TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM ÇELİKTAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/63862)
Karar Tarihi: 29/1/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Ali Rıza SÖNMEZ
Başvurucu
:
İbrahim ÇELİKTAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafındanbaşvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiği iddiası bakımından kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğineyönelik iddiaların ise kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Komisyonayrıca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar vermiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargıorganları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çokuzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı TerörÖrgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilenbir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,§§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelikolarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çoksayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Sayıştay Başkanlığında uzman denetçi olarak çalışanbaşvurucu 22/7/2016 tarihinde anılan Kurumdaki görevinden -FETÖ/PDY'ye yönelikyürütülen idari soruşturma kapsamında- uzaklaştırılmıştır. Başvurucu daha sonra1/9/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 15/8/2016 tarihlive 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında KanunHükmünde Kararname (672 sayılı KHK) ile kamu görevinden çıkarılmıştır.
11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY'ninSayıştaydaki yapılanmasıyla bağlantılı olarak başvurucunun da aralarındabulunduğu şüpheliler hakkında soruşturma başlatılmıştır.
12.Başvurucu 19/10/2016 tarihinde konutunda yapılan aramasonrasında gözaltına alınmıştır. Bu arama sırasında başvurucunun cep telefonuve diğer dijital materyallerine el konulmuştur. Başvurucu, Ankara İl EmniyetMüdürlüğüne getirilerek 27/10/2016 tarihine kadar burada gözaltındatutulmuştur.
13. Emniyet görevlileri tarafından ifade alma işlemi sırasındabaşvurucuya FETÖ/PDY üyesi olma ve 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili isnatlaryöneltilmiştir. Bu işlem esnasında bir müdafi de hazır bulundurulmuştur.Başvurucu 26/10/2017 tarihli ifadesinde özetle Sayıştay Başkanlığınca açılansınavı 1992 yılında kazandığını, çalıştığı Kurum tarafından eğitim, kurs veseminer gibi sebeplerle yurt dışına gönderilmesinin yanı sıra ayrıca 2013 ve2015 yılları arasında işletme yönetimi alanında yüksek lisans eğitimi almaküzere Amerika Birleşik Devletleri'ne gönderildiğini, FETÖ/PDY ile birirtibatının bulunmadığını savunmuştur.
14. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca silahlı terörörgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 27/10/2016 tarihinde -başkaşüphelilerle birlikte- Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevkedilmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanununda tutuklamanedeni olarak gösterilmesi, FETÖ silahlı örgütünün bir kısım üyelerinin olaydansonra kaçtıklarının tespit edilmesi ve mevcutlu şüphelinin de aynı şekildekaçma ihtimalinin bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanamayışı,şüphelinin delillere tesir ederek delilleri değiştirme ihtimalinin bulunması,AİHM'nin birçok kararında da belirtildiği üzere şüphelinin salıverilmesihalinde adaletin işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesi, dosyadayeterli delil bulunması ile ve başka suçlar işleme şüphesinin bulunmasısebepleriyle tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla; şüphelilerin üzerineatılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılıcezanın üst haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın 100. vd. maddeleriuyarınca" tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir.
15. Başvurucunun sorgusu Hâkimlikçe 27/10/2016 tarihindeyapılmıştır. Sorgu Tutanağı'na göre başvurucuya yüklenen suç anlatılmış,başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucu,emniyetteki ifadesine benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.Başvurucunun müdafii, dosyada atılı suçları işlediğine dair delil bulunmamasınedeniyle müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.
16. Başvurucu, Hâkimlik tarafından yapılan sorgusunun ardındansilahlı terör örgütüne üye olma suçundan 27/10/2016 tarihinde tutuklanmıştır.Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"CMK'nın 100 ve devamı maddelerigereğince suçun niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren somut olguların bulunması, şüphelilerin kaçma şüphesialtında olduğunu gösteren somut olguların bulunması, delilleri yok etme gizlemedeğiştirme ihtimalini gösteren olguların bulunması ve süphelilere isnat edilensuçun niteliği, atılı suçun CMK'nın 100/3 maddesinde öngörülen suçlardan oluşuve atılı suç ile tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliğini taşımasıdikkate alınarak ... isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan ayrıayrı tutuklanmasına ... [karar verildi.]"
17. Başvurucu 3/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiş, Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince 9/11/2016 tarihinde "...tutuklama kararı ve bu karara dayanak dosyakapsamının incelenmesinde, Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/493 Sorgusayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı..." gerekçesiyleitirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.
18. Başvurucu, anılan kararı 17/11/2016 tarihinde öğrendiğinibeyan etmiştir.
19.Başvurucu 9/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 19/10/2017 tarihindesoruşturmanın geldiği aşamayı ve mevcut delil durumunu değerlendirerekbaşvurucunun tahliyesini talep etmiştir.
21. Başvurucu, Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/10/2017tarihli kararı ile tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
" ...şüphelinin sabit ikametgah sahibiolduğu, soruşturmanın geldiği aşama ve mevcut delil durumu itibariyle (toplanandeliller itibariyle şüphelinin BYLOCK kullanıcısı olduğuna dair tespitbulunmaması ve tutuklu kaldığı süre gözetilerek) tutuklama tedbirinin devamınınartık gereksiz olduğu kanaatine varılmakla, ... tahliye talebinin kabulüne ... [kararverildi]."
22. Anayasa Mahkemesi 9/10/2018 tarihinde, soruşturmamercilerinden başvurucuya yönelik tutuklamaya ve tutukluluğun devamına esasteşkil eden delillerin bildirilmesini istemiş olup Ankara CumhuriyetBaşsavcılığı 12/10/2018 tarihli cevap yazısıyla başvurucu hakkında verilentutuklama ve tutukluluk hâlinin devamına yönelik kararlar ile tutuklulukhâlinin uzatılmasına dair başvurucunun itiraz dilekçelerini göndermiştir.
23. Başvurucunun konutunda yapılan arama esnasında el konulantüm dijital materyallere ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıncayaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen 14/10/2019 tarihli Bilirkişiİnceleme Tutanağı'nda; başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olunduğunu ortayakoyacak herhangi bir bilgi, belge, kayıt ve şifreli haberleşme programınarastlanmadığı belirtilmiştir.
24. Başvurucu hakkındaki soruşturma, bireysel başvurununincelendiği tarih itibarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenarbaşlıklı 100. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususundakuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
26.5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
" (1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlakagerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirtenhukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veyabu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığasözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerineverilir ve bu husus kararda belirtilir."
27. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üyeolanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
28. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılıTerörle Mücadele Kanunu'nun "Cezalarınartırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi şöyledir:
"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçlarıişleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veyaadlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 29/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucu; somut suç şüphesi ve somut deliller bulunmadanhukuken geçersiz bir şekilde hakkında tutuklama kararı verildiğini, delillerikarartma ve kaçma şüphesi olmadığı hâlde koşulları oluşmadan verilen tutuklamakararı dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esasbakımından yapılacak inceleme yönünden ise Bakanlık; başvurucu hakkındasoruşturmaya FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilerek ve kamugörevinden ihraç edilmesi kararına dayanılarak başlandığını, başvurucu hakkındauygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesikapsamında incelenmesi ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı değerlendirilirken tutuklama kararınınverildiği andaki genel koşulların göz ardı edilmemesi gerektiğini, darbeteşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkinsoruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceğini, tutuklama kararınıngerekçesinden başvurucunun tutuklanmasına karar verilirkenkuvvetli suçşüphesini gösteren somut delillere dayanıldığının anlaşıldığını, tutuklamayadair verilen kararlara ilişkin gerekçeler kapsamında başvurucununtutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağını ifade etmiştir.
32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genelhatlarıyla başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
33. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
34.Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
35. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğunun hukukiolmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarınınAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
1. UygulanabilirlikYönünden
36. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstübir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruyakonu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 187-191).
38.Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklamatedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındakiyapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. AnayasaMahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarlailgili olduğunu değerlendirmiştir (SelçukÖzdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
39. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerindeyer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanmasıhâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıpkılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuzve diğerleri, §§ 193-195, 242; SelçukÖzdemir, § 58).
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
40.Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bubölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Kadir ÖZKAYA ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
41. Genel ilkeler için bkz.Özcan Güney, B. No: 2017/20709, 15/11/2018, §§ 57-62; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020,§§ 38-45.
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
42. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsüve arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıylayürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
43. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
44. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklamaya sevk yazısındave Hâkimliğin tutuklama kararında başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesinioluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak değinilmiş ancak bu somutolguların neler olduğu açıklanmamıştır.
45. Anayasa Mahkemesi, soruşturma makamlarından başvurucuyayönelik tutuklamaya ve tutukluluğun devamına esas teşkil eden delillerinbildirilmesini istemiş; gelen cevap yazısında, başvurucu hakkında verilentutuklama ve tutukluluk hâlinin devamına yönelik kararlar ile tutuklulukhâlinin uzatılmasına dair başvurucunun itiraz dilekçelerinin gönderildiğigörülmüştür (bkz. § 22).
46. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen soruşturmanın bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyladerdest olması nedeniyle soruşturma mercilerinin suçlamaya esas aldıklarıolguları gösteren ve bu olgulara yönelik değerlendirmelerini içeren asılbelgeler olan tutuklama talep yazısı ve tutuklama kararında yer verilentespitler temelinde bir inceleme yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
47. Tutuklama sevk yazısından ve tutuklama kararındananlaşılamamakla birlikte bireysel başvuru formu içeriği ve Bakanlık görüşüdikkate alındığında başvurucu hakkındaki soruşturmanın 672 sayılı KHK ilebaşvurucunun kamu görevinden çıkarılması sonucunda başladığı görülmektedir.
48. Hâkimliğin tutuklama kararında, başvurucu yönünden kuvvetlisuç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna ve tutukluluğun ölçülüolduğuna genel olarak değinilmiş; herhangi bir ayrıntıya yer verilmemiştir(bkz. § 16). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da genel ifadelerleHâkimlikçe verilen söz konusu tutuklama kararında usul ve yasaya aykırılıkgörülmediği ifade edilmiştir (bkz. § 17).
49. Anayasa Mahkemesi darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilenolağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarmatedbirlerinin özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesi için gereklişartların niteliği birlikte dikkate alındığındagörevden uzaklaştırma ve/veyameslekten ihraç tedbirlerinin uygulanmasının -tek başına- suç işlendiğine dairkuvvetli bir belirti olarak kabulünün mümkün olmadığı sonucuna varmıştır (Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354,4/4/2018, § 70; Mustafa Açay, B.No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; Ali Aktaş,B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; MustafaÖzterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, § 104; Zafer Özer, § 58). Somut başvuruda daanılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
50. Ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilenbelgelerde de başvurucunun isnat edilen suçu işlediğine dair kuvvetli belirtiniteliğinde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır (bkz. § 22). Öte yandanbaşvurucudan elde edilen dijital materyaller üzerinde yapılan bilirkişi incelemesindebaşvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu ortaya koyacak herhangi bir bilgi,belge, kayıt ve şifreli haberleşme programına da rastlanmamıştır (bkz. § 23).
51. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit vedeğerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargımakamlarının denetimini yapabilecek suçişlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığısonucuna varılmıştır.
52. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunupbulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
53. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelereaykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.
54. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nın olağanüstüdönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını vesınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
c. Anayasa'nın 15.Maddesi Yönünden
55. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında olağanüstü hâl döneminde Anayasa'nın temelhak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasınıdüzenleyen 15. maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortayakonulmadan gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğinedair belirti olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasınındurumun gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092,11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan(2), §§ 152-157; Turhan Günay[GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 83-89; MustafaBaldır, §§ 83-88).
56. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yönbulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındakişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
57. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıbağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
4. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
59. Başvurucu, miktar belirtmeksizin maddi tazminat talebindebulunmasının yanı sıra 3.000.000 TL manevi tazminat talebinde de bulunmuştur.
60. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Başvurucu hakkındaki soruşturmada 19/10/2017 tarihindebaşvurucunun tahliyesine karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.Dolayısıyla bu yönüyle ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminatödenmesi dışında yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
61. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelikmüdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
62. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNAKadir ÖZKAYA ve Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve SelahaddinMENTEŞ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
C. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
D. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara CumhuriyetBaşsavcılığına (S.2017/170529) GÖNDERİLMESİNE,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE29/1/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Dosyanın incelenmesinden; başvurucu hakkındaki soruşturmanın15.7.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün hemen ardından 22.7.2016 tarihindebaşlatıldığı ve bu tarih itibariyle başvurucunun kurumunca görevindenuzaklaştırıldığı, akabinde 672 sayılı KHK ile 15.8.2016 tarihinde kamugörevinden çıkarıldığı, FETÖ örgütü üyesi olmak suçundan 27.10.2016 tarihindetutuklandığı, bu karar verilirken, suçun niteliği (katalog suç olgusu), kaçmaşüphesi, delillerin yok edilmesi ve değiştirilmesi ihtimali, isnad edilen suçkarşısında verilen tutuklama kararının orantılı bir tedbir niteliği taşıdığıolgularına dayanıldığı, tutuklama kararının verildiği andaki ülke genelindekikoşullar ile isnat edilen suçun niteliği birlikte değerlendirildiğinde,tutuklamaya dair mahkeme kararının olgusal temellerinin olmadığınınsöylenemeyeceği, başvurucuya isnat edilen suç için öngörülen yaptırımınağırlığı, işin mahiyeti ve önemi gözetildiğinde de tutuklama tedbirinin ölçülükabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
2. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun B.Başvuru No: 2016/49158,Karar tarihi: 26.7.2017 tarihli kararında da (Selçuk Özdemir); başlangıçtaki(ilk) tutuklama ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunulmaktadır:
“.
.
.
63. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesininbulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konması her zaman mümkünolmayabilir. Tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmek veyaçürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasını ilerletmektir. Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında delillerinyeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Suç isnadına vedolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgularile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyetegerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir.
.
.
.
68. Başlangıçtaki bir tutuklama için işin doğası gereği Anayasave Kanun’da öngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somutolarak belirtilmesi mümkün olmayabilir.
.
.
.
77. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması, kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlikgörevlilerinin – özellikle organize olanlar olmak üzere - suçlarla vesuçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye nedenolabilecek şekilde yorumlanmamalıdır.
78. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olaylarıntoplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY’ninörgütlenmesinin karmaşıklığı ve buyapılanmanın arz ettiği tehlike, darbe teşebbüsüne ilişkinfaaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen suçoluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanısıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkındadoğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY’ye mensubiyet nedeniyleivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında, soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklıbir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesiiçin tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusuolabilir.
79. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüylebağlantılı olamasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftanFETÖ/PDY’nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmişolması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyedeuluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olaraksoruşturmaya tâbi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışındabarınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.
.
.
.
81. Bu itibarla, başvurucuhakkında tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar vesomut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Bursa 4. ve 5. Sulh CezaHâkimlikleri tarafından verilen kararların içerikleri birliktedeğerlendirildiğinde, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunmasınınyanısıra, kaçma ve delilleri karartma tehlikesine yönelen tutuklamanedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
.
.
.
83. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklanmasının hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlâlin bulunmadığı açık olduğundan,başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir…”
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu oybirliğiyle verdiği bu karardakiyukarıda işaret edilen görüşleri B.Başvuru No: 2016/22169, Karar Tarihi:20.6.2017 tarih sayılı kararında da (Aydın Yavuz ve diğerleri) tekrarlanmıştır.(Bkz. anılan kararın 250., 257., 260., 271., 272., 276. ve 277. paragrafları)
3. Dosya kapsamından, başvurucunun 19.10.2017 tarihindetahliyesine karar verildiği ve başvurucu hakkındaki soruşturmanın henüzsavcılıkça bir karara bağlanmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda işaret edilen AYMkararında da belirtildiği üzere, suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esasteşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasınınsonraki aşamalarında tartışılacak olan olguların aynı düzeydedeğerlendirilmemesi gerekir. İlk tutuklama anında ülkenin içinde bulunduğugenel koşullar ile isnat edilen suçun niteliği, ayrıca başvurucunun Kurumuncaönce açığa alınıp ardında kamu görevinden çıkarılması olguları birlikte dikkatealındığında, başvurucunun tutukluluğunun hukuki olmadığı sonucuna katılmayaimkân görülmemiştir.
4. Açıklanan nedenlerle; başvurucu hakkındaki ilk tutuklamakararında suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin yeterince ortaya konulduğu,dolayısıyla bu tedbirin uygulanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndekikararına katılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Selahaddin MENTEŞ
KARŞIOY
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluylaAnayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinindüzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önündeileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmasıyanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başkasöyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’daöngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özüitibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunmakapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dairşüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradanoluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda değerlendirilmesigerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).
Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiğikonusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketmegirişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorumyetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargıorganlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatlarıışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makulbir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunukullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununlabirlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum sözkonusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsaldavaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketmeyükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halindemahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleriihtimali her zaman vardır.
Somut olayda 27.10.2016 tarihinde tutuklanan ve 09.12.2016tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulmadurumu, 19.10.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesincebaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarakhürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireyselbaşvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olanolası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminatahükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlalkararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) birsonuç ortaya çıkmayacaktır.
Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireyselbaşvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireyselbaşvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek vegiderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak aramayolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınadayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırıolduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanınkanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesininmevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunupbulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklamatedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1
Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı CezaMuhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlubir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralıfıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynıKanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanındevamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklamatedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suçsoruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıfyapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen birkişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireyselbaşvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sonaermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilenberaat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir aradagerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğuiddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davasıaçabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucutahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olmasıveya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olmasıhallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımınısonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında, tutuklamanınhukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata konuedilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenentazminat nedenine ilişkin durumdur.
Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki bir çok kararına göre; başvuruyakonu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu hakkındaberaat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığınadair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK 141/1 a vee hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusuhükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tümbaşvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esasıincelenmektedir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmişolan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına kararverilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenentazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makulsürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarınıntüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5
Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindekitazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetlesonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverilmektedir.6
Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıfyapıldığı için gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddiaedilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersineoluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasınınvar olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlardaatıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiğiiddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibaredilmesi mümkün değildir.8
Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukukaaykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, AnayasaMahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yolunabaşvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucununtutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesiçelişkili bir durum oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolununbulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapmayaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri göndermemerkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalıbaşvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele oluşturduğuiddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi bir örneğinitespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu edilebileceğinibelirterek incelememiştir.
İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili birbaşvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türkhukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dairkararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan vekanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddütuyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasınınsöz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesibakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bugüne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösterenherhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkinetkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifadeetmiştir.9
Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabuledilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya datutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işleminekarşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davadaincelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalarbulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağınıiddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türdenşikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlikkazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derecemahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10
Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişininCMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin vetutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitindevam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürütenmahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkındamahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veyakesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklamatedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiğiveya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolununetkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bubağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veyamahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığınısöylemek yerinde olacaktır.
Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygunolmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanmasıhukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucunavarılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğunhukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız birinceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine BireyselBaşvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğininincelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veyaberaat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemiolmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veyadavanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliğiincelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyorolması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğininincelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle birinceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlikkararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceğigibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygunolduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucununtutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilenbaşvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.
Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliğibağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısalsürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığıanlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısalsürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminatnedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanunauygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmayayer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı vetutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veyaişlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniylezorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıylailgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğubulunmaktadır.
Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırıolduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağınailişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasınıinceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtinaedebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmekgerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağırceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığınıinceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülenşartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundankaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayıyürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliyekararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından,tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bukonuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır cezamahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukukaaykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde deherhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındakitutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminatyolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsününsona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelikiddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkinyaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındakikamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yoluaşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadıdoğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkinkararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetlisuç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birliktedevam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) NitekimAnayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olupesastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklamanedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca,bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olanmahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olupolmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu türbaşvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi.Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutuklulukşikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığınıinceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanandavalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.
Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 dadeğinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzuntutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olmasınedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına nedenolan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeplesiyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak iseAnayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterligiderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edipetmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almakdurumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesindeöngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerininkişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahalesonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunuifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlaledildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgiliolduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasızımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğününihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucununtutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığınıtespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespitedebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlalettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veyatakipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunubelirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıvermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-abendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralıfıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkilidavanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikteetkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminatistenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemibulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olupolmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğinitespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHMde Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yoluntüketilmesi gerektiği itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- ebendinin değil, 141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. NitekimAnayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendinede atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlıolmadığı için tahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğindetutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanınilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinintahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolununtüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıkladığımız gerekçelerle başvurunun başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğinidüşündüğümüzden çoğunluğun işin esasının incelenmesi gerektiği yolunda oluşangörüşüne katılmadık.
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Selahaddin MENTEŞ
__________________
1 Halas Aslan, B.No: 2014/4994, 16.2.2017.Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16.2.2017.
2 Reşat Ertan,2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34
3 Kamil Erdoğan, B.No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42
4 Fatma Maden, §47,Ertuğrul Raşit Benal, §40
5 Erkam AbdurrahmanAk, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,29/9/2016,§37
6 Neslihan Aksakal,B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624,9/5/2018, § 24-26.
7Yargıtay 12. CezaDairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı
8 Benzer durumlarbakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığınıgösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolununkesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da sözkonusu değildir.
9 B.T. [GK], B. No:2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.
10 Cafer Yıldız,B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,§§ 37-40.
11 Bkz. Besime Konca,B. No: 2017/5867, 3/7/2018.
12 Mehmet Özdemir, B.No: 2017/37283, 29/11/2018
13 Ali Bulaç [GK], B.No: 2017/6592, 3/5/2019
14 bkz. Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.
15 İrfan Gerçek, B.No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37
16 Bkz. Örneğin,Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,16/2/2017, § 87.
17 Mustafa Avci, B.No: 2014/1545, 22/3/2018
18 Mustafa Avci, §27
19 Mustafa Avci,§35-38
20 Mergen vediğerleri/Türkiye kararı, §36