TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM ALPASLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2563)
Karar Tarihi: 22/6/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
İbrahim ALPASLAN
Vekili
:
Av. Bülent KALEM
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 6/2/2004tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali vetescil davasında eksik inceleme yapılması sonucunda hukuka aykırı kararverildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet veadil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talepetmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 27/2/2014 tarihindeİzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılanön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca 22/12/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından26/3/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 8/4/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7. Tapu sicilinde başvurucununadına kayıtlı, İzmir ili Konak ilçesi Bozyakamahallesinde bulunan 112 ve 654 parsel numaralı taşınmazlar hakkında 6/2/2004tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde, E.A. tarafından başvurucualeyhine tapu iptali ve tescil davası açılmıştır.
8. Mahkemenin, 7/6/2005 tarihlive E.2004/69, K.2005/203 sayılı kararıyla; davacının vekil tayin ettiği babasıtarafından dava konusu taşınmazların davacının amcası olan başvurucuyadeğerinin çok altında bir bedelle satıldığı ve başvurucu adına tapu sicilinetescil ettirildiği, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığının saptandığıgerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
9. Temyiz incelemesi sonucundaise Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/11/2005 tarihli ve E.2005/11765,K.2005/12037 sayılı ilâmıyla; davacının yargılamanın devamı sırasında 10/8/2004tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiğini bildirdiği, 11/8/2004 tarihli, birgün sonraki dilekçesinde ise feragat beyanından vazgeçtiği, davadan feragatinkesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurduğu, ancak feragate ilişkin iradeaçıklamasının gerçeği yansıtmadığı, yanılgı ile ya da baskı altındayapıldığının bildirilmesi halinde bu halin Mahkemece incelenmesi gerektiğibelirtilerek, İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
10. Mahkemece bozmaya uyularakyapılan yargılamada, 23/2/2010 tarihli ve E.2006/224, K.2010/36 sayılı kararla;anlatılan olaylar, tehdit suçu nedeniyle açılan ceza davaları ve tarafbeyanlarından, başvurucunun kardeşi ve davacının babası olan A.A.'nın davacıya karşı zor kullandığı, feragat iradesinin ikrahnedeni ile geçerli kabul edilemeyeceği, bilirkişi raporuna göre taşınmazlarıngerçek değerlerinin çok altında bir bedelle satış işlemleriningerçekleştirildiği, bu nedenle vekilin vekalet görevini kötüye kullandığınınanlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
11. Kararın temyizi üzerineYargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/7/2010 tarihli ve E.2010/6723, K.2010/8326sayılı ilâmıyla “Mahkemece bozma ilamıgereğince yapılan araştırma ve inceleme sonucunda davadan feragat dilekçesininikraha dayalı olarak verildiği saptanarak, feragat beyanına itibar edilmemeksuretiyle işin esası bakımından karar verilmiş olmasında bir isabetsizlikbulunmadığı, ancak davacının imzasını havi 2/1/2004 tarihli belgede, davacınındava konusu taşınmazların esasen vekili olduğunu belirttiği babası A.A.’ya ait olduğunu, kendisi üzerine şeklen sicil kaydınınoluşturulduğunu bildirdiği, anılan belgenin sıhhati konusunda iradeyi ifsad edici bir nedenin ileri sürülmediği gözetildiğinde bubeyanın davacıyı bağlayacağı, bu olgu karşısında, babası olan A.A.'ya vekalet verilmiş olması ve onun tarafından dataşınmazların davalıya satış suretiyle temlik edildiğinin kabulü gerektiği,vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle temlikin gerçekleştirildiğininsöylenemeyeceği, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerektiği …” belirtilerek,İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
12. Mahkemece bozmaya uyularakyapılan yargılamada, 9/11/2010 tarihli ve E.2010/470, K.2010/348 sayılı kararladavanın reddine karar verilmiştir.
13. Temyiz incelemesi sonucundaise Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14/4/2011 tarihli ve E.2011/2408, K.2011/4453sayılı ilâmıyla; 2/1/2004 tarihli belgedeki imzanın davacıya ait olupolmadığının Adli Tıp Kurumundan alınacak bir rapor ile saptanması, imzanındavacıya ait olduğunun belirlenmesi durumunda ise iradeyi bozucu bir nedenleelde edilip edilmediğinin soruşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesigerektiği belirtilerek, İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
14. Bozmaya uyularak yapılanyargılamada, Mahkemenin 28/9/2012 tarihli ve E.2011/520, K.2012/382 sayılıkararıyla “… dosya kapsamı ve dinlenen tanıkbeyanlarından vekil ile davalının kardeş oldukları, çıkar birliği içerisindeçalıştıkları, vekil olan A.A.'nın kızı olan davacıyave ailesine kötü davrandığı, vekalet yetkisinin kural olarak vekalet vereninyararına kullanılması gerektiği, vekilin temsil yetkisini kasten vekaletverenin zararına kullandığı, olayımızda yapılan satışların satış tarihindekigerçek değerlerinin çok altında yapıldığının bilirkişi incelemesi ileanlaşıldığı, 2/1/2004 tarihli 'dava konusu taşınmazların esasen davacınınvekili ve babası olan davalı tarafından satın alınıp, güvene dayalı olarakdavacı adına tescil edildikleri, davacının bu taşınmazlar üzerinde bir hak vetalebinin olmadığı' yönünde düzenlenen belgedeki imzanın davacının el ürünüolmadığının Adli Tıp Kurumundan alınan raporla belirlendiği, bu nedenlebelgenin davacıyı bağlamayacağı, vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı …” gerekçesiyledavanın kabulüne karar verilmiştir.
15. Temyiz üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 1/4/2013 tarihli ve E.2013/44, K.2013/4569 sayılı ilâmıyla İlkDerece Mahkemesinin kararı onanmıştır.
16. Karar düzeltme istemi, aynıDairenin 16/12/2013 tarih ve E.2013/13108, K.2013/18050 sayılı ilâmıylareddedilmiştir.
17. Karar, başvurucuya 28/1/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu, 27/2/2014tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
19. 12/1/2011 tarihli ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi, 22/11/2001 tarihli ve 4721sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. ve 716. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 22/6/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 27/2/2014 tarih ve 2014/2563numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, 6/2/2004tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali vetescil davasında, davacının feragat beyanı hakkında eksik inceleme yapıldığını,davacının babası tarafından korkutulduğu iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen soruşturmada verilen takipsizlik kararının Mahkemece dikkatealınmadığını ve hukuka aykırı olarak davanın kabul edildiğini, yargılamanınmakul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
22. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun, 6/2/2004 tarihinde İzmir 7. Asliye HukukMahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında usul ve yasayauygun yargılama yapılmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukukinitelendirmeyi kendisi yapar. Başvurucunun anılan ihlal iddiaları yargılamanınsonucunun adil olmadığına ilişkin olduğundan, bu iddiaların tamamı adilyargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında nitelendirilmiştir. Başvurucunun,makul sürede yargılama yapılmadığı yönündeki iddiası ise ayrıca incelenmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a.Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
23. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlardainceleme yapılamaz.”
24. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir.”
25. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
26. Anılan kurallar uyarınca, ilkeolarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgularınkanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esasyönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bununtek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti vesağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir takdir hatası içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkçakeyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
27. Başvuru konusu olayda, başvurucualeyhine 6/2/2004 tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapuiptali ve tescil davasında, başvurucu adına kayıtlı olan taşınmazlarıntapularının iptal edilerek davacı adına tescili talep edilmiştir.
28. Başvurucu, aleyhine açılantapu iptali ve tescil davasında usul ve yasaya uygun yargılama yapılmadığınıbelirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
29. Başvurucu aleyhine açılandavada, Mahkemenin, 7/6/2005 tarihli kararıyla; davacının vekil tayin ettiğibabası tarafından dava konusu taşınmazların davacının amcası olan başvurucuyadeğerinin çok altında bir bedelle satıldığı, vekilin vekalet görevini kötüyekullandığının saptandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, temyizincelemesi sonucunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/7/2010 tarihli ilâmı iledavacının yargılamanın devamı sırasında davadan feragat ettiğini bildirmesininardından bir gün sonraki dilekçesinde ise feragat beyanından vazgeçtiği,davadan feragatin kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurduğu, ancak feragateilişkin irade açıklamasının gerçeği yansıtmadığı, yanılgı ile ya da baskıaltında yapıldığının bildirilmesi halinde bu halin Mahkemece incelenmesigerektiği belirtilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu, Mahkemecebozmaya uyularak yapılan yargılamada 9/11/2010 tarihli kararla davanınreddedildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14/4/2011tarihli ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu tespit edilmiştir(bkz. §§ 8-13).
30. Bozmaya uyularak yapılanyargılamada Mahkemenin 28/9/2012 tarihli kararıyla, vekil ile davalının kardeşoldukları, çıkar birliği içerisinde çalıştıkları, vekil olan A.A.’nın kızı olan davacıya ve ailesine kötü davrandığı, vekaletyetkisinin kural olarak vekalet verenin yararına kullanılması gerektiği,vekilin temsil yetkisini kasten vekalet verenin zararına kullandığı,taşınmazların gerçek değerlerinin çok altında bir fiyata satıldığının bilirkişiincelemesi ile tespit edildiği, davacının taşınmazlar üzerinde bir hak vetalebinin olmadığı yönünde düzenlenen belgedeki imzanın davacının eli ürünüolmadığının Adli Tıp Kurumundan alınan raporla belirlendiği, bu nedenlebelgenin davacıyı bağlamayacağı, vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığıgerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 1. HukukDairesinin 1/4/2013 tarihli ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı,karar düzeltme isteminin aynı Dairenin 16/12/2013 tarihli ilâmıyla reddedildiğianlaşılmıştır (bkz. §§ 14-16).
31. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucununiddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafındandelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
32. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınDerece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
33. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası
34. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. EsasYönünden
35. Başvurucu, 6/2/2004tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan tapu iptali vetescil davasında yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek,Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
36. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarındanortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke vehaklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
37. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 41-45).
38. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu,tapu iptali ve tescil davasında, 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga HukukUsulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinegöre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konualan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (GüherErgun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
39. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 6/2/2004tarihidir.
40. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somutbaşvuru açısından bu tarih, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından karar düzeltmeisteminin reddedildiği, 16/12/2013 tarihidir.
41. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde 6/2/2004 tarihinde İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesindeaçılan davada, Mahkemenin 7/6/2005 tarihli kararıyla davanın kabulüne kararverildiği, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15/7/2010tarihli ilâmı ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulduğu, Mahkemece bozmayauyularak yapılan yargılama sonunda, 9/11/2010 tarihli kararla davanınreddedildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14/4/2011tarihli ilâmıyla hükmün bozulmasına karar verildiği, bozmaya uyularak yapılanyargılama sonunda Mahkemenin 28/9/2012 tarihli kararıyla davanın kabulünehükmedildiği, temyiz üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 1/4/2013 tarihliilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karar düzeltme isteminin aynıDairenin 16/12/2013 tarihli ilâmıyla reddedildiği anlaşılmıştır
42. 6100 sayılı Kanun’unöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati teminetmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularakmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).
43. Başvuruya konu davanınmahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği yargılamanınkarmaşık nitelikte olduğunu ortaya koymakla birlikte, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, yargılamanınuzun sürmesinde, başvurucuya atfedilecek bir kusur bulunmadığı anlaşılmaktaolup, söz konusu dokuz yıl on aylık yargılama sürecinde makul olmayan birgecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
45. Başvurucu, adil yargılanmahakkının ihlal edilmesi nedeniyle 250.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevitazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
46. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenarbaşlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
47. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin dokuz yıl on aylık yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net 8.300,00 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
48. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
49. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın sonucuitibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 8.300,00 TLmanevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE başvurucunun diğer taleplerinin reddine,
C. Başvurucu tarafından yapılan206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sonaerdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
22/6/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.