TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM AYHAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9895)
Karar Tarihi: 2/1/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
İbrahim AYHAN
Vekili
:
Av. Servet ÖZEN
Av. Cihan AYDIN
Av. Meral Danış BEŞTAŞ
Av. Erhan ÜRKÜT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1.Başvurucu, tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığıhalde tutuklandığını, yerel mahkemelerin “klişe gerekçelerle” tahliyetaleplerini reddettiğini, tutukluluğun makul süreyi aştığını, milletvekiliseçildikten sonra tutuklu bulundurulmasının siyasi faaliyette bulunma hakkınayönelik ağır bir müdahale olduğunu, emsal nitelikteki Anayasa Mahkemesikararının kendisi hakkında uygulanmadığını, yargılanması sırasında tabii hakimve olağan mahkeme ilkelerinin gözetilmediğini ileri sürerek Anayasa’nın 10.,19., 37. ve 67. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru,31/12/2013 tarihinde Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyonasunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinciBölüm Birinci Komisyonunca, 31/12/2013 tarihinde başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm,2/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlikve esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.
5. Bakanlıkgörüşünü 2/1/2014 tarihinde bildirmiştir. Mahkemenin konuya ilişkin öncekikararları dikkate alındığında bakanlık görüşünün başvurucuya bildirilmesininbaşvurucu lehine herhangi bir sonuç doğurmayacağı anlaşıldığından bildirimegerek görülmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvurudilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar şöyledir:
7.Başvurucu, 5/10/2010 tarihinde tutuklanmıştır.
8.Başvurucu, tutuklu iken 12/6/2011 tarihinde yapılan genel seçimde Şanlıurfailinden bağımsız milletvekili olarak seçilmiştir.
9. Hazırlıksoruşturmasının ardından başvurucu hakkında 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı TürkCeza Kanunu’nun 312. maddenin (2) numaralı fıkrasına muhalefet iddiasıyla kamudavası açılmıştır. Başvurucunun gerek soruşturma ve kovuşturma aşamasındamüteaddit defalar yapmış olduğu tutukluluğa itirazları her seferinde mahkemetarafından “klişe” gerekçelerle reddetmiştir.
10.Başvurucu milletvekili seçilmesinin ardından tahliye talebiyle Diyarbakır 5.Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş, Mahkeme başvurucunun talebini 25/6/2011tarihinde reddetmiştir. Mahkeme kararının ilgili bölümü şöyledir:
“Sanıkİbrahim AYHAN hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 09.07.2010 tarih2010/1192 esas sayılı iddianamesi ile, kendisinin de aralarında bulunduğu 22sanık hakkında yasadışı PKK terör örgütü ile bağlantılı KCK-TM yapılanmasınınMardin ili kapsamında Kent Meclisi içerisinde örgütsel faaliyet yürüttüğü ve dolayısıile ayrıntıları iddianamede yazılı olduğu üzere faaliyetlerinin sürekliliği veyoğunluğu nedeniyle hakkında terör örgütü üyeliğinden TCK'nun314/2 ve 3713 sy yasanın 5/2 maddeleri gereğincecezalandırılmasının istenildiği anlaşılmıştır
Yukarıdabelirtilen hükümler ile sanığın üzerine atılı suçun 5237 Sayılı Türk CezaKanununun 302 ila 316. maddeleri kapsamında bulunan "terör örgütüüyeliği" olması, sanık hakkında seçimden önce soruşturmaya başlanmış vehatta kamu davası açılmış olması ve ayrıca Yargıtay 9. Ceza Dairesinin01.02.2008 tarih, 2008/6292 esas ve 2008/11012 karar ilamı göz önünealındığında; tahliyesi istenen sanık İbrahim AYHAN'ın2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasının 83.maddesinde düzenlenen "Yasama Dokunulmazlığı" kapsamında olmadığıanlaşılmıştır.
Sanıkİbrahim AYHAN 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasının83. maddesinde düzenlenen "Yasama Dokunulmazlığı" kapsamında değil;"uzun süredir tutuklu oldukları, aleyhine toplanması beklenen delilolmadığı, toplanan delilleri de karartma ihtimalinin olmadığı ve Milletvekiliseçilmiş olması nedeniyle kaçma riskinin olmadığı" gerekçesi ile tahliyesitalep edilmiştir.
Neticeitibariyle; sanık İbrahim AYHAN her ne kadar milletvekili seçilmiş ise de;sanık hakkındaki yargılamanın 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasının 83. maddesinde düzenlenen "YasamaDokunulmazlığı" kapsamında bulunmaması, bir kısım gizli tanıklarındinlenmemiş olması, sanığın üzerlerine atılı suç için ön görülen cezaların altve üst sınırları ile söz konusu suçun 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun100/3-a maddesinde sayılan katolog suçlardan olmasıitibariyle; sanığın kaçacağı, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,tanık üzerinde baskı yapma olasılığının bulunması sebepleriyle;
Sanıkİbrahim AYHAN'ın 5271 Sayılı Ceza MuhakemesiKanununun 100 ve devamı maddeleri gereğince tahliye talebinin reddi iletutukluluk halinin devamına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatinevarılmıştır.”
11.Başvurucu son olarak, Anayasa Mahkemesince verilen 4/12/2013 tarih ve B. No:2012/1272 sayılı karara dayanarak, yargılamasının devam ettiği Diyarbakır 5.Ağır Ceza Mahkemesinden 6/12/2013 tarihinde tahliye edilmesini talep etmiştir.
12.Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun talebini 16/12/2013 tarihindereddetmiştir.
13.Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli ret kararına karşıbaşvurucu, 17/12/2013 tarihinde Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine itirazetmiştir.
14.İtirazını inceleyen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun talebini 24/12/2013tarih ve 2013/567 Değişik İş sayılı kararı ile reddetmiştir.
15.Başvurucu hakkındaki ceza davası ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.
B. İlgiliHukuk
16.Anayasa’nın “Yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesi şöyledir:
“Türkiye BüyükMillet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Meclisteileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifiüzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunlarıMeclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimdenönce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisinkararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmışolmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindekidurumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen vedoğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
TürkiyeBüyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş birceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır;üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrarseçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yenidendokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
TürkiyeBüyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ileilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
17.Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” başlıklı 14.maddesi şöyledir:
“Anayasadayer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetiortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasahükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak vehürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekildesınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekildeyorumlanamaz.
Buhükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler,kanunla düzenlenir.”
18. 5237sayılı Kanun’un 314. maddenin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Bu kısmındördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlıörgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Birincifıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıverilir.”
19. 5271sayılı Kanun’un 100. maddesi şöyledir:
“(1)Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhalinde, tutuklama kararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a)26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan; (1)
…
9. Suçişlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde220),
10.Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
11.Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,312, 313, 314, 315),
…
(4)(Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veyahapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
20. 5271sayılı Kanun’un 109. maddesi şöyledir:
“(1)(Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığıhalinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına kararverilebilir.
(2) Kanundatutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontroleilişkin hükümler uygulanabilir.
(3) Adlîkontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabitutulmasını içerir:
a) Yurtdışına çıkamamak.
b) Hâkimtarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarakbaşvurmak.
c) Hâkiminbelirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarınailişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
d) Hertürlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme,makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.
e)Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığındanarınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbiolmak ve bunları kabul etmek.
f)Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veyabirden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerinehâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.
g) Silâhbulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuzkarşılığında adlî emanete teslim etmek.
h)Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresibelirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynîveya kişisel güvenceye bağlamak.
i) Aileyükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûmedildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek.
j) (Ek:2/7/2012-6352/98 md.) Konutunu terk etmemek.
k) (Ek:2/7/2012-6352/98 md.) Belirli bir yerleşim bölgesiniterk etmemek.
l) (Ek:2/7/2012-6352/98 md.) Belirlenen yer veya bölgeleregitmemek.
(4) (Ek:25/5/2005 – 5353/14 md.; Mülga: 2/7/2012-6352/98 md.)
(5) Hâkimveya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasındaşüphelinin meslekî uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarakizin verebilir.
(6) Adlîkontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadanmahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilenhallerde uygulanmaz.
(7) (Ek:6/12/2006 – 5560/19 md.) Kanunlarda öngörülentutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında (…) adlîkontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21.Mahkemenin 2/1/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 31/12/2013tarih ve 2013/9895 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
22. Başvurucu:
i. Tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgiolmadığı halde tutuklandığını, yerel mahkemelerin “klişe gerekçelerle” tahliyetaleplerini reddettiğini, tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri sürerekAnayasa’nın 19. maddesinin,
ii. 12/6/2011 tarihinde milletvekili seçildiğini, Anayasa’nın 67.maddesinde seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içindesiyasi faaliyette bulunma hakkının güvence altına alınmasına rağmenmilletvekili seçildikten sonra tahliye edilmemesi nedeniyle Türkiye BüyükMillet Meclisinde yemin edemediğini ve milletvekilliği görevini fiilen yerinegetiremediğini, tutukluluk halinin milletvekili olarak siyasi faaliyettebulunma ve temsil hakkını engellemesi nedeniyle seçilme hakkına bir müdahaleolduğunu, milletvekili seçildikten sonraki tahliye taleplerinin reddine ilişkinmahkeme kararlarında seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanın tutuklu olaraksürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul dengenin gözetilmediğini,milletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde seçilme vemilletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik ağır müdahaleninölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığını ilerisürerek Anayasa’nın 67. maddesinin,
iii. Milletvekili genel seçimi ile bağımsız milletvekili olarakseçilmesinin ardından ilk derece mahkemesinin tutuklama tedbiri konusundakitutumunda hiçbir değişiklik gözlenmediğini, 5/7/2012tarih ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkinDava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardındanderece mahkemelerince verilen kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılanmüdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından lehine olan adli kontroltedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığını, Anayasa Mahkemesinin 4/12/2013tarih ve B. No: 2012/1272 sayılı kararını emsal göstererek Diyarbakır 6. AğırCeza Mahkemesine yaptığı başvurunun “klişe gerekçelerle” reddedildiğini,Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına göre Anayasa Mahkemesininkararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlamasına ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulüne Dair Kanunun 50. maddesiuyarınca da Anayasa Mahkemesinin kararlarının gereğinin yerine getirilmesininbir zorunluluk olmasına rağmen derece mahkemesinin tutuklama kararında ısraretmesinin “kanun önünde eşitlik” ilkesini ihlal ettiğini ileri sürerekAnayasa’nın 10. maddesinin,
iv.6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Kanun’un250., 251. ve 252. maddelerinin yürürlükten kaldırıldığını, ancak aynı kanunungeçici 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasının“Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlükten kaldırılan 250. maddesinin birincifıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesinhükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devam olunur. Budavalarda, yetkisizlik veya görevsizlik karan verilemez. 12/4/1991 tarihli ve3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin kovuşturmaya ilişkinhükümleri bu davalarda da uygulanır.” hükmüne göre aynı suçlara bakmakla yetkiliiki ayrı mahkeme kurulduğunu, “tabii/olağan mahkeme” ilkesinin bir uyuşmazlığıyargılayacak olan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belliolması ve yargılanacak olayın meydana geldiği anda o olay için kanunun öncedenöngördüğü mahkeme anlamına geldiğini, bu mahkemenin hâkimine de “tabii hâkim”olduğunu, bir uyuşmazlığın ancak uyuşmazlığın doğumu anında görevli ve yetkiliolan mahkeme tarafından yargılanabileceğini, tabii hâkim ilkesine göre davanınolaydan sonra çıkarılacak bir kanunla kurulacak bir mahkeme tarafındangörülemeyeceğini, tabii hâkim ilkesinin doğal sonucu olarak“olağanüstü/istisnai” mahkemelerin kurulamayacağını, 6352 sayılı Kanun’un 75.maddesiyle 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10.maddesinin yeniden düzenlenerek bu Kanun’un kapsamına giren suçların soruşturmave kovuşturma usulleri yeniden düzenlenerek yeni mahkemelerin kurulmasınıntabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa’nın 37. maddesinin,
ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
23. Başvurucu,hakkındaki davanın tabii hâkim ilkesine aykırı olarak olağanüstü bir mahkemetarafından görüldüğünden şikâyet etmiştir.
24.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunu’nun 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince Anayasa Mahkemesine yapılan birbireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafındanmüdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmışolmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”) ve Türkiye’nintaraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başkaifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkündeğildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
25. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.Başvurucunun, hakkındaki davanın tabii hâkim ilkesine aykırı olarak olağanüstübir mahkeme tarafından görüldüğünü yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 36.maddesinde yer alan “adil yargılanma hakkı”kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
26.Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden buhakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
27. 6216sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlaleneden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüşidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
28. Buhüküm uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlaleneden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.
29. Ziratemel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken birilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşıöncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur.Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargımercilerinde olağan kanun yolları vasıtasıyla çözüme kavuşturulması gerekir.Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetimmekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946,26/3/2013, §§ 17–18). Başvurucu hakkındaki dava derce mahkemesi önündederdesttir. Bu şikâyet bakımından başvuru yolları henüz tüketilmemiştir.
30.Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının“başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Eşitlik İlkesi Yönünden
31.Başvurucu, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlik ilkesi”nin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32.Başvurucunun, Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının,soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (“AİHS”) kapsamında yer alan diğer temel hak veözgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 33).
33.Başvurucunun, eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının esas olarak kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılı olarak ele alınmasıgerekir. Dolayısıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından eşitlikilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp, bu hakkın kullanılmasını,korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan tamamlayıcı niteliktehaklardandır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 34).
34.Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğiyönündeki iddialarının, Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiği yönündekiiddialar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
c. Başvurucunun Diğer ŞikâyetleriYönünden
35.Başvurucunun, tutukluluğun makul süreyi aştığı, formül gerekçelerletutukluluğun devamına karar verildiği ve seçilme hakkının ihlal edildiğineilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka birkabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkinkısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Anayasa’nın 19. Maddesinin YedinciFıkrasının İhlal Edildiği İddiası
36.Başvurucu, tahliye taleplerinin sürekli formül gerekçelerle reddedildiğinden vemakul olmayan bir süredir tutuklu olduğundan şikâyet etmiştir.
37.Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin, benzer durumda yapılan başvurularailişkin olarak verdiği 4 Aralık 2012 tarihli iki kararında, seçilme hakkınınsadece seçimlerde aday olma hakkını değil, aynı zamanda seçildikten sonramilletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkını da ihtiva ettiği, 5271 sayılıKanun’un 109. maddesinin (3) numaralı fıkrasında tutuklama yerine öngörülenadli kontrol hükümlerinin 6352 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğegirdiği 5/7/2012 tarihinden itibaren başvurucuların lehine de uygulanmaimkanının ortaya çıktığı ve seçilmiş bir milletvekilinin siyasi faaliyettebulunma ve temsil hakkı ile davanın tutuklu sürdürülmesindeki kamu yararıarasında ölçülü bir denge kurulmadığı gerekçesiyle tutuklu kalınan süreninmakul olmadığı sonucuna vardığı belirtilerek somut başvurunun incelenmesinde buhususların göz önünde tutulması gerektiği ve takdirin Anayasa Mahkemesine aitolduğu ifade edilmiştir.
38.Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanankişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturmasırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılmailgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerinegetirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
39. Anayasa’nın19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanankişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veyakovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvencealtına alınmıştır.
40.Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesindedeğerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğusürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göredeğerlendirilmelidir. Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişininhürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir.Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından dahaağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: Labita/İtalya [BD], no.26772/95, 6/4/2000, § 152).
41. Birdavada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derecemahkemelerinin görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğinietkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbestbırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulmasıgerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).
42.Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasınınyanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklamanedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirsede bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerininhâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bugerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılamasürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı,organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecinişleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm buunsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusundabir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 63). Tutukluluksüresinin makul seviyede kalması için ilgili makamların almış olduklarıönlemler de dahil olmak üzere tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiylesürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz: Chraidi/Almanya, B. No. 65655/01, 26/10/2006, §§ 42–45).
43.Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilipedilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak, serbest bırakılma taleplerineilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişilertarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgelerçerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önünealınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suçişlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veyabirkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadartutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§63-64).
44. Diğertaraftan özgürlük hakkı, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikleorganize suçlarla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeyeneden olabilecek biçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (“AİHM”), Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)bendinin, AİHS’e Taraf Devletlerin güvenlikgörevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere suçlulukla etkili olarakmücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmamasıgerektiğini vurgulamaktadır (Dinç veÇakır/Türkiye, B. No. 66066/09, 9/7/2013, § 46).
45. Bir kişinin gerekçeden tamamenyoksun bir yargıkararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılmasıkabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz:Nakhmanovich/Rusya, B. No: 55669/00, 2/3/2006, § 70; Belevitskiy/Rusya, B. No: 72967/01, 1/3/2007, § 91).Bununla beraber tutukluluğu meşrukılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunusöylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısagerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek buçerçevede değerlendirilmemelidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: Mooren/Almanya [BD], B. No: 11364/03, 9/7/2009,§ 79).
46. İtirazveya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına vebu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılıolarak gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılıkteşkil etmez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: García Ruiz/İspanya,B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).
47. Makulsürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıpgözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda isetutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığıtarihtir. Ancak kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davadamahkumiyetine karar verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutuklulukhali sona erer (B. No: 2012/237, 2/7/2013, §§ 66, 67).
48. Somutolayda başvurucu, milletvekili seçilmesinin ardından tahliye talebiyleDiyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş, mahkeme başvurucunun Anayasa’nın83. maddesindeki yasama dokunulmazlığından yararlanamayacağı gerekçesiyletahliye talebini reddetmiştir (bkz: § 10). Başvurucuson olarak Anayasa Mahkemesince verilen 4/12/2013 tarih ve B. No: 2012/1272sayılı karara dayanarak, yargılamasının devam ettiği Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesinden 6/12/2013 tarihinde tahliye edilmesini talep etmiştir.
49.Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun talebini özetle, AnayasaMahkemesi kararlarının farklı etkilerinin olduğunu, soyut ve somut normdenetimi ile bireysel başvuru sonucu verilen kararların etkisi, bağlayıcılığı,kesinliği ve uygulamasının farklı olduğunu, iptal ve itiraz davalarıneticesinde verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının genel hukuki bağlayıcılıkgücüne sahip olduğunu, Anayasa’nın 148. ve 6216 sayılı Kanun’un 45.maddelerinde bireysel başvurunun kapsamının belirlendiğini, bireysel başvurudaöncelikle başvurucunun bireysel bir menfaatinin bulunup bulunmadığınınincelendiğini, 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesine göre ihlale yol açtığı iddiaedilen işlem ve kararlardan kişisel olarak doğrudan etkilenen kişilerin bireyselbaşvuru hakkına sahip olduğunu, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğünün 79. maddesinegöre Anayasa Mahkemesi Bölümlerince gerekli görüldüğü takdirde 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası doğrultusunda ihlalin vesonuçlarının hangi şekilde ortadan kaldırılabileceği hususunda yapılmasıgerekenlerin bildirileceğinin hükme bağlandığını, Anayasa Mahkemesinin bireyselbaşvuru sonucunda verdiği kararların soyut ve somut norm denetiminden farklıolarak sadece davanın tarafı olan kişiler açısından etkili olacağını, sadecekişisel ve güncel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvurudabulunabileceğini ve bu başvuru neticesinde ortaya çıkacak Anayasa Mahkemesikararının ilgili kişi ve başvuruya konu idari işlem ya da karar açısındangeçerli ve bağlayıcı olacağını, başvurucu tarafından Anayasa Mahkemesinceverilen 4/12/2013 tarih ve B. No: 2012/1272 sayılı karar emsal gösterilerekyapılan tahliye talebinin suçun vasfı, mevcut delil durumu, atılı suçun 5271sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılanlardan olması veadli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağını belirterek 16/12/2013 tarihindereddetmiştir.
50.Başvurucu, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli ret kararınakarşı 17/12/2013 tarihinde Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiştir.İtirazı inceleyen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun tahliyetalebini reddeden mahkemenin gerekçelerine ek olarak, tutukluluğun her somutolayın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederekitirazı 24/12/2013 tarih ve 2013/567 Değişik İş sayılı kararı ile reddetmiştir.
51. Somutolayda başvurucu 5/10/2010 tarihinde tutuklanmıştır. Anayasa Mahkemesinebaşvuru tarihi itibariyle başvurucunun tutukluluk süresi 3 yıl 2 ay 26 gündür.
52. Anayasa’nın67. maddesi seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını güvenceyealmaktadır. 67. maddenin birinci fıkrasına göre, “Vatandaşlar, kanundagösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya birsiyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkınasahiptir”. Seçimler ve siyasi haklar Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulandemokratik devletin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi haklar, seçimlerde oykullanma, aday olma ve seçilme haklarının yanında siyasi faaliyette bulunmahakkını da kapsar.
53. Seçilmehakkı sadece seçimlerde aday olma hakkını değil, aynı zamanda seçildikten sonramilletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkını da ihtiva etmektedir. Bu dahiç kuşkusuz, kişinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisinifiilen kullanabilmesini gerektirir. Bu bağlamda seçilmiş milletvekilinin yasamafaaliyetine katılmasına yönelik müdahale, sadece onun seçilme hakkına değil,aynı zamanda seçmenlerinin serbest iradelerini açıklama hakkına da yönelik birmüdahale teşkil edebilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz:Sadak ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95, 27101/95, 11/6/2002, §§ 33, 40).AİHM, milletvekili–seçmen ilişkisinden hareketle, ifade özgürlüğünün halkınseçilmiş temsilcileri için özellikle önemli olduğunu, zira milletvekilininseçmeni temsil ettiğini, onların taleplerine dikkat çekerek menfaatlerinisavunduğunu, dolayısıyla bir muhalif milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelikmüdahalenin daha sıkı bir denetimi gerektirdiğini vurgulamıştır (Castells/İspanya, B. No: 11798/85, 23/12/1992, §42).
54.Anayasa’nın 83. maddesi, milletvekillerinin hiç birbaskı ve tehdit altında kalmadan serbestçe yasama faaliyetleriniyürütebilmelerini temin etmek için yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığıkurumlarına yer vermiştir. Bu bağlamda milletvekillerine yasama faaliyetlerisırasındaki oy ve sözleri nedeniyle mutlak bir sorumsuzluk tanınmıştır. Ayrıcamilletvekillerinin işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle tutulma,tutuklanma, sorgulanma ve yargılanmaya karşı, yasama faaliyetlerine aksatmadankatılmalarını temin etmek maksadıyla dokunulmazlık yoluyla koruma altınaalınmışlardır. Bu güvenceler, milletvekillerine tanınan bir ayrıcalık ya daimtiyaz olmaktan ziyade, temsil ettikleri seçmenlerinin görüş ve düşüncelerininsiyasal alanda gereği gibi yansıtılmasını sağlamaya dönük koruyucutedbirlerdir. Nitekim Anayasa Mahkemesi 30/12/1997 tarihli kararında dokunulmazlığınamacını “yasama organı üyelerini, görevlerini tam olarak yerine getirmeleriniengelleyecek gereksiz suçlamalardan korumak” şeklinde ifade etmiştir (E.1997/73, K.1997/73, K.T. 30/12/1997).
55. Bununlabirlikte Anayasa’nın 83. maddesinde yasama dokunulmazlığına bazı istisna vesınırlamalar getirilmiştir. Buna göre dokunulmazlık kural olarakmilletvekilliği süresiyle sınırlıdır. Yine bu süre içerisinde, seçimden önceveya sonra herhangi bir suç işlediği iddiasıyla bir milletvekilinindokunulmazlığının Meclis kararıyla kaldırılabilmesi mümkündür. Ağır cezayıgerektiren suçüstü hali ile seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmakkaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar ise dokunulmazlık kapsamıdışında tutulmuştur. Davaya bakan mahkemenin gerekçesinden, başvurucunundurumunu Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığı yönünde değerlendirdiğianlaşılmaktadır.
56. Anayasa’nın83. maddesinde 14. maddeye atıfla getirilen istisna, Anayasa’nın 67.maddesindeki seçilme hakkı da dikkate alındığında dar ve özgürlük lehineyorumlanmalıdır. Bu nedenle tutukluluğunun devamı hakkında karar verilen kişimilletvekili olduğu takdirde, çatışan değerlere bir yenisi eklenmekte ve kişihürriyeti ve güvenliği hakkının yanında, seçilmiş milletvekilinin tutuklu olmasınedeniyle yasama faaliyetine katılamaması sonucu mahrum kalınan kamu yararınında dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede mahkemelerin milletvekiliseçilen kişilerin tutukluluğunun devamına karar verirken hem kişi hürriyeti vegüvenliği hakkından hem de seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkınınkullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan korunacak bir yararınvarlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir. Bunun sonucu olarakmakul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenirken, başvurucunun milletvekiliseçilmesiyle birlikte ileri sürmüş olduğu iddiaların tutukluluğun devamınailişkin kararlarda gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine debakılmalıdır. Dolayısıyla, başvurucunun seçilmiş bir milletvekili olarak siyasifaaliyette bulunma ve temsil hakkı ile davanın tutuklu sürdürülmesindeki kamuyararı arasında ölçülü bir denge kurulduğu takdirde, tutukluluğun devamınailişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir.
57. Bunedenle, seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın14. maddesi kapsamındaki bir suç isnadıyla yargılanan bir milletvekilinintutukluluk halinin incelenmesi sırasında, bu koruma tedbirinin seçilme hakkınıişlevsiz hale getirebileceği göz ardı edilmemelidir. Bütün Milleti temsil etmeküzere belli bir süre için seçilen milletvekilinin, şayet varsa, bu hakkınıkullanmasına engel olmayacak koruma tedbirlerinin uygulanabilirliği üzerindeözenle durulmalıdır. 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (3) numaralı fıkrasındabuna imkân tanıyan hükümlere yer verildiği, maddede 6352 sayılı Kanun’layapılan değişiklikler sonucunda bunların sayısının artırıldığı görülmektedir.
58. Başvurucu,milletvekili seçildiği tarihten Anayasa Mahkemesine başvuru tarihine kadar 2 yıl6 ay 20 gündür tutuklu bulunmaktadır. 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (3)numaralı fıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrol hükümlerinin 6352sayılı Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5/7/2012 tarihindenitibaren başvurucu lehine de uygulanma imkanı ortayaçıkmıştır. Buna rağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılanmüdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontroltedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuç, 6352sayılı Kanun’un yürürlüğe girdikten sonraki tahliye talepleri üzerine verilenkararlar bakımından daha belirgindir. Bu durumda, tutukluluğun devamına kararverilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ilebaşvurucunun seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkıarasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı süreninmakul olmadığı sonucuna varılmıştır.
59. Açıklanannedenlerle Anayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Anayasa’nın 67. Maddesinin BirinciFıkrasının İhlal Edildiği İddiası
60.Başvurucu, milletvekili seçilmesine rağmen yasama dokunulmazlığındanyararlandırılmadığını ve tahliye edilmediğini, milletvekilliği görevini yerinegetiremediğini, bu nedenle siyasi faaliyet özgürlüğünün ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
61. Milletvekiliseçilmesine rağmen tahliye edilmediği için bu görevi yerine getiremediğiniileri süren başvurucunun bu şikâyetinin, esas itibarıyla seçilme hakkıylailgili olduğu ve Anayasa’nın 67. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
62. AdaletBakanlığı görüşünde Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki başvurulara ilişkin4/12/2013 tarihli iki kararında yer verilen ilkelere atıf yaparak başvurucununmilletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme vemilletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik müdahaleninölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı konusundatakdirin Anayasa Mahkemesi’ne ait olduğu belirtilmiştir.
63. Anayasa’nın148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurununesasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddiaedilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra AİHS veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B.No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
64. Anayasa’nın“Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları” başlıklı 67. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Vatandaşlar,kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarakveya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasınakatılma hakkına sahiptir.”
65. AİHS’e Ek Protokol 1’in 3. maddesi şöyledir:
“YüksekSözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürceaçıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest şeçimler yapmayı taahhüt ederler.”
66. Anayasa’nın67. maddesinde seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içindesiyasî faaliyette bulunma hakkı güvence altına alınmıştır. Çoğulcu demokratikrejimlerin vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilen siyasi partiler, milliiradenin oluşumu, anayasal rejimin işleyişi, siyasal düzeninin varlığı içinbelirleyici rol oynayan kuruluşlardır. Parlamenter demokraside halk ile yönetimarasındaki bağlantıyı ve parlamentonun siyasi meşruiyetini, demokratik usul veesaslara göre belirlenen seçimler aracılığıyla halkın temsilcisi olarak seçilenmilletvekilleri gerçekleştirirler.
67. Yasamayetkisinin sahibi olan parlamento ve onu oluşturan milletvekilleri anayasalsınırlar içinde toplumda var olan farklı siyasi görüşlerin temsilcileridirler.Serbest seçimlerle halkın adına karar alma yetkisi verilen milletvekillerininasli görev alanı parlamento olup, sahip oldukları görev alanı üstün kamusalyarar ve önem içermektedir.
68. Siyasifaaliyetlerde her ülkenin kendi koşulları içinde yasalar ile sınırlamalargetirilebileceği söylenebilirse de, milletvekillerininyasama faaliyetlerinde anayasal bir koruma alanına sahip olduğu açıktır. Aslolan halkın siyasi iradesinin engellenmemesi ve hakkınözünün etkisiz hale getirilmemesidir. Seçilmiş milletvekillerinin yasamafaaliyetlerini yerine getirmelerini engelleyecek ölçüsüz müdahaleler halkiradesiyle oluşan siyasal temsil yetkisini ortadan kaldıracak, seçmeniradesinin parlamentoya yansımasını önleyecektir.
69. AİHM“serbest seçim hakkı”nı Avrupa kamu düzeninin temelunsuru olan demokrasinin en önemli ilkelerinden biri olarak kabul etmektedir.AİHM, Sözleşme’ye Ek 1 NoluProtokol’ün 3. maddesinin koruduğu hakların, hukukun üstünlüğüne dayanan etkilive anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için hayatiöneme sahip olduğunu belirtmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika,B. No: 9267/81, 2/3/1987, § 47; Ždanoka/Letonya [BD], B. No: 58278/00,16/3/2006, § 103; Yumak ve Sadak/Türkiye[BD], B. No: 10226/03, 8/7/2008 § 105).
70. Öteyandan, seçilme hakkı, mutlak olmayıp meşru amaçlarla sınırlanabilir. NitekimAnayasa’nın 67. maddesinde siyasi haklara “kanunda gösterilen şartlara uygun”olarak sahip olunacağı belirtilmiş, maddede bazı özel sınırlamalara yerverilmiş ve Anayasa’nın diğer maddelerinde de bu hakların kullanılmasınayönelik bazı sınırlamalar öngörülmüştür. Anayasa'da belirtilen sebepleredayanılarak kanunla getirilen sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen şartlara uygun olması gerekmektedir. Benzer şekilde, AİHM de buhakların sınırlandırılabileceğini kabul etmekte, ancak bu sınırlamaların“yasama organının seçiminde halkın görüşlerinin serbestçe açıklanması”nıve bu anlamda belli kişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatınakatılımlarını engelleyici, söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ve etkisiniortadan kaldıracak ölçüde olmaması ve öngörülen amaçla orantılı olmasıgerektiğini belirtmektedir. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz: Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika,B. No: 9267/81, 2/3/1987, § 52; Tanase/Moldova[BD], B. No: 7/08, 27/4/2010, §§ 157, 158, 161).
71. Somutolayda başvurucu hakkındaki soruşturma, milletvekili seçilmeden öncebaşlatılmış, tutuklu olarak yargılanırken 12/6/2011 tarihinde yapılan genel seçimdemilletvekili seçilmiştir. Bu yönüyle gerek yürütülen kovuşturma,gerekse başvurucunun tutukluluk hali başvurucunun milletvekili seçilmesineengel teşkil etmemiştir. Bu anlamda başvurucunun seçilme hakkına bir müdahalesöz konusu olmadığı gibi, buna yönelik bir iddia da ileri sürülmemiştir.Bununla birlikte başvurucu, milletvekili seçildikten sonra tahliyeedilmediğinden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yemin edememiş vemilletvekilliği görevini fiilen yerine getirememiştir. Bu görevin yerine getirilmesineengel olan tutukluluk halinin milletvekili olarak siyasi faaliyet ve temsilhakkını engellemesi nedeniyle seçilme hakkına bir müdahale teşkil ettiğiaçıktır.
72. Yukarıdaaçıklandığı üzere, başvurucunun milletvekili seçildikten sonraki tahliye talepleriilgili mahkemeler tarafından reddedilmiştir. Önceki başlıktaki incelemesonucunda başvurucunun milletvekili seçildikten sonraki tahliye taleplerininreddine ilişkin kararlarda başvurucunun seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanıntutuklu olarak sürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul bir dengeningözetilmediği, dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlaledildiğine karar verilmiştir.
73.Başvurucunun makul olmayan bir şekilde tutuklu kalması, yasama faaliyetlerinekatılmasını engellemiştir. Başvurucunun milletvekili olduktan sonra tutuklukaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme ve milletvekili olarak siyasifaaliyette bulunma hakkına yönelik bu ağır müdahalenin ölçülü ve demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez.
74. Açıklanannedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 67.maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanunun 50. Maddesi Yönünden
75. 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
76.Başvuruda Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası ile 67. maddesinin birincifıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
77.Başvurucu, uğradığı zarar karşılığında 20.000,00 TL manevi tazminat talebindebulunmuştur.
78.Başvurucunun özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında somutolayın özelliklerini dikkate alarak başvurucuya takdiren3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
79.Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
80. Gereğininifası için kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurunun, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarıyönünden “başvuru yollarının tüketilmemişolması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurunun, diğer iddialar yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Başvurucunun, tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla ilgili olarakAnayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 19. maddesininyedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucunun, seçilme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgiliolarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 67.maddesinin birinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
E. Başvurucuya 3.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
F. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
H. Kararın bir örneğinin gereğinin ifası için Mahkemesinegönderilmesine,
2/1/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.