TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM ŞENDİL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4495)
Karar Tarihi: 17/7/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
İbrahim ŞENDİL
Vekili
:
Av. Mehmet Zeki KÖSE
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, Göçmen Konutları Projesi kapsamında alınankonut için avans olarak ödenen ve konut taksit ödemelerinden mahsup edilmeyentutarın tahsili amacıyla Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde açtığı davanınreddedildiğini belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile eşitlikilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesindeKomisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 11/11/2013 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4.İkinci Bölümün 12/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüşiçin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. AdaletBakanlığı, 14/2/2014 tarihli yazı ile yargılamanın makul süredesonuçlanmadığına dair ihlal iddialarına ilişkin görüş sunulmayacağını, diğerihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu bildirmiş, başvurucuvekili 7/3/2014 tarihli dilekçesinde, Adalet Bakanlığı görüşüne katılmadığınıbelirterek başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifadeedildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutulmasısonucu Bulgaristan'dan Türkiye'ye gelmiş, Ankara ili Pursaklarilçesine yerleştirilmiştir.
8. Başvurucu, 14/2/2008 tarihinde Başbakanlık, Toplu Konutİdaresi Başkanlığı (TOKİ) ve T.C. Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine Ankara 20.Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, Türkiye'ye geldikten sonra Türkiye'nindeğişik yerlerinde göçmen evlerinin yapıldığını, bu evlerden Ankara’da bulunanbir konuta sahip olmak için toplam 12,40 TL peşinat ve avans ödediğini, bumiktarın, konutun maliyet hesabı çıkarıldıktan sonra evin taksit miktarlarındanmahsup edilmesi gerektiği halde, mahsup işleminin gerçekleştirilmediğini ilerisürerek, 12,40 TL'nin günün ekonomik koşullarına göre güncellenmesini, fazlayailişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.500,00 TL'nin tahsilini talep etmiştir.
9. Mahkemece, 26/3/2008 tarih ve E.2008/60, K.2008/10 sayılıkararla işbölümü itirazı kabul edilerek, dosya Ankara2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir.
10. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesince, 18/6/2008 tarih veE.2008/195, K.2008/352 sayılı kararla; davanın konut satışından kaynaklananuyuşmazlık niteliğinde olduğu ve davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemelerineait olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin Mahkemenin görevsizliği nedeniylereddine, dosyanın Ankara Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
11. Yargılamaya Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde devamedilmiş, başvurucu anılan Mahkemede, 20/11/2009 tarihinde verdiği ıslahdilekçesi ile talebini 13.336,00 TL'ye yükseltmiştir.
12. Ankara 7. Tüketici Mahkemesi, 8/6/2010 tarih veE.2008/575, K.2010/284 sayılı kararla; başvurucunun konut almak için avansyatırdığı, yatırılan tutarın konut taksit ödemelerinden mahsup edilmediği,paranın Banka nezdinde Devlet Bakanlığı adına açılan hesapta tutulduğu, hesabındaha sonra TOKİ'ye devredildiği gerekçesiyle Ziraat Bankası A.Ş. aleyhineaçılan davanın reddine, TOKİ ve Başbakanlık aleyhine açılan davanın kabulüne,12,40 TL’nin rayiç değerinin hesaplanması sonucu, 6.500,00 TL'nin davatarihinden, 6.836,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilinekarar vermiştir.
13. TOKİ ve Başbakanlık tarafından temyiz üzerine, Yargıtay13. Hukuk Dairesinin 1/2/2011 tarih ve E.2010/11392, K.2011/1356 sayılıilamıyla hüküm onanmıştır.
14. TOKİ tarafından yapılan karar düzeltme istemi üzerine,Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2/6/2011 tarih ve E.2011/6284, K.2011/8726 sayılıilamıyla; davalı TOKİ'nin, başvurucu tarafından yapılan ödemelerin taksitödemelerinden mahsup edildiğini karar düzeltme safhasında bildirdiği, ödemedefinin yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği, başvurucunun yaptığıödemelerin taksit ödemelerinden mahsup edilip edilmediğinin araştırılmasıgerektiği belirtilerek, onama kararının kaldırılmasına, Mahkeme hükmününbozulmasına karar verilmiştir.
15. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılamasonunda, 27/12/2012 tarih ve E.2011/843, K.2012/1552 sayılı kararla; “başvurucunun 1991 ve 1992 yıllarında, kesin maliyethesabı çıkarıldığında mahsup edilmek üzere, 12,40 TL yatırdığı, projekapsamında Başbakanlık Göçmen Konutları Bürosu, Emlak Bankası ve EmlakBankasının devredildiği Banka ve TOKİ’den gelen yazı cevaplarına ve kurumlararası yapılan iç yazışma kayıtlarına göre mahsup işleminin yapıldığını kabuletmek gerektiği, göçmen konutları projesi kapsamında Çorlu, Ankara, Sincan,İkitelli, Pendik ve Görüklü'de yapılan konutlar içinyatırılan avansların mahsup edildiği, bu nedenle Ankara Pursaklar,Bursa Kestel ve Tekirdağ'da yapılan konutlar için alınan avansların da mahsupişlemine tabi tutulduğunu kabul etmenin zorunlu olduğu, Yüksek Yargıtayyerleşik içtihadının da bu doğrultuda olduğu, tüm deliller, tapu kaydı örneği,ödeme makbuz örnekleri, bankadan gelen yazı cevapları, aynı nitelikteki emsaldosyalar, emsal bilirkişi raporları, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bu konudakiyerleşik uygulaması, bozma ilamı ve tüm dosya içeriğine göre yatırılan avansınmahsup edildiğinin anlaşıldığı” gerekçeleriyle davanın reddine kararverilmiştir.
16. Temyiz üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 6/5/2013tarih ve E.2013/11377, K.2013/11493 sayılı ilamıyla; “dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygungerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlikbulunmamasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmünonanmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere” kararverilmiştir.
17. Karar, 28/5/2013 tarihinde başvuruya tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu, 27/6/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
20. 22/4/1926 tarih ve 818sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 113. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Asıl borç tediye ile veya sair bir surette sakıt olduğutakdirde kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahisakıt olur.”
21. 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun131. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde,rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sonaermiş olur.”
22. 18/6/1927 tarih ve mülga 1086 sayılı Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi şöyledir:
“I. Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğdenitibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesiistenebilir;
1- Temyiz dilekçesi ve kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüphükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması,
2- Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,
3- Yargıtay incelemesi sırasında hükmünesasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması.
4- Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırıbulunması,
II. Yargıtay evvelce cevapsız bırakılan itirazları kendigörüşüne göre hükme etki yapacak nitelikte bulmazsa karar düzeltilmesi isteğiüzerine vereceği kararda bu itirazları reddederken herbirihakkında gerekçe göstermek zorundadır.
…”
23. 23/2/1995 tarih ve mülga 4077 sayılı TüketicininKorunması Hakkında Kanun’un 23. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarakçıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketicimahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.
Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler,tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtanmuaftır. Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretleri, 29 uncumaddeye göre kaydedilen bütçede öngörülen ödenekten Bakanlıkça karşılanır.Davanın, davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti 6183 sayılıAmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdantahsil olunarak 29 uncu maddede düzenlenen esaslara göre bütçeye gelirkaydedilir. Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar Hukuk Usulü MuhakemeleriKanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütülür.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 27/6/2013 tarih ve 2013/4495 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, 1989 yılında Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabitutularak Türkiye'ye geldiğini, Pursaklar’da Göçmen Konutları Projesi kapsamında 12,40TL avans olarak ödeme yaptığını, daha sonra da konutun taksitlerini ödediğini,ancak avans ödemesinin taksitlerden mahsup edilmediğini, yaptığı ödemeniniadesi amacıyla açtığı davanın Ankara 7. Tüketici Mahkemesince kabuledildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince onandığını, TOKİtarafından karar düzeltme isteminde bulunulduğunu, karar düzeltme dilekçesinde,yargılamanın hiçbir safhasında ileri sürülmeyen, avans ödemesinin taksitlerdenmahsup edilerek ödendiğinin iddia edildiğini, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince1086 sayılı Kanun'un 440. maddesine aykırı olarak bu maddede sayılmayan karardüzeltme sebeplerinin dışında bir sebeple karar düzeltme istemi kabul edilerekhükmün bozulduğunu, halbuki karar düzeltme sebeplerinin sınırlı olduğunu,mahsup şeklinde ödeme iddiasının karar düzeltme safhasında ilerisürülemeyeceğini, nitekim emsal dosyalarda da bu iddia ileri sürüldüğü haldeYargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiğini, Mahkemece bozma kararına uyularakdosyada aleyhine hiçbir delil veya rapor bulunmamasına rağmen davanın reddinekarar verildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 6/5/2013tarihinde gerekçe gösterilmeksizin hükmün onandığını, benzer iddialarla açılandavaların derece Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından kabul edildiğini, aynıbinada yan yana dairelerde oturan kişiler için farklı sonuç ortaya çıktığını,hatta oğlu tarafından aynı iddialarla açılan dava kabul edildiği halde kendiaçtığı davanın reddedildiğini, eşitlik ilkesinin de bu şekilde ihlaledildiğini, davanın 14/2/2008 tarihinde açıldığını ve 6/5/2013 tarihinde sonaerdiğini, yargılamanın uzun sürdüğünü, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince davanıntarafları arasında eşitsizlik yaratıldığını, eşitliğin kamu kuruluşu lehinebozulduğunu, avans olarak ödediği bedelin iade edilmediğini belirterek,mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
B. Değerlendirme
26. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde açtığı alacak davasının reddedilmesininmülkiyet ve adil yargılanma hakları ile eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ilerisürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarınailişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.Başvurucunun, adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlali iddiaları,yargılama sonucunda verilen kararın gerekçesiz olduğuna yönelik olup, buiddialar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir. Başvurucunun makul sürede yargılama yapılmaması ve karardüzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlali iddiaları ile mülkiyet hakkının ihlali iddiası ayrıcadeğerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Karar Düzeltmeİsteminin Kabulü Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
27. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
28. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
29. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
30. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
31. Somut olayda başvurucu, Göçmen Konutları Projesi kapsamında avansolarak ödediği bedelin iadesi amacıyla açtığı davanın Ankara 7. TüketiciMahkemesince kabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinceonandığını, TOKİ tarafından karar düzeltme isteminde bulunulduğunu, karardüzeltme dilekçesinde, yargılamanın hiçbir safhasında ileri sürülmeyen, avansödemesinin taksitlerden mahsup edilerek ödendiğinin iddia edildiğini, Yargıtay13. Hukuk Dairesince 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesine aykırı olarak bumaddede sayılmayan karar düzeltme sebeplerinin dışında bir sebeple karar düzeltmeistemi kabul edilerek hükmün bozulduğunu, hâlbuki karar düzeltme sebeplerininsınırlı olduğunu, mahsup şeklinde ödeme iddiasının karar düzeltme safhasındaileri sürülemeyeceğini, nitekim emsal dosyalarda da bu iddia ileri sürüldüğühalde Yargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiğini belirterek, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Mahkemece, tarafların tümdelilleri toplanmış ve bilirkişilerden rapor alınmıştır. Mimar, hukukçu ve malimüşavirden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti, başvurucunun yatırdığı peşinatve taksitlerin, kalan borcun hesaplanması sırasında kredi borcundandüşülmediğini, bu miktarın güncellemesi yapıldığında 13.336,00 TL’ye ulaştığınıbildirmişlerdir. Mahkeme, tüm delilleri değerlendirerek, başvurucunun konutalmak için avans yatırdığı, bu tutarın taksitlerden mahsup edilmediği, konutunbaşvurucuya teslim edildiği, yatırılan bedelin TOKİ’ye devredildiğigerekçesiyle, başvurucunun ödediği 12,40 TL’nin güncellenerek 13.336,00 TL’nindavalı TOKİ ve Başbakanlıktan tahsiline karar verilmiştir.
33. Davalıların temyizi üzerineYargıtay 13. Hukuk Dairesince hüküm onanmıştır. Davalı TOKİ’nin karar düzeltmetalebinde bulunduğu ve bu istemde, başvurucunun yatırdığı avansın taksitödemeleri sırasında nazara alınarak taksitlerden mahsup edildiğini ilerisürdüğü anlaşılmıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, ödeme definin davanın heraşamasında ileri sürülebileceği gerekçesiyle, davalının bu iddiasıdoğrultusunda başvurucunun yatırdığı avansın taksit ödemelerinden mahsup edilipedilmediğinin araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğibelirtilerek onama kararının ortadan kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına kararvermiştir.
34. Gerek 818 sayılı mülgaKanun’un 113. maddesine göre gerekse 6098 sayılı Kanun’un 13. maddesininbirinci fıkrasına göre ifa, borcun sona erme sebeplerinden birisidir. İfa,yargılamanın her aşamasında gerçekleşebileceği gibi, yargılamanın hersafhasında da ileri sürülebilecek bir iddiadır. Somut olayda, davalı TOKİ karardüzeltme dilekçesinde, başvurucunun yatırdığı avans tutarının taksit ödemelerisırasında nazara alınarak taksitlerden mahsup edildiğini ileri sürmüş, Yargıtay13. Hukuk Dairesince, davalının bu iddiasının değerlendirilmesi için hükümbozulmuştur. Öte yandan, mülga 1086 sayılı Kanun’un halen yürürlükte olan 440.maddesine göre, Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması nedeniylekarar düzeltme talebinde bulunulabileceği dikkate alındığında, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin kararının hukuk kurallarının ve delillerin yorumlanması sonucuverildiği anlaşılmıştır.
35. Başvurucu, karar düzeltmeincelemesi sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınYargıtay tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibiYargıtay kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangibir durum da tespit edilememiştir.
36. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Yargıtay kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkına İlişkin Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiği İddiası ile Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası
37. Başvurucu, Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarınıngerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan "adil yargılanma hakkı"nın ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
38. Başvurucunun gerekçeli karar hakkı ve makul süredeyargılanma hakkına ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibikabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmadığından başvurunun bu şikâyetler bakımından kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. GerekçeliKarar Hakkına İlişkin Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
39. Başvurucu, Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan "adil yargılanma hakkı"nınihlal edildiğini iddia etmiştir.
40. Adalet Bakanlığı, 14/2/2014 tarihli görüş yazısı ile adilyargılanma hakkının ihlali iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunubildirmiştir.
41. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
42. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarakyazılır.”
43. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
44. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul süredeyargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli kararhakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§38).
45. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göredeğişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki birgerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (B. No:2012/1034, 20/3/2014, § 33).
46. Kararların gerekçeli olması,davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere vegenel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yolunaetkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir.Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkinkullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacakincelemenin de etkin olması beklenemez (B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).
47. Kanun yolu mahkemelerinceverilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğuşeklinde yorumlanmakla beraber (B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53),başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığıesaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somutşikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli karar hakkınınihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).
48. Somut olayda başvurucu, Göçmen Konutları Projesi kapsamında avansolarak ödediği bedelin iadesi amacıyla açtığı davanın Ankara 7. Tüketici Mahkemesincekabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince hükmünonandığını, karar düzeltme istemi sonucu kararın bozulduğunu, Mahkemece bozmakararına uyularak dosyada aleyhine hiçbir delil veya rapor bulunmamasına rağmendavanın reddine karar verildiğini, hükmün Yargıtay tarafından onandığını,Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
49. Başvurucu tarafından açılandavada davalılar, başvurucunun ödediği peşinat ile kuraya katılmadan konutaldığını savunarak davanın reddini talep etmişlerdir. Başvurucu, davadilekçesinde, borçlanma sözleşmesi, makbuzlar, banka kayıtları, başka birmahkemenin emsal dosyası ve her türlü delil olarak, delillerini bildirmiştir.
50. Mahkemece, devir anlaşması,borçlanma sözleşmesi, ödeme planları ile tarafların tüm delilleri toplanmış vebilirkişilerden rapor alınmıştır. Mimar, hukukçu ve mali müşavirden oluşan üçkişilik bilirkişi heyeti 28/10/2009 tarihli raporlarında, konut bedelinin 10,00TL’sinin peşin ödenmesi halinde 3. derecede tahsis önceliği tanınacağının vekonutların teslim edildiği güne kadar ödenmiş peşinat ve taksitlerin toplamınıninşaat maliyetinden düşüleceğinin bilgilendirme ve tanıtım amaçlı hazırlanan broşürdeyer aldığını, başvurucunun 1991 ve 1992 yıllarında yedi taksit halinde ilktaksit 10,00 TL olmak üzere toplam 12.40 TL ödediğini, konutla ilgili kesinmaliyet hesabının çıkartıldığını, ancak dosyadaki belgelere göre, başvurucununyatırdığı peşinat ve taksitlerin, kalan borcun hesaplanması sırasında krediborcundan düşülmediğini, bu miktarın güncellemesi yapıldığında 13.336,00 TL’yeulaştığını bildirmişlerdir. Mahkeme, tüm delilleri değerlendirerek,başvurucunun konut almak için avans yatırdığı, bu tutarın taksitlerden mahsupedilmediği, konutun başvurucuya teslim edildiği, yatırılan bedelin TOKİ’yedevredildiği gerekçesiyle, başvurucunun ödediği 12,40 TL’nin güncellenerek13.336,00 TL’nin davalı TOKİ ve Başbakanlıktan tahsiline karar vermiştir.
51. Davalıların temyizi üzerineYargıtay 13. Hukuk Dairesince hüküm onanmıştır. Davalı TOKİ tarafından karardüzeltme talebinde bulunulmuş ve bu istemde, başvurucunun yatırdığı avansıntaksit ödemeleri sırasında nazara alınarak taksitlerden mahsup edildiğini ilerisürdüğü anlaşılmıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, ödeme definin davanın heraşamasında ileri sürülebileceği gerekçesiyle, davalının bu iddiasıdoğrultusunda başvurucunun yatırdığı avansın taksit ödemelerinden mahsup edilipedilmediğinin araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğibelirtilerek onama kararının ortadan kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına kararvermiştir.
52. Yukarıda da belirtildiğiüzere, 818 sayılı mülga Kanun’un 113. maddesi ve 6098 sayılı Kanun’un 13.maddesinin birinci fıkrasına göre ifa, borcun sona erme sebeplerindenbirisidir. İfa, yargılamanın her aşamasında gerçekleşebileceği gibi,yargılamanın her safhasında da ileri sürülebilecek bir iddiadır.
53. Mahkemece bozma kararınauyularak, Ziraat Bankasından banka borçlanma sözleşmesi, borçlandırma senedi,ek sözleşme, hesap döküm listesi ve borç kapama hesap ekstresi istenmiş, yineTOKİ’den dava konusu taşınmaz ile ilgili tanzim edilen kesin hesap özeti talepedilmiş, anılan belgelerin gelmesinden sonra bilirkişilerden ek raporalınmasına karar verilmiştir. Anılan belgelerin okunmasından sonra Mahkeme,mevcut delillere göre bilirkişi incelemesinden vazgeçildiğini belirterekdavanın reddine karar vermiştir. Mahkemece, Banka ve TOKİ’den gelen yazıcevaplarına ve kurumlar arası yapılan iç yazışma kayıtlarına göre mahsupişleminin yapıldığını kabul etmek gerektiği, göçmen konutları projesikapsamında birçok yerde yatırılan avansların mahsup edildiği, bu nedenlebaşvurucunun aldığı konut için yatırdığı avansın da mahsup işlemine tabitutulduğunu kabul etmenin zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine kararverilmiştir.
54. Somut olayda başvurucunun Göçmen Konutları Projesi kapsamında avansolarak ödeme yaptığı sabit olup, nitekim davalı TOKİ de başvurucunun ödeme yaptığınıkabul etmiş, ancak bu miktarın taksitlerden mahsup edildiğini ileri sürmüştür.
55. Yargılama makamlarıyargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delillerigereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkinolarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,B.No:10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamadageçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkınauygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındaolmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adilolup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun biryargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanaklarınsağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerinisunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Buanlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının dayargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 27).
56. Mahkemece, Banka ve TOKİ’dengelen yazı cevaplarına ve kurumlar arası yapılan iç yazışma kayıtlarına göremahsup işleminin yapıldığını kabul etmek gerektiği, göçmen konutları projesikapsamında birçok yerde yatırılan avansların mahsup edildiği, bu nedenlebaşvurucunun aldığı konut için yatırdığı avansın da mahsup işlemine tabitutulduğunu kabul etmenin zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine kararverilmiştir (§ 15). Mahkemece, gerekçede anılan belgeler açıkçadeğerlendirilmediği gibi, bu yönde bilirkişi incelemesi de yapılmadığı, farklıyerlerde yapılan konutlar için ödenen avansın mahsup edildiği belirtilerek vebu varsayım üzerine, başvurucunun aldığı konut için ödediği avansın da mahsupedildiğini kabul etmenin zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine kararverilmiştir. Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen bu gerekçe kabul edilerekhüküm onanmıştır (§ 16).
57. Görüldüğü üzere başvurucu tarafından açılan alacakdavasında, başvurucunun avans olarak davalıya ödeme yaptığı kabul edilmesine veMahkemece somut delillere dayalı olarak 8/6/2010 tarihinde davanın kabulünekarar verilmesine rağmen, bu kararın bozulmasından sonra, davalı TOKİ’nin,avans ödemesinin taksitlerden mahsup edildiği savunması yeterince açıklığakavuşturulmadan, varsayım üzerine davanın reddine karar verildiğianlaşılmıştır. Dolayısıyla Mahkemenin, davanın kabulüne dair ilk kararındavardığı sonucun tam tersi bir sonuca varsayımla ulaşması ve bunu ikna edicişekilde gerekçelendirememesi adil bir yargılama olmadığını göstermektedir.Başvurucu, tüketilmesi gereken ve etkili kanun yolu olan temyiz yolunda da aynıiddiayı dile getirmiş ise de Yargıtay kararında da bu iddia karşılanmamış veDerece Mahkemesinin iddiayı cevapsız bırakması tutumu aynen kabul görmüştür. Buşekilde, başvurucunun Göçmen KonutlarıProjesi kapsamında avans olarak yaptığı ödemenin, davalı TOKİ’ninsavunması doğrultusunda taksitlerden mahsup edilip edilmediği yeterincetartışılmamış, tarafların iddia ve savunmaları karşılanmamıştır. Bu nedenle,yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
58. Belirtilen nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığıİddiası
59. Başvurucu, 14/2/2008tarihinde Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde açtığı alacak davasının makul süredetamamlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
60. Adalet Bakanlığı, makul sürede yargılanma hakkına ilişkinolarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
61. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
62. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
63. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
64. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
65. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
66. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalarailişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvurukonusu olayda, Göçmen Konutları Projesikapsamında avans olarak ödenen bedelin iadesi talebiyle açılan alacak davasıbulunmakta olup, bu sorunun çözümüne yönelik olarak mülga 1086 sayılı Kanun ile6100 sayılı Kanun’da yer verilen usul hükümlerine göre yürütülen somutyargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılamaolduğunda kuşku bulunmamaktadır.
67. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
68. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
69. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süredeğerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tümgecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisideğerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından dahaetkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
70. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
71. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından14/2/2008 tarihidir.
72. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibarengeçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
73. Sürenin bitiş tarihi ise, yargılamanın sona ermetarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
74. Tüketici mahkemelerinin görevi mülga 4077 sayılı Kanun’un23. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, bu Kanun’un uygulanmasıylailgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı, tüketicimahkemeleri nezdinde açılan davaların harçlardan muaf olduğu ve bu mahkemelerdebasit yargılama usulüne göre yargılama yapılacağı belirtilmiştir.
75. Bu şekilde kanun koyucu, tüketiciyi koruma amacınıdikkate alarak genel mahkemelerin dışında özel bir tüketici davalarınınyargılaması sistemi oluşturmuş ve bu davaların, konunun uzmanı mahkemelercemümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasınıamaçlamıştır.
76. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süreiçinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurmaödevi yükler. Tüketici Mahkemesinde açılan alacak davasında derhal bir yargıkararı verilmesinde, tüketici konumundaki başvurucunun önemli bir kişiselyararı bulunmaktadır. Bu nedenle tüketici mahkemelerinde görülenuyuşmazlıkların ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel biritina göstermesi gerekir.
77. 6100 sayılı Kanun’un 30.maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiştir.Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar gerek mülga 1086 sayılı Kanun vegerekse 6100 sayılı Kanun’a göre, basit yargılama usulüne göre yürütülür.
78. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesindeyer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda uygulanan veyazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa birincelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecekdava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772,7/11/2013, § 65).
79. 6100 sayılı Kanun’un 317. maddesi ve devamı maddelerdeyer alan bu usulde davalar, mahkemeye sunulan dilekçe ile açılmakta vedavalının, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içindecevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu süre bir defaya mahsusolmak üzere en fazla iki hafta uzatılabilmektedir. Basit yargılama usulündecevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları bulunmamaktadır. Mahkemeler, 6100 sayılıKanun’un 320. maddesine göre mümkünse tarafları duruşmaya davet etmeden dosyaüzerinden karar verirler. Duruşmalı yargılamada aynı maddeye göre mahkemelerin,tahkikatı ilk duruşma hariç, kural olarak iki duruşmada tamamlaması veduruşmalar arasındaki sürenin de bir aydan uzun olmaması gerekmektedir. Ancakistisnai hallerde ikiden fazla duruşma yapılabileceği gibi, duruşma araları dabir aydan fazla tutulabilmektedir.
80. Başvuru konusu olayda, başvurucunun, 14/2/2008 tarihindeAnkara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı alacak davası sonunda Mahkemece,26/3/2008 tarihli kararla iş bölümü nedeniyle dava dosyasının Ankara 2. AsliyeTicaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
81. Anılan Mahkemece de 18/6/2008 tarihinde Mahkemeningörevsizliğine ve dosyanın Ankara Tüketici Mahkemesine gönderilmesine kararverilmiştir.
82. Ankara 7. Tüketici Mahkemesince yargılamanın basityargılama usulüne göre yapılmasına karar verilerek tarafların delilleritoplanmış, sözleşmeler ve ödeme tabloları incelenmiş, bilirkişi heyetindenrapor alınarak 8/6/2010 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.
83. Davalıların temyizi üzerine, 1/2/2011 tarihinde hükümonanmış, karar düzeltme istemi sonucu, 2/6/2011 tarihinde hükmün bozulmasınakarar verilmiştir.
84. Mahkemece bozma kararına uyularak, ilgili kurumlardanbelgeler istenmiş ve bu belgeler ile diğer tüm deliller değerlendirilerek27/12/2012 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.
85. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 13. HukukDairesince 6/5/2013 tarihinde, karar düzeltme yolu kapalı olarak hüküm onanmışve aynı tarihte kesinleşmiştir.
86. Yargılamanın başından itibaren iki dereceli yargılamasisteminde davanın 5 yıl 2 ay 22 gün sürdüğü belirlenmiştir.
87. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayıgeciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasındataraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılamamakamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiylebu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, taraflarcamuhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmekle birlikte,başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğutespit edilememiştir.
88. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konualacak davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olaylarınkarmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibikriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum vedavranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırkenözensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu dasöylenemez.
89. Başvurunun konusu olan alacak davasında yargılamasürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, Mahkemece yapılanyargılama süreçleri ve temyiz süreçleriyle beraber yargılamanın makul olmayanuzun bir süre olan 5 yıl 2 ay 22 günde tamamlandığı görülmektedir. Tüketicimahkemelerinde görülen alacak davalarının niteliği, başvurucu açısındantaşıdığı değer ve başvurucunun davadaki menfaati dikkate alındığında, busürenin makul olmadığı açıktır.
90. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
c. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
91. Başvurucu, Ankara 7.Tüketici Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar verilmesinin mülkiyethakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
92. Başvurucunun, DereceMahkemesi kararının gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine yönelik yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yargılamanınyenilenmesine karar verildiği, mülkiyet hakkının ihlali iddialarınınyargılamanın yenilenmesi davasında değerlendirilebileceği kabul edilerek,anılan ihlal iddiasının bu aşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
93. Başvurucu, mülkiyet ve adil yargılanma hakları ileeşitlik ilkesinin ihlali nedeniyle avans olarak yatırdığı bedelin bilirkişiraporlarıyla güncellenmiş değeri olan 13.336,00 TL tazminatın, 634,25 TLyargılama giderinin ve 3.418,00 TL vekâlet ücretinin ödenmesini talep etmiştir.
94. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun haklarınınihlal edildiğinin tespiti halinde, daha önce verilen kararlar doğrultusundahakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olabileceğinibildirmiştir.
95. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
96. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaledildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
97. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde debulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğitespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarararasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
98. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmamasınedeniyle manevi tazminat talep etmediği anlaşıldığından bu konudadeğerlendirme yapılmamıştır.
99. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Karar düzeltme isteminin kabulü nedeniyleadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Gerekçeli karar hakkına ilişkin adil yargılanma hakkının ihlali iddiasınınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.Makul sürede yargılama yapılmadığı şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun;
1.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE
C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosyanın Ankara 7. Tüketici Mahkemesine gönderilmesine,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
17/7/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.