TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BÜLENT ÖZER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/36896)
Karar Tarihi: 25/2/2021
R.G. Tarih ve Sayı: 23/3/2021-31432
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Tuğba TUNA IŞIK
Başvurucu
:
Bülent ÖZER
Vekili
:
Av. Mustafa GÖKCE
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, temyiz isteminin dava değerinin temyiz sınırıaltında kalması sebebiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 14/12/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun murisi S.Ö., Adana'nın Yüreğirilçesindeki taşınmazını torununun eşi olan G.S.T.ye 13/4/2015 tarihinde 28.000TL bedel ile satmıştır.
9. Başvurucunun murisi S.Ö., satış işleminin iptalitalebiyle 12/11/2015 tarihinde Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)davalı G.S.T.ye karşı tapu iptali ve tescili davası açmıştır. Davadilekçesinde, satış işleminin gerçekleştirildiği dönemde S.Ö.nün 89 yaşındaolduğu, G.S.T.nin S.Ö.nün yaşının ileri olmasından faydalanarak birtakım hileve desise ile söz konusu taşınmazı kendisine satmaya ikna ettiğibelirtilmiştir. Dilekçede 28.000 TL'ye devredilen taşınmazın gerçek değerinin150.000 TL olduğu, devir bedeli ile gerçek değer arasında önemli bir farkbulunması sebebiyle 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma hukuki nedenine dayalı olaraksatış işleminin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
10. Davalı G.S.T. tarafından verilen cevap dilekçesinde,dava konusu taşınmazın 60.000 TL'ye satılması konusunda anlaşıldığı ancakparanın denkleştirilememesi sebebiyle masraf ve giderler hariç 47.600 TL'yesatışın gerçekleştiği belirtilmiştir. Dilekçede ayrıca evin belediyecebelirlenen harca esas rayiç bedelinin 28.000 TL olduğu ve bu miktar üzerindentapu harç ve masraflarının yatırıldığı ifade edilmiştir.
11. Mahkeme tarafından 21/7/2016 tarihinde dava konusutaşınmaz üzerinde keşif yapılmıştır. Keşif sonrasında Mahkemeye sunulan1/8/2016 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın satış tarihi olan13/4/2015'teki değerinin 96.000 TL, dava tarihi olan 12/11/2015'teki satışdeğerinin ise 100.000 TL olduğu tespit edilmiştir.
12. Mahkeme 30/9/2016 tarihli kararı ile davanın reddinekarar vermiştir. Karar gerekçesinde; dosya kapsamındaki delillerden davaya konutaşınmazın 28.000 TL bedelle G.S.T.ye satıldığının ve satış bedelinin nakden vetamamen alındığının anlaşıldığı, davacının gabin iddiasının ispat edilemediği,tanık beyanları ve tüm bilgilere göre S.Ö.nün iradesini fesada uğratacak bireylem ve işlemin gerçekleşmediği belirtilmiştir.
13. Başvurucunun murisi S.Ö. mahkeme kararına karşıistinaf başvurusunda bulunmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. HukukDairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 30/12/2016 tarihinde istinaf başvurusununreddine temyiz yolunun açık olduğunu belirterek karar vermiştir. Karargerekçesinde; başvuruya konu davanın sebebinin gabine dayandığı, gabinden sözedilebilmesi için objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlığın yanında,bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hâllerininbulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçimindekisubjektif unsurun gerçekleşmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kararda; somutolayda dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasındakioransızlığın açık olduğu fakat subjektif unsur olan darda kalma, tecrübesizlik,düşüncesizlik hâllerinin S.Ö.de bulunmadığı, davalının ise yararlanmak vesömürmek kastını taşımadığı ifade edilmiştir.
14. Başvurucunun murisi S.Ö.nün temyiz talebi, Yargıtay1. Hukuk Dairesinin (Daire) 18/10/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karargerekçesinde, başvuruya konu davanın değeri olan 28.000 TL'nin 2016 yılı temyizkesinlik sınırı olan 40.000 TL’nin altında kalması sebebiyle temyizkabiliyetinin bulunmadığı belirtilmiştir.
15. Başvurucunun murisi S.Ö. 14/12/2018 tarihindesüresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Başvurucu 25/6/2019 tarihli dilekçe ile murisiS.Ö.nün 18/5/2019 tarihinde vefat etmesi nedeniyle başvuruyu takip edeceğinibelirtmiştir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgiliMevzuat
17. 6098 sayılı Kanun’un "Aşırı yararlanma" kenarbaşlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bir sözleşmede karşılıklı edimlerarasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumdakalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmaksuretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre yasözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesiniya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesiniisteyebilir."
18. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun "Temyiz edilemeyen kararlar" kenar başlıklı 362.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bölge adliye mahkemelerininaşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:
a) Miktar veya değeri kırk bin TürkLirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.
..."
19. 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun"Değer esası" kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Değer ölçüsüne göre harca tabiişlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'itescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalardagayrimenkulün değeri nazara alınır.
...
Değer tayini mümkün olan hallerde davadilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tesbitettirilir. Tesbitten kaçınma halinde, dava dilekçesi muameleye konmaz.
Noksan tesbit edilen değerler hakkında30 uncu madde hükmü uygulanır."
20. 492 sayılı Kanun'un "Noksan tesbit edilendeğer üzerinden harcın ödenmesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
"Muhakeme sırasında tesbit olunandeğerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnızo celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değerüzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. HukukUsulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içindedosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır."
2. Yargıtayİçtihadı
21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8/11/2006 tarihli veE.2006/14-692, K.2006/702 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Olayımızda; satış vaadisözleşmesi yapılmıştır. İsminden de anlaşılacağı gibi ortada bir sözleşmevardır ve iki taraflı sözleşmedir. İki tarafa da hak ve vecibeleryüklenmektedir. Bu sözleşmede taraflar taşınmazın değerini de belirlemişlerdir.Sözleşmeye müdahale edilmemesi genel kuraldır. Zaten yıllarca tarafların tespitettikleri bu değere mahkemelerce müdahalede bulunulmamıştır. Mahkemeleringörevleri tespit edilen bu değere göre belirlenmiştir. Yargıtay Özel Dairelerive Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da içtihatlarını bu yolda geliştirmişlerdir.
Ancak; Satış vaadi sözleşmesinedayanılarak elde edilmesi istenilen hak tapu iptali ve tescildir. Sözleşmeninasli unsurunu tapu iptali ve tescil oluşturmaktadır. Sözleşme ile elde edilmekistenilen nihai talep iptal ve tescildir. Tatbikatta görüldüğü gibi, bu talep,bazen çok uzun yıllarca yapılmamaktadır. Taşınmaz vaad olunana teslim edilmişsezamanaşımı da işlemeyeceğinden, taraflar tescil talebinde bulunmamaktadır. Çokzaman 20-30 yıl sonra talepte bulunabilmektedirler. Bazen de sözleşmede onlarcataşınmazın satışı vaat edilmektedir. 20-30 yıl önce veya onlarca taşınmazınsatışının vaad edildiği sözleşmelerde gösterilen değerler yeni açılan davalardaçok cüzi kalmaktadır. Uzun yıllar süren yüksek enflasyon ve tarafların satışbedelini sözleşmede bilerek düşük göstermeleri ihtimali nazara alındığındataşınmazın değerinin dava tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir.
Hakimyapacağı keşifte dinleyeceği bilirkişilere taşınmazın değerini tespitettirecektir. Tespit edilen bu değere göre hem mahkemenin görevi tayinedilecek, hem de noksan harç ikmal ettirilecektir. Bu durumda sözleşmeyemüdahaleden de söz edilemeyecektir. Kamu düzeninden olan bu husus taraflarıninsiyatifine bırakılmadan, hakim tarafından resen yerine getirilmiş olacaktır.Harçlar Kanununun 16. maddesi de, müdahalenin meni, tescil ve tapu iptali gibitaşınmazın aynını ilgilendiren davalarda, taşınmazın değerinin esas alınacağınıöngörerek görüşümüzü teyit etmektedir. Harç kaybı da böylece önlenmişolacaktır.
Benzerhukuki durumlardan olan, şufa ve tenkis davalarında, yıllar önce ilgili ÖzelDaireler içtihatlarını değiştirerek taşınmazların değerlerinin yenidenbelirlenmesini içtihat etmişler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu değişimehaklı olarak onay vermiştir.
ÖzelDaire ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yukarıda açıklanan nedenlerle; Eskikararlarından dönerek, yeni oluşuma göre kararını değiştirme gereğiniduymuşlardır.
Somutolayda; satış vaadi sözleşmesi 18.3.2004 tarihinde yapılmış, dava ise 22.2.2005tarihinde açılmış, sözleşmeye konu taşınmazların değeri 1.000 YTL. olarakgösterilmiş, yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuna göre; davaya konutaşınmazın dava tarihi itibari ile rayiç değerinin 46.149.300.000 TL. olduğusaptanmıştır.
Yukarıdanberi izah edilen nedenlerle ve Özel Dairenin bozma gerekçesinde açıkladığıhususlar da nazara alınarak bozma kararına uyulması gerekirken, önceki karardadirenilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararıbozulmalıdır.
YargıtayHukuk Genel Kurulu’nun 29.3.2006 gün ve 2006/14-91-115 sayılı ilamı, 12.4.2006gün ve 2006/14-95-158 sayılı ilamı ve 31.5.2006 gün ve 2006/14-330-332 sayılıilamında da aynı ilkeler benimsenmiş ve Yargıtay’ın görüşünün bu yönde olduğuiyice pekiştirilmiştir."
22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 7/5/2014 tarihli veE.2013/5-1467, K.2014/628 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Bilindiği üzere; 492 Sayılı HarçlarKanunu harç alınması veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış,değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini ve harcıyatırılmaması halinde de ne gibi bir mukteza tayin edileceğini 30. ve 32.maddelerinde hükme bağlamıştır.
Aynı Kanunun 16. maddesinde de;elatmanın önlenmesi, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynınataalluk eden davalarda gayrimenkulün değerinin nazara alınacağı, değer tayinimümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesinin mecburi olduğu,gösterilmemişse davacıya tespit ettirileceği, tespitten kaçınma halinde, davadilekçesinin muameleye konulmayacağı belirtilmiştir.
Öte yandan, dava dilekçesinde nelerinyer alması gerektiği hususu 6100 sayılı HMK'nun 119. maddesinin 1. fıkrasındadüzenlenmiştir. 2. fıkrasında ise birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g)bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, eksikliğin tamamlanmasıiçin bir haftalık kesin süre verileceği ve bu süre içinde eksikliğintamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğidüzenlenmiştir. Bu durumda, HMK. nun 119/2 maddesinin de; a, d, e ve f bentleridışında kalan hususların eksik olması halinde bir haftalık kesin süreverileceği, diğer bentlerdeki eksikliğin ise her zaman giderilebileceğişeklinde anlaşılması gerekmektedir.
HMK. nun 115/2 maddesinde de, davaşartındaki eksikliğin giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süreverilmesi öngörülmüştür.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde somutolay değerlendirildiğinde, davacının taşınmazın aynına yönelik bir dava açtığı,dava dilekçesinde değer gösterilmediği, cevaba cevap dilekçesinde taşınmazın vemuhtesatın değerlerinin belirtildiği, dava açılırken başvuru harcı ve peşinharç yatırıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dava taşınmazın aynına yönelikbulunduğundan, taşınmazın dava tarihindeki gerçek bedelinin belirlenmesi ancakmahallinde yapılacak keşif sonucu alınacak bilirkişi kurulu raporuyla mümkünolacaktır. Diğer taraftan, dava açılırken başvuru harcı ve peşin harçyatırdığına göre, asgari miktar üzerinden dava açtığının kabulü gerekir.Mahkemece yapılacak iş, 6100 sayılı HMK’dan daha özel olan Harçlar Kanunu 16.maddesi uyarınca dava değerinin tespit ettirilmesi, eksik harcın yatırılmasıiçin önel verilip sonucuna göre işlem yapmak olmalıdır.
O halde, yukarıda açıklanan değişikgerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararı bozulmalıdır. "
23. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9/11/2016 tarihli veE.2014/1-1347, K.2016/1034 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmesırasında işin esasına geçilmeden önce; Harçlar Kanunu'nun 11, 26, 28, 30 ve32. madde hükümleri karşısında, dava konusu taşınmazın yargılamanın devamısırasında mahkemece belirlenen değeri üzerinden alınması gereken eksik karar veilam harcı tamamlatılmadan davaya devam edilmesine hukuken olanak bulunupbulunmadığı; dolayısıyla belirtilen harçlar tahsil edilmeden işin esasınınçözümlenip çözümlenemeyeceği hususu öncelikli olarak ele alınmıştır.
Bilindiği üzere yargı harcı, devletinmahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır(16.12.1983 gün ve E:1983/5, K:6 sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı)
Kanunla açıkça yargı harçlarından muafolduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olanherkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür.
Yargı harçlarının konusunu oluşturanharçlardan ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup; bunlar başvurma harcı,celse harcı ile karar ve ilam harcıdır.
Harcın kimden alınacağı konusu, 492sayılı Harçlar Kanununun 'Mükellef' başlığını taşıyan 11. maddesindedüzenlenmiş; bu madde ile, genel olarak yargı harçlarının, davayı açan veyaharca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerce ödenmesi yükümlülüğügetirilmiştir.
492 sayılı Harçlar Kanununun 'Nispiharçlarda ödeme zamanı' başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında aynen '(1) sayılıtarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir' denildikten sonra23.07.2010 gün ve 6009 sayılı Kanunun 18. maddesi ile değişik (a) bendinde'Karar ve ilam harcı' alt başlığı ile 'Karar ve ilam harçlarının dörtte biripeşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir. Şukadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminatdavalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır. Bakiyekarar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibekonulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.'düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı Kanunun 'Harcı Ödenmeyen İşlemler'başlığını taşıyan 32. maddesinde ise 'Yargı işlemlerinden alınacak harçlarödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyenharçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakemeneticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.' hükmügetirilmiştir.
Yukarıda belirtilen madde hükümlerindende anlaşılacağı üzere, karar ve ilam harcının peşin olarak yatırılması gerekenmiktarı ile maktu başvuru harcı ödenmedikçe, davaya devam edilmesi olanağıbulunmamaktadır.
Nitekim 492 sayılı Kanunun 30.maddesinde, yargılama sırasında tespit olunan dava değerinin, dava dilekçesindebildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için yargılamayadevam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar veilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı; Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu'nun 409 uncu maddesinde de gösterilen süre içinde dosyanın işlemekonulmasının noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğu belirtildiğine göre,yargılama sırasında tespit olunan yeni dava değeri üzerinden tarife uyarıncaalınması gereken peşin nispi karar ve ilam harcı ilgilisince tamamlanmadandavaya devam edilmesi olanağından söz edilemez.
Yukarıda vurgulanan bu ilkeler, HukukGenel Kurulu'nun 29.01.2014 gün ve 2013/1-410 E., 2014/46 K., 10.07.2013 gün ve2013/14-474 E.,2013/1050 K. ile 23.10.2013 gün ve 2013/7-31 E., 2013/1481 K.sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
Somut olayda, davanın taşınmaz malınaynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para iledeğerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. 492 sayılı Harçlar Kanununun 16.maddesi 'Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılıdeğerler esastır. Müdahalenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibigayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazaraalınır…' hükmü uyarınca eldeki uyuşmazlıkta nispi harç alınması gerekmektedir.
Nevar ki; davacılar eldeki davayı açarken dava değerini 7000,00 TL olarakgöstermiş ve bu bedel üzerinden peşin nispi karar ve ilam harcınıyatırmışlardır. Yargılama sırasında ise, yapılan keşif sonucunda çekişme konusutaşınmazın değeri 102.540,00 TL olarak saptanmış, ancak belirlenen bu değerüzerinden alınması gereken peşin nispi karar ve ilam harcı tamamlatılmadandavanın esası hakkında hüküm kurulmuştur.
Oysa ki Harçlar Kanunu, harç alınmasınıveya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, değinilen yönün mahkemecekendiliğinden (re'sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan yasaldüzenlemeler veilkeler göz ardı edilerek, eksik harç tamamlatılmadanyargılamaya devamladavanın esası hakkında karar verilmiş olması doğru olmadığıgibi harcı tamamlanmayan bu değer üzerinden davalı taraf yararına vekaletücretine karar verilmiş olması da doğru değildir.
Buna göre mahkemece yapılacak iş;davacılara anılan yargı harcını ödemesi konusunda usulünce önel verilerek,sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır.
..."
24. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 10/2/2015 tarihli veE.2014/14942, K.2015/1791 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
" ...bilindiğigibi, tapu iptali ve tescil davalarında dava dilekçesinde dava değeriningösterilmesi gerekir. Asıl dava değerinin ise yargılama sırasında keşfenbelirlenecek değer olacağı da açıktır ..."
B. UluslararasıHukuk
1. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının, medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... birmahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi İçtihadı
26. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıiçin bkz. Remzi Altuntaş, B. No: 2014/13905, 9/11/2017, §§ 32, 33, 35.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
27. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
28. Başvurucu; dava konusu taşınmazın değerinin 28.000 TLdeğil 100.000 TL olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin davanın bu niteliğisebebiyle temyiz yolu açık olmak üzere karar verdiğini fakat temyiz talebinintemyiz sınırının altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesinin adil yargılanmahakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
29. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti"kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, aşırı yararlanma sebebiyle tapuiptal ve tescili talebiyle açtığı davada dava konusunun temyiz sınırınınaltında kaldığı gerekçesiyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddedilmesidir.Bu itibarla başvurucunun ihlal iddiaları adil yargılanma hakkınıngüvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. HakkınKapsamı ve Müdahalenin Varlığı
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir(Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:2014/13156, 20/4/2017, § 34).
33. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakarama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayanen etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafındangörülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerdenfaydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânınıntanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkınınsağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
34. Öte yandan mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesinedava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarınabaşvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (AliAtlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 49).
35. Somut olayda tapu iptali ve tescili talebiyle açılandavada temyiz talebinin temyiz sınırı altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesinedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahaledebulunulduğu görülmektedir.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
36. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu nedenle öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim hakkınayapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının incelenmesigerekir.
38. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerinve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfîmüdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletininen önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,6/2/2014, § 60).
39. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklîmanada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye BüyükMillet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanunadı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlükleremüdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılandüzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartınabağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmününbulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (AliHıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).
40. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasınında bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirliliktaşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulununsağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi vediğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalıolması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilirkuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunilik unsuru yönünden değerlendirmeyapılırken derece mahkemelerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerininyorumu ve bu hükümlerin olaya uygulanması bariz takdir hatası ya da açıkkeyfîlik içermediği sürece bu alanda bir inceleme yapılması bireysel başvurununamacıyla bağdaşmaz. Ancak derece mahkemelerinin müdahaleye imkân tanıyan kanunhükmünü açık bir biçimde hatalı yorumladıklarının ve uyguladıklarının tespitihâlinde müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılabilir (RamazanAtay, B. No: 2017/26048, 29/1/2020, § 29).
41. 6100 sayılı Kanun'un 362. maddesinde, bölge adliyemahkemelerinin miktar veya değeri 40.000 TL'yi geçmeyen davalara ilişkinkararları hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir. 492 sayılıKanun'un 16. maddesinde tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına ilişkindavalarda gayrimenkulün değerinin dikkate alınacağı, söz konusu değerin davadilekçesinde davacı tarafından gösterilmesi gerektiği, noksanlığın tespitedildiği durumlarda aynı Kanun'un 30. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.Anılan 30. maddeye göre yargılama sırasında tespit olunan değerin davadilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması durumunda yalnız ocelse için muhakemeye devam edileceği, takip eden celseye kadar noksan değerüzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devamedilmeyecektir.
42. Başvuru konusu olayda başvurucunun murisi S.Ö. açtığıtapu iptali ve tescili davasında; adına kayıtlı taşınmazı ileri yaşınıngetirdiği durumdan yararlanılarak değerinin çok altında 28.000 TL'ye G.S.T.yesattığını, satış işleminin 6098 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen aşırıyararlanma hükümleri gereğince geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.
43. Davalı G.S.T. ise cevap dilekçesinde; dava konusutaşınmazın 60.000 TL'ye satılması konusunda anlaşıldığını fakat paranındenkleştirilememesi sebebiyle 47.600 TL'ye satın alındığını, 28.000 TL bedelintapu harcına esas rayiç bedel olduğunu belirtmiştir.
44. Dava konusu taşınmazın değerinin belirlenmesi içinMahkemece yaptırılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda taşınmazın satıştarihindeki değerinin 96.000 TL, dava tarihindeki değerinin ise 100.000 TLolduğu ifade edilmiştir.
45. Başvuru konusu dava gayrimenkulün aynına ilişkin tapuiptali ve tescili davasıdır. Davaya konu değerin belirlenmesi ödenecek nispiharcın miktarı açısından önemli olduğu gibi davanın temyize tabi olup olmamasıbakımından da önemlidir. Dava konusu değerin rahatça belirlenebildiğidurumlarda ödenecek harcın miktarı ve temyiz sınırının belirlenmesi zorolmamakla birlikte dava değerinin belirlenmesinin ilk bakışta tespitedilemediği durumlarda aynı şeyi söylemek kolay değildir. Tapu iptali vetescili davalarında da dava konusu değerin belirlenmesinin zorluğu sebebiylekanun koyucu tarafından düzenleme yapılmış, Yargıtay içtihatlarında da (bkz. §§21-24) durum açıklığa kavuşturulmuştur. Anılan Yargıtay içtihatlarında,taşınmazın aynına yönelik davalarda taşınmazın dava tarihindeki gerçekbedelinin belirlenmesinin ancak mahallinde yapılacak keşif sonucu alınacakbilirkişi raporuyla mümkün olacağı belirtilmiştir. Bu durumda belirlenen gerçekdeğer üzerinden harcın tamamlanması gerektiği, aksi hâlde yargılamaya devamedilemeyeceğinin yasal düzenleme olduğu hatırlatılmıştır. Belirlenen gerçekdeğer üzerinden harcın tamamlatılmasının mahkeme tarafından resen yapılmasıgerektiği de vurgulanmıştır.
46. Somut olayda başvurucu murisi tarafından tapu kaydınaesas değer üzerinden dava açılmış, yargılamanın devamı sırasında alınanbilirkişi raporunda dava konusu gayrimenkulün değerinin 100.000 TL olduğubelirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi istinaf kararında (bkz. § 13)dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasındaki oransızlığınaçık olduğunu fakat subjektif unsur olan darda kalma, tecrübesizlik,düşüncesizlik hâllerinin S.Ö.de bulunmadığını, davalının ise yararlanmak vesömürmek kastını taşımadığını ifade etmiştir. Yani istinaf incelemesi sonucundadava konusu taşınmazın değerinin gerçek değerinin çok altında olduğunun kabuledildiği fakat subjektif unsurun ispat edilememesi sebebiyle davanınreddedildiği anlaşılmıştır.
47. Buna göre gerek bilirkişi raporu ve davalı tarafınbeyanından gerekse de Bölge Adliye Mahkemesi kararından dava konusugayrimenkulün gerçek değerinin temyiz sınırı olan 40.000 TL'nin üzerinde olduğuanlaşılmaktadır. Başvurucunun asıl iddiasının davanın esasının satışa konutaşınmazın gerçek değerinin tapu kaydında gösterilenden çok daha fazla olduğu(bkz. § 9) değerlendirildiğinde Dairenin dava dilekçesinde belirtilen 28.000TL'yi esas almak suretiyle dava değerinin temyiz sınırı altında kaldığıgerekçesiyle temyiz başvurusunu reddetmesinin kanuni dayanağının bulunmadığısonucuna ulaşılmıştır.
48. Yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
50. Başvurucu, ihlal tespiti ve yeniden yargılamatalebinde bulunmuştur.
51. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
52. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlaleneden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
53. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmakamacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen birgiderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlalkararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemeninyasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlalkararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalinsonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
54. İncelenen başvuruda, temyiz başvurusunun davadeğerinin temyiz sınırının altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıylaihlalin Yargıtay Dairesinin kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
55. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak amacıyla Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesinisağlamak üzere Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesigerekmektedir.
56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmakamacıyla Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesini sağlamak üzere Adana2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/1262, K.2016/798) GÖNDERİLMESİNE,
D. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.