TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM ARSLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/20413)
Karar Tarihi: 25/12/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ömer MENCİK
Başvurucu
:
İbrahim ARSLAN
Vekili
:
Av. Suphi BAT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tutukluluğailişkin kararların doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırıolan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının; kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarakkullanılması, mahkeme kararlarının idari denetime tabi tutulması, yetkisizsoruşturma makamınca soruşturmanın yürütülmesi ve soruşturma dosyasına erişimimkânı ile savunmanın hazırlanması için makul süre verilmemesi nedenleriyleadil yargılanma hakkının; siyasilerin ve bir kısım medya organının birtakımaçıklama ve yorumları nedenleriyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğiiddiaları ve Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun maddelerinin iptaliistemine ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmalarıolarak bilinen soruşturmalar esnasında (anılan soruşturmalara ilişkin bilgileriçin bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat ŞubeMüdürlüğü bünyesinde yapılan -önleme amaçlı- iletişime müdahale işlemlerininusulsüz olduğu iddiasına ilişkin olarak başvurucunun da aralarında olduğu çoksayıda kolluk görevlisi hakkında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca(Başsavcılık) ceza soruşturması başlatılmıştır.
9. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 12/11/2014 tarihindegözaltına alınmıştır.
10. Başsavcılık 14/11/2014 tarihinde başvurucuyu tutuklanmasıistemiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talepyazısında, başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin Edirne EmniyetMüdürlüğünün hiyerarşik yapısı içinde altlık üstlük ilişkilerini kullanarakyasa dışı bir örgütlenmede bir araya geldikleri, devletin istihbaratfaaliyetleri kapsamında görevlerinin sağladığı nüfuz ve güçle yasaların verdiğiyetkileri görevin gereklerine aykırı bir şekilde kullanarak amaçlarına ulaşmakiçin toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş kişileri, çoğunlukla emniyetmüdürleri ve eşlerini, öğretim görevlilerini, meslek odası mensuplarınıorganize suç örgütleriyle ilişkilendirmek ve bu kişilere ait bilgileribildikleri hâlde kişilerin gerçek kimliklerini gizlemek veya eksik ya da yanlışbilgi vermek suretiyle içeriği itibarıyla sahte bir şekilde oluşturulmuşbelgelerle temin edilen dinleme kararlarıyla dinledikleri, böylece özel hayatıngizliliğini ihlal ettikleri ifade edilmiş; başvurucu tarafından gerçekleştirildiğive suç oluşturduğu iddia edilen eylemlere ilişkin bir açıklamaya yerverilmiştir.
11. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 14/11/2014 tarihinde,tutuklama talebinin reddi ile başvurucu hakkında adli kontrol tedbiriuygulanmasına karar vermiştir.
12. Başsavcılık 14/11/2014 tarihinde, İstanbul 4. Sulh CezaHâkimliğinin bu kararına itiraz etmiştir.
13. Başsavcılığın bu itirazını değerlendiren İstanbul 5. SulhCeza Hâkimliği 18/11/2014 tarihinde, itirazın kabulü ile başvurucunun resmîbelgede sahtecilik suçundan tutuklanmasına ve hakkında tutuklamaya yönelikyakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Hâkimlik, başvurucunun daaralarında olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğusonucuna varırken soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgelere atıfyapmış; özellikle İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna,atılı suçların işlendiği hususundaki tanık ve müşteki beyanları ile ıslakimzalı sahte belgelerin varlığına atıfta bulunmuştur.
14. Kararda; kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılandeğerlendirmede ayrıcabaşvurucunun da aralarındabulunduğu şüphelilerin dinleme kararı alınması sürecinde örgütlü bir yapıiçinde uygun mahkeme seçimi konusunda birbirlerini yönlendirdikleri, retkararlarına rağmen aynı gerekçelerle tekrar mahkeme kararı alarak suç işlemedeiradelerini, azim ve kararlılıklarını ortaya koydukları, bu hususların tevdiraporuyla da tespit edildiği ifade edilmiştir. Aynı kararda; şüphelilerinEdirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görev yaptıkları dönemde görevinsağladığı nüfuz ve gücü, görevlerinin gereklerine aykırı bir şekilde kullanaraktoplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş birçok kişi hakkında -bu kişileri suçörgütleri ile ilişkilendirmek suretiyle- iletişim tespiti kararları aldıkları,bu kararları alırken yargı mensuplarını da aldatacak şekilde, aleyhinde dinlemekararı alınan kişilerin gerçek kimlik bilgilerini gizleyerek veya eksik yazarakhatta yanlış bilgi vererek talepte bulundukları, bu kararlarla kişilerarasındaki aleni olmayan konuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bu kararlarıalabilmek için iletişime müdahale talep formlarını yaygın, sistemli ve organizebir şekilde sahte olarak düzenleyip kullandıkları yönündeki olgulara vetutuklama talep yazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.
15. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "... suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üstsınırı, bu suçun önemli ve ciddi sayılan suçlardan olması hasebiyle tutuklamanedeninin varsayıldığı, CMK[Ceza Muhakemesi Kanunu]'nun 100. ve devamımaddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halin bulunmadğı, atılı suçlar yönünden şüphelilerin üzerineatılı suç sayısı ve çeşitliliği dikkate alınarak alabilecekleri ceza miktarı gözönüne bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphebulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir şekilde ve çokyönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, bu anlamda şüphelilerin delilleri yoketme, gizleme,tanık ve mağdurlar üzerinde baskıoluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veyagüvenlik önlemi değerlendirildiğinde 'ölçülülük' ilkesi uyarınca daha hafifkoruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada ve bu suçlarile bu şüpheliler yönünden yetersiz kalacağı ..." değerlendirmesindebulunmuştur.
16. Başvurucu, çıkarılan yakalama kararı üzerine İstanbul 6.Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/11/2014 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.
17. Başvurucu 19/11/2014 tarihinde tutuklamaya dair İstanbul 5.Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/11/2014 tarihli kararına itiraz etmiş, İstanbul 6.Sulh Ceza Hâkimliğince 24/11/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddine kararverilmiştir.
18. Başvurucu, anılan kararı 1/12/2014 tarihinde öğrendiğinibildirmiştir.
19. Başvurucu 30/12/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
20. Başsavcılıkça başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerinTürkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlıterör örgütüne üye olma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasalveya askerî casusluk amacıyla temin etme, görevi kötüye kullanma, iftira, resmîbelgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındakialeni olmayan konuşmaları kaydetmek, hukuka aykırı olarak kişisel verilerikaydetmek, hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, özel hayatıngizliliğini ihlal etmek suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmalarıistemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
21. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/371 sayılıdosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
22. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
23. İlgili hukuk için bkz.Hikmet Kopar ve diğerleri [GK],B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 36-47.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 25/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kanun Hükümlerininİptali İstemi
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 46.,47., 48., 49., 71., 74., 83. ve 84. maddeleri ile yapılan düzenlemeler sonucusoruşturmaya ilişkin esaslı savcılık işlemlerine karşı mahkeme güvencesininortadan kaldırılmış olması nedeniyle anılan kanun değişikliklerinin Anayasa’nın10., 19. ve 37. maddelerine aykırı olduğunu belirterek söz konusu kanun maddelerininiptalini talep etmiştir.
26. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralıfıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireyselbaşvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak veözgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhinedeğil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem veihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (SüleymanErte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).
28. Somut olayda başvurucu, yasama işleminin doğrudan Anayasa’yaaykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireysel başvurudabulunmuştur.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Masumiyet Karinesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturmanın öncesinde vesonrasında siyasilerin soruşturmayı yönlendirici beyanlarda bulunması ve birkısım medya organında aleyhine gerçek dışı kampanya yürütülmesi nedenleriylemasumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık, bu iddia hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamugücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak veözgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların nelerolduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkingerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (VeliÖzdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
33. Somut olayda başvuru formu ve eklerinde başvurucununsiyasilerin ve bir kısım medya organının hangi açıklama ve yorumlarıylakendisinin suçlu ilan edilmesi suretiyle masumiyet karinesini ihlal ettiklerinibelirtmediği görülmektedir. Bunun yanı sıra başvurucu, masumiyet karinesiniihlal ettiğini ileri sürdüğü siyasilere ve bir kısım medya organına yönelikhiçbir belirleyici ya da ayırt edici ifade de kullanmamış; başvuru formundaanılan iddialarını somut bir olgu veya olay belirtmeksizin soyut olarak dilegetirmiştir.
34. Dolayısıyla başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiğiniileri sürdüğü siyasiler ile bir kısım medya organı tarafından yapıldığı iddiaedilen açıklama ve yorumlar yönünden başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgilideliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma suretiyle hukukiiddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesininihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucu; kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delilolarak kabul edildiğini, kendisi tarafından yapılan tüm işlemlerin mahkemekararlarına dayanmasına rağmen bu kararların İçişleri Bakanlığı müfettişlerinceidari denetime tabi tutularak yaptığı işlemlerin hukuka aykırı olduğunun iddiaedildiğini, yetkisiz olan Başsavcılık tarafından hakkında soruşturma yürütüldüğünüifade etmiştir.
37. Başvurucu ayrıca; soruşturma dosyasına erişim imkânı vesavunmanın hazırlanması için makul süre verilmediğini, kendisine verilen CDiçindeki bilgi ve belgelerin soruşturma dosyasındaki belgelerin tamamını içermediğinibelirterek adil yargılanma hakkının ve doğal hâkim ilkesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
38. Bakanlık, bu iddia hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
41. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
42. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespitedilmiştir (bkz. § 22). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındakişikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizinbireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
44. Başvurucu; somut olayda hakkındaki suç isnatları ile ilgiliolarak kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamave tutuklamaya itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili veyeterli olmadığını, bu kararlar verilirken ölçülülük ilkesinin dikkatealınmadığını, yine bu kararlarda herhangi bir kişiselleştirmeye gidilmediğini,kanunda belirtilmeyen bir gerekçenin tutuklamaya sebep gösterildiğini ifadeetmiştir.
45. Başvurucu ayrıca ilgili mevzuata göre önleme dinlemesi ileilgili bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılamayacağını, bunların ifşasınınsuç olduğunu, ifşa suçu işlenerek elde edilen belgelerin delil olarakdeğerlendirildiğini, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporunundoğruluğu sorgulanmadan suç şüphesi açısından delil olarak kabul edildiğinibelirterek masumiyet karinesinin; adil yargılanma ile kişi hürriyeti vegüvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
46. Bakanlık görüşünde özetle 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılıPolis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu'nun ek 7. maddesi gereği usulsüz dinlemeyapanlar hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nunhükümlerine göre işlem yapılmasının zorunlu olduğu, soruşturma sürecinin devamettiği, delillerin toplanma aşamasının henüz tamamlanmadığı ve kamu davasınınaçılmadığı, başvurucunun tutuklandığı suç bakımından kuvvetli suç şüphesinigösteren delillerin ilgili sorgu tutanaklarında gösterildiği, somut soruşturmadosyaları kapsamında çok sayıda şüpheli hakkında soruşturma yürütüldüğü,soruşturma dosyasının birçok bilgi ve belge ihtiva ettiği ve isnat edilensuçların çok sayıda mağduru ve müştekisinin olduğu, bunların bir kısmınınifadelerinin henüz alınmadığı belirtilmiştir.
b. Değerlendirme
47. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
48. Başvurucun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik bubölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Genel İlkeler
49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtininbulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığınkaçması, saklanması ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgularınbulunması, şüpheli yahut sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizlemeveya değiştirme, tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerindetutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetlişüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkinbir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamalarınölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamdadikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemive uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilenhususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetiminetabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşullarıdikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararınıngerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123,124).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
55. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında 5237 sayılıKanun'un 204. maddesinde suç olarak düzenlenen resmî belgede sahteciliksuçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
56. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetlibelirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
57. Somut olayda başvurucu, resmî belgede sahtecilik suçundantutuklanmıştır. İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi, başvurucu hakkındaki tutuklamakararında; soruşturma dosyası içinde mevcut deliller ile İçişleri BakanlığıMülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna dayanarak başvurucunun da aralarındabulunduğu şüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görevyaptıkları dönemde görevin sağladığı nüfuz ve gücü görevlerinin gereklerineaykırı bir şekilde kullanarak toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş birçokkişi hakkında -bu kişileri suç örgütleri ile ilişkilendirmek suretiyle-iletişimin tespiti kararları aldıkları, bu kararları alırken yargı mensuplarınıda aldatacak şekilde bu kişilerden bir kısmının gerçek kimlik bilgilerinigizledikleri veya eksik yazdıkları hatta yargı mensuplarına yanlış bilgiverdikleri ifade edilmiştir. Kararda ayrıca; alınan bu iletişimin tespitikararlarıyla başvurucu ve diğer şüphelilerin kişiler arasındaki aleni olmayankonuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bu kararları alabilmek için iletişimemüdahale talep formlarını yaygın, sistemli ve organize bir şekilde sahte olarakdüzenledikleri ve kullandıkları belirtilmiş; bu nedenlerle başvurucunun üzerineatılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 13, 14).
58. Buna göre tutuklama kararında gösterilen delillerin suçişlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz olduğusöylenemez.
59. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.
60. Somut olayda Hâkimlikçe başvurucunun tutuklanmasına kararverilirken suçun yasada öngörülencezasının alt ve üst sınırı, suçun önemi, 5271 sayılı Kanun'un 100. ve devamımaddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi hâlinbulunmaması, atılı suç yönünden başvurucunun alabileceği ceza miktarı gözönünde bulundurulduğunda kaçabileceği yönünde şüphebulunması, soruşturmanın henüz tamamlanmaması, çok kapsamlı bir şekilde ve çokyönlü olarak soruşturmanın devam etmesi, başvurucuların delilleri yok etme,gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunmasıhususlarına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).
61. Somut olayda, başvurucu ile birlikte birden fazla kişihakkında soruşturma yürütüldüğü ve soruşturmanın onlarca mağdur ve müştekisininbulunduğu anlaşılmış olup iddia edilen eylemlerin örgütlü bir yapı içindeişlendiğinin de ileri sürüldüğü tespit edilmiştir. Başvurucu ve diğerşüphelilerin örgütlü bir yapı içinde hareket ettiklerinin iddia edilmesikarşısında bu örgütlü yapıda yer alan kişilerin yurt dışına kaçması ve yurtdışında barınmasının diğer şüphelilere göre daha kolay olacağı açıktır.
62. Öte yandan emniyet teşkilatında polis memuru olanbaşvurucunun delilleri etkileme ve değiştirme imkânının diğer kişilere göredaha fazla olduğu da kabul edilmesi gereken bir nedendir.
63. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 5.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle delilleri etkileme ihtimalineve -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerininolgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
64. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
65. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülenyaptırımın ağırlığını da gözönünde tutarak başvurucuhakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğusöylenemez.
66. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Sulh CezaHâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine AykırıOlduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
67. Başvurucu; tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olduğunu,ayrıca hakkında soruşturma başlatılması, bu süreçte yapılan yasal düzenlemeler,kurulan sulh ceza hâkimliklerine yapılan hâkim atamaları ve siyasi söylemlernedeniyle bu hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadıkları yönünde yeterlikuşkunun mevcut olduğunu iddia etmiştir.
68. Başvurucu ayrıca tutuklama kararına karşı, belli bir amaçiçin kuruldukları yönünde çok sayıda emare bulunan sulh ceza hâkimliklerinebaşvurulmasına mecbur ve üst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinindeğerlendirilmesi imkânından yoksun bırakıldığını belirterek adil yargılanmaile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
69. Bakanlık görüşünde özetle doğal hâkim ilkesinin katı birşekilde yargılamaya konu olaylardan önce kurulmuş mahkeme olarak yorumlanmasıdurumunda her yeni kurulan mahkemenin -kaçınılmaz olarak- kurulduğu tarihekadar meydana gelen adli olayların zamanaşımı süresince tabii hâkim ilkesineaykırı olacağı, doğal hâkim ilkesi açısından asıl önemli olanın somut olaydansonra salt o olaya özgü olağanüstü mahkemelerin kurulmaması olduğu, yapılankanun değişikliğinin gerekçesinden tüm ülke çapında koruma tedbirleribakımından uzmanlaşma ve standardizasyonu sağlama maksadıyla bu hâkimliklerinkurulduğunun anlaşıldığı, atanan hâkimlerin Hâkimler ve Savcılar Kurulutarafından kariyer, ehliyet ve liyakatleri gözetilerek atandığı belirtilmiştir.
b. Değerlendirme
70. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim güvencesinisağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğaitirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksunbırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğineilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlardasulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusuiddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).
71. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırıolduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kanun hükümlerinin iptali istemlerinin konu bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlali nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğeriddiaların başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsızhâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA25/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.