TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İ.C. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/41492)
Karar Tarihi: 13/2/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M.Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Ali Rıza SÖNMEZ
Başvurucu
:
İ.C.
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmamasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 5/10/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukukiolmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıbakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabuledilemez olduğuna karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihindeson bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam edenve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel DevletYapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülkegenelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiylebağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargımensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıklarıtarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu günAnkara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin debulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarınınbulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkındagözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 51, 350).
11. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinciDairesinin 16/7/2016 tarihli kararı ile -Ankara Batı Adliyesinde hâkim olarakgörev yapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihindemeslekten ihraç edilmesine karar verilmiştir.
12. Başvurucu, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca(Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturmakapsamında 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
13. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta ifadevermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazırbulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle; İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi HukukFakültesinden 1992 yılında mezun olduğunu, üniversite döneminde Kredi YurtlarKurumuna bağlı İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdunda kaldığını, bunun haricindebaşkaca bir yerde kalmadığını, 1995 yılında Şanlıurfa Adliyesinde hâkim olarakgöreve başladığını, 2010 yılı HSYK seçimlerinin ardından ilk çıkarılankararname ile Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atamasının yapıldığını,eşinin 2012 yılında Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmasısonrasında talebi üzerine 2013 yılında Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi başkanıolarak atandığını, adı geçen yapılanmanın dernek, vakıf veya diğerkuruluşlarının herhangi bir gezisine ve yemeğine katılmadığını, isnat edilensuçu kabul etmediğini beyan etmiştir. Başvurucunun müdafii, dosyada atılısuçları işlediğine dair bir delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbestbırakılmasını talep etmiştir.
14. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde, anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarındantutuklanması istemiyle Başsavcılık tarafından Ankara Batı 1. Sulh CezaHâkimliğine (Hâkimlik) sevk edilmiştir.
15. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle Başsavcılıktakibeyanlarını tekrar ederek kendiliğinden teslim olduğunu, kaçma şüphesinin vedelilleri karartma ihtimalinin bulunmadığını belirtmiş ve serbest bırakılmayıtalep etmiştir. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.
16. Hâkimlik 21/7/2016 tarihinde başvurucununtutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
" Şüphelilerin üzerilerine atılı suçları işlediklerikonusunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması,şüphelilere atılı suçların CMK' nun 100. maddesinde sayılan katalog suçlardanolması, suçların yasadaki cezasının üst sınırı itibariyle adli kontrolhükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ve delillerin karartılmaihtimalinin bulunduğu, kaçma şüphelerinin varlığı da nazara alınarakşüphelilerin CMK' nun 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrıtutuklanmalarına ... [karar verildi.] "
17. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, AnkaraBatı 2. Sulh Ceza Hâkimliği 27/7/2016 tarihinde benzer gerekçelerle itirazıreddederek başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
18. Hâkimliğin 6/8/2016 tarihli tutukluluğun devamınadair karara başvurucu itiraz etmiş, Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliğince9/8/2016 tarihinde "...üzerine atılı suçun niteliği, tutuklamanıntarihi, süresi, kolluk tutanakları ve aşamalardaki ifadelere göre de kuvvetlisuç şüphesi bulunmakla adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı..." gerekçesiyleitirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.
19. Başsavcılığın başvurucunun tutukluluk hâlinin gözdengeçirilerek tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep etmesi üzerineAnkara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde "...tutuklanmasını gerektirir yasal nedenlerin halen devam ediyor oluşu, atılısuçların niteliği, delillerin henüz toparlanmamış olması, adli kontroltedbirlerinin yetersiz kalacağı..." gerekçesiyle başvurucununtutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
20. Başvurucu anılan kararı 9/9/2016 tarihindeöğrenmiştir. UYAP'ta yapılan incelemede; başvurucunun anılan karara karşıitiraz yoluna başvurduğu, itirazın Hâkimlikçe 29/9/2016 tarihinde kesin olarakreddine karar verildiği görülmüştür.
21. Başvurucu 5/10/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
22. Soruşturma devam ederken Ankara 5. Sulh CezaHâkimliğinin 19/1/2017 tarihli kararı ile başvurucunun tahliyesine kararverilmiştir.
23. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkındaanayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kovuşturmaya yerolmadığına karar vermiş ve 15/11/2018 tarihinde düzenlediği iddianame ilesilahlı terör örgütüne üye olma suçundan aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamudavası açmıştır.
24. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY'ninyargıdaki yapılanmasında bilerek ve isteyerek yer aldığına dair bazı olgularadayanılmıştır. İddianamede; başvurucu hakkındaki genel hükümlere göresoruşturma başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç olmasınedeniyle yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin oluştuğu belirtilmiştir. İddianamedebaşvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular özetle şöyledir:
i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiylebaşvurucunun HSYK 2. Dairesinin 24/8/2016 tarihli ve 426 sayılı kararıylameslekten uzaklaştırılmasına karar verildiği, ihraç kararının 29/11/2016tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
ii. Başvurucunun soruşturmaya konu edilen örgüte iltisakıolduğu değerlendirilen "Kimse Yok Mu" derneğinden elli üç defamesaj aldığı, ayrıca Bank Asyadan da yedi defa mesaj aldığı ve bir defa adıgeçen Bankaya yönelik arama yaptığı iddia edilmiştir.
iii. Banka Asyada başvurucu ve eşine ait ayrı ayrıhesabın olduğu ileri sürülmüştür.
iv. Telefon hattına ilişkin HTS analizine göre haklarındaFETÖ/PDY üyeliği suçundan soruşturma yürütülen bir kısım yargı mensubu kişiylebaşvurucunun telefon irtibatının bulunduğuna yönelik tespitler yapıldığı,görüşülen bu kişilerin örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair birbulgunun elde edilemediği ifade edilmiştir.
v. Tanık O.A.nın başvurucu hakkında "...Kendisinifakülte yıllarından tanırım. Öğrencilik yıllarında Fetö evlerinde kalırdı veeski HSYK tarafından sürekli terfi ettirilirdi. Çünkü söylemleri sürekliFetullah Gülen'i över nitelikteydi..." şeklinde beyanının olduğubelirtilmiştir.
vi. FETÖ/PDY şüphelisi olarak hakkında GümüşhaneCumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapılan Y.D.nin ifadesinde "gireceğimülakat sınavında yardım istemek amacıyla başvurucuyu ziyaret ettiğine"dair beyanının bulunduğu belirtilmiştir.
25. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgularailişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"... tüm soruşturma kapsamında elde edilen delillerbir bütün olarak değerlendirildiğinde; şüphelinin,Fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerinibenimsediği, kendi iradesini örgütün iradesine terk ettiği, örgüt hiyerarşisiiçinde hareket ettiği, örgütle organik bağ kurduğu ve örgütün yargı yapılanmasıiçinde yer aldığı ve anlatılan lehe/aleyhe tüm deliller ile savunmasıkarşısında; şüphelinin, anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamudavasını açmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu..."
26. İddianame Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)3/12/2018 tarihinde kabul edilerek E.2018/529 sayılı dosya üzerinden kovuşturmaaşaması başlamıştır.
27. Mahkeme 21/3/2019 tarihinde yapılan duruşmadabaşvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmışöyledir:
"... İddianamedeki suçlamaları kabul etmiyorum,somut delillere dayanmamaktadır, isnatların hiçbiri yargılanmayı gerektirmez.Yapılan tespitler ve örgüt üyeliğine dair deliller ortaya konulmamıştır.O.A.nın beyanlarıyla ilgili yazılı savunmalarımı bildirmiştim. İnciraltıÖğrenci Yurdu 10.blokta kaldım. Aynı yurtta kalan O. A.yı tanımaktayım. Okulsonrasında herhangi bir şekilde kendisiyle görüşmedim. Aleyhimdeki beyanları,suçtan kurtulmaya ya da cezadan indirim alma amaçlıdır. Bu beyanlara itibaredilmemelidir... Kırıkkale ACM başkanıyken daha önceden tanımadığım Y.D.ninKırıkkale'ye geldiği ve görüştüğüm doğrudur. Kendisine referans olmadım.Görüşmem tamamen hemşeri olmamızdan öteye gitmemektedir. Bank Asya'da hesabımolmasına dair, yazılı savunmamda belirttim. Bu hesap annem 18 Aralık 2009tarihinde vefat ettiğinde hacca gitmek için biriktirdiği para ve ziyneteşyaları babam tarafından bozdurulup bana verilmişti. Annemin vefatından ikihafta sonra ben hemen faizsiz bankacılık işlemleri yapan Bank Asya'ya yatırdım.Üzerine başkaca bir para ilavesi söz konusu değildir. Eşimin Bank Asya hesabınadair, eşimle 2004 yılında evlendim. Bu durum ancak çocuğu olmayan bir insanınruh haliyle anlaşılabilir. Bu evliliğimizden eşim yıllarca tedavi gördüğü haldeçocuk sahibi olamadık. 2014 yılı başında tüp bebek tedavisine başlamakisteyince bir yıl süreyle tüp bebek hazırlık çalışması yapılacağıbelirtilmiştir. Eşim kimseyle görüşmemeye karar verdiyse de bir kişinin haccagidip dua etmesini önermesiyle hacca gitmeye karar vermiştir. Eşim hacca gitmeküzere Bank Asya'ya faizsiz bankacılık olduğu için 2014 Şubat ayında parayatırmıştır... Y.D. hakimlik sınavını kazanmış, ihraç edilmiş olabilir,bilmiyorum. O.A.nınbenim cemaat içerisinde olduğuma dair beyanları gerçekdışıdır. İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak için atfı cürümdebulunmaktadır..."
28. Kovuşturma aşamasında dinlenen tanık O.A.nın beyanışöyledir:
"Benim hakkımda FETÖ üyeliği kapsamında soruşturmayapılmıştır. Etkin pişmanlık kapsamında bir beyanım ve talebim yoktur. HalenAntalya 10 ACM'de yargılamam sürmektedir. Huzurda bulunan sanık [İ.C.]'yi tanıyorum. Kendisiyle samimiyetim ya dahusumetim yoktur. Meslektaşımdır. Nezaketen zaman zaman karşılaştığımızolmuştur. Kendisinin 30 sene önce, bir dönem, o zamanki adıyla cemaatinevlerinde kaldığını duyum olarak biliyorum. Ben örgüt üyesi olmadığım içinnerede kaldığını, kimle görüştüğünü bilmiyorum. Tamamen duyuma dayalıbilgilerim vardır. Ben cemaatçi ya da FETÖ üyesi olmadığım için detayları bilmiyorum.Eski HYSK döneminde terfi aldığına dair duyumlarım vardır. Benim soruşturmaaşamasındaki ifademde 'çünkü söylemleri sürekli Fethullah Gülen'i övernitelikteydi' şeklinde bir son cümle vardır. Bu son cümle her ifade tutanağındakopyala yapıştır şeklinde geçmektedir, bir yazım hatası olduğunu düşünüyorum.Ben böyle bir ifade kullanmadım. İfademi bu şekilde düzeltiyorum. Ben sanıklabir arada çalışmadım, sanıkla yıllardır görüşmedim. Bahsettiğim iddialara dairduyumları arkadaş ve meslektaş çevremden duydum. O dönem cemaat evindekaldığına dair söylenti vardı, kimin söylediğini hatırlamıyorum. Banasoruşturma aşamasında sorulan sorular üzerine sanıkla ilgili beyandabulundum."
29. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 12/12/2019 tarihlikararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin sabitolmadığı gerekçesiyle beraatine hükmetmiştir. Anılan karara karşı başvurucumüdafiince istinaf yoluna başvurulmuş olup bireysel başvurunun incelendiğitarih itibarıyla yargılama dosyası ilk derece mahkemesindedir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. KanunMetinleri
30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanıkhakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni varsayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetlişüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
31. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı"kenar başlıklı 101. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasınaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmaevresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veyare'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir veadlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilînedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustakibir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerekaçıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus karardabelirtilir."
32. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun"Ceza sorumluluğunun şahsîliği" kenar başlıklı 20. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
" Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasınınfiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. "
33. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenarbaşlıklı 314. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yeralan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldanonbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beşyıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
34. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanunu'nun "Cezaların artırılması" kenar başlıklı 5.maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerhakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî paracezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."
B. YargıtayKararları
35. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28/3/2019 tarihli veE.2018/3121, K.2019/2165 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"...TCK'nın 20. maddesine göre 'ceza sorumluluğuşahsi olup kimse bir başkasının fiilinden sorumlu olamayacağı' nazaraalındığında sanığın eşinin Bank Asya'da hesabının bulunması sanığınmahkumiyetine esas alınamayacağının gözetilmemesi ... "
36. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19/12/2018 tarihli veE.2018/4870, K.2018/5247 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"...Vicdani kanının oluştuğu duruşma süreciniyansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; sanığın eşinin BankAsya'da hesabının bulunması ve bu bankadan kredi kullanmasının ... örgütselfaaliyet olarak kabul edilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede..."
37. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 9/7/2019 tarihli veE.2019/552, K.2019/4862 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"...Vicdani kanının oluştuğu duruşma süreciniyansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; örgüt liderinintalimatı üzerine hesap açtığı, işlem yaptığı yönünde delil bulunmayan sanığınBank Asya nezdindeki mutad hesap kayıtlarının örgütsel faaliyet olarak kabuledilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede..."
38. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 3/7/2019 tarihli veE.2019/2951, K.2019/4682 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"..örgüt liderinin talimatı üzerine hesap açtığı,işlem yaptığı yönünde delil bulunmayan sanığın Bank Asya nezdindeki mutad hesapkayıtlarının örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği..."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
39. Mahkemenin 13/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
40. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan delillerolmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartmatehlikesi ve kaçma şüphesinin de bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
41. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucu hakkındauygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesikapsamında incelenmesi ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı değerlendirilirken tutuklama kararınınverildiği andaki genel koşulların gözardı edilmemesi gerektiği, darbe teşebbüsüsonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkinsoruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceği, somut olaydabaşvurucunun tutuklanmasına dair kararda yer alan gerekçeler kapsamındabaşvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağınındeğerlendirildiği belirtilmiştir.
B. Değerlendirme
42. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
43. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncüfıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilendiğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Bu itibarla başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelen bubölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
1. UygulanabilirlikYönünden
45. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinkullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstühallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veyatamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırıtedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukunauygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına,maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünceve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç vecezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadarkimse suçlu sayılamaz."
46. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstübir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruyakonu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
47. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen vetutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. AnayasaMahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarlailgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:2016/49158, 26/7/2017, § 57).
48. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
2. KabulEdilebilirlik Yönünden
49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığıanlaşılan bu iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
3. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
50. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen (B. No:2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52); Zafer Özer (B. No: 2016/65239, 9/1/2020,§§ 38-45) başvurularına ilişkin kararlar.
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
51. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılıKanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkındauygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
52. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonrakidönemde bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ilebağlantılı suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensuplarıhakkında uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireyselbaşvuruları incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerindenveya görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıklarıve bu nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarınıincelemiştir. Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkemeüyeleri gerekse diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylarailişkin olarak soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargıorganlarınca isnat edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suçolduğu ve ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündekideğerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıylatutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceğisonucuna varmıştır. Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkimve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi içinbir izin şartı bulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararındabelirtilmiştir (Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §93).
53. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden öncetutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtibulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
54. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleriincelendiğinde başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY ileirtibatlı olduğuna dair HSYK'nın meslekten uzaklaştırma kararına ve 15 Temmuzdarbe teşebbüsüyle yaşanan olağanüstü durum nedeniyle devam eden bir tehditbulunduğuna dayanıldığı görülmektedir.
55. Hâkimliğin tutuklama kararında (bkz. § 16) başvurucuyönünden tutukluluğun ölçülü olduğuna genel olarak değinilmiştir. Tutuklamayaitirazın reddine ve tutukluluğun gözden geçirilmesine ilişkin kararlarda dagenel ifadelerle Hâkimlikçe verilen söz konusu tutuklama kararında usul veyasaya aykırılık görülmediği belirtilmiştir (bkz. §§ 18, 19).
56. İddianamede ise Başsavcılık; başvurucunun meslektençıkarılmasına, Bank Asyada kendisine ve eşine ait ayrı ayrı hesabınbulunmasına, kullandığı şahsi cep telefonuna örgüte iltisakı olduğu soruşturmamercilerince değerlendirilen Kimse Yok Mu Derneği ve Bank Asyadan birdenfazla mesaj gelmesine, GSM hattı ile ilgili hazırlanan HTS raporundaFETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında haklarında işlem yapılan kişilerle görüşmeyaptığı tespitine, tanıklar O.A. ve Y.D.nin beyanlarına değinerek başvurucununFETÖ/PDY hiyerarşik yapısına dâhil olduğu iddiasıyla silahlı terör örgütüne üyeolma suçundan cezalandırılmasını talep ve iddia etmiştir (bkz. § 24).
57. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konuolan suçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun görevindenuzaklaştırılmasıdır. Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslektenihraç edilmiştir.
58. 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen askerî darbeteşebbüsünden sonra 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilanedilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur.Olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirlerden biri de 23/7/2016 tarihli ve 667sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun HükmündeKararname'nin (KHK) 3. ve 4. maddeleri uyarınca, terör örgütlerine veyadevletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî GüvenlikKurulunca (MGK) karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyetiveya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin kamugörevlilerinin veya yargı mensuplarının görevlerinden uzaklaştırılması ya dakamu görevinden veya meslekten çıkarılmasıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 56-59).
59. Anayasa Mahkemesince daha önce de ifade edildiğiüzere 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veyameslekten çıkarma tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terörfaaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağkurulması şartı aranmamış; devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ kurulmasıyeterli görülmüştür. Ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz konusubağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunluolmayıp iltisak ya da irtibat şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan anılanmaddelerde, terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyettebulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyelerarasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulması şartı aranmamıştır(AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 84-86).
60. Anayasa Mahkemesi, 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4.maddeleri kapsamında kamu görevinden veya meslekten çıkarmanın -adli suç veyadisiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak-terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilendiğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayıamaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir olağanüstü tedbirniteliğinde olduğunu, bu kapsamda yapılacak değerlendirmenin adli suç veyadisiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturulması mahiyetindebulunmadığını, burada ulaşılacak kanaatin cezai sorumluluğun tespitindenbağımsız olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§79, 86, 96).
61. Dolayısıyla darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilenolağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarmatedbirlerinin yukarıda belirtilen özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesiiçin gerekli şartların niteliği birlikte dikkate alındığında başvurucu hakkındagörevden uzaklaştırma ve/veya meslekten ihraç tedbirlerinin uygulanmasının -tekbaşına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir(benzer değerlendirme için bkz. Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018,§ 70).
62. Diğer taraftan soruşturma mercilerince suçlamaya esasalınan olgular arasında başvurucunun Bank Asyada kendisine ve eşine aithesapların bulunmasının yer aldığı görülmektedir. Bank Asyada başvurucununkendisine ait hesabının olmasının örgütsel bir faaliyet olarakdeğerlendirilmesi ancak bunun terör örgütünden alınan bir talimat uyarıncagerçekleştiğinin ortaya konulması hâlinde mümkündür. Aksi durumda varsayımadayalı bir kabulden hareket edilerek kuvvetli suç belirtisi değerlendirmesi yapılmasısöz konusu olabilir. Nitekim Yargıtayın konuya ilişkin içtihatları da budoğrultudadır (bkz. §§ 37, 38). Anayasa Mahkemesi de FETÖ/PDY'nin malikaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen BankAsyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırılmasınınsomut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarakkabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olmayacağını kabul etmektedir (bkz. MetinEvecen, § 58). Bu bağlamda somut olay incelendiğinde Bank Asyada hesabıbulunan başvurucu için bu yönde bir tespitin olduğunu söylemek mümküngörünmemektedir. Ayrıca suç ve cezaların şahsiliği ilkesi ile Yargıtayın konuyailişkin içtihatları dikkate alındığında (bkz. §§ 35, 36), Bank Asyada başvurucununeşinin hesabının bulunması olgusunun başvurucu yönünden örgütsel bir faaliyetolarak kabul edilmesi ve bu anlamda örgütsel ilişki bakımından kuvvetli suçbelirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir.
63. Soruşturma mercilerinin başvurucunun, hakkında FETÖ/PDYile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon görüşmelerininolduğunu belirterek bu hususu da suçlamaya dayanak bir olgu olarakdeğerlendirdikleri görülmektedir. Soruşturma makamlarında söz konusu telefongörüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde bir tespit yada iddianın bulunmadığı görülmektedir. Yine görüşmelerin içeriğine ilişkinherhangi veri mevcut değildir. Ayrıca söz konusu görüşmelerin FETÖ/PDY'ninyargı alanındaki yöneticileriyle (sözde imamlarıyla) gerçekleştirildiğine dairbir belirlemede de bulunulmamıştır. Öte yandan yargı mensuplarının yaklaşıküçte biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütüldüğü,toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüz binlerce kişi hakkında soruşturmaaçıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla-içeriği belli olmayan- bu telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişkibakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Açay, B. No: 2016/66638,3/7/2019, § 61; İlker Deniz Yücel, B. No: 2017/16589, 28/5/2019, § 86; MuratAksoy [GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 79).
64. Başvurucunun kullandığı cep telefonuna Kimse YokMu derneği ve Bank Asyadan mesaj geldiğinin tespiti iddianamede belirtilendiğer bir husus olup bu tespitin hangi suretle atılı suça delil olabileceğikonusunda herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Dolayısıyla söz konusu tespitinbaşvurucu ile FETÖ/PDY arasındaki mensubiyet ilişkisini ortaya koyan bir olguolarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.
65. Ayrıca tanıklar O.A. ve Y.D.nin ifadelerininbaşvurucu ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna yönelikbilgiler içermediği görülmektedir. Özellikle tanık O.A.nın yaklaşık otuz yılönce başvurucunun bu yapılanmaya ait bir evde kaldığı yönündeki duyuma dayalıanlatımlarının bu bağlamda örgütsel faaliyet bakımından değerlendirmeye esasalınması mümkün değildir. Diğer tanık Y.D.nin anlatımlarının ise başvurucu ileFETÖ/PDY arasındaki herhangi bir düzeyde ilişkinin mevcut olup olmadığınınbelirlenmesi bakımından bir değer taşımadığı kanaatine varılmıştır (bkz. §§24/v,vi; 28).
66. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespitve değerlendirmeler kapsamında başvuru konusu olayda tutuklama için gerekliolan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortayakonulamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
67. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
68. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelereaykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
69. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nınolağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını vesınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
4. Anayasa'nın15. Maddesi Yönünden
70. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerinkişi hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesinisağlayacak güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortayakonulması gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklamatedbiri için ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti vegüvenliği hakkına ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunudoğurur. Dolayısıyla -hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstüyönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dairbelirti bulunmadan tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarakkabul edilemez (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 109; MehmetHasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018 § 156).
71.Somut olayda Anayasa Mahkemesince, soruşturmamakamlarının suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadanbaşvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır (bkz.§ 16). Bu itibarla Anayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak veözgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15.maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik Anayasa'nın19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyimeşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. ŞahinAlpay, § 110; Mehmet Hasan Altan (2), § 157).
72. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiylebirlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
5. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar"kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
74. Başvurucu; tahliyesine karar verilmesi istemiylebirlikte 20.000 TL maddi, 15.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
75. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına daişaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506,7/11/2019).
76. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
77. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Soruşturma sürecinde 191/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesinekarar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.
78. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
79. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesiiçin başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilenihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi birbelge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine kararverilmesi gerekir.
80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtanoluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA ,
C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLALEDİLDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminatÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 16. Ağır CezaMahkemesine (E.2018/529) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 13/2/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Mahkemenin Sayın çoğunluğu tarafından tutuklamanınhukukiliği bağlamında kuvvetli suç belirtisinin bulunmadığı gerekçesiylebaşvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmiş ise de aşağıda açıklanan gerekçeler dolayısıyla çoğunluğun hak ihlaliyönündeki görüşüne katılmamaktayım.
1. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göretutuklama ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerbakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişininsuçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanınkuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcıdelil sayılabilecek olguların niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarınabağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).Bununla birlikte tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmekveya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasınıilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87; HalasAslan, § 76). Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında tüm delillerinyeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Bu bakımdan suçisnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturanolgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan vemahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesigerekir (Mustafa Ali Balbay, § 73).
2. Diğer yandan bir şüpheli veya sanık hakkında-özellikle darbe teşebbüsünden hemen sonra ortaya çıkan koşullarda teşebbüsleya da teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantısının olduğudeğerlendirmesiyle- verilen tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren tüm somut deliller yeterince ifade edilememiş olabilir. Bunakarşılık Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruları incelerken ilgili soruşturmaveya dava dosyalarına UYAP aracılığıyla erişim sağlayabilmektedir. Dolayısıylatutuklama ile bağlantılı şikâyetleri içeren bireysel başvurularda tutuklama kararındayer verilen, değinilen veya atıf yapılan delillerin içeriğinin anlaşılmasıbakımından UYAP üzerinden erişim sağlanan dosyadaki bilgi ve belgelerden,özellikle de bu delillerin içeriğinin ve bunlara ilişkin soruşturmamercilerinin değerlendirmelerinin etraflıca ifade edildiği belge olaniddianameden yararlanılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, tutuklamanınhukukiliğine ilişkin iddiaların dile getirildiği bireysel başvurularıincelerken tutuklama kararında değinilmese de soruşturma dosyasında yer alan veiddianamede suçlamaya esas alınan olguları UYAP üzerinden erişim sağlayabildiğiölçüde değerlendirmektedir (Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §40).
3. Bu değerlendirme yönteminin darbe teşebbüsünden sonrauygulanan tutuklama tedbirleri yönünden bir zaruret olduğu ortadadır. Özellikleteşebbüsten hemen sonra tutuklanan kişiler hakkındaki tutuklama kararlarındasuç şüphesinin varlığını gösteren tüm somut delillerin ayrıntılarıyla ifadeedilmesinin güçlüğü izahtan varestedir. Bu koşullarda uygulanan tutuklamatedbirleri yönünden tedbirin uygulandığı sırada ifade edilmeyen, suçlamaya esaskuvvetli belirtilerin soruşturma mercilerince sonradan etraflı bir şekildeaçıklanıp değerlendirilmesi makul karşılanmalıdır. Bu itibarla darbe teşebbüsündenhemen sonra uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığı incelenirkentutuklama kararında atıf yapılanların yanı sıra UYAP üzerinden erişim sağlanandosya kapsamında yer alan ve genellikle iddianamede suçlamanın dayanağınıoluşturan tüm olgular değerlendirmeye tabi tutulacaktır (Zafer Özer, §41.
4. Öte yandan her somut olayda tutuklamanın ön koşuluolan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının takdiriöncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konudataraflarla ve delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri AnayasaMahkemesine kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerininbelirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinindenetimine tabidir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,16/11/2017, §§ 123-124).
5. Bu çerçevede somut olay incelendiğinde soruşturmamercilerince başvurucu yönünden suçlamaya esas alınan olguların meslektençıkarılması, tanık beyanları, HTS kayıtları, Bank Asya hesap bilgileri vetelefonuna gelen mesaj kayıtları olduğu görülmektedir.
6. Bank Asya ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişkininbulunduğu ve anılan bankanın örgütün en önemli finans kaynaklarından biriolduğu hususu çok sayıda yargı kararında ifade edilmiş; Yargıtay içtihatlarındada örgüt lideri ve yöneticilerinin çağrıları üzerine bu bankaya -örgüte yardımetmek gayesiyle- para yatırmanın terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğukabul edilmiştir (bkz. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 9/4/2018 tarihli ve 2017/4240,K.2018/1056 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi de bu olgunun FETÖ/PDY üyeliğibakımından kuvvetli suç belirtisi olduğu yönünde kararlar vermiştir (bkz.diğerleri arasından Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 59; AliBiray Erdoğan, B. No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40; Mehmet Fatih Süzer[GK], B. No: 2016/68269, 18/7/2018, § 49; Aziz Mahmut İstegün, B. No:2017/32195, 6/2/2019, §§ 59, 62; İsmail Şahan, B. No: 2016/54509,28/11/2019, §§62, 63; Muammer Koçan, B. No: 2016/56282, 26/9/2019, § 81;Resul Darama, B. No: 2018/251, 18/7/2019, § 48; Cengiz Türkmen,B. No: 2016/43843, 3/7/2019, §§ 18, 55). Somut olayda anılan şekilde örgütünçağrısı üzerine Bank Asyaya para yatırdığı yönünde bir tespit bulunmamaklabirlikte hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucun (ve eşinin) bu bankadahesabının bulunduğu belirlenmiştir. Bu durum tek başına örgütsel ilişkiyigösteren bir husus değilse de anılan tespitin tümüyle gözardı edilmesi de uygungörünmemektedir.
7. Diğer taraftan soruşturma aşamasında dinlenentanıklardan O.A. başvurucu hakkında "...Kendisini fakülte yıllarındantanırım. Öğrencilik yıllarında Fetö evlerinde kalırdı ve eski HSYK tarafındansürekli terfi ettirilirdi. Çünkü söylemleri sürekli Fetullah Gülen'i övernitelikteydi..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu beyanın başvurucuile FETÖ/PDY arasında önceki yıllardan beri mevcut olan bir ilişkiye işaretettiği söylenebilir.
8. Bunların yanı sıra hakim olarak görev yapmakta ikendarbe teşebbüsünden hemen sonra başvurucunun -FETÖ/PDY ile bağlantısıbulunduğu- değerlendirmesiyle HSYK tarafından görevden uzaklaştırıldığı veakabinde meslekten çıkarıldığı da hatırda tutulmalıdır. Ayrıca başvurucununaynı gerekçeyle görevden uzaklaştırılan ve meslekten çıkarılan bazı yargımensuplarıyla telefon görüşmelerinin olduğu ve yine FETÖ/PDY ile bağlantılıolduğunda kuşku bulunmayan "Kimse Yok Mu" derneği ile BankAsyadan çok sayıda telefon mesajı aldığı belirlenmiştir.
9. Yukarıda belirtilen tüm bu olguların başvurucununterör örgütü (FETÖ/PDY) üyeliği suçunu işlediği hususunda yeterli olupolmadığının takdiri derece mahkemelerine aittir. Bu takdirin isabeti ve hukukauygunluğu da kanun yolu denetiminde ilgili yargı mercilerince yapılacaktır.Buna karşılık, tanık beyanı, Bank Asya hesap bilgileri, HTS ve mesaj kayırlarıile başvurucunun darbe teşebbüsünden hemen sonra HSYK tarafından FETÖ/PDY ileilgisi nedeniyle görevden uzaklaştırılması ve meslekten çıkarılması olgularıbir bütün olarak dikkate alındığında, bunların ilk tutuklama bakımındanbaşvurucu ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişki bulunabileceği hususundakuvvetli suç belirtisi olarak değerlendirilebileceği kabul edilmelidir. Buitibarla çoğunluğun aksi yönde ulaştığı kanaati paylaşmamaktayım.
10. Son olarak tutuklama nedenleri ve ölçülülük yönündenAnayasa Mahkemesince daha önceki kararlarda da ifade edilen yaklaşımdanayrılmayı gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, darbeteşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya doğrudan teşebbüsle olmasa da-teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan- FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkinsoruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceğini ifade etmiştir.Mahkeme ayrıca FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veyasonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânının ve budönemde delillere etki edilmesi ihtimalinin normal zamanda işlenen suçlara göreçok daha fazla olduğuna dikkat çekmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).
11. Öte yandan başvurucunun tutuklanmasına karar verilensilahlı terör örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezaiyaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkinolarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret edendurumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilensuçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2), § 148).
12. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasına kararverilirken işlendiği iddia olunan suçun niteliğine, -suç için öngörülen hapiscezasının ağırlığı dikkate alındığında- adli kontrol uygulanmasının yetersizkalacağına, isnat edilen suçun tutuklama nedeni olduğu varsayılan katalogsuçlar arasında yer almasına, kaçma şüphesinin bulunmasına, delillerinkarartılması ihtimaline dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklamakararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilenözel koşulları ile Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriğibirlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden delilleri etkileme tehlikesiile kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temelinin olmadığısöylenemez.
13. Diğer taraftan terör suçlarının soruşturulması kamumakamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişihürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili birşekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekildeyorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016,§ 214; DevranDuran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılısoruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallıkatfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme) de dikkate alındığında busoruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşıkolduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350). Somut olayınyukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Sulh Ceza Hâkimliğininisnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini veönemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucunavarmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
14. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanınhukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açıkolduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
15. Bu itibarla sayın çoğunluğun başvurunun kabuledilebilir olduğuna ve başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiği yönündeki görüşüne katılmamaktayım.
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU