TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM OKUR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/50394)
Karar Tarihi: 27/2/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Fatih HATİPOĞLU
Başvurucu
:
İbrahim OKUR
Vekili
:
Av. Sevim ÇALIŞGAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklamatedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, resengerçekleştirilen tutukluluk incelemelerinin süresinde yapılmaması ve tahliyetaleplerinin değerlendirilmemesi, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarlakayda alınması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının; bir kısım kamu görevlisinin açıklamalarınedeniyle masumiyet karinesinin, usule uygun yapılmayan arama işlemi vemeslekten ihraç edilme nedenleriyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkınınve mal varlığına tedbir konulması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular 19/9/2016 ve 17/1/2018 tarihlerindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Yapılanincelemede 2018/3368 numaralı başvurunun -konu ve kişi bakımından irtibatolması nedeniyle- 2016/50394 sayılı başvuru ile birleştirilmesine veincelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. GenelBilgiler
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihindeson bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam edenve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel DevletYapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelindedarbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasabile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının dabulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafındansoruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün AnkaraCumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğuiddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltıve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§51, 350).
10. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yargıtayve Danıştay üyesi ile bazı Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar YüksekKurulu (HSYK) üyeleri hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış, bunlardan birkısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma mercilerincekaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi hakkında iseyakalama emri çıkarılmıştır.
11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçokkararda FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bukapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956,K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (SelçukÖzdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlıbir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.
12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz.Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine vefaaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma belgeleri iletedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta haklarında soruşturma yürütülenyargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddiave tespitlere önceki kararlarda ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (SelçukÖzdemir, § 22).
B. Başvurucuyaİlişkin Süreç
13. Başvurucu, Cumhuriyet savcısı olarak mesleğebaşlamış; sonrasında ise Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkikhâkimi, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür ve Bakanlık müsteşaryardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Başvurucu 2010 yılında HSYK üyesiseçilmiş ve dört yıl -hâkim ve savcıların atanması ve yetkilerininbelirlenmesine ilişkin karar vermekle görevli olan- HSYK Birinci Dairesibaşkanlığı yapmıştır. 2014 yılında yeniden HSYK üyesi seçilemeyen başvurucu,İstanbul Anadolu Adliyesi 3. İş Mahkemesine hâkim olarak atanmıştır. 15 Temmuzdarbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucuhakkında ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek FETÖ/PDY'ninhiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.
14. HSYK 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevdenuzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine kararvermiştir.
15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıylagörevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündekiyazısı üzerine başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla17/7/2016 tarihinde İstanbul'da gözaltına alınmıştır.
16. Başvurucunun ilk ifadesi İstanbul Adliyesinde20/7/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. Başvurucununifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade tutanağındabelirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilensuçlamalar açıklanmıştır. Başvurucu ifadesinde hayatının hiçbir döneminde "cemaat"(FETÖ/PDY) ile bir bağlantısının olmadığını ileri sürerek suçlamaları kabuletmemiştir.
17. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde, terör örgütüneüye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarındantutuklanması istemiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklama talepyazısının ilgili kısımları şöyledir:
"15/7/2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleribünyesinde görev yapan silahlı FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan bir kısımaskerlerin Türkiye Cumhuriyeti Hükumetine ve Türkiye Cumhuriyeti DevletiCumhurbaşkanına yönelik darbe girişiminde bulundukları, HSYK Teftiş KuruluBaşkanlığının 16/7/2016 tarihli ön raporunda belirtilen 2735 Adli Yargı Hakim veCumhuriyet Savcısı ile İdari Yargı Hakimlerinin söz konusu darbe girişimindebulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu askerler ile birlikte fikir ve eylembirliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduklarına dairkuvvetli şüphelerin bulunduğu değerlendirmesiyle bu Hakim ve CumhuriyetSavcılarının 2802 sayılı yasanın 77/1. ve 81/1. maddeleri gereğince 3 aysüreyle görevden uzaklaştırılmasına karar verildiği, bu şahıslar hakkındaFETÖ/PDY terör örgütü suçlaması nedeniyle, listede bulunan Hakim ve CumhuriyetSavcılarının görev yaptıkları yer Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç ihbarındabulunulduğu, bu ihbar üzerine TCK'nın 309/1. ve 314/2. maddeleri gereğinceAnayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmaksuçlarından soruşturmaya başlanıldığı,
HSYK 2. Dairesi tarafından 16/7/2016 tarih ve 2016/4tedbir, 2016/345 karar sayılı listede bulunan Hakim ve Cumhuriyet Savcılarınıngörevden uzaklaştırılmalarına (açığa alınmalarına) ilişkin kararın teminedilerek dosyaya konulduğu, bu kararın gerekçesinde açıkça 'görevdenuzaklaştırılan Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının 15/7/2016 tarihli darbegirişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan askerler ile birlikte,fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensupolduklarına dair kuvvetli delil ve şüphenin bulunduğu, ilgililerin görevlerinedevamlarının soruşturmanın selametine, yargı erkinin nüfus ve itibarına zararvereceği' kabul edilerek görevden uzaklaştırıldıkları,
HSYK 2. Dairesinin görevden uzaklaştırma kararındayazdığı gerekçede açıkça belirtildiği üzere sevk edilen şüphelilerin her nekadar Hakimlik ve Savcılık mesleğini yapıyor olsalar da, silahlı terör örgütüolan FETÖ/PDY üyesi oldukları, örgüt üyeliği bilinç ve kastı ile örgütün diğermensupları Devletin tüm silah imkanlarını kullanan askerler tarafından yapılandarbe girişimine fikir ve eylem birliği olarak katıldıkları, ayrıca Ülkemizdehalen darbe tehlikesinin henüz ortadan kalkmadığı, her an yeni darbegirişimlerinde bulunulmasının muhtemel olduğu, şüphelilerin önceki darbegirişimine verdikleri fikir ve eylem desteği gibi yeni darbe girişimindebulunulması halinde aynı şekilde yeni girişimlere de destek vermeihtimallerinin oldukça yüksek olduğu, FETÖ/PDY üyesi olan bir kısımşüphelilerin imkan buldukça yurtdışına kaçtıkları, serbest kalmaları halindekaçma ihtimallerinin yüksek olduğu, suç delillerini karartabilecekleri, diğerörgüt üyelerine her türlü fiili ve hukuki yardımda bulunabilecekleri, müsnetsuçların tutuklanmayı gerektiren katolog suçlardan olması, yine müsnet suçlariçin öngörülen cezaların yüksekliği ve adli kontrol kararının yetersiz kalacağıanlaşıldığından ...
... şüphelilerin müsnet 5237 sayılı TCK'nın 309/1. ve314/2. maddelerinde tanımlanan suçlarından sorgularının yapılarak CMK'nın 100.ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına karar verilmesi kamuadına talep olunur."
18. Başvurucunun sorgusu İstanbul 1. Sulh CezaHâkimliğince 20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvurucunun Hâkimlikteki ifadealma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade tutanağındabelirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilensuçlamalar açıklanmıştır. Başvurucunun sorgudaki ifadesinin ilgili kısmışöyledir:
"Hakkımdaki suçlamalar savcılıkta da olduğu gibigenel bir suçlama şeklidir. Somut delillere dayanmamaktadrr. FETÖ örgütü ...ile aramda ne tür bir illiyet kurulduğu tarafıma açıklanmamıştır. Savunmayapabilmem için bunu bilmem gerekir ... Hakkımdaki iddialar HSYK'daki görevimsırasındaki iş ve işlemlere ilişkin ise; bunun soruşturma ve kovuşturma usulüözel usule tabi olduğundan İstanbul Anadolu Cumhurivet Bassavcılığı ve SulhCeza Hâkimliği bu hususta yetkili değildir. Evrakın ayrılarak HSYK'ya gönderilmesigerekir. Eğer şu anda görevimi yürüttüğüm iş mahkemesi ile alakalı bir suçlamavar ise 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda özel düzenlemeye tabidir.Bu [durumda] da en yakın İstanbulCumhuriyet Başsavcılığı yetkilidir. Yine 2802 sayılı yasanın 88/2. maddesinegöre Hâkim ve Savcıların suçüstü haller dışında yakalanması mümkün değildir. Bunedenlerle usul ve yasaya uygun olmayan gözaltı kararı sonrası sevkiminsalıverilmeyle sonuçlanmasını talep ediyorum. Söz konusu FETO örgütüne üyeliğimya da herhangi bir yardımım söz konusu değildir. Yazılı savunmalarımda buhususlar daha ayrıntılı belirtilmiştir. Hakkımdaki suçlamalar açık ve netolarak belirtildiği takdirde savunmalarımı da buna göre yapacağım. Hakkımdaherhangi bir delil bulunmadığından salıverilmeme karar verilmesini talepederim. Ayrıca anladığım kadarıyla istihbari raporun geldiği anlaşılmaktadır.Sevke konu edilen HSYK raporu hala gelmemiştir. İstihbari raporun da hukukidelil olma vasfı yoktur. 15 Temmuzda meydana gelen olaylar ile uzaktan yakındanherhangi bir ilgim yoktur. Hiç bir bağlantım yoktur. Olayın olduğu andanitibaren facebook ve twitter sosyal paylaşım sitelerinden darbe karşıtıpaylaşımlarım da mevcuttur. Bu hususta da nasıl bir bağ olduğunun ortayakonulması gerekir. Bu yöndeki iddialar da soyuttur. Somut bağlantılar ortayakonmamıştır. Kocaeli sınırlarında spor bir arabayla kaçarken yakalandığım gibibir mizansen oluşturulmuştur. Oysa evimin arandığını öğrenince ben kendim aramasırasında eve varıp teslim oldum. Buna ilişkin arama tutanağı dosyada olmasılazım ancak bulunmadığını öğrendim. Avukatımın cep telefonundan tutanağın birçıktısının dosyaya konmasını talep ediyorum. Kaçmamı gerektirecek hiç bir suçumyoktur."
19. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 20/7/2016 tarihinde,başvurucunun terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmayateşebbüs suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklama kararının ilgilikısımları şöyledir:
"15/7/2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleribünyesinde görev yapan silahlı FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan bir kısımaskerlerin Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti DevletiCumhurbaşkanına yönelik darbe girişiminde bulundukları, HSYK Teftiş KuruluBaşkanlığının 16/7/2016 tarihli ön raporunda belirtilen 2735 Adli Yargı Hâkimve Cumhuriyet Savcısı ile İdari Yargı Hâkimlerinin söz konusu darbe girişimindebulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu askerler ile birlikte fikir ve eylembirliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduklarına dairkuvvetli şüphelerin bulunduğu değerlendirmesiyle bu Hâkim ve CumhuriyetSavcılarının 2802 sayılı yasanın 77/1. ve 81/1. maddeleri gereğince 3 aysüreyle görevden uzaklaştırılmasına karar verildiği, bu şahıslar hakkındaFETÖ/PDY terör örgütü suçlaması nedeniyle, listede bulunan Hâkim ve CumhuriyetSavcılarının görev yaptıkları yer Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç ihbarındabulunulduğu, bu ihbar üzerine TCK'nın 309/1. ve 314/2. maddeleri gereğinceAnayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmaksuçlarından soruşturmaya başlanıldığı,
HSYK 2. Dairesi tarafından 16/7/2016 tarih ve 2016/4tedbir, 2016/345 karar sayılı listede bulunan Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarınıngörevden uzaklaştırılmalarına (açığa alınmalarına) ilişkin kararın teminedilerek dosyaya konulduğu, bu kararın gerekçesinde açıkça 'görevdenuzaklaştırılan Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının 15/7/2016 tarihli darbegirişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan askerler ile birlikte,fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduklarınadair kuvvetli delil ve şüphenin bulunduğu, ilgililerin görevlerine devamlarınınsoruşturmanın selametine, yargı erkinin nüfus ve itibarına zarar vereceği'kabul edilerek görevden uzaklaştırıldıkları,
HSYK 2. Dairesinin görevden uzaklaştırma kararındayazdığı gerekçede açıkça belirtildiği üzere sevk edilen şüphelilerin her nekadar Hâkimlik ve Savcılık mesleğini yapıyor olsalar da, silahlı terör örgütüolan FETÖ/PDY üyesi oldukları, örgüt üyeliği bilinç ve kastı ile örgütün diğermensupları Devletin tüm silah imkanlarını kullanan askerler tarafından yapılandarbe girişimine fikir ve eylem birliği olarak katıldıkları, ayrıca ülkemizdehalen darbe tehlikesinin henüz ortadan kalkmadığı, her an yeni darbegirişimlerinde bulunulmasının muhtemel olduğu, şüphelilerin önceki darbegirişimine verdikleri fikir ve eylem desteği gibi yeni darbe girişimindebulunulması halinde aynı şekilde yeni girişimlere de destek vermeihtimallerinin oldukça yüksek olduğu, FETÖ/PDY üyesi olan bir kısımşüphelilerin imkan buldukça yurtdışına kaçtıkları, serbest kalmaları halindekaçma ihtimallerinin yüksek olduğu, suç delillerini karartabilecekleri, diğerörgüt üyelerine her türlü fiili ve hukuki yardımda bulunabilecekleri, müsnetsuçların tutuklanmayı gerektiren katolog suçlardan olması, yine müsnet suçlariçin öngörülen cezaların yüksekliği ve Adli Kontrol Kararının yetersiz kalacağıanlaşıldığından , soruşturma evrakı ile birlikte isimleri belirtilen İstanbulAnadolu Adliyesinde görev yapan şüphelilerin mevcutlu olarak gönderildiği, gönderilen şüphelilerin müsnet 5237 sayılı TCK'nın309/1. ve 314/2. maddelerinde tanımlanan suçlardan sorgularının yapılarakCMK'nın 100. ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına kararverilmesi kamu adına talep edildiği,
Buna göre şüphelilerin görevleri sırasında işlemişoldukları suçlarla ilgili ihbarların geldiği de bilinmekle, bu aşamada tedbirentutuklanmalarında hukuki yarar olduğu, sistematik olarak yıllardır, ekonomik,sosyal, siyasal ve hukuksal alanlarda devlet kademelerinde etkin pozisyonlarageldikleri, toplum tarafından da bunun bilinen tartışılmaz gerçek olduğu, varolduğu kesin olan şeyin ispata muhtaç olmadığı, 1980 ve 28 Şubat darbeleriilebu FETÖ yapılanmasının önünün bilinçli olarak açıldığı, bu darbenin birçokamaçları arasında bununda bulunduğu, bu darbelerden bu yapının hep güçlenerekçıktığı, bu darbeler sırasında Fetullah Gülen'in danışıklı olarak saklandığı,örgüt üyelerine mağdur rolü oynayarak 12 Eylül darbesinde İzmir Kaynaklar yoluüzerindeki yola yakın yerlerde saklanıyormuş gibi rollere büründüğü, vatanınıve milletini seven Türk Gençliğinin yasaya ve hukuka uygun olan ekonomik vesosyal, kültürel yapılanmalara yönelmeleri engellenerek, özellikle TürkGençliğinin ve Türk Milletinin bu yapının sistemine kanalize edilerek aklı vekalbini esir alabilecek kadar derin çalışmalar yaptıkları, bunun Türk Milletinihedef aldığı, 15 Temmuz olaylarının 17/25 Aralık; 7 Şubat ve MİT Tırlarıolaylarında açıkça ortaya çıktığı, güçlü bir yapı olması ve uluslararası destekbulması nedeniyle Türk Milletinin bu güne kadar sabır göstererek bu yapıdankurtulma fırsatını 15 Temmuz 2016 tarihinde yakaladığı, kanser hücresi gibi biryapılanmayla Türk Devletini ve Türk Milletini hasta ve tepki veremez, kontrolaltında tutmaya, maddi ve manevi olarak sömürmeye dönük bir yapı olduğu, buörgüte ait bir çok firma ve kuruluşun logo ve amblemlerinde dahi bunun barizolarak görüldüğü ... bu üst yapının bu tür mesajlarla iletişim kurduğu, kontrolaltına almaya çalıştıkları kişi ya da şahısları pasifize ederek, hapse atarakveya şüpheli ölümlerle etkisiz hale getirdiklerine dair bir çok soruşturma vemahkeme kararlarının bulunduğu, dine hizmet adı altında faaliyet gösteripburadan elde edilen gelirlerin yıllardır yurtdışına aktarıldığı, Türk Milletininalın teri olan birikimlerin yurt dışında kimler tarafından kullanıldığınınbilinmediği, dünya genelindeki okullar reklam amaçlı gösterilerek bir birindenhabersiz bir çok vatandaşların hesaplaması bile imkansız paraların yurt dışınaaktarıldığı bunun yeni bir sömürü sistemi olduğu ... bazılarının ibadete düşküniken bir anda namazını kılmayarak ve içki içerek sözde ülkücü ve sosyaldemokrat kisvesi altında tedbir dedikleri yöntemlerle gizlendikleri, bununherkesçe bilinen bir gerçek olduğu, oysa Devlet kurumlarında bu şahısların FETÖ'cüolduğunun her hakim, savcı, asker ve devlet memurlarınca bilindiği, kendileriniherkesin bildiğini bilmemelerinin de büyük bir garabet olduğu, tedbiryaptıkları kişilerin aslında kendilerini yöneten, bu sistemi kuran kişilerolduğu ... siyasal ve toplumsal olaylardakurdukları cümlelere kadar birebirörtüştüğü, bunların tek bir kanaldan duygu ve düşüncelerinin beslendiğinindelili olduğu, bazı istihbaratlar tarafından kullanılan Fetullah Gülen'in emirve talimatı gibi gösterilerek bir çok hamleler yaptıkları, Fetullah Gülen'indeyıllardır buna gönüllü olarak onay verdiğinin de herkesçe bilindiği, sonuçolarak çok iyi hazırlanmış silah kullanmadan devleti ele geçirebilecek bir yapıkurulduğu, 17/25 aralık hukuk darbesi ile bu başarılamayınca kendilerineyönelik tasfiye çalışmalarından da haberleri olduğundan bu sefer içindebulundukları TSK'yı kullanarak silah zoruyla bunu başarmaya çalıştıkları, ancakherşeyin farkında olan aziz Türk Milletinin irfan ve basiret sahibi kişiliği ilebu darbenin engellendiği, burada önemli olanın tutuklanmaya sevk edilenşüpheliler ile FETÖ arasındaki ilişkinin, illiyet bağının kurulması olduğu,
Buna göre, yıllardır organize bir şekilde kendilerindenolmayan kamu çalışanlarının Emniyet Müdürlüğü, askeriye, tıbbiye, mülkiye veadliye gibi kurumlarda binlercesinin sicilleri bozularak terfi ettirilmediğiveya memurluktan atıldığı, bunlar yapılırken hiç bir hukuk kuralı tanınmadığı,kararların önceden verildiği, sonra usule uygun hale getirilmeye çalışıldığı,sadece devlet memurları sınavında değil TUS gibi bir çok sınavlarda dausulsüzlük yapıldığı ... kendilerine olan güvenin 12 Eylül 2010 tarihindekireferandumla HSYK'yı da ele geçirerek kendilerine olan güvenin aşırı boyutlaraçıkmasıyla rahat haraket etmeye başladıkları, bunun da deşifre olmalarısonucunu getirdiği, çünkü diğer devlet kurumlarında da güçlü olduklarınıkendilerinin, her üyesinin de bildiği, bunların bilinen bir gerçek olmasınedeniyle maruf olan şeyin ispata muhtaç olmadığı, bunun da bir hukuk kuralıolduğu, ortaokulda, lise ve üniversitede stajda aynı adreste kaç kişininkayıtlı olduğunun araştırma sonucunun da beklenmesi gerektiği,
Şüpheliler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyeolma ve Anayasal Düzeni cebren ilgaya teşebbüs suçlarından dolayı yürütülensoruşturmada HSYK'nın şüpheliler aleyhinde vermiş olduğu 16/7/2016 tarihliaçığa alma kararı ve bu karar neticesinde İstanbul Anadolu CumhuriyetBaşsavcılığı'nın yazılan aynı tarihli müzekkere dikkate alındığında şüphelileraleyhinde kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut delillerbulunduğu, 2802 sayılı yasanın 5/3. maddesine göre HSYK'nın Hâkim ve Savcılarüzerinde gözetim ve denetim hakkının bulunduğu bu kapsamda Hâkim ve Savcılarlailgili tüm bilgi ve belgelerin HSYK'da toplandığı HSYK'nın uzun süredirFetullahçı Terör Örgütü olarak bilinen Paralel Devlet Yapılanmasının YargıTeşkilatını oluşturduğu iddia olunan Hâkim ve Savcılarla ilgili olarak esaslıbir çalışma yaptığının malum olduğu 15/7/2016 günü paralel devletyapılanmasının askeri gücü tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan suçkonusu eylem nedeniyle HSYK'nın bu yapılanmasını yargı organını oluşturan HâkimSavcılarla ilgili açığa alma kararı verdiği, söz konusu karar, bu aşamada kesinve bağlayıcı olmasa da soruşturma aşamasında şüpheye dayalı olarak tedbirniteliğinde karar verici makam olarak Hâkimliğimizce kuvvetli suç şüphesiolarak kabul edilebilecek somut bir delil olduğu, Anayasamızın159/1. maddesigereğince Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik teminatı esaslarına görekurulan ve görev yapan devletin resmi kurumu HSYK'nın, böyle önemli birsuçlamada, ad çekme suretiyle veya başka bir yöntemle bu isimleri belirlemişolamayacağı, tüm kurumlara yerleşmiş olan üyeler tarafından 15 Temmuz 2016tarihinde hareket edildiğine ilişkin verilerin bulunması, HTS raporları,imajlar, aramalar neticesinde elde edilen deliller üzerinde yapılanincelemelerin tamamlanmamış oluşu, aynı şekilde önceki HSYK seçimlerinden önceseçim çalışması için rapor alıp almadıklarının henüz tespit edilmemiş oluşu, 15Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Silahlı Darbe eyleminin 2802 sayılı Kanunun88. maddesi gereğince ağır cezalık suç ve darbeye teşebbüs niteliğindekisuçüstü hali olabileceği, HSYK 2. Dairesi'nin 16/7/2016 tarihli 40 gündemnumaralı, 36 tutanak ve sayfa 1/109 nolu 2016/4 Tedbir esas nolu kararınıngerekçesinde 'Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliği'nin 16 Temmuz2016 tarihli ve 37007-282-07/16-1 sayılı HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın16/7/2016 tarihli bildiriminin gerekçesinin henüz dosyaya girmemiş oluşu, 2745kişinin FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin somut bilgilerin bu aşamada dosya içindebulunmadığı, idarenin iş ve işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğuna güvenduyulması gerektiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletinin açık birsaldırıyla karşı karşıya olması nedeniyle de bu şüphelilerin bu aşamada tedbirmaiyetinde tutuklanmalarında hukuki yarar olduğu, bu itibarla, yaşanılan olayınvehameti de dikkate alındığında hâkimliğimizde oluşan şüphenin haklı ve makulolduğu, şüphelilere yüklenen suçun kapsamı ve içeriği ile verilmesi muhtemelceza miktarının yüksekliğine binaen, şüphelilerin, kaçma ve delilleri karartmaşüphesi altında oldukları, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının90. Maddesi aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindebelirlenen özgürlüğün kısıtlanmasını gerektirir kriterlerin mevcut olduğuCMK'nın 100/3-a. maddesine istinaden somut olarak varsayıldığı kanaatinevarılmakla şüpheliler S.S., L.D., İ.Ç, İbrahim Okur ve A.E.nin üzerlerine atılısuçlardan ayrı ayrı tutuklanmalarına ... karar verildi."
20. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul2. Sulh Ceza Hâkimliği suçun vasfına ve mevcut delil durumuna göre İstanbul 1.Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında hukuka aykırılık bulunmadığınıbelirterek 3/8/2016 tarihinde itirazı reddetmiştir.
21. Başvurucu anılan kararın tebliğ edilmediğinibildirmiştir.
22. Başvurucu 19/9/2016 tarihinde (2016/50394 sayılıbireysel başvuru dosyası yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.
23. İstanbul Anadolu Başsavcılığı kamu davası açılmasıiçin 18/12/2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık)hitaben fezleke düzenlemiştir. Fezlekede 15 Temmuz 2016 tarihindegerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğu belirtilmiş;bu yapılanmaya mensup oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları doğrultusundahareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturmayapıldığına değinilmiştir. Ayrıca darbe tehlikesinin tam olarak bertarafedilemediğine dikkat çekilerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına girensuçüstü hâlinin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır. Fezlekede, bu durum dikkatealınarak genel hükümlere istinaden başvurucu hakkında Başsavcılıkça 16/7/2016tarihinde soruşturma başlatıldığı da ifade edilmiş ve başvurucunun terör örgütüyöneticisi olma suçunu işlediği belirtilerek anılan suçu işlediğine dair olayve olgulara yer verilmiştir.
24. Başvurucu 17/1/2018 tarihinde (2018/3368 sayılıbireysel başvuru dosyası yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.
25. Başsavcılık 26/4/2018 tarihli iddianame ilebaşvurucunun silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılmasıistemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede; genel hükümlere göre soruşturmabaşlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç olması nedeniyleyakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin bulunduğu belirtilmiştir.İddianamede, başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular özetle şöyleifade edilmiştir:
i. Başvurucunun haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlarnedeniyle soruşturma başlatılan eski Yargıtay üyeleri M.K., N.D. ve Ç.Ş. ilehâkim adaylığı dönemlerinde başlayan irtibatının kesintisiz devam ettiği,Bakanlık ve HSYK'da beraber görev yaptıkları dönemde örgütsel toplantılarakatıldığı belirtilerek süreç içinde M.K.nın HSYK genel sekreterliğine vesonrasında yüksek yargı üyeliğine, Ç.Ş. ve N.D. ile diğer çok sayıda örgütmensubunun yüksek yargı üyeliğine seçilmesinde belirleyici olduğu ilerisürülmüş; bu hususların tanık beyanları ve başvurucunun ikrar mahiyetindekibeyanları ile teyit edildiği iddia edilmiştir.
ii. A.H., B.E. ve M.K.Ö.nün ifadelerine dayanılarakbaşvurucunun 1997 yılından HSYK üyesi seçildiği döneme kadar A.H., B.E. veH.Y.nin bulunduğu toplantılara; sonrasında ise M.K.Ö. ve E.D.nin bulunduğuörgüt toplantılarına katıldığı ve bu toplantılarda himmet verdiği iddiaedilmiştir.
iii. Başvurucunun 2007-2008 yıllarında Ankara Çukurambarsemtinde B.E., A.H., H.Y., A.K., M.B., G.T.T., İ.H.Ş., A.T. ve M.K.Ö.nün katılımıile gerçekleştirilen toplantılara iştirak ettiği ileri sürülmüş; bu hususuneski yargı mensubu Ö.F.A.nın beyanı ile de teyit edildiği belirtilmiştir.
iv. Başvurucunun 2010 yılı HSYK üyeliği seçimleriöncesinde M.K.nın evinde yapıldığı ve yaklaşık yirmi örgüt mensubunun bulunduğubelirtilen toplantılara katılarak bu kişilerle seçim stratejisini belirlemeyeçalıştığı, seçimde örgüte yakın adayların seçimi kazanmaları için -masraflarıörgüt tarafından karşılandığı belirtilen- seçim gezilerine katıldığı ilerisürülmüş; bu durumun M.K.Ö., A.H., ve K.T.nin beyanlarıyla teyit edildiğibelirtilmiştir.
v. Eski Yargıtay Üyesi İ.D.nin " ...2010 yılıHSYK seçimleri öncesi ... örgüt mensubu tarafından 'HSYK adaylarını, bizzatHoca efendi belirleyecek, kimse itiraz etmesin, abiler itiraz edilmesiniistemiyor' şeklinde talimat verildiği ..." yönündeki beyanına yerverilerek FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen bazı yargı mensuplarınınsöz konusu talimat doğrultusunda Gaziantep'te İ.D.nin evinde toplantıgerçekleştirdikleri iddia edilmiştir.
vi. 2010 yılında yapılan HSYK üyeliği seçimi sonunda-darbe teşebbüsünden sonra haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniylesoruşturma başlatılan ve/veya dava açılan- B.E., A.H., H.S., N.Ö., T.G., A.K.,Ö.K. ve R.Y. ile başvurucunun HSYK üyesi seçildikleri ve elde ettiklerisayısal çoğunluk sayesinde hâkim ve savcılar hakkında atama ve nakletme, geçiciyetki verme, kadro dağıtma gibi önemli görevleri olan HSYK Birinci Dairesininbaşkanlığına başvurucunun, üyeliklerine ise T.G., A.B. ve B.Ç.nin getirilmesinisağladıkları iddia edilmiştir.
vii. 2010 yılında yapılan HSYK seçimlerinden sonra Yargıtayüyelerinin seçilmesi sürecinde M.K.nın evinde yapıldığı belirtilen gizlitoplantıya örgütle bağlantılı suçlardan haklarında soruşturma başlatıldığıbelirtilen A.B., B.E., A.H., T.G., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K., M.B.,E.D., A.B., Ö.A. ve N.D. ile birlikte başvurucunun da katıldığı, toplantıesnasında aralarından Yargıtay üyesi seçilebilecek yaklaşık üç yüz elli kişininisimlerinin projektör ile ekrana yansıtılarak sunum yapıldığı, bu şekilde üyeseçilecek kişilerin belirlenmeye çalışıldığı ve süreç içinde direkt iletişimkurularak örgüt liderinin talimatlarının alındığı iddia edilmiştir. Aynı amaçlaB.Ç.nin evinde yapılan toplantıya ise o tarihte HSYK üyesi olan A.B., B.E.,A.H., T.G., N.Ö., H.S., A.K., R.Y., B.Ç., M.K., M.B., E.D., A.B., Ö.A., M.Ö.,N.D. ve A.T. ile birlikte başvurucunun da katıldığı ileri sürülmüştür.
viii. Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardansoruşturma başlatıldığı belirtilen A.H.nin "... İbrahim Okur sözalarak, 'arkadaşlar isimler belirlendikten sonra kesinlikle sayılmayacak, bubelirleyeceğiniz isimleri ben Bakan bey ve Müsteşar bey karşısında savunacağız'dedi. İbrahim Okur bu toplantıda benim ve B.E. adına da konuşuyordu ..."şeklindeki beyanına yer verilerek söz konusu toplantıların örgütün talimatlarıdoğrultusunda yaklaşık iki ay devam ettiği, devletin meşru zemininde ve normalişleyiş içinde yapılması gereken Yargıtay üyesi seçimlerinin söz konusu örgüttoplantılarında örgüt liderinin görüşü de alınmak suretiyle gerçekleştirildiğiileri sürülmüş; başvurucunun da sözkonusu toplantılara katılarak örgütliderinin talimatları doğrultusunda belirlenen kişilerin üye seçilmesinisağlamak amacıyla aktif olarak çaba gösterip örgütün amaçlarına uygundavrandığı iddia edilmiştir.
ix. Terör suçlarına ilişkin davalara bakmakla yetkilimahkemelerde görevlendirilecek hâkimler ile bu suçların soruşturulmasındagörevlendirilecek Cumhuriyet savcılarının seçiminde örgüt mensubu olduğubelirtilen HSYK üyelerinin tercihleri doğrultusunda atama listelerininoluşturulduğu, başvurucunun da örgütün istediği kişilerin atanması yönünde çabagösterdiği ileri sürülerek bu durumun tanık beyanları ile teyit edildiği iddiaedilmiştir.
x. Başvurucunun HSYK üyesi seçildikten sonra daeski HSYK Genel Sekreteri M.B. tarafından organize edilen örgütsel toplantılaraT.G., N.Ö., Ö.K., H.S., A.K., B.E., B.Ç., A.B., R.Y. ve E.D. ile birliktekatıldığı belirtilmiş; başvurucunun toplantının içeriğine ilişkin beyanına yerverilerek söz konusu toplantıların FETÖ/PDY toplantısı olduğu ileri sürülmüş vebu toplantılarda himmet toplandığı da iddia edilmiştir.
xi. Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İ.C. hakkındakamuoyunda bilinen ismiyle "Ergenekon" davasıyla bağlantılısuçlardan başlatılan soruşturmada o tarihte İliç Cumhuriyet savcısı olanB.B.nin örgüt tarafından kullanılarak gizli tanık olarak dinlendiğibelirtilmiş, başvurucunun atama ve mesleğe kabulde etkin olan HSYK BirinciDairesinin başkanı olduğu dönemde üyelerinin büyük çoğunluğunu FETÖ/PDYmensuplarının oluşturduğu belirtilen HSYK tarafından -mesleğe kabul işlemdosyasında bulunan bazı bilgiler örgüt mensubu olmayan kurul üyelerinden gizlenerek-meslekten istifa eden gizli tanığın mesleğe kabul işleminin gerçekleştirildiğiiddia edilmiştir.
xii. Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardansoruşturma başlatılan eski Yargıtay Üyesi İ.K. tarafından -örgüt liderinin emirve talimatları doğrultusunda- hazırlandığı ileri sürülen emekli Orgeneral Y.B.hakkındaki iddianameyi düzenleyen eski Van Cumhuriyet savcısı F.S.nin isteğidoğrultusunda Ankara'ya atamasını gerçekleştirdiği iddia edilmiştir.
xiii. İddianamede ayrıca başvurucunun HSYK BirinciDairesinde görev yaptığı dönemdeki bir kısım faaliyetine yer verilmiştir. Bubağlamda anayasal kurumları tamamen ele geçirmeyi amaçlayan FETÖ/PDY'ye bu gücüveren etkin faktörlerden birinin başvurucunun tasarrufları olduğu belirtilerekbaşvurucunun yüksek yargıyı örgütün talimatları doğrultusunda dizayn ettiği veunvanlı görevlerin önemli bir bölümüne ByLock kullanıcısı olan veyahaklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma başlatılan kişilerinatamalarının gerçekleştirildiği iddia edilmiştir.
xiv. Birçok soruşturma dosyasında FETÖ/PDY tarafındanyapıldığının ortaya konulduğu belirtilen 17 Aralık operasyonlarındansonra 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adlî KollukYönetmeliği'nde yapılan değişikliğe karşı çıkmak amacıyla HSYK'nın resmîinternet sitesinde 26/12/2013 tarihinde yayımlanan bildirinin M.B., E.D. vebaşvurucu tarafından hazırlanarak -Adalet Bakanı'nın izin vermemesine rağmen-HSYK Genel Kurulu gündemine alınmasının ve yayımlanmasının sağlandığı iddiaedilmiş; bu durumun A.H., B.E. ve Ö.K.nın ifadeleri ile teyit edildiğibelirtilmiştir.
26. Başvurucunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan14/12/2016 ve 26/12/2016 tarihli ifadelerinin iddianamede yer verilen ilgilikısımları şöyledir:
"Ben üniversiteyi İzmir'de okudum. Fetullah Gülencemaati mensubu olarak bilahare 1984 yılında tanıdığım A.K. ve İ.K. iletanıştım. İ.K. benim HSYK 1. Dairesi Başkanı olduğum dönemde Yargıtay üyeliğineseçtiğimiz şahıslardan biridir. İ.K.nın hal ve hareketlerinden ben FetullahGülen cemaat mensubu olduğunu anlamıştım. Bizi ısrarla Fetullah Gülen cemaatimensuplarının kaldığı eve yönlendirmek istiyordu. Bu kapsamda A.K. beniarkadaşım İ.M.E. ile birlikte cemaat evlerinden birine götürdü. Bu evKarşıyaka'da lüks bir evdi. Evdeki sızıntı dergisi beni rahatsız etmişti.Sızıntı dergisinin Fetullah Gülen cemaatinin yayını olduğunu biliyordum.
... A.K. ve İ.K. bizi Fetullah Gülen cemaat mensuplarınınkaldığı evlere yönlendirmek istiyordu. A.E. ile Ankara'da aynı lojmandakomşuluk yapmamdan dolayı kendisi ile yakın oldum. Bu dönemde A.E.nin FetullahGülen cemaatine yakın olduğunu anladım.
... Fetullah Gülen cemaat mensupları olduğunu bildiğimİ.K., A.K., T.E., M.B.E. bu evlere beni davet ederlerdi. Evlere gittiğimizdenormal yemek yer ve namaz kılındıktan sonra sohbete geçerdik. Bu sohbetlerdeİ.K. Risalei Nurları okurdu. Ancak ben bunları fazla anlamazdım. Ben bu evleredört yıllık öğrencilik hayatım boyunca toplam on defa gitmişimdir.
(Fetullah Gülen cemaat mensuplarının İzmir'in ilçesiTorbalı'da organize ettiği, bu cemaate ait yurtlardaki yaz kamplarınakatıldınız mı? Sizi kim davet etti? yönündeki soruya) ... [karşılık olarak]
Torbalı'daki bahçeye gittiğimi hatırlıyorum. Bu bahçeyebizi maddi durumu iyi olan okul arkadaşım olan ve Fetullah Gülen cemaati ileyakın olduğunu bildiğim R.D. götürdü.
2010 yılı HSYK seçimlerinde Fetullah Gülen cemaati olaraklisteye aldığımız kişiler H.S. ile T.G. İdari Yargıdan da A.B.dir. Listedenetice itibariyle Adli Yargıdan ben, H.S, N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., H.K., C.A.,A.Ö., İ.A. ve H.T. yer aldı. İdari Yargıda ise A.B, R.Y., B.E, H.K., İ.T. yeraldı.
...
... Ekim 2010 tarihinde HSYK seçimleri yapıldıktan sonraYargıtay ve Danıştay'da boş olan üyelerin seçimi Kasım 2010 tarihinde gündemegeldi. Aralık sonunda seçimi yapalım dedik, bu seçim çalışmaları sırasındaseçilen H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.B. ve R.Y.nin Fetullah Gülen cemaatmensubu olduklarını anladım. Çünkü birlikte hareket etmeye başladılar ...B.Ç.nin de Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu anladım. Bu da diğerFetullah Gülen cemaati mensupları ile birlikte hareket etmeye başladı ...
Ben cemaat kültürü olarak hatta özellikle Fetullah Gülencemaat mensubu olan bir kişinin cemaatten gelen istekleri kayıtsız olarakyerine getirmesini anlarım. Bu kişinin bu durumdan cemaatçi olduğunudeğerlendiririm. Bu kişiler kendi iradesini kullanamaz. Fetullah Gülen cemaatimensubu olan H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.K., R.Y. ve B.Ç.nin kendiiradeleri ile değil Fetullah Gülen cemaat kültürü ile cemaatten gelen istekler,talimatlar doğrultusunda hareket ettiklerini biliyorum.
... HSYK'nın yeni oluşumunda Aralık 2010 tarihinde boşolan Yargıtay üyelerinin seçimi gündeme gelmişti .... talebin kimden geldiğinihatırlamamakla birlikte bir akşam M.K. bey bizi evine çağırdı. Genel SekreterM.K.nin evine B.E., A.H. ile birlikte gittik. Biz bu eve yemekten sonra Yargıtayüyelerinin seçimi ile ilgili ön çalışma yapmak amacıyla gittiğimizi biliyordum.Eve gittiğimizde evde T.G., A.B., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K. ilebirlikte genel sekreter yardımcılarımız M.B., E.D., Yargıtay Savcısı A.B.Yargıtay Tetkik Hakimleri Ö.A. ile N.D.nin de olduğunu gördüm.
... Belirlenen isimleri sayınca rakam 80 civarında çıktı.Bu sırada A.B. ile birlikte N.D. ve M.K. salonun dışına çıkıp bir kaç dakikasonra geri geldiler. A.B. orada bulunan kişilere hitaben 'bu konu hoca efendiylekonuşulmuş ve 140 denmiş, benim açımdan konu kapanmıştır, bu listede en az 140kişi olacak' diye söz sarfetti.
İki kez daha yukarıda isimlerini belirttiğim üyeler ileHâkimevinde ve B.Ç.nin evinde toplandık. B.Ç.nin evinde toplantıya FetullahGülen cemaat mensupları olan kurul üyeleri T.G., N.Ö., H.S.,, A.K., A.B., R.Y.,B.Ç., A.H., ile birlikte ben ve B.E. de vardı. HSYK Genel Sekreteri M.K. GenelSekreter Yardımcıları M.B., E.D. ile Yargıtay'dan gelen A.B., Ö.A., M.Ö. veN.D. de vardı. Bu evde toplanmamızın amacı Yargıtay'a seçilecek Fetullah Gülencemaat mensuplarının isimlerinin belirlenmesiydi. Buradaki toplantıda 140konusunda diretmediler, ancak en az 120 kişi olmasını istiyorlardı. Daha öncebelirledikleri 80'e yakın isim dışında bazı isimleri de dile getirmeyebaşladılar ... bu kişilerde ısrar ettiler ve isimlerin listeye yazılmasınıistediler.
... Kurul üyesi olduktan sonra yukarıda da belirttiğimgibi Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi için M.K. ve B.Ç.nin evindetoplantı yapmıştık. Bu toplantılar diğer hususlar için de yapılmaya başlandı.Bir araya gelmelerimiz bilahare Fetullah Gülen cemaat toplantılarına dönüştü.Ben bu toplantılara 7 Şubat 2012 tarihine kadar gittim.
Bu toplantılara H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.B., R.Y.,B.Ç., B.E., A.H., ve ben ile genel sekreterlik kadrosunda bulunan M.K., M.B.,ve E.D. katılıyordu. Bu toplantılara kurul üyesi olan İ.A., R.A., A.A. ve A.G.katılmazlardı. Bu toplantılara bu kişiler çağrılmazdı.
Toplantılar belirli periyodlar içinde yapılmazdı. Müsaitolup olmadığımız sorulur, müsaitsek belirlenen yere giderdim. Bu şekildetoplantının olduğunu M.B. ile E.D. bana bildirirdi ... Fetullah Gülen'e aitmakaleler okunur, bu okumalarda bazı toplantılar esnasında olurdu ...okumalarını genellikle ev sahibi ya da M.B. yapardı. Fetullah Gülen makaleleriokunduğu gibi Fetullah Gülen'i öven konuşmalar da yapılırdı.
Bu toplantılara belirttiğimiz isimler dışında ...Fetullah Gülen cemaat mensupları ... görüşme yaptıktan sonra cemaatsohbetlerimize devam ederdik. Bu kişiler görüşme yaptıktan sonra evdenayrılmazlardı. Çünkü bu kişiler de Fetullah Gülen cemaat mensuplarıydı. Bukişilerden İ.H.Ş., A.T., M.Ö.yü ... balyoz ve ergenekon ile ilgili hukukitartışma sürünce bu kişilerden bilgi almak için çağırdık.
Ergenekon ile ilgili başlangıçta reddedilen bu şikayetler... soruşturma izninin verilmesi yönünde oy kullandım. Bu tür dosyaların tümünebu şekilde oy kullandım, muhalefet yazdım.
... "
27. İddianamede suçlamaya dayanak olarak bir kısım tanıkbeyanlarına da yer verilmiştir. Bu bağlamda tanıkların bir kısmınınanlatımlarında başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısının bulunduğuna işaret edenaçıklamalar mevcut iken bir kısım tanık ifadelerinde ise bu yönde doğrudan birdeğerlendirme bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesince mevcut bireysel başvurubağlamında kuvvetli suç belirtisinin olup olmadığı hususunda yapılacakdeğerlendirmeye esas alınabilecek tanık beyanları özetle şöyledir:
i. Ö.K.nın ifadelerinin ilgili kısmı şöyledir:
- İlk ifadesi:
"İbrahim Okur, A.H. ve B.E. Fetullah Gülen cemaatimensuplarının yargı içerisinde önlerini açmışlardır. Bu açmaları sonucunda daFetullah Gülen cemaati İbrahim Okur, A.H. ve B.E.nin önlerini açıp, bukişilerin bürokrasi içerisinde yükselmelerini sağlamışlardır. Her üç kişicemaat önünde mesafe koyar gibi davranmışlar ise de aslında bu davranışlarınıncemaate yaptıkları naz olarak nitelendirmiştim ... İbrahim Okur sohbetlerde,Fetullah Gülen cemaatine yakın olduğunu gizlemezdi ... İbrahim Okur'un ensamimi olduğu kişi M.B.dir. E.D. ve İ.B.nin Fetullah Gülen cemaat mensubuolduğunu İbrahim Okur iyi bilmektedir. Birinci dairenin kararname taslakları 4yıl boyunca Birinci Daire dışındaki üyelere ve hatta Başkan Vekiline dahiverilmiyordu. Bu ketumiyetin muhafızı Birinci Dairedeki sekreteryadır ...Fotoğrafa bakıldığında bir tarafta Müsteşar dahil üç kişi (İ.A., Z.N.H.,Müsteşar Bey) cemaat etkisinde olmayan kişiler, diğer tarafta cemaat etkisindeolduğu söylenen ve bilinen 3 kişi (A.B., B.Ç., T.G.) ve ortada İbrahim Okur.İbrahim Okur hangi tarafa teveccüh ederse o tarafın istekleri gerçekleşebilirkonumdadır."
- 2/3/2018 tarihli ifadesi:
"HSYK üyesi seçildim ... M.B., M.K. ve A.T.nin.M.Ö., A.B., E.D. ve HSYK üyeleri ... A.B. ve T.G. olduğunu İbrahim Okur ve B.E.ile birlikte bu meselenin kotarıldığını tahmin ettim. Çünkü daha sonrakitoplantılarda bu kişilerin cemaat yapılanması içerisinde sözlerine itibaredilen saygı gören kotarıcı rolünde olduklarını anladım.
2010 yılında seçildikten sonra Ankara'ya geldiğimdeA.H.nin evine M.B. tarafından çağrıldım. Burada İbrahim Okur'u gördüm ... bazıhesaplar yapılmış, görev yerleri belirlenmiş bu belirlemenin içerisinde İbrahimOkur, A.H. ve B.E.nin olduğu da anlaşılmaktaydı. Çünkü cemaatin önde gelenleribu 3 isim üzerinden kararlarını lanse ediyorlardı. Onlarla bu işlerikotarıyorlardı. Bu B.E., A.H., ve İbrahim Okur bu meselenin içinde görüncebunun bir legal görünümünde kanaati gelişti bende. Fakat devlet işlerinin yargıişlerinin bu şekilde evlerde konuşulması da ... bir rahatsızlık yaratmıştır ve... bir müddet ev oturmalarına sohbetlerine katıldım ... Bu evlerdekitoplantılara hepsi bir arada olmamak şartı ile ilk yıl B.E., İbrahim Okur'un,A.H.nin, A.B.nin, T.G.nin, N.Ö.nün, A.K.nın, H.S.nin, M.B.nin ve bazen E.D.ninnadiren 1 veya 2 kez A.B.nin, N.D.nin, A.T.nin (2 ya da 3 kez), Ö.A.nın (birkez Yargıtay üye seçimleri için M.K.nin evindeki kahvaltıda olduğunu sonradan hatırladım)...
... Atamalarla ilgili ... Yargıdaki tepe noktasında İ.Ş.,A.T., H.S., M.Ö., M.B.,, M.K., A.B.,, N.D., gibi isimlerin önce meselelerikendi aralarında kotardığını seziyordum daha sonra M.B. aracılığı ile bumeseleleri İbrahim Okur, B.E.ve A.H. ve ordan da HSYK üyelerine aktarıldığınıanlıyordum ... Ben 2010 yılında geldiğimde A.H., B.E., ve İbrahim Okurevlerdeki sohbet toplantılarını yapar durumdaydılar. Ben sonradan dahil oldum... İbrahim Okur['un] 2012'nin 7Şubatından sonra bu tip oturmalara katılmadığını M.B. söyler idi.
... HSYK üyeleri şu cemaatçidir şu değildir şeklindekonuşmaz. Her şeyi gizli yapma usulleri vardır. Bu isimleri öncelikle müsteşaraİbrahim Okur'a, B.E.ye, A.H. tarafından aktarılır ... alınan müfettişlerincemaat mensubiyetinin olduğunu İbrahim Okur ve A.H. ile B.E.nin biliyorolmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bilmeden almaları mümkün değildir.
...
Yargıtay'a üye seçimlerinde ... A.B., T.G., İbrahim Okur,B.E., N.Ö., A.K. H.S.,R.Y., M.K.,, M.Ö.,, E.D., M.B., A.B., B.Ç., A.T. evdeydi... Ama İbrahim Okur bu isimlerin hemen hemen hepsini tanıyordu. Yaklaşık 160isim kotarıldığında cemaat yanlısı grubun itirazları gelmeye başladı. Kendisayılarının 85-90 gibi kaldığını ve 140 kişi istediklerini ifade etmeyebaşladılar ... N.Ö. cemaatten daha fazla kişinin seçilmesi gerekir şeklindekibir tepki ile sinirlenerek ve kapıyı çarparak çıktı. Ne konuştuğunuhatırlamıyorum. Oradaki görüşme bu şekilde sonuçlandı .... Yargıtayın içinibilen kişiler olarak A.K., A.S.E. ve Z.N.H. gibi Yargıtay'dan seçilen HSYKüyelerinin bu toplantıya çağrılmamasının amacının kendilerine engel olunmasınıistemedikleri içindir. Bu kişiler toplantılara çağrılsaydı kendi istekleriniyerine getiremeyebilirlerdi. Bunun bir cemaat yöntemi olduğunu düşünüyorum.
...
... İbrahim Okur, A.H., B.E. HSYK'da en etkin üç şahıstı.Etkinlik sırasında İbrahim Okur önde gelir, B.E. ikinci gelir, üçüncü sıradaA.H.dir. ... Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçiminde bu üçlü etkili olmuştur.
...
17 Aralık sonrası İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılanAdli Kolluk Yönetmeliğinin ... İbrahim Okur'un ... bir tetkik hakimi ile 3-4günbu yazı üzerinde çalıştığını biliyorum. Çünkü bu yazıyı okuyup gerigönderdiğini gördüm. Bunu A.H.ye bir basın açıklaması olarak yaptıracaktı.Fakat sayın Bakan A.H.nin basın açıklaması yapma yetkisini almıştı ... HSYK'nınseçimle gelmiş olması itibari ile hukuki görüşümüzü açık etmemiz gerektiğineilişkin İbrahim Okur'un yazıyı takdim ettiğini hatırlıyorum ... İbrahim Okur'uninsiyatifi ile yazıldığını düşünüyorum.
N.D. ile A.B. arasındaki İbrahim Okur'a ilişkin anılarınıyazdığını, bunları yayınlaması durumunda daha önce cemaat mensuplarınıuygulanan müeyyidelerle cezalandırılabileceği, korkutulabileceği yönündeki görüşmeiçeriği okunarak soruldu.
İbrahim Okur'un aslında cemaatin gücünü arkasına alarakdiğer kesimlerle de ilişkisini idame ettirerek kendi cazibesinin sürekliliğinisağlamaya çalıştığını düşünüyorum."
ii. A.H.nin ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Bakanlık tetkik hakimi arkadaşlarla samimiyetimizilerledikçe İbrahim Okur, B.E., H.Y. [ile]... yakınlaştık. Ailecek gidip gelmeye başladık. Bu birliktelik aile oturumlarışeklindeydi. A.D. Personel Genel Müdürü olunca beni disiplin bürosundagörevlendirdi ... O da bana bu büroda görevlendirilecek iki hakim bul ... dedi.Bu durumu arkadaşlara bildirdim. İbrahim Okur veya H.Y. bana M.K.Ö. ile E.D.ninismini verdi ... bu iki hâkim bizim genel müdürlüğe görevlendirildi.
M.K.Ö. ile E.D. bakanlığa gelince kendileriyle konuşmaimkanı başladı. Ben bu konuşmalardan her ikisinin de Fetullah Gülen cemaatimensubu olduğunu anladım. M.K.Ö. ile E.D. beni ve diğer arkadaşlarımız olanİbrahim Okur, B.E., H.Y.yi sohbet toplantılarına davet etmeye başladılar. Bizebir araya gelelim, sohbet edelim dediler. O dönem hepimiz tetkik hakimiydik.Çok düzenli olmamakla birlikte 15 günde bir veya ayda bir birbirimizin evindesohbet toplantılarına başladık.
Bu sohbetler daha önce yapılan Fetullah Gülen cemaatmensuplarının bir araya geldiği sohbet toplantıları şeklinde olmaktaydı.Sohbetlerde Risalei Nur okunuyor, Fetullah Gülen'in kitapları okunuyor veFetullah Gülen anlatılıyordu. Bu sohbetleri yapan ise genellikle M.K.Ö. ileE.D. [idi]. Ben bu arkadaşlar ile ilkbu şekilde sohbet toplantılarına katıldım. Benimle birlikte tetkik hakimliğiyapan İbrahim Okur, B.E., H.Y.nin bu sohbetlerden başka daha önce benimkatılmadığım Fetullah Gülen mensuplarının yapmış olduğu sohbetlere katılıpkatılmadıkları, hangi gruplara katıldıklarını bilemiyorum.
...
Ben 2008 yılında müsteşar yardımcılığından Danıştayüyeliğine atanınca bu gruptaki sohbetlerime son verdim ... İbrahim Okur MİTMüsteşarlığının İstanbul savcısı tarafından ifadeye çağırıldığı tarihe kadarkurul üyeleri içinde bulunan Fetullah Gülen cemaat mensupları ile birliktebenim gibi sohbet toplantılarına katıldı.
... 2010 HSYK seçimleri gündeme gelince ... A.K.nın odönem çevresinde bulunan İbrahim Okur, H.Y.,Ç.Ş. G.T.T. ve B.E. ile bu adaylarıbelirlediğini tahmin ediyorum ...
... Ben bu adaylar arasında T.G., A.B., A.K., ... N.Ö.Fetullah Gülen cemaatinin adayı diye listeye girdiğini biliyorum. İbrahimOkur'un A.K.nın talimatıyla listeye girdiğini biliyorum. Bu adaylar adli yargıadaylarıydı ... [idari yargıda]Fetullah Gülen cemaati adayı olarak daA.B., R.Y.nin girdiğini biliyorum.
O dönem seçim çalışmaları için ben Karadeniz bölgesinegittim. Bu bölgeye de ben, İbrahim Okur, M.K.Ö. ve M.K. ile yaptım. Gezilersırasında hep İbrahim Okur konuştu. İbrahim Okur konuşmalarında o dönembakanlık listesi olarak belirtilen 11 adayın tümüne oy verilmesini, adaylararasında ayrım yapılmamasını hakim ve savcı arkadaşlardan istedi. Seçimolduktan sonra o akşam Hakimevinde bir araya geldik. İdari yargıda yedek kalanH.K. bize dönerek, bazı şahıslar burada oyun oynamış, o nedenle yedek kaldık,dedi. Bu konuşmadan sonra Fetullah Gülen cemaati mensupları olduğunu açıkçabildiğim seçilen arkadaşlar bu durumu kabullenmedi. Ancak sonuca bakınca ben decemaatin bir oyun oynadığını anladım ...
... 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulubelirlendikten sonra ... M.K. bizi kendi evine yemeğe çağırdı. Bu yemektebelirlenecek Yargıtay ve Danıştay üyelerinin isimlerinin de çalışmasınınyapılacağını biliyorduk. Bu amaçla ben, İbrahim Okur, T.G., N.Ö., Ö.K., H.S.,A.K., A.B., R.Y., B.Ç., B.E.M.K.nin evine gittik. Eve gittiğimizde biz kurulüyeleri dışında o dönem tetkik hakimi olduklarını bildiğim Fetullah Gülencemaati mensupları olduklarını da bildiğim S.Ö., Ö.A., A.B., N.D., ile genelsekreter yardımcıları M.B. ve E.D.nin de olduğunu gördük ... toplantıda bulunanFetullah Gülen cemaatine mensup kurul üyesi A.B. ile birlikte S.Ö., Ö.A., M.K.evin holüne doğru gittiler, yaklaşık 3-4 dakika sonra geri geldiler. A.B. bizedönerek 'hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140'tan aşağı razı olmamasıgerektiğini' belirten söz sarfetti ... N.Ö. kapıyı çarparak evi terketti.Belirlenen hâkim ve savcılar listesi İbrahim Okur'da kaldı.
Bu toplantıda anlaşma sağlanamayınca biz Yargıtay tetkikhakimleri hariç aynı ekip ile yaklaşık iki ay bu isimleri belirlemek için biraraya geldik. Bu toplantılara Fetullah Gülen cemaati mensubu olmayan İ.A.,A.G., R.A., A.A., A.K., Z.Ö., A.S.E., Z.K., Z.N.H.yi çağırmadık.
... Kurul üyesi olduktan sonra Yargıtay ve Danıştay üyeliğiseçimine kadar cemaat toplantıları olmadı. Bu üyeliklerin seçiminden sonragenel sekreter M.K.nın yerine gelen M.B. cemaat toplantılarını ve sohbetlerinidüzenlemeye başladı. M.B.nin çağırısı üzerine biz sohbet yapılacak bir kurulüyesi arkadaşın evine gidiyorduk. Bu sohbetlere İbrahim Okur, T.G., N.Ö., Ö.K.,H.S., A.K., B.E., B.Ç., A.B., R.Y. ile HSYK genel sekreteri M.B. ile HSYK genelsekreter yardımcısı E.D. katılıyordu ... Fetullah Gülen cemaati sohbetleriolduğunu hepimiz bilirdik.
... İbrahim Okur ilk genel sekreter olan M.K.yıistemiştir. Onun bu isteği diğer arkadaşlar tarafından uygun görülmüş ve oylamasonucu M.K. genel kurulca genel sekreter seçilmiştir. Bunun dışında E.D.yi deİbrahim Okur istemiştir. M.B.yi ben teklif ettim.
...
... Aralık 2013 tarihinde Adli Kolluk Yönetmeliği ileilgili HSYK genel kurul kararının hazırlanmasını ... İbrahim Okur beni mesaiyebaşlar başlamaz odasına davet etti. Odaya gittiğimde bir metin üzerinde E.D. veM.B. ile birlikte çalışıyorlardı. İbrahim Okur bana bu metnin hazırlanmasıtalimatını verdiğini ve arkadaşların hazırlayıp getirdiğini belirterek metnibana uzattı. Metni incelediğimde 26/12/2013 tarihli Adli Kolluk Yönetmeliği ileilgili eleştiriler yer almaktaydı. Bu metni ben ve İbrahim Okur Bakan ... beyegötürdük. Biz kendisine hazırlanan metni kamuoyuna açıklamasını istedik.Kendisi bu metni okudu ve bu metni açıklayamayacağını, benim için de sen deaçıklama dedi. Söz alan İbrahim Okur da 'sayın bakanım, hakim ve savcılararasında yoğun bir rahatsızlık var, telefonlarımız susmuyor, siz bu metniaçıklamazsanız biz genel kurul kararı şeklinde yayınlayacağız' dedi. Daha sonrabiz makamdan ayrıldık. Ben kurul başkan vekili olarak bu metni HSYK genelkurulunun gündemine aldım. Gündemde tartışıldı ve genel kurul kararı olarak oyçokluğu ile yayımlanmasına karar verildi. Bu karara H.K., R.A., B.E., A.K., veİ.A. muhalefet kaldı ...
... bu metin hazırlandıktan sonra İbrahim Okur bey beniodasına davet etti, odasında da M.B. ve E.D. vardı. Bana bu metnin hazırlanmasıtalimatını kendisinin verdiğini söyledi. Kendisine bu talimatı kim verdibilemiyorum. Kendisini kim etkiledi, kim tavsiye etti ve kim ikna ettibilemiyorum. Ancak burada bir hususu belirtip açıklamada bulunmak istiyorum ...H.K., İ.O., R.A., İ.A. vardı. Ben kararı alınca genel sekreter yardımcılarındanbirini çağırdım ve kararı HSYK'nın internet sitesinde yayımlanmasını istedim.Bu karar internette yayımlandığı esnada İstanbul savcısı olan cemaat mensubuolduğunu bildiğim 17/25 Aralık 2013 tarihli soruşturmalardan birinden sorumluM.A.nın adliye önünde dosyanın elinden alındığını belirterek basın mensuplarınabildiri dağıttığını gördüm. Bu savcının basın bildirisinden sonra bizimkararımız da medyada haber olunca ben bu olayın tesadüf olmadığını düşündüm.Burada beni birilerinin oyuna getirdiğini, getiren kişilerin de Fetullah Gülencemaati mensupları olduğunu anladım ... İbrahim Okur ile M.B. ve E.D.nin metinüzerinde çalıştıklarını gördüm.
...
... HSYK içerisinde Fetullah Gülen cemaat mensubuhakimlerin çalışmasını sağlamak, Fetullah Gülen cemaati mensubu müfettişlerinçalışmasını sağlamak, onların etkili olmasını bu suretle sağlamaktan ben desorumluyum, bunu kabul ediyorum. Ancak atamalar ile ilgili İbrahim Okur benbaşkan vekili olduğum halde beni bu işlere karıştırmıyordu, karıştırmak taistemiyordu. İbrahim Okur da Fetullah Gülen cemaati mensubuydu. 2012 yılınakadar İbrahim Okur da Fetullah Gülen cemaat sohbetlerine gelirdi. Konuşmalardacemaat mensubu olmadığını dile getiriyordu. Ancak cemaatin taleplerinireddedemiyordu. Tayin ve yetkilendirmelerde de cemaatin hareket tarzı ilehareket ediyordu. Bu şekilde davranmasına da E.D. ile İ.B.nin kendisinde etkiyarattığını biliyordum. İbrahim Okur, E.D. ve İ.B.nin Fetullah Gülen cemaatimensubu olduklarını biliyordu. Onların önerdikleri kişilerin bu cemaat mensubuolduğunu da biliyor ve tahmin edebiliyordu ..."
iii. M.K.Ö.nün ifadelerinin ilgili kısımları şöyledir:
- İlk ifadesi:
"Kasım-Aralık 2001 tarihinde ... Personel GenelMüdürlüğü Tetkik Hakimliğinde görevlendirildim. A.H. beni Ankara'ya çağırdı.Seni Ankara'ya Bakanlığa alacağız dedi. Hatta Personel Genel Müdürlüğünealacağız dedi ... Bu çağırmadan sonra ben de Ankara'ya gelmek istediğim içindilekçe verdim. Ben A.H.nin ismini hemşehrim olması nedeni ile duyardım.Kendisi ile o dönem için irtibatım yoktu. Sonra duydum ki, İbrahim Okur benimismimi A.H.ye bildirmiş. O da benim için A. bey ile görüşmüş.
Ben bakanlığa ilk geldiğimde benim gibi tetkik hakimiolan B.E., İbrahim Okur., A.H., E.D., H.Y.yi ... tanıdım. Bizim sohbet grubumuzise, B.E., İbrahim Okur, A.H., E.D. ve H.Y.den oluşmaktaydı. Diğerlerinin deFetullah Gülen cemaati ile ilgilerinin olmadığını biliyorum.
Fetullah Gülen cemaat mensupları bakanlıkta kendiaralarında sohbet grupları oluşturmuştu. Bulunduğum Personel Genel MüdürlüğündeTetkik Hakimliği dönemimde kendi aramızda sohbet grubu vardı. Bu arkadaşlardanbazıları daha sonra daire başkanı olmuştu. İlk daire başkanı olan İbrahimOkur'dur. İbrahim Okur daire başkanı olduktan sonra da bir süre bizimsohbetlerimize katılmaya devam etti.
2005 yılından sonra gelen tetkik hakimlerinin çoğunluğuFetullah Gülen cemaati mensubu kişilerdir. Bu kişilerin getirilmesinde en çokİbrahim Okur, A.H., B.E.nin etkisi olmuştur. Kimlerin geleceğine bu kişilerkarar veriyordu. Daha doğrusu bu kişiler refere ederdi, üst makam da uygungörürdü.
2010 yılı HSYK seçimlerinde bakanlık listesi olarak birlistenin çıktığı doğrudur. Bu seçimler esnasında sohbet toplantılarında banalistede olan şu adaya oy verin, şu adaya oy vermeyin diye bir şey söylenmedi.Ancak taşrada görev yapan cemaat mensuplarının İbrahim Okur, T.G., N.Ö., H.S.,A.K., Ö.K., İ.A.nın asil üye, diğer kişiler olan C.A., H.K., H.T. ve A.Ö.nünyedek kalması için hareket tarzı belirlediklerini daha sonra öğrendim.
Asil olarak seçilen T.G., İbrahim Okur, N.Ö., H.S., Ö.K.,A.K., ve İ.A. cemaatin desteklediği adaylardır. Bu kişilerden İbrahim Okur ve A.K.yıdaha önceden tanırım. İbrahim Okur'un durumunu daha önce anlattım. Tetkikhâkimi olduğumuz dönemlerde benim bulunduğum Fetullah Gülen cemaatimensuplarının yapmış olduğu sohbet toplantılarına katılırdı.
Ekim 2012 tarihine ... Bakan bey de benim cemaat mensubuolduğumu tahmin ettiğinden benimle arasına mesafe koymaya başladı. Bu durumuben İbrahim Okur ve A.H.ye anlattım. O dönemde Yargıtay üyeliği seçimi oluncabeni İbrahim Okur ve A.H.nin gayreti ile Yargıtay üyeliğine seçtiler.
İbrahim Okur 2001 yılında Tetkik Hakimliğine geldiğimzaman Fetullah Gülen mensuplarının bir araya geldiği sohbet gruplarınagelmişti. Daire başkanı olduktan sonra bizim gruptaydı. Daha sonra bürokratolarak yükselince bizim sohbet grubumuzdan ayrıldı. Daha sonraki sohbet grubunubilmiyorum. Bizim zamanımızda da rutin olarak gelmezdi. Genel müdür olduğumzaman o da HSYK üyesiydi, bu dönemde de biriki defa bizim sohbet grubuna geldi..."
- 16/3/2018 tarihli ifadesi:
"Personel Genel Müdürlüğüne Tetkik Hakimi olarakgeldikten sonra A.H.ye sorduğumda kendisine benim ismimi verenin İbrahim Okurolduğunu söyledi.
Bakanlığa gelişimde de beni tanımayan birisi benim ismimivermişse cemaatin aracılığıyla geldiğim anlaşılıyor. İlk geldiğimde H.Y.nincemaatçi olduğunu anlamıştım. Bana 'bizi toplayın' diye söyledi. Ben de bunubana verilmiş bir görev gibi düşünerek E.D.ye söyledim. Toplantının usulünü E.söyledi. On beş günde bir veya ayda bir bir araya gelinir, kaset izlenir, kitapokunur diye söyledi. Her birimizin evinde toplanacağımızı söyledi. İbrahimOkur'a, B.E.ye, A.H.ye toplantıyı H.Y. haber verdi veya çağırdı diyehatırlıyorum ... Cemaat mensubu olduğunu anladığım E.D.nin ortaokuldan beri,A.H.nin seksenli yıllardan beri, H.Y.nin yine .. seksen beşli yıllardan bericemaatin içinde olması ve tanıması karşısında ... Aslında ben hazır bir yapınıniçine girdim. Beni bakanlığa getiren güç de bu yapıdır. Beni bakanlığa getirenbu seviyedeki insanların cemaat abiliğini benim yapmam olmaz ...
İbrahim Okur'un ise geçmişte cemaatle ne kadar birbağlantısı olduğu noktasında şunu söyleyebilirim. Fakülte yıllarında diyaloğuolmuş ama ne kadar ileriye gitmiş bilmiyorum. Tam hatırlamamakla birlikte G.D.öğrencilik döneminde toplantılara çağrıldığını söylemişti. Ç.Ş.nin okuldanarkadaşı olduğunu, A.T.yi ise Yargıtay tetkik hâkimliğinden beri tanıdığınıbiliyorum. Bakanlığa geldikten ve toplantılara başladıktan sonra İbrahim beytoplantılara katıldı. O dönemdeki toplantıların içeriği maneviyat içerikliydi.Fetullah Gülen'in kitapları okunur, videosu izlenirdi. Tek tek katılanlarınevinde toplanırdık.
İbrahim Okur, H.Y., B.E., A.H. cemaat içinde saygıduyulan kişilerdi. Kendi içlerinde de H. Bey cemaatte etkin birisiydi. A.H.cemaati bilirdi cemaatte samimi olarak görülürdü. İbrahim Okur cemaatte akıllıbiri olarak, B.E. coşkulu biri olarak bilinirdi. İşin siyasetini H.Y.yürütürdü. H.Y. onların tarzını bildiği için davranışlarını onların tarzlarınagöre ayarlar ve sonuç alırdı. Ancak yeri geldiğinde H.Y.nin beni ve E.D.yiazarladığı da fırçaladığı da olmuştur. Biz bu tavrın nedeninin cemaattekietkinliği nedeniyle olduğunu bilirdik.
İbrahim Okur 2002 yılı başlarında daire başkanı oldu.Diğerleri de 2004 yılında makam sahibi oldular. O tarihe kadar bu dediğimkişilerle biraraya geliyorduk. B.E. de İbrahim Okur da orada para veriyorlardı.Toplantılar akşam evlerde oluyordu. Toplantı olduğunda aileler evde olmazdı.
Bakanlıkta ... kadrolara atanmada H.Y., B.E., İbrahimOkur ve A.H.nin etkili olduğu herkesçe bilinirdi. Bir kişi bir makamagetirileceğinde Personel Genel Müdürlüğü bunların atamasını yaptığı içinhaberdar olmamaları da mümkün değildi ve üst makamlara da o kişinin yeterliolup olmadığı, neci olduğu noktasında bilgi verdikleri kanaatindeyim.Bakanlıkta o kadar kişinin makam sahibi olmasında etkileri olduğu kesindir.
... Dolayısıyla İbrahim Okur ve E.D.nin hâkim vesavcıların atamalarında, yetkilendirilmelerinde mutlak suretle bir etkilerivardı. B.E. ise hâkim atamalarına genel müdür yardımcısıyken baktı ve özellikleidari yargı atamalarının hemen hepsinde tek söz sahibiydi. HSYK'ya hazırlanankararname yetkilendirme taslaklarının sunumunu onlar yapıyordu. Bu dönemdeİbrahim Okur da Personel Genel Müdürüydü. İbrahim Okur personelde tetkikhakimiyken 2002'de Daire Başkanı oldu ve dediğim bürolara da amir olarakbakmaya devam etti.
... İ.H.Ş. ... bana verdiği listedeki isimlerin, yapınınyargı kısmında bulunan hakim ve savcıların kendilerine ilettiğini söylemişti...
Bana bu şekilde onun getirdiği listeyi bakanlığa gelenreferanslarla karşılaştırıyorduk ... Bana gelen bu listeyi ben mülakata girengenel müdürlere ki bunlar İbrahim Okur veya B.E.ye iletiyordum. Cemaatçi olarakbelirtilen kişileri de kendilerine söylüyordum. Karar mekanizması kendileriydi...
...
İbrahim Okur birlikte olduğumuz zamanlar da bilebencemaatçi değilim diye söylüyordu ve sürekli olarak para verdiğini desöyleyemem. Ancak gördüğüm kadarıyla cemaatten gelen tümtalepleridekarşılıyordu.Ben2011HSYKseçimlerindensonra İbrahim Okur, B.E. veA.H.nin sohbetlere ... düzenli olmasa da katıldıklarını söylüyorlardı ... MİTMüsteşarının ifadeye çağrılmasından sonra İbrahim Okur ve B.E.nin bundanrahatsızlık duyarak tepki gösterdiklerini duydum. Ama bundan sonra İbrahimOkur'un cemaatten gelen bazı taleplere kendince mantık süzgecinden geçirerekuygun davrandığını söyleyebilirim."
28. İddianamede suçlamaya dayanak olarak bir kısım gizlitanık beyanlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda ifadelerin ilgili kısımlarışöyledir:
i. Gizli tanık Gündüz'ün ifadesi:
"O dönem hatırladığım kadarıyla HSYK'da 'kale' diyetabir edilen isimlerin A.H. ve İbrahim Okur olduğu sıkça yapı içinde konuşulanbir durumdu. Hatta yerelde yaşanan birçok sorun zikrettiğim isimler tarafındansorunu yaratan ilgili Hâkim ve Savcıyı direk arayarak ikaz edilir ve istenensonuç alınma cihetine gidildiğini biliyorum, ancak nasıl ve kim vasıtasıylaulaşıldığını bilmiyorum ..."
ii. Gizli tanık Yıldırım'ın ifadesi:
"2010 yılı HSYK seçimlerinde sivil imamlarıkullanarak organizasyon yaptılar. İdari yargıdan A.B., R.Y. ve B.E.ye oyverilmesini sağladılar ve diğer adayları yedek bıraktırdılar. Adli Yargıda iseN.Ö., A.K., H.S., İ.O., T.G., Ö.K., İ.A.'ya oy verilmesini istediler. Buşekilde H.K., C.A., H.T., A.Ö.yü yedek bıraktırdılar ..."
iii. Gizli tanık Bulut'un ifadesi:
"İbrahim Okur ... Paralel yapı içerisinde mevcutillerdeki aşılamayan sıkıntılar kendisine tebliğ edilir ve sorunların çözümmerkezi olarak bir numaralı adamdır."
iv. Gizli tanık Güneş'in ifadesi:
"... atamalar yapılırken ... her mahkemeye yeterikadar cemaatçi hakim yerleştirilirdi. Bunların hepsini İbrahim Okur ve A.H. iletakip ederdik."
29. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (Daire) 4/5/2018 tarihindeiddianameyi kabul etmiş ve E.2018/54 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşamasıbaşlamıştır.
30. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgularailişkin hukuki değerlendirme iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"... FETÖ/PDY terör örgütünün deşifre olmasınıengellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuzkalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlıbir şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylembirliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı birdisiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygunhareket ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimatverme noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terörörgütünün, hücre yapılanmasında, HSYK kurumu içerisinde özel göreve haizyönetici sıfatında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. "
31. Mahkeme 23/7/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmadabaşvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle hiçbir zamanFETÖ/PDY içinde yer almadığını, özellikle 2012 yılı ve sonrasında örgütünillegal boyutunun ortaya çıktığını, bunun üzerine kendisinin de bu durumu farkedip anılan yapılanmaya karşı durduğunu ve bu çerçevede kamu makamlarıtarafından FETÖ/PDY'ye karşı yürütülen mücadeleye destek verdiğini belirtereküzerine atılı terör örgütü yöneticisi olma veya terör örgütüne üye olmasuçlarının yasal unsurlarının oluşmadığını ileri sürmüştür.
32. Savcılık 24/10/2019 tarihli duruşmada esas hakkındakimütalaasını sunmuştur. Savcılık esas hakkındaki mütalaada başvurucunun FETÖ/PDYyöneticisi olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesini talepetmiştir. Mahkeme, duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamınakarar vermiştir.
33. Daire 4/12/2019 tarihinde yaptığı duruşmadabaşvurucunun FETÖ/PDY yöneticisi olma suçundan 10 yıl hapis cezası ilecezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına kararvermiştir.
34. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla temyiz mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunda derdesttir.
IV. İLGİLİHUKUK
35. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterensomut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veyasanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenenceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararıverilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni varsayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetlişüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
36. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenarbaşlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasınaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmaevresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veyare'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir veadlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilînedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustakibir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerekaçıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus karardabelirtilir."
37. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli veya sanığınsalıverilme istemleri" kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin heraşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamınaveya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itirazedilebilir."
38. 5271 sayılı Kanun'un "Usul" kenarbaşlıklı 105. maddesi şöyledir:
"103 ve 104 üncü maddeler uyarınca yapılan istemüzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşüalındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontroluygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.) 103 üncümaddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler hariçolmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu süre yedigün olarak uygulanır. Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı,şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir."
39. 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğunincelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesi şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevindebulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutuklulukhâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemiüzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önündebulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir.
(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkradaöngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.
(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığıntutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullargerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içindede re'sen karar verir."
40. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenarbaşlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen,
...
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekildegerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşullarıoluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan yada eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanındageri verilmeyen,
k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklamaişlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler"
41. 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayıinceleme yetkisi" kenar başlıklı 153. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veyabelgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecekise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bukarar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalardaverilebilir:
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan;
...
7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
...
(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içerentutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkilioldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmüuygulanmaz."
(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiğitarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleriinceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.
42. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun"Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yeralan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldanonbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beşyıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
43. 3713 sayılı Kanun'un "Terör tanımı"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma,yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilenCumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzenideğiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesinizaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yoketmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmakamacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlüsuç teşkil eden eylemlerdir."
44.3713 sayılı Kanun'un "Terör suçlusu"kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak içinmeydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusundadiğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemesedahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. Terör örgütüne mensupolmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."
45. 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçları"kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."
46. 3713 sayılı Kanun'un "Cezalarınartırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının birincicümlesi şöyledir:
"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerhakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî paracezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."
47. 11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler veSavcılar Kurulu Kanunu'nun "Üyelerin adlî suçlarıyla ilgili soruşturmave kovuşturma usulü" kenar başlıklı 38. maddesi şöyledir:
(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyleilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izniişlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturmamercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanunhükümleri uyarınca yapılır.
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbarve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarındanbirine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesiniyaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Başkan suç ihbarveya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar.Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya dasoruşturma açılmasına karar verilir. (Değişik üçüncü cümle:2/7/2018-KHK-703/208md.) Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafındansoruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir. (Mülga dördüncücümle:2/7/2018-KHK-703/208 md.)
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göreişlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkilerikullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlardailgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunankovuşturma mercilerine başvurur.
(5) (Değişik: 15/2/2014-6524/38 md.) Soruşturmayıyürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olupolmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor veeklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsaeksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediğitakdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturmayapılmasına izin verir.
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen izninkesinleşmesi üzerine dosya;
a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla AnayasaMahkemesine,
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine, kamudavası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(8) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/14 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7072/13 md.) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerekevrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzereAnayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesinegönderir.
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurulabildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikteYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (Ek cümleler:17/4/2017-KHK-690/5 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7077/4 md.) Başsavcılıktarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır.İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divansıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili cezadairesince yapılır.
(10) (Değişik: 15/2/2014-6524/38 md.) Kurulun seçimlegelen üyelerinin, Kurul üyesi olmadan önceki suç teşkil eden eylemlerindendolayı soruşturma yapılması ve kovuşturma izni verilmesi işlemleri, bulunduğuaşamadan itibaren bu madde hükümlerine göre yürütülür."
48. 4/12/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Kişiselve görevle ilgili suçlar" ile "Suçlarla ilgili inceleme,soruşturma ve kovuşturma" kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:
"(1) Yargıtay Birinci Başkanı, birincibaşkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veYargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişiselsuçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci BaşkanlıkKurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerininhazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
(2) Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veyaettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirirnitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesibaşkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemdenkaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
(3) Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayıikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
(4) Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorguhakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilksoruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanınkaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci BaşkanlıkKurulunun onaması ile tekemmül eder.
(5) Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksikbulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasınagerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde sonsoruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine,kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayıYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasınadair verilen kararlar kesindir
(6) (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.;Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/4 md.)Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halindegenel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenenfezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararıgerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ilekovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında,soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesininumara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçunson numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisiBirinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanınverdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesibaşkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza DairesiBaşkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturmaYargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.
(7) Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların,inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esasalınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii, Yargıtay BüyükGenel Kuruludur. "
49. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlkDerece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve YetkileriHakkında Kanun'un "Sulh ceza hâkimliği" kenar başlıklı 10.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklıkalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gereklikararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemekamacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur."
50. 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesiningörevi" kenar başlıklı 12. maddesinin birinci cümlesi şöyledir:
"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklıkalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158),hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap DördüncüKısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324,325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ileağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapiscezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır cezamahkemeleri görevlidir."
51. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli veE.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuzgörev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.
...
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözümekavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlarailişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nun 2. maddesinde tanımlanan 'soruşturma've 'kovuşturma'nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümleraynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özelsoruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümlerise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre anakural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarınınbelirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özelhükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirliilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerdeuygulanmaktadır.
...
Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyetsavcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar', 93. maddesinde 'kişiselsuçlar' ve 94. maddesinde 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühâlleri' olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür.
...
Suçun 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühâli' kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynıKanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre 'Ağır cezamahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genelhükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcılarıtarafından bizzat yürütülür ...'
...
Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanmakoşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramınında değerlendirilmesi gerekmektedir.
...
...Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarındaaçıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olmasuçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılmasıgibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ilekesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna görebelirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundanşüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve 2802sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göreyapılacağı anlaşılmaktadır.
...
...millet iradesine dayalı demokratik rejimi korumaamacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviylebağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgüsuç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsurda olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade veeylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığısıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgütüyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün TürkiyeCumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangibir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamakolarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özelyetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği, örgütsel amaçlarıngerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adınaçalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilendava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davasıaçıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesiningörevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.
..."
52. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli veE.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"Mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üyeolma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma tarihi ileyakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçugerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesihalinde tüm eylemlerin geçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleride nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu... [anlaşılmıştır.] "
53. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli veE.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:
"Örgüt Üyeliği:
TCK 220/2. maddede düzenlenmiştir.
...
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşikyapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazırolmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği,örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyiifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerinekatılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almayaaçık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemliunsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileriveya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğinibelirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilindeverilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyetduygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
...
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgütfaaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütünvarlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevisomut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olmasınedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
...
Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veyafiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma,örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibisebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadieden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...
...
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması,katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayıistemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse,bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıylakurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareketetmelidir ...
Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş birörgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacındaolması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemekamacında olduğunun bilincinde olması aranır.
...
Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları:
TCK'nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun, biryapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın 220. maddesindedüzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gereklikoşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü vebeşinci bölümlerinde yer alan suçları 'amaç suç' olarak işlemek üzere kurulmuşve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya dabu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması gerekir. Bu suçu, TCK'nın220.maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli ölçüt budur.
..."
54. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28/11/2017 tarihli veE.2017/2037, K.2017/5409 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Bir suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için,eylemin memuriyet görevinden doğması, memuriyet işleriyle ilgili olması, diğerbir anlatımla suçu oluşturan fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması vegörevin sağladığı imkanlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Bu hususDairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.2.2004 tarih ve2004/2-10 Esas, 2004/40 sayılı kararında; 'Görev sebebiyle işlenen suçkavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevdenyararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder.' şeklinde kabul edilmiştir.
Türk Ceza Kanununun 314. maddesinde düzenlenen suçlarınniteliği ve mahiyeti itibariyle, memuriyet görevinden doğan, görev ilebağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçlar kapsamında kabuledilmesinin mümkün olmadığı açıktır. O halde bu suçların kişisel suç kapsamındadeğerlendirilmesinde de zaruret vardır.
Dairemizce de benimsenen, öğretide ekseriyetle kabulgören yerleşik yargısal kararlara göre, örgütü yönetmek ya da örgüte üye olmaksuçları mütemadi (kesintisiz) suçlardandır. Yani fiilin icrası süreklilik arzeder. Bu suçlarda örgüt hiyerarşisine dahil olup faaliyetlere başlanmakla suçtamamlanmıştır. Ancak fiilin icrası devam ettiği müddetçe fiilin ifade ettiğihaksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir. Failin kendi isteğiyleya da irade dışı olarak örgütten ayrılması halinde suç bitmiş olacaktır.Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı taşımamaktadır.
Mütemadi suçların ceza ve muhakeme hukuku bakımındanönemli sonuçları mevcuttur. Ceza hukuku bakımından, suça teşebbüs fiilin bitmesinekadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak ise bitinceye kadargerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları varsa meşru savunmahükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri bakımından temadininbittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş küçüklüğü bitiştarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise, zamanaşımı, yetkilimahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre değerlendirilecektir. Ancaksuçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya dakovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliğitemadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sonaerecektir. Kesinti tarihi suç tarihidir. Fiili olarak terör örgütünden daha önceayrılmış olmamak ve faaliyetlere devam ediyor olmak koşuluyla, terör örgütüyöneticisi ya da üyesinin yakalanma tarihi, suç işlenmeye devam edildiğinden(CMK 2/1-j),5235 sayılı Kanun'un 12/1 maddesi de gözetildiğinde ağır cezalıksuçüstü hali olarak kabul edilmelidir.
'Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstühalinde, herhangi bir izin sistemi getirilmediği gibi, suçun türüne veyayapılan göreve ya da sahip olunan ünvana ilişkin herhangi bir ayırım dayapılmadığından hakim ve Cumhuriyet savcılarının soruşturulması genel hükümleregöre yapılacaktır.' (Ceza Genel Kurulu 19/2/2013 tarih ve 2011/5.MD-137 esas,2013/58 sayılı kararı)
..."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
55. Mahkemenin 27/2/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. KişiHürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. GözaltınaAlmanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
56. Başvurucu, suç işlediğine dair somut deliller ortayakonulmadan hâkimler için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir şekilde veözel soruşturma usulüne uyulmadan yakalanıp yetkili olmayan Savcılık tarafındangözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
57. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
b. Değerlendirme
58. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B.No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
59. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltısüresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğuiddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylaasıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (HikmetKopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; GünayDağ ve diğerleri, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
60. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı tedbirininhukuki olmadığına ilişkin iddia ile ilgili olarak anılan kararlarda varılansonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
61. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. TutuklamanınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
62. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan delillerolmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartmatehlikesi ve kaçma şüphesinin somut olayda mevcut olmadığını, adli kontrolünneden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, darbe teşebbüsüyle veya örgütle birilgisinin bulunmadığını, somut olayda kendisi yönünden suçüstü hâlininbulunmadığını ileri sürmüştür.
63. Başvurucu ayrıca görevli ve yetkili olmayan mahkemecegörevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
64. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkındaki suçlamalarınsomut delillere dayandığı ve darbe teşebbüsü sonrasındaki olağanüstü durumgözönünde bulundurulduğunda başvurucunun tutuklanmasının temelsiz ve keyfîolmayıp orantılı olduğu belirtilmiştir. Bakanlık, başvurucunun kuvvetli suçşüphesi ve bir tutuklama nedeni bulunmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakıldığışeklindeki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki beyanlarına benzer şekilde iddialarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
66. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
67. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinkullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstühallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veyatamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırıtedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukunauygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına,maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünceve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç vecezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadarkimse suçlu sayılamaz."
68. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncüfıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilendiğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
69. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamındaincelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
70. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen vetutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin yöneticisi/üyesi olduğuiddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gereklikılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir, §57).
71. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininhukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamındayapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınAnayasa'nın başta 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alangüvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlindeise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. KabulEdilebilirlik Yönünden
(1) Genelİlkeler
72. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, B. No:2016/25431, 28/11/2018, §§ 99-104.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
73.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınkanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
74. Darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturma kapsamındaİstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 20/7/2016 tarihinde, başvurucunun terörörgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarından5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmasına karar vermiştir.
75. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa ve kanunlarda hâkimve savcılarla ilgili öngörülen güvencelere aykırı şekilde, görevli ve yetkiliolmayan mahkemece görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizintutuklandığını iddia etmektedir.
76. Anayasa Mahkemesi; darbe teşebbüsünden sonrakidönemde bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ilebağlantılı suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensuplarıhakkında uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireyselbaşvuruları incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerindenveya görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıklarıve bu nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.Bu incelemelerin sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse diğer yargımensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturmamercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen vetutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu ve ayrıca ağır cezayıgerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusalve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanunidayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır (AnayasaMahkemesi üyeleri bakımından bkz. Alparslan Altan [GK], B. No:2016/15586, 11/1/2018, §§ 114-129; Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637,12/4/2018, §§ 130-146; Yargıtay üyeleri bakımından bkz. Salih Sönmez, §§106-121; Mehmet Arı, B. No: 2016/22732, 10/1/2019, §§ 61-77; RamazanBayrak, B. No: 2016/22901, 7/2/2019, §§ 70-86; Danıştay üyeleri bakımındanbkz. Hannan Yılbaşı, B. No: 2016/37380, 17/7/2019, §§ 61-63; ilk derecemahkemelerinde görev yapan hâkimler bakımından bkz. Adem Türkel, B.No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 52-59; Erdem Doğan, B. No: 2017/25955,7/3/2019 §§ 50-57; tetkik hâkimleri bakımından bkz. Selim Öztürk, B. No:2017/4834, 8/5/2019, §§ 52-59; Cumhuriyet savcıları bakımından bkz. HasanHendek, B. No: 2016/69748, 29/5/2019, §§ 62-69; Uğur Gürses, B. No:2016/16201, 3/7/2019, §§ 62-65). Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialarailişkin olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren birdurum bulunmamaktadır. Kaldı ki 2802 sayılı Kanun'a göre -Yüksek Mahkemeüyelerinden farklı olarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır cezamahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da hâkim ve savcılarınkişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için bir izin şartıbulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında belirtilmiştir(diğerleri arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli veE.2017/YYB-995, K.2017/394; 14/11/2017 tarihli ve E.2017/YYB-1075, K.2017/471;28/11/2017 tarihli ve E.2017/YYB-1093, K.2017/504; 12/12/2017 tarihli veE.2017/YYB-1128, K.2017/532; 16/1/2018 tarihli ve E.2017/YYB-1134, K.2018/13;13/3/2018 tarihli ve E.2018/YYB-66, K.2018/87; 2/4/2019 tarihli veE.2019/YYB-116, K.2019/275 sayılı kararları).
77. Başvurucunun 15 Temmuz 2016 tarihinde başlayan veertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkındaçıkarılan yakalama kararı uyarınca yakalanarak gözaltına alınıp darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarıncasilahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY'nin üyesi olmasuçundan tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlıterör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönündesoruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temeldenyoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597,31/10/2019, § 94).
78. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucununkanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarlabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
79. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden öncetutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtibulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
80. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklamakararında; 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görevyapan ve FETÖ/PDY mensubu olan bir kısım silahlı askerin Türkiye CumhuriyetiHükûmetine ve Türkiye Cumhurbaşkanı'na yönelik darbe girişiminde bulunduklarınave HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının 16/7/2016 tarihli ön raporunda başvurucununda aralarında bulunduğu bir kısım adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcısı ileidari yargı hâkiminin söz konusu darbe girişiminde bulunan terör örgütüFETÖ/PDY'nin mensubu olduklarına dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu ve darbeyeteşebbüs eden askerler ile fikir ve eylem birliği içinde olduklarıdeğerlendirmesiyle başvurucunun da aralarında bulunduğu söz konusu hâkim veCumhuriyet savcılarının görevden uzaklaştırılmalarına karar verildiğinedeğinildikten sonra 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'ninyapısına, çalışma sistemine, yargı içindeki örgütlenmesine ve kamu makamlarınca-15 Temmuz öncesinde- örgütün yargıdaki ve emniyetteki unsurlarını kullanarakgerçekleştirdiği ve doğrudan siyasi iktidarı hedef aldığı belirtilen 7/2/2012tarihinde yaşanan Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı'nın ifadeyeçağrılması olayına, MİT tırları soruşturmasına (ayrıntılı bilgi için bkz.Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016) ve 17/25Aralık operasyonlarına (ayrıntılı bilgi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 30, Yurt Atayün, B. No: 2017/34216, 29/5/2019, §§ 12, 13, 19, 65)ilişkin bazı açıklamalar yapılmıştır. Bu bağlamda tutuklama kararında, HSYK'nınbaşvurucuyu darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY ile bağlantısı olmasınedeniyle açığa alma kararına özellikle vurgu yapılarak başvurucunun da 15Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin üyesi olduğuna dairkuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu yönünden kuvvetli suçşüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. § 19).
81. İddianamede ise FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,örgütün yapısına ve faaliyetlerine, özellikle örgütün yargı içindekiyapılanmasına ilişkin açıklamalara yer verildikten sonra somut olaydabaşvurucuya yöneltilen suçlamaya dair olay, olgu ve suçlamaya dayanak yapılantanık beyanlarına yer verilmiştir. Savcılık, başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargıörgütlenmesi içinde yer aldığını ve terör örgütü yöneticisi olma suçunuişlediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda;
i. Soruşturma mercilerince ilk olarak başvurucununözellikle Bakanlıkta çeşitli kademelerde idareci olarak görev yaptığı dönemdeörgüt ile bağının bulunduğu ve bu süreçte örgüt toplantılarına katıldığı, HSYKüyesi seçildikten sonra da örgüt ile bağının devam ettiği belirtilmiştir. Başvurucuda örgüt ile bağlantısının olmadığını savunmakla birlikte söz konusutoplantıların bir kısmına katıldığını ifade etmiştir (başvurucu beyanı içinbkz. § 26). Haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma/kovuşturmabulunan ve başvurucu ile aynı dönemde birlikte görev yapan yargı mensuplarınında ifadelerinde bu hususu doğruladıkları görülmektedir (tanık beyanları içinbkz. § 27). Savcılık tarafından söz konusu toplantılarda; Bakanlıkta veya HSYKiçinde görüşülmesi gereken resmî iş ve işlemlerle ilgili olarak izlenecekyöntemlerin gizlilik içinde planlanarak uygulamaya konulduğu, hatta kamuoyununyakından izlediği önemli davaların takibinin yapıldığı ileri sürülmüştür(iddianame için bkz. § 25). Bu husus başvurucu ve tanıklar tarafından dolaylı olarakifade edilmiştir.
ii. Bu kapsamda FETÖ/PDY mensuplarının 2010 yılındayapılan seçimlerde HSYK'da çoğunluğu ele geçirmelerinden sonra örgüt liderinintalimatı ile Yargıtay ve Danıştaya seçilecek üyeleri belirlemek amacıyla -örgütmensubu olmayan HSYK üyelerini haberdar etmeden- sadece örgüt mensubuolduğu belirtilen ve aralarında başvurucunun da bulunduğu HSYK üyeleri, birkısım örgüt mensubu Yargıtay tetkik hâkimi ve Yargıtay Cumhuriyet savcısınınkatıldığı gizli toplantıların yapıldığı; M.K. ve B.Ç.nin evinde yapıldığıbelirtilen gizli toplantılara başvurucu ile birlikte HSYK üyeleri B.E., A.H.,T.G., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K., M.B., E.D., A.B., Ö.A., ve N.D.ninkatıldığı ve yapılan bu toplantılar sonunda Yargıtaya ve Danıştaya seçilecek örgütmensubu üyelerin belirlendiği; sonrasında HSYK Genel Kurulunda yapılanoylamalar sonunda da daha önceden gizli toplantılarda belirlenen kişilerinYargıtay ve Danıştay üyesi seçildiği ifade edilmiştir. Anılan toplantılarailişkin söz konusu iddiaların hem başvurucunun savunmasında hem de tanıkbeyanlarında açıkça ifade edildiği görülmektedir (başvurucu beyanı için bkz. §26; tanık beyanları için bkz. § 27).
iii. Öte yandan soruşturma makamlarınca başvurucununörgütün amaçları doğrultusunda yargı teşkilatındaki örgütlenmede önemli bir rolüstlendiği belirtilmiştir. Bu husus tanık beyanlarında da vurgulanmıştır (tanıkbeyanları için bkz. § 27). Bu bağlamda örgüt mensubu hâkim ve savcı adaylarınınmesleğe kabulleri aşamasında başvurucunun -FETÖ/PDY ile bağlantılı çeşitlisuçlardan haklarında kamu davası açıldığı belirtilen- A.H., B.E., M.K.Ö, M.B.,İ.H.Ş. ve diğer örgüt mensupları ile birlikte hareket ettiği ve sivil imamlartarafından oluşturulan listelerin İ.H.Ş. tarafından aynı grupta yer alanM.K.Ö.ye, onun tarafından da başvurucuya, A.H., ve B.E.ye iletildiği, M.K.Ö.nüngenel müdür olmasından sonra ise M.B. tarafından hazırlanan listelerin aynı yolizlenerek anılan kişilere iletilmesi suretiyle örgüt mensuplarının mesleğekabullerinin sağlandığı ifade edilmiştir (tanık M.K.Ö.nün beyanları için bkz. §27).
iv. Soruşturma makamlarınca tanık beyanlarından hareketlebaşvurucunun ayrıca her kademede görev yaptığı süre içinde atama ve nakilişlemlerinden sorumlu olarak çalıştığı ve bu süreler dâhilinde birçok örgütmensubunun unvanlı veya kritik görevlere atanmasında aktif rol aldığıbelirtilerek Bakanlık bünyesindeki tetkik hâkimliği, daire başkanlığı ve genelmüdürlük gibi stratejik birimlere yapılan atamalarda çok önemli bir orandaFETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin bu görevlere gelmesini sağladığı ilerisürülmüştür. Bu çerçevede başvurucu ve bağlı olduğu örgüt tarafından öncekiyıllarda oluşturulan örgütsel kadronun başvurucunun etkisiyle HSYK'ya taşındığıve HSYK Genel Sekreterliğinde, Teftiş Kurulunda ve tetkik hâkimliğinde büyükoranda FETÖ/PDY mensubu olduğu belirtilen kişilerin görevlendirildiği iddiaedilmiştir. Anılan hususların başta A.H. olmak üzere tanıkların beyanlarındadile getirildiği görülmektedir (tanık beyanları için bkz. §§ 27, 28).
v. Son olarak başvurucunun kamuoyunda "17 Aralıkoperasyonu" olarak bilinen olaylar sonrasında Adli KollukYönetmeliği'nde değişiklik yapılması üzerine -bazı üyelerin muhalefetine veAdalet Bakanı'nın izin vermemesine rağmen- bu değişikliğe karşı çıkmak amacıylaHSYK Genel Kurulu adına yayımlanan bir bildirinin hazırlanmasında, içeriğininbelirlenmesinde ve oylanıp yayımlanmasında etkin bir rol aldığı belirtilmiştir.Bu bağlamda HSYK'nın resmî internet sitesinde 26/12/2013 tarihinde yayımlananbildirinin M.B., E.D. ve başvurucu tarafından hazırlanarak HSYK Genel Kurulugündemine alınmasının ve yayımlanmasının sağlandığı hem başvurucu hem detanıklar A.H. ve Ö.K. tarafından ifade edilmiştir (tanık beyanları için bkz. §27).
82. Buna göre somut olaydabir kısım tanık beyanına veyukarıda ayrıntılı olarak yer verilen olay ve olgulara dayanılarak yakın zamanakadar örgüt toplantılarına katıldığı ve örgütle irtibatını kesmediği belirtilenbaşvurucunun FETÖ/PDY'nin yargıdaki örgütlenmesi içinde yer aldığı, diğer örgütyöneticileriyle birlikte hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dâhilolduğu, örgütün faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, -haiz olduğugörev ve sorumluluk alanları ile yetkileri gözetildiğinde- FETÖ/PDY'ninyapılanmasında etkin bir rol aldığı soruşturma makamlarıncadeğerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin başvurucunun ifadelerinin yanı sıratemel olarak aynı dönemde ve başvurucu ile birlikte görev yapan yargımensuplarının ifadelerine dayandırıldığı görülmektedir. Söz konusu beyanlarsomut olay ve olgulara ilişkin olup yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtivaetmektedir. Dolayısıyla soruşturma makamlarınca ortaya konulan olgular ile sözkonusu olay ve olgulara ilişkin olarak dinlenen ve somut olgular içeren tanıkbeyanlarının somut olayın koşullarında -başvurucu hakkındaki tutuklamatedbirinin hukukiliği bağlamında- FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suçunişlendiği yönünde kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin keyfî ya datemelsiz olduğu söylenemez.
83. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir kararındave sonrasında verdiği birçok kararda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazışüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucununFETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yöneliksomut olgular içeren anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayankuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75, benzernitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edildiği diğerkararlar arasından bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§47-52; Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43).
84. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan vekuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olantutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesigerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullargöz ardı edilmemelidir.
85. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olaylarıntoplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesininkarmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelindebinlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki onbinlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerdekamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkiliolmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılmasıihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkindelillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlikiçinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersizkalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. AydınYavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78).
86. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüylebağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftanFETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmişolması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyedeuluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olaraksoruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışındabarınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler içinAydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79). Ayrıcauzun yıllar yargı yönetimi bakımından önemli görevler üstlenmiş ve tutuklandığıtarihte hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun -konumu itibarıyla-deliller üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağıyadsınamaz bir gerçekliktir.
87. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen terörörgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçları Türkhukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olupisnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçmaşüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler içinbkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılıKanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklamanedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 41, Gülser Yıldırım (2),[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).
88. Somut olayda İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğincebaşvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karartılmasıtehlikesine, adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir(bkz. § 19).
89. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andakigenel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesineyönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.
90. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirininölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirininAnayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somutolayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).
91. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamumakamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişihürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili birşekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekildeyorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbeteşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri(gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisinekutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkatealındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor vekarmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
92. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulmasısürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığındasoruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarakgerekli olmadığı sonucuna varılması için herhangi bir nedeninbulunmadığı değerlendirilmiştir.
93. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülüolduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasınınkeyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanınhukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açıkolduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
95. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliğihakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. TutukluluğunMakul Süreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
96. Başvurucu; tahliye taleplerinin reddine vetutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bukararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını,kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersizkalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının dagerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir nedengösterilmeden matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
97. Bakanlık görüşünde; soruşturmanın kapsamı ve mahiyetidikkate alındığında başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkinkararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerininbelirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olduğu, soruşturma ve kovuşturmasüreçlerinin yürütülmesinde bir özensizliğin bulunmadığı belirtilerek somutolayın karmaşıklığı da dikkate alındığında otuz üç aylık tutukluluk süresininmakul olduğu ileri sürülmüştür.
98. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki beyanlarına benzer şekilde iddialarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
99. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§16, 17).
100. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülenazami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derecemahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (AhmetKubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
101. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 4/12/2019tarihinde mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyiaştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacakdavada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna görebaşvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevlimahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumunauygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuruyolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurununikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
102. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
4. TutuklamayaKarşı İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddialar
a. Tutuklulukİncelemelerinin Süresinde Yapılmadığına İlişkin İddia
i. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
103. Başvurucu, resen gerçekleştirilen tutuklulukincelemelerinin süresinde yapılmadığını ve buna ilişkin bir kısım kararıntebliğ edilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
104. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
ii. Değerlendirme
105. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıuyarınca hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında kararverilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkıbulunmaktadır. Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suçisnadıyla hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebininyanı sıra tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarınakarşı yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken birgüvencedir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122,123).
106. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesinegöre şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesidurumunda, hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkıkapsamında bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve HebatAslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol vediğerleri, B. No: 2013/6160, 2/12/2015, § 24).
107. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun gözdengeçirilmesi yönünden resen yapılan incelemeler Anayasa'nın 19. maddesininkapsamına dâhil olmadığından başvurunun bu kısmının konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. TahliyeTaleplerinin ve İtirazlarının Süresinde Değerlendirilmediğine İlişkin İddia
i. Başvurucununİddiaları
108. Başvurucu, tutukluluğun devamına dair kararlarayaptığı itirazlarının ve tahliye taleplerinin süresinde değerlendirilmediğinibelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
ii. Değerlendirme
109. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§16, 17).
110. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (k) bendi, yakalanan veya tutuklanan kişilere yakalama ve tutuklamaişlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamalarıdurumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerineimkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yoluntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (CaferYıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No:2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40).
111. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğudavada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihiitibarıyla kişinin tutukluluk hâli sona erer (Korcan Polatsü, B. No:2012/726, 2/7/2013, § 33). Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlühâle gelmiş ise itirazların geç değerlendirilmesi nedeniyle AnayasaMahkemesince verilecek bir ihlal kararı başvurucunun serbest kalması sonucunudoğurmayacak, ayrıca serbest bırakma talebine ilişkin başvuru hakkı bakımındanda bir etki sağlamayacaktır. Bu durumda yalnızca hak ihlalinin tespiti vegerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir.Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânınısağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlindebireysel başvuruda bulunulması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler içinbkz. Ali Efendi Peksak, B. No: 2017/29428, 17/7/2019, §§ 101-112)
112. Anayasa Mahkemesi, yukarıda atıf yapılan AliEfendi Peksak, Cafer Yıldız ve Yaşar Saçlıkararlarında kişinin tahliye edilmesi ya da hükümlü hâle gelmesi durumunda asıldava sonuçlanmamış da olsa bu şikâyetler bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkilibir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır. Somut olayda başvurucu tahliyeedilmemiş ancak ilk derece mahkemesinin 4/12/2019 tarihli kararıyla mahkûmedilmiştir. Mahkûmiyet kararıyla birlikte tahliye kararında olduğu gibitutukluluk hâli sona erdiği için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülentazminat davasının bu durumda da etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak, §§101-112).
113. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindebelirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılanbireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliğiile bağdaşmamaktadır.
114. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmınınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Müdafi ile Görüşmelerin Kayıt Altına Alındığınaİlişkin İddia
i. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
115. Başvurucu, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarlakayda alınması ve bu sırada üçüncü bir kişinin görüşmeyi izlemesi nedeniylekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
116. Bakanlık görüşünde; kanun hükmünde kararname (KHK) ilegetirilen düzenlemenin amacının kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesininönlenmesi olduğu, söz konusu düzenlemenin yeterli güvenceleri bünyesindetaşıdığı ve denetim mekanizmalarını ortaya koyduğu, başvurucunun itirazailişkin dilekçelerini ve delillerini ilgili mercilere sunabileceği, bunailişkin bir kısıtlamanın bulunmadığı, dolayısıyla başvurucunun müdafii ilegörüşmesinin infaz koruma memuru tarafından izlenmesi ve kayıt altına alınmasışeklindeki müdahalenin ölçülü olduğu ileri sürülmüştür.
117. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki beyanlarına benzer şekilde iddialarda bulunmuştur.
ii. Değerlendirme
118. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamugücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların nelerolduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkingerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276,9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18,19).
119. Somut olayda başvurucu, avukatıyla görüşmelerininteknik araçlarla kayda alınmasına ve bu görüşmelere üçüncü bir kişinin refakatetmesine ilişkin KHK hükümleri dolayısıyla tutukluluğa etkili bir şekildeitiraz etme hakkının kısıtlandığını ileri sürmektedir. Bununla birliktebaşvurucu başvuru formu ve eklerinde, kendisi hakkında anılan tedbirinuygulandığını ve bunun tutukluluğa etkin bir şekilde itiraz etmesini kısıtladığınıortaya koymuş değildir. Nitekim başvurucu 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılıResmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında AlınanTedbirlere İlişkin KHK'nın 6. maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafındanavukatıyla olan görüşmelerinin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarakkaydedilmesine veya avukatıyla yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla bir görevlihazır bulundurulmasına dair bir karar alındığını belirtmediği gibi aynıdoğrultuda 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 676sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHKuyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilmiş bir karar bulunduğunu ve bukarara yönelik itirazının reddedildiğini de ileri sürmemiştir. Başvurucunun anılaniddialarını herhangi bir bilgi veya belgeye dayandırmaksızın soyut olarak dilegetirdiği görülmektedir.
120. Bu itibarla başvurucu, bu bölümdeki ihlal iddiasınailişkin olarak delillerini sunma ve bireysel başvuru kapsamındaki haklardanhangisinin hangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmayönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.
121. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğaitiraz bağlamında etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair iddiasınıntemellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
5. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkinİddia
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
122. Başvurucu; soruşturma dosyasında bulunan kısıtlamakararı nedeni ile hakkında toplanan delillerin neler olduğunu bilemediği içinetkin bir savunma geliştiremediğini, bu nedenle tutuklama kararına etkilişekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.
123. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
b. Değerlendirme
124. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişimeyönelik olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerinözgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindekietkisini birçok kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veyatutuklanan kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındakiiddiaların bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnatedilen suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bubağlamda başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurlarıbilip bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri, §§ 168-176; SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).
125. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğailişkin kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğailişkin dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğindebaşvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdarolduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutuklulukdurumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığıgörülmektedir.
126. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
127. Başvurucu; bazı siyasilerin, Hükûmet temsilcilerininve HSYK yetkililerinin birtakım açıklamaları ve yorumları nedeniyle peşinensuçlu ilan edildiklerini ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, ayrıcasoruşturma işlemlerinin yapıldığı sırada basın tarafından görüntü alınmasınaizin verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
128. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
2. Değerlendirme
129. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer (Veli Özdemir,§§ 19, 20).
130. Somut olayda başvurucu, başvuru formları veeklerinde bazı siyasilerin, Hükûmet temsilcilerinin ve HSYK yetkilileriningenel nitelikte olan bir kısım açıklamasından ve yine soruşturma işlemleriesnasında basının görüntü almasına izin verilmesinden bahsederek masumiyetkarinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak başvurucu, doğrudankendisine yönelik olmayan açıklamalar ve basının görüntü almasının ne şekildemasumiyet karinesini ihlal ettiğine dair şikâyetini açıklamamıştır. Ayrıca başvurucu,basının görüntü alması ve bu görüntülerin yayımlanması nedeniyle herhangi birkamu gücünü kullanan organ veya yetkili hakkında şikâyetçi olduğuna veya sözkonusu görüntü ve resimlerin devlet yetkililerince çekilip basına verildiğiyönünde bir bilgi veya belge sunmamıştır.
131. Dolayısıyla başvurucunun masumiyet karinesinin ihlaledildiğini ileri sürdüğü hususlarda başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgilideliller sunarak olaylarla ilgili iddialarını kanıtlama ve olaylarlailişkilendirerek hangi Anayasa hükmünün ne şekilde ihlal edildiğine ilişkinaçıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını ortaya koyma ve kanıtlamayükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.
132. Öte yandan Anayasa Mahkemesi birçok kararında-kişilerin ismi açıklanmadan- darbe teşebbüsünün yaşandığı sırada bu teşebbüskapsamındaki faaliyetlerle ve teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğudeğerlendirilen FETÖ/PDY'nin mensubu kişilerle ilgili olarak soruşturmabaşlatıldığı ve bazı şüpheliler hakkında gözaltına alma kararı verildiğininkamuoyunu bilgilendirme amacıyla açıklanmasının ve basın mensuplarınca haberyapılmasının başvurucunun suçlu olarak nitelendirilmesi veya suçlu muamelesinetabi tutulması olarak kabulünün mümkün olmadığına karar vermiştir (MustafaBaşer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; ErdalTercan, § 81). Somut olayda anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren birdurum söz konusu değildir.
133. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyetkarinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş olduğuanlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Özel Hayatave Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Arama KararıYönünden
a. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
134. Başvurucu; görevsiz ve yetkisiz mercilerce hiçbirdelil olmaksızın verilen arama kararına dayanılmak suretiyle konutunda aramayapıldığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
135. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
b. Değerlendirme
136. Soruşturma süreci sırasında uygulanan arama veelkoyma işlemleri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlaledildiği ileri sürülmekle birlikte koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanmatarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğindebaşvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya korumatedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuruformunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır (Hülya Kar, B.No: 2015/20360,27/2/2019, §§ 21-46). Dolayısıyla Anayasa'da öngörülen temel hakve özgürlüklere yönelik müdahalenin ihlal teşkil etmediği sonucunaulaşılmıştır.
137. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. KamuGörevinden Çıkarma Yönünden
a. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
138. Başvurucu, 667 sayılı KHK hükümlerine dayanılarakHSYK'nın kararıyla haksız şekilde meslekten çıkarıldığını ileri sürmüştür.
139. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
b. Değerlendirme
140. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusuşikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bumakamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekliözeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,26/3/2013, § 17).
141. 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu KurulmasıHakkında KHK'da; 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasıkapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarınakarar verilenlerin kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilkderece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilecekleri ve bu kişilerden dahaönce dava açmış olanların idare mahkemelerinde derdest olan veya karar verilendosyalarının Danıştaya gönderileceği hükme bağlanmış ve bu şekilde anılanuyuşmazlıkların çözümünde idari yargıda hangi yargı yerinin görevli olduğunayönelik uygulamada yaşanan tereddütler giderilmiştir. Daha önce dava açanlaryönünden de geçiş hükümleri ihdas edilmiştir. Buna göre 685 sayılı KHK'dabelirginleştirilen dava yolunun başvurucuların durumuna uygun, telafikabiliyetini haiz, etkili bir yargı yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolutüketilmeden yapılan başvuruların incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki kararlariçin bkz. Hacı Osman Kaya, B. No: 2016/41934, 16/2/2017; Murat HikmetÇakmakcı, B. No: 2016/35094, 15/2/2017).
142. Somut olayda aynı mahiyetteki iddialara ilişkinolarak anılan kararlarda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamakta olup bu kapsamda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut yargısalyolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
143. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
D. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
144. Başvurucu, FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla yürütülenceza soruşturması kapsamında taşınır ve taşınmaz mal varlığına tedbir konulmasınedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
145. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdekiiddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
2. Değerlendirme
146. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenentazminat davası açma imkânı bir yandan başvurucunun maruz kaldığı elkoymaişleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararıntazmini olanağını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesiile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir veelverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (MehmetAli Aslan, B. No: 2013/2429, 30/3/2016, § 28).
147. Somut olayda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliğisuçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır vetaşınmaz mal varlığına tedbir konulmuş ve söz konusu tedbir işlemlerininİstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin 8/6/2017 tarihli kararı ile kaldırıldığıanlaşılmaktadır. Başvurucu 27/2/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ile malvarlığına tedbir konulması nedeniyle uğradığı zararların tazmini için açtığıdavanın İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/2/2019 tarihli kararı ilereddedildiğini bildirmiştir.
148. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararınkesin olmadığı, nitekim UYAP'tan yapılan incelemede de başvurucunun anılankarara karşı 16/2/2019 tarihli dilekçe ile istinaf kanun yoluna başvurduğu vebireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın derdest olduğugörülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun Anayasa Mahkemesince etkili bir hukukyolu olarak kabul edilen 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen hukukyolunu tüketmeden başvuru yaptığı anlaşılmaktadır.
149. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mal varlığınatedbir konulmasına ilişkin şikâyetinin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gözaltına almanın hukuki olmaması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Resen gerçekleştirilen tutukluluk incelemelerininsüresinde yapılmadığına ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi dolayısıylakişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Müdafi ile görüşmelerin kayıt altına alınmasıdolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıylakişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
9. Arama yapılması dolayısıyla özel hayata ve ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
10. Kamu görevinden ihraç dolayısıyla özel hayata ve ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
11. Mal varlığına haksız yere tedbir konulmasıdolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA 27/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.