TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BİŞAR YUSUFOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/2784)
Karar Tarihi: 10/2/2021
R.G. Tarih ve Sayı: 3/3/2021-31412
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Tuğba TUNA IŞIK
Başvurucu
:
Bişar YUSUFOĞLU
Vekili
:
Av. Ferit KAVŞUT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, usulüne uygun tefhim yapılmadığı hâlde istinafsüresinin tefhimden başlatılmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/1/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Batman 1. İcra Müdürlüğünde kambiyosenedine dayalı icra takibi başlatmıştır.
9. Başvurucu aleyhine Batman İcra Hukuk Mahkemesinde(Mahkeme) söz konusu icra takibine itiraz davası açılmıştır. Dava dilekçesinde,ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediği iddia edilmiş ve borcun olmadığıbelirtilerek takibin iptali ile %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesiistenmiştir.
10. Mahkeme 28/4/2017 tarihli kısa kararında davacıborçluya gönderilen ödeme emrinin usulsüz tebliğ edilmesi sebebiyle borçlununödeme emrinin tebliğ tarihinin 30/11/2016 tarihi olarak tespitine ve icratakibinin iptaline hükmetmiştir. Kararda, karara karşı tefhim tarihindenitibaren on gün içinde istinaf kanun yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.
11. Mahkemenin gerekçeli kararında ise kısa kararda yeralan hükme ilave olarak başvurucu aleyhine alacak miktarı olan 470.000 TL'nin%20'si oranında 94.000 TLtazminata hükmedildiği belirtilmiştir.
12. Başvurucu vekili Mahkemeye UYAP üzerinden 20/5/2017tarihli dilekçe ile mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna ilişkin süretutum dilekçesi sunmuştur.
13. Başvurucu 26/5/2017 tarihli dilekçe ile tavzihtalebinde bulunmuştur. Dilekçede; gerekçeli kararın 22/5/2017 tarihindeyazıldığı, kısa kararda hükmedilmeyen %20 icra inkâr tazminatına gerekçelikararda hükmedilmesi sebebiyle çelişki meydana geldiği belirtilmiştir.
14. Gerekçeli karar 2/6/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir. Başvurucu vekili 5/6/2017 tarihinde gerekçeli istinaf dilekçesinisunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, mahkeme kararının hukuka aykırıolduğunu belirtmekle birlikte 28/4/2017 tarihli kısa karar ile gerekçelikararın aynı olmadığını vurgulamıştır. Kısa kararda yer almayan %20 icra inkârtazminatına gerekçeli kararda hükmedildiği ifade edilmiştir.
15. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi(Bölge Mahkemesi) 15/11/2017 tarihli kararında, başvurucuya 28/4/2017 tarihindetefhim edilen karara karşı yasal süre dolduktan sonra 20/5/2017tarihinde süre tutum dilekçesiyle istinaf kanun yoluna başvurulduğunubelirterek süre aşımı nedeniyle istinaf başvurusunun reddine kesin olarak kararvermiştir.
16. Nihai karar 18/1/2018 tarihinde başvuruya tebliğedilmiştir. Başvurucu 19/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
17. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflasKanunu'nun 363. maddesinin "İstinaf yoluna başvurma veincelenmesi" kenar başlıklı birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"... İstinaf yoluna başvuru süresitefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gündür."
18. 2004 sayılı Kanun'un "İtirazınincelenmesi" kenar başlıklı 169/a maddesinin altıncı fıkrasının ilgilikısmı şöyledir:
"Borçlunun itirazının icra mahkemesinceesasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde kötü niyeti veya ağır kusuru bulunanalacaklı, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere; takipmuvakkaten durdurulmuş ise bu itirazın reddi hâlinde borçlu, diğer tarafınisteği üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzeretazminata mahkûm edilir..."
19. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun "Hükmün kapsamı" kenar başlıklı 297. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye aitherhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilenhükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında;açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
20. 6100 sayılı Kanun'un "Hüküm" kenarbaşlıklı 321. maddesi şöyledir:
''(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra,mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğinibildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıcasüre verilmez.
(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükmeilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir.Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmeksuretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Budurumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmasıgerekir.''
B. Yargıtay İçtihadı
21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/3/2019 tarihli veE.2018/12-884, K.2019/363 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Hukuk Genel Kurulunda yapılangörüşme sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce iki husus önsorun olarak ele alınmıştır.
I- Bu ön sorunlardan ilki, mahkemeceverilen şikâyetin reddine dair kararın 27.04.2018 tarihli duruşmada şikâyetçi vekilininyüzüne karşı tefhim edilmesi, gerekçeli kararın 31.05.2018 tarihinde tebliğedilmesi ve kararın 05.06.2018 tarihinde temyiz edilmesi karşısında, şikâyetçivekilinin temyizinin süresinde olup olmadığı hususudur.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nın18. maddesinde icra mahkemesine arzedilen hususların ivedi işlerden sayılacağıve bu işlerde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 01.10.2011 tarihindeyürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 316/1. maddesiuyarınca kanunlarda açıkça belirtilen hâllerde, HMK’nın basit yargılama usulüile ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlemesi karşısında icra mahkemelerindebasit yargılama usulünün uygulanacağı açıktır.
Basit yargılama usulüne tabiyargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK'nın 'Hüküm' başlıklı 321.maddesinde aynen:
'(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra,mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğinibildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıcasüre verilmez.
(2)Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikteaçıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebinide tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararıtefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılaraktebliğe çıkartılması gerekir.' hükmü düzenlenmiştir. 321. maddedeki 'hükmeilişkin tüm hususlar' dan kastedilen HMK'nın 297. maddesindeki unsurlardır.
Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasındansonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğinibildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararıntefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
HMK'nın 322. maddesi atfı ileuygulanmakta olan HMK'nın 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekildedüzenlenmiştir. Buna göre mahkeme gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümdetaleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç vetanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansınharcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarasıaltında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir.Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde hâkim bu durumunsebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağayazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ayiçinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK'nın 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ilebirlikte tefhim edilemediği hâllerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğedilmesi gereklidir.
İİK’nın 02.03.2005 tarihli ve 5311sayılı Kanunla değişmeden önceki 363. maddesine göre konkordato talebi üzerineverilecek mühlete karşı alacaklılar tarafından vukubulan itirazla konkordatotalebinin muvafık olup olmadığına ve mühletin kaldırılmasına dair olan talebinkabul veya reddine ilişkin kararlarla bu Kanunda temyiz kabiliyeti kabul edilenkararları tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyizedilebilecektir. Maddedeki 'tefhim' kavramının 'hükme ilişkin tüm hususlarıngerekçesi ile birlikte açıklandığı hâl' olarak anlaşılması zorunludur. Bunedenle yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhimtarihinden itibaren, aksi hâlde gerekçeli kararın tebliğinden itibarenbaşlayacaktır.
Usul hukukunda yer almamakla birlikteuygulamada tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğindensonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunulmak suretiyle kararın temyiz edildiğihâllerde kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerinedayanılması mümkün olduğundan gerekçeli kararın bu hâllerde de taraflaratebliği gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de başvurucuya ilk derecemahkemesinin kararının gerekçesini bilerek ve bu gerekçeye karşı iddialarınısunacak şekilde temyiz başvuru yapma imkânı verilmeden ve gerekçeli karartebliğ edilmeden Yargıtayca temyiz aşamasında onama kararı verilmesini hakihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi, Vesim Parlak, B. No:2012/1034, 20.03.2014).
Anayasa Mahkemesi diğer bir kararındada, ilk derece mahkemelerinin kısa kararını usul hükümlerine uygun olaraktefhim etmesi, kanun yolu ve süresini doğru bir şekilde belirtmesi gerektiğine,ayrıca gerekçesiz verilen kısa kararda, temyiz süresinin, gerekçeli kararıntebliğ tarihinden itibaren başlaması gerektiğine ilişkin Kanun hükmü vemahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğününbulunduğuna, başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüdeve kanun hükümlerine olağanın dışında bir anlam verilemeyeceğine,başvurucuların mahkemeye erişim hakkının özünün zedelenemeyeceğine kararvermiştir (Anayasa Mahkemesi, Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleriSanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114, 20.01.2016).
Somut olayda mahkemece direnme kararınınverildiği 27.04.2018 günlü oturumda davanın reddine karar verilmiştir. Kısakararda '…yapılan yargılama sonunda, davacı vekilinin yüzüne karşı, hükmün tümesaslı unsurları açıklanmadığından kararın taraflara tebliğinden -YargıtayHukuk Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin bu yöndeki kararlarına rağmen bazıistinaf dairelerinin tefhim yapılmış ise; gerekçe olmasa da istinaf süresinintefhimden itibaren başlayacağına ilişkin görüşleri de dikkate alınarak süretutum dilekçesi verilmesi hususunda takdir taraflara ait olmak üzere- itibaren10 gün içinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmek üzere temyiz yoluaçık olduğu' yazılmıştır.
Bunun üzerine mahkemece gerekçeli kararşikâyetçi vekiline 31.05.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, şikâyetçi vekilitarafından 05.06.2018 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçesi verilmiştir.
Yukarıda gösterilen kanuni düzenlemelerve oluşturularak tefhim edilen kısa kararın usulüne uygun bir hüküm fıkrasısayılıp sayılmayacağı ve bunun açıklanmasının, temyiz süresini başlatacaknitelikte bir “tefhim” olup olmadığı değerlendirildiğinde; mahkemece kısakararda hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanmadığı,kanun yolu ve süresinin doğru bir şekilde belirtilmediği, tarafları yanıltacakşekilde ifadeler kullanıldığı, bu hâliyle usulüne uygun ve tam bir tefhimdensöz edilemeyeceği tartışmasızdır.
Hâl böyle olunca Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 297/2. maddesine uygun olmaksızın oluşturulan hüküm fıkrasınıntefhimi ile temyiz süresinin başlamayacağının kabulü gerekir. Açıklanan durumkarşısında şikâyetçi vekilinin temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerekbirinci ön sorun oy çokluğuyla aşılmıştır.
..."
22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28/4/2014 tarihli veE.2014/12068, K.2014/13652 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
İlk derece mahkemesince gerekçesiaçıklanmamış bir hükmün HMK kapsamında tefhim edilmiş bir hüküm olamayacağı vegerekçeli karar tebliğ edilmeden istinaf kanun yoluna başvurma süresininbaşlamayacağı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi’nin kabulü usul ve yasayauygundur.''
23. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28/10/2017 tarihli veE.2017/19842, K.2017/17025 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
321. maddedeki 'hükme ilişkin tümhususlar'dan kastedilen HMK.’un 297. maddesindeki unsurlardır. Maddegerekçesinde tefhimin hüküm özetinin yazdırılması olduğu açıklanmıştır.
Bu nedenlerle basit yargılamada datefhim edilecek hüküm HMK.’un 297/2. maddesindeki unsurları taşımakla birlikteHMK.’un 321. maddesi uyarınca gerekçeli olmak zorundadır. Ancak Mahkemelerin işyoğunluğu ve buna bağlı olarak duruşma dosyalarının çokluğu nedeni ilegerekçenin duruşmada yazdırılamaması halinde gerekçeli kararın en geç bir ayiçinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.
Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlikprensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere,yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişive kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışınıolumsuz yönde etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu - 2007/14-778 E, 2007/611 K,Dairemizin 01.04.2008 gün ve 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamı).
Halen yürürlükte olan 5521 sayılı İşMahkemeleri Kanununun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerince verilen nihaîkararlara karşı kanun yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaîkararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihindenitibaren sekiz gündür.
Taraflar hükmün tefhiminin HMK.’un297/2. maddesinde sayılan unsurları taşımaması halinde hak ve borçlarınıbilemeyeceklerinden temyiz süresini kaçırmamak, hak kaybına uğramamak içinkararı gereksiz yere temyiz etmek zorunda kaldıkları bir gerçektir.
Bu nedenlerle hükmün tefhimi sırasındaHMK.’un 297/2. maddesinde belirtildiği üzere taleplerden her biri hakkındaverilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarasıaltında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli vezorunludur.''
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 10/2/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; Mahkemenin kısa kararda, davacı borçluyagönderilen ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğine ve borçlunun ödeme emrinintebliğ tarihinin yeniden tespitiyle takibin iptaline karar verdiği içinborçluya yeni bir tebligat yaparak takibi kesinleştirmek istediğini, bu nedenlede tefhimden sonra kanun yoluna başvurma gereği duymadığını belirtmiştir.Başvurucu tefhim edilen kararda yer verilmediği hâlde gerekçeli kararda icrainkâr tazminatına hükmedildiğini görünce tebliğden itibaren süresinde istinaftalebinde bulunduğunu ancak bu durum dikkate alınmaksızın sürenin tefhimdenbaşlatılması nedeniyle adil yargılanma, mahkemeye erişim, kanun önünde eşitlikve savunma hakları ile hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, istinaf talebinin esasının Bölge Mahkemesitarafından incelenmemesine yönelik olduğundan başvuru adil yargılanma hakkınıngüvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. MüdahaleninVarlığı ve Hakkın Kapsamı
29. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adilyargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintaraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adilyargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğinibelirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
30. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,7/11/2013, § 52).
31. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığınayönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanunyoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğertemel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı birmahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altınaalmamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hakve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanunyollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adilyargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten,B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).
32. Somut olayda istinaf başvurusunun süresindeyapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişimhakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
33. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
34. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu nedenle öncelikle başvurucunun mahkemeye erişimhakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığınınincelenmesi gerekir.
35. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerinve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfîmüdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletininen önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,6/2/2014, § 60).
36. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklîmanada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye BüyükMillet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanunadı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlükleremüdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılandüzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartınabağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmününbulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (AliHıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).
37. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasınında bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirliliktaşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulununsağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi vediğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalıolması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilirkuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunilik unsuru yönünden değerlendirmeyapılırken derece mahkemelerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerininyorumu ve bu hükümlerin olaya uygulanması bariz takdir hatası ya da açıkkeyfîlik içermediği sürece bu alanda bir inceleme yapılması bireysel başvurununamacıyla bağdaşmaz. Ancak derece mahkemelerinin müdahaleye imkân tanıyan kanunhükmünü açık bir biçimde hatalı yorumladıkları ve uyguladıklarının tespitihâlinde müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılabilir (RamazanAtay, B. No: 2017/26048, 29/1/2020, § 29).
38. 6100 sayılı Kanun'da kararın tefhiminin mahkemeninhükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ilegerçekleşeceği belirtilmiş, zorunlu hâllerde -hâkimin bu durumun sebebini detutanağa geçirmek suretiyle- sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararıtefhim edebileceği düzenlenmiştir. Başvuruya konu olayda, Mahkeme tarafından28/4/2017 tarihli celsede tefhim edilen kararda başvurucu aleyhine hükmedilen%20 icra inkâr tazminatının yer almadığı görülmektedir. Başvurucu 20/5/2017tarihinde süre tutum dilekçesi vermiş, gerekçeli kararın tebliği üzerine deistinaf başvurusunda bulunmuştur. Başvurucu tefhim edilen kısa karar ilegerekçeli karar arasında çelişki bulunduğunu, gerek 26/5/2017 tarihli tavzihtalebinde gerekse de istinaf dilekçesinde belirtmiştir.
39. 2004 sayılı Kanun'da istinaf süresinin kararın tefhimveya tebliğinden itibaren on gün olduğu belirtilmiştir. Somut olaydaki ihtilaf,istinaf süresinin hangi durumda tefhim ya da tebliğden başlatılacağındankaynaklanmaktadır. Yukarıda yer alan açıklamalara göre 6100 sayılı Kanun'un297. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki zorunlu unsurları karşılamamasınedeniyle ortada usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır.Böylece başvurucu açısından istinafa ilişkin hak ve yükümlülüklerin gerekçelikararın tebliği ile birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı açıktır. Bu durumkanun yollarına başvurunun etkililiğinin sağlanması yönünden de gereklidir.
40. Bu durumda Mahkemenin kısa kararının usul hükümlerineuygun olarak tefhim edilmemesine rağmen istinaf süresini tefhim tarihindenbaşlatarak istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar veren BölgeMahkemesi kararının kanuni dayanağının bulunmadığı anlaşılmıştır.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
43. Başvurucu; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesive tazminat talebinde bulunmuştur.
44. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
45. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğinekarar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından sözedilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikleihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olankarar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bubağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan, §§ 55, 57).
46. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemeninyasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlalkararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalinsonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58,59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
47. İncelenen başvuruda, başvurucunun istinafbaşvurusunun süresinde olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıylaihlalin Bölge Mahkemesi kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
48. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininmahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere Bölge Mahkemesine iletilmek üzere Batman İcraHukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
49. Başvuruda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunduğu sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmakamacıyla Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesine (E.2017/2551,K.2017/2583) iletilmek üzere Batman İcra Hukuk Mahkemesine (E.2016/312,K.2017/91) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 10/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.