TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İBRAHİM AKAN BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2017/32078)
Karar Tarihi: 25/2/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Gökçe GÜLTEKİN YILMAZ
Başvurucu
:
İbrahim AKAN
Vekili
:
Av. Ramazan DEMİR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, gösterilere müdahale sırasında gaz fişeğikapsülünün isabet etmesi sonucu yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin cezasoruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle eziyet yasağının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular 11/8/2017 ve 23/7/2019 tarihlerindeyapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur.
4. Komisyonlarca başvurucunun adli yardım talebininkabulüne karar verilmiştir.
5. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvurular ve belgelerinin bir örneği bilgi içinAdalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
8. Aralarında hukuki irtibat bulunması nedeniyle2019/25684 numaralı bireysel başvuru dosyasının 2017/32078 numaralı bireyselbaşvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin 2017/32078 numaralıbireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP) elde edilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
10. İstanbul Valiliği 18/1/2013 tarihli ve 800 sayılıyazılarıyla 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri YürüyüşleriKanunu'nun 6. maddesi uyarınca İstanbul'daki Taksim Meydanı'nın toplantı vegösteri yürüyüşü alanlarından biri olarak belirlenmemesine rağmen TÜRK-İŞKonfederasyonu ile birçok sendika ve sivil toplum kuruluşu 1 Mayıs'ın TaksimMeydanı'nda kutlanacağını kamuoyuna bildirmiştir (İbrahim Akan, B. No:2014/10628, 16/11/2016, §§ 9, 10).
11. İstanbul Valiliği, 1 Mayıs'ın Taksim Meydanı'ndakutlanmasına izin vermemiştir. Anılan Valilik kararına rağmen göstericiler 1Mayıs 2013 günü Taksim Meydanı'na girmeye çalışmışlardır. Bunun üzerine kolluk,göstericilere müdahale etmiş; göstericiler ve kolluk mensupları arasında yaralananlarolmuştur. Ayrıca bazı göstericiler tarafından özel kişilerin ve kamununmallarına zarar verilmiştir (İbrahim Akan, §§ 11-12).
B. BaşvurucununYaralanması ve Sonrasındaki Soruşturma Süreci
12. İddiasına göre başvurucu 1/5/2013 tarihinde ablasınınevine giderken o bölgede gösterilere müdahale etmekte olan kolluk kuvvetlerininattığı gaz kapsülünün gözüne isabet etmesi sonucunda yaralanmış, İstanbulEğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) kaldırılmış ve sol gözünden ameliyataalınmıştır.
13. Başvurucu hakkında 7/5/2013 tarihinde düzenlenengeçici raporda başvurucunun 1 Mayıs gösterileri sırasında çıkan olaylarda solgözünden yaralandığı ve 112 tarafından hastaneye getirildiği belirtilmiştir.Başvurucunun yaralanmasına ilişkin olarak İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün17/1/2014 tarihli raporunun ilgili kısmı ise şöyledir:
"...
Kişide göz perforasyonuna neden olanyaralanmasının;
1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan birdurum OLMADIĞI,
2-Kişi üzerindeki etkisinin basit birtıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif OLMADIĞI,
3-Kişide kemik kırığı tarif edilmediği,
4-Sol kaştaki yaralanmasının yüzde sabitiz niteliğinde OLDUĞU,
5-Sol göz kaybına neden olanyaralanmasının duyularından birinin işlevinin sürekli yitirilmesi niteliğindeOLDUĞU kanaatini bildiri rapordur."
14. Anılan yaralanmaya ilişkin olarak başvurucu 11/7/2013tarihinde Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul İl EmniyetMüdürü ve doğrudan eylemi gerçekleştiren kolluk görevlileri hakkında İstanbulCumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyetçi olmuştur.
15. Savcılık, başvurucunun yaralanması nedeniyleyürütülen soruşturmayı protesto gösterileri kapsamında farklı tarihlerdemeydana gelen birçok olay hakkında yürütülen ayrı bir soruşturma (anasoruşturma) ile birleştirmiştir.
16. Kolluk amirleri, Vali, İçişleri Bakanı ve Başbakanhakkında yaptığı şikâyet nedeniyle açılan soruşturma, görevli polis memurlarıhakkında yapılan şikâyet nedeniyle açılan soruşturmadan ayrı olarakyürütülmüştür. Anılan soruşturma süreci tamamlandıktan sonra başvurucunun busoruşturmaya ilişkin şikâyetleri, başvurucu tarafından daha önce bireyselbaşvuruya konu edilerek 2014/10628 numaralı başvuru dosyasında 16/11/2016tarihinde incelenmiş ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilerek kabuledilemez bulunmuştur.
17. Savcılık, Gezi Parkı eylemleri olarak bilinenolaylarla ilgili tüm şikâyetlerin bir arada değerlendirilmesi nedeniylebaşvurucunun yaralanması olayı hakkında yürütülen soruşturmanın sürüncemedekaldığı sonucuna varmış ve 21/5/2015 tarihinde başvurucuyla ilgili soruşturmayıana soruşturmadan ayırmıştır.
18. Başvurucunun yaralanmasına doğrudan neden olan kollukgörevlileri hakkındaki soruşturmada görevi kötüye kullanma suçudeğerlendirilmesi yapılarak 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve DiğerKamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında soruşturma izniverilmesi talep edilmiştir.
19. İstanbul Valiliğinin 28/10/2015 tarihli kararıylakolluk görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.Kararın gerekçesi şöyledir:
"... Müşteki şahsın Emniyette veSavcılıkta vermiş olduğu ifadelerde iddia ettiği olayın gerçekleştiği yeri tamnokta olarak belirtememiş olması nedeniyle olayla ilgili varsa işyeri ya dagüvenlik kamera kayıtlarına, Mobese kamera kayıtlarına ya da bilgi belgelereulaşılamadığı, ayrıca şikayetçi şahsın ifade vermek için de gelmediği,
Konu ile ilgili olarak olayıngerçekleştiği iddia edilen bölgeden sorumlu Şişli Feriköy Polis MerkeziAmirliği, Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü veKoordinasyon Şube Müdürlüğü ile yapılan yazışma ile olay günü o bölgede görevlipersonelin listesi istenilmiş olup, gönderilen cevabi yazıların incelenmesisonucunda olaya vakıf ya da olayda şüpheli olabilecek görevli personel tespitiyapılamadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, 4483 sayılı Memurlar veDiğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanunun 6. Maddesi gereğince;İstanbul Emniyet Müdürlüğü Görevlileri hakkında “SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEMESİNE..."
20. Başvurucu anılan karara itiraz etmiş, İstanbul Bölgeİdare Mahkemesi (Kapatılan) Birinci Kurulunca başvurucunun itirazı 5/4/2016tarihli kararla kabul edilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"...Dosyanın incelenmesinden,şikayetçi İbranim Akan'ın 01.05.2013 tarihinde İstanbul, Şişli Okmeydanı Feriköy'deikamet eden ablasının evine doğru giderken meydana gelen toplumsal olaylardaçatışmanın ortasında kaldığı, bölgede gösterilere müdahale etmekte olan kollukkuvvetlerinin attığı gaz bombası kapsülünün gözüne isabet ettiği vekaldırıldığı İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan ameliyatta solgözünü kaybettiği yerine protez göz takıldığı dosyada bulunan belgelerle sabitolup, diğer yandan olayların olduğu bölge de belirlidir.
Bu durumda, olayların meydana geldiğibölgenin belli bir bölge olduğu, o bölgede meydana gelen olaylarda görevli olanve gaz bombası kullanma görevi verilen personelin isimlerine idarece o tarihtedüzenlenen görev belgelerinden ulaşılabileği de açık olduğundan, olayla ilgiliolarak yukarıda sözü edilen yasa hükmü ile soruşturmacıya verilen yetkilerdoğrultusunda telsiz konuşmaları, olayla ilgili kamera kayıtları, fotoğraf,görev listeleri ve bu gibi değişik araçlarla yapılacak etkili bir inceleme vearaştırma ile şikayet konusu eyleme ilişkin olarak, (gaz bombası kapsülünüşikayetçinin gözüne isabet edecek biçimde atma) eylemi gerçekleştiren ya dagerçekleştirenlerin isim ve görev unvanlarıyla belirlenmesi, ifadelerininalınması ve haklarında soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi yolundaöneri getirilmesi, yetkili merci tarafından da isim ve görev unvanı belli olanbu kişiler hakkında soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi şeklinde birkarar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen itiraza konu karardaisabet görülmemiştir..."
21. Anılan karar üzerine İstanbul Valiliği şikâyethakkında tekrar inceleme yapmış ve 25/8/2016 tarihinde benzer gerekçelerlesoruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.
22. Başvurucu, soruşturma izni verilmemesi kararınatekrar itiraz etmiş; itirazı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari DavaDairesinin 22/6/2017 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Kararıngerekçesi şöyledir:
"...Olayda, İstanbul EmniyetMüdürlüğü Görevlileri hakkında; müştekinin 01/05/2013 tarihinde Şişli OkmeydanıFeriköy'de ikamet eden ablasının evine giderken olayların ortasında kaldığı vepolis tarafından atılan gaz fişeğinin sol gözüne isabet etmesi neticesindehastaneye kaldırıldığı ve sol gözünün alındığı, yerine protez göz takıldığı,halen sol gözünün hiç görmediği iddiaları üzerine yapılan ön inceleme sonucundailgililer hakkında, hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenindosya muhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından itirazın reddine,soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın Mahkememizce yöntem ve yasayauygun bulunması nedeniyle onanmasına..."
23. Anılan karar 17/7/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
24. Başvurucu 11/8/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
25. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca şüphelilerin davazamanaşımı süresince araştırılması ve tespit edilmesi hâlinde CumhuriyetBaşsavcılığında hazır edilmesi için 13/9/2017 tarihinde daimî arama kararıverilmiştir. Daimî arama kararında açık kimlik bilgileri tespit edilemeyenkolluk görevlilerine yüklenen suçlar nitelikli kasten yaralama ve görevikötüye kullanma olarak belirtilmiştir. Soruşturmanın zamanaşımına uğrayacağıtarih ise 1/5/2021 olarak belirtilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... Emniyet görevlileri hakkındayapılan idari soruşturma da 2015/505 karar no ile 28/10/2015 tarihinde ValiVasip Şahin imzası ile verilen kararda; 'Müşteki şahsın Emniyette ve Savcılıktavermiş olduğu ifadelerde iddia ettiği olayın gerçekleştiği yeri tam noktaolarak belirtememiş olması nedeniyle olayla ilgili varsa işyeri yada güvenlikkamera kayıtlarına, Mobese kamera kayıtlarına yada bilgi belgelereulaşılamadığı, ayrıca şikayetçi şahsın ifade vermek için de gelmediği,
Konu ile ilgili olarak olayıngerçekleştiği iddia edilen bölgeden sorumlu Şişli Feriköy Polis Merkezi Amirliği,Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ve Koordinasyon ŞubeMüdürlüğü ile yapılan yazışma ile olay günü o bölgede görevli personelinlistesi istenilmiş olup, gönderilen cevabi yazıların incelenmesi sonucundaolaya vakıf yada olayda şüpheli olabilecek görevli personel tespitiyapılamadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, 4483 sayılı Memurlar veDiğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanunun 6. Maddesi gereğince;İstanbul Emniyet Müdürlüğü Görevlileri hakkında 'SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEMESİNE'karar verildiği,
Şikayetçinin bu karara itirazı üzerineİstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdare Dava Dairesinin 17/06/20117 tarih,2017/644 Esas, 2017/631 karar nolu kararında; itirazın red edilmesine,soruşturma izni verilmemesine dair kararın onandığı anlaşılmakla,
Olay tarihinden bu yana şikayetçiİbrahim Akan'ın yaralanmasına neden olan emniyet görevlilerinin tespitedilememesi nedeniyle evrakın 'Daimi Arama'ya' alınmasına, ..."
C. BaşvurucuTarafından İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç
26. Başvurucu 17/7/2013 tarihinde İstanbulValiliğine müracaat etmiş ve polislerin orantısız müdahalesinden doğan maddi vemanevi zararının giderilmesini talep etmiştir.
27. İstanbul Valiliği 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamınagirmeyen 1 Mayıs gösterileri veya Gezi Parkı gibi toplumsal olaylar sırasındameydana gelen zararların sulh yoluyla karşılanması için Beyoğlu Kaymakamlığıİlçe Zarar Tespit Komisyonunu (Komisyon) kurmuştur.
28. Komisyon, başvurucunun zararı hakkında bilirkişiincelemesi yaptırmış; bilirkişi incelemesinde başvurucunun %33 oranında malulolduğu dikkate alınarak geçici iş göremezlik zararı 131.613 TL olarakhesaplanmıştır. Komisyon 10/3/2014 tarihli kararında İstanbul genelinde 1 MayısEmek ve Dayanışma Günü münasebetiyle emniyet tedbirlerinin alındığını, butedbirlerin basın ve yayın organları aracılığıyla duyurulduğunu, başvurucununtoplumsal olayın niteliği ve riskli ortamında kendisine gelecek zararı en azaindirecek emniyetli bir yerde beklemek yerine Okmeydanı'nda mukim ablasınagitmesi sonucunda tedbirsiz davranarak muhtemel riski oluşturduğunu ve bileşikkusurlu olduğunu belirterek başvurucuya 65.000 TL tazminat ödenmesine kararvermiştir.
29. Başvurucu tazminatın yetersiz olduğunu belirterek16/5/2014 tarihinde İstanbul 4. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargıdavası açmıştır.
30. İdare mahkemesinin 29/1/2016 tarihli kararında olayınoluş şekline ilişkin kabulü şu şekildedir:
"Dava dosyasının incelenmesinden;davacının 01.05.2013 tarihinde Okmeydanı Şark Kahvesi civarında, Sibel Yalçınparkına inen sokaktan ablasının evine doğru giderken, o bölgede gösterileremüdahale etmekte olan kolluk kuvvetlerinin yakın mesafeden atmış olduğu gazkapsülünün gözüne isabet etmesi nedeniyle Samatya Araştırma Hastanesi'ndetedavi altına alındığı, gözünden ameliyat olduğu, sol gözünü tamamen (%100)kaybetmesi nedeniyle davalı İdareye başvurduğu, davalı İdare Zarar Tespit Komisyonun10.03.2014 tarih ve 2014/115 sayılı kararıyla davacıya 65,000.-TL ödenmesinekarar verilmesi üzerine, söz konusu kararın iptali ile 167,365.99 TL maddi,200,000.-TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesine kararverilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır."
31. Mahkemenin anılan kararında 1/5/2013 tarihindemeydana gelen toplumsal olaya kolluk kuvvetlerinin müdahale etme hakkıbulunmakta ise de bu müdahale nedeniyle toplumsal olaylar ile ilgisi bulunmayankişilerin uğramış oldukları zararın karşılanması gerektiği ifade edilmiş; dosyakapsamındaki bilgi ve belgelerin tetkikinde, söz konusu müdahale esnasındakullanılan biber gazı kapsülünün başvurucunun gözüne isabet etmesi nedeniylesol gözünü tamamen kaybettiği, %33 oranında meslekte kazanma gücünde azalmameydana geldiği, bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı ve davalıidarenin Komisyonunca başvurucuya bir miktar tazminat ödenmesine kararverildiği belirtilmiştir. İdare Mahkemesi her ne kadar toplumsal olaya müdahaleşartları doğmuş olsa bile başvurucunun gösterilere katıldığının tam olaraktespit edilememiş olması nedeniyle zararının giderilmesi gerektiğini belirterekbaşvurucuya bilirkişi incelemesi ile tespit edilen 167.365 TL maddi tazminatile 200.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
32. Anılan karar temyiz edilmiş, Danıştay Onuncu Dairesi8/6/2017 tarihinde Mahkemenin kararını bozmuştur. Danıştay, başvurucunundavasının kabul edilmesine yönelik bir bozma kararı vermemiştir ancak olaytarihinde 23 yaşında olan başvurucunun askerlik durumunun gözönüne alınmadığı,çalışma ve kazanç durumunun hesaplamada dikkate alınmadığı gerekçesiyle madditazminat miktarının, sebepsiz zenginleşmeye sebep olacak derecede yüksek olduğugerekçesiyle manevi tazminat miktarının gözden geçirilmesi gerektiğinibelirtmiştir.
33. Mahkeme 27/6/2019 tarihinde başvurucuya 328.561 TLmaddi tazminat ile 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
34. Anılan karar temyiz edilmiş olup inceleme devametmektedir.
IV. İLGİLİHUKUK
35. İlgili hukuk için bkz. Hüseyin Caruş, B. No:2013/7812, 6/102015, §§ 28-30; Özlem Kır, B. No: 2014/5097, 28/9/2016,§§ 22-30.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
36. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
37. Başvurucu; kolluk görevlilerinin 1 Mayısgösterilerine müdahaleleri sırasında kendisine yakın mesafeden gaz fişeğiatılması sonucu sol gözünü kaybettiğini, yaralanmasından sorumlu kollukpersoneli hakkında soruşturma izni verilmediğini, soruşturma izni verilmemesikararına itirazı üzerine (kapatılan) İstanbul Bölge İdare Mahkemesi BirinciKurulunca verilen kararın gerekçesinin dikkate alınmadığını ve tekrarsoruşturma izni verilmemesine karar verildiğini, sonrasında ise Savcılıktarafından daimî arama kararı verildiği belirterek kötü muamele yasağının ihlaledildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
38. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî vemanevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
39. Anayasa’nın "Devletin temel amaç vegörevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç vegörevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır."
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. EziyetYasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Genelilkeler
41. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılanmaddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncüfıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insanhaysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağıhüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,17/7/2014, § 80).
42. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafındankötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklıkavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğugörülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilipnitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyetve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkencearasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın, özellikle çok ağır vezalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel durumaişaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafındangetirildiği, anılan ifadelerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nda düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet ve hakaretsuçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığıanlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).
43. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddive manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkenceolarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerinağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya AşağılayıcıMuamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkenceteriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya daayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerekkasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, §85).
44. İşkence seviyesine varmayan fakat yine deönceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış, fizikiyaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışımuameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Buhâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsurolarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette,ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda bulunması aranmaz. Fizikselsaldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötümuamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altındakişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzuncabir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibimuameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyetolarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).
45. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,§ 81).
46. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasınınAnayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanmasıbeklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerledesteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyutiddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdakibir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispatedilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlardeğerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (CezmiDemir ve diğerleri, § 95).
47. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlıkderecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayınsomut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muameleninsüresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlıkdurumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaçdikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğununolduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (CezmiDemir ve diğerleri, § 83).
48. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi biryakalamayı gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu türbir güç, sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir.Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel gücebaşvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarakAnayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürkve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).
49. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlikgüçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabuledilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayıgerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayıfiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadecekaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali RızaÖzer ve diğerleri, § 82).
50. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin toplumsalolaylara müdahalesinde araç olarak kabul edilen, kullanılması ulusal veuluslararası mevzuatta yasak olmayan göz yaşartıcı gazın kullanım usullerindeöngörülen kriterlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaasgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını denetlediği önceki kararlarında, bugazın kullanılmasının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğinin açık olduğunavurgu yapmıştır. Ancak kolluk görevlilerini aşmaya çalışan grup dışındakigöstericilere doğrudan müdahale olduğunun tespit edilemediği, ayrıca gözyaşartıcı gazın doğal etkisi dışında başvurucuda bir yaralanma olmadığı vegazın aşırı kullanıldığına ilişkin herhangi bir doktor raporuna veya başka birbulguya rastlanmadığı durumlarda gazdan etkilenmenin Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık eşiğini aşmadığı sonucuna varılmıştır(Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 91, 92).
51. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi, göz yaşartıcı gazsilahlarının uygun olmayan bir şekilde ateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerininölümlere ya da somut olayda olduğu gibi yaralanmalara yol açma riski bulunmasınedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarak kabul ettiği ilkelerin -uygundüştüğü ölçüde- bu silahların kullanımında da değerlendirme kriteri olarakdikkate alınması gerektiğine karar vermiştir. Bu kapsamda gaz silahı kullanımıkonusunda kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli veetkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırıkullanımına engel olacak, kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacakgüvenceleri içermesi gerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:2013/9461, 15/12/2015, §§ 59, 60).
52. Bu nedenle doğrudan silah kullanımı sonucu meydanagelen olaylarda güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesine göre başka birçarenin kalmadığı zorunlu bir durumda ve ölçülü bir şekildegerçekleştiğinin soruşturma makamlarınca resen ortaya konulması gerekmektedir.Bu çerçevede kolluk görevlilerinin eylemlerinin yanında kendilerine uyguntalimatın verilip verilmediğinin, gaz fişeği atışı için kullanılan silahlarkonusunda bu kişilerin yeterli eğitim alıp almadığının ve olası riskleriönlemek adına tedbir almakta ihmalleri bulunup bulunmadığının da incelenmesigerekmektedir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, § 60).
53. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi bir başka kararında,toplumsal bir olayda müdahaleyi gerektiren duruma sebep olan kişilerden olmayanbaşvurucunun bu müdahaleden etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gereklitedbirleri almadığı ve olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde gazfişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu kanaatinevararak Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (ÖzlemKır, § 80).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
54. Somut olayda Komisyon ve İdare Mahkemesinin kabulünegöre başvurucu, kolluk görevlilerinin bir gösteriye müdahalesi sırasındayaralanmış ve sol gözünü kaybetmiştir. Nitekim başvurucunun göz yaşartıcı gazkullanımı sırasında gaz fişeği kapsülünün başına isabet etmesi sonucuyaralandığı ve 112 Acil Servis tarafından hastaneye götürüldüğü sağlıkraporlarıyla doğrulanmıştır.
55. Bununla birlikte olay günü gaz silahı kullanan kollukgörevlilerinin bu konuda bir eğitim almış olup olmadığı, operasyonun planlamave kontrolü kapsamında yürütülen işlemlerin ve alınan tedbirlerin neler olduğuhususları ile kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterlive etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırıkullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacakgüvenceleri içerip içermediği -Savcılık dosyasındaki eksiklikler nedeniyle- buaşamada Anayasa Mahkemesi tarafından incelenememiştir (aynı yöndeki karar içinbkz. Özlem Kır, § 69). Bu nedenle somut olay bakımından işkence ve kötümuamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddiasına ilişkin inceleme,sadece olay sırasında gaz fişeğini kullanan kolluk görevlilerinin eylemleriylesınırlı olarak yapılacaktır.
56. Başvurucu; Savcılığa verdiği ifadesinde, kolluğungöstericilere müdahale ettiği sırada gözüne gaz fişeği isabet ettiğinibelirtmiştir. Başvurucunun 112 Acil Servis tarafından hastaneye götürüldüğüanlaşılmış, ameliyata alındığı ve sol gözünü kaybettiği tespit edilmiştir.
57. Olaya ilişkin kamera kayıtlarının bulunmadığıbelirtilmişse de Savcılık daimî arama kararında başvurucunun kollukgörevlilerinin güç kullanımı sonucu yaralandığını değerlendirerek açık kimlikbilgileri tespit edilemeyen kolluk görevlileri hakkında daimî arama kararıverilmiştir (bkz. § 25).
58. Bununla birlikte başvuru konusu olayın 1 Mayıseylemlerinin bir parçası olmasından ötürü olaylara geniş çapta bir katılımınbulunduğu ve bu nedenle belli oranda kargaşa ortamının doğabileceği kabuledilmektedir. Kargaşa ortamlarında kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etmeve müdahaleyi gerektiren duruma yol açan kişiler dışındakilerin müdahaledenmümkün olduğunca etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülükleribulunmaktadır (Cihan Mutlu, B. No: 2016/9422, 23/2/2020, § 58).
59. Ancak olay nedeniyle herhangi bir polis memuruSavcılık tarafından dinlenmemiştir. Bununla birlikte kolluk görevlilerininyakalamaya veya etkisiz hâle getirmeye çalışırken başvurucuyu yaraladıklarıyönünde bir bulguya da rastlanmamıştır. Dolayısıyla kargaşa ortamına yol açtığıileri sürülmeyen başvurucunun sol gözünden yaralanması olayında kolluğungerekli tedbirleri almadığı ve kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmaksuretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu kanaatine varılmıştır.Nitekim İdare Mahkemesi de benzer tespitlerde bulunmuştur.
60. Somut olayın gerçekleşme koşulları ve özellikleri,başvurucunun yaralanmasının niteliği ile başvurucu üzerindeki muhtemel fizikselve ruhsal etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafındangerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine ulaştığı ve olaydaAnayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlıkeşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.
61. Bu tespitten sonra kolluk görevlilerinin eylemininhangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Bu kapsamda somut olay bir bütünolarak değerlendirildiğinde özellikle başvurucuda yarattığı etki nazaraalındığında eylemin eziyet olarak nitelendirilmesi mümkün görülmüştür.
62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
b. EziyetYasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Genelİlkeler
63. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutubulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel veruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz birsoruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin birşekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamugörevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelenolaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, §110).
64. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafındanhukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde birmuameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasıhâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri”kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişliolmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikteetkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktanyararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmelerimümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).
65. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturmamakamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumlularıntespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötümuamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı vederinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olgularıciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarınıtemellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (CezmiDemir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması,bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi vebir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, §116).
66. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması içinellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğundayetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içindegenel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olaraksayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüdenkaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem Erden,B. No: 2015/4032, 23/1/2019 § 34).
67. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olanhusus -sonuçta alınan kararın (somut olayda daimî arama) niteliğinin neolduğunun önemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdakidiğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırıeylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümüverilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilipgösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin Caruş, § 86).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
68. Somut olayda başvurucunun şikâyeti üzerine Savcılıktarafından soruşturma başlatılmış, sorumlular hakkında 4483 sayılı Kanunuyarınca soruşturma izni verilmesi talep edilmiştir. Başvurucu soruşturma izniverilmemesine dair karara itirazın kesin olarak reddedilmesi üzerine bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
69. Anayasa Mahkemesi Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş(B. No: 2013/7907, 21/4/2016) ve Selçuk Yıldız (B. No: 2014/10382,15/2/2017, §§ 21-29) başvurularında, gösteri yürüyüşünde yaralanan kişilerhakkında soruşturma izni şartına bağlı olmayan suçlar yönünden izinmekanizmasının işletilmesini ve soruşturma izni verilmemesini etkili soruşturmayükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir.
70. Savcılığın atılı suçların 4483 sayılı Kanun'un izinşartına bağlı olmaksızın resen kovuşturulması gereken suçların düzenlendiği 2.maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olup olmadığını tartışmadan İstanbulValiliğinden soruşturma izni istediği görülmektedir.
71. Öte yandan her ne kadar soruşturma izni verilmemesinebağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmemişse de Savcılıksöz konusu idari soruşturmaya ait bilgileri dikkate almış ve başvurucununyaralanmasına neden olan kolluk görevlilerinin tespit edilemediği gerekçesiyledosyanın üçer aylık sürelerle gözden geçirilmek üzere daimî aramaya alınmasınakarar vermiştir. Bu tarihten sonra da soruşturmanın ilerlemesini sağlayanherhangi bir işlem tesis etmemiştir.
72. Başvurucu, kolluğun toplumsal bir olaya müdahalesiesnasında kullandığı gaz fişeği kapsülüyle sol gözünü kaybetmiştir. Savcılıktarafından önce soruşturma izni talep edilmiş, olaylar sırasında gaz silahıkullanmaya yetkili personel tam olarak araştırılmamış, herhangi bir polismemuru Savcılık tarafından tanık olarak dahi dinlenmemiş ve sorumlularınkimlikleri tespit edilememiştir.
73. Diğer taraftan olay gününe ve mahalline ait kameragörüntülerinin bulunmadığı ifade edilmiştir. Ancak başvurucunun olayıngerçekleştiğini belirttiği çevrede olaya tanık olabilecek kişilerin bulunupbulunmadığı araştırılmamıştır.
74. Öte yandan Gezi Parkı eylemleri olarak bilinenolaylar ile devamında gerçekleşen olaylarla ilgili tüm şikâyetlerin bir aradadeğerlendirilmesi hâlinde başvurucunun yaralanması olayı hakkında yürütülensoruşturmanın sürüncemede kalacağı açık olmasına rağmen birleştirme kararıverilmiş, bu yüzden başvurucunun yaralanmasıyla ilgili olarak 2013 yılı Temmuzayından sonra 2015 yılına kadar hiçbir işlem yapıl(a)mamıştır. En nihayetindebaşvurucunun yaralanmasıyla ilgili soruşturma 21/5/2015 tarihinde anasoruşturmadan ayrılmıştır.
75. Bu durumda Savcılık tarafından yedi yılı aşkınsüredir sorumluların tespitinin yapılamamış olduğu, son üç yıldır soruşturmanındaimî aramada beklediği dikkate alındığında soruşturmada uzun zamandır ilerlemekaydedilmediği kanaatine varılmıştır. Toplumsal bir olaya müdahale esnasındabaşvurucuyu gaz fişeği kapsülüyle yaralayan kolluk görevlilerinin makulsayılamayacak bir süre içinde soruşturma makamları tarafından kimliklerinindahi tespit edilememesinin soruşturmanın özenli ve süratli yürütülmesiyükümlülüğüne aykırı olduğu değerlendirilmiştir.
76. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğinortaya çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesikonusunda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, Anayasa'nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı açısındangerekli özenin gösterildiği söylenemeyecektir.
77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
79. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevitazminat talebinde bulunmuştur.
80. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
81. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
82. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul yönünden ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
83. Bu durumda kötü muamele/eziyet yasağının usulboyutuna yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidensoruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeni soruşturmaise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden soruşturmayapılarak Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlalkararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Busebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbulCumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
84. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde cezasoruşturmasının etkili yürütülmemesinden kaynaklanan ihlalin bütün sonuçlarıylaortadan kaldırılabilmesi için eziyet yasağının usul yönünden ihlali nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.Ancak başvurucunun yaralanması sonucunda uğradığı zarar nedeniyle açtığı tamyargı davasının devam ettiği anlaşıldığından eziyet yasağının maddi boyutununihlal edilmesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zarara ilişkin tazminata buaşamada hükmedilebilmesi mümkün değildir.
85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 3.600 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınaneziyet yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkinboyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidensoruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Eziyet yasağının usul boyutunun ihlali nedeniyle net50.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.