TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BURAK DÖNER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/521)
Karar Tarihi: 2/7/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Mustafa BAYSAL
Başvurucu
:
Burak DÖNER
Vekili
:
Av. Halit KARABUL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, tutukluluğununKanun’da öngörülen azami sınırı aşması nedeniyle hukuka aykırı hâle geldiğini,bu nedenle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 8/11/2012tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 25/12/2012 tarihinde başvurunun kararabağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm, 12/2/2013tarihinde yapılan toplantıda, İçtüzük’ün 28. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca, kabul edilebilirlik ve esashakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 12/2/2013 tarihinde Adalet Bakanlığınabildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 16/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 8/5/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi ve davayabakan Mahkeme’den temin edilen belgelerdeki olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 7/1/2007 tarihinde Zeytinburnu 1. Sulh Ceza Mahkemesincetutuklanmıştır.
9. Başvurucu hakkında İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca 1/6/2007 tarihliiddianameyle kasten öldürme, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç örgütüneyarar sağlama amacıyla yağma ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılmasıtalebiyle dava açılmıştır. Yargılama İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindegörülmüştür.
10. Tutukluluk halinin sonaerdirilmesi talebiyle 25/9/2012 tarihli dilekçeyleMahkemesine yapılan başvuru 17/10/2012 tarihli kararla reddedilmiştir.Gerekçede, “…somut olayda başvurucunun,mahkemenin görevine giren ‘6136 sayılı Kanun’a muhalefet ve silahlı örgüte(silah temin etmek ve suçlarda kullanılan silahları saklamak) suretiyle yardımve yataklık etmek’ suçlarına yönelik olarak tutuklanmasına karar verilen sanıkhakkında her ne kadar sanık sayısınca tutuklama müzekkeresi düzenlendiğianlaşılmakla, tutuklama kararında sayılan suçlardan hangileri için tutuklamakararı verilmiş ise ilgili tutuklama müzekkerelerindeki her bir suça ilişkinayrı ayrı infaza verilmesinde zorunluluk bulunması, anılan nedenle beş yıllıkzorunlu sürenin ağır cezalık her suç için tutuklama kararında belirtilen busuçlardan her birisi açısından mahkemece beş yıllık tutukluluk süresine ayrıayrı riayet edilmesinin CMK’nun 101. maddesiiçeriğinden anlaşılması…bağlantı nedeni ile birdenfazla ağır cezalık suçların bir mahkemede ve tek tutuklama müzekkeresine bağlıolarak infaz edilen tutukluluk hallerininher bir suç için ayrı ayrıdeğerlendirilmesinde zaruret bulunmaktadır…” ifadelerine yerverildiği görülmüştür.
11. İtiraz üzerine 13. Ağır CezaMahkemesi aynı tarihte itirazı reddetmiştir. Ret gerekçesinde, işlenen birden fazla suçun her birinin bağımsıznitelikte olduğu, CMK’nın 102. maddesinin (2)numaralı fıkrasındaki sürenin her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesiningerektiği, kanun koyucunun amacının da bu yönde olduğu, başvurucunun CMK’nın 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasının a) bendindesayılan suç işlemek amacıyla silahlı örgüte üye olmak, adam öldürmek, 6136sayılı Kanun’a muhalefet, korku kaygı ve panik yaratabilecek tarzda ateş etmeksuçlarından tutuklandığı, tutukluluk ile ilgili azami beş yıllık süreninkategorik her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği.., bu suçların katalog suçlardan olması ve öngörülen cezaile dosyadaki deliller dikkate alınarak sanığın kaçma şüphesinin devam ettiği,diğer koruma tedbirlerinin de yetersiz kalabileceği, dolayısıyla kararda usulve yasaya aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Davaya Bakan İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi, 4/4/2013 tarih ve E.2011/89, K.2013/80 sayılı kararla, başvurucunun 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 220/1, 220/5 (6 kez), 106/1-d maddeleriyle 6136 sayılı Kanun’un 13/1maddesi uyarınca neticeten yaklaşık 58 yıl 9 ay hapis cezasıylacezalandırılmasına karar vermiştir.
13. Kararda ayrıca, başvurucunundiğer suçlardan mahkumiyeti de gözetilerek, suç örgütü kurmak ve yönetmek,müştekiler O.T., H.Ç., B.Ç., G.Ç. ve N.S.’ye yönelik adam öldürmeye teşebbüs eylemleri nedeniylehakkında 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. vemüteakip maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmasına, hakkında her bir suçiçin ayrı ayrı tevkif müzekkereleri çıkarılmasına da karar verilmiştir.
14. Başvurucu hakkındaki davatemyiz aşamasındadır.
B. İlgiliHukuk
15. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:
“Bağlantı kavramı
Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanıkolur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursabağlantı var sayılır.
(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suçdelillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suçsayılır.
Davaların birleştirilerek açılması
Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişikmahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyleyüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”
16. Aynı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
17. Aynı Kanun’un 104.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”
18. Anılan Kanun’un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesişöyledir:
“Tazminat istemi
Madde 141 – (1) Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
…
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
…
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
19. Anılan Kanun’un 142.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 2/7/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun8/11/2012 tarih ve 2012/521 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’daki tutukluluk süresininaşılması ve dolayısıyla tutukluluk hâlinin kanuna aykırı hale gelmesi nedeniyleAnayasa’nın 19. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesindebelirtilen hakkının ihlal edildiğini, bu durumun eşitlik ve âdil yargılamailkeleriyle de bağdaşmadığını ileri sürmüş ve tutukluluğa ilişkin kararlar ilebu kararlara temel teşkil eden Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12/4/2011 tarih ve E.2011/1-51, K. 2011/42 sayılı ilâmınıniptalini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
22. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasa’da güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceğihükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinin söz konusu fıkrasınındevamında, başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolmasının şart olduğu; aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bireysel başvurudakanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağıbelirtilmiştir.
23. Başvurucunun şikâyetininesas itibariyle Kanun’da öngörülen üst sınırın aşılması nedeniyle tutukluluğunhukuki olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesiçerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
24. Adalet Bakanlığı, 5271sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca, kanuna aykırı olarak tutulduğunu iddiaeden kişilerin tazminat talep etme hakkına sahip olduklarını, Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM)’nin Demir/Türkiye ve Balca/Türkiye kararlarına atfen, bu yolaöncelikle başvurulması gerektiğini, Yargıtay kararlarına atıfla bazı durumlardatazminat talebinin incelenebilmesi için ilk derece mahkemesinde görülen davanınesasıyla ilgili kararın kesinleşmesinin şart olmadığını, dolayısıyla kabuledilebilirlik konusundaki incelemede bu hususların göz önünde bulundurulmasıgerektiğini ifade etmiştir.
25. Başvurucu, başvurunun kabuledilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne katılmamıştır.
26. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
27. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
28. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.
29. Ancak tüketilmesi gerekenbaşvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz vetüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansıtanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir.
30. Adalet Bakanlığının görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılıKanun’un tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veyatutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığıhâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içindehakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarınıDevletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvurumekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’untazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralıfıkrasında “Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminatisteminde bulunulabileceği ifade edilmiştir.
31. Somut olayda beş yıllıkazami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağınınkalmadığı iddia edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâldetutukluluğun devamına karar verilmiş ise madde kapsamında bunun mağduru maddive/veya manevi tazminat istemiyle dava açabilecektir. Ancak başvurucununbaşvuru tarihi itibariyle istemi tazminat değildir. Başvurucu, Kanun’daöngörülen azami tutukluluk süresinin dolmuş olduğunun tespitiyle tahliyesinekarar verilmesini talep etmektedir.
32. 5271 sayılı Kanun’un korumatedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında,başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği görülmektedir.Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların giderilmesiniteminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiyeserbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır. Bireysel başvurununesastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin buyola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesigerekmez.
33. Bununla birlikte başvurucuhakkındaki davanın karara bağlanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin hükmentutukluluğa dönüştüğü, dolayısıyla her ne kadar başvuru anındaki talebi tahliyeise de, kararla birlikte bunun mümkün olamaması dikkate alındığında şikâyetkonusu anayasal hakların ihlaline dair bir tespit ve tazminata hükmedilmesihâlinde ihlalin giderilmesi mümkündür. Bu durumda 5271 sayılı Kanun’un 141. vedevamı maddelerinde belirtilen yola öncelikle başvurulmasının zorunlu olupolmadığının değerlendirilmesi gerekir.
34. Bakanlık, bu yola önceliklegidilmesi gerektiğini bir kısım kararlara atıfla ileri sürmüştür. Bakanlığıngörüşünde bahsettiği Yargıtay kararları belli durumlarda tazminat talebi içinasıl hükmün kesinleşmesinin aranmadığını göstermektedir (Yargıtay 12. CezaDairesi’nin 4/4/2012 tarih ve E. 2011/15700, K.2012/9187; 15/5/2012 tarih ve E. 2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararları).Tutukluluk süresinin verilen cezadan fazla olması nedeniyle makul görülmediği,bu nedenle tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirten kararlara rastlamak damümkündür (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17/12/2012tarih ve E. 2012/20277, K.2012/27572; 3/1/2013 tarih ve E.2012/24083, K. 2013/1sayılı kararları). Ancak bu örneklerin hiçbiri somut olay açısından bahse konuyolun etkili olduğuna örnek teşkil etmemektedir.
35. Açıklanan nedenlerleBakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşü kabul edilemez.Başvurucunun iddiaları dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabuledilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esasİnceleme
36. Başvurucu, tutukluluksüresinin Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki dayanağınınolmadığından şikâyet etmektedir.
37. Anayasa’nın 19. maddesişöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanundaöngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veyatutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüneçıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehliketeşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseriveya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahıiçin kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerinegetirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya dahakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişininyakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksunbırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancakkaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıylatutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancaksuçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.
Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklamasebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkünolmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakimhuzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.
Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakınmahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekizsaat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakimönüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakimkararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal,sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.
Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhalbildirilir.
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısasürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığıhalinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargımerciine başvurma hakkına sahiptir.
Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerinuğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”
38. Başvurucunun kanunitutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesininüçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
39. Adalet Bakanlığı, görüşünde,keyfiliğe kaçmamak şartıyla mahkemelerin kanunları yorumlamada tam takdiryetkisine sahip olduklarını, İstanbul 12. ve 13. Ağır Ceza Mahkemelerinin beş yıllıküst sınırı somut olayda her bir suç için ayrı ayrı dikkate aldıklarını; bununlabirlikte AİHM’in birden fazla suç isnadına dayalıtutukluluğu tek bir tutukluluk olarak değerlendirebileceğini ifade etmiştir.
40. Başvurucu, görüşün, birdenfazla suç isnadına dayalı tutukluluğun tek bir tutukluluk olarakgörülebileceğine ilişkin kısmının, haklılığının kabulü anlamına geldiğini ifadeetmiştir.
41. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir.
42. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindekitemel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ileuyumludur.
43. Kişi hürriyeti vegüvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usuleuygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derecemahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukukkurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyikeyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddedeöngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamalarınmaddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alanhürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralıgereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izinverdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.
44. Tutukluluk, 5271 sayılıKanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişiancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddedetutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1)delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkalarıüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüpheoluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiğikonusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir.
45. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerdegerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılıgeçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluksüresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (bkz:Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/4/2011 tarih veE.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararı).
46. Somut olayda 7/1/2007 tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271 sayılıKanun’un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azamisürenin dolmuş olduğu iddiasıyla tahliye talebinde bulunmuştur. Gerek davayabakan, gerekse itirazı inceleyen mahkemeler azami beş yıllık süre konusundakigerekçelerini belirtmek suretiyle tutukluluğun devamına karar vermişlerdir (§§12 ve 13). Her iki kararın gerekçesinde, “ağırcezalık suçlar için çıkarılan tek bir tutuklama müzekkeresi infaz edilirkentutukluluğun her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği…”ifade edilmiştir. Mahkemeler, tutukluluğa dayanak olan herbir suç için ayrı dava açılması ve bunların ayrı yargı mercilerinde görülmesihalinde sürenin ayrı hesaplanacağını; ağır cezalık birden fazla suça ilişkinolarak açılan bir dava ya da ayrı ayrı açılmış olmakla birlikte daha sonrabirleştirilen davalarda da aynı yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini, bununadalet ve eşitlik ilkeleri açısından daha uygun olduğunu değerlendirmeksuretiyle bu sonuca varmışlardır.
47. Anayasa’da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındakikanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireyselbaşvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerininyorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlalinesebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıylaincelemenin bu çerçevede yapılması gerekir.
48. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azamikanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevinegiren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındakibirden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerindenyürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma vekovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamıaçısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresininkişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yılolması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığındanaynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrıhesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibietkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmedeele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesindeesas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirininceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindekidüzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanmasıhususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümküngörünmemektedir.
49. Diğer taraftan, Anayasa'nın19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altınaalmıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlarmakul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbirşekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine,üst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi, somut olaylarda tutukluluk makul süreyiaşmışsa, anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
50. Anayasa’nın 36. maddesindeadil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul süredeyargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görevolarak yüklenmiştir. Azami sürenin, suç sayısı gerekçesiyle uzatılmasına dairyorumlarla veya gerekçe gösterilmeden genel ifadelerle uzatılması, muhtemelözgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak, makul sürede yargılanma hakkıaçısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle biruygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse otomatik, makul süredeyargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hale getirebileceğinden kabuledilemez.
51. Diğer yandan, özgürlük vegüvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekilve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Dolayısıyla kanununmetni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklamanedenleri ve süreleri konusunda belli bir açıklık ve kesinlikteöngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıylauygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecedeöngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkilerigöstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusumetnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü vebüyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahipkanunun aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir.
52. 5271 sayılı Kanun’daki azamitutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azamibeş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrıhesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarakyargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmayaelverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halindeazami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişininözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukukdevletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemeninbenimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksunbırakılması düşünülemez.
53. Başvurucu 7/1/2007tarihinde çıkarılan bir müzekkereye istinaden tutuklanmıştır. Tutuklamaya dayanak olan ve başvurucuya isnat olunan suçlarbağlamında davaya bakan mahkeme “6136 sayılıKanun’a muhalefet ve silahlı örgüte (silah temin etmek ve suçlarda kullanılansilahları saklamak) suretiyle yardım ve yataklık etmek”; itirazıinceleyen mahkeme ise “suç işlemek amacıylasilahlı örgüte üye olmak, adam öldürmek, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet, korku,kaygı ve panik yaratabilecek tarzda ateş etme” iddialarına yervermiştir. Kovuşturmaya konu bu kadar suç olmasına rağmen tutukluluğunbunlardan biri üzerinden devam edeceğini, kanuni sürenin dolmasıyla birliktebir diğerinin devreye girerek yeni bir beş yıllık sürenin başlayacağını kabuletmek tedbirin tabiat ve mahiyetiyle bağdaşmaz. Somut olay bakımından 5271sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azamitutukluluk süresi 7/1/2012 tarihinde dolmuştur. Budurumda başvurucunun bu tarihle, hakkında mahkumiyet hükmünün kurulduğu 4/4/2013 tarihi arasındaki tutukluluk hali kanunda arananşekil ve şartlara uymamaktadır.
54. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 SayılıKanun’un 50. Maddesi Yönünden
55. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esasinceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancakyerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde kararverilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
56. Başvuruda Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucutazminat talebini saklı tutmuştur. Başvurucu hakkında mahkûmiyet kararıverilmekle tutukluluk hali sona ermiştir. Bu durumda, ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgereken bir husus bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. “Kanun’daöngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
2/7/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.