TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM MERT ARICI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/37860)
Karar Tarihi: 19/1/2022
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
İbrahim Mert ARICI
Vekili
:
Av. Bengü BİLGİÇ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma hakkının; temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesinedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 21/12/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, bir bankada çalışmaktayken iş akdininfeshedilmesi üzerine iş mahkemesinde 7/3/2014 tarihinde işe iade davasıaçmıştır.
9. İstanbul 31. İş Mahkemesi 21/2/2017 tarihli kararladavanın süre aşımından reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; iş akdininfeshine ilişkin bildirimin başvurucuya 11/2/2014 tarihinde yapıldığı, davanınise bir aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra 14/3/2014 tarihinde açıldığıbelirtilmiştir.
10. Başvurucunun istinaf talebi üzerine İstanbul BölgeAdliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi 22/6/2017 tarihinde, başvurucunun İzmir İşMahkemesinde 7/3/2014 tarihinde muhabere yoluyla süresinde dava açtığınıbelirterek dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine iadesine kararvermiştir.
11. İstanbul 31. İş Mahkemesi 20/9/2017 tarihinde davanınesastan reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; banka ile başvurucuarasındaki güven ilişkisinin zedelendiği, iş akdinin devamının işverentarafından çekilmez hâl aldığı, bu nedenle işveren tarafından yapılan feshingeçerli olduğu belirtilmiştir.
12. Başvurucu, iş mahkemesinin kararının kaldırılmasıtalebiyle istinaf talebinde bulunmuş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. HukukDairesi 26/4/2018 tarihli kararla istinaf talebinin reddine, iki hafta içindeYargıtaya temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir.
13. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 22/10/2018 tarihli kararlabaşvurucunun temyiz talebini süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Karargerekçesinde; 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı mülga İş Mahkemeleri Kanunu’nun8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca temyiz süresinin gerekçeli kararın taraflaratebliğinden itibaren sekiz gün olduğu belirtilip sekiz günlük temyiz süresigeçtikten sonra yapılan temyiz başvurularının süresinde olmadığı ifadeedilmiştir. Ayrıca kararda; Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçeli kararıntebliğinden itibaren iki hafta içinde kararın temyiz edilebileceği açıklanmışsada 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 90. maddesiuyarınca kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında kanundaki sürelerihâkimin artırıp eksiltemeyeceği vurgulanmıştır. Karar, başvurucu vekiline22/11/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 21/12/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
15. Hüküm tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı mülgaKanun’un 8. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bölge adliye mahkemesinin para iledeğerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değerikırk bin Türk lirasını geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğtarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir."
16. 6100 sayılı Kanun’un dava tarihi itibarıylayürürlükte olan 361. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bölge adliye mahkemesi hukukdairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarınıniptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren ikihafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir."
17. 6100 sayılı Kanun'un "Hükmün kapsamı"kenar başlıklı 297. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şu şekildedir:
"Hüküm "Türk MilletiAdına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
…
ç) Hüküm sonucu, ... varsa kanun yollarıve süresini.
…"
B. Uluslararası Hukuk
18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız vetarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde,görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); mahkemeyeerişim hakkının Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal birparçası olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07,16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgiliher türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı önüne getirme hakkının güvencealtına alındığını (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70,21/2/1975, § 36), Sözleşme'nin 6. maddesinde, mahkeme kararlarına karşı kanunyolu başvurusunda bulunma hakkının güvence altına alınmadığını ancak devletinkendi takdirine bağlı olarak taraflara kanun yolu başvurusunda bulunma hakkıtanıması durumunda, kanun yolu başvurusunu inceleyen mahkeme önünde uygulananmuhakeme usulünün bu ilkelere uygun olması gerektiğini belirtmiştir (Delcourt/Belçika,B. No: 2689/65, 17/1/1970, § 25).
20. AİHM, mahkemeye erişim hakkına yönelik birtakımsınırlandırmaların kabul edilebileceğini ancak sınırlamaların meşru bir amacayönelik olmadığı veya kullanılan yöntem ile ulaşılması hedeflenen amaç arasındamakul bir orantılılık ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, kısıtlamalarınSözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasına uygun olmayacağını belirtmiştir (Ashingdane/BirleşikKrallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57).
21. AİHM; ulusal hukuk kurallarını yorumlama görevininyerel mahkemelere ait olduğunu, kendi rolünün bu yorumların Sözleşme ileuyumluluğunu denetlemekle sınırlı olduğunu, bu durumun kanun yolu başvurusundaöngörülen süre sınırlamaları ile ilgili yapılan yorumlar açısından da geçerliolduğunu, süreye ilişkin kuralların adaletin ve özellikle de yasal kesinliğindüzgün şekilde uygulanmasını amaçladığını (Pérez De Rada Cavanilles/İspanya,B. No: 28090/95, 28/10/1998, §§ 43, 45), bununla birlikte mahkemelerin usulkurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecekaşırı şekilcilikten ve usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunudoğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir (Walchli/Fransa,B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Anayasa Mahkemesinin 19/1/2022 tarihinde yapmışolduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
23. Başvurucu, davasının kanun gereği iki ay içindesonuçlanması ve bir ay içinde de temyiz incelemesinin bitmesi gerekirkenyargılama sürecinin 4 yıl 8 ay gibi uzun bir süreçte tamamlandığını ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
25. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılamasıdevam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esasalınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
26. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri,§§ 41-45).
27. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzerbaşvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki işe iadedavasının üç dereceli yargılamada yaklaşık 4 yıl 7 ay sürmesinin makul olmadığısonucuna varmak gerekir.
28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. MahkemeyeErişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz süresinikararın tebliğinden itibaren iki hafta olarak gösterdiğini ve belirtilen süreiçinde temyiz talebinde bulunmasına rağmen temyiz başvurusunun süreden reddinedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın hukuka aykırısonuçlandırılması nedeniyle de mülkiyet hakkının ve çalışma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünün temyiz taleplerinin Yargıtaytarafından incelenmemesine yönelik olması nedeniyle ihlal iddialarının adilyargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. HakkınKapsamı ve Müdahalenin Varlığı
33. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğinibelirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
34. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,7/11/2013, § 52).
35. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığınayönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanunyoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğertemel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı birmahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altınaalmamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hakve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanunyollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adilyargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten,B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).
36. Somut olayda, temyiz başvurusunun süre yönündenreddedilmesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
37. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
38. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
39. Bu sebeple müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı birsebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
40. Başvuru konusu olayda, başvurucunun temyizbaşvurusunun 5521 sayılı mülga Kanun'un 8. maddesinde öngörülen süredeyapılmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Buna göre Yargıtaytarafından verilen süreden ret kararı ile yapılan müdahalenin kanun tarafındanöngörülme ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) Meşru Amaç
41. Yargı kararlarının tabi kılınacakları bir kanun yoluincelemesi neticesinde ortadan kaldırılma ihtimalinin hukuk düzeni içindesürekli olarak gündemde tutulması hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriylebağdaşmaz. Yargılamaların sürüncemede kalmasını engellemek, uyuşmazlıklarınmümkün olan en kısa süre içinde nihai çözüme kavuşturulmasını ve hukuk alemindeetki ve sonuçlarını doğurması beklenen kesin hükmün bir an önce temininisağlamak düşüncesiyle yargı kararlarına karşı üst mahkemeler nezdinde yapılmasıöngörülen kanun yolu başvuruları kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır. Buitibarla kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması,yukarıda belirtilen sakıncaları bertaraf ederek hukuki güvenlik ve istikrarınsağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet eder (Ertuğrul Dalbaş,B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59).
(3) Ölçülülük
42. Temyiz başvurusunun süre yönünden reddi nedeniylebaşvurucunun mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı vebaşvurucuya ağır bir yük yüklenip yüklenmediği hususlarının değerlendirilmesigerekir.
(a) Genel İlkeler
43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilikve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunluolmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkünolmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
44. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleriyönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerindedurulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.
45. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için bellisürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukukibelirlilik ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ancak mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırıolarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriylekişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engelolunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz.İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).
46. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletinişlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını vesürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devletorganlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilerebaşvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibiolmalarını sağlayarak dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğinibilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklıbir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır (Kommersan Kombassan Mermer Madenİşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114,20/1/2016, § 50).
47. Anayasa Mahkemesi birçok başvuruda, derecemahkemelerince gösterilen kanun yolu süresine güvenerek hareket edenbaşvurucuların derece mahkemelerince oluşturulan hukuki belirsizliğe katlanmakzorunda bırakılmasının ölçülü olmadığı, dolayısıyla başvurucuların mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Örneğin S.K. (B. No:2015/2438, 19/4/2018) başvurusunda, iş mahkemesi kısa ve gerekçeli kararındatemyiz süresini kararın tebliğinden itibaren on beş gün olarak göstermiştir.Başvurucu, bu süreye güvenerek kararın tebliğinden itibaren on beş günlük süreiçinde hükmü temyiz etmiş; mahkemenin temyiz isteminin süreden reddine dair ekkararı, Yargıtayca iş mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresinin tefhim veyatebliğden itibaren sekiz gün olduğu, temyiz isteminin ise süreden sonrayapıldığı belirtilerek onanmıştır. Anayasa Mahkemesi bu başvuruda, başvurucununkendisine tanınan on beş günlük süreye güvenerek hareket ettiği, karardabelirtilen sürenin başvurucuyu yanılttığı ve hukuki belirsizlik yarattığı,mahkemenin yanıltması sonucu ortaya çıkan belirsizliğe başvurucunun katlanmakzorunda bırakılmasının ölçülü olmadığı, dolayısıyla başvurucunun mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
48. Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemelerinin kararındagerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolunabaşvurulabileceğinin belirtildiğini ifade etmiştir. Belirtilen süre içinde detemyiz yoluna başvurduğunu ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin gerekçeli karardagösterilen süre yerine kanunda öngörülen sekiz günlük temyiz süresini dikkatealarak temyiz başvurusunu süre aşımından reddettiğini ileri sürmüştür.
49. Somut olayda değerlendirilmesi gereken mesele,başvurucunun temyiz talebinin süre koşulu gerekçe gösterilerek incelenmemesininmahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.
50. Başvuru konusu olay tarihinde yürürlükte bulunan 5521sayılı mülga Kanun’un 8. maddesi gereği iş davalarında istinaf kararınıntebliğden itibaren sekiz gün içinde temyiz edilebileceği öngörülmüştür. 6100sayılı Kanun'un 361. maddesinin birinci fıkrasında ise temyiz yoluna başvurusüresinin iki hafta olduğu, bu sürenin gerekçeli kararın tebliğinden itibarenişlemeye başlayacağı, temyiz yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanunhükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir (Hakan Bozdağ, B. No:2018/37162, 13/1/2022, § 47)
51. Usul hükümlerine göre mahkeme kararlarının hükümkısmında kanun yolu ve süresinin belirtilmesi zorunluluğu, tarafların kararakarşı öngörülen kanun yolunu etkili ve işlevsel bir şekilde kullanmalarıaçısından önem arz etmektedir (S.K. § 12).
52. Başvuru konusu olayda, Bölge Adliye Mahkemesi kararıbaşvurucuya tebliğ edilmiş; karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan yasaldüzenleme gereği temyiz yoluna başvurma süresi, kararın tebliğinden itibarensekiz gün olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi gerekçeli kararında temyizyoluna başvuru süresini kararın tebliğinden itibaren iki hafta olarakgöstermiştir (bkz. § 12). Başvurucu, istinaf kararında kendisine tanınan vekararın tebliğinden itibaren başladığı belirtilen iki haftalık süreye güvenerekhareket etmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, temyiz başvurusunun sekiz günlük yasalsürede yapılmadığını belirterek başvurucunun temyiz talebini süredenreddetmiştir(bkz. § 13).
53. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında somut olayabakıldığında başvurucunun, istinaf incelemesi üzerine Bölge AdliyeMahkemelerince verilen karar gerekçesinde belirtilen tebliğden itibaren ikihaftalık süre içinde temyiz kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır. Mahkemelerinkanun yolu ve süresini taraflara doğru gösterme yönündeki yükümlülüğü gözönünealındığında kanun yoluna başvuru süresinin Bölge Adliye Mahkemesi tarafındanhatalı gösterilmesinin sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılan başvurucununüzerinde Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yorumunun ağır bir yüke sebep olduğu,başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlaorantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucunaulaşılmıştır.
54. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
55. Diğer taraftan yargılama sürecine ilişkin usulgüvencesi sağlayan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine kararverildiğinden yargılamanın sonucuyla bağlantılı bulunan diğer ihlaliddialarının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
57. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesini ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
58. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
59. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
60. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlardaAnayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ileAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklıolarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıolarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararınkendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebinibeklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılamakararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya vediğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
61. Somut olayda, başvurucunun makul sürede yargılanmahakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
62. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesinedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 8.700 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
63. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik ihlalbaşvurucunun temyiz hakkını kullanma imkânını kısıtlayıcı yorum ile süredenreddeden Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararından kaynaklanmaktadır.
64. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple mahkemeye erişimhakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Yargıtay 9. Hukuk Dairesinegönderilmesini sağlamak üzere İstanbul 31. İş Mahkemesine (E.2016/131,K.2017/98) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir..
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanadil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 8.700 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmakamacıyla Yargıtay 9. Hukuk Dairesine (E.2018/6906, K. 2018/18904) gönderilmeküzere İstanbul 31. İş Mahkemesine (E.2016/131, K.2017/98) GÖNDERİLMESİNE,
E. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderininbaşvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
.
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 19/1/2022tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.