TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BUĞRAHAN BABACAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9661)
Karar Tarihi: 9/9/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Recep ÜNAL
Başvurucu
:
Buğrahan BABACAN
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, askerî öğrencilik statüsüne son verilenbaşvurucunun, maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davanın Askerî Yüksekİdare Mahkemesi (AYİM) tarafından kısmen reddedilmesi ve hükmedilen vekâletücreti nedeniyle adil yargılanma hakkının, onur kırıcı ceza ve işlemlere maruzkaldığı sabit olduğu hâlde tazminat talebi değerlendirilirken bu durumun AYİMtarafından dikkate alınmaması nedeniyle işkence yasağının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 26/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinedoğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 2/5/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 2/5/2014 tarihindeBakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 3/7/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunulmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, 11/7/2014 tarihinde başvurucuyabildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 24/7/2014tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Askerî öğrenci olarak Hava Harp Okuluna devam etmekteiken hakkında “psikotik bozukluk” teşhisi konulan başvurucunun,ilgili sağlık kurulu raporuna dayanılarak okul ile ilişiği kesilmiştir.
9. Başvurucu, 2008 yılında geçirdiği varikosel ameliyatı sonrası,komutanlarının onur kırıcı sözlerine maruz kalması ve kendisiyle alay edilmesi,2009 yılında katıldığı Yalova kampında okuldan ayrılması konusunda baskıyamaruz kalması, dövülmesi ve hakaret edilmesi; tabur denetlenmesindeaşağılanması ve kendisine ağır hakaretlerde bulunulması, uçuş eğitimi sırasındakendisine ve ailesine ağır küfürler edilmesi, doğum gününde tokatlanması, odahapislerinin infazı sırasında masa temizliği yaptırılması ve sancak nöbetitutturulması, sürekli okuldan atılma korkusu yaşatılması, gerçek dışısebeplerle cezaya tabi tutulması nedenleriyle psikolojik durumunun bozulmasısonucu hastalandığını ve öğrencilik ile ilişiğinin kesildiğini belirterekuğradığını ileri sürdüğü 200.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi zararının tazminiistemiyle AYİM İkinci Dairesinde dava açmış ve yargılama giderlerini ödemegücünden yoksun olduğu gerekçesiyle adli yardım talebinde bulunmuştur.
10. AYİM İkinci Dairesinin 23/3/2011 tarihli ve E.2011/1507sayılı kararıyla başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
11. Öte yandan başvurucunun, kendisine yapılan haksızuygulamalar nedeniyle yaptığı şikâyet sonucunda Kuzey Deniz Saha KomutanlığıAskerî Savcılığının 26/1/2012 tarihli ve E.2012/43, K.20102/22 sayılı kararıile Üsteğmen T.Ö., Üsteğmen S.S. ve Yüzbaşı N.Ç.nineylemlerinin “asta hakaret”suçunu oluşturduğu ve şikâyetin, disiplin mahkemesinin görev alanına girdiğigerekçesiyle, belirtilen kişiler hakkında görevsizlik kararı verilmiştir. Aynıkararla, Kurmay Albay F.K. hakkında “müteselsilen memuriyet nüfuzunu sair surette kötüye kullanmak”,Yüzbaşı M.G. hakkında ise “asta müessir fiil”suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Kuzey Deniz SahaKomutanlığı Askerî Mahkemesinin 31/7/2012 tarihli ve E.2012/246, K.2012/153sayılı kararı ile “müteselsilen memuriyet nüfuzunu sair surette kötüye kullanmak”suçunun oluşmadığı, “asta müessir fiil”suçunun ise işlendiğinin şüpheli kaldığı gerekçeleriyle adları geçen subaylarhakkında beraat kararı verilmiştir.
12. AYİM İkinci Dairesince, Gazi Üniversitesi Tıp FakültesiRuh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığından, başvurucunun “... Askeri öğrenci olamayacağına ilişkin rapordabelirtilen rahatsızlığın ne olduğu, bu rahatsızlığın oluşum ve ilerleme sürecive bu süreçte etkili olan etmenlerin neler olduğu, rahatsızlığının bünyesel birrahatsızlık mı, yoksa dış etkenlerden kaynaklanan bir rahatsızlık mı olduğu,davacının rahatsızlığı bünyesel bir rahatsızlık değilse, bu rahatsızlığınoluşumunda davacının askeri öğrenci olduğu dikkate alınarak askeri öğrenciliğinsebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı, davacının rahatsızlığı bünyesel birrahatsızlık ise, bu rahatsızlığın tetiklenmesinde ve ilerlemesinde askeriöğrenciliğin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı, davacının teşhis, tedavive bakım hizmetlerinde herhangi bir hata, gecikme ve eksiklik bulunup,bulunmadığı” hususlarında bilirkişi raporu hazırlanması istenmiştir.
13. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı veHastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığında görevli üç öğretim üyesi tarafındandüzenlenen bilirkişi raporunda “... Psikotik bozukluk, düşünce ve davranış bozukluğu ileseyreden, muhakeme, yargılama ve gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulduğu,ilerleyici ve işlevselliği bozucu bir hastalıktır, ilaç kullanarak işlevsellikkısmen düzelebilir ancak tamamen düzelme beklenmemektedir. Bu nedenle askeriöğrenci olmasına engeldir. / Davacının rahatsızlığı bünyeseldir. Rahatsızlığıntetiklenmesinde ve ilerlemesinde askeri öğrenciliğin koşullarının etkisisınırlıdır. Dosyası incelenen askeri öğrencinin, iddia edilen koşullar ve kötümuameleler neticesinde psikotik bozukluk geliştirdiğisöylenemez. / Davacının teşhis, tedavi ve bakımında bir gecikme ya da birihmale rastlanmamıştır.” kanaati bildirilmiştir.
14. Başvurucu vekili, bilirkişi raporunun kendi içindeçelişkiler barındırdığını belirterek rapora itiraz etmiş ise de AYİM İkinciDairesince başvurucunun itirazı yerinde görülmemiş ve yeniden bilirkişiincelemesi yaptırılmamıştır.
15. AYİM İkinci Dairesinin 3/4/2013 tarihli ve E.2011/458, K.2013/452sayılı kararı ile başvurucunun maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine ve26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve ÖzelBütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun HükmündeKararname’nin (659 sayılı KHK) 14. maddesi gereğince, reddedilen maddi vemanevi tazminat miktarları esas alınarak belirlenen 16.890 TL vekâlet ücretininbaşvurucudan alınarak davalı idareye verilmesine oy çokluğuyla kararverilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde;tıbbi bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 02.02.2012 tarihli bilirkişiraporunda; davacıda mevcut ‘psikotik bozukluk’rahatsızlığının, bünyesel olduğu, genellikle 18-20 yaşlarında kendiliğindenbaşlayan kuvvetli bir biyolojik temeli olan bir bozukluk olduğunun, hastanınaskeri okula girme sırasında sağlıklı olması ilerleyen yıllarda geliştirdiğihastalıkların Harp okulundaki kötü muamele ile ortaya çıktığınıkanıtlamayacağı, davacının başka bir yerde de eğitimine devam etse bile benzer psikotik belirtilerin gelişebileceğini, davacının, iddiaedilen koşullar ve kötü muameleler neticesinde psikotikbozukluk geliştirdiğinin söylenemeyeceği, davacının teşhis, tedavi ve bakımındabir gecikme ya da bir ihmale rastlanmadığının belirtildiği, vazife maluliyetiaylığı bağlanmaması işleminin iptali istemi ile açılan davada, AYİM 3'üncüDairesinin 09.02.2012 tarih ve 2011/2543 Esas ve 2012/325 Karara sayılı kararıile davacının askeri öğrenciliğe engel teşkil eden hastalığın, öğrenimininsebep ve tesiriyle meydana geldiğini söylemenin mümkün olmadığı, yapılanişlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı belirtilerek davanın reddine kararverildiği, şikayet olunanlar hakkında verilmiş herhangi bir mahkumiyetkararının bulunmadığı, dava dilekçesindeki ifadelerin kanıtlanamadığı, idareyisorumlu tutacak herhangi bir kusurlu hareket veya kusursuz sorumluluğugerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılmakla, davacının maddi vemanevi tazminat isteminin reddinin gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.”
16. Çoğunluk görüşüne katılmayan üyelerin karşı oy gerekçesişöyledir:
“…
Davacının söz konusu kötü muamelelerdolayısıyla şikâyetçi olması nedeniyle Kuzey Deniz Saha Komutanlığı AskeriSavcılığının 26.01.2012 tarih ve 2012/43-22 Esas Karar sayılı iddianamesi ile Kur.Alb. M… F… K… hakkında ‘müteselsilenmemuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak’ suçu, Hv.Mu.Yzb.M… G… hakkında ‘asta müessir fiil’ suçu nedeniyle dava açıldığı, henüzkesinleşmeyen Kuzey Deniz saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 31.07.2012 tarihve 2012/246-153 Esas Karar sayılı kararı ile ‘müteselsilenmemuriyet nüfuzunu sait suretle kötüye kullanmak’suçu yönünden müsnet suçun oluşmadığı, ‘asta müessirfiil’ suçu yönünden ise, işlendiği hususunun şüpheli kalması nedeniyle beraatkararı verilmiş ise de, gerekçeli kararda ve mahkumiyet kararı verilmesigerektiği yönündeki karşı oy gerekçesinde, Hava Harp Okulu’nda askeriöğrencilere mutfakta sebze ayıklatılması gibi işlerin genel bir uygulamaolmadığının tespit edildiği, buna rağmen 2’inci Öğrenci Filo Komutanı Kur.Alb. M… F… K…’un görevi olmadığı halde davacıya fasülye ayıklattığının kabul edildiği, öte yandan yine aynıgerekçeli kararda ast’a müessir fiil suçundanyargılanan Hv.Mu.Yzb. M… G…’ninisimlerini bildirdiği kişilerin tanık olarak dinlendiği ve bu tanıklarınbeyanları dikkate alınarak Yzb. G…’nin davacıya karşıasta müessir fiil olarak kabul edilebilecek (tokat atma, göğüs bölgesine vurma,göğsünden tutup sertçe silkeleme v.b) davranışlarınınolmuş olacağının da kabul edildiği, ancak iddianamede belirtilen tarihte bueylemin sübutu hususunda şüphe görüldüğünden, şüphe sanık lehine yorumlanarakberaat kararı verildiği, ayrıca Askeri savcılığın kovuşturmaya yer olmadığıkararında da; bazı haksız uygulamaların yapıldığına ilişkin tanık beyanlarıolmakla, tanıklıklarının tek başına güvenilir bulunmaması, hakaret davalarındaşikayet süresinin geçirilmiş olması, özellikle ceza alması için dolabınınkontrol edildiğine dair tanık beyanı olmakla birlikte kimin bu eylemiyaptığının tespit edilememesi ve bazı eylemlerde davacının gösterdiği kişilerintanıklık yapmasının gerekçe gösterildiği, öte yandan Ütğm. T… Ö…, Yzb. S… S… veBnb. N… Ç…’ın da çeşitli zaman ve mekanlarda davacıyahakaret ettiği hususunun tanık beyanları ile doğrulandığı belirtilerek, anılanpersonelin eylemleri hakkında yargılama yapmaya görevli Hava Harp OkuluDisiplin Mahkemesine gönderilmek üzere görevsizlik kararı verildiğianlaşılmıştır.
Davacının mevcut rahatsızlığının bünyesel olupolmadığı, bünyesel bir rahatsızlık değilse, bu rahatsızlığın oluşumunda askeriöğrenciliğin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı, rahatsızlık bünyesel birrahatsızlık ise, bu rahatsızlığın tetiklenmesinde ve ilerlemesinde askeriöğrenciliğin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı, hususunda tıbbibilirkişinin görüşüne başvurulduğu, bilirkişinin hastalığı tanımladıktan sonra‘… Davacının rahatsızlığı bünyeseldir. Rahatsızlığın tetiklenmesinde veilerlemesinde askeri öğrenciliğin koşullarının etkisi sınırlıdır. Dosyasıincelenen askeri öğrencinin, iddia edilen koşullar ve kötü muamelelerneticesinde psikotik bozukluk geliştirdiğisöylenemez. Davacının teşhis, tedavi ve bakımında bir gecikme ya da bir ihmalerastlanmamıştır.’ şeklinde görüş bildirdiği görülmüştür.
Tıbbi bilirkişinin mütalaası incelendiğinde,davacının rahatsızlığın bünyesel olduğu konusunda kuşku bulunmadığı, ancakbilirkişinin ‘…Rahatsızlığın tetiklenmesinde ve ilerlemesinde askeriöğrenciliğin koşullarının etkisi sınırlıdır’ görüşü dikkate alındığında; davacıvekilinin ileri sürdüğü ve bir kısmının askeri mahkemenin gerekçeli kararında,bir kısmının ise askeri savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı ve görevsizlikkararlarında doğrudan ve dolaylı olarak doğrulanan ve bu suretle kötü muamelekabul edilebilecek uygulamaların, davacının bu rahatsızlığını kısmen de olsatetiklediği ve ilerlemesine sebep olduğunun değerlendirildiği, her ne kadarbilirkişi mütalaasında ‘… Dosyası incelenen askeri öğrencinin, iddia edilenkoşullar ve kötü muameleler neticesinde psikotikbozukluk geliştirdiği söylenemez…’ şeklinde görüş beyan edilmiş ise de, bugörüşün söz konusu rahatsızlığın doğrudan kötü muamelelerden kaynaklanmadığı,doğuştan ve bünyesel olduğu olgusunu vurgulamak amacıyla beyan edildiği, bunundışında kötü muamelelerin bu rahatsızlığa hiç etkisi bulunmadığı yönünde birdeğerlendirme olmadığı düşünülmüştür.
Bu itibarla, idarenin ajanlarının kötü muamelekabul edilebilecek eylemleri dolayısıyla rahatsızlığı tetiklenen ve ilerleyendavacının sonuçta askeri öğrenci olamayacak derecede hasta olması sebebiyleoluşan zararının, bünyesel rahatsızlığı da dikkate alınarak davalı idarecetanzim edilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan aksi yönde oluşan sayınçoğunluk kararına katılamadık. …”
17. Başvurucu, 27/6/2013 tarihli dilekçe ile AYİM kararının,usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek düzeltilmesini talep etmiş, AYİMİkinci Dairesinin 27/11/2013 tarihli ve E.2013/991, K.2013/1416 sayılıkararıyla talebin reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir. Çoğunluk görüşünekatılmayan üyeler, 3/4/2013 tarihli kararın karşı oy gerekçelerine (bkz. § 16)atıf yapmakla yetinmişlerdir.
18. Anılan karar başvurucuya, 20/12/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
19. Başvurucu 26/12/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askerî Yüksek İdareMahkemesi Kanunu’nun “Dosya dışında inceleme”kenar başlıklı 52. maddesinin dördüncü ve devamı fıkraları şöyledir:
“…
(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf vevekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarecegönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özelbilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idareninsoruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerineincelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki davakonusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek niteliktekibilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olandiğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine incelettirileceksuretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya verilmeyenbilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ilemahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından incelenerekhaklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha öncekarartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir.
(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik derecesinesahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde, diğer birmaksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili kanunhükümleri saklıdır.”
21. 659 sayılı KHK’nın “Davalardakitemsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı”kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalarile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlartarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehineneticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerdeilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehinevekalet ücreti takdir edilir.
(2) İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekaletücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanethesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personeleaşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.
a) Vekalet ücretinin; dava ve icra dosyasını takip edenhukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürüveya avukata %55’i, dağıtımın yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla süreylehukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birimi amiri, hukukmüşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı (…)eşit olarak ödenir.
b) Ödenecek vekalet ücretinin yıllık tutarı; hukuk birimiamiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü, avukatlariçin (10.000) gösterge (…) rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ileçarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının onikikatını geçemez.
c) Yapılacak dağıtım sonunda arta kalan tutar, hukukbiriminde görev yapan ve (b) bendindeki tutarları dolduramayan hukuk birimiamiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlaraödenir. Bu dağıtım sonunda arta kalan tutar üçüncü bütçe yılı sonunda ilgiliidarenin bütçesine gelir kaydedilir.
(3) Hizmet satın alınan avukatlara yapılacak ödemeler bumadde kapsamı dışındadır.”
22. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfadeÖzgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1.maddesi ile 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenencümle şöyledir:
“Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesindebelirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai kararverilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzereartırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevapverilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 9/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 26/12/2013 tarihli ve 2013/9661 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
24. Başvurucu, onur kırıcı ceza ve işlemlere maruz kaldığısabit olduğu hâlde tazminat talebi değerlendirilirken bu durumun AYİMtarafından dikkate alınmaması nedeniyle işkence yasağının ihlal edildiğini,AYİM kararının (6) numaralı hüküm fıkrasında iadesine karar verilen belgelerin,hükme esas alındığı hâlde tarafına tebliğ edilmediğini, bilirkişi raporundakiçelişkinin giderilmesi talebi reddedilerek eksik incelemeye dayalı kararverildiğini ve aleyhine hükmedilen nispi vekalet ücretinin dayanağı olan 659 sayılıKHK düzenlemesinin ölçülü olmadığını iddia ederek adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat ve yeniden yargılama taleplerindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. AydınGürül, B. No: 2012/682, 2/10/2013, § 18).
26. Başvurucu, AYİM’in eksikincelemeye dayalı karar verdiği iddiası kapsamında, tıbbi bilirkişi raporundaçelişki bulunduğu iddiası ile 2/5/2012 tarihli dilekçe ile anılan raporaitirazda bulunulduğunu, anılan çelişkinin giderilmesi ve uğradığı kötü muameleve içinde bulunduğu koşulların, başvurucunun rahatsızlığını hangi orandatetiklediği ve bu hastalığın ilerlemesinde ne oranda etkili olduğu hususlarındaalınacak ek raporla açıklığa kavuşturulması talep edildiği hâlde bu araştırmave inceleme yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı karar verildiğinden şikâyetetmektedir.
27. Diğer yandan başvurucu, üstleri tarafından çeşitlitarihlerde kendisi hakkında onur kırıcı ceza ve işlemler uygulandığının cezasoruşturması kapsamında verilen kararlar ile sabit olmasına rağmen tazminattalebinin incelenmesi sırasında bu hususların dikkate alınmadığını, bunedenlerle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise debaşvurucunun kötü muamele yasağı bağlamında, ceza soruşturmasına ve bu sürecinetkililiğine yönelik bir iddiası bulunmadığı gibi aynı kapsamda başvuru formuve eklerinde ifade edilen olay ve olgular ışığında Anayasa Mahkemesince resendikkate alınması gereken herhangi bir özel durum da tespit edilememiştir.
28. Sonuç olarak başvurunun konusunun esas itibarıyla,tazminat davası sürecinde, kötü muamele teşkil eden eylemlere ilişkin iddia vedelillerin Yüksek Mahkeme tarafından gerektiği şekilde değerlendirilmediği,itirazlarının yeterli bir gerekçe ile karşılanmadığı ve kötü muamele teşkileden eylemlere ilişkin ceza soruşturması kapsamında ortaya konulmuş olanbulguların tazminata ilişkin değerlendirmede dikkate alınmadığına ilişkinolduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, anılan şikâyetlerin, adil yargılanmahakkının güvenceleri arasında yer alan gerekçeli karar hakkı kapsamındadeğerlendirilmesi gerekli ve yeterli görülmüştür.
29. Başvurucunun, aleyhine hükmedilen avukatlık ücretineilişkin şikâyeti, mahkemeye erişim hakkı kapsamında, Mahkeme kararının hükümkısmında iadesine karar verilen ve davalı idare tarafından savunma ekindesunulan belgeler hükme esas alındığı hâlde bu belgelerin tarafına tebliğedilmemesine ilişkin şikâyeti ise silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkesi kapsamında incelenecektir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılamaİlkesinin İhlal Edildiği İddiası
30. Başvurucu, Mahkeme kararının hüküm kısmında iadesinekarar verilen ve davalı idare tarafından savunma ekinde sunulan belgeler hükmeesas alındığı hâlde bu belgelerin tarafına tebliğ edilmemesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
31. Bakanlık görüş yazısında; başvurucunun, AYİM önündekiyargılama kapsamında hangi nitelikteki belgelerin incelettirilmediği ve 1602sayılı Kanun’un 52. maddesinin altıncı fıkrası gereğince itirazda bulunupbulunmadığı konusunda bir açıklamada bulunmadığı, dava dosyasından da bu yöndebir bilgi edinilemediği, diğer yandan başvurucunun, içeriği hakkında bilgisahibi olmadığı herhangi bir belgenin karara esas alınmadığı bildirilmiştir.
32. Başvurucu cevap dilekçesinde, söz konusu belgelerin davadosyasına girdiği konusunda dava devam ederken bilgi sahibi olamaması nedeniyle1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinin altıncı fırkası gereği talepte bulunmasınınmümkün olmadığını, bu durumu AYİM’in gerekçelikararının tebliği ile öğrendiğini, davalı kurumun cevap layihasından daherhangi bir belge sunulduğunun anlaşılamadığını ifade etmiştir.
33. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvurudabulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
35. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
36. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun, Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
37. Somut olayda davalı idare vekili tarafından AYİM’e sunulan cevap dilekçesinin son sayfasındaki “ekler” başlıklı kısmında, başvurucu ileilgili dosyaya sunulan belgelerin hangileri olduğu sıralanmış olup anılan cevapdilekçesi başvurucuya 6/5/2011 tarihinde tebliğ edilmiştir. AYİM’in3/4/2013 tarihli nihai kararının hüküm fıkrasının (6) numaralı bendinde “Davacıya ait öğrenci şahsi dosyasının gönderildiğişekliyle” iadesine karar verilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı cevap dilekçesinde, dosyaya sunulan öğrenci şahsi dosyasına ilişkinbelgelerden, anılan nihai kararın 17/6/2013 tarihinde kendisine tebliği ilehaberdar olduğunu belirtmektedir. Davalı idare tarafından sunulan belgelerin,başvurucunun şahsi öğrenci dosyasındaki belgeleri kapsayıp kapsamadığıbilinmemekle birlikte, başvurucunun, 27/6/2013 tarihli karar düzeltmedilekçesinde, dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin incelettirilmesitalebinde bulunmadığı görülmektedir.
38. 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Askerî MahkemelerKuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 20. maddesiyle 1602 sayılıKanun’un 52. maddesinin dördüncü fıkrası değiştirilmiş ve maddeye beşinci vealtıncı fıkralar eklenmiştir. Yapılan bu yeni düzenlemede, dava dosyasındakibilgi ve belgelerin, taraf ve vekillerine açık olduğu ancak mahkeme tarafındangetirtilen veya idarece gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs vemakamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğin korunması veyaidarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf vevekillerine incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlükdosyasındaki dava konusu haricindekilerin taraf ve vekillerineincelettirilemeyeceği, taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek niteliktekibilgi ve belgelerin, bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olandiğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler incelettirilecek suretleri, ilgilibölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderileceği, davacı taraf veyavekilinin, karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkiledecek unsurlar olduğu iddiası ile mahkemeye itiraz edebileceği, bu itirazın,mahkeme tarafından incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemeninbelirleyeceği çerçevede daha önce karartılan veya verilmeyen bilgi vebelgelerin karşı tarafa incelettirilebileceği kural altına alınmıştır (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428,26/6/2014, § 75).
39. Somut olayda başvurucunun, dava dosyasına sunulan öğrencişahsi dosyasından, davanın reddine ilişkin kararın kendisine tebliği ilehaberdar olduğunu belirtmesine karşın 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi uyarıncakarar düzeltme dilekçesinde veya ayrı bir dilekçe ile yargılamayı yapanmakamdan usulüne uygun bir şekilde ilgili bilgi ve belgeleri inceleme talebindebulunmadığı görülmektedir.
40. Sonuç itibarıyla başvurucunun, dava dosyasına sunulanbilgi ve belgeler için 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesine göre taleptebulunması ve anılan maddede yer alan usulü izlemesi gerekirken anılan yargısalbaşvuru yollarını usulüne uygun bir şekilde tüketmeden başvuruda bulunduğusonucuna ulaşılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle, kanun yolları usulüne uyguntüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası
42. Başvurucunun, aleyhine hükmedilen avukatlık ücretininmahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönündeki şikâyeti açıkça dayanaktanyoksun olmayıp başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından bu şikâyetyönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
43. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğineilişkin iddiaları açıkça dayanaktan yoksun olmayıp başka bir kabul edilemezliknedeni de bulunmadığından bu şikâyet yönünden başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası
44. Başvurucu, aleyhine hükmedilen nispi vekâlet ücretinindayanağı olan 659 sayılı KHK düzenlemesinin ölçülü olmadığını, bu şekilde adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
45. Bakanlık görüş yazısında Anayasa Mahkemesinin Kamil Koç (B. No:2012/660, 7/11/2013)başvurusuna ilişkin kararına atıfta bulunularak somut başvuru açısından, anılankarardaki kriterlerden farklı neticeye ulaşmayı gerektiren bir nedenbulunmadığı gerekçesiyle başvurunun bu kısmı yönünden görüş sunulmasına gerekgörülmediği bildirilmiştir.
46. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde,somut başvuruda Anayasa Mahkemesinin ÖzkanŞen (B. No: 2012/791, 7/11/2013) başvurusuna ilişkin kararının emsalalınması gerektiğini ifade etmiştir.
47. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” başlıklı 36. maddesi şöyledir:
“Herkes, meşrûvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindekidavaya bakmaktan kaçınamaz.”
48. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkemekararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir (Özkan Şen, § 52).
49. Taraflardan birinin, yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru biramaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamuyararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adildengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememişolması gerekir (Özkan Şen, §§ 61ve 62).
50. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflaraavukatlık ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişimhakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşrugörülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengeningözetilmiş olması gerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra2/11/2011 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenintaraf olduğu davaların, idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukukmüşavirleri ve avukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddihâlinde idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi düzenleme altınaalınmıştır. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması veböylece mahkemelerin, gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makulsürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir.Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisiiçindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya daaşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğisöylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya yüklenecek olanavukatlık ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 38 ve 39).
51. Buna karşın bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyanbaşvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlıkücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirlidava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeyebaşvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda, davanın özelkoşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişimhakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (ÖzkanŞen, § 54).
52. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesive benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesindebelirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hakkazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veyaöngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bubelirsizliğin, talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluylaaşılması da 1602 sayılı Kanun gereği davanın açıldığı 28/12/2010 tarihiöncesinde mümkün olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacıların,tazminat taleplerine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçeneklerininolmadığı görülmektedir.
53. Başvurucunun da bu nedenle, AYİM’eaçtığı davada uğrağı zarar için 200.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminattalebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. AYİM, davayı reddettikten sonra,reddedilen tazminat talepleri üzerinden davalı idare lehine başvurucunun toplam16.890 TL avukatlık ücreti ödemesine karar vermiştir.
54. Buna göre başvurucunun, dava açtığı sırada ıslahimkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksektuttuğu, davanın reddedilmesi sonrasında 16.890 TL avukatlık ücreti ödemeyükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır.
55. Başvurucu aleyhine avukatlık ücreti ödenmesini öngörendüzenlemenin tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği söylenemez. Budüzenleme sonucu gerçekleşen müdahalenin ölçülü olup olmadığının da incelenmesigerekir.
56. Somut olayın koşulları bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde başvurucunun, dava açtığı sırada ıslah imkânının olmamasınedeniyle hak kaybına uğramamak için tazminat talebini yüksek tuttuğu,yargılama sonucunda talep edilen ancak reddedilen maddi ve manevi tazminat tutarıüzerinden 16.890 TL avukatlık ücretini davalı idareye geri ödemek zorundakaldığı görülmüştür. Böylece lehine adli yardım kararı verilmiş olmasıitibarıyla maddi durumunun elverişsiz olduğu anlaşılan ve davanın açıldığıdönem itibarıyla ıslah imkânına sahip olmaması nedeniyle yüksek tazminattalebinde bulunmak zorunda kalan başvurucunun, katlanmak zorunda bırakıldığıkülfetin, hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu, bu nedenle yargılamanınsonucunda aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin ölçülü olmadığısaptandığından mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
57. Açıklanan nedenlerle, yapılan müdahalenin ölçülü olmadığıtespit edildiğinden başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
58. Başvurucu, tıbbi bilirkişi raporunda çelişki bulunduğuiddiası ile 2/5/2012 tarihli dilekçe ile anılan rapora itirazda bulunulduğunu,anılan çelişkinin giderilmesi ve uğradığı kötü muamele ve içinde bulunduğukoşulların başvurucunun rahatsızlığını hangi oranda tetiklediği ve buhastalığın ilerlemesinde ne oranda etkili olduğu hususlarında alınacak ekraporla açıklığa kavuşturulması talep edildiği hâlde talep edilen araştırma veinceleme yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı karar verildiğini, diğer yandanüstleri tarafından çeşitli tarihlerde kendisi hakkında onur kırıcı ceza veişlemler uygulandığının ceza soruşturması kapsamında verilen kararlar ile sabitolmasına rağmen tazminat talebinin incelenmesi sırasında bu hususların dikkatealınmadığını ileri sürmektedir. Başvurucunun belirtilen iddialarının bir bütünolarak adil yargılanma hakkının bir unsuru olan gerekçeli karar hakkıkapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür (bkz. §§ 24-27).
59. Bakanlık görüş yazısında Anayasa Mahkemesinin Oğuzhan Kozacıoğlu(B. No: 2013/2379, 20/3/2014) başvurusuna ilişkin kararına atıfta bulunularaksomut başvuru açısından anılan karardaki kriterlerden farklı neticeye ulaşmayıgerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun bu kısmına yönelikgörüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.
60. Başvurucu, belirtilen Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
61. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
62. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerinher türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
63. Anayasa Mahkemesi kararlarında, bütün mahkemelerin hertürlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden Anayasa’nın 141.maddesinin, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesigerektiği belirtilmiştir (Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 49).
64. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanmahakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli kararhakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
65. Anılan kural uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri,dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığısonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul birşekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkçabir keyfîlik görüntüsünün olmaması ve makul birbiçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden sözedilemez (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235,13/6/2013, § 23).
66. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemecenasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksaldüzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hükümarasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o davayönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerinianlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş,hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleriözenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün vebuna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24).
67. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013,§ 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararınhüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsabulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).
68. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkemekararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güvenduymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarınımümkün kılan en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşıgidilecek kanun yolunun, etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilenkanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, § 34).
69. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı mercileriverdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçe göstermeyükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayıniçinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).
70. Askerî öğrenci olarak Hava Harp Okuluna devam etmekteiken hakkında “psikotik bozukluk” teşhisi konulan başvurucunun,ilgili sağlık kurulu raporuna dayanılarak okul ile ilişiği kesilmiştir.
71. Başvurucu, 2008 yılında geçirdiği varikosel ameliyatından sonrakomutanlarının onur kırıcı sözlerine maruz kalması ve kendisiyle alay edilmesi,2009 yılında katıldığı Yalova kampında okuldan ayrılması konusunda baskıyamaruz kalması, dövülmesi ve hakaret edilmesi; tabur denetlenmesindeaşağılanması ve kendisine ağır hakaretlerde bulunulması, uçuş eğitimi sırasındakendisine ve ailesine ağır küfürler edilmesi, doğum gününde tokatlanması, odahapislerinin infazı sırasında masa temizliği yaptırılması ve sancak nöbetitutturulması, sürekli okuldan atılma korkusu yaşatılması, gerçek dışısebeplerle cezaya tabi tutulması nedenleriyle psikolojik durumunun bozulmasısonucu hastalandığını ve öğrencilik ile ilişiğinin kesildiğini belirterek maddive manevi zararlarının tazmini istemiyle AYİM İkinci Dairesinde dava açmıştır.
72. AYİM İkinci Dairesince, Gazi Üniversitesi Tıp FakültesiRuh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığından, başvurucunun askerîöğrenci olamayacağına ilişkin raporda belirtilen rahatsızlığın ne olduğu,oluşum ve ilerleme süreci ve bu süreçte etkili olan etmenlerin neler olduğu,bünyesel bir rahatsızlık mı yoksa dış etkenlerden kaynaklanan bir rahatsızlıkmı olduğu, bünyesel değilse oluşumunda askerî öğrenciliğin sebep ve tesirininbulunup bulunmadığı, bünyesel bir rahatsızlık ise tetiklenmesinde veilerlemesinde askerî öğrenciliğin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı verahatsızlığın teşhis, tedavi ve bakımında herhangi bir hata, gecikme veyaeksiklik bulunup bulunmadığı hususlarında bilirkişi raporu hazırlanmasıistenmiştir.
73. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı veHastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığında görevli üç öğretim üyesi tarafındandüzenlenen 16/4/2012 tarihli bilirkişi raporunun ilgili kısımları şöyledir:
“... Psikotik bozukluk, düşünce vedavranış bozukluğu ile seyreden, muhakeme, yargılama ve gerçeği değerlendirmeyeteneğinin bozulduğu, ilerleyici ve işlevselliği bozucu bir hastalıktır, ilaçkullanarak işlevsellik kısmen düzelebilir ancak tamamen düzelmebeklenmemektedir. Bu nedenle askeri öğrenci olmasına engeldir.
Davacının rahatsızlığı bünyeseldir. Rahatsızlığıntetiklenmesinde ve ilerlemesinde askeri öğrenciliğin koşullarının etkisisınırlıdır. Dosyası incelenen askeri öğrencinin, iddia edilen koşullar ve kötümuameleler neticesinde psikotik bozukluk geliştirdiğisöylenemez.
Davacının teşhis, tedavi ve bakımında bir gecikme ya da birihmale rastlanmamıştır.”
74. Başvurucu vekili, bilirkişi raporundaki değerlendirmeyegöre başvurucunun rahatsızlığının bünyesel olduğu belirtildikten sonra, burahatsızlığın tetiklenmesinde askerî öğrenciliğin koşullarının etkisininsınırlı olduğunun, kötü muamele ve olumsuz koşulların psikotikbozukluk geliştirdiğinin söylenemeyeceğinin ifade edilmiş olduğunu, buifadelerin birbiri ile çeliştiğini belirterek yeniden belirlenecek birbilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bilirkişi raporunaitiraz etmiştir.
75. Gerçekten bilirkişi raporunda bir yandan, askerîöğrencilik koşullarının başvurucunun hastalığının tetiklenmesi veilerlemesindeki etkisinin sınırlı olduğu ifade edilirken diğer yandan, objektifolarak askerî öğrencilik koşullarından daha ağır ıstırap vermesi beklenen “kötü muameleler neticesinde psikotik bozukluk geliştiği”nin söylenemeyeceğiyönündeki tespite yer verilmiş olmasının, raporun kendi içindeki tutarlılığınınsağlanması bakımından açıklanmaya muhtaç bir muğlaklık oluşturduğu açıktır.
76. Buna karşılık AYİM İkinci Dairesi, başvurucunun anılanitirazını yerinde görmeyerek yeniden bilirkişi raporu alma veya rapordakitespitlerin açıklattırılması gibi yollara başvurmayı tercih etmemiştir.Bilirkişi raporuna yönelik itiraza neden itibar edilmediğine ilişkin AYİM’in gerekçeli kararındaki açıklama şöyledir:
“… (T)ıbbi bilirkişiraporunda davacının rahatsızlığının bünyesel olduğu, dilekçede iddia edilenkoşullar ve kötü muameleler neticesinde psikotikbozukluk geliştirdiğinin söylenemeyeceği belirtildiğinden davacı vekilinin itirazlarıyerinde görülmemiştir.”
77. Görüldüğü üzere AYİM, başvurucunun rapordaki çelişkiiddialarına niçin itibar etmediğini ikna edici kanıtlarla veya mevcut bilirkişiraporundaki ifadelere yüklediği anlamları açıklayarak gerekçelendirmek yerine,rapordaki ifadeleri aynen tekrarlamakla yetinmiştir.
78. Diğer taraftan başvurucu vekili, tazminat davasını,başvurucunun Harp Okulundan ilişkinin kesilmesine neden olan hastalığının yineHarp Okulunda maruz kaldığı kötü muamele eylemleri sonucunda nüksettiği veyaağırlaştığı tezine dayanmaktadır. Bu kapsamda başvurucu, tazminat davasınıdayandırdığı kötü muamele eylemlerini dava dilekçesinde ayrıntılı olarakaçıklamış ve yargılamanın devamı sırasında AYİM’esunduğu 23/2/2012 tarihli dilekçe ile Askerî Savcılığın, ceza soruşturmasınakonu kötü muamele teşkil eden eylemleri içeren 26/1/2012 tarihli iddianame,görevsizlik ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını da sunmuştur.
79. Dava kapsamındaki bilirkişi raporunda, her ne kadarbaşvurucunun en temel dayanak noktası olan kötü muamele iddiaları ilebaşvurucunun hastalığı arasındaki illiyet bağının yeterince irdelenerek ortayakonulduğu hususu tartışmalı ise de özellikle askerî öğrencilik koşullarınınbaşvurucunun rahatsızlığının tetiklenmesi ve ilerlemesi üzerinde sınırlı etkisiolduğu yönündeki tespit dikkat çekicidir. Nitekim başvurucunun bilirkişiraporuna karşı itirazında da rapordaki bu ifadeye dikkat çekilmiştir (bkz. §70).
80. Bunlara rağmen AYİM’in davanınreddine dair kararının gerekçesinde, bilirkişi raporundaki, askerî öğrencilikkoşullarının başvurucunun rahatsızlığı üzerindeki sınırlı etkisine ilişkin butespite değinilmediği gibi anılan tespitin niçin dikkate alınmadığı ve nasılanlamlandırıldığı da açıklanmamıştır.
81. Buna karşılık, belirtilen ifade, çoğunluk görüşünekatılmayan üyelerce kaleme alınan karşı oy yazısında irdelenmiş hatta anılankarşı oy yazısında, başvurucunun bilirkişi raporunun kendi içinde çelişkiliolduğu yönündeki iddiası da karşılanmıştır (bkz. § 16).
82. Başvurucunun 27/6/2013 tarihli karar düzeltmedilekçesinde de AYİM’in 3/4/2013 tarihli gerekçelikararında, bilirkişi raporunda davacının rahatsızlığının bünyesel olduğu ve burahatsızlığın tetiklenmesinde askerî öğrencilik koşullarının sınırlı etkisi bulunduğuyönündeki tespitin dikkate alınmadığı ve bilirkişi raporundaki çelişkileringiderilmesi yönündeki talebinin karşılanmadığı ileri sürülerek anılan kararınkaldırılması talep edilmiştir.
83. Buna karşılık AYİM İkinci Dairesinin 27/11/2013 tarihlikararı ile başvurucunun ileri sürdüğü sebeplerin yerinde görülmediği,düzeltilmesi istenilen kararda taleplerin karşılanmış olduğu, kararda çelişkiolmadığı, kararın kanun ve usule uygun olduğu gerekçeleriyle başvurucunun karardüzeltme talebinin reddine karar verilmiştir.
84. Yukarıda da ifade edildiği üzere, mahkeme kararlarınıngerekçeli olması hakkı, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmayaayrıntılı şekilde yanıt verilmesini gerektirmemekle birlikte, davanın ilgilitarafının ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddia ve itirazlarının cevapsız bırakılmış olması gerekçeli karar hakkınıngerekleri ile bağdaşmaz (bkz. § 63).
85. Somut başvuruya konu nihai kararlarda başvurucunun,askerî öğrencilik koşullarının rahatsızlığının tetiklenmesi ve ilerlemesiüzerindeki etkisinin sınırlı olduğu yönündeki bilirkişi heyetinin tespitlerinintazminat isteminin değerlendirilmesinde dikkate alınması talebinin karşılanmadığıve rapordaki çelişkinin giderilmesi yönündeki itirazlarının ise etkili birşekilde karşılanmak yerine itiraz edilen bilirkişi raporundaki ifadelerintekrarı ile yetinildiği anlaşılmakta olup bu durumun başvurucunun gerekçelikarar hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
86. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun’un 50. Maddesi Yönünden
87. Başvurucu, ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM İkinci Dairesinegönderilmesini, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığıkanaatine varılması hâlinde ise 217.895 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
88. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in benzer başvurularda verdiği ihlal kararlarında,hükmedilen tazminat miktarları çerçevesinde hakkaniyete uygun bir tazminatödenmesine karar verilmesinin yerinde olacağı kanaati bildirilmiştir.
89. Başvurucu, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesininuygulanması yönünden, Bakanlık ile aynı görüşte olduğunu bildirmiştir.
90. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
91. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, gerekçeli kararhakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın AYİM İkinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesigerekir.
92. Diğer yandan, başvuru konusu olayda başvurucununmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Benzerbaşvurularda Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarargörmemiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından tazminatödenmesine hükmetmiştir (Birçok karar arasında bkz. Özkan Şen, § 69; MetinTaşdemir, B. No: 2014/6991, 26/2/2015, § 34; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,23/1/2014, § 129). Somut başvuruda ise gerekçeli karar hakkının ihlali yönündenyeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Yeniden yargılama kapsamında, mahkemeye erişim hakkına yönelik tespit edilen ihlalve sonuçlarının ortadan kaldırılması da mümkün olduğundan başvurucununtazminata ilişkin bütün taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
93. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL avukatlık ücretindenoluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun;
1. Savunma ekinde sunulan belgelerin tarafına tebliğ edilmemesininsilahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesini ihlal ettiğine ilişkiniddiasının “başvuru yollarının tüketilmemişolması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Aleyhe avukatlık ücretine hükmedilmiş olmasının mahkemeye erişimhakkını ihlal ettiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasınınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişimhakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
5. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli kararhakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere kararın AYİM İkinci Dairesine gönderilmesine,
C. Gerekçeli karar hakkı yönünden tespit edilen ihlal vesonuçlarının ortadan kaldırılmasını temin için yapılmasına karar verilenyeniden yargılama kapsamında, mahkemeye erişim hakkı yönünden tespit edilenihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılması da mümkün görüldüğünden başvurucununtazminata ilişkin bütün taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
9/9/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.