TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM TUNCER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/15305)
Karar Tarihi: 23/10/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Zeynep KARAKOÇ
Başvurucu
:
İbrahim TUNCER
Vekili
:
Av. Mehmet SAĞLAM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, imar planı ve bu plana yapılan itirazın reddineilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesinedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/8/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğinibelirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu, Ankara Yenimahalle İlçesi, Şentepe BarıştepeMahallesi 41225 ada 3 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Anılan taşınmaz,Yenimahalle Belediyesi tarafından yapılan Şentepe Kentsel Değişim, Dönüşüm veİyileştirme Projesi 1. Etap İmar Planı'nda (imar planı) çocuk parkı olarakbelirlenmiştir. Başvurucu 13/4/2005 tarihinde imar planının düzeltilmesiistemiyle başvurmuştur. Başvurucunun talebi 21/7/2005 tarihli işlemlereddedilmiştir. Başvurucu 8/9/2005 tarihinde imar planına ve bu planınındüzeltilmesi isteminin reddine ilişkin işleme karşı Ankara 1. İdareMahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır.
9. Ankara 1. İdare Mahkemesince (Mahkeme) 30/11/2006 tarihlikarar ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararıngerekçesinde, başvurucunun ilan süresi içinde yapmış olduğu itiraz üzerine sonilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde cevap verilmeyerekistek reddedilmiş sayıldığından bu tarihi izleyen altmış günlük dava açmasüresi (son gün 5/9/2005 tarihi) geçirildikten sonra 8/9/2005 gününde açılandavada süre aşımı bulunduğu belirtilmiştir.
10. Söz konusu karar Danıştay Altıncı Dairesi tarafından3/3/2009 tarihinde oyçokluğuyla verilen kararla bozulmuştur. Bozma kararınıngerekçesinde; imar planının 8/4/2005-8/5/2005 tarihleri arasında askıyaçıkarıldığı, başvurucunun askı süresi içinde 13/4/2005 tarihinde itiraz ettiği,itirazının askı tarihinin son gününden itibaren altmış gün içindecevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine, altmış günlük dava açmasüresinin son gününün çalışmaya ara verme zamanına (5/9/2005) rastlaması nedeniyledava açma süresi 12/9/2005 tarihine kadar uzayacağı, 8/9/2005 tarihinde açılandavada süre aşımı bulunmadığı belirtilmiştir.
11. Karşıoy görüşünde ise ilk derecemahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu, dilekçede ileri sürülentemyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğiifade edilmiştir.
12. Davalı idarenin karar düzeltme istemi de aynı Dairetarafından reddedilmiştir.
13.Mahkeme bozma kararına uymamış, davanın süre aşımı nedeniyle reddiyönündeki 30/11/2006 tarihli kararlarında ısraretmiştir. Israr kararının gerekçesinde başvurucunun 13/4/2005 tarihinde yaptığıitirazını, imar planının askı tarihleri olan 8/4/2005-8/5/2005 tarihleri içindeyaptığı, isteminin reddi üzerine 8/9/2005 tarihinde bakılmakta olan davayıaçtığı belirtilmiştir. Dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara vermesüresinin ağustos ayının birinden eylül ayının beşine kadar sürmesi, diğer birifade ile 5 Eylül tarihinin çalışmaya ara verme süresi içinde olmamasınedeniyle çalışmaya ara verme zamanına rastlamadığı, dolayısıyla sürelerin yedigün daha uzamış sayılacağı kuralının burada uygulanmasının mümkün olmadığıvurgulamıştır. Başvurucunun ilan süresi içinde yapmış olduğu itiraz son ilantarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde cevap verilmeyerekreddedilmiş sayıldığından bu tarihi izleyen altmış günlük dava açma süresi (songün 5/9/2005 tarihi) geçirildikten sonra 8/9/2005 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunduğu sonucuna varmıştır.
14. Israr kararı başvurucu tarafından, 5 Eylül tarihininçalışmaya ara verme süresine dâhil olduğu, adli yıl başlangıç tarihinin 6 Eylülolarak kabul edildiği belirtilerek temyiz edilmiştir. Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulu (İDDK), Mahkeme kararındaki gerekçeyle ısrar kararlarınıonamıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de İDDK tarafındanreddedilmiştir.
15.Nihai karar 28/7/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 26/8/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanun
17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Sürelerle ilgili genelesaslar" kenar başlıklı 8. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesiçalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiğigünü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır."
18. 2577 sayılı Kanun'un "Çalışmayaara verme" kenar başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinin bireysel başvuruya dayanak davaların açıldığı tarihteyürürlükte olan şekli şöyledir:
"(Değişik birinci cümle:14/7/2004-5219/11 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleriher yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara verirler."
19. Söz konusu cümlenin 2577 sayılı Kanun'un yürürlüğe ilkgirdiği 20/1/1982 tarihindeki şekli şöyledir:
"Bölge idare mahkemeleri, idaremahkemeleri ve vergi mahkemeleri her yıl Temmuz ayınınyirmisinden Eylül ayının altısına kadar çalışmaya ara verirler."
20. Belirtilen cümlenin yürürlükte olan şekli şöyledir:
"(Yeniden düzenlenen birinci cümle:27/6/2013-6494/18 md.) Bölge idare, idare ve vergimahkemeleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz birağustosa kadar çalışmaya ara verirler."
2. Danıştay İçtihadı
21. Danıştay Dördüncü Dairesinin 15/10/2008 tarihli veE.2008/1080, K.2008/3641 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"[2577 sayılıKanun'un] 61. maddesinde de;bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin her yıl Ağustos'un birinden Eylül'ünbeşine kadar çalışmaya ara verecekleri belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeleruyarınca idari yargı yerleri her yıl Ağustos ayınınbirinci gününden Eylül ayının beşinci günü mesai saati bitimine kadar çalışmayaara vermektedirler. Bu nedenle sürenin son gününün anılan tarihler arasınarastlaması hâlinde 12 Eylül günü mesai bitimine kadar sürenin uzadığı kabuledilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemindavacıya 23.7.2007 tarihinde tebliği üzerine davanın 12.9.2007 tarihindeaçıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, sürenin son gününün çalışmaya araverme zamanına rastlaması nedeniyle, 12.9.2007 tarihi mesai bitimine kadar davaaçılması mümkün olup dava bu tarihte açıldığından [davanınsüre aşımı nedeniyle reddine dair] vergimahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."
22. Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/6/2010 tarihli veE.2009/8980, K.2010/3763 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"[2577 sayılıKanun'un 61. maddesinde] ara vermenin songünü Eylül'ün dördü olarak belirlenmiştir.
Dava dosyasındaki tebliğ alındısının ve tebliğtarihlerine ilişkin kayıtların incelenmesinden, Dairemiz kararının davacıvekilinin bizzat kendisine, 20.8.2009 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlükkarar düzeltme süresinin bitiminin çalışmaya ara verme süresi içinde kaldığıEylül ayının 4 ünü izleyen tarihten itibaren ve karar düzeltme süresinin11.9.2009 gününe kadar uzamasına rağmen davacının bu süreyi geçirdikten sonra14.9.2009 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, tebliğ tarihini izleyen onbeş günlük yasal süre geçirildiğinden süre aşımınedeniyle karar düzeltme isteminin incelenmesi mümkün değildir."
23. Danıştay Altıncı Dairesinin 3/3/2009 tarihli ve E.2007/3391,K.2009/2028 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Yukarıda anılan Yasa maddesinindeğerlendirilmesinden "Eylül'ün beşine kadar" ibaresinden, Eylül'ün beşininde ara verme zamanına dâhil olarak, dolayısıyla dava açma süresinin son günününEylül'ün beşine rastlaması hâlinde, dava açma süresinin altı Eylül'den itibarenyedi gün uzamış sayılacağının kabulü gerekmektedir.
Bu durumda, 1/1000 ölçekli imar planının8.4.2005-8.5.2005 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacının askı süresiiçinde 13.4.2005 tarihinde yaptığı itirazın askı tarihinin son günündenitibaren 60 gün içinde cevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine 60günlük dava açma süresinin son günü çalışmaya ara verme zamanına (beş Eylül)rastlaması nedeniyle dava açma süresi 12.9.2005 tarihine kadar uzayacağından8.9.2005 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunmadığı açıktır.
Bu itibarla uyuşmazlığın esası hakkında kararverilmesi gerekeceğinden, davanın süreaşımı yönünden reddine ilişkin mahkemekararında isabet görülmemiştir."
24. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 14/6/2012 tarihli veE.2010/2825, K.2012/4080 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...çalışmaya ara vermenin"...Eylül'ün beşine kadar..." süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşiçalışmaya ara vermenin sona erdiği gün olarak gösterilmiştir. DolayısıylaDanıştay dairelerinin Eylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususundaduraksama bulunmamaktadır. Nitekim sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiğitarihten bu yana uygulamanın da bu doğrultuda olduğu bilinen gerçektir.
Diğer taraftan, Türk yargı sisteminin bir koluolan idari yargı kanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5.günü,diğer kanadı olan adli yargı yerlerinde ise yıllardıruygulanan ve tartışmasız olan Eylül'ün 6. günü biteceği şeklindeki bir yorum,yargılama usulünde bir karmaşaya da yol açacaktır.
Bu durumda 12 Eylül tarihinde açılan davasüresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süre aşımıyönünden reddinde isabet görülmemiştir."
25. İDDK'nın 22/11/2016 tarihli veE.2014/111, K.2016/304 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"... davacı tarafındanbaşvurunun reddine ilişkin işlemin öğrenildiği ve itiraz edildiği 01/04/2011tarihinden itibaren 60 gün içinde (en son 31/05/2011 tarihine kadar) cevapverilmemesi nedeniyle itiraz reddedilmiş sayılacağından ve bu tarihten itibaren60 gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle01/08/2011 tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) enson 11/09/2011 tarihine kadar dava açılması gerekirken, bu süre geçirildiktensonra 12/09/2011 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesinehukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle "davanın süre aşımı yönündenreddine" karar verilmiştir.
Davacı, anılan kararı temyiz etmekte vebozulmasını istemektedir.
...
Dosyanın incelenmesinden; davacının,01/04/2011 tarihinde, davalı idareye yaptığı başvurunun reddedildiğiniöğrendiği ve aynı tarihte davalı idareye itiraz ettiği;31/05/2011 tarihinekadar davalı idarenin cevap vermemesi nedeniyle davacının itirazının zımnenreddedildiğinin kabul edilmesi gerektiği ve davacının, bu tarihten itibaren 60gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/08/2011tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son11/09/2011 tarihine kadar dava açması gerektiği, fakat bu tarihin de tatilgününe yani pazar gününe rastladığı;bu nedenle davaaçma süresinin 12/09/2011 tarihine uzadığı anlaşıldığından bu haliyle davasüresinde olduğu sonucuna varıldığından temyize konu kararda, usul hükümlerineuygunluk görülmemiştir."
26. Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK) 5/3/2014 tarihli veE.2013/111, K.2014/147 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"... Davayı inceleyen Antalya 1.VergiMahkemesi, 8.10.2009 günlü ... kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanununun 7 ve 8'inci maddeleri ile 14'üncü maddesinin 3. fıkrasının (e) bendi,15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi ve 61'inci maddesine değinerek;dava konusu encümen kararının 21.7.2009 tarihinde tebliği üzerine 14.9.2009tarihinde dava açıldığı, 2577 sayılı Kanunun sözü edilen hükümleri uyarınca,davanın, otuz günlük dava açma süresinin bitiminin çalışmaya ara verme zamanınarastlaması nedeniyle ara vermenin sona erdiği günü, yani Eylül ayının dördünüizleyen tarihten itibaren yedi gün içinde olmak üzere, en son 11.9.2009 (Cumagünü) tarihine kadar açılması gerekirken, bu sürenin bitiminden sonra 14.9.2009tarihinde açılan davanın süreaşımı nedeniyle inceleme olanağı bulunmadığıgerekçesiyle davayı süreaşımı nedeniyle reddetmiştir.
Davacının temyiz istemini inceleyen DanıştayDokuzuncu Dairesi 14.6.2012 günlü ... kararıyla; ... her sene Ağustos ayınınbirinden Eylül'ün beşine kadar çalışmaya ara vermelerinin öngörüldüğü, bukuralda çalışmaya ara verme süresinin, bu sürenin başladığı ve sona erdiği günaçıkça gösterilerek belirlendiği,... çalışmaya ara vermenin "...Eylül'ünbeşine kadar..." süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya aravermenin sona erdiği gün olarak gösterildiği, dolayısıyla Danıştay dairelerininEylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama bulunmadığı,sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana uygulamanın da budoğrultuda olduğu, öte yandan, Türk yargı sisteminin bir kolu olan idari yargıkanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5'inci günü, diğer kanadı olanadli yargı yerlerinde ise yıllardır uygulanan ve tartışmasız olan Eylül ayının6'ncı günü biteceği şeklindeki bir yorumun, yargılama usulünde bir karmaşaya dayol açacağı, bu durumda 12 Eylül günü dava açma süresinin son günü olup butarihin Cumartesi gününe rastlaması nedeniyle 14 Eylül tarihinde açılan davasüresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süreaşımıyönünden reddinde isabet görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Bozma kararına uymayan Antalya 1. VergiMahkemesi ... ilk kararında ısrar etmiştir.
...
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesiyukarıda açıklanan Antalya 1. Vergi Mahkemesinin... ısrar kararı, aynı hukuksalnedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesindeileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumdagörülmemiştir."
3. Yargıtay İçtihadı
27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/1/2009 tarihli veE.2008/14-831, K.2009/3 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu’nun 175. maddesi "Her sene bilumum mahkemeler Ağustos'un birindenEylül'ün beşine kadar tatil olunur."hükmünütaşımakta; 177. maddede ise "Bu kanunun tayin ettiği mühletlerin bitmesitatil zamanına tesadüf ederse bu müddetler ayrıca bir karar vermeğe lüzumolmaksızın tatilin bittiği günden itibaren yedi gün evvel uzatılmışaddolunur." hükmü bulunmaktadır.
(...)
Yukarıda belirtildiği üzere, Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 175.maddesi uyarınca adli tatil, her yılın Eylül ayınınbeşinci günü sona erer. Dolayısıyla, yeni adli yıl, o yılın altı Eylül günübaşlar (...)"
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda kararverecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ...davasının makul bir süre içinde... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
29. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı içinbkz. E-Ba İnşaatTaahhüt Ticaret Ltd. Şti. (B. No: 2015/13921, 27/6/2018, §§ 33-37)başvurusuna ilişkin karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; imar planı ve bu plana yapılan itirazın reddineilişkin işlemin istemiyle açtığı davanın süre aşımından reddedildiğini,karmaşık bir dosya olmamasına ve sadece usulden karar verilmesine karşınyargılama sürecinin yaklaşık 11 yıl sürdüğünü belirterek makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
2. Değerlendirme
32. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihlive 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupaİnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek SuretiyleÇözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
33. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi yada icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
34. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§11-14).
35. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesiyargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geçveya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak TazminatKomisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığıyönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
36. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurununincelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
37. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
39. Başvurucu 5 Eylül gününün adli tatile dâhil olduğunu, adliyılın 6 Eylül'de başladığını, nitekim adli tatilden faydalanan yargımensuplarının altı eylül itibarıyla görevlerinin başına döndüklerinibelirtmektedir. Başvurucu, adli yılın altı eylülde başladığını hatırlatarak Danıştayın adli tatil nedeniyle uzayan dava açma süresininson gününün 12 Eylül olduğu yönünde çok sayıda kararı olduğuna dikkat çekmekteve bu yöndeki yerleşik uygulamaya güvenerek 8/9/2005 tarihinde dava açtıklarınıifade etmektedir. İmar planı ve bu plana yapılan itirazın reddine ilişkinişlemin istemiyle açtığı davanın hukuk kurallarının hatalı şekilde yorumlanmasınedeniyle süre aşımından reddedildiğini belirterek, mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğini ileri sürmektedir.
2. Değerlendirme
40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
42. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§34).
43. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
44. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
45. Somut olayda davaların süre aşımından reddedilerek esasınınincelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik birmüdahalede bulunulduğu görülmektedir.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
46. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
47. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangibir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekildesınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahimCan Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014,§ 33).
48. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı birsebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarınauygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
(a) Genelİlkeler
49. Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü güvencealtına alınmıştır. Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasınailişkin genel ilkeleri düzenleyen13. maddesi ise "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini"temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına yapılanmüdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalıolmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımındaninceleme yapılmaksızın mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunavarılacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ford Motor Company, B. No:2014/13518, 26/10/2017, § 49).
50. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin vesınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfîmüdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletininen önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan,B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
51. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada birkanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük MilletMeclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adıaltında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahaleedilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyiciişlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMMtarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılanmüdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (AliHıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).
52. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirliliktaşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulununsağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukuktamüdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kurallarınbulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İşBankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
53. Dava açma süresine ilişkin kanun hükümlerinin belirliliği ve öngörülebilirliği bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıbakımından önem arz etmektedir. Bu itibarla söz konusu ölçütler mahkemeyeerişim hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması zorunluluğunun altölçütleri olarak kabul edilebilir.
54. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermeyi ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,22/5/2013).
55. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazlayorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceğiderece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlüktanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarınıyorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesininkanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumununhukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir(Mehmet Arif Madenci, B. No:2014/13916, 12/1/2017, § 81).
56. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında yetki ve görevbakımından farklı durumda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşmasıdoğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerintamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkünolmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındakiuyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,§ 54; Uğur Çelik, B. No:2015/20244, 15/6/2016, § 53). Yüksek mahkemelerin fonksiyonlarından biri deyargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözümgetirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasındaolduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanıgerektirdiği açıktır (Türkan Bal [GK],B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).
57.Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâlegelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerdeyorumlanabilmesi hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğinsağlanabilmesi açısından hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlariçermesi kaçınılmazdır. Nesnel hukuk kurallarının maddi âlemde gerçekleşenolaylarla bire bir örtüşmesi ve bunlara uygulanması ise her zaman mümkünolmayabilmektedir. Öte yandan hukuk kurallarının kapsamının tespitinde kuralkoyucu ne kadar titiz davranırsa davransın kuralın yürürlüğe girmesinden veuygulanmaya başlanmasından sonra öngörülemeyen bazı yeni durumların ortayaçıkması da mümkündür. Bu gibi hâllerde kuralın yetkili otoritelerce veözellikle yargı organlarınca yorumlanması zorunlu hâle gelmektedir. Kuralıyorumlayan otoritelerin birden fazla olması, bazı hâllerde kuralın birden fazlayorumlanmasını önlenemez kılmaktadır. Dolayısıyla hukuk kurallarının buniteliği dikkate alındığında bir kanun hükmünün yargı organlarınca farklıbiçimlerde yorumlanabilmesi ve kurala ilişkin farklı içtihatların varlığı tekbaşına kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu yargısına ulaşmayı haklı kılmaz.Bununla birlikte birden fazla içtihadın varlığı hukuk kurallarının temel birözelliği olan bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak birboyuta ulaşmışsa kamu düzeninin bozulduğundan söz edilebilir. Bu durumdabireylerin davranışlarını hangi içtihada göre yönlendirecekleri belirsizleşeceğindenöngörülebilirlik ortadan kalkar (Mehmet ArifMadenci, § 84).
58. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamalarıbeklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatminedici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararınbelirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından elealındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlarıortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine tersdüşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerinyargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir(Türkan Bal, § 64).
(b) İlkelerinOlaya Uygulanması
59. Olayda başvurucu, uyuşmazlık konusu işlemlere karşı davaaçma süresinin son gününün adli tatile rastlaması nedeniyle 8/9/2005 tarihindekayda giren dilekçe ile dava açmıştır. Derece mahkemesi, adli tatilin songününün 4 Eylül olduğunu, sürelerin adli tatilin sona erdiği günden itibarenyedi gün uzayacağını, dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara vermesüresi içinde olmadığını (5 Eylül), dolayısıyla dava açma süresininuzamayacağınıve davanın en geç 5 Eylül'de açılması gerektiğini belirterek 8/9/2005 tarihindeaçılan davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir.
60. Yukarıda yer verilen Danıştay kararları değerlendirildiğindebaşvurucunun bireysel başvuruya dayanak davayı açtığı tarih itibarıyla idariyargıda çalışmaya ara verme zamanın hangi tarihte sona erdiği hususunda biruygulama belirsizliği bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 21-27). Söz konusuuygulama belirsizliğinin 2577 sayılı Kanun'un 61. maddesinin adli tatilin sonaerdiği tarihi belirleyen "Eylül'ünbeşine kadar" ibaresinden hangi tarihin anlaşılması gerektiğineilişkin yorum farklılığından kaynaklandığı, bu yorum farklılığının ise "kadar" kelimesininanlamlandırılmasına bağlı olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Danıştayın bazı dairelerinin adli tatilin 4 Eylül'de sonaerdiği, buna göre son günün adli tatile denk gelmesi nedeniyle yedi gün uzayandava açma süresinin son gününün 11 Eylül olduğu yaklaşımını benimserken bazıdairelerinin ise 5 Eylül'ün de adli tatile dâhil olduğu, buna göre uzayan davaaçma süresinin son gününün 12 Eylül olduğu yaklaşımını kabul ettiğigörülmektedir. Öte yandan 27/6/2013 tarihinde maddenin yeniden düzenlenenşeklinde (bkz. § 20) kanun koyucu tarafından adli tatil sonrasında çalışmayabaşlama tarihi net bir şekilde ifade edilmek suretiyle "kadar" kelimesinden kaynaklanantartışmalı duruma son verildiği not edilmelidir.
61. Anayasa Mahkemesi, anılan maddenin 27/6/2013 tarihinde yenidendüzenlenmeden önce yürürlükte olan ve somut davayı uygulanan şeklininyorumlanmasıyla ilgili olarak yukarıda yer verilen görüşlerden hangisinin dahaisabetli olduğu hususunda bir değerlendirme yapmayacaktır. Esasen AnayasaMahkemesinin böyle bir görevi bulunmadığı gibi bu yöndeki bir saptama AnayasaMahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki yetkisinin de dışındadır. AncakAnayasa Mahkemesi bu yorum farklılığının hukuk sistemi üzerinde meydanagetirdiği sonuçları ve etkileri görmezden gelemez. Anayasa Mahkemesi Danıştayın farklı dairelerinin aynı kanun hükmüne ilişkinfarklı yorumlarının hukuk kuralının belirliliği ve öngörülebilirliğinietkileyip etkilemediğini inceler. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin buyöndeki denetimi sırasında belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımındandeğerlendirme yapması bu yorumlardan birini benimsediği veya bunlardan birineüstünlük tanıdığı biçiminde anlaşılmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirme içinbkz. Ford Motor Company,§ 66).
62. Bu noktada 61. maddenin 1982 yılından itibaren yürürlükteolan ilk şeklinde de (bkz. § 19) adli tatil tarihleri farklı belirlenmiş olsada kadar kelimesi bağlamında aynınitelikte bir düzenleme bulunduğu hatırlanmalıdır. Bu itibarla anılan Kanunhükmünün yeni uygulanmaya başlanan bir düzenleme içerdiği söylenemez. Anılanmaddenin bireysel başvurunun temelindeki davanın açıldığı tarih itibarıylayirmi yıldan fazla uygulamasının olduğu görülmektedir. Belirtilen süre sözkonusu ibarenin yorumuna ilişkin içtihadın yerleşmesi ve yeknesaklık kazanmasıbakımından yeterli uzunluktadır. Bu süre zarfında kanunun yorumundayeknesaklığın sağlanamamış olması, dairelerin görev sahasına bağlı olarakfarklı kararların verilmesi sonucunu doğurmaktadır (benzer yöndekideğerlendirme için bkz. Ford Motor Company, § 68).
63. Aynı Kanun hükmüne ilişkin iki farklı yorumun başvuruyadayanak davaların açıldığı tarih itibarıyla mevcut olması ve bu yorumlardanbirine geçerlilik sağlayacak şekilde içtihadın birleştirilememiş olması hukukkurallarının muhataplarının davranışlarına yön verme kapasitesini vedolayısıyla öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır. Bitimi adli tatil döneminerastlayan dava açma süresinin uzayacağı son tarihin ne olduğu hususunda birkesinliğin bulunmaması, hangi tarih esas alınarak davaların açılacağınoktasında belirsizliklerin oluşmasına neden olmaktadır. Bu durum hukukibelirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşeceği gibi bireylerin yargısistemine ve mahkeme kararlarına olan güvenini de sarsmaktadır (E-Ba İnşaat Taahhüt TicaretLtd. Şti., B. No: 2015/13921, 27/6/2018, § 64).
64. Buna göre anılan Kanun hükmünün yorumundan hareketle davaaçma süresinin uygulanmasına ilişkin farklı içtihatların bulunması ve Kanun'unyürürlüğe girmesinin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen ilgili hükmünyorumunda yeknesaklığın sağlanamaması nedeniyle hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ilkeleri zedelenmiştir. Bu durumda mahkemeye erişim hakkınayapılan müdahalenin belirlilik ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan birkanuna dayanmadığı sonucuna ulaşılmıştır (aynı yöndeki karar için bkz. Muharrem Kılıç, B. No: 2012/1071,11/3/2015, §§ 33-35).
65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
67. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işleminve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebepolduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülendiğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
68. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerindenkaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolununbelirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (MehmetDoğan, § 57).
69. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
70. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
71. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
72. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 1. İdare Mahkemesine(Anılan Mahkemenin 15/9/2011 tarihli ve E.2011/374, K.2011/1597 sayılı kararınaait dava dosyası ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/10/2019tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.