TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BOYACIKÖY PANAYİA EVANGELİSTRA KİLİSESİ VE MEKTEBİ VAKFI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/17576)
Karar Tarihi: 1/2/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 8/3/2017 - 30001
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı
Vekili
:
Av. Hülya BENLİSOY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gayrimüslim cemaat vakıflarının taşınmaz maledinmelerine ilişkin olarak vakıflar mevzuatında yapılan yasal değişikliklerçerçevesinde bir taşınmazın başvurucu Vakıf adına tescil edilmesi talebininVakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi tarafından reddedilmesi ve bu idariişlemin iptali istemiyle idari yargıda açılan davadan bir sonuç alınamamasınedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/11/2015 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/7/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu 5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı mülga VakıflarKanunu’nun 44. Maddesi ile geçici 1. Maddesi uyarınca sahip oldukları malları,gelirleri, giderleri ve vakıfları ile ilgili diğer hususları bildirmeyükümlülüğü çerçevesinde beyanname vermiş bulunan (1936 Beyannamesi)gayrimüslim cemaat vakıflarındandır.
6. Başvurucu 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nungeçici 7. Maddesi doğrultusunda İstanbul ili Sarıyer ilçesi MirgünMahallesi’nde bulunan 110 ada 7 parsel sayılı taşınmazın adına tescil edilmesiistemiyle 20/8/2009 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur.
7. Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi (Vakıflar Meclisi)başvurucunun talebini 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamındaolmadığı gerekçesiyle 28/12/2009 tarihinde reddetmiştir.
8. Başvurucu, talebinin reddi üzerine 24/5/2010 tarihindeVakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine İstanbul 1. İdare Mahkemesinde (İdareMahkemesi) iptal davası açmıştır. Yapılan yargılama neticesinde İdare Mahkemesi25/2/2011 tarihli ve E.2010/1000, K.2011/191 sayılı kararı ile davanın reddinekarar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Cemaat vakıflarının dini, hayri,sosyal, kültürel, eğitim ve sıhhi gibi amaçlarını gerçekleştirebilmeleriamacıyla taşınmaz mal edinmelerine izin verilmiştir. Cemaat vakfı adına tesciledilebilmesi için taşınmazın,1936 tarihli beyannamelerinde kayıtlı olup, kendihak ve tasarruflarında bulunması veya 1936 beyannamesinde yer almakla birliktevakıf tarafından daha sonradan satın alma veya bağışla iktisap edilip maledinememe gerekçesiyle adlarını tescilli olmaması gereklidir. Dolayısıyla,başka bir özel veya tüzel kişi adına kayıtlı olan, vakfın hak ve tasarrufundaolmayan taşınmazlar vakıf adına tescil edilemeyecektir.
Cemaat vakıfları adına taşınmazın tescilininyapılabilmesi için 5737 sayılı Kanun uyarınca tescile dayanak teşkil eden hertürlü bilgi ve belgenin idareye verilmesi gereklidir. İdareler de taşınmazınmülkiyet ve tasarruf gibi hukuki durum ve statüsünü gösteren bilgi ve belgeleriilgisinde isteme hak ve yetkilisine sahiptir. Taşınmaz tescilinde ilgililerinibraz ettikleri bilgi ve belgeler de göz önüne alınarak değerlendirmeyapılacaktır. Zira, kanunda cemaat vakıflarına belli şartlar altında idariişlem yoluyla taşınmazın mülkiyetini kazanma ve tapuya tescil ettirme yetkisitanınmıştır. Dolayısıyla, idari karar ile tapuda değişiklik yapılacağından,taşınmazın mülkiyet ve tasarruf durumuna ilişkin bilgi ve belgelerinilgililerden (cemaat vakıfları) talep edilmesi ve ilgililerindetalepdoğrultusunda gerekli bilgi ve belgeleri sunmak ya da bilgi ve belgebulunmadığı hususunu bildirme sorumluluğu bulunmaktadır.
Olayda, vakıf adına tescili talep edilentaşınmazlara ilişkin olarak 5737 sayılı Kanunda öngörülen şartların gerçekleşipgerçekleşmediğinin tespiti için davacıdan tescile dayanak teşkil edecek bilgive belgelerin ibrazının istenilebileceği, tescili talep edilen taşınmazıntapuda başka kişi adına kayıtlı olması,mülkiyethanesinin boş gözükmesi veya kamu – özel hukuk tüzel kişileri ile gerçekkişiler adına kayıtlı olması halinde taşınmazların davacı vakıf adına tesciledilmesi talebinin ancak adli yargıda açılacak tapu iptali ve tescil davasındairdelenebileceği, davalı idarece, tapuda mazbut Abdülhamit Han Vakfı adınakayıtlı olduğu anlaşılan taşınmaza ait tescil talebi hakkında karar verilmesineolanak bulunmadığısonucuna varılmaktadır.
Budurumda davacının, Vakıflar Kanunu’nun geçici 7.maddesinde öngörülen koşullarıtaşımadığı anlaşıldığından taşınmazların tescili talebiyle yapılan başvurununreddine yönelik işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.”
9. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Danıştay Onuncu Dairesinin25/6/2015 tarihli ve E.2011/9211, K.2015/3346 sayılı ilamıyla onanmıştır.
10. Nihai karar başvurucu vekiline 12/10/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
11. Başvurucu 11/11/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
1. Kanunlar
12. 29/5/1926 tarihli ve 864 sayılı mülga Kanunu MedenininSureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun’un 8.Maddesi şöyledir:
“Kanunu Medenininmeriyete vaz`ından mukaddem vücudegetirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur.
Kanunu Medeninin meriyete vaz`ındansonra vücude getirilecek tesisler, Kanunu Medeniahkamına tabidir.”
13. 2762 sayılı mülga Kanun’un 1. Maddesi kabul edildiğişekliyle şöyledir:
“4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş vakıflardan
A – Bu kanundan önce zaptedilmişbulunan vakıflar,
B – Bu kanundan önce idaresi zaptedilmiş olan vakıflar,
C – Mütevelliliğibir makama şartedilmiş olan vakıflar,
Ç – Kanunen veya filen hayrîbir hizmeti kalmamış olan vakıflar,
D – Mütevelliliğivakfedenlerin ferilerinden başkalarına şartedilmişvakıflar,
Vakıflar umum müdürlüğünce idare olunur.Bunların hepsine birden (Mazbut
vakıflar) denir.
A – Mütevelliliğivakfedenlerin ferilerine şartedilmiş vakıflar,
B – Cemaatlarcaidare olunan vakıflar,
C – Bazı sanat sahihlerine mahsus vakıflar,
Mütevellileri veya seçilmiş heyetleritarafından idare olunur. Bunların atlup birden(Mülhak vakıflar) denir.
Mütevelliler ve seçilmiş heyetler, vakıflarumum müdürlüğünün ve umum müdürlük de, idaremeclisinin kontrolü altındadır.”
14. 2762 sayılı mülga Kanun’un yürürlükten kaldırıldığıtarihteki 1. Maddesi şöyledir:
“(Değişik: 28/6/1938-3513/1 md.) 4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş
vakıflardan
A – Bu kanundan önce zabtedilmişbulunan vakıflar,
B – Bu kanundan önce idaresi zabtedilmiş olan vakıflar,
C – Mütevelliği birmakama şartedilmiş olan vakıflar,
D – Kanunen veya fiilen hayribir hizmeti kalmamış olan vakıflar,
E – Mütevelliliğivakfedenlerin ferilerinden başkalarına şart edilmiş vakıflar,
Vakıflar Umum Müdürlüğünce idare olunur. Bunlarınhepsine birden (Mazbut vakıflar) denir.
(Değişik: 31/5/1949-5404/1 md.)Mütevelliliği vakfedenlerin fer`ilerineşart edilmiş vakıflara (Mülhak Vakıflar) denir. Bunlar mütevellileri tarafındanidare olunur.
Mütevelliler Vakıflar Genel Müdürlüğünün veGenel Müdürlük de İdare Meclisinin kontrolü altındadır.
(Değişik: 24/3/1981-2437/1 md.)Cemaatlere ve esnafa mahsus vakıflar, bunlar tarafından seçilen kişi veyakurullarca yönetilir. İlgili makamlarla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafındanteftiş edilir ve denetlenirler. Teftiş ve denetlemenin usulleri ve nasılyapılacağı ile sonuçları çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
(Ek: 24/3/1981-2437/2 md.)Cemaat vakıflarının Türk Kanunu Medenisinin 78 nci maddesi gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğüneödeyecekleri teftiş ve denetleme masraflarına katılma payının, genel bütçedenkarşılanmasına Bakanlar Kurulunca karar verilebilir. Bu karar anılan vakıflarınteftiş ve denetimini etkilemez.
(Ek Fıkra 2.1.2003-4778 s. Kanun.) Cemaatvakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın, Vakıflar GenelMüdürlüğünün izniyle dinî, hayrî, sosyal, eğitsel,sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz maledinebilirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilirler.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul veesaslar Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlıkça çıkarılacakyönetmelikle düzenlenir.”
15. 2762 sayılı mülga Kanun’un 44. Maddesi şöyledir:
“Bu kanunun neşri tarihinden en az on beş yıl evvelinden beri vakıfolarak tasarruf edildikleri vergi kayıtları icar kontratları ve eşhası hükmiyenin gayri menkule tasarruflarına dair olan 16 Şubat1328 tarihli kanunun neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerinhesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o suretlevakıf kütüğüne kaydolunurlar. Bu kayıt vakıflaridaresinin istemesi üzerine tapuca o gayri menkullerin kayıtlarına işaret vekeyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan tarihinden itibaren iki yıliçinde dava yolu ile bir güna itiraz olunmadığıtakdirde o malların vakıf olarak kati tescilleri yapılır,ve tapuları verilir. Tapu kayıtlarına işaretedilecek gayri menkullere ait davalarda vakıflar idaresi ve varsa mütevelli debirlikte hasım olur. Bundan başka,vakıflaridaresinin 1515 sayılı kanun hükümlerinden istifade hakkı mahfuzdur.”
16. 2762 sayılı mülga Kanun’un geçici 1. Maddesi şöyledir:
“A – Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesapvermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleriyürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini,varidat membalarını ve bunların sarf vetahsis mahallerini,geçmiş son senenin varidat vemasraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliğihangi selahiyetli merciin intihap veya kararınamüsteniden ve hangi tarihten beri yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimineve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar.
B – Yukarki fıkramucibince beyanname vermiş olan mütevellilere bir makbuz ilmühaberi verilir. Builmühaberi hamil olan kimseler bu kanun dairesinde vakıflarının idaresine devamederler.
C – Birinci fıkrada yazılı müddet içindebeyanname vermemiş olanlar vakıflarında tasarruf edemezler. Gecikme haklı birsebebe müstenit değilse veya verdikleri beyanname hakikate uygun bulunmazsa mütevellilikten derhal azlolunurlar.
Ç – Vakıflar idaresine verilecekbeyannamelerin verildikleri tarihten itibaren, altı ay içinde tetkik ve tasdikimecburidir. Bu müddet içinde tasdik edilmediği takdirde yalnız mukannenmasraflar tasdik edilmiş sayılır.
D – Beyannameler muhteviyatının vesika veteamüllere müstenit olması ve bu vesika veya teamüllerin bu kanunun neşrindenevvel mevcut ve merî`i bulunması şarttır.
E – Bu kanun hükümleri yürümeğe başladığızaman mevcut olan ferilerden gayri mütevellilerle Vakıflar Umum Müdürlüğüncemütevellisi olmadığından veya mütevellisi mevcut olduğu halde vakfı bizzatidare edemediklerinden dolayı idare kendilerine tevdi edilmiş olan kaymakamlarşimdiye kadar olduğu gibi vakıfları idareye devam ederler. Azil veya her hangi bir suretle inhilal vukuunda bu kanun hükümleritatbik olunur.”
17. 2762 sayılı mülga Kanun’a 19/7/2003 tarihli ve 4928 sayılıKanun’un 2. Maddesi ile eklenen geçici 2. Madde şöyledir:
“Cemaat vakıfları, bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde 1 incimaddenin yedinci fıkrası uyarınca tescil başvurusunda bulunabilirler.”
18. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun101. Maddesi şöyledir:
“Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterlimal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzelkişiliğe sahip mal topluluklarıdır.
Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş yada gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklarvakfedilebilir.
(İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin17/4/2008 tarihli ve E.2005/14, K.2008/92 sayılı kararı ile)
Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenenniteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe vemillî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarınıdesteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.”
19. 5737 sayılı Kanun’un 3. Maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun uygulanmasında;
…
Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnafvakıfları ile yeni vakıfları,
Vakfiye: Mazbut, mülhak ve cemaat vakıflarınınmalvarlığını, vakıf şartlarını ve vakfedenin isteklerini içeren belgeleri,
1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,
Vakıf senedi: Mülga 743 sayılı Türk KanunuMedenisi ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerinegöre kurulan vakıfların, malvarlığını ve vakıf şartlarını içeren belgeyi,
Mazbut vakıf: Bu Kanun uyarınca GenelMüdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı TürkKanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı VakıflarKanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları,
Mülhak vakıf: Mülga 743 sayılı Türk KanunuMedenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerinsoyundan gelenlere şart edilmiş vakıfları,
Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığınabakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış,mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslimcemaatlere ait vakıfları,
…
ifade eder.”
20. 5737 sayılı Kanun’un 12. Maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Vakıflar; mal edinebilirler, malları üzerindeher türlü tasarrufta bulunabilirler.”
21. 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi şöyledir:
“Cemaat vakıflarının;
a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halentasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlıolan taşınmazlar,
b) 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıflarıtarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veyabağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen; Hazine veya GenelMüdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olantaşınmazlar,
tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanununyürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içindemüracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicilmüdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescilleri yapılır.”
22. 5737 sayılı Kanun’a 22/8/2011 tarihli ve 651 sayılı KanunHükmünde Kararname’nin 17. Maddesi ile eklenen geçici 11. Madde şöyledir:
“Cemaat vakıflarının;
a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malikhanesi açık olan taşınmazları,
b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma,satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediyeve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları,
c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamukurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri,
tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddeninyürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içindemüracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicilmüdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir.
Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veyacemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememegerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilentaşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığıncatespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul veesaslar yönetmelikle düzenlenir.”
2. Anayasa MahkemesiKararları
23. Anayasa Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146,K.2002/201 sayılı kararı şöyledir:
“…
2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nda cemaatvakıfları ile aynı nitelikteki mülhak vakıflar arasında temel olarak bir ayrımgözetilmemekle birlikte, cemaat vakıfları, kurucularının farklılığı nedeniylekendileri tarafından seçilen kişi ve kurullarca yönetilmişlerdir.Kuruluşlarındaki farklılık ve vakfiyelerinin bulunmaması gibi nedenlerle,cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleri ve bunlar üzerinde tasarruftabulunabilmeleri konusundaki yargı kararları farklı hukuki durumlar ortayaçıkarmış, 2762 sayılı Yasa kapsamındaki diğer vakıflar, Yasa’nın öngördüğüşekilde taşınmaz mal edinme hakkına sahip olurken cemaat vakıfları bu haktanyoksun bırakılmışlardır. Dava konusu düzenleme ile bu gelişmelerden olumsuzyönde etkilenen cemaat vakıflarının, kuruluş amaçlarına uygun olarak ve dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardakiihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinme ve taşınmaz mallar üzerindetasarrufta bulunabilmeleri olanağı getirilerek mülkiyet haklarının korunmasısağlanmıştır.
2762 sayılı Yasa kapsamındaki cemaat vakıflarıile diğerleri ve Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan vakıflar aynı hukuksaldurumda bulunmadıklarından bunların farklı kurallara bağlı tutulmalarındaeşitlik ilkesine aykırılık yoktur.
Anayasa’nın 35. Maddesinde, herkesin mülkiyetve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararınaaykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Dava konusu düzenleme ile, cemaatvakıflarının, yasalar ve yargı kararlarıyla oluşan hukuki durumları nedeniyleadlarına tapuya tescil edilemeyen ve dinî, hayrî,sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere,her ne suretle olursa olsun, tasarrufları altında bulunduğu belgelerlebelirlenen taşınmaz mallarının, maddede belirtilen süre içinde başvurulmasıhalinde, tescili öngörülmektedir. Bu işlem yapılırken genel hükümlere göretaşınmaz üzerinde başka bir mülkiyet iddiası veya ayni hak olup olmadığı araştırılarakbuna göre bir sonuca varılacağında duraksanamaz. Bunedenle mülkiyet hakkına aykırılık bulunmamaktadır.
2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 1. Maddesine4771 sayılı Yasa’nın 4. Maddesinin (A) fıkrasıyla eklenen kurallarla mülkiyethakkı konusunda kesinleşmiş yargı kararlarıyla oluşmuş hukuksal durumlaradokunulmamakta, kimi taşınmazları elinde bulundurup da çeşitli nedenlerlebunları üzerlerine tescil ettiremeyen cemaat vakıflarına yeni bir olanakgetirilmektedir. Yasalardaki değişikliklere bağlı olarak mahkeme içtihatlarınında değişmesi doğal bir süreç olup bu durumun yargı bağımsızlığını zedeleyenveya kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı düşen bir yanı bulunmamaktadır.
…”
24. Anayasa Mahkemesinin 17/6/2010 tarihli ve E.2008/22,K.2010/82 sayılı kararı şöyledir:
“…
Ülkemizde yaşayan ve Lozan Andlaşması’nagöre, din bağı gözetilerek gayrimüslim olmalarından dolayı azınlık kabul edilenkişiler Türk vatandaşıdırlar. Bu durumda, Anayasa’ya göre Türk vatandaşı olarakkabul edilen gayrimüslim azınlıklara verilen hakları, Anayasa’nın Başlangıç’ıile 3. Ve 5. Maddelerine dayanarak engellenmeye çalışılmasının anayasal birdayanağı yoktur.
Anayasa’nın 35. Maddesinde herkesin, mülkiyetve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararınaaykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasınınhakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla,sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarrufolanağı veren bir haktır. Maddede geçen ‘herkes’ tabirinin gerçek ve tüzelkişileri kapsadığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
…
… Vakıfların biri başlangıçta özgülenen diğeriise sonradan elde edilen iki tür mal varlığı vardır. Vakfa özgülenen malvarlığının vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli düzeyde olmaması durumunda,4721 sayılı Kanun’un 102. Maddesi uyarınca tesciline olanak yoktur. Davadilekçesinde ileri sürülen husus, bu mal varlığı yönünden doğrudur. Ancak,iptali istenen kural, vakıfların başlangıçtaki mal varlığını değil, sonradanedineceği mal varlıklarını düzenlemektedir. 4721 sayılı Kanun’da bu hükmündışında, vakıfların sonradan mal varlığı edinemeyeceklerine ilişkin her hangi bir hüküm yoktur. Esasen, tüzel kişiliğe sahipvakıflar için sonradan mal varlığı edinebilecekleri yönünde ayrıca bir hükümvazedilmesine gerek de bulunmamaktadır.
Öte yandan, yargı kararlarında benimsenen vedoktrinde bir kısım yazarlarca da desteklenen 1936 tarihli beyannameninvakıfname olarak kabul edilmesi gerektiği, vakıfnamede açık hüküm bulunmamasıdurumunda vakıfların taşınmaz mal edinemeyecekleri, cemaat vakıflarının dagerçek anlamda vakıfnamelerinin bulunmaması nedeniyle taşınmaz mal edinemeyecekleriyönündeki görüşün, 2762 sayılı Kanun’un 44. Maddesi ile Geçici 1. Maddesiningerekçeleri ve yasalaşma süreçleri incelendiğinde, geçerliliğinin bulunmadığıgörülmektedir.
Gerçekten de söz konusu maddelerin gerekçelerive yasalaşma süreçleri incelendiğinde, cemaat vakıflarından beyannameistenmesinin temel gerekçesinin bu vakıfların Devlet tarafından denetlenmesinisağlamak ve denetlemenin yapılabilmesi için de söz konusu vakıfların o anakadar fiilen tasarrufu altında tuttukları ancak muvazaa ya da gizli bir takım işlemlerle kayıt altında bulunmayan tüm malvarlıklarının bir envanterinin ortaya çıkarılması amacına yönelik olduğuanlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle, 1936 tarihli beyannamenin vakfiye olarakkabul edilmesine olanak bulunmadığı gibi, bu beyannamenin cemaat vakıflarınıntaşınmaz mal edinmesinin önüne geçilmesi amacıyla istendiği görüşü de yerindedeğildir. Esasen yasakoyucu cemaat vakıflarınınsonradan taşınmaz mal edinemeyecekleri yönünde bir iradeye sahip olsa idi, bukonuda 2762 sayılı Kanun’a açık bir hüküm koyma yönüne gidebilirdi.
Bir özel hukuk tüzel kişisi olan vakıflarınmal edinmeleri sınırsız bir hak olmayıp, ancak bünyelerine ve amaçlarına uygunolmaları koşuluyla mümkündür. Bir başka ifadeyle, vakıfların mal edinebilmelerikonusunda vakfın kendi bünyesi ve amacından kaynaklanan doğal ve zorunlusınırlar söz konusudur. Bu hususta, yasada bir kurala yer verilmemiş olması onasınırsız bir mal edinme hakkı tanımaz. Bu noktada 4721 sayılı Kanun’un vakfailişkin genel kuralları ile 5737 sayılı Kanun’da öngörülen ve Vakıflar GenelMüdürlüğünce yapılan amaca uygunluk denetimleri de bulunmaktadır.
Nitekim, 5737 sayılı Kanun’da cemaatvakıflarının taşınmaz mal edinimi ile ilgili izin müessesesi kaldırılırken,Vakıflar Meclisince alım sırasında bir defa yapılan denetim yerine bildirim,beyanname verme ve iç denetim müessesesi getirilmiş; ayrıca Vakıflar GenelMüdürlüğünün amaca uygunluk denetimi yani malın hangi amaçla ve vakfın hangikaynağıyla, hangi yolla edinildiği, amaca uygun kullanılıp kullanılmadığı,gelir getiriyorsa ekonomik değerlendirilip değerlendirilmediği, gelirinnerelere harcandığı hususlarının Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişlerincedenetleneceği öngörülmüştür (Vakıflar Kanunu, m. 33, 36, 60 ile Türk MedeniKanunu, m. 111).
Bu durumda, cemaat vakıflarının maledinmelerinde Lozan Andlaşması’nın 40. Maddesindeöngörülen hususlar ile bu vakıfların 1936 tarihinde verdikleri beyannamelerbirlikte değerlendirilerek, söz konusu vakıfların edindikleri mallarınamaçlarıyla uyumlu olup olmadığı denetlenebilecektir.
Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan amacauygunluk denetimi sonucunda, edinilen malın vakfın amacına uygun olmadığınınsaptanması durumunda ne gibi bir işlem yapılacağı 5737 sayılı Yasa’nın 10. Maddesindegösterilmektedir. Buna göre, vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan,vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan vakıfyöneticileri asliye hukuk mahkemesince görevden alınabileceklerdir.
Diğer taraftan, yasalaşma sürecindeki bilgi vebelgelerden yapılan düzenlemenin amacının diğer vakıflardan farklı olarakazınlık vakıflarına tanınmayan bazı hak ve yetkilerin onlara da tanınmaksuretiyle mağduriyetlerinin giderilmeye çalışılması ve özellikle söz konusuvakıfların taşınmaz mal edinmelerinin yargı kararlarıyla engellenmesi sonucundakarşılaşılan sıkıntıların bertaraf edilmesine yönelik olduğu dikkatealındığında, dava dilekçesinde ileri sürülenin aksine, söz konusu düzenlemeninkamu yararı ilkesi gözetilerek yapıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 10. Maddesinde, herkesin dil, ırk,renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzerisebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu; hiçbir kişiye,aileye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; Devlet organlarının ve idare makamlarınınbütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorunda olduğu belirtilmektedir.
İptali istenen kural, yalnızca cemaat vakıflarınınmal edinebilmelerine olanak tanıyan bir düzenleme niteliğinde değildir. Kural,5737 sayılı Kanun’un 3. Maddesi uyarınca, mazbut, mülhak, cemaat ve esnafvakıfları ile yeni vakıfların tamamını kapsamaktadır. Bu bağlamda, yapılandüzenlemenin cemaat vakıfları için ayrıcalık getirdiğini söylemek olasıgörülmemektedir. Bir başka ifadeyle yapılan düzenleme, cemaat vakıflarına diğervakıflardan farklı ve ayrıcalıklı bir takım haklargetirmemekte, bilakis söz konusu vakıfların diğer vakıflar gibi aynı hak veyetkilere sahip olacağını hükme bağlamaktadır.
Dava dilekçesinde Anayasa Mahkemesinin27.12.2002 günlü, E. 2002/146, K. 2002/201 sayılı kararı gerekçe gösterilerek,iptali istenen kuralın Anayasa’nın 153. Maddesine de aykırı olduğu ilerisürülmektedir.
Söz konusu karar, yürürlükten kaldırılan 2762sayılı Vakıflar Kanunu’nun 1. Maddesine 3.8.2002 günlü, 4771 sayılı Kanun’un 4.Maddesiyle eklenen ‘Cemaat vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığınabakılmaksızın, Bakanlar Kurulunun izniyle dini, hayrî,sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzeretaşınmaz mal edinebilirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarruftabulunabilirler.’ Şeklindeki altıncı fıkranın iptali istemiyle açılan davanınreddine ilişkindir.
Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında,cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinebilmeleri Anayasa’ya aykırıbulunmamıştır. İptali istenen kuralla ise cemaat vakıfları da dahil olmak üzeretüm vakıflara taşınmaz mal edinebilme hakkı tanınmıştır. Önceki AnayasaMahkemesi kararına konu olan yasal düzenlemeyle, iptali istenen kural arasındabir paralelliğin bulunduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kural,Anayasa’nın 2., 10., 35. Ve 153. Maddelerine aykırı değildir. İptal istemininreddi gerekir.
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin ½/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuruincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, taşınmazın mülkiyetinin Vakfa ait olduğunun 1936Beyannamesi ile yetkili mercilere bildirilmesine rağmen bu taşınmazın tamamının5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında Vakıf adına tescil edilmesineyönelik talebinin Vakıflar Genel Müdürlüğünce yeterli araştırma yapılmadan vekanuna aykırı olarak reddedildiğini, söz konusu idari işleme karşı açılandavadan da bir sonuç alamadığını belirterek Anayasa’nın 35. Maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespititalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
27. Başvurucu, mülkiyetinin kendisine ait olduğunu belirttiğitaşınmazın 1936 Beyannamesi ile yetkili mercilere bildirilmesine ve 5737 sayılıKanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında olmasına rağmen tapuda adına tesciledilmemesinden yakınmaktadır.
28. Anayasa’nın 148. Maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. Maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
30. Anayasa’nın 148. Maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 45. Maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadanönce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanundaöngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılar (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20).
31. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birhukuk yoludur. Bu nedenle kanunlarda yer alan idari ve yargısal başvuruyollarının bireysel başvurudan önce tüketilmiş olması gerekir. Temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemelerindeolağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuruyoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizmasıçerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir. Bireysel başvurununikincillik niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genelmahkemeler önünde dile getirilmeyen iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyetkonusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgelerde Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,26/3/2013, B. No: 2012/946, §§ 16-20).
32. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuruyolları ibaresinin başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarınıtüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kuralauyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınmasıesastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarınınvarlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucununkişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bunedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasındabeklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleridikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).
33. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumundasöz konusu edilen başvuru yolunun etkili ve erişilebilir olma koşullarınıkarşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Ancak başvuruyollarının tüketilmesi koşuluna yönelik istisnaların her başvurunun somutözellikleri dikkate alınarak değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural, B. No: 2014/5559, 25/4/2014,§ 22).
34. Osmanlı Dönemi’nde ilk defa 16 Şubat 1328 (1912) tarihli“Eşhası Hükmiyenin Emvali GayrimenkuleyeTasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat” ile tüzel kişilere taşınmaz maledinebilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle gayrimüslim cemaat vakıflarınıntasarruflarında bulunan taşınmazlar söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği1912 yılına kadar üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olup bu işleme de nam-ımüstear veya nam-ı mevhum denilmiştir. Anılan Kanun’la tüzel kişilere butarihten sonra taşınmazlarda temellük ve tasarruf imkânı sağlanmış, ayrıcatüzel kişilerin bu tarihte fiilen tasarrufları altında olup başkaları adlarınatapuya tescil ettirdikleri mallarının da yasada öngörülen koşullar dâhilindekendi adlarına tescil edilmelerine olanak sağlanmıştır.
35. Cumhuriyet Dönemi öncesinde geniş bir uygulamaya sahip olanvakıf müessesesi, 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi’nin kabulünden sonra da varlığını sürdürmüştür.864 sayılı Kanun’un 8. Maddesinde Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden öncekurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yenikurulan vakıfların ise Medeni Kanun’a tabi olacağı belirtilmiştir (Agavni Mari Hazaryanve diğerleri, B. No: 2014/4715, 15/6/2016, § 80).
36. Bu doğrultuda 5/6/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılımülga Kanun’un 1. Maddesinde gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar,mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere mülhakvakıflar arasında sayılmış; bu Kanun’un 44. Maddesinde de vakıflarıntasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tesciledilmeleri öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici 1. Maddesinde degayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütünmalların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ileVakıflar İdaresine bildirilmesi düzenlenmiştir. Uygulamada “1936 Beyannamesi”olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarakkabul edilmiştir.
37. Osmanlı Dönemi’nde 1912 yılına kadar tüzel kişilerintaşınmazlarını kendi adlarına tapuya tescil ettirememeleri sebebiyle çoğunluklabir nam-ı müstear ya da nam-ı mevhum adına kaydedilen taşınmazlar bakımındanYargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2/12/1942 tarihli ve3/25 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile 2762 sayılı Kanun’un 44. Maddesinegöre bu tür taşınmazların vakıf adına idari yoldan tapuya tescil edilebilmesiiçin kayıt sahibinin muvafakatına ihtiyaç olduğubelirtilmiştir.
38. Buna karşılık 2762 sayılı Kanun’un 44. Maddesine ilişkinTürkiye Büyük Millet Meclisinin 2/7/1956 tarihli ve 1972 sayılı tefsirkararında nam-ı müstear veya nam-ı mevhum adına kaydedilen taşınmazların kayıtmalikinin rızası aranmaksızın cemaat vakıfları adına tapuya tesciledilebilecekleri belirtilmiştir. Bu kararın ilgili kısımları şöyledir:
“… Şu halde yukarda izah edildiği veçhilekanun vazu gerek 16 Şubat 1328 tarihli kanun vegerekse 2762 sayılı kanunun 44 üncü maddesinde koyduğu hükümlerle ondan evvelhükmi şahısların gayrimenkule tasarruf hakkının memnu olmasından doğan ıztırarile tapuda cemaatlerle münasebeti olan mevcut veya mevhunhakikî şahıslar üzerinde kaydedilmiş ve fakat fiilî tasarruf ve intifaı cemaat vakıflarına ait olduğu 44 üncü maddedeyazılı karinelerle bir hakikat olarak kabul edilmiş bulunan gayrimenkullerincemaat hükmi şahısları namına kayıtlarının tashihi için tapuca bu mallar kendiuhdelerinde mukayyet görünen şahısların rıza ve muvafakatlerine ihtiyaç olmadantescili kanun vazıının atlupve maksudu olduğuna şüphe edilemez…”
39. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8/5/1974 tarihli veE.1971/2-820, K.1974/505 sayılı kararıyla cemaat vakıflarının 1936 yılındaverdikleri beyannamelerin vakıfname olarak kabulünün zorunlu olduğu,vakıfnamelerinde mal ya da bağış kabul edebilecekleri yönünde açıklıkbulunmayan vakıfların ise gerek doğrudan gerekse vasiyet yoluyla taşınmaz maliktisap edemeyecekleri belirtilmiştir. Benzer yaklaşım, Danıştay tarafından dabenimsenmiştir (Danıştay Onuncu Dairesinin 26/5/1982 tarihli ve E.1982/3285,K.1982/1413 sayılı; 26/3/1992 tarihli ve E.1991/1596, K.1992/1144 sayılı kararları).
40. 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’un 4. Maddesiyle 2762sayılı Kanun’un 1. Maddesine eklenen fıkralarla yapılan değişiklikle,vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın cemaat vakıflarının, BakanlarKurulunun izniyle dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhive kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz maledinebilmelerine ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerineolanak sağlanmıştır. Bu kanun değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesineyapılan başvuru da Mahkemenin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146, K.2002/201sayılı kararıyla reddedilmiştir (bkz. § 23). Anılan karardan sonra da 2/1/2003tarihli ve 4778 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu yerineVakıflar Genel Müdürlüğünün izninin yeterli olacağı hükmü getirilmiştir.
41. 27/2/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Kanun’un 80.Maddesi ile 2762 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5737 sayılı Kanun’un3. Maddesinde cemaat vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış; mensupları TürkiyeCumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflarolarak tanımlanmıştır. Bu Kanun’un 12. Maddesiyle de önceki yasaldüzenlemelerden farklı olarak cemaat vakıflarına herhangi bir makamdan izinalmaksızın ve vakıf amacıyla öngörülen hizmetleri gerçekleştirme koşuluaranmaksızın mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Anılan maddenin iptali içinyapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesinin 17/6/2010 tarihli ve E.2008/22,K.2010/82 sayılı kararıyla reddedilmiştir (bkz. § 24).
42. Bunun yanı sıra 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi ile1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup hâlen bu vakıfların tasarruflarında bulunannam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar ile1936 Beyannamesi’nden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veyacemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde mal edinememegerekçesiyle Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlaradına tapuda kayıtlı olan taşınmazların, tapu kayıtlarındaki hak vemükellefiyetleri ile birlikte bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibarenon sekiz ay içinde müracaat edilmesi hâlinde Vakıflar Meclisinin olumlukararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adınatescil edilmeleri hükme bağlanmıştır.
43. 5737 sayılı Kanun’a 22/8/2011 tarihli ve 651 sayılı KanunHükmünde Kararname’nin 17. Maddesiyle eklenen geçici 11. Maddesinin birincifıkrası ile cemaat vakıflarının 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup malik hanesiaçık olan taşınmazları, 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup kamulaştırma, satışve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve ilözel idaresi adına kayıtlı taşınmazları ve 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olupkamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmelerinin tapukayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğegirdiği tarihten itibaren on iki ay içinde müracaat edilmesi hâlinde VakıflarMeclisinin olumlu kararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaatvakıfları adına tescil edilmesine olanak tanınmıştır. Ayrıca maddenin ikincifıkrasında da cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarınavasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde mal edinememe gerekçesiyle Hazine veyaVakıflar Genel Müdürlüğü adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncüşahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiçdeğerinin Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ödeneceğidüzenlenmiştir.
44. Başvurucu 5737 sayılı Kanun’un 3. Maddesinde tanımıyapıldığı üzere, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan gayrimüslimcemaat vakıflarındandır. Başvurucu, 2762 sayılı mülga Kanun’un 44. Ve geçici 1.Maddeleri doğrultusunda verdiği 1936 Beyannamesi ile uyuşmazlığa konutaşınmazın mülkiyetinin kendisine ait olduğunu bildirdiğini, ancak butaşınmazın tamamının kendisi adına tapuya tescil edilmediğini ifade etmektedir.
45. Başvuru konusu olayda, 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılıKanun’un kabul edilmesinden sonra başvurucu 20/8/2009 tarihinde bu Kanun’ungeçici 7. Maddesi uyarınca taşınmazın tamamının kendisi adına tescil edilmesiistemiyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunmuş; ancak Vakıflar Meclisibaşvurucunun talebini, 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamındaolmadığı gerekçesiyle 28/12/2009 tarihinde reddetmiştir. Başvurucunun bu idariişleme karşı 24/5/2010 tarihinde açtığı iptal davası ise İstanbul 1. İdareMahkemesinin 25/2/2011 tarihli kararı ile, kamu veya özel hukuk tüzel kişileriile gerçek kişiler adına kayıtlı olması hâlinde taşınmazların davacı Vakıfadına tescil edilmesi talebinin ancak adli yargıda açılacak tapu iptali vetescil davasında irdelenebileceği, tescili talep edilen taşınmazın da tapudamazbut Abdülhamit Han Vakfı adına kayıtlı olduğundan tescil talebi hakkındakarar verilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiylereddedilmişve temyiz edilen karar Danıştay Onuncu Dairesinin 25/6/2015 tarihli ilamıylaonanmıştır.
46. Buna göre başvurucunun taşınmazın tamamının adına tesciledilmesi yönündeki talebinin reddine ilişkin Vakıflar Meclisi kararı ile buidari işlemin iptali istemiyle açtığı davanın reddine dair İdare Mahkemesikararı, bir başka özel hukuk kişisi adına kayıtlı olan taşınmazın 5737 sayılıKanun’un geçici 7. Maddesine göre idari yoldan başvurucu Vakıf adına tescilineolanak bulunmadığı ancak söz konusu tescil talebinin kayıt maliki aleyhine adliyargı yerinde açılabilecek bir davada irdelenebileceği temel gerekçesinedayanmaktadır.
47. Nitekim Eşhas-ı HükmiyeCetvellerindeve1936yılı Beyannamesindedavacı gayrimüslim cemaatvakfına ait olmasına karşın taşınmazın davalı HarameynAyasofyayı Kebir Vakfı adına tescil edildiği iddiasıylaaçılan bir davada Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 6/2/2012 tarihli ve E.2011/12924,K.2012/818 sayılı ilamıyla davakonusutaşınmazın gedikve mülkünün davacı vakfa ait olduğu gerekçesiyle davanınkabulüne,tapukaydının iptaliyle taşınmazın davacı Vakıf adına tapuyatesciline ilişkin İlk Derece Mahkemesi hükmünü onamıştır.
48. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/6/2012 tarihli veE.2011/20-889, K.2012/378 sayılı ilamı da şöyledir:
“…
Yargısal uygulamada da uzun süresöz konusu beyannamelerin bulunup bulunmadığı ve varsaiçeriği gözetilmek suretiyle cemaat vakfının mal edinip edinemeyeceği geçici 1.Madde hükmü gözetilerek sonuca bağlanmakta iken, Avrupa Birliğine uyum süreciiçerisinde yapılan çalışmalarla4771, 4778 ve 4928 sayılı Yasalarla bir takım düzenlemeler getirilerek anılan beyannamelerde yeralmayan malların da edinilebilmesi yolu açılarak, bu olanak bazı kurallara vekoşullara bağlanmıştır.
…
5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3. Maddesindeayrı ayrı tanımlar yapılarak, cemaat vakıflarını mülhak vakıf statüsündençıkartarak müstakil vakıf olarak değerlendirmiştir. Buna göre; cemaat vakfı,Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğincetüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’dekigayrimüslim cemaatlere ait vakıfları ifade ettiği; Vakfiye tanımının da,mazbut, mülhak ve cemaat vakıflarının malvarlığını, vakıf şartlarını vevakfedenin isteklerini içeren belgeleri belirttiği; 1936 beyannamesinintanımının ise cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğinceverdikleri beyannameyi ifade ettiği açıkça düzenlenmiştir. 5737 sayılı Yasa’nın12. Maddesinde vakıfların mal edinebilecekleri, malları üzerinde her türlütasarrufta bulunabilecekleri belirtilmiştir. 12. Maddenin gerekçesinde devakfın devamlılığının sağlanması açısından mülhak, cemaat ve yeni vakıflarabaşlangıçta özgülenen mal ve hakların değiştirilebilmesi imkanısağlandığı, vakıfların sonradan edindikleri malları izin almaksızın yönetim organlarınınkararıyla değiştirebileceklerine ilişkin hükümgetirildiği belirtilmiştir.
…
Bu durumda, dava konusu edilen 12 parçataşınmazın davalı Vakıf tarafından verilen beyannamede yazılı olantaşınmazlardan olduğu duraksamaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmalıdır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi uyarınca kanunda aksine bir hükümbulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığınıispatla yükümlüdür. Öyle ise davalı Vakıf tarafından çekişmeli taşınmazlarınbeyannamede bildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması gerekir.”
49. Görüldüğü üzere adli yargı yerinde açılan tapu iptali vetescil davalarında taşınmazın cemaat vakfı tarafından 1936 Beyannamesi ilebildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak 5737sayılı Kanun’un 12., geçici 7. Ve 11. Maddeleri uyarınca dava konusu taşınmazıncemaat vakfı adına tapuya tescili mümkün olabilmektedir. Bu nedenle belirtilenhukuk yolu; başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir, elverişli birçözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır.
50. Somut olayda ise başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazın5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesine göre idari yoldan adına tesciledilmesi istemiyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne yapılan başvurusunun VakıflarMeclisi tarafından reddedilmesi üzerine idari yargıda açtığı iptal davasıreddedilmiş ve bu karar temyiz incelemesi sonucunda onanmıştır.
51. Bir ihlal iddiasına ilişkin olarak başvurulabilecek birdenfazla başvuru yolunun bulunması durumunda kural olarak başvurucunun aynı amacıtaşıyan başvuru yollarının tamamını tüketmesi beklenemez. Bununla birliktemakul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte,kullanılabilir ve etkili başvuru yolunun tüketilmesi gerekmektedir (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,30/3/2016, §§ 24, 25).
52. Başvurucu her ne kadar taşınmazın tamamının 5737 sayılıKanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında idari yoldan adına tapuya tescil edilmesiistemiyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunmuş ve talebininreddedilmesi üzerine İdare Mahkemesinde iptal davası açmış ise de başvurucununbu talebinin taşınmazın tapuda “Abdülhamit Han Vakfı” adına kayıtlı olmasınedeniyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Gerçekten de 5737 sayılı Kanun’ungeçici 7. Maddesinde;
i. 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup halen tasarruflarındabulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan,
ii. 1936Beyannamesi’nden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaatvakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde, mal edinememegerekçesiyle halen; Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veyabağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların talepte bulunan cemaatvakıfları adlarına idari yoldan tesciline imkân tanınmıştır. VakıflarMeclisinin ve İdare Mahkemesinin tespitine göre uyuşmazlık konusu taşınmaznam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olmadığı gibi Hazine,Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da cemaat vakfına vasiyet edenler veyabağışlayanlar adına da kayıtlı değildir. Nitekim başvuru formunda da taşınmazınkısmen üçüncü bir kişi adına tapuda kayıtlı olduğu ifade edilmektedir. Budurumda kısmen tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı olan anılan taşınmazın bu kişiadına olan tapu kaydının 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamındaidari yoldan iptal edilerek başvurucu adına tapuya tescil edilebilmesi mümkünbulunmamaktadır. Ancak taşınmazın 1936 Beyannamesi’yle bildirilentaşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak genel hükümlerçerçevesinde adli yargı yerinde kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapu iptalive tescil davası açılabileceği gibi 5737 sayılı Kanun’un geçici 11. Maddesininikinci fıkrasına göre taşınmazın rayiç bedeli üzerinden zararın tazmini olanağıda bulunmaktadır.
53. Dolayısıyla üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı taşınmazbölümünün 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesine göre idari yoldan başvurucuadına tescili mümkün olmadığından somut olay bakımından başvurucu tarafındantercih edilen bu yolun etkin bir giderim sağlamaya elverişli olmadığı açıktır.Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yoluna başvurulmaksızınyapılan bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliğiilkesi gereği mümkün değildir (Mehmet AliAslan, § 31).
54. Bu durumda başvurucunun 1936 Beyannamesi ile bildirdiğiniileri sürdüğü taşınmazın tamamının adına tapuya tescil edilmediği şikâyetineilişkin olarak daha etkin bir yol olan kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapuiptali ve tescil davası açma imkânı olmasına rağmen bu yola başvurmadığı, butaşınmazın tamamının idari yoldan adına tapuya tescili istemiyle Vakıflar GenelMüdürlüğünden talepte bulunduğu ve talebinin Vakıflar Meclisi tarafındanreddedilmesi üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine İdare Mahkemesinde davaaçma yolunu tercih ettiği görülmektedir. Buna göre başvurucu tarafındanmülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak idari yargı yerindeiptal davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuru açısından dahaetkili giderim yolu olan kayıt maliki aleyhine genel hükümler çerçevesinde adliyargı yerinde tapu iptali ve tescil davası açma imkânı kullanılmaksızınbireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan 5737 sayılı Kanun’ungeçici 11. Maddesiyle taşınmazın rayiç bedeli üzerinden tazminat ödenebilmesiolanağının getirildiği de görülmektedir. Sonuç olarak ihlale neden olduğu ilerisürülen söz konusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulüncetüketilmemiştir.
55. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA ½/2017tarihinde Engin YILDIRIM’ın karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.
.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Gayrimüslim cemaat vakıflarından olan başvurucu, dava konusutaşınmazın mülkiyetinin Vakfa ait olduğunun 1936 Beyannamesi ile ilgilimercilere bildirmesine rağmen bu taşınmazın tamamının 5737 sayılı Kanun’ungeçici 7.maddesi kapsamında Vakıf adına tescil edilmesine dönük talebininVakıflar Genel Müdürlüğünce reddedildiğini ve bu idari işleme karşı açılandavanın da aleyhine sonuçlandığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur.Bir kısmı başka özel hukuk tüzel kişisi adına kayıtlı olan söz konusutaşınmazın 5737 sayılı Kanun’un geçici 7.maddesine göre idari yoldan başvurucuVakıf adına tescilinin mümkün olmadığına hükmeden İstanbul 1. İdare Mahkemesitescil talebinin kayıt maliki aleyhine adli yargıda açılacak bir davada incelenmesigerektiğini kararında belirtmiştir. Mahkememiz de başvurucunun, “daha etkiligiderim yolu olan” kayıt maliki aleyhine adli yargıda tapu iptali ve tescildavası açma yolunu kullanmadan bireysel başvuru yaptığından hareketle başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.
Kural olarak, bir ihlal iddiası karşısında birden fazla etkilibaşvuru yolunun bulunması halinde bu yolların tamamının tüketilmesigerekmemektedir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi, daha etkili bir yolun varolmasına rağmen bunun başvurucular tarafından kullanılmadığı durumlarda başvuruyollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararları davermektedir.
Somut olayda, başvurucunun muhatabı şikâyet konusu ettiğitaşınmazın şu anki maliki değil, Vakıflar Meclisidir. Başvurucudan, taşınmazmaliki aleyhine genel hükümler çerçevesinde tapu iptali ve tescil davası açmayoluna gitmesinin beklenmesi usul ekonomisine aykırı düşen, başvurucununadalete erişimini uzatan bir sonuç doğuracaktır. Başvurucu, idari bir işlemaleyhine yetkili mahkeme önünde dava açmış ve mahkeme kararına karşıdaDanıştay’a başvurarak idari dava anlamında tüketmesi gereken tüm yollarıtüketmiştir.
Sonuç olarak, başvurunun kabul edilebilir olduğu ve Anayasanın35. maddesinde korunan mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı vedemokratik toplum gerekleriyle bağdaşmadığı düşüncesiyle çoğunluk kararınakatılmak mümkün olmamıştır.
Başkan
Engin YILDIRIM