TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BUBO ÇELİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3954)
Karar Tarihi: 26/2/2015
R.G. Tarih-Sayı : 16/4/2015-29328
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Recep ÜNAL
Başvurucu
:
Bubo ÇELİK
Vekili
:
Av. Cihan KARALDİ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz etmeküzere sunduğu “süre tutum”dilekçesi Yargıtay tarafından dikkate alınmaksızın süre aşımı gerekçesiyletemyiz başvurusunun reddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş ve maddi-manevi tazminat taleplerindebulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 4/6/2013 tarihinde Mazıdağı Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyonasunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 26/9/2013 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm tarafından 3/2/2014 tarihinde yapılantoplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlık, yazılı görüşünü 26/2/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 3/3/2014 tarihindebildirilmiştir. Başvurucu süresi içerisinde Bakanlık görüşüne karşı beyanlarınısunmamıştır.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. 2904 sayılı Mazıdağı Tarım Kredi Kooperatifi tarafından9/1/2012 tarihli takip talebi ile başvurucu aleyhine kambiyo senetlerine özgüicra takibi başlatılmıştır.
9. Mazıdağı İcra Müdürlüğünün 9/1/2012 tarih ve E.2012/6sayılı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluna ilişkin toplam 103.394,94 TLtutarında takibe esas alacağa ilişkin ödeme emri, başvurucuya gönderilmiştir.
10. Başvurucu, 27/2/2012 havale tarihli dilekçe ile Mazıdağıİcra Hukuk Mahkemesinde “icra takibineitiraz” davası açarak, alacaklı kooperatife borcunun bulunmamasınedeniyle takibin durdurulmasına, takip ve ödeme emrinin iptaline, alacaklının%40 oranında tazminat ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
11. Başvurucu, Mahkemeye vermiş olduğu dilekçeler veduruşmadaki beyanlarında, takibe konulan senette tahrifat yapıldığını,senetteki imzanın kendisine ait olmasına rağmen senedin üst kısmının ilgilikurum personelince gerçeğe aykırı doldurulduğunu iddia etmiş ve keşide tarihiile vade tarihi aynı olan senedin kambiyo senetlerine özgü takibe konuedilemeyeceğini ileri sürmüştür.
12. İcra Hukuk Mahkemesinin 11/7/2012 tarih ve E.2012/4,K.2012/5 sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilerek, başvurucuya tefhimedilmiş ve ayrıca, 10 günlük temyiz süresinin başvurucu açısından tefhimdenitibaren başlayacağı bildirilmiştir.
13. Başvurucu, E.2012/4 sayılı dosya kapsamında gerekçelikarar yazıldıktan sonra temyiz yoluna başvurabilmek amacıyla, 11/7/2012 havaletarihli “süre tutum” dilekçesiniİlk Derece Mahkemesine sunmuştur. Mahkeme hâkimi, dilekçe üzerine “D. / 11.07.2012 / Hakim(Sicil No.)” şeklinde derkenar yazısı yazarak dosyasına havaleetmiştir.
14. Gerekçeli karar, başvurucuya 10/8/2012 tarihinde tebliğedilmiş olup, başvurucu temyiz gerekçelerini içeren dilekçesini 14/8/2012tarihinde Mahkemeye sunmuştur. Temyiz yoluna başvurma harcı da aynı tarihtebaşvurucudan tahsil edilmiştir.
15. Başvurucunun temyiz talebini inceleyen Yargıtay 12. HukukDairesinin 22/1/2013 tarih ve E.2012/26101, K.2013/1413 sayılı kararı ile süreaşımı nedeniyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
16. Anılan Yargıtay kararına karşı başvurucu 18/2/2013 tarihindekarar düzeltme talebinde bulunmuş olup, aynı Dairenin 26/4/2013 tarih ve E.2013/9036, K.2013/15836 sayılı kararı ile söz konusu talebin reddine kararverilmiştir. Anılan karar başvurucuya 10/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu, 4/6/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
18. 9/6/1932 tarih ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun(2/3/2005 tarih ve 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen) geçici 7.maddesi şöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevebaşlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar İcra veİflâs Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karardüzeltmeye ilişkin hükümleri uygulanır.”
19. 5311 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki şekliyle2004 sayılı Kanun’un 363. maddesinin birinci fırkası şöyledir:
“(Değişik madde: 18/02/1965- 538/140 md.)
İcra mahkemesinin vereceği kararlardan:
…
(Değişikfıkra: 09/11/1988 - 3494/60 md.)İlişkin kararlarla bu Kanunda temyiz kabiliyeti kabul edilen kararlar tefhimveya tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz edilebilir. …”
20. 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:
“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devamolunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamatarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında,kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılıKanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncümadde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
…”
21. 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 26/9/2004 tarih ve 5236 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla yapılan değişiklikten önceki432. maddesi şöyledir:
“(Değişik madde: 26/02/1985- 3156/20 md.)
…
Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeye veyabaşka bir yer mahkemesine verilebilir.
Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemedenbaşka bir mahkemeye verilmişse, 434 üncü maddeye göreişlem yapıldıktan sonra kararı veren mahkemeye örnekleriyle birliktegönderilir.
Temyiz, kanuni süre geçtikten sonra yapılırveya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkemetemyiz isteminin reddine karar verir ve Yargıtayagönderme için yatırılan parayı kullanarak ret kararını kendiliğinden ilgiliyetebliğ eder.
Bu ret kararı tebliğinden itibaren yedi güniçinde temyiz edilebilir, temyiz edildiği ve gerekli giderler de yatırıldığıtakdirde dosya kararı veren mahkemece Yargıtayayollanır. Yargıtayın ilgili dairesi temyiz istemininreddine ilişkin kararı bozarsa, ilk temyiz dilekçesine göre temyiz isteminiinceler.”
22. 1086 sayılı mülga Kanun’un 5236 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikten önceki 434. maddesi şöyledir:
“(Değişik madde: 16/07/1981- 2494/27 md.)
Temyiz dilekçesi hangi mahkemeye verilmişse omahkemece temyiz defterine kaydolunur ve temyiz edeneücretsiz bir alındı kağıdı verilir.
Temyiz isteği, harca tabi değilse dilekçenintemyiz defterine kaydedildiği, harca tabi ise harcın yatırıldığı tarihte yapılmışsayılır.
Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç vegiderlerin tamamı ödenir. Bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa,kararı veren hakim veya mahkeme başkanı tarafındanverilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması, aksi halde temyizdenvazgeçmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süreiçinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyizedilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi halinde 432 nci maddenin son fıkrası hükmükıyasen uygulanır.”
23. 3/4/2012 tarih ve 28253 sayılı ResmiGazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren HukukMuhakemeleri Kanunu Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) “Temyiz kaydı” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“(1) Mahkemece veya ilgili hukuk dairesinceverilen hükümler aleyhine yapılan temyiz başvurularına ilişkin olarak tutulankayıttır.
(2) Temyiz kaydı; sıra numarası, dosya esassıra numarası, temyiz yoluna başvuranın taraf sıfatı, adı ve soyadı, aleyhinetemyiz yoluna başvurulanın taraf sıfatı, adı ve soyadı, temyiz dilekçe tarihi,davanın nev’i, karar tarih ve numarası, aleyhine temyiz olunana tebliğ tarihi,temyiz şartlarının yerine getirilip getirilmediği, dosyanın Yargıtay’ın hangidairesine gönderildiği, gönderilme tarihi, dosyanın temyiz incelemesindendöndüğü tarih ve neticesi ile düşünceler sütunlarını içerir.”
24. Yönetmeliğin “Havale,dilekçe ve belgelerin alınması” kenar başlıklı 39. maddesi şöyledir:
“(1) Dava ile ilgili mahkemeye veya hukukdairesine sunulan her türlü dilekçe ve belge ön büro veya yazı işlerindegörevli personele teslim edilir. Dilekçe veya belgenin alındığına ve elektronikortama aktarıldığına dair başvuru sahibine ücretsiz olarak bir alındı belgesiverilir. Bu belge aynı zamanda havale yerine geçer.
(2) Fiziken teslimalınıp elektronik ortama aktarılan veya doğrudan elektronik ortamda gelendilekçe veya belge, hâkim veya görevlendireceği personel tarafındanincelendikten sonra dosyasına aktarılır.”
25. Yönetmeliğin “Kanunyoluna başvuru işlemleri” kenar başlıklı 48. maddesi şöyledir:
“(1) Kanun yoluna başvuru dilekçesi, ön büroveya yazı işlerinde görevli personele teslim edilir.
(2) Kanun yoluna başvuru dilekçesi harca tabideğilse hemen, harca tabi ise harç ödendikten sonra kaydedilir ve başvurusahibine ücretsiz alındı belgesi verilir.
(3) Alındı belgesi, kanun yolu dilekçesininsisteme kaydedilmesi üzerine verilen belgedir. Alındı belgesi, mahkemeninadını, dosyanın esas ve karar numarasını, karar tarihini, tarafların ve varsamüdahillerin ad ve soyadlarını, davanın konusunu, başvurulan kanun yolumerciini, başvuru tarih ve saatini içerir.
(4) Kanun yolu başvurusu, kanun yoludilekçesinin kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır.
(5) Başka yer mahkemesine verilen kanun yolunabaşvuru dilekçelerinde de yukarıdaki hükümler uygulanır. Başka yer yazı işlerimüdürü veya görevli personel teslim aldığı dilekçe ve eklerini elektronikortama aktarır, fizikî evrakı da gecikmeksizin ilgili mahkemeye gönderir.
(6) Herhangi bir nedenle elektronik ortamdaişlem yapılamaması halinde durum bir tutanakla tespit edilir ve işlem fizikiortamda yapılır. Elektronik sistem açıldığında fizikî ortamda yapılan işlemlergecikmeksizin elektronik ortama aktarılır. Bu durumda kanun yolu başvurudilekçesi tutanağın düzenlendiği tarihte verilmiş sayılır.
(7) Fiziksel ortamda kanun yolu başvurusumesai saatleri içinde yapılır.
(8) Gerçek kişilerin UYAP Vatandaş BilgiSistemi üzerinden, tüzel kişi temsilcilerinin UYAP Kurum Bilgi Sistemiüzerinden kanun yolu başvuru dilekçeleri gönderebilmeleri için elektronik imzasahibi olmaları gerekir. Gerçek ve tüzel kişiler elektronik ortamda yapacaklarıkanun yolu başvurusunun harcını elektronik ortamda mahkeme veznesinin bağlıolduğu banka hesabına aktarırlar. Kanun yolu başvurusu, dilekçenin sistemekaydedildiği tarihte yapılmış sayılır. İşlem sonucunda başvuru sahibininelektronik ortamda erişebileceği bir alındı belgesi oluşturulur.
(9) Taraf vekillerince UYAP üzerinden güvenlielektronik imza ile kanun yolu başvuru dilekçesi gönderilebilir. Bu işler içinayrıca elle atılmış imzalı belge istenmez. Avukatların UYAP Avukat BilgiSistemi üzerinden kanun yolu başvuru dilekçesi gönderebilmeleri için elektronikimza sahibi olmaları gerekir. Kanun yolu harçları avukat tarafından elektronikortamda mahkeme veznesi hesabına aktarılır. Ayrıca bu işlemlerin Barokart veya kredi kartı gibi ödeme araçlarıyla yapılmasısağlanabilir. Kanun yolu başvurusu, dilekçenin sisteme kaydedildiği tarihteyapılmış sayılır. İşlem sonucunda başvuru sahibinin elektronik ortamdaerişebileceği bir alındı belgesi oluşturulur.
(10) Elektronik ortamda kanun yolu başvurususaat 00:00’a kadar yapılabilir.
(11) Kanun yoluna başvurulan dava veya işler,görevli daire doğru bir şekilde belirlendikten sonra kanun yolu formu ve dizipusulası UYAP üzenden hazırlanarak ilgili mercie gönderilir.”
26. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun25/1/1985 tarih ve E.1984/5, K.1985/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının(İBK) ilgili kısımları şöyledir:
“Nitekim, uygulamada, harca tabi olmasınakarşın, hiç harç alınmadan temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği vedosyanın aşağıdaki nedenlerle Yargıtay’a gönderildiği görülmektedir.
Birincisi, yasanın yanlış yorumundankaynaklanmakta; örneğin, Sosyal Sigortalar Kurumu ve DSİ Genel Müdürlüğü’yleilgili davalarda yargı harcının alınıp alınmayacağı konusunda harç almaklayükümlü mahkemece duraksamalara gösterilmiş ve çoklukla olumsuz bir yorumlauygulamada bir süre, temyiz edenin harcı yatırmak isteğine karşın harçalınmamıştır.
İkinci neden de,mahkeme kaleminin harç almayı savsaklaması ve temyiz defterine dilekçeyikaydetmesiyle ortaya çıkmaktadır. Harcın ödenmesi temyiz edenin kendi başınayapacağı bir işlem olmayıp yetkili görevlinin önüne gelen işlemi tamamlamagörevinin sonucu, temyiz edenle birlikte ortaklaşa yapılması gereken birişlemdir (Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliği m. 14). Temyizedenin harç yatırmak istediği halde görevlinin almadığını belgeleyipkanıtlaması olanaksız derecede güç olmasına karşılık, görevlinin ilgiliden buharca istediğini ve fakat ilgilinin yatırmadığını dilekçeye düşeceği biryazıyla kanıtlanması daha kolay ve hatta görevi gereğidir. Ancak, bütün bunlaryapılmamışsa, kuşkusuz harcın yatırılmaması, yetkilinin görevinisavsaklamasından kaynaklanmış demektir.
Yukarıda sergilenen yanlış yorum ya dasavsaklama durumlarında, temyiz edene yükletilecek bir kusur olmadığı gibi,bunun da ötesinde temyiz edenin, aşıp üstesinden gelemeyeceği, hukuki deyimiyle,bir yenilemez yanılgı karşısında bulunduğu ve bunu temyiz edene yüklemeninadalet ve hukuka güven ilkeleriyle bağdaşmayacağı açıktır. Esasen, eksik harçyatırılmasını temyiz edene yükletilecek bir kusur ve yanılgı olarak görmeyen vebunu verilecek ek bir süreyle çözen yasanın amaçsal(teleolojik) yorumu da, bunu gerektirmektedir. Çıkışve varış noktalarının bu sentezinden, kullanılacak yorum aracı da kendiliğindenortaya çıkmaktadır ki, bu da hiç harç yatırılmaması durumunda, HUMK’nın 434. maddesinin 3. fıkrasının benzetme yoluylauygulanacağıdır.
Görülüyor ki, burada Yasanın 434. maddesininilk fıkrasını, onu yumuşatan öbür fıkralarından soyutlayarak katı kesinlemelere götürecek biçimde bir başına ele almak veyorumda karşıt kavram yöntemini kullanmak yerinde değildir.
Ulaşılan bu noktanın doğal bi(r)sonucu da, harcın hiç yatırılmaması durumunda Yasanın434. maddesinin 2. fıkrası uyarınca temyiz davasının, dilekçenin defterekaydedildiği tarihte açılmış sayılacağıdır. Temyizin harcın yatırıldığı tarihteyapılmış sayılacağı yolundaki düşüncenin bu yorumla ve sonuçla bağdaşmasıolanaksızdır. Zira, harcın yatırıldığı tarihte temyiz süresi akan zaman içindeesasen geçmiş olacağından, temyiz edene ek bir süre vermenin hiçbir yararı bulunmayacak, dahası anlamsız kalacaktır. Oysa, yasalaryorumlanırken, anlamsız sonuçlara ulaştıran yorumlardan kaçınmak zorunludur.
Temyiz davasının açıldığı tarihte ilgiliolarak ulaşılan bu sonucun, dilekçenin mahkeme kalemindeki deftere kaydıtarihinde değil, harcın ödendiği tarihte davanın açılmış sayılacağına ilişkin6.2.1984 gün ve 7/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararına aykırı olduğugörüşü de yerinde değildir. Zira, anılan içtihatları birleştirme kararı,davanın ne zaman açılmış ve dilekçenin ne zaman kaydedilmiş sayılacağıkonusuyla ilgilidir. Oysa, burada söz konusu olan sorun, eksik harç yatıranayasayla benimsenen uyarı ve ek sürenin, yanlışlıklıkendisinden hiç harç alınmayan temyiz edene tanınıp tanınmayacağıdır.
Bütün bu nedenlerle, harca tabi olmasınakarşılık, harç alınmadan temyiz defterine kaydedilen temyiz dilekçeleri hak(k)ında HUMK’nın2494 sayılı Yasayla değişik 434. maddesinin 3. fıkrası benzetme yoluylauygulanır. Bu durumda, temyiz isteği dilekçenin temyiz defterine kaydedildiğitarihte yapılmış sanılarak temyiz harcının hesaplanıp temyiz edenden istendiğihalde, temyiz süresi içinde ödemediği mahkeme kalemince belgelendirilmiş isetemyiz dilekçesinin reddi gerekir.
SONUÇ: Harca tabi olmasına karşın, mahkemekalemince harcı hesaplanıp ilgilisinden istenmeden ve dolayısıyla harçalınmadan temyiz defterine kaydedilen temyiz dilekçeleri hakkında HUMK’nın 2494 sayılı Yasayla değişik 434. maddesinin 3.fıkrasında öngörülen ‘eksik harç ödenmesi halinde yapılacak işlemde ilgilikuralın’ benzetme yoluyla uygulanacağına ve bu durumda temyiz isteğinin,dilekçenin temyiz defterine kaydedildiği tarihte yapılmış sayılacağına; ancak,temyiz harcının mahkeme kalemince hesaplanıp ilgilisinden istendiği haldesüresinde ödenmediği belgelendirilmiş ise temyiz isteğinin reddi gerekeceğine,25.1.1985 günlü ilk toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
27. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 4/6/2013 tarih ve 2013/3954 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
28. Başvurucu, İcra Hukuk Mahkemesinin kısa kararınınkendisine tefhim edildiği 11/7/2012 tarihinde dava dosyasına süre tutumdilekçesi sunduğunu, gerekçeli kararın kendisine tebliğinden sonra 14/8/2012tarihinde temyiz gerekçelerini sunduğunu, ancak anılan süre tutum dilekçesiYargıtay tarafından dikkate alınmaksızın, temyiz dilekçesinin süre aşımınedeniyle reddine karar verildiğini, bu karara karşı yaptığı karar düzeltmetalebinin de reddedildiğini, bu şekilde temyiz yoluna başvuru hakkının elindenalındığını ileri sürmüş, ilgili Yargıtay kararının kaldırılması ile maddi vemanevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun, kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
30. Bakanlık görüş yazısında aşağıda hususlara temasedilmiştir:
i. Bakanlık görüş yazısında ilk olarak, AİHM içtihatlarıçerçevesinde, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanınhakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunlaöngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırıbir gevşeklikten kaçınmalarının gerekli olduğu ifade edilmiştir.
ii. Diğer yandan, Türk Hukukunda temyiz dilekçesinin hâkimtarafından havalesini müteakiben yazı işleri müdürlüğünün, gerekli harç vegiderleri hesaplayıp, ilgilisinden tahsil edeceği ve dilekçenin temyizdefterine kaydedileceği, kaydedilen dilekçenin kaydın yapıldığı tarih ve sıranumarası açıkça yazılmak suretiyle gösterileceği, havaleden sonra harçlandırılan dilekçelerin kaleme tevdii halinde de budurum belgelenerek dilekçenin teslim alınacağı ve temyiz defterine bundan sonrakaydedileceği, hukuk davalarında “süre tutumdilekçesi” adı altında bir talep türü olmadığı, kaldı ki hakdüşürücü sürelerin durdurulamayacağı, somut başvuruda, “süre tutum dilekçesi” olarak verilendilekçenin, temyiz dilekçesinin temel unsurlarını taşımasının gerektiği, temyizdilekçesinin, temyiz edenin kimliği ve imzasıyla temyiz olunan kararı yeterikadar belli edecek bilgileri taşıması halinde diğer şartlar bulunmasa dahi reddolunmayıp temyiz incelemesinin yapılacağı, buçerçevede, süre tutum dilekçesinin temyiz mahiyetinde olduğu ve harçlandırılmasının gerektiği, gerekçesi yazılmadan temyizedilse dahi gerekçeli karardan sonra ayrıntılı temyiz gerekçelerinin Yargıtaya bildirilmesine hukuken bir engel bulunmadığıbildirilmiştir.
iii. Bakanlık görüş yazısında, kanunlarda öngörülen temyizsüresi gibi hak düşürücü sürelerin, hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğiolduğu, ayrıca gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gerekse AnayasaMahkemesinin kanunları yorumlamak ve uygulamak yetkisinin birinci derecedeulusal makamlara ait olduğunu kabul ettiği belirtilmiştir.
iv. Bakanlık tarafından, somut başvuruda süre tutum dilekçesitemyiz saikiyle sunulmuş ise, harca tabi olmasınarağmen harç alınmadan temyiz defterine kaydedilen temyiz dilekçesi hakkındayapılacak işlemlere ilişkin 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi, 25/1/1985 tarihve E.1984/5, K.1985/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve 6100sayılı Kanun’a eklenen geçici 3. madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılıKanun’un temyize ilişkin hükümleri uyarınca, harca tabi bir işe ilişkin kararıntemyizi halinde temyiz harcının sonradan alınmasının mümkün olduğu, TürkHukukunda temyize ilişkin hükümlerin AİHM’innitelendirdiği şekliyle katı ve kişilerin mahkemeye erişimini imkansız kılacakderecede zorlaştıran usul kuralları bulunmadığı, aksi yorum halinde usulünegöre verilmiş tek bir dilekçe ile mahkemede sonradan temyiz etme hakkınısürekli elinde tutan taraflar çoğalacak, hukuki kesinlik ve güvenliğinkişilerin sağduyu ve adalet algılarına terk edildiği bir hukuk sistemininortaya çıkacağı ileri sürülmüştür.
v. Sonuç olarak Bakanlık görüş yazısında, yargılamanın adilolmadığını veya keyfi davranıldığını düşündürecek herhangi bir belirtibulunmadığı, kaldı ki başvurucunun davasının bir hukukçu olan avukat tarafındantakip edildiği, süre tutum dilekçesi de dahil olmak üzere tüm işlemlerin avukatmarifetiyle yapıldığı, Devletin ihlal konusundaki sorumluluğunun usul kurallarıile ilgili düzenlemelerin bir avukat tarafından bilindiği varsayılarakyorumlanması gerektiği bildirilmiştir.
31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
32. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediğitemel yaklaşım doğrultusunda kural olarak, bireysel başvuruya konu davadakiolayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ilekişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esasyönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeyetabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği süreceve açıkça keyfilik içermedikçe, derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi vehukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede,derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesinde açık ve bariz takdir hatasıbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26). Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin görevi,usul kurallarının uygulanması konusunda derece mahkemelerinin takdir vedeğerlendirmelerini denetlemek olmayıp, usule ilişkin uygulamanın başvurucununmahkemeye erişim hakkını, Anayasa ve Sözleşme’yeaykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını denetlemektir.
33. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (B. No:2012/144, 2/10/2013, § 28; B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; B. No: 2012/1061,21/11/2013, § 28; B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).
34. Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının en temelunsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya daimkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya dakanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğinin kabulü gerekir (B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27).
35. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvurukonusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerinmahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasınıgerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadakibelirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir (Aynıyöndeki AİHM kararı için bkz. Geffre/Fransa,B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34). Bu nedenle, mahkemeler usul kurallarınıuygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırışekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarınınortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdırlar(Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29; Eşim/Türkiye, B.No: 59601/09, 17/9/2013, § 21).
36. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması veyargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesinehizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafındangörülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeyeerişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24).
37. Somut olayda, başvurucunun açmış olduğu kambiyo senetlerine özgütakibe itiraz davası, İcra Hukuk Mahkemesinin 11/7/2012 tarih kararı ilereddedilmiş olup, buna ilişkin karar başvurucuya tefhim edilmiş ve 10 günlüktemyiz süresinin başvurucu açısından tefhimden itibaren başlayacağıbildirilmiştir. Başvurucu dava dosyası kapsamında gerekçeli karar yazıldıktansonra temyiz yoluna başvurabilmek amacıyla 11/7/2012 havale tarihli “süre tutum” dilekçesini Mahkemeyesunmuştur. Mahkeme hâkimi, aynı tarihte başvurucunun dilekçesini kabul ederekdosyasına havale etmiştir. Ancak bu aşamada başvurucu herhangi bir harçyatırmadığı gibi, gerek başvuru formu gerekse Bakanlıkgörüş yazısındaki bilgilerden, ilgili hâkim veya kalem personeli tarafındanbaşvurucunun bu konuda bilgilendirildiğine dair herhangi bir kaydarastlanmamıştır. Gerekçeli kararın kendisine 10/8/2012 tarihinde tebliğiüzerine başvurucu, temyiz gerekçelerini içeren dilekçesini 14/8/2012 tarihindeİlk Derece Mahkemesine sunmuştur. Temyiz yoluna başvurma harcı da aynı tarihtebaşvurucudan tahsil edilmiş ve başvurucunun temyiz başvurusunda bir eksiklikgörülmeyerek dosya, Yargıtaya gönderilmiştir.
38. Ancak başvurucunun temyiz talebini inceleyen Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 22/1/2013 tarihli kararı ile süre aşımı nedeniyle temyizdilekçesinin reddine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Karar temyiz edene 11/07/2012 tarihinde tefhim edildiğihalde temyiz dilekçesi belirli süre geçirildikten sonra, 14/08/2012 tarihindeverilip kaydettirilmiştir. Süre aşımı bakımından temyiz dilekçesinin (REDDİNE),ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,22/01/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.”
39. Başvurucunun karar düzeltme talebinin de aynı Dairenin26/4/2013 tarihli kararı ile reddine karar verilmiştir. Bu şekilde, başvuruyolları tüketilmiş olup, anılan karar başvurucuya, 10/5/2013 tarihinde tebliğedilmiştir. Kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Düzeltilmesi istenen Yargıtay ilamıyla bunda atıf yapılanmahkeme kararında yazılı gerekçeler ve dosyada mevcut belgeler karşısında karardüzeltme isteği yerinde görülmediği gibi HUMK. nun 440. maddesinde yazılı dört halden hiç birine deuymadığından İİK.nun 366. ve HUMK.nun442. maddeleri uyarınca (REDDİNE), ...”
40. Temyiz yoluna başvurulmasına ilişkin kısıtlamalar da davaaçılması konusundaki kısıtlamalar gibi, kural olarak, mahkemeye erişim hakkınamüdahale teşkil eder. Bu kısıtlamalar, süre, harç ve benzeri bir takım usuli şartlar öngörülmesi şeklinde de olabilir.
41. Başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesi, “Karar temyiz edene 11/07/2012 tarihinde tefhimedildiği halde temyiz dilekçesinin belirli süre geçirildikten sonra, 14/08/2012tarihinde verilip kaydettirilmiş” olmasına dayanmakta olup,başvurucunun temyiz kanun yoluna erişim hakkını engelleyen bu durum, mahkemeyeerişim hakkına yönelik bir müdahale oluşturmuştur.
42. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekildesınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da,Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu haklarınsınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanımkoşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanansınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğuaçıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelereaykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).
43. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göretemel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
44. AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olanSözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının sınırlandırılması rejimidüzenlenmemiş olmasına rağmen, bunun hiçbir surette mahkemeye erişim hakkınınsınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkın niteliği gereği, mahkemeyeerişim konusunda devletin bir takım sınırlama ve düzenlemeler yapmasınınkaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdiralanına sahip olduklarını kabul etmektedir. Ancak, bu sınırlamaların hakkınözüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracınsınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyinhakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireyaleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya,B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36; SabriGüneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, § 56).
45. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların, kanuni olması, hakkınözünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık veölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No:2013/1613, 2/10/2013, § 38).
46. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri “belirlilik”tir.Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşıkoruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir.Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli birkesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veyasonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu,kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumdakendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukukgüvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,E.2009/51, K.2010/73, K.T. 20/5/2010; AYM, E.2009/21, K.2011/16, K.T.13/1/2011; AYM, E.2010/69, K.2011/116, K.T. 7/7/2011; AYM, E.2011/18,K.2012/53, K.T. 11/4/2012).
47. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamaların yalnızca şekli olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp,bunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişliolmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni,bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem veolguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık vekesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dairyeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tümsonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığınölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitapettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarakbelirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun, aynı zamanda kolaylıklaerişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2011/62, K.2012/2, K.T.12/1/2012).
48. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemeninbireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediğialanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeydeöngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez.Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte; bazen aşırı birkatılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklereuyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanmasıve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller içermektedir(bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01,13/11/2008, § 83).
49. 1086 sayılı mülga Kanun’un 5236 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikten önceki 434. maddesinde temyiz isteğinin, harca tabi ise harcınyatırıldığı tarihte yapılmış sayılacağı, temyiz dilekçesi verilirken ödenmesigerekli harç ve giderler konusunda bir eksiklik bulunması halinde, bunlarıntamamlanması için başvurucuya yedi günlük kesin süre tanınacağı, aksi takdirdekararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır.
50. Yönetmeliğin 13. maddesinde ise temyiz kaydının,mahkemece veya ilgili hukuk dairesince verilen hükümler aleyhine yapılan temyizbaşvurularına ilişkin kayıt olduğu, 39. maddesinde mahkemeye veya hukukdairesine sunulan, dava ile ilgili her türlü dilekçe ve belgenin ön büro veyayazı işlerinde görevli personele teslim edileceği, dilekçe veya belgealındığına ve elektronik ortama aktarıldığına dair başvuru sahibine ücretsizolarak bir alındı belgesi verileceği, bu belgenin aynı zamanda havale yerinegeçeceği, fiziki olarak teslim alınıp elektronik ortama aktarılan veya doğrudanelektronik ortamda gelen dilekçe veya belgenin, hâkim veya görevlendireceğipersonel tarafından incelendikten sonra dosyasına aktarılacağı, 48. maddesindeise, kanun yoluna başvuru dilekçesinin, ön büro veya yazı işlerinde görevlipersonele teslim edileceği, kanun yoluna başvuru dilekçesinin harca tabi iseharç ödendikten sonra kaydedileceği ve başvuru sahibine ücretsiz alındı belgesiverileceği, kanun yolu başvurusunun, kanun yolu dilekçesinin kaydedildiği tarihteyapılmış sayılacağı düzenlemelerine yer verilmiştir.
51. Temyiz süresinin, kısa kararın tefhimi ile başladığıdurumlarda, temyiz süresini kaçırmak istemeyen davacı veya davalının, temyizedair yazılı iradesini ortaya koyması, usuli bir hakkaybına uğramaması bakımından kaçınılmazdır. Bu nedenle gerekçeli kararın henüzaçıklanmamış olması nedeniyle temyiz gerekçelerinin bildirilemediği ve yalnızcatemyiz yoluna başvurma isteğinin ortaya konulduğu dilekçeler, uygulamada “süre tutum” dilekçesi adı ile anılmaktadır.
52. 1086 sayılı mülga Kanun’un 5236 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikten önceki 434. maddesinin üçüncü fıkrasında, gerekli harç vegiderlerin eksik ödenmiş olduğu, temyiz dilekçesi verildikten sonraanlaşılırsa, kararı veren hâkim veya mahkeme başkanı tarafından verilecek yedigünlük kesin süre içinde tamamlanmasının, aksi halde temyizden vazgeçmişsayılacağı hususunun temyiz edene yazılı olarak bildirileceği, verilen süreiçinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, kararın temyiz edilmemişsayılmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla, bir temyizdilekçesi kabul edildikten sonra, harç ve diğer temyiz giderlerine ilişkineksikliklerin temyize başvuran tarafından tamamlanması konusunda gerekligirişimlerde bulunulması, ilk derece mahkemesinin görevidir. Özetle, temyizdilekçesi verilmesine rağmen temyiz harç veya masraflarının yatırılmamış olduğudurumlarda, ilk derece mahkemesinin bu konuda başvurucuya yazılı bildirimdebulunarak, eksiklikleri tamamlamaya davet etmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
53. Ayrıca, ilgili hukuk başlığı altında yer verilen İBK’de (§ 26) eksik harç ödenmesi halinde yapılacakişlemlere ilişkin 1086 sayılı mülga Kanun’un 434. maddesinin üçüncü fıkrasının,harca tabi olmasına rağmen, mahkeme kalemince harcı hesaplanıp ilgilisindenistenmeden ve dolayısıyla harç alınmadan temyiz defterine kaydedilen temyizdilekçeleri hakkında da kıyasen uygulanması gerektiğine karar verilmiştir.
54. Somut olayda başvurucunun avukatının, kısa kararın tefhimedildiği ve 10 günlük temyiz süresinin başladığı 11/7/2012 tarihinde İlk DereceMahkemesine sunduğu “süre tutum”dilekçesi şöyledir:
“Yukarıda esas numarasını belirttiğim davadosyasında itiraz eden vekiliyim. Gerekçeli karar yazıldıktan sonra temyizetmek üzere süre tutum dilekçemizin kabul edilmesini saygılarımla arz ve talepederim. 11.07.2012”
55. Belirtilen dilekçe, düzenlendiği tarih olan 11/7/2012tarihinde İlk Derece Mahkemesi hâkimi tarafından Mahkeme dosyasına havaleedilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde, hâkimin havaleişlemi, kanun yoluna başvuru prosedürünün başladığını, dilekçenin hâkimtarafından görülerek İlk Derece Mahkemesinin uhdesine girdiğini göstermekteolup, bundan sonra dilekçe hakkında yapılacak işlemlerden Mahkeme personeli ilekanun yoluna başvuran tarafın ortaklaşa sorumlu olacaklarının kabulü gerekir.Buna rağmen, daha sonra Yargıtay tarafından bir temyiz dilekçesi olarakdeğerlendirilen 11/7/2012 tarihli dilekçesini harçlandırmasıgerektiği konusunda başvurucuya herhangi bir bilgilendirme yapılmadığıanlaşılmaktadır.
56. Gerekçeli kararın tebliğini müteakiben başvurucu,gerekçeli temyiz taleplerini içeren dilekçesini, temyiz harcını da yatırmaksuretiyle, 14/8/2012 tarihinde İlk Derece Mahkemesine sunmuştur. Başvurucununtemyiz talebine ilişkin işlemleri olağan bir şekilde yürütmeye devam eden İlkDerece Mahkemesi, dava dosyasını, temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtaya göndermiştir. Dolayısıyla başvurucunun, hangiaşamada hangi işlemleri eksik yaptığını bilip öngörebilme ve eksikliklerigiderme fırsatına da sahip olamadığı görülmektedir. Ayrıca başvurucunun temyizgerekçelerini içeren dilekçesini kabul ettikten sonra, temyiz dilekçesi içinyapılması gereken işlemleri yerine getiren İlk Derece Mahkemesinin bu tutumu,başvurucunun sunduğu “süre tutum”dilekçesini bir temyiz dilekçesi olarak değil, salt temyiz süresini durdurmayamatuf bir ön bildirim olarak değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçevedebaşvurucunun, “süre tutum” adıaltında sunduğu dilekçesini temyiz başvurusu olarak nitelendirme veeksikliklerin giderilmesini sağlama noktalarında, İlk Derece Mahkemesincesergilenen pasif tutumun sonuçlarına katlanması beklenemez.
57. İlgili yasal mevzuat çerçevesinde, dosyasına havale edilentemyiz dilekçesi hakkında, Mahkeme personeli tarafından bir kayıt işlemiyapılması gerekmekte olup, bu işlemin tamamlanması bakımından eksik görülenhususların ve yapılması gerekenlerin, işlemin doğası gereği, başvurucuyabildirilmesi gereklidir.
58. Ayrıca, temyiz prosedürüne ilişkin kuralları düzenleyen1086 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuatta, temyiz süresinin tefhimlebaşladığı ve fakat gerekçeli kararın henüz açıklanmamış olması nedeniyle,davanın ilgili tarafının temyiz gerekçelerinin ortaya koyamadığı durumlarda,nasıl bir yol izleneceğinin açıkça düzenlenmemiş olması da bu konudakiuygulamanın öngörülebilirliğini zorlaştırmaktadır.
59. 1086 sayılı mülga Kanun’da harca tabi olan temyizisteğinin, harcın yatırıldığı tarihte yapılmış sayılacağı düzenlemesine yerverilirken, Yönetmelik’te ise kanun yolu başvurusunun, dilekçenin kaydedildiğitarihte yapılmış sayılacağı, kayıt işleminin ise, harca tabi olan işlerde ancakharç ödendikten sonra yapılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göretemyiz tarihi olarak Kanun’da harcın yatırıldığı tarih, Yönetmelik’te isedilekçenin kaydedildiği tarihin esas alındığı görülmektedir. Bu çerçevede,belirtilen iki düzenleyici metin arasında, kanun yoluna başvuru tarihininbelirlenmesinde esas alınacak işlem bakımından da bir uyumsuzluk olduğu gözeçarpmaktadır.
60. Sonuç itibarıyla, temyiz başvurusuna ilişkin mevzuattakieksik ve kendi içinde uyumsuzluk arz eden düzenlemelerin neden olduğubelirsizlik somut uygulamaya da yansımış olup, bu çerçevede, başvurucununtemyiz talebinin reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkı bakımındanöngörülebilir ve dolayısıyla kanuni bir müdahale olduğunun kabulü mümkündeğildir.
61. Kaldı ki başvurucu, kanuni süresi içerisinde İlk DereceMahkemesinin kararına karşı temyiz yoluna başvurma yönündeki istek ve iradesiniortaya koymuş olup, gerekçeli kararın kendisine tebliğinden altı gün sonra datemyiz gerekçelerini içeren dilekçesini sunmuş ve temyiz harcını ödemiştir.Buna göre, başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma konusunda özensiz birtutum sergilediği söylenemez.
62. Açıklanan nedenlerle, öngörülebilir ve dolayısıyla kanuniolmayan müdahale sonucunda, İlk Derece Mahkemesinin nihai kararınınhukukiliğini denetletme imkanından mahrum kalan başvurucunun, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
63. Başvurucu, ilgili Yargıtay kararının kaldırılmasını vetemyiz incelemesi yapılmasının sağlanmasını talep etmiştir.
64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
65. Tespit edilen ihlal Yargıtay kararından kaynaklanmaktaolup, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu çerçevede, temyiz incelemesinintemini açısından gereğinin yapılması için, kararın bir örneğinin İlk DereceMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
66. Başvurucu ayrıca, haksız olduğunu iddia ettiği icratakibi nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek, 100.000,00 TLmaddi ve 50.000,00 TL manevi tazminat talep etmiş ise de;tespit edilen ihlal ile iddia edilen zararlar arasında illiyet bağı bulunmadığıanlaşıldığından, başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesigerekir.
67. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması vetemyiz incelemesinin temini bakımından gereğinin yapılması için, kararın birörneğinin İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
C. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
26/2/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.