TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM YILDIZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/14176)
Karar Tarihi: 7/11/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 11/12/2019-30975
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucu
:
İbrahim YILDIZ
Vekili
:
Av. Filiz AYKAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yapılan kanuni düzenlemenin geriye yürütülerek haksahipliğinin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Başvuru Konusu OlayınArka Planı
8. Başvurucuya ait işyeri 17/8/1999 tarihinde meydana gelendepremde ağır hasar görmüştür.
9. 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir AfetlerDolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun hükümleriuyarınca Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından inşa edilen 331 ada B Blok 6numaralı işyeri başvurucuya tahsis edilmiştir.
10. Başvurucu ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş. (Banka) arasındaborçlanma senedi düzenlenmiştir.
11. 7269 sayılı Kanun uyarınca başvurucu ile Banka arasındadüzenlenen borçlanma sözleşmesinin 1. maddesinde borçlanılan meblağın yıllıktaksitler hâlinde sekiz yılda ödeneceği ve her yıla ait taksitin en geç aralıkayının 31. gününde ödeneceği hüküm altına alınmıştır.
12. Aynı sözleşmenin 4. maddesinde borcun düzenli olaraködenmemesi hâlinde Banka tarafından borçlu hakkında 9/6/1932 tarihli ve 2004sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca ipoteğin paraya çevrilmesiyoluyla takip yapılacağı kararlaştırılmıştır.
13. Taşınmaz, başvurucuya 22/9/2003 tarihinde teslim edilmiş ve11/12/2007 tarihinde başvurucu adına tapuya tescil edilmiştir.
14. Taşınmazın teslim tarihi esas alınarak taksitler 2006yılında başlatılmıştır. Başvurucu, ilk taksiti 26/12/2007, ikinci taksiti31/10/2008, üçüncü taksiti 22/11/2011, dördüncü ve beşinci taksitleri de25/12/2012 tarihlerinde ödemiştir.
15. Bu arada 4/7/2012 tarihli ve 6353 sayılı Kanun'un 2. maddesiile 7269 sayılı Kanun'a eklenen geçici 23. madde 12/7/2012 tarihli ve 28351sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğegirmiştir.
16. Kocaeli Valiliği 12/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 7269sayılı Kanun'un geçici 23. maddesi uyarınca başvurucunun maddenin yürürlüğegirdiği tarihe kadar üst üste üç taksiti ödemediği gerekçesiyle 6/12/2013tarihinde hak sahipliğini iptal etmiştir.
B. Başvuruya KonuYargılama Süreci
17. Başvurucu 23/13/2013 tarihli dilekçesiyle ödenmeyenborçların 2011 ve 2012 yıllarına ait olup 2013 yılına ilişkin borcun ödemesüresinin dolmaması nedeniyle iddia edildiği gibi üç taksitin ödenmemesidurumunun söz konusu olmadığını, ayrıca borçlanma senedinde bu yönde bir hükümbulunmadığını ileri sürerek işlemin iptalini istemiştir.
18. Kocaeli 1. İdare Mahkemesi 16/9/2014 tarihli karar iledavanın reddine karar vermiştir. Mahkeme anılan kararında 2003-2004 yıllarındateslim edilen taşınmazlara ilişkin ödemenin 2006 yılında başladığını, buna görebaşvurucunun ödemeleri zamanında gerçekleştirmediğini, 7269 sayılı Kanun'unyürürlüğe girdiği 12/7/2012 tarihi itibarıyla 4., 5. ve 6. taksitlerin süresigeçmesine rağmen ödenmediğini belirterek üst üste üç taksitin ödenmemesişartının gerçekleştiğine dikkat çekmiştir.
19. Temyiz edilen hüküm, Danıştay OndördüncüDairesinin 2/3/2016 tarihli onama ve 7/6/2016 tarihli karar düzeltme isteğininreddi kararlarıyla kesinleşmiştir.
20. Nihai karar 15/7/2016 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
21. Başvurucu 1/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
22. 7269 sayılı Kanun’un 40. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
“BuKanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen taşınmazmallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek sureti ileverilir.
...
Borçlandırma bedelleri, konut, konut inşası,arsa ve sair yardımlarda en az 20 ve en çok 30; dükkan ve fırın gibi yerleriçin yapılan yardımlarda ise,enaz 5 ve on çok 15 yılda ve eşit taksitler halinde tahsil edilerek fon hesabınayatırılır.
İlk taksit, ihaleli ve emanet işlerindeinşaatların bitirilip hak sahiplerine teslimi tarihinden itibaren iki yılsonra, Evini Yapana Yardım Yönteminde ve orta hasarlı konut ve işyerlerininonarımında ise son kredi diliminin hak sahibine ödendiği tarihten itibaren ikiyıl sonra başlar.
Vadesinde ödenmeyen taksitlere dair borç,gecikilen her gün için yıllık % 5 gecikme faizi iletahsil olunur. Vadesinden önce iki yıllık taksitten az olmamak kaydı ile mevcutborcu defaten ödeyenhak sahibininborcu% 20 indirime tâbi tutulur.
Üstüste üç yıl taksidini ödemeyenlerin borçları muacceliyet kesbedeceği gibi,borcun tamamı ödenmeden taşınmaz malların başkalarına satılması halinde deborcun tamamı muacceliyet kesbeder.Bu hükmün uygulanmasında maliyet bedelinden yapılan indirimler tekrar borcaeklenmek suretiyle hesaba katılır. Özel afet kanunlarına göre yapılan binalarhakkında da bu fıkra hükmü uygulanır.
Muacceliyet kesbeden hesaplar bankaca kendi usul vemevzuatına göre takip edilir. Satışa çıkarılan taşınmaz mallara istekliçıkmadığı takdirde, banka en son yapılan satışta, takdir edilen kıymetin % 50 sine (Yüzde ellisine) kadar ihaleye iştirak ederek fonhesabına satın alabilir.”
23. 7269 sayılı Kanun’un 12/7/2012 tarihinde yürürlüğe girengeçici 23. maddesi şöyledir:
“17Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde meydana gelen depremler sonucundaişyerlerinin ağır hasar görmesi nedeniyle bireysel borçlanmada bulunmuş veyabulunmamış hak sahiplerinden üst üste üç taksidiniödememiş olanların veya taksitlerini ödemekle birlikte kendi istekleriyle haksahipliğinden vazgeçtiklerini bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibarenüç ay içerisinde yazılı olarak beyan edenlerin hak sahipliği, il idare kurulukararıyla düşürülür ve bu iş yerleri tapu sicilinde Hazine adına tescil edilir.Hak sahipliği düşürülenlerden tazminat alınmaz. Hak sahipliğinin düşürüldüğütarihe kadar hak sahipleri tarafından ödenen tutar, Afet ve Acil Durum YönetimiBaşkanlığı tarafından kanuni faizi ile birlikte hak sahibine geri ödenir.''
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Dimopulos/Türkiye (B.No: 37766/05, 2/4/2019) kararına konu olayda, başvurucunun zilyetliğe dayalıolarak miras yoluyla edindiğini iddia ettiği Gökçeada'da sit alanı kapsamındabulunan bir taşınmaz yargılama sırasında yapılan bir kanun değişikliği sonucuHazine adına tespit edilmiştir. AİHM sonuç olarak kanunun geriye yürütülerekuygulanmasının meşru bir gerekçesinin gösterilemediğini belirterek adilyargılanma hakkı bağlamında silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinekarar vermiştir (Dimopulos/Türkiye, §§ 29-41).
25. Benzer şekilde Kamoy Radyo Televizyon Yayıncılık ve OrganizasyonA.Ş./Türkiye (B. No: 19965/06, 16/4/2019) başvurusunda da başvurucumedya şirketi, devam eden yargılama sırasında yapılan bir kanun değişikliği iletescilli markası yönünden üçüncü tarafa hakkı olmadığı hâlde bir ayrıcalıktanındığından yakınmış ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Mülkün varlığını kabul eden AİHM, yargılama sırasında yürürlüğe giren kanunungeriye dönük olarak uygulandığını belirterek müdahalenin mevcut olduğu sonucunavarmıştır. AİHM, müdahalenin kanuni dayanağının olduğunun taraflarca kabuledildiğini ancak meşru amacının tartışmalı olduğunu belirtmiştir. AİHM olaydabaşvurucu şirketin kanuna aykırı kullanımı önlemek için açtığı davada buönlemenin sağlanmayarak daha güçlü bir medya organının bu markayı kullanmasınaizin verildiğini belirtmiştir. AİHM bunun ise sonradan yürürlüğe giren birkanun hükmünün uygulanmasıyla mümkün olduğunu vurgulamıştır. AİHM başvurucununmarkayı son kullanımından itibaren beş yıl geçmiş olsa dahi Yargıtayınbuna dayanmadığını ve sonra çıkan kanunu uyguladığını belirtmiştir. AİHM ayrıcaAnayasa Mahkemesi tarafından 31/1/2008 tarihli kararla bu hükmün kamu yararıamacına uygun olmadığı ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle iptaledildiğini ifade etmiştir. AİHM sonuç olarak başvurucu şirket ile rakip medyagrubu arasındaki uyuşmazlığın çözümüne ilişkin kanun ile yapılan geriye dönükmüdahalenin hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde kamu yararına uygun olduğununHükûmet tarafından gösterilemediğine vurgu yaparak mülkiyet hakkının ihlaledildiğine karar vermiştir (Kamoy Radyo Televizyon Yayıncılık ve OrganizasyonA.Ş./Türkiye, §§ 37-52).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 7/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
27. Başvurucu; gerçekleşen depremde işyerinin ağır hasar görmesiüzerine 7269 sayılı Kanun uyarınca inşa edilen taşınmazda borçlanma suretiylehak sahibi olduğunu, söz konusu hak sahipliği nedeniyle muaccel hâle gelen yeditaksitten beşini ödediğini belirtmiş, 2013 yılına ait taksitin son ödemetarihinin 31/12/2013 olup üst üste ödenmeyen üç taksitten söz edilemeyeceğindenyakınmıştır.
28. Başvurucu 12/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren ve üst üste üçtaksitin ödenmemesi hâlinde hak sahipliğinin iptaline olanak tanıyan kanunhükmünün geçmişe etkili olarak uygulanamayacağını ve hükmün geçmişe etkiliolarak uygulanmasının öngörülemez nitelikte olup mülkiyet hakkını ihlalettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
29. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak"Mülkiyet hakkı" kenarbaşlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
31. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).Başvuru konusu olayda el atılan taşınmazın tahsis neticesinde tapuda başvurucuadına kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre mülkün varlığında bir tereddütbulunmamaktadır.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
32. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağıverir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkünsemerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
33. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle mülkten barışçılyararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülktenbarışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddeninikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullardasınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülktenyoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararınaaykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımınıkontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazımaddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
34. Somut olayda başvurucunun 7269 sayılı Kanun uyarınca eldeetmiş olduğu hak sahipliği nedeniyle tapuda adına tescil edilen bir taşınmazbulunmaktadır. Hak sahipliğinin iptaliyle başvurucu adına olan tapu kaydıyolsuz hâle gelmiştir. Bu durumda hak sahipliğinin iptal edilmesinin mülkiyethakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Ancak başvurucuya ait tapu kaydıhenüz iptal edilmemiş olduğundan başvurucunun mülkünden yoksun bırakılması sözkonusu değildir. Başvurucunun hak sahipliğinin iptali şeklindeki müdahaleninmülkiyetin kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi niteliği taşımadığı daaçıktır. Bu olayda hak sahipliğinin iptaliyle başvurucunun taşınmazı ile ilgiliolarak hukuki tasarruflarda bulunma yetkisi sınırlandırıldığına göre başvurununmülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına müdahaleye ilişkin genel kuralçerçevesinde incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
35. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
36. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(RecepTarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
37. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt, hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasınıgerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş.[GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
38. Somut olayda başvuruya konu hak sahipliğinin iptalikararının 7269 sayılı Kanun'un geçici 23. maddesine göre verildiğianlaşılmaktadır. Söz konusu kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir veöngörülebilir mahiyette olduğu dikkate alındığında başvurucunun mülkiyethakkına yapılan müdahalenin kanuna dayandığı kuşkusuzdur.
ii. Meşru Amaç
39. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün hersomut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§28, 29).
40. 7269 sayılı Kanun, ek düzenleme öncesinde borç senedinebağlanan taksitlerin ödenmemesi hâlinde 2004 sayılı Kanun hükümleri uyarıncayapılacak takip ile alacağın tahsilini öngörmüştür. 12/7/2012 tarihindeyürürlüğe giren geçici 23. madde ise taksitlerin düzenli olarak ödenmesinisağlamak amacıyla üst üste üç taksitin ödenmemesi hâlini hak sahipliğinin iptalnedeni olarak düzenlemiştir. Kamuya ait bir alacağın taahhüt edildiği üzeredüzenli olarak ödenmesi ve kamu zararının oluşmasına engel olmaya yönelikhedefleri dikkate alındığında bu düzenleme uyarınca yapılan müdahalenin kamu yararınadayalı meşru bir amacının olduğu kuşkusuzdur.
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
41. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacıngerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
42. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaçbakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahaleile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılıkise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makulbir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,§ 38).
43. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
44. Meydana gelen depremde işyeri ağır hasar gören başvurucu,7269 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle borç senedi karşılığındaBayındırlık ve İskân Bakanlığınca inşa edilen işyeri niteliğindeki taşınmazdahak sahibi olmuştur. Taşınmazın teslim tarihinden üç yıl sonra başlayantaksitler başvurucu tarafından düzenli olarak ödenmemiştir. Şöyle ki 2006yılında ödenmesi gereken ilk taksit 26/12/2007, ikinci taksit 31/10/2008,üçüncü taksit 22/11/2011, dördüncü ve beşinci taksitler ise 25/12/2012tarihinde ödenmiş olup ödemelerin zamanında ve düzenli yapılmadığı açıktır.
45. Hâl böyle iken taksitlerin ödenmesini sağlamak ve taksitlerödenmediği takdirde kamunun zararını ortadan kaldırmak amacıyla yapılan kanunidüzenleme 12/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmiş ve idare de bu tarihi esasalarak bu tarihe kadar üç taksitin ödenmediği tespitiyle başvurucunun haksahipliğini iptal etmiştir. İşlemin iptali amacıyla açılan davada Mahkemedördüncü, beşinci ve altıncı taksitlerin kanunun yürürlük tarihi itibarıylaödenmediği kanaatiyle davanın reddine karar vermiştir.
46. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliğiilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ve temel hakgüvencelerinde korunan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunlarınve buna bağlı düzenleyici işlemlerin geriye yürütülmemesini zorunlu kılar (AYM,E.2009/39, K.2011/68, 28/4/2011).
47. Başvurucu, üst üste ödenmemiş üç taksitinin bulunmadığınıileri sürmekle birlikte esas olarak 12/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren kanunidüzenlemenin geçmişe etkili olarak aleyhe uygulanmasının mülkiyet hakkını ihlalettiğini iddia etmektedir. Hak sahipliğinin iptali ve Mahkemenin gerekçelikararından başvurucunun tam olarak iddia ettiği gibi 12/7/2012 tarihindenönceki taksitlerin ödenmediği gerekçesiyle hak sahipliği iptal edilmiştir.
48. Yapılan kanuni değişikliğin 7269 sayılı Kanun hükümlerinegöre borçlanma karşılığında hak sahibi olan bütün kişileri kapsadığı veyürürlüğe girdiği andan itibaren uygulanabilir olup keyfî bir niteliktaşımadığı sabittir. Ancak somut olay bakımından bu Kanun'un yürürlüktarihinden önceki taksitleri de kapsayacak şekilde uygulanmasının hak sahipleriyönünden öngörülebilir olup olmadığının ayrıca ele alınması gereklidir.
49. Bu itibarla anılan kanuni düzenleme öncesinde taksitlerinzamanında ödenmemesinin ya da hiç ödenmemesinin 7269 sayılı Kanunhükümlerindeki karşılığı 2004 sayılı Kanun hükümleri uyarınca icra takibiyapmaktan ibaret olup doğrudan hak sahipliğinin iptali ise mülk sahibineöngörülemez bir külfet yüklemektedir. Kanun koyucu hak iptali müessesesini ilkdefa 12/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile getirmiştir. Bu durumdabu tarihe kadar ödenmeyen taksitlerin sayısı esas alınarak önceki düzenlemeyegöre çok ağır bir sonuç doğuran hak sahipliğinin iptaline ilişkin düzenlemeleringeriye yönelik olarak uygulanmasının başvurucu için öngörülebilir olduğundansöz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla başvurucu tarafından öngörülmesi mümkünolmayan bu kanuni düzenleme sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasıile kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuşolup müdahale ölçüsüzdür.
50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
52. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işleminve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebepolduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülendiğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
53. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göreihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerindenkaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolununbelirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (MehmetDoğan, § 57).
54. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca AnayasaMahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlerehükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu yollartüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlaltespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilenihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararınbir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.
55. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiğihâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerinedeğil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derecemahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultudaihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
56. Başvurucunun 7269 sayılı Kanun'dan kaynaklanan haksahipliği, aleyhe hükümler içeren kanuni düzenlemenin geriye yürütülmesiyleidare tarafından iptal edilmiştir. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idaribir işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
57. Somut olayda bu idari işlem nedeniyle uğranılan zararlarıngiderimi için hukuki bir yol mevcut olup derece mahkemelerinin başvurucununtalebini reddetmesi nedeniyle ihlalin sonuçları giderilememiştir.
58. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardanfarklı ve bireysel başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerceyapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadankaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenlerigideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesindenibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzereilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 2.714,50 TL tutarındaki yargılamagiderlerinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kocaeli1. İdare Mahkemesine (E.2013/1348) GÖNDERİLMESİNE,
D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderlerinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE7/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.