TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
BÜLENT KAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2941)
Karar Tarihi: 11/5/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 26/8/2016-29813
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Bülent KAYA
Vekili
:
Av. Duygu DEMİREL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, başvurucu hakkındaki derdest ceza yargılamasınailişkin bilginin Genel Bilgi Toplama (GBT) sistemine kaydedilmesi ve ilgilikaydın silinmesi hususunda idareye yapılan başvuru ile bu hususta açılandavanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/11/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 4/12/2013 tarihli toplantıda, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/2/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş12/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı beyanda bulunmamıştır.
7. İkinci Bölüm tarafından 20/4/2016 tarihinde, başvurununniteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekligörüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir.
9. Başvurucu hakkında 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanunu’nun 7. maddesine muhalefet iddiasıyla iddianame tanzim edilmişolup Van 4. Ağır Ceza Mahkemesince müsnet suçun1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin ikincifıkrası kapsamında değerlendirildiği gerekçesiyle Mahkemenin 29/9/2004 tarihlive E.2004/122, K.2004/116 sayılı görevsizlik kararı ile dosya Van Asliye CezaMahkemesine iletilmiştir.
10. Van 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/2/2007 tarihli veE.2004/596, K.2007/41 sayılı kararı ile başvurucu ve diğer sanıklar hakkındakiyargılamanın 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesi kapsamında yapılması kanaatiylegörevsizlik kararı verilmekle dosyanın Van Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmiştir.
11. Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/4/2007 tarihli veE.2007/159, K.2007/161 sayılı görevsizlik kararı ile, yargılamanın 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 215. ve 216. maddeleri kapsamındayapılması gerektiği kanaatiyle görevsizlik kararı verilmekle, dosya olumsuzgörev uyuşmazlığının çözümü için Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmiştir.
12. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 10/10/2007 tarihli veE.2007/9615, K.2007/7544 sayılı kararı ileVan 4. AğırCeza Mahkemesinin 12/4/2007 tarihli görevsizlik kararının kaldırılmasısonucunda Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2008 tarihli ve E.2004/596,K.2007/333 sayılı kararı ilebaşvurucunun 5237 sayılıKanun’un 215. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ve karartemyiz edilmeksizin 20/5/2008 tarihinde kesinleşmiştir.
13. Belirtilen yargısal süreç devam ederken Van Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 16/10/2003 tarihli yazısı ile başvurucuhakkında bölücü terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçu kapsamındasoruşturma yapılmasının istenilmesi üzerine Van Emniyet Müdürlüğünce, İçişleriBakanlığı Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama Daire BaşkanlığıBilgi Toplama Yönergesi (Bilgi Toplama Yönergesi) uyarınca başvurucuya ait (ÖrnekNo.1) Bilgi Formu tanzim edilerek GBT sistemi kapsamında tasnife alınmıştır.
14. Başvurucunun 24/11/2005 tarihli dilekçe ile GBT sistemindeyer alan şahsına ait bilgilerin silinmesi talebiyle idareye yaptığı başvuru,hakkındaki yargılamanın ilgili Yönerge’nin 9.maddesinin (b) fıkrasında belirtilen suçlara ilişkin olduğu ve başvurucuhakkındaki söz konusu kaydın, ilgili davanın beraat veya dava zamanaşımınedeniyle ortadan kaldırılması hâlinde iptalinin mümkün olduğu belirtilerekreddedilmiştir.
15. Başvurucu tarafından 6/1/2006 tarihinde idarenin red işleminin iptali istemiyle açılan dava, Ankara 1. İdareMahkemesinin 22/3/2007 tarihli ve E.2006/44, K.2007/683 sayılı kararı ilereddedilmiş ve ret gerekçesi olarak 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleriBakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birincifıkrasının (c) bendi, 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyeti Kanunu’nun Ek 7. maddesi veBilgiToplama Yönergesi’nin 9. maddesinde yer alandüzenlemelere değinilmiş; davacı tarafından 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinemuhalefet suçundan ceza davası açıldığı, ancak Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin29/9/2004 tarihli kararı ile suç vasfının değişerek olay tarihinde yürürlükteolan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2.fıkrasında yer alan suç kapsamında yargılama yapılması gerektiği gerekçesiylegörevsizlik kararı verildiği belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca, bu suçun ilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığı ilerisürülmekte ise de aynı nitelikteki suçun yürürlükteki 5237 sayılı Kanun'un 216.maddesinde yer aldığı ve Yönerge’nin belirtilenmaddesinde bu suç türüne de yer verildiği anlaşıldığından, anılan iddiadayerindelik görülmediği belirtilerek 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesinedayanılarak çıkarılan Yönerge’nin 9. maddesinin (b)fıkrası uyarınca, anılan maddede belirtilen suç türleri için bilgi kaydıtutulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade edilmiştir.
16. Başvurucunun temyiz talebi üzerine İlk Derece Mahkemesikararı Danıştay Onuncu Dairesinin 7/6/2011 tarihli ve E.2007/8796, K.2011/2135sayılı kararı ile onanmıştır.
17. Karar düzeltme talebi, Danıştay Onuncu Dairesinin 7/6/2013tarihli ve E.2011/10693, K.2013/730 sayılı kararı ile reddedilmiş; ret kararı8/4/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
18. 8/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
19. İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekat ve BilgiToplama Dairesi Başkanlığının Anayasa Mahkemesine hitaben gönderdiği 11/6/2015tarihli ve 1962 sayılı yazıda; Bilgi Toplama Yönergesi'nin,3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33.maddesi, 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ile 17/12/1983 tarihli JandarmaTeşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 42. maddesinin birinci fıkrasının(f) bendine dayanılarak hazırlandığı ve söz konusu Yönerge'nin“hizmete özel” dereceli olmasınedeniyle kamuya açık olmadığı belirtilmiştir. Yazı içeriğinde ayrıca, GBTsistemine kaydı yapılan bilgilerin, kolluk kuvvetlerine suç ve suçlularlamücadele çalışmalarında istihbarat kaynağı olarak,idareninvatandaşlarla ilgili yürüttüğü iş ve işlemlerde (silah ruhsatı, sürücü belgesive pasaport verilmesi, kamu hizmetlerinden men cezalarının takibi)kullanıldığı, bunun yanı sıra 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı GüvenlikSoruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli İle KamuGörevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesinde ve 1402 NumaralıSıkıyönetim Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile GüvenlikSoruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği gereği, bakanlıklar ile kamukurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımları ile yurtdışıteşkilatlarında ve askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infazkurumu ve tutuk evlerinde çalıştıracakları personelin güvenlik soruşturması vearşiv araştırması işlemleri için kullanıldığı ifade edilmiştir. İlgili programesas olarak İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk birimlerince kullanılmaklabirlikte, ayrıca Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı bünyesinde bulunan birimlerile yapılan protokoller gereği bilgi paylaşımı yapıldığı belirtilmiştir.
B. İlgili Hukuk
20. 3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c)bendi şöyledir:
“Kaçakçılık İstihbarat, Harekat ve Bilgi ToplamaDairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
...
c) Suç işleyip ele geçmeyen kişilerin, çalınanveya kaybedilen motorlu taşıtların, ateşli silahların, kimliği ispata yarayanher türlü belgelerin kayıtlarını tutarak güvenlik kuvvetlerine bildirmek,görevli kuruluşlarla ilgili kuvvetleri arasında koordinasyon sağlamak.”
21. 3152 sayılı Kanun’un 33. maddesi şöyledir:
“Bakanlık, kanunla yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetleri;tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemeklegörevli ve yetkilidir.”
22. 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi şöyledir:
“Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasadüzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak,emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerindebulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanmaalanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliğiyapar.”
23. Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 42.maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentleri şöyledir:
“Jandarma;emniyetveasayişisağlamak,kamudüzeninikorumaklayükümlüolup,bugörevlerini iki şekilde yürütür.
...
(e) Eski hükümlülerin, sabıkalı ya da şüpheli ve serserilerin, iş veilişkilerini araştırır. Belirli zaman aralıklarıyla çevrelerinde gizlicesoruşturur ve elde ettiği bilgileri kayıtlara geçirerek; toplumun emniyet veasayişi yönünden, gerekli önlemleri alır. Bu gibilerin suç işlemesini önler.Jandarmanın bu konuya ilişkin görevleri bir yönergede gösterilir.
(f) Suç faili olarak aranan kişilerin,izlenmesi ve elegeçirilmesi amacıyla gerekliteşkilatı kurar, kayıtlarını tutar, diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği sağlar. Bu konuyla ilgili ayrıntılar, biryönergeyle düzenlenir.”
24. Bilgi Toplama Yönergesi'nin"Tanımlar" başlıklı 4.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Form iptali: Yönerge'nin 9/b maddesinegirmeyen suçlardan açılan bilgi formlarının şahısların yakalanmaları halindetasniften çıkarılarak imha edilmesi, 9/b maddesine giren suçlar için açılanbilgi formlarının ise iptal koşulları oluştuğunda tasniften çıkarılarak iptalevrakı ekinde arşive alınması işlemidir. İptaller bilgi toplama birimleritarafından re'sen veya söz konusu şahıs veyavekilinin yazılı müracaatı üzerine Yönerge'debelirlenen usül ve esaslara göre yapılır.”
25. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Şahıslar, hakkında bilgi formu düzenlenmesi hallerive yapılacak işlemler" başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“...
Şahıslar, hakkında aşağıdaki hallerde bilgi formu açılarak programaveri girişi yapılır.
a) Şahıslar hakkında
Bu Yönerge'nin birinci maddesinde bilgi kayıtlarınınhangi amaçla tutulacağı açıklanmıştır. Bu sebeple;
1) Adli makamlarca gönderilen yakalama emri ve yokluğunda tutuklamakararı ile arananlara bilgi formu düzenlenir.
2) Bu Yönerge'nin 9/b maddesinde sayılansuçları işleyenler, yakalanmış olsalar da haklarında bilgi formu düzenlenir.
...”
26. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Sanıkların yakalanması halinde dahi bilgi formudüzenlenecek suç türleri ve bunlar hakkında yapılacak işlemler"başlıklı 9. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“a) Bu maddenin (b) fıkrasında belirtilensuçları işlemiş ve yakalanmış olan sanıklar için suç türüne uygun bilgi formudoldurulur. Bilgi Toplama Programına veri girişi yapıldığında"YAKALANDI" seçeneği işaretlenir ve bilgi formunun ortasına "YAKALANDI"kaşesi basılır. Bilgi Toplama Programının "SUÇ DETAY BİLGİLERİ"sayfasındaki bölüme ve ilçe güvenlik kuvvetinde ve emniyet şube müdürlüklerindekalan bilgi formuna soruşturma evrakının Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiliştarih ve numarası yazılır.
b) Sanığı yakalanmış olsa dahi hakkında bilgi formu açılacak suçtürleri.
...
14- 3713 Satılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar
...”
27. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Suç işleyip yakalanmayanalar ile yakalansalar dahi Yönerge'nin 9/b maddesinde sayılan suçları işleyenlerhakkında yapılacak işlemler" başlıklı 10. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“b) Güvenlik kuvvetlerinin kendi sorumlulukalanında el koydukları olaylarda; suç işleyen şahsın bilgisayar sorgulamasınıyapar, geçmişte işledikleri suç kayıtları varsa tespit eder, soruşturmaevrakına yazar.
...
2) Şüpheli/sanık yakalanmışsa (İşlediği suç 9/b maddesinde olanlar);
...
(b) Şüpheli hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame hazırlanıpmahkemece iddianamenin kabulünden sonra mahkemenin “Esas” sayısı alınmaksuretiyle şahıs bilgi formu açılarak, Bilgi Toplama Programına girişi,programda “Hakkında İşlem Yapılacaklar” ibaresiyle şüphelinin kaydı mevcutsakayıt üzerinde düzeltme işlemi yapılır.”
28. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Şahıslar hakkında açılmış olan bilgi formlarınıniptal edilmesi" başlıklı 16. maddesinin (b) fıkrası şöyledir:
“b) Yönerge'nin 9/bmaddesi kapsamına giren suçlara ait bilgi formlarının iptali;
Bu Yönerge’nin 9/b maddesinin bentlerindeyazılı suç sayılan fiilleri işleyenler hakkında adli makamlarca, beraat, cezaverilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya dava zaman aşımı nedeniyledavanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve kararın kesinleşmiş olmasıhalinde bilgi formları iptal edilir.”
29. Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan 28/1/1981 tarihliKişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında BireylerinKorunması Sözleşmesi’nin “Tanımlar”başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:
“Bu Sözleşmenin amaçları bakımından:
(a) Kişisel Veriler: Kimliği belirli veyabelirlenebilir bir kişi hakkındaki tüm bilgileri ifade eder.”
30. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması KarşısındaBireylerin Korunması Sözleşmesi’nin “Verilerinniteliği” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendişöyledir:
“Otomatik bilgi işleme konu teşkil eden kişisel nitelikteki veriler:
(a) Meşru ve yasal yoldan elde edilmeli veişleme tâbi tutulmalıdır;
(b) Belli ve meşru amaçlar için kaydedilmelive bu amaca aykırı şekilde kullanılmamalıdır;
(c) Uygun ve elverişli olmalı vekaydedildikleri amaca göre aşırı olmamalıdır;
(d) Doğru ve icabında güncel olmalıdır;
(e) İlgili kişilerin kimliklerini belirtecekbir biçim altında ve kaydedildikleri nihai amaç için gerekli görülen süreyiaşmayacak bir süre için muhafaza edilmelidir.”
31. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması KarşısındaBireylerin Korunması Sözleşmesi’nin “Verileringüvenliği” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendişöyledir:
“Otomatik fişiyelerekaydedilen kişisel nitelikteki verileri korumak için, bunların kazaen veyaizinsiz olarak imhasına veya zayi olmasına veya bunların elde edilmesine,değiştirilmesine veya izinsiz olarak dağıtılmasına karşı uygun güvenlikönlemleri alınması zorunludur.”
32. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin emniyet birimleritarafından kişisel nitelikteki verilerin kullanılmasını düzenlemeye yönelik R(87)15 sayılı Tavsiye Kararının “Verilerin toplanması” başlıklı 2 noluprensibi şöyledir:
“Kişisel nitelikteki verilerin, emniyetbirimlerince kullanılmak üzere toplanması, somut bir tehlikenin ya da belli birsuçun cezalandırılmasıyla sınırlandırılmalıdır. Bu maddeye yapılacak her istisna,özel bir yasal mevzuatla öngörülmelidir.”
33. Belirtilen Tavsiye Kararının “Verilerin kaydedilmesi” başlıklı 3 noluprensibi şöyledir:
“Kişisel nitelikteki verilerin, emniyet birimlerince kullanılmak üzere,kaydedilmesi, sadece, gerçek verileri kapsamalı ve polislerin, iç hukukçerçevesinde ve uluslar arası hukuktan doğanyükümlülükleri çerçevesinde, yasal görevlerini yerine getirmeleri için gerekenverileri sağlamalıdır.”
34. Belirtilen Tavsiye Kararının “Verilerin saklanma süresi ve güncellenmeleri” başlıklı 7No.lu prensibi şöyledir:
“Emniyet tarafından kullanılacak kişisel nitelikteki verilerin,kaydedildikleri amaçlar için gerekli olmamaları halinde, silinmeleri içingerekli tedbirler alınmalıdır.
Bu amaçla, özellikle, aşağıdaki kriterler dikkate alınmalıdır:verileri, belli bir durum için yapılan soruşturma ışığında saklama gerekliliği;kesin bir kararın verilmesi ve özellikle de beraat; hakların iadesi,zamanaşımı; af; ilgili kişinin yaşı; özel kategoridekiveriler.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 11/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu; aranan şahıslardan olmamasına rağmen hakkındayürütülen derdest ceza yargılamasına ilişkin bilginin GBT sisteminekaydedildiğini, belirtilen kaydın silinmesi hususunda idareye yaptığıbaşvurunun ve bu hususta açtığı davanın, ilgili mevzuat hükümlerinin doğruşekilde yorumlanmaması nedeniyle reddedildiğini, belirtilen uygulamaya temelalınan Bilgi Toplama Yönergesi'nin dayandığı Kanun ilekolluk görevlilerine verilen yetkinin amacına aykırışekilde genişletilerek, idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin aşıldığınıve yasal dayanaktan yoksun idari bir pratik oluşturulduğunu, yargılandığı suçunBilgi Toplama Yönergesi'nin 9. maddesinin (b)fıkrasında yer alan suçlar arasında olmadığını, belirtilen bilgilerin ne kadarsüreyle saklı tutulacağının ve silinip silinmeyeceğinin belirsiz olduğunu,ayrıca derdest yargılama bilgisinin mahkumiyet kaydı gibi işlem görmesinedeniyle yargı kararı olmaksızın suçlu olarak addedildiğini belirterekAnayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği hakkının ve 38.maddesinde tanımlanan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’nın 20. ve 38.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmaklaberaber, ihlal iddialarının mahiyeti gereği, başvurunun özel hayatın gizliliğihakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
39. Başvurucu, hakkında yürütülen derdest ceza yargılamasınailişkin bilginin GBT sistemine kaydedildiğini ve ilgili kaydın silinmesihususunda idareye yaptığı başvuru ile bu hususta açtığı davanın reddedildiğinibelirterek Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
40. Bakanlık görüş yazısında benzer başvurularda Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) tarafından, kişinin rızası olmaksızın hakkında kişiselveri toplanması, saklanması ve kullanılması hususunun Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesi bağlamında değerlendirildiği, bu kapsamdayapılan faaliyetlerin 8. maddenin gereklerine uygun olabilmesi için, belirtilenkonuda kamu makamlarına yetki veren mevzuatın, söz konusu bilgilerin toplanma,saklanma ve kullanılma amaç ve usulleri konusunda yeterince açık düzenlemeleriçermesi gerektiği, somut başvuru açısından başvurucunun yargılandığı suça aitderdest dava bilgilerinin GBT sistemine kayıt yapılmasına ilişkin yönergekapsamında bulunup bulunmadığının tespitinin önemli olduğu belirtilerek, AİHMönüne benzer ihlal iddialarıyla yansıyan dava ve karar örneklerine yerverilmiştir.
a. Genel İlkeler
41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
42. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini istemehakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkınasahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkındabilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesinitalep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi dekapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açıkrızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerkanunla düzenlenir.”
43. Sözleşme’nin“Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesişöyledir:
“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygıgösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancakmüdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamugüvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesininönlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
44. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır.Bu kapsamda korunanhukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup, bu koruma bir taraftan herkesinistenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkınasahip olduğuna işaret etse de, özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamınıistediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramınaindirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyalhayat sürdürmeyi güvence altına almaktadır (SerapTortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §31).
45. Özel yaşama saygı hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin; kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk,§ 32).
46. Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel yaşam” kavramı AİHM tarafından daoldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktanözellikle kaçınılmaktadır. Bununla birlikte Sözleşme’nin denetim organlarınıniçtihatlarında “bireyin kişiliğinigeliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının, özel yaşama saygıhakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özelyaşamın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeğikarşısında, kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkarbu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu bağlamda, kişinin kendi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarının da özel hayata saygı hakkıkapsamındaki konumunun tespit edilmesi gerekmektedir (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).
47. Bireyin kendisi hakkındaki bilgiyi kontrol edebilme hakkınınkonusunu oluşturan “bilgi”kavramının ne anlama geldiğinin, başka bir ifade ile özel hayatın korunmasıhakkının güvence kapsamında yer alan bilgilerin ne olduğunun tespiti önemlidir.
48. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin kişisel verilerinin ve buverilerin korunmasına dair hukuksal menfaatinin de özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da, Anayasa’nın20. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir.
49. Anayasa Mahkemesi tarafından kişisel veri kavramının,belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla bir kişiye ilişkin bütünbilgileri ifade ettiği kabul edilmekte olup bu bağlamda ad, soyadı, doğumtarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgilerindeğil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası,pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri,genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimdebulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veyadolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerin kişisel veri kapsamındaolduğu belirtilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014).
50. Bu noktada Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi TutulmasıKarşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi de önemli tespitler içermektedir.Belirtilen Sözleşme’nin 2. maddesinde kişisel bilgi, belirli veya belirlenebilirbir kişiye ilişkin herhangi bir bilgi olarak tanımlanmakta ve söz konusuverilerin özel nitelikte olması gibi bir unsur aranmamaktadır.
51. AİHM de bilgiyi kontrol edebilme hakkı bağlamında ele aldığıbirçok başvuruda, yukarıda değinilen Sözleşme hükümlerine gönderme yapmakta vebu bağlamda AİHM içtihadında da, kişiye özel yaşamı ile ilgili sorularsorulması da dahil olmakla üzere, iş ve sosyal yaşamı ile ilgili bilgilerin,parmak izinin, fotoğrafının, hücre ve DNA örneklerinin alınması, kaydedilmesi,saklanması ve kullanılmasının, enformasyonel özerklikbağlamında değerlendirmeye tabi tutulduğu görülmektedir (Leander/İsveç, B. No: 9248/81, 26/3/1987, § 48; Rotaru/Romanya [B.D.], B. No: 28341/95, 4/5/2000, § 46; S. ve Marper/Birleşik Krallık,B. No: 30562/04 ve 30566/04, 4/12/2008, §§ 66, 67).
52. Özel hayat kavramı, bir bireyin fiziksel ve sosyal kimliğinedair birçok unsuru kapsayabilir. Bu kapsamda cinsel kimliğin belirlenmesi;isim, cinsel eğilim ve cinsel yaşam gibi unsurlar özel hayat kapsamına girdiğigibi bu kavram diğer kişisel kimlik belirleme ve bir aileye bağlanmayöntemlerini de kapsar. Bunun yanı sıra kişinin sağlığına ilişkin bilgiler deözel yaşamının önemli bir parçasını oluşturur (Mikulić/Hırvatistan, B. No: 53176/99, 7/2/2002, §53; S. ve Marper/BirleşikKrallık,§66).
53. Bir kişinin özel yaşamına ilişkin verilerin kaydedilmesi,özel hayata saygı hakkı anlamında bir müdahale oluşturmaktadır. Kaydedilenbilgilerin, daha sonra kullanılmış olup olmamasının bir önemi yoktur. Bununlabirlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen kişisel niteliklibilgilerin, özel yaşam unsurlarından birini devreye sokup sokmadığını tespitetmek için bu bilgilerin hangi çerçevede alındıklarının ve muhafazaedildiklerinin, verilerin türünün, kullanıldıkları ve işlendikleri şeklin vebunlardan çıkarılabilecek sonuçların dikkate alınması zaruridir (Leander/İsveç, § 48; Amann/İsviçre [B.D.], B. No: 27798/95, 16/2/2000, § 69).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
i. Müdahalenin Varlığı
54. Başvuruya konu olayda, başvurucu hakkındaki derdest cezayargılaması bağlamındaki verilerin GBT sistemine kaydedildiği görülmekle,başvurucuyla ilgili olarak resmi makamların muhafaza ettikleri söz konusukişisel bilgilerin, özel hayata saygı hakkı anlamında kişisel nitelikli verilerolduğu, zira kimliği belirlenmiş ya da belirlenebilecek kişilerle ilgili olduğuanlaşılmaktadır. Bu kapsamda GBT sisteminde yer alan söz konusu bilgilerin,başvurucunun özel yaşamıyla ilgili olduğu tartışmasızdır.
55. Somut başvuruda, başvurucu hakkında yürütülen bir cezayargılaması ile bağlantılı olarak hakkındaki derdest dava bilgisinin bilgitoplama sistemine kaydedildiği ve bu sistemdeki kayıtların özellikle yapılangüvenlik taramaları ve güvenlik soruşturmalarında kullanılabilecek nitelikteolduğu görülmekle (bkz. § 19), söz konusu kişisel verilerin ilgili sistemdetutulması ve belirtilen şekillerde kullanılmasının, Anayasa’nın 20. maddesindegüvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğuaçıktır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
56. Özel hayatın gizliliği hakkı bağlamında kişisel veriler,Anayasa’nın 20. maddesinde ayrı bir fıkra olarak düzenlenmiş olup maddegerekçesinde karşılaştırmalı hukuk ve uluslararası belgelere işaret edilerek özelhayata saygı hakkı bağlamında kişisel verilerin korunmasının öneminedeğinilmiştir. Belirtilen düzenlemede özel sınırlama sebepleri öngörülmemişolmakla birlikte yasa ile düzenleme hükmüne yer verilmiş ve kişisel verilerinancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebileceğibelirtilmiştir.
57. Bu bağlamda Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatıngizliliği hakkı açısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılanbirtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlamanedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir(Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
58. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamaz.”
59. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasa'da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönündebulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa'nınbütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukungenel kuralları gözönünde tutularak uygulanmasızorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanunla sınırlamakaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yerverilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,§ 35).
Kanunilik
60. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
61. Sözleşme’nin lafzı ve AİHM içtihadı uyarınca da Sözleşme’nin8. maddesi kapsamında yapılacak bir müdahalenin meşruluğu, öncelikle söz konusumüdahalenin yasa uyarınca gerçekleştirilmesine bağlı tutulmuş olup, müdahaleninhukukîlik unsurunu taşımadığının tespiti halinde,Sözleşme'nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan diğer güvenceölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahalenin ilgili maddeye aykırı olduğusonucuna ulaşılmaktadır (Fadeyeva/Rusya, B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 95; Bykov/Rusya, B. No: 4378/02, 10/3/2009, § 82).
62. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında yapılan bir müdahaleninyasallık şartını sağladığının kabulü için de müdahalenin kanuni bir dayanağınınbulunması zorunludur. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerinsınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.Yasallık ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktadayasanın niteliği önem kazanmaktadır. Yasayla sınırlama ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini,öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte böylece uygulayıcının keyfîdavranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmaktabu yönüyle hukuk güvenliği güvencesi sağlamaktadır (Halime Sare Aysal, B. No: 2013/1789,11/11/2015, § 62).
63. Kanunun, bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesiiçin yeterince ulaşılabilir olması yani vatandaşların belirli bir olayauygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiyesahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğekarşı uygun bir koruma sağlaması, yeterli bir netlikte yetkili makamlaraverilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini tanımlamasıgerekmektedir (Halime SareAysal, § 63; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.No: 5947/72..., 25/3/1983, § 86-88; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, § 66-68; Rotaru/Romanya, § 55).
64. Somut başvuru açısından ise söz konusu gerekliliklere,kişisel verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamınıve uygulanmasını düzenleyen ve özellikle süre, stoklama, kullanım, üçüncükişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve imhası konusundakiprosedürlere ilişkin, muhataplarının yetki aşımı ve keyfîliğekarşı yeteri kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylıkuralların belirlenmesinin temel oluşturduğu açıktır.
65. Hukukun kendisi, beraberinde getireceği idari pratiğindışında, yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını, söz konusuişlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfîmüdahalelere karşı bireyi korumak için yeterince açık bir şekildegöstermelidir. Hukuk sistemi vatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda vehangi sınırlar içinde kişisel verileri konu alan ve potansiyel olarak özelyaşama karşı tehlike oluşturabilecek müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini,yeterince açık ifadelerle gösterecek nitelikte olmalıdır (Halime Sare Aysal,§64).
66. Bu kapsamda ilgili sisteme bilgilerin girilmesi, müdahaleyetemel oluşturan meşru amaçları taşıma şartına bağlı olmalı ve söz konusu yasaldüzenleme, hangi bilgilerin kayıt altına alınabileceği, hangi yetkililereiletilebileceği, böyle bir iletimin hangi koşullarda mümkün olabileceği vebilginin ilgili makamlara iletilmesi hususunda izlenecek usul konusunda açık veayrıntılı hükümler içermelidir. Söz konusu sisteme ilişkin düzenleme; bilgitoplama, kaydetme ve ilgili makamlarla paylaşma veya sair şekilde kullanmakonusunda, yetkili makamlara tanıdığı takdir yetkisinin kullanılma tarzı vealanı bakımından vatandaşlara yeterince öngörüde bulunma olanağı sağlamakdurumundadır.
67. Anayasa Mahkemesi idareye keyfî uygulamalara meydanverebilecek çok geniş bir takdir yetkisi tanınmasını birçok kararındaAnayasa'ya aykırı görmüştür. Mahkemenin gerek Anayasa’nın 13. maddesindekiyasallık ilkesini yorumlayan kararlarında gerek 7. maddedeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini yorumlayan kararlarında gerekse 2.madde kapsamında hukuk devleti ilkesini ele alan kararlarında bunu görmekmümkündür. Söz konusu kararlarda Mahkeme, kanunun şeklen var olmasını yeterligörmemekte kanunun niteliğini de araştırmakta ve bu bağlamda bir sınırlamanınnerede başlayıp nerede bittiğinin belirtilmemesi durumunda, amacı aşan,demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan, içeriğinin takdiriyönetime bırakılmış sakıncalı sınırlamalar getirilmiş olacağı; içeriğininbelirlenmesi yönetimin görüşüne bırakılan sınırlamanın yasa ile konulduğundansöz edilemeyeceği; hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesinin belirliliği degerektirdiği ve belirlilik ilkesinin, ilgili yükümlülüğün hem kişiler hem deidare yönünden belirli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kişilerinmevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğinimakul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesinigerektirdiği ve yasa koyucunun temel ilkeleri koymadan, genel çerçeveyiçizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimindüzenlemesine bırakmaması gerektiği belirtilmektedir (E.1984/14, K.1985/7,13.06.1985; E.1987/16, K.1988/8, 19.04.1988; E.2010/7, K.2011/172, 22.12.2011).
68. Sözleşme organları da birçok kez ve özellikle ceza davalarıkapsamında, resmî makamlar tarafından kişisel nitelikli verilerin depolanması,muhafaza edilmesi ve kullanılmasıyla ilgili sorunlara eğilmiş ve bu kapsamdayapılan değerlendirmelerde, uygulayıcıya sınırları belirsiz müdahale yetkisiveren hukuki düzenlemelerin hukuk devleti ilkesiyle de çatıştığı vurgulanarakkeyfî müdahaleleri önlemek için hukuk kuralının verdiği yetkinin amacını vekullanım biçimini yeterli açıklıkta belirtmiş olması zorunluluğuna işaretedilmiştir (Al Nashif/Bulgaristan,B. No: 50963/99, 20/6/2002, §§ 119-124).
69. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasalmevzuatın gereken koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alanve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakındanbağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerdesoyutluk içermesi ve bu nedenle hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir halegelmesi, tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bukapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdiralanını elbette uygulayıcıya sunabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarınında yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlik içermesizaruridir (Halime SareAysal, § 65).
70. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin, söz konususınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulamakoşulları ve prosedürel ayrıntıları düzenleyiciişlemlere bırakması mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyiciişlemin, yine muhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileriyeterince aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,§ 66).
71. Başvuruya konu idari uygulama ve yargısal sürecin, 3152sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 2559 sayılıKanun’un Ek 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesi’nin9. maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
72. İlgili idari ve yargısal kararlarda söz konusu uygulamanınyasal temeli olarak gösterilen 2559 sayılı Kanun’un 7. maddesine dayanılarakhazırlandığı belirtilen Yönerge’nin 9. maddesinin (a)fıkrasında, maddenin (b) fıkrasında belirtilen suçları işlemiş ve yakalanmışolan sanıklar için de suç türüne uygun bilgi formu doldurulacağı ve yakalandığıkaydı düşülmek suretiyle sistemde muhafaza edileceği ifade edilmektedir. Yönerge'nin 10. maddesinin (b) fıkrasında, güvenlikkuvvetlerinin kendi sorumluluk alanında el koydukları olaylarda; suç işleyenşahsın bilgisayar sorgulamasını yapacağı, geçmişte işledikleri suç kayıtlarıvarsa tespit edeceği ve soruşturma evrakına yazacağı; aynı maddenin (b) fıkrasının(2) numaralı bendinin (b) alt bendinde ise şüpheli hakkında CumhuriyetBaşsavcılığınca iddianame hazırlanıp mahkemece iddianamenin kabulünden sonramahkemenin “Esas” sayısı alınmaksuretiyle şahıs bilgi formu açılarak Bilgi Toplama Programına girişinin,programda “Hakkında İşlem Yapılacaklar”ibaresiyle şüphelinin kaydı mevcutsa kayıt üzerinde düzeltme işlemi yapılacağıbelirtilmektedir. Kayıtların silinmesi hususunda ise 16. maddenin (b)fıkrasında, Yönerge’nin 9. maddesinin (b) fıkrasındayazılı suç sayılan fiilleri işleyenler hakkında adli makamlarca, beraat, cezaverilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya dava zaman aşımı nedeniyledavanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve kararın kesinleşmiş olmasıhalinde bilgi formlarının iptal edileceği belirtilmekle birlikte Yönerge'nin 4. maddesinde, Yönerge’nin9. maddesinin (b) fıkrası kapsamına girmeyen suçlardan açılan bilgi formlarınınşahısların yakalanmaları halinde tasniften çıkarılarak imha edileceği,9.maddesinin (b) fıkrası kapsamına giren suçlar için açılan bilgi formlarının iseiptal koşulları oluştuğunda tasniften çıkarılarak iptal evrakı ekinde arşivealınacağı düzenlenmektedir.
73. İlgili Yönerge uyarınca genel bilgi toplama sisteminde kaydıtutulacak unsurlar, kişileri, bazı belgeleri ve araçları kapsamaktadır.Hakkında bilgi tutulacak kişilerin ise, Yönerge’ninamacını düzenleyen 1. maddesi uyarınca suç işlemesi sebebiyle aranmasına kararverilen, kaybolan, yakalansalar dahi bazı suçları işlemiş olan ve kamuhaklarından yararlanmaları konusunda sınırlama getirilen kişiler olduğuanlaşılmaktadır.
74. Yönerge’nin 7. maddesi ve 9.maddesinin (a) fıkrası hükümlerine göre hakkında arama kararı bulunmadığı veyayakalanmış olduğu hâlde belirli bazı suçlardan dolayı yargılanan kişiler hakkındada genel bilgi toplama programına bilgi kaydedilebilmektedir. Bu suçlarınhangileri olduğu, Yönerge’nin 9. maddesinin (b)fıkrasında gösterilmektedir.
75. Yönerge’nin hangi normlara dayalıolarak düzenlendiği “Kanuni dayanak”başlıklı 3. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre söz konusu Yönerge, 3152 sayılıKanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33. maddesi, 2559sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ile Jandarma Teşkilatı Görev ve YetkileriYönetmeliği’nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f)bendine dayanılarakhazırlanmıştır.
76. 3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c)bendi, İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekât ve Bilgi ToplamaDairesi Başkanlığının görevlerini düzenlemekte ve suç işleyip ele geçmeyen kişilerin,çalınan veya kaybedilen motorlu taşıtların, ateşli silahların, kimliği ispatayarayan her türlü belgelerin kayıtlarını tutarak güvenlik kuvvetlerinebildirmek, görevli kuruluşlarla ilgili kuvvetleri arasında koordinasyonsağlamak görevini, ilgili birimin görevleri arasında saymaktadır. Bu yönüylekişilere ilişkin kayıtların tutulmasına ilişkin yetkinin, suç işleyip elegeçmeyen kişiler ile sınırlı olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamdailgili Yönergeye dayanak olarak gösterilen belirtilen kanun maddesinin, Yönerge’nin “yakalansalardahi bazı suçları işlemiş olan kişiler” hakkında kayıt tutulacağışeklindeki düzenlemesini ve bu yöndeki uygulamayı temellendirmediğianlaşılmaktadır. 3152 sayılı Kanun’un 33. maddesinin ise yerine getirmekle yükümlüolduğu hizmetleri idari metinlerle düzenleme konusunda İçişleri Bakanlığınıyetkilendirdiği anlaşılmaktadır.
77. Bununla bilikte Yönerge'nin dayanakları arasında gösterilen 2559 sayılıKanun’un Ek 7. maddesinde, polisin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucutedbirleri alacağı, emniyet ve asayişi sağlamak üzere ülke seviyesindeistihbarat faaliyetlerinde bulunacağı, bu amaçla bilgi toplayacağı,değerlendireceği, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştıracağı,devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapacağı düzenlemesine yerverildiği görülmektedir. Bu kapsamda, istihbarat faaliyetlerinde bulunma, buamaçla bilgi toplama, değerlendirme, yetkili mercilere veya kullanma alanınaulaştırma şeklindeki yetkilere yer veren söz konusu düzenlemenin, başvuruyakonu müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğuanlaşılmaktadır(bkz. Bülent Polat, B. No:2013/7666, 10/12/2015, § 87).
78. İlgili idari ve yargısal kararlara temel alınan söz konusudüzenleme göz önünde bulundurulduğunda, başvuruya konu müdahalenin kanunilikşartını sağladığı anlaşılmaktadır.
Meşru Amaç
79. Somut başvuru açısından, belirli suçlar kapsamındayargılanan kişiler hakkındaki derdest dava bilgilerinin GBT sistemine kaydı yapılarak,söz konusu bilgilerinözellikle yapılan güvenlik taramaları ve güvenlik soruşturmalarındakullanıldığı (bkz. § 19), bu kapsamda söz konusu uygulamanın kamu düzeni vegüvenliğinin temini şeklindeki meşrutemelleriiçerdiği anlaşılmaktadır.
Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma veÖlçülülük
80. Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahaleninihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratiktoplum düzeninde gereklilik, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük şeklindekigüvence ölçütlerine uygun olması gerekir.
81. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en genişölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerinözüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâlegetiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığıkabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı, kişilerin hak veözgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasaldüzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bunedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil; koşulları, nedeni,yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamıdemokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Serap Tortuk, §46; Murat Atılgan, B. No:2013/9047, 7/5/2015, § 37; Marcus Frank Cerny,(GK), B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 71).
82. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğüanlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmektedir. Bu yönüyle her temel hakaçısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Buçerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamazhâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabuledilmelidir. Özel hayata saygı hakkı bağlamında da bu hakkın ortadankaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecedegüçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceğiaçıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin gereğindenfazla sınırlanmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarıncaölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacınıgerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önleminsınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk vearaçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüzbir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir(Serap Tortuk,§ 47, Murat Atılgan, § 38; Marcus Frank Cerny, §72).
83. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tümtemel hak ve özgürlüklerin sınırlanması hususunda geçerli olan bu denge, özelhayatın gizliliği hakkının sınırlanmasında da gözönündebulundurulmalıdır. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlama aracı arasındaorantısızlık bulunmamalı, sınırlama ile ulaşılabilecek yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlanan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir. Bu noktada, belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlamayapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve özel hayatıngizliliğini ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaçkarşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönündebulundurulması ve söz konusu menfaatler arasında adil bir dengenin kurulupkurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir (SerapTortuk,§ 48, Murat Atılgan,§ 39; Marcus Frank Cerny, §73).
84. Bu alandaki belirleyici mesele; ilgili bireyin ve kamudüzeninin yarışan menfaatleri arasında, kamusal makamların bu konudakendilerine tanınan takdir alanı içinde adil bir denge kurup kurmadıklarıdır.Özellikle kişisel veriler gibi özel yaşamın en hassas yönlerinin etkilendiğidurumlarda, bu dengelemenin titizlikle yapılması ve takdirin gerekçelerininilgili kararlara açıkça yansıtılması zaruri olup, başvuruya konu idari veyargısal uygulamanın yukarıda belirtilen meşru temellere dayandığı açık olmaklabirlikte, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına müdahale teşkil ettiğianlaşılan sınırlamanın belirtilen hakkın özüne dokunarak, onu anlamsız kılacakölçüde olmaması gerekmektedir.
85. Kamusal makamların izlenen meşru amaçlar bağlamında birhakkın sınırlandırılması sürecinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte,belirtilen takdir yetkisi, her bir vaka özelinde ayrı bir kapsama sahiptir.Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun bireybakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmaktaveya genişlemekte, yükümlülüklerin türü ve kapsamı her bir olay özelinde farklıdeğerlendirme yapılmasını gerektirmektedir.
86. Özel hayatın gizliliği hakkına müdahale teşkil edenuygulamaların değerlendirilmesinde de, ilgili idari veyargısal makamların takdirlerinin gerekçelerini, ilgililerin yargı yolunamüracaat imkânını da etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacak suretteayrıntılı olarak ortaya koymaları gerekmektedir. Söz konusu işlemin bir temelhak üzerinde etki gösterdiği durumlarda, söz konusu tedbirin demokratik birtoplumda gerekli olduğunun ve alınan tedbir ile icra tarzının gözetilen meşruamaç ile orantılı olduğunun ortaya konulması şarttır.
87. Anayasa Mahkemesinin bu noktadaki görevi, kişisel verilerinbelirli kamusal amaçlarla tutulması, işlenmesi ve kullanılması hususunun neşekilde düzenlenmesi gerektiği hususunda bir yargıda bulunmak ve derecemahkemelerinin yerine geçerek ilgili mevzuat hükümlerinin yorumunun bizzattespiti olmayıp, ilgili anayasal normlar bağlamında, kamusal makamlarınkendilerine tanınmış olan takdir yetkileri çerçevesinde hareket edipetmediklerinin denetlenmesidir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin sözkonusu mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularkenözelhayatın gizliliğine ilişkin bireysel menfaat ve söz konusu sınırlama ilegözetilen kamusal menfaat arasında kurulması gereken dengeyi tespit etmeksuretiyle Anayasa’nın 20. maddesindeki güvenceleri koruyup korumadıklarınıbelirleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle derece mahkemelerince varılan sonucunAnayasa’nın 20.maddesine uygun olup olmadığının, söz konusu uygulamanın özelhayatın gizliliği hakkına yönelik orantılı bir müdahale oluşturup oluşturmadığınınkarara bağlanması gerekmektedir.
88. Somut başvuru açısından, belirli suçlar nedeniyle hakkındakamu davası açılmış olan şahıslar hakkındaki derdest dava bilgilerinin GBTsistemine kaydının yapıldığı, kamu düzeni ve güvenliğinin temini şeklindeki meşrutemelleri içerdiği anlaşılan uygulama kapsamında sözkonusu bilgilerin özellikle yapılan güvenlik taramaları ve güvenliksoruşturmalarında kullanıldığı (bkz. § 19), ilgili bilgilerin toplanma,paylaşım, kullanım ve silinmesine ilişkin hususların ayrıntılı olarakdüzenlendiği anlaşılmaktadır.
89. Başvurucunun, yargılandığı suçun Yönerge’nin9. maddesinin (b) fıkrasında yer alan suçlar arasında olmaması nedeniylemüdahalenin meşru olmadığı yönündeki iddiasınındailgili derece mahkemesince değerlendirildiği, bu suçun ilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığı ilerisürülmekte ise de aynı nitelikteki suçun yürürlükteki 5237 sayılı Kanun'un 216.maddesinde yer aldığı ve Yönerge’nin belirtilenmaddesinde bu suç türüne de yer verildiğinin anlaşıldığının ifade edildiği, bukapsamda, derece mahkemelerinin söz konusu mevzuat hükümlerini ve maddi olayıyorumlayış şeklinde bir takdir hatasının söz konusu olmadığı görülmektedir.
90. Bunun yanı sıra başvurucu tarafından, söz konusu verilerden,toplama, muhafaza ve kullanım hususunda tespit edilen amaç dışındayararlanıldığına ilişkin herhangi bir iddiada da bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
91. Yukarıda yer verilen tespitler kapsamında, başvuruya konumüdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.
Engin YILDIRIM, Serruh KALELİ,Alparslan ALTAN, Erdal TERCAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM, SerruhKALELİ, Alparslan ALTAN, Erdal TERCAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ınkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasınaOYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNEOYBİRLİĞİYLE,
11/5/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, hakkında yürütülen bir ceza yargılaması ilebağlantılı olarak hakkındaki derdest dava bilgisinin Genel Bilgi Toplama (GBT)sistemine kaydedildiği ve bu sistemdeki kayıtların yapılan güvenlik taramalarıve adli işlemlerde kullanılabilecek nitelikte olduğunu ve bu kişisel verilerinilgili sistemde tutulması ve belirtilen şekillerde kullanılmasının Anayasa’nın20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
2. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale olduğunda öncelikle tespitigereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahaleninhukuki bir temelinin olup olmadığıdır. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındayapılan bir müdahalenin kanuni bir dayanağının olması zorunludur. İlgilidüzenlemede özel sınırlama sebepleri öngörülmemiş olmakla birlikte yasa iledüzenleme hükmüne yer verilmiş ve kişisel verilerin ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebileceği belirtilmiştir.
3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kişisel verilerinkorunması ile ilgili ayrı bir hüküm içermemekle birlikte, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM), bu verilerin özel yaşam alanı içinde yer aldığını kabulederek, konuyu Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında incelemektedir. AİHM, özelhayatı, kişinin kendi hayatını istediği gibi yaşayabileceği bir iç alan vebunun da ötesinde, başkalarıyla ilişki kurmak ve bu ilişkileri geliştirmeksuretiyle özgür olarak kişiliğini oluşturmasını ve geliştirmesini sağlayan dahageniş bir alandan ibaret görmektedir.
4. Bir müdahale hukukilik unsurunu taşımıyorsa AİHS 8 (2)fıkrasında yer alan diğer güvence ölçütlerine geçilmeden müdahalenin ilgilimaddeye aykırı olduğu sonucuna varılabilmektedir (Fadeyeva/Rusya B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 95).
5. Kanunla sınırlama ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini,öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece uygulayıcının keyfîdavranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcıolmakta, bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (Halime Sare AysalB. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62). Hukuk düzeni bireylere, kamu makamlarınahangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde özel yaşama karşı tehlikeoluşturabilecek müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini, yeterince açıkifadelerle gösterecek nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahaleninmuhataplarının müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçlarıaçısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (§ 64).
6. Kanunun, yeterince ulaşılabilir olması yani vatandaşlarınbelirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkındayeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfiliğe karşı uygunbir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icraedilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Silver vediğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 25/3/1983, §§ 86-88; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,2/8/1984, §§ 66-68; Rotaru/Romanya [BD], B. No: 28341/95, 4/5/2000,§ 55, Amann/İsviçreB.D. B.No: 27798/95, 16/2/2000 § 76 ve § 80).
7. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasalmevzuatın sağladığı koruma seviyesi büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alanve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakındanbağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerdesoyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarakanlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırıgörülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirliölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdiralanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari birkesinlik içermesi zaruridir.
8. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin, söz konususınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulamakoşulları ve usule ilişkin ayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakmasımümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici işlemin, yine muhataplarıncaulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterince aydınlatacaknitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir.
9. Somut başvuru açısından söz konusu gerekliliklere kişiselverilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını veuygulanmasını düzenleyen ve özellikle süre, stoklama, kullanım, üçüncükişilerin erişimi, verilerin gizliliği bütünlüğü ve imhası konusundaprosedürlere ilişkin muhataplarının yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri kadargüvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kuraların belirlenmesinintemel oluşturduğu açıktır.
10. Başvuruya konu idari uygulama ve yargısal sürecin hukukidayanağını 3152 sayılı Kanunun 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi,2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesinin 9. maddesioluşturmaktadır.
11. 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesine dayanılarakhazırlandığı belirtilen Yönergenin 9 maddesinin (a) fıkrasında, (b) fıkrasındabelirtilen suçları işlemiş ve yakalanmış olan sanıklar ile bazı suçlardan dolayıyargılanan kişiler için de suç türüne uygun bilgi formu doldurulacağı veyakalandı kaydı düşmek suretiyle sistemde muhafaza edileceği belirtilmiştir.
12. İlgili kanunlar hangi kişilere ait ne tür bilgilerin, hangişartlarda toplanabileceği, ne surette kullanılabileceğive ne kadar süreyle saklanabileceğine dair bir açıklık ve belirlilikiçermemektedir.
13. Hangi kişilere ait ne tür bilgilerin hangi şartlarda toplanabileceği,hangi amaçlarla neşekilde kullanılabileceği ve ne kadar süreyle saklanabileceği hususundaayrıntılı düzenlemeler içeren Yönerge hizmete özeldir ve kamuya açık değildir.Yönergenin yayınlanmamış olduğu dikkate alındığında söz konusu düzenlemeninkişilerin belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarınınvarlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olmasını sağlayacak surette ulaşılabilirolma niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır.
14. Öngörülebilirlik ve belirlilik unsurlarının değerlendirmesibakımından ilgili düzenleme, bir hakka dönük yapılan müdahalelerinincelenmesinde ilk aşama olan kanunilik testini geçememektedir.
15. Sonuç olarak, başvurucunun kişisel verilerinin GBTsisteminde tutulmasının herkese açık, öngörülebilir ve belirlilik unsurlarınıiçeren kanuni bir dayanağı olmadığından, Anayasanın 20. maddesinde güvence altınaalınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru, aranan kişilerden olmamasına rağmen başvurucu hakkındakiderdest ceza yargılamasına ilişkin bilginin Genel Bilgi Toplama (GBT) sisteminekaydedilmesi ve ilgili kaydın silinmesi hususunda idareye yapılan başvuru ilebu hususta açılan davanın mevzuata aykırı olarak reddedilmesi nedeniyle özelhayatın gizliliği hakkının ihlali iddiasına ilişkindir.
2. Çoğunluk kararıyla, belirli suçlar nedeniyle hakkında kamudavası açılmış olan şahıslar hakkındaki derdest dava bilgilerinin GBT sisteminekaydının yapılması uygulamasının kamu düzeni ve güvenliğinin temini şeklindekimeşru temelleri içerdiği, uygulama kapsamında söz konusu bilgilerin özellikleyapılan güvenlik taramaları ve güvenlik soruşturmalarında kullanıldığı, ilgilibilgilerin toplanma, paylaşım, kullanım ve silinmesine ilişkin hususlarınayrıntılı olarak düzenlendiği; başvurucunun, yargılandığı suçun Yönerge’nin 9. maddesinin (b) fıkrasında yer alan suçlararasında olmaması nedeniyle müdahalenin meşru olmadığı yönündeki iddiasınınilgili derece mahkemesince değerlendirildiği, bu suçun ilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığı ilerisürülmekte ise de, aynı nitelikteki suçun yürürlükteki 5237 sayılı Kanun'un216. maddesinde yer aldığı ve Yönerge’nin belirtilenmaddesinde bu suç türüne de yer verildiğinin anlaşıldığının ifade edildiği, bukapsamda, derece mahkemelerinin söz konusu mevzuat hükümlerini ve maddi olayıyorumlayış şeklinde bir takdir hatasının söz konusu olmadığı, bunun yanı sırabaşvurucu tarafından, söz konusu verilerden, toplama, muhafaza ve kullanımhususunda tespit edilen amaç dışında yararlanıldığına ilişkin herhangi biriddiada da bulunulmadığı belirtilerek özel hayatın gizliliği hakkının ihlaledilmediği sonucuna varılmıştır.
3. Başvurucu hakkında 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanunu’nun 7. maddesine muhalefet iddiasıyla iddianame tanzim edilmişolup, Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2008 tarihli ve E.2004/596, K.2007/333sayılı kararı ile, başvurucunun 5237 sayılı Kanun’un 215. maddesi uyarıncacezalandırılmasına karar verilmiş ve karar temyiz edilmeksizin 20/5/2008tarihinde kesinleşmiştir.
4. Belirtilen yargısal süreç devam ederken, Van Devlet GüvenlikMahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 16/10/2003 tarihli yazısı ile, başvurucuhakkında bölücü terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçu kapsamında soruşturmayapılmasının istenilmesi üzerine, Van Emniyet Müdürlüğünce, İçişleri BakanlığıKaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama Daire Başkanlığı Bilgi ToplamaYönergesi (Bilgi Toplama Yönergesi) uyarınca başvurucuya ait Örnek No 1 BilgiFormu tanzim edilerek GBT sistemi kapsamında tasnife alınmıştır.
5. Başvurucunun 24/11/2005 tarihli dilekçe ile, GBT sistemindeyer alan şahsına ait bilgilerin silinmesi talebiyle idareye yaptığı başvuru,hakkındaki yargılamanın ilgili Yönerge’nin 9.maddesinin (b) fıkrasında belirtilen suçlara ilişkin olduğu ve başvurucuhakkındaki söz konusu kaydın, ilgili davanın beraat veya dava zamanaşımınedeniyle ortadan kaldırılması halinde iptalinin mümkün olduğu belirtilerekreddedilmiştir.
6. Başvurucu tarafından 6/1/2006 tarihinde idarenin red işleminin iptali istemiyle açılan dava, Ankara 1. İdareMahkemesinin 22/3/2007 tarihli ve E.2006/44, K.2007/683 sayılı kararı ilereddedilmiş ve ret gerekçesi olarak; 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleriBakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birincifıkrasının (c) bendi, 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyeti Kanunu’nun Ek 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesi’nin 9. maddesinde yer alan düzenlemeleredeğinilmiş, davacı tarafından 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesine muhalefetsuçundan ceza davası açıldığı, ancak Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/9/2004tarihli kararı ile suç vasfının değişerek olay tarihinde yürürlükte olan TürkCeza Kanunu’nun 312. maddesinin 2. fıkrasında yer alan suç kapsamında yargılamayapılması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği ve bu suçunilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığıileri sürülmekte ise de, aynı nitelikteki suçun yürürlükteki Türk CezaKanunu’nun 216. maddesinde yer aldığı ve Yönerge’ninbelirtilen maddesinde bu suç türüne de yer verildiği anlaşıldığından, anılaniddiada yerindelik görülmediği belirtilerek, 2559 sayılı Kanun’un Ek 7.maddesine dayanılarak çıkarılan Yönerge’nin 9.maddesinin (b) fıkrası uyarınca, anılan maddede belirtilen suç türleri içinbilgi kaydı tutulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifadeedilmiştir.
7. Başvurucu, aranan şahıslardan olmamasına rağmen hakkındayürütülen derdest ceza yargılamasına ilişkin bilginin GBT sistemine kaydedildiğini,belirtilen kaydın silinmesi hususunda idareye yaptığı başvurunun ve bu husustaaçtığı davanın, ilgili mevzuat hükümlerinin doğru şekilde yorumlanmamasınedeniyle reddedildiğini, belirtilen uygulamaya temel alınan Bilgi ToplamaYönergesinin dayandığı Kanun ile kolluk görevlilerine verilen yetkinin amacınaaykırı şekilde genişletilerek, idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisininaşıldığını ve yasal dayanaktan yoksun idari bir pratik oluşturulduğunu,yargılandığı suçun Bilgi Toplama Yönergesinin 9. maddesinin (b) fıkrasında yeralan suçlar arasında olmadığını, belirtilen bilgilerin ne kadar süreyle saklıtutulacağının ve silinip silinmeyeceğinin belirsiz olduğunu, ayrıca derdestyargılama bilgisinin mahkumiyet kaydı gibi işlem görmesi nedeniyle yargı kararıolmaksızın suçlu olarak addedildiğini belirterek, Anayasa’nın 20. maddesindetanımlanan özel hayatın gizliliği hakkının ve 38. maddesinde tanımlananmasumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiş, başvurucunun iddialarıAnayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamındaincelenmiştir.
8. Çoğunluk gerekçesinde kanunilik başlığı altındaki 71 ila 78.paragraflarda da ifade edildiği üzere, Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesinözel hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatıngizliliğine dokunulamayacağı belirtilmektedir. Bireyin kişisel verilerinin vebu verilerin korunmasına dair hukuksal menfaatinin de özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır.
9. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin korunmasıAnayasa Mahkemesi tarafından da, Anayasa’nın 20.maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre, özel yaşama saygı hakkıkapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır.Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hakbireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını dakapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızasıolmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafındanulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahremkalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındakibilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K.2011/82, K.T. 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, K.T. 31/3/1987).
10. Bireyin kendisi hakkındaki bilgiyi kontrol edebilme hakkınınkonusunu oluşturan “bilgi” kavramının ne anlama geldiğinin, başka bir ifade ileözel hayatın korunması hakkının güvence kapsamında yer alan bilgilerin neolduğunun tespiti önemlidir.
11. Başvuruya konu olayda, başvurucu hakkındaki derdest cezayargılaması bağlamındaki verilerin GBT sistemine kaydedildiği görülmekle,başvurucuyla ilgili olarak resmi makamların muhafaza ettikleri söz konusu kişiselbilgilerin, özel hayata saygı hakkı anlamında kişisel nitelikli veriler olduğu,zira kimliği belirlenmiş ya da belirlenebilecek kişilerle ilgili olduğuanlaşılmaktadır. Bu kapsamda GBT sisteminde yer alan söz konusu bilgilerin,başvurucunun özel yaşamıyla ilgili olduğu tartışmasızdır.
12. Bir kişinin, özel yaşamına ilişkin verilerin kaydedilmesi,özel hayata saygı hakkı anlamında bir müdahale oluşturmaktadır. Kaydedilenbilgilerin, daha sonra kullanılmış olup olmamasının bir önemi yoktur. Başvuruyakonu olayda da başvurucu hakkında yürütülen bir ceza yargılaması ile bağlantılıolarak hakkındaki derdest dava bilgisinin bilgi toplama sistemine kaydedildiğive bu sistemdeki kayıtların yapılan güvenlik taramaları ve adli işlemlerdekullanılabilecek nitelikte olduğu görülmekle, söz konusu kişisel verilerinilgili sistemde tutulması ve belirtilen şekillerde kullanılmasının, Anayasa’nın20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkına birmüdahale oluşturduğu açıktır. Zira Anayasada kişisel verilerin ancak kanundaöngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebileceği belirtilmiştir.
13. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesinde temel hakve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratiktoplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamayacağı belirtilmiştir.
14. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
15. Sözleşme’nin lafzı ve AİHM içtihadı uyarınca da,Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yapılacak bir müdahalenin meşruluğu,öncelikle söz konusu müdahalenin yasa uyarınca gerçekleştirilmesine bağlıtutulmuş olup, müdahalenin hukukîlik unsurunutaşımadığının tespiti halinde, Sözleşmenin 8. maddesinin (2) numaralıfıkrasında yer alan diğer güvence ölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahaleninilgili maddeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (Bkz. Fadeyeva/Rusya, B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 95; Bykov/Rusya, B. No: 4378/02, 10/3/2009, §82).
16. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında yapılan bir müdahaleninyasallık şartını sağladığının kabulü için de,müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur. Bununla birlikte,temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen varolması yeterli değildir. Yasallık ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği degerektirmekte olup, bu noktada yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Yasayla sınırlamaölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğiniifade etmekte, böylece uygulayıcının keyfi davranışlarının önüne geçtiği gibikişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta, bu yönüyle hukuk güvenliğigüvencesi sağlamaktadır (Halime Sare Aysal, B.No.2013/1789, 11/11/2015, § 62).
17. Kanunun, bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesiiçin, yeterince ulaşılabilir olması, yani vatandaşların belirli bir olayauygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiyesahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfiliğe karşı uygun bir korumasağlaması, yeterli bir netlikte, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğinive icra edilme biçimlerini tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,§ 63; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Silverve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No:5947/72, 25/3/1983, § 86-88; Malone/BirleşikKrallık, 2/8/1984, § 66-68; Rotaru/Romanya, § 55).
18. Somut başvuru açısından ise, söz konusu gerekliliklere,kişisel verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamınıve uygulanmasını düzenleyen ve özellikle, süre, stoklama, kullanım, üçüncükişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve imhası konusundakiprosedürlere ilişkin, muhataplarının yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeterikadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kurallarınbelirlenmesinin temel oluşturduğu açıktır.
19. Kanunun kendisi, beraberinde getireceği idari pratiğindışında, yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını, söz konusuişlemin meşru amacını da göz önünde tutarak, keyfi müdahalelere karşı bireyikorumak için yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Hukuk sistemivatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içindekişisel verileri konu alan ve potansiyel olarak özel yaşama karşı tehlikeoluşturabilecek müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini, yeterince açıkifadelerle gösterecek nitelikte olmalıdır (HalimeSare Aysal,§ 64).
20. Bu kapsamda ilgili sisteme bilgilerin girilmesi, müdahaleyetemel oluşturan meşru amaçları taşıma şartına bağlı olmalı ve söz konusu yasaldüzenleme, hangi bilgilerin kayıt altına alınabileceği, hangi yetkililereiletilebileceği, böyle bir iletimin hangi koşullarda mümkün olabileceği vebilginin ilgili makamlara iletilmesi hususunda izlenecek usul konusunda açık veayrıntılı hükümler içermelidir. Söz konusu sisteme ilişkin düzenleme, bilgitoplama, kaydetme ve ilgili makamlarla paylaşma veya sair şekilde kullanmakonusunda, yetkili makamlara tanıdığı takdir yetkisinin kullanılma tarzı vealanı bakımından, vatandaşlara yeterince öngörüde bulunma olanağı sağlamakdurumundadır.
21. Anayasa Mahkemesi idareye keyfi uygulamalara meydanverebilecek çok geniş bir takdir yetkisi tanınmasını birçok kararında Anayasayaaykırı görmüştür. Bu kararlarda Mahkeme, kanunun şeklen var olmasını yeterligörmemekte, kanunun niteliğini de araştırmakta ve bu bağlamda, bir sınırlamanınnerede başlayıp nerede bittiğinin belirtilmemesi durumunda, amacı aşan,demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan, içeriğinin takdiriyönetime bırakılmış sakıncalı sınırlamalar getirilmiş olacağı; içeriğininbelirlenmesi yönetimin görüşüne bırakılan sınırlamanın yasa ile konulduğundansöz edilemeyeceği; hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesinin belirliliği degerektirdiği ve belirlilik ilkesinin, ilgili yükümlülüğün hem kişiler hem deidare yönünden belirli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kişilerinmevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğinimakul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesinigerektirdiği ve yasa koyucunun temel ilkeleri koymadan, genel çerçeveyiçizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimindüzenlemesine bırakmaması gerektiği belirtilmektedir (E. 1984/14, K. 1985/7,K.T. 13.06.1985; E. 1987/16, K. 1988/8, K.T. 19.04.1988; E. 2010/7, K.2011/172, K.T. 22.12.2011).
22. AİHM kararlarında da özellikle ceza davaları kapsamında,resmi makamlar tarafından kişisel nitelikli verilerin depolanması, muhafazaedilmesi ve kullanılmasıyla ilgili sorunlara eğilmiş ve bu kapsamda yapılandeğerlendirmelerde, uygulayıcıya sınırları belirsiz müdahale yetkisi verenhukuki düzenlemelerin hukuk devleti ilkesiyle de çatıştığı vurgulanarak, keyfimüdahaleleri önlemek için hukuk kuralının verdiği yetkinin amacını ve kullanımbiçimini yeterli açıklıkta belirtmiş olması zorunluluğuna işaret edilmiştir (Al Nashif/Bulgaristan,B. No:50963/99, 20/6/2002, §§ 119-124).
23. Bununla birlikte, her ihtimale çözüm getiremeyecek olanyasal mevzuatın gereken koruma seviyesi, büyük ölçüde, ilgili metnindüzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte, muhataplarının niteliği ve sayısıylayakından bağlantılıdır. Bu nedenle, kuralın karmaşık olması ya da belirliölçülerde soyutluk içermesi ve bu nedenle hukuki yardım ile tam olarakanlaşılabilir hale gelmesi, tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırıgörülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdekitakdir alanını elbette uygulayıcıya sunabilir. Fakat bu takdir alanınınsınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlikiçermesi zaruridir (Halime Sare Aysal, § 65).
24. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin, söz konusu sınırlamayailişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte, özellikle uygulama koşullarıve prosedürel ayrıntıları düzenleyici işlemlerebırakması mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici işlemin, yinemuhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterinceaydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,§ 66).
25. Başvuruya konu idari uygulama ve yargısal sürecin, 3152sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 2559 sayılı Kanun’unEk 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesi’nin 9.maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
26. İlgili idari ve yargısal kararlarda söz konusu uygulamanınyasal temeli olarak gösterilen 2559 sayılı Kanun’un 7. maddesine dayanılarakhazırlandığı belirtilen Yönerge’nin 9. maddesinin (a)fıkrasında, maddenin (b) fıkrasında belirtilen suçları işlemiş ve yakalanmışolan sanıklar için de suç türüne uygun bilgi formu doldurulacağı ve yakalandığıkaydı düşülmek suretiyle sistemde muhafaza edileceği ifade edilmektedir. Yönerge'nin 10. maddesinin (b) fıkrasında, güvenlikkuvvetlerinin kendi sorumluluk alanında el koydukları olaylarda; suç işleyenşahsın bilgisayar sorgulamasını yapacağı, geçmişte işledikleri suç kayıtlarıvarsa tespit edeceği ve soruşturma evrakına yazacağı; aynı maddenin (b)fıkrasının (2) numaralı bendinin (b) alt bendinde ise, şüpheli hakkındaCumhuriyet Başsavcılığınca iddianame hazırlanıp mahkemece iddianameninkabulünden sonra mahkemenin “Esas”sayısı alınmak suretiyle şahıs bilgi formu açılarak, Bilgi Toplama Programınagirişinin, programda “Hakkında İşlemYapılacaklar” ibaresiyle şüphelinin kaydı mevcutsa kayıt üzerindedüzeltme işlemi yapılacağı belirtilmektedir. Kayıtların silinmesi hususunda ise16. maddenin (b) fıkrasında, Yönerge’nin 9.maddesinin (b) fıkrasında yazılı suç sayılan fiilleri işleyenler hakkında adlimakamlarca, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya davazaman aşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve kararınkesinleşmiş olması halinde bilgi formlarının iptal edileceği belirtilmeklebirlikte, Yönerge'nin 4. maddesinde, Yönerge’nin 9. maddesinin (b) fıkrası kapsamına girmeyensuçlardan açılan bilgi formlarının şahısların yakalanmaları halinde tasniftençıkarılarak imha edileceği,9. maddesinin (b) fıkrası kapsamına giren suçlariçin açılan bilgi formlarının ise iptal koşulları oluştuğunda tasniftençıkarılarak iptal evrakı ekinde arşive alınacağı düzenlenmektedir.
27. Söz konusu düzenlemeler karşısında, hakkında belirlisuçlardan ceza kovuşturması devam eden kişilere ait dava bilgilerinin ilgilisisteme kaydının yapılacağı, belirli amaçlarla kullanılacağı, söz konusuyargılamanın beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veyadavanın ortadan kaldırılması kararlarıyla sonuçlanması durumunda bilgiformlarının tasniften çıkarılarak iptal edileceği, ancak ilgili kayıtlarıniptal evrakı ekinde arşivde muhafaza edilmeye devam edileceği anlaşılmaktadır.
28. İlgili Yönerge uyarınca genel bilgi toplama sisteminde kaydıtutulacak unsurlar, kişileri, bazı belgeleri ve araçları kapsamaktadır.Hakkında bilgi tutulacak kişilerin ise, Yönerge’ninamacını düzenleyen 1. maddesi uyarınca, suç işlemesi sebebiyle aranmasına kararverilen, kaybolan, yakalansalar dahi bazı suçları işlemiş olan ve kamuhaklarından yararlanmaları konusunda sınırlama getirilen kişiler olduğuanlaşılmaktadır.
29. Yönerge’nin 7. maddesi ve 9.maddesinin (a) fıkrası hükümlerine göre; hakkında arama kararı bulunmadığı veyayakalanmış olduğu halde belirli bazı suçlardan dolayı yargılanan kişilerhakkında da genel bilgi toplama programına bilgi kaydedilebilmektedir. Busuçların hangileri olduğu, Yönerge’nin 9. maddesinin(b) fıkrasında gösterilmektedir.
30. Yönerge’nin hangi normlara dayalıolarak düzenlendiği, “Kanuni dayanak”başlıklı 3. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre söz konusu Yönerge, 3152 sayılıKanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33. maddesi, 2559sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ile Jandarma Teşkilatı Görev ve YetkileriYönetmeliği’nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f)bendine dayanılarakhazırlanmıştır.
31. 3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c)bendi, İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekât ve Bilgi ToplamaDairesi Başkanlığının görevlerini düzenlemekte ve suç işleyip ele geçmeyenkişilerin, çalınan veya kaybedilen motorlu taşıtların, ateşli silahların,kimliği ispata yarayan her türlü belgelerin kayıtlarını tutarak güvenlik kuvvetlerinebildirmek, görevli kuruluşlarla ilgili kuvvetleri arasında koordinasyonsağlamak görevini, ilgili birimin görevleri arasında saymaktadır. Bu yönüyle,kişilere ilişkin kayıtların tutulmasına ilişkin yetkinin, suç işleyip elegeçmeyen kişiler ile sınırlı olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda,ilgili Yönergeye dayanak olarak gösterilen mezkurkanun maddesinin, Yönergenin “yakalansalardahi bazı suçları işlemiş olan kişiler” hakkında kayıt tutulacağışeklindeki düzenlemesini ve bu yöndeki uygulamayı temellendirmediğigörülmektedir. 3152 sayılı Kanun’un 33. maddesinin ise, yerine getirmekleyükümlü olduğu hizmetleri idari metinlerle düzenleme konusunda İçişleriBakanlığını yetkilendirdiği anlaşılmaktadır.
32. Yönergenin dayanakları arasında gösterilen ve Çoğunluktarafından müdahalenin kanuni dayanağı olarak kabul edilen 2559 sayılı Kanun’un7. maddesinde ise, polisin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirlerialacağı, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbaratfaaliyetlerinde bulunacağı, bu amaçla bilgi toplayacağı, değerlendireceği,yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştıracağı, Devletin diğer istihbaratkuruluşlarıyla işbirliği yapacağı düzenlemesine yer verildiği, bu kapsamdagenel nitelikte istihbarat yapma yetki ve görevini düzenlediği anlaşılmaktadır.Her bir normun, hiyerarşik olarak üstünde bulunan normlara uygun olması,yerleşmiş bir hukuk kuralıdır. Yönetmelik altı diğer düzenlemeler gibiyönergeler de, öncelikle kanunların uygulanmasındaidareye yol göstermek üzere çıkarılır. Bu itibarla bir yönerge, ilgili Kanunhükmünün belirlediği çerçevede kalmak ve dayandığı sınırları aşmamakzorundadır. Bu kapsamda, 2559 sayılı Kanun’un 7. maddesinde yer alandüzenlemenin, belirli suçlardan yargılanan kişiler hakkındaki derdest davabilgilerinin depolanması ve kullanılması şeklindeki başvuru konusu uygulamayamesnet olduğu kabul edilse dahi, düzenlemenin hangi kişilere ait ne tür bilgilerinhangi koşullarda toplanabileceği, söz konusu bilgilerin hangi amaçlarla, ne surette kullanılabileceği ve ne kadar süreylesaklanabileceğine dair bir belirleme içermediği görülmektedir. Bu nedenle sözkonusu düzenlemenin bu haliyle başvuruya konu müdahaleninkanuni temelini oluşturduğu söylenemez. Yönergenin dayanakları arasındagösterilen bir diğer düzenleme olan Jandarma Teşkilatı Görev ve YetkileriYönetmeliği’nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bendi açısından daaynı değerlendirmeler geçerlidir.
33. Yukarıda yer verilen ilgili düzenlemelerin, söz konususınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koyarak, uygulama koşulları ve prosedürel ayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakmasımümkün olmakla birlikte, bu ihtimalde de ilgili alt mevzuatın, yinemuhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterinceaydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması zorunludur. Öngörülebilirlik,belirlilik unsurlarının değerlendirilebilmesi açısından da,ilgili düzenlemenin öncelikle muhataplarınca ulaşılabilir nitelikte olmasıgerektiği tartışmasızdır.
34. Bundan başka ayrıca, konuyla bağlantılı olarak şu hususun dabelirtilmesi gerekir: İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekat veBilgi Toplama Dairesi Başkanlığının Anayasa Mahkemesine hitaben gönderdiği11/6/2015 tarihli ve 1962 sayılı yazıda; Bilgi Toplama Yönergesinin, 3152sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33. maddesi,2559 sayılı Kanun’un Ek 7 maddesi ve Jandarma Teşkilatı Görev ve YetkileriYönetmeliği'nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine dayanılarakhazırlandığı, ancak söz konusu Yönergenin “hizmeteözel” dereceli olması nedeniyle kamuya açık olmadığının belirtildiğigörülmektedir. Bu kapsamda, belirtilen yazı ekinde gönderilen ve başvuruya konuuygulamaya temel oluşturan Yönerge'nin, hangikişilere ait ne tür bilgilerin hangi koşullarda toplanabileceği, söz konusubilgilerin hangi amaçlarla, ne surette kullanılabileceği ve ne kadar süreylesaklanabileceğine dair ayrıntılı düzenlemeler içerdiği görülmekle birlikte,ilgili Yönerge'nin yayınlanmamış olduğu nazaraalındığında, söz konusu düzenlemenin kişilerin belirli bir olaya uygulanabilirnitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahipolabilmesini sağlayacak surette ulaşılabilir olma niteliğini taşımadığıanlaşılmaktadır.
35. Bu bağlamda başvurucunun, söz konusu uygulamanın yasaltemeli olmadığı ve idari düzenlemelerle bir sınırlama öngörüldüğü noktasındakiitirazlarının ve yargılandığı suçun Yönerge’nin 9.maddesinin (b) fıkrasında yer alan suçlar arasında olmaması nedeniylemüdahalenin meşru olmadığı yönündeki iddiasının da yargı mercilerince dikkatealınmadığı anlaşılmaktadır.
36. İlgili yargı kararlarına temel alınan Yönerge’nin,ulaşılabilirlik unsurunu da taşımadığı görülmekle, başvuruya konu müdahaleninbu açıdan da kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmaktadır.
37. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 20.maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümüzden, çoğunluğun aksiyönündeki kararına katılmadık.
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Alparslan ALTAN
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucu hakkında, yargılandığı suçla ilgili olarak Van EmniyetMüdürlüğü tarafından, Bilgi Toplama Yönergesi kapsamında bilgi formudüzenlenmiştir. Başvurucunun GBT sisteminde şahsıyla ilgili kaydın silinmesitalebi idare tarafından kabul edilmemiş, bu işleme karşı idare mahkemesindeaçtığı iptal davası da reddedilmiş ve karar kanunyolusüreci sonunda da onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, kanuna aykırı bu uygulamanedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ve masumiyetkarinesinden yararlanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Kişiler hakkında bir suçu işlediğine veya bir suç şüphesiylearandığına ilişkin kayıt tutulması, kişisel veri niteliğinde bulunmaktadır.Anayasa'nın 20/3. maddesi uyarınca;
“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını istemehakkına sahiptir. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkındabilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesinitalep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi dekapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açıkrızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerkanunla düzenlenir.”
Görüldüğü üzere kişisel veriler Anayasada özel hayatın gizliliğikapsamında ele alınmış ve hukuken bu verilerin kaydedilmesinin gerektiğihallerde de özel hayatın korunması amacıyla bazı güvencelerin sağlanmasıgerektiği ifade edilmiştir. Bu anlamda, kişisel verilerin toplanması ve kaydaalınması işlemleri ancak kanunla düzenlenmeli ve bu düzenlemelerin de Anayasadabelirtilen güvenceleri temin etmesi gerekmektedir.
3152 sayılı Kanun'un 13. maddesinde yer alan, suç işleyip elegeçmeyen kişilerle ilgili kayıt tutma yetkisinin somut olaya ilişkin olarakkanuni temel olamayacağı hususu çoğunluk gerekçesinde de kabul edilmektedir.Çoğunluk kararında kanuni dayanak olarak gösterilen 2559 sayılı Kanun'un Ek 7.maddesi hükmü de Anayasa'nın 20/3. maddesinde belirtilen güvencelerikapsamadığı gibi, bu hususların kanun niteliğinde olmayan tali mevzuatla ilkkez düzenlenerek uygulanması da hukuka uygun bulunmamaktadır. Sözü edilen kanunhükmünde kimler hakkında hangi durumda ne tür bilgilerin kaydedileceği,bunların ne maksatla kullanılacağı, kayıtların ne kadar süreyle saklanabileceğigibi hususlar yer almamaktadır. 2559 sayılı Kanun'un Ek 7. maddesinde bahsigeçen “emniyet ve asayişi sağlamak üzere ülke seviyesinde istihbaratfaaliyetlerinde bulunmak” ibaresi ise önleyici kolluğun alması gerekentedbirler kapsamındaki istihbarat yetkisiyle ilgili olup, belirli bir kişiyleilgili olarak işlenmiş bir suç kaydının (kişisel verinin) bu kapsamdadeğerlendirilmesi mümkün görülmemektedir. Bu şekliyle anılan kanun hükümlerininAnayasa'nın 20/3 ve 13. maddelerine aykırı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, kanunun açıkça yetki vermediği durumda bir kişihakkındaki suç isnadının adli kayıtlardan ve yargılama süreçlerinden bağımsızolarak kamu makamlarının kayıtlarında süresiz bir veri olarak tutulmasınınAnayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen masumiyet karinesini de ihlal edebileceğive başvurunun bu yönden de incelenmesi gerektiği düşünülmelidir.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun kişisel hakkına yapılanmüdahalenin kanuna uygun olmaması nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlaledildiği görüşünde olduğumdan, ihlal bulunmadığı yönündeki çoğunluk görüşüneiştirak edememekteyim.
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN