgerekir."
19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/10/2019 tarihli veE.2017/12251, K.2019/18361 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
''İşin sevk ve idaresinin asıl işverenolan davalı bakanlık tarafından yapıldığı, işin yapımındaki tüm araç gereç vemalzemenin asıl işverene ait olduğu, çalışma plan, süre ve koşullarının, fazlamesailerin ve izinlerin asıl işveren olan bakanlıkça belirlendiği, alt işverendeğiştiği anda asıl işverene ait işyerinde çalışanların aynı şart ve koşullardaçalışmaya devam ettiği, hizmeti satın alınan alt işveren firmaların kendileriaçısından işyeri oluşturabilecek ayrı bir iş organizasyonunun bulunmadığı, işealım ve çıkarımlarda asıl işverenin söz sahibi olduğu, alt işveren ve asılişveren işçilerinin birlikte çalıştıkları, yapılan işverenlik sözleşmelerininmuvazaalı olduğu anlaşılmıştır. Bu husus davalı tanık beyanları ile dahidesteklenmiştir.
Bu itibarla: Taşeron firmalarınsözleşmeye konu işi gerçekleştirmekten ziyade, işçi temini şeklinde birmahiyete büründüğü, bu durumun 4857 sayılı Yasa'nın 2. ve 3. maddeleri ileyönetmeliğe uygun olmadığı, gerçek işverenin davalı Sağlık Bakanlığı olduğu,işçilerin taşeron firmalar değişmesine rağmen aynı konumda, sürekli vekesintisiz olarak çalışmaya devam ettikleri, emir ve talimatları da davalıişyeri, kurum, amir ve yetkililerinden alarak görevlerini ifa ettikleri,gerektiğinde başka görevde istihdam edilmelerinin, hizmet alım sözleşmelerininsadece şekil şartlarını tamamlamaya matuf olduğu anlaşıldığından, somut olaydada; davacının gerçek işvereni davalı T.C. Sağlık Bakanlığıdır ve davacı ilavetediyeye hak kazanacaktır.
İlave tediye alacağının; kapsamı,yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılıDevlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye YapılmasıHakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir. Kanunun l'inci maddesinde, Devlet ve onabağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkçabelirtilmiştir. Buna göre: A.) İşveren kapsamı yönünden Devlete ve ona bağlıolmak üzere; 1.) Genel, katma ve özel bütçeli daireler, 2.) Sermayesi değişenkurumlar, 3.) Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket vekurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar, 4.) Belediyeler ve belediyelere bağlıkuruluşlar, 5.) 3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamıDevlete ait olan veya bu sermaye ile kurulan iktisadi Devlet Kuruluşları olarakbelirlenmiş olup, sonuç itibari ile kapsam bakımından yasanın, Devlettarafından yasa ve yasanın verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusalyetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlıkuruluşlarda iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanacağından, davacının ilavetediye alacağının kabulü gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi hatalı olupbozmayı gerektirmiştir.''
20. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20/9/2018 tarihli veE.2018/6848, K.2018/16298 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"İlave tediye alacaklarınınkapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772sayılı Devlet ve ona bağlı müesseselerde çalışan işçilere ilave tediyeyapılması hakkındaki kanun ile düzenlenmiştir. Kanun'un 1. maddesinde, Devletve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkçabelirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta; dosyadaki bilgi vebelgeler ile aynı işyerinde çalışan davacının eşinin benzer nitelikteki dosyasıve tanık anlatımları birlikte dikkate alındığında, davacının davalı bakanlığabağlı Muradiye Devlet Hastanesinde temizlik görevlisi olarak işe alınmasına karşınhizmet alım sözleşmesine konu temizlik işi dışında fiilen hasta bakıcı olarakçalıştırıldığı ve fizik tedavi bölümünde fizik tedavi ile ilgili uygulamalarakatılarak hemşirelerin yaptığı işlerin davacıya yaptırıldığı, yani davacınınağırlıklı olarak hastanenin asıl işlerinde çalıştırıldığı anlaşılmaktadır.Davacı işçi açısından alt işverenlik sözleşmelerinin muvazaalı bir ilişkiyedayandığı ve başlangıçtan itibaren T.C. Sağlık Bakanlığı işçisi olarakçalıştığı anlaşılan davacının ilave tediye alacağından yararlanacağı ortadadır.Davacının ilave tediye alacağı talebinin kabulü yerine yanılgılı değerlendirmeile talebin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.''
21. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 21/3/2018 tarihli veE.2017/6464, K.2018/5867 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece,hastane kayıtları ve alt işverenlerle yapılan sözleşmeler üzerinde incelemeyapılarak davacının bu sözleşmeler çerçevesinde çalıştırılıp çalıştırılmadığı,sözleşmede belirtilen işlerin haricinde iş yapıp yapmadığı, gerekirse keşifincelemesi yapılarak araştırılmadan, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde davalılararasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı dosyayaözgü şekilde tartışılıp gerekçelendirilmeden, kendi içinde çelişkili gerekçeile davacının ilave tediye alacağının hüküm altına alınması, T.C. Anayasa'sının 138, 141. maddeleri ile HMK. nun 297. maddesine aykırı olup, bozmayıgerektirmiştir.''
22. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 24/9/2018 tarihli veE.2017/14348, K.2018/19830 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda; davacı işçi, davalıile dava dışı yüklenici firmalar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmelerinintemizlik hizmetine ilişkin olduğunu; ancak, işçilerin yaptıkları işlerintemizlik işi olmadığını, davacının yardımcı personel/destek personeli olarakçalıştığını, bahsi geçen hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğunu ilerisürmüş; iddiasını ispatlamak üzere tanık deliline dayanmıştır. Mahkemece;davacı tanıkları dinlenip bilirkişi raporu alınarak davalı yanca sunulan hizmetalım sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirme yapılmış ve davalı ile yüklenicifirmalar arasında 2011-2014 döneminde imzalanan hizmet alım sözleşmelerininmuvazaalı olduğu ve davacının davalı üniversite işçisi sayılması gerektiğinekarar verilerek, dava konusu alacaklar hüküm altına alınmıştır. Ancak,mahkemece dinlenen davacı tanıklarından M.K.'nin davalıya karşı açtığı benzermahiyette dava dosyasının bulunması nedeniyle davalı işveren ile husumetliolduğu ve çıkacak karardan kendisinin de menfaat sağlayacak durumda olduğugörülmektedir. Şu halde bu tanığın beyanına itibar edilemeyecektir. Davacı ilebirlikte çalıştığını ifade eden diğer davacı tanığı ise, davacı ile birliktefiilen yaptıkları işten bahsetmemiş, muvazaa iddiasına ilişkin olarak sadeceemir ve talimatları hastane başhemşiresi ve yanı sıra şirket yetkililerindenaldıklarını beyan etmiştir. Davalıya ait hastanede ihbar olunan şirketinüstlendiği iş kapsamında çalışan davacıya işin yürütümü ile ilgili gün içindedavalı üniversite yetkililerince verilen emir ve talimatlar tek başına asılişveren – alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu göstermez. Bu itibarla,dosya içeriğine göre muvazaa iddiasına ilişkin ispat yükünün yerinegetirilemediği anlaşılmakla, mahkemece ilave tediye alacağı talebinin reddigerekirken bu alacağın yazılı gerekçeyle hüküm altına alınması hatalı olup bozmayıgerektirmiştir."
23. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 5/6/2017 tarihli veE.2017/34648, K.2017/13236 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda, Sağlık Bakanlığınabağlı Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kan alma bölümünde laborantolan davacı tanık ifadelerine göre; kan alma, kan tahlili işi, bununbilgisayara kaydına dair tüm işleri yapmaktadır. Tanık E.A.'nın Yargıtay 9.Hukuk Dairesinden geçen 2012/6487 esas - 2014/11486 karar sayılı dosyasına görede yaptıkları hizmetlerin tamamının hastanenin asıl işi niteliğinde olduğu, bunedenle uzmanlık gereken işler kapsamında değerlendirilemeyeceği için altişverenlere verilemeyeceği açıktır. Davalı hastane sağlık hizmeti işini her nekadar ihale ile alıyor ise de ihaleler sonunda ihale alan firmalarındeğişmesine rağmen çalışanların hiç değişmediği çalışanların ihalesüreçlerinden haberdar olmadığı gibi ihaleyi alan şirket yetkililerini de hiçtanımadıkları yapılacak işin çalışma şeklinin çalışma saatlerinin ve görevyerlerinin tamamen Numune Hastanesinin yetkililerince belirlendiği ve yineçalışanların izin gibi işlemlerini yine bu merkez yetkililerince düzenlendiğive davacının davalı hastanenin işi dışında başka bir işte çalışmamış oldukları,alt işverenle yapılan ihale sözleşmesi ve teknik şartnamededeğerlendirildiğinde, Sağlık Bakanlığının asıl işveren olduğu, Adana NumuneEğitim ve Araştırma Hastanesi ile aralarındaki ilişkinin muvazaalı olduğu kabuledilmiştir. Aynı tarihte iş sözleşmeleri feshedilen ve davacı ile aynı işiyapan birçok işçinin açmış oldukları işe iade veya işçilik alacaklarıdavalarında İş Mahkemelerince alt işverenle yapılan ihale sözleşmesininmuvazaalı olduğu ve Sağlık Bakanlığının asıl işveren olduğuna karar verilmişolup verilen kararlar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Hal böyleolunca Mahkemece davacının davalı Bakanlığın çalışanı olması sebebiyle ilavetediye alacağına hak kazanacağı gözetilmeksizin kabulü yerine reddi hatalı oluptekrar bozmayı gerektirmiştir."
24. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 29/1/2015 tarihli veE.2014/35860, K.2015/1476 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda, Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanlığı iş müfettişleri tarafından, 01.01.2008-31.12.2010 arasındabin işçi ile yapılan temizlik hizmetleri işi ile bu işten ayrılarak,01.01.2009-31.12.2010 arasında ikiyüz işçi ile yapılan biyomedikal aletlerintemizlik işi sözleşmelerinin asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaatanımına uygun olarak yapıldığı, bu işlerde çalışan işçilerin baştan beri asılişveren işçisi olduğu tespit edilmiş, davalı ve ilgili firmalar tarafındanrapora usulüne uygun itirazda bulunulmamıştır. Dosya içeriğine göre, davacı buihalelerden biri kapsamında çalışmış olup dava tarihinde çalışmasınısürdürmektedir. Açıklanan muvazaa tespiti davacının çalıştığı01.01.2008-31.12.2010 arasında bin işçi ile yapılan temizlik hizmetleri işi ilesınırlı olarak geçerlilik ifade edeceğinden, davacının ilave tediye alacağımuvazaa tespiti yapılmış olan bu dönem için hesaplanarak hüküm altınaalınmalıdır. Söz konusu alacağın yazılı şekilde dava tarihine kadar kabuledilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."
B. UluslararasıHukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkesdavasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezaialanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarakve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir...”
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanmahakkının hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğinibelirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukukidurumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelereolan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısalsisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmenbirbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveniazaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
27. Diğer yandan hukuki güvenlik ilkesinin gerekleri vebireylerin meşru beklentilerinin korunması, içtihadın değişmezliği şeklinde birhak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik veevrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğindenkararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/MakedonyaEski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).
28. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam dayargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözümgetirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasındaolduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanaihtiyaç duyacağı açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez vedigerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, ... 34173/96, 28/10/1999, §59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02,2/12/2008).
29. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan durumlar hariç ulusalmahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın kendi görevi olmadığınadikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe göre benzer davalardaverilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırmak daprensipte AİHM'in görevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığınasaygı göstermek durumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §50).
30. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasınınincelenen gerçek olayların farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkiliiçtihatlardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir (Ucar/Türkiye (k.k.) B. No: 12960/05, 29/9/2009).
31. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin herbiri kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağınadayalı yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tipuyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendiiçinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz, B.No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).
32. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinindayandığı kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemeniniçtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup olmadığı, iç hukukta bututarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma bulunup bulunmadığı, bumekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandı ise ne ile sonuçlandığınıntespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya, B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).
33. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarındatutarlılığın ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalaroluşturulmasının önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirinezıt kararlar verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerinsorumluluğunda olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'inincelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemeninbirleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarakyargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğübelirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55, 80).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
34. Mahkemenin 16/12/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
35. Başvurucu aynı işyerinde benzer durumda olan işçilertarafından muvazaa iddiası ve ilave tediye alacağının ödenmesi talebiyle ayrıayrı dava açıldığını ifade ettikten sonra Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin muvazaave tediye alacağı konusunda vermiş olduğu kararlara güvenerek dava açtığınıbelirtmiştir. Farklı illerde benzer durumda olup açmış olduğu davasınıkazananların bulunduğunu ve yerel mahkeme kararlarının Yargıtay 9. HukukDairesi tarafından onandığından yakınmıştır. Başvurucu; benzer uyuşmazlıklarınfarklı şekilde sonuçlanmasının daha önceden bu uyuşmazlıkların temyizincelemesini yapan Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığındankaynaklandığını, bu bağlamda Yargıtay 9. Hukuk Dairesince kendisi ile aynıstatüde bulunan kişilerin alt işvereni ile İdarenin yapmış olduğu sözleşmeninmuvazaalı olduğu kabul edilerek ilave tediye alacağına hak kazandıkları yönündekarar verilmesine rağmen Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin muvazaayı kabul etmemesinedeniyle ilave tediye alacağı isteğinin reddine karar verdiğini savunmuştur.Başvurucu, Yargıtay daireleri arasındaki bu içtihat farkı nedeniyle yargıyaolan güvenin zedelendiğini belirterek adil yargılanma hakkının ve eşitlikilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
''Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun iddiasının özünün adil yargılanma hakkının güvencelerindenbiri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamdabir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğalsonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinineklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle TürkiyeCumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altınaalınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir. DolayısıylaAnayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğuibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkınıanayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).
40. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıklarınçözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukukdevleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasındagözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
41. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini dehukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
42. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veyabirden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyipetkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,12/1/2017, § 81).
43. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukundinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamasıbeklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatminedici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması, bir kararın belirlibir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığıtakdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortayaçıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine tersdüşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerinyargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir(Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 64).
44. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerininhukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen birhâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içindeuygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıklarıortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.
45. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olangüveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhilmahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadankaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin birşekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (EnginSelek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).
46. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığınıdeğerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattanayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olangüvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekildeuygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucundabenimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemelertarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlaledebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021,17/5/2018, § 48).
47. Anayasa Mahkemesi sosyal yardımlaşma ve dayanışmavakfı çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususundasüregelen içtihat farklılığını değerlendirdiği Yasemin Bodur kararında içtihatfarklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış olduğu, bu durumundavaların somut özelliğinden kaynaklanmadığı ve bu durumun ortadankaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli birmekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun başvurucu için öngörülemezolduğu ve yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşmıştır (YaseminBodur, B.No:2017/29896, 25/12/2018, § 52).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
48. Başvuruya konu somut davanın niteliği aslında tediyealacağına ilişkindir. Derece mahkemeleri önce başvurucuların kamu işçisi olupolmadığını tespiti amacıyla muvazaa olgusunu değerlendirmiştir. Muvazaa konusuYargıtay kararlarına da konu olmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, çalışanlarınalt işverence iş sözleşmesinde belirtilen işlerde ve koşullardaçalıştırıldığının tespit edilmesi durumunda asıl işveren ile alt işverenarasında muvazaanın bulunmadığına dolayısıyla da ilave tediye alacağına hakkazanamayacağına karar vermiştir. Öte yandan yine aynı Daire, çalışanların işsözleşmesinde belirtilen işler dışında çalıştırıldığının tespit edilmesihâlinde ise asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşmenin muvazaalıolduğu, bu nedenle çalışanların baştan beri asıl işverenin işçisi sayılmasıgerektiğini belirtmiş ve çalışanların bu durumda ilave tediye alacağına hakkazanacağına karar vermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi de aynı yönde kararlarvermiş olup çalışanların alt işveren ile yapmış oldukları sözleşmede belirtilenişlerde çalışması hâlinde asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaabulunmadığını belirtmiştir. Söz konusu durumda da çalışanların ilave tediyeücretine hak kazanacağına karar vermiştir (bkz. §§ 18-23). Sonuç olarakYargıtay daireleri her bir davanın koşullarına özgü şekilde değerlendirmeyapmakta ve muvazaa iddiasını inceleyerek karar vermektedir.
49. Somut olaya gelince derece mahkemesi hizmet alımıihalesinin işçi temini amacını taşıması nedeniyle asıl işveren ile alt işverenarasında muvazaa bulunduğunu belirterek başvurucuya ilave tediye alacağıödenmesine karar vermiştir. Yargıtay ise asıl işveren ile alt işveren arasındamuvazaa bulunmadığını dolayısıyla işçinin baştan beri alt işverenin işçisiolduğunu belirterek başvurucunun ilave tediye alacağına hak kazanamayacağısonucuna varmıştır.
50. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın ilgilidaireleri tarafından istikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma sözkonusu olmadığından somut olayın yukarıda anılan Yasemin Bodur başvurusundanfarklı olduğuna işaret etmektedir.
51. Yargıtay dairelerinin vermiş oldukları kararlardavardıkları sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucu ve üçüncü kişilertarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçelersunmaktadır.
52. Somut olaya konu idareye bağlı hastanelerde hizmetakdine bağlı olarak çalışan personelin ilave tediye alacağına hak kazanıpkazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığı bulunmamaktadır. Aksinedaireler, davacılara ait sözleşmeler de muvazaa bulunup bulunmadığını kendiaçılarından değerlendirerek muvazaa bulunması hâlinde ilave tediye alacağınınödenmesine karar vermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi de başvurucunun davasınakonu iş sözleşmesinde muvazaa bulunup bulunmadığını incelemiş ve muvazaabulunmadığı kanaatine varmıştır. Muvazaa bulunmadığı kanaatine varılmasıylabaşvurucunun kamu işçisi olmadığı sonucuna varılarak başvurucunun ilave tediyealacağına hak kazanamadığı tespiti yapılmıştır. Yapılan tespit ve varılansonucun öngörülemez olmadığı gibi bu hususun yargılamanın hakkaniyetinizedelemediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ortada içtihat farklılığı olarakdeğerlendirilecek bur hususun da bulunmadığı görülmektedir. Kararlarda sonuçitibarıyla derin ve süregelen farklılığın bulunmaması nedeniyle ortaya çıkan durumunbaşvurucu için öngörülemez olmadığı ve bu hususun yargılamanın hakkaniyetinizedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 16/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.