TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CAFER ARSLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18133)
Karar Tarihi: 9/3/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Cafer ARSLAN
Vekili
:
Av. Cemile AÇIKGÖZ KULAÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Maliye Hazinesi adına orman sınırları dışınaçıkarılan taşınmazın kullanıcısının belirlenmesine ilişkin kadastro tespitineitirazın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın makul birsürede sonuçlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/11/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Kocaeli ili Kandıra ilçesine bağlı Akçabeyliköyünde 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun ek 4. maddesiuyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ve muhdesatları ile bunların kullanıcılarının tespiti amacıyla2010 yılında kadastro çalışmaları (kullanım kadastrosu) yapılmıştır.
9. Bu köyde yapılan kullanım kadastrosu sırasında, 5.093,49 m2 yüzölçümlü 124 ada 13 parsel ve 5.032,34 m2 yüzölçümlü 124 ada 20 parsel sayılıtaşınmazlar "tarla" nitelikli olarak Hazine adına sınırlandırılaraktespit edilmiştir. Bu taşınmazlara ait 14/3/2010 tarihli kadastro tutanaklarınınbeyanlar hanesinde söz konusu taşınmazların 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılıOrman Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi (2/B) uyarıncaHazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı belirtilmiştir. Beyanlarhanesinde ayrıca bu taşınmazların 1996 yılından beri H.İ. oğlu N.A.'nın kullanımında olduğu yazılmıştır. Tutanakların edinmesebeplerinde; bu taşınmazların 13/8/1990 tarihinde köy satış senedidüzenlenerek başvurucuya, başvurucu tarafından da 8/1/1996 tarihinde yine köysatış senediyle N.A.'ya satıldığı ve satış tarihindenbu yana da taşınmazların N.A.'nın kullanımında olduğuaçıklanmıştır.
10. Akçabeyli köyünde yapılan kullanımkadastrosu sınırlandırma ve tespitleri 21/4/2010 - 21/5/2010 tarihleri arasındaaskı ilanına alınmıştır. Başvurucu 12/5/2010 tarihinde N.A. aleyhine KandıraKadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmıştır.
11. Başvurucunun köy satış senedindeki imzanın sahte olduğunuileri sürmesi üzerine Mahkemece, Adli Tıp Kurumundan imza karşılaştırması raporualınmıştır. Adli Tıp Kurumu raporunda 13/8/1990 tarihli satış senedindekiimzanın başvurucunun eli ürünü olduğu, ancak 8/1/1996 tarihli satış senedindekiimzanın ise başvurucunun eli ürünü olmadığı belirtilmiştir.
12. Mahkeme, 11/10/2013 tarihinde uyuşmazlık konusutaşınmazların başında kadastro ve ziraat uzmanı teknik bilirkişilerin dekatılımıyla keşif yapmıştır. Keşif sırasında mahalli bilirkişiler, kadastrotutanaklarında imzası bulunan bilirkişiler (tespit bilirkişileri) iletarafların tanıkları dinlenilmiştir.
13. Mahkemenin 20/11/2013 tarihli kararıyla; davanın reddine veorman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların tespit gibi N.A.'nın kullanımında olduğu belirtilmek suretiyle Hazine adınatesciline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, tespitin aksini iddia edentarafça bu durumun ispat edilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Mahkeme,yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi M.T., tespit bilirkişisi R.E. vedavalı tanığı N.D. ile davacı tanığı C.Ç. tarafından, bu taşınmazların davalıN.A. tarafından sahiplenildiğinin beyan edildiğini tespit etmiştir. Mahkemetaşınmazların davalıya devrine dair senedin sahte olduğunun ispatlandığınıkabul etmiş ancak davalının bu taşınmazları kadastro tespiti öncesinde üçyıldır kullandığını vurgulamıştır. Kararda, başvurucunun kanun ile öngörülenbir yıllık süre içinde zilyetliğin korunması davası açmadığı ve bu taşınmazlarafiilen de zilyet olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme sonuç olarak başvurucununuyuşmazlık konusu taşınmazların (fiilî olarak) kullanıcısının kendisi olduğunuya kendisi tarafından kullanıldığını ispat edemediği kanaatine vardığınıaçıklamıştır.
14. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Yargıtay 16. HukukDairesinin 20/5/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucu karar düzeltmetalebinde bulunmuş, aynı Dairenin 25/9/2014 tarihli ilamıyla bu talebin reddinekarar verilmiştir.
15. Nihai karar başvurucu vekiline 20/10/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
16. Başvurucu 14/11/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
"Orman sayılan yerlerden:
...
B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fenbakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe,meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antepfıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylakgibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ileşehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,
Orman sınırları dışına çıkartılır.
Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerlerDevlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait isebu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışınaçıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemiyapılır."
18. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:
“6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunladeğişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı,5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 ncimaddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına ormansınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak vevarsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere aitolduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastrotutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11 incimaddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın önceliklekadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir.
Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmalarıikinci kadastro sayılmaz.
Bu maddeye göre yapılacak kadastro sırasındaorman ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin sınır nokta vehatları; orman kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle orman işletmemüdürlüğünce görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya da ormanmühendisinin iştirak ettirildiği kadastro ekibince zemine aplike edilir. Buçalışmalar sırasında kadastro veya orman haritalarında düzeltmeyi gerektirentutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti halinde, yukarıda oluşturulankadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. Bu çalışmalara kadastrokontrol mühendisi de iştirak ettirilir. Çalışma sonucunda bir zabıt düzenlenirve bu zabıt ekip görevlileri ile kontrol mühendisi tarafından birlikteimzalanır. Düzeltme işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve kadastro mevzuatınagöre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de ilan ve tebliğedilmiş sayılır.
Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılanyerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna bakılmaksızın Maliye Bakanlığınıntalebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce fiili kullanım durumlarıdikkate alınmak suretiyle ifraz ve/veya tevhit de yapılabilir. Bu işlemlersırasında, orman ve kadastro haritalarında tespit edilen fenni hatalar,yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir.
..."
19. 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman KöylülerininKalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına ÇıkarılanYerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı HakkındaKanun'un 6. maddesi şöyledir:
"(1) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlarhakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen güncellemelistelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarınagöre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatınsahibi olarak gösterilen kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresiiçerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz vedava konusu etmeksizin kabul edenler bu Kanuna göre hak sahibi sayılır.
(2) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlarhakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncellemelistelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarınagöre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatınsahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresiiçerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz vedava konusu etmeksizin kabul edenler de hak sahibi sayılır.
(3) Hak sahiplerinden birinci fıkra kapsamındaolanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ikincifıkra kapsamında olanlar ise, güncelleme listelerinin tescil edildiği veyakadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareyebaşvurarak, bu taşınmazların bedeli karşılığında kendilerine doğrudansatılmasını isteyebilirler.
(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olantaşınmazların satış bedeli, rayiç bedelin yüzde yetmişidir.
(5) Başvuru sahiplerinden satış bedellerinemahsup edilmek üzere; belediye ve mücavir alan sınırları içinde olan yerleriçin iki bin Türk Lirası, dışında olan yerler için bin Türk Lirası başvurubedeli alınarak ilgilileri adına emanet hesabına kaydedilir.
(6) Hak sahiplerine satış işlemleri idarece,başvuru süresinin bittiği tarihten itibaren en geç altı ay içindesonuçlandırılır.
(7) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten öncedüzenlenen güncelleme listeleri veya kadastro tutanakları kapsamında kalantaşınmazların satış işlemleri, 1/5/2010 tarihinden itibaren tespit edilen rayiçbedeller üzerinden yapılır.
(8) Satış bedeli peşin veya taksitleödenebilir. Satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en azyarısının ödenmesi hâlinde yüzde on oranında indirim uygulanır ve bu bedelleridarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödenir.Tebliğ edilen satış bedeline itiraz edilemez ve dava açılamaz. Peşinatalınmadan yapılan taksitle satışlarda ise satış bedelinin yüzde onu, yapılanyazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye vemücavir alan sınırları içinde en fazla üç yılda altı eşit taksitte, belediye vemücavir alan sınırları dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksittefaizsiz olarak ödenir. Taksitli satışlarda kalan miktarı karşılayacak tutardakesin ve taksitlendirmeye uygun süreli banka teminat mektubu verilmesi veyasatışı yapılan taşınmazın üzerinde 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı TürkMedenî Kanunu hükümleri uyarınca Hazine lehine kanuni ipotek tesis edilmesihâlinde; taşınmaz, tapuda hak sahibi adına devredilir. İdare tarafından yapılantaşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan taşınmaz satış sözleşmeleri ile kanuniipotek sözleşmelerinde resmî şekil şartı aranmaz. Hak sahipliği belgesi; haksahibinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, imzası, fotoğrafı ve nüfusbilgilerini içerecek şekilde idarece düzenlenir. Düzenlenen hak sahipliğibelgelerinin idarece yazılı olarak tapu idaresine bildirilmesi üzerine, devirve kanuni ipotek tapu siciline resen tescil edilir. İpotek tesis edilerekdevredilen taşınmazların üçüncü kişilere satılması hâlinde borcun kalantutarından alıcılar sorumludur. Bu hususta tapu kütüğünde gerekli belirtmeyapılır. Hak sahibi adına mülkiyet devredilmeden yapılan taksitli satışlarda,hak sahibi tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, tahsiledilen tutar hak sahibine aynen ve faizsiz olarak iade edilir.
(9) Peşin satışlarda satış bedelinin tamamını,taksitli satışlarda ise peşinatı veya taksitleri vadesinde ödememek suretiyleyükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin doğrudan satın alma hakları düşer.Ancak, taksitli satışlarda, taksit süresinin sonuna kadar ödenmek kaydıylataksitlerden ikisinin vadesinde ödenmemesi yükümlülüklerin ihlali anlamınagelmez. Vadesinde ödenmeyen taksit tutarlarına 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılıAmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine görebelirlenen oranda gecikme zammı uygulanır.
...
(14) Bu maddeye göre hak sahibi bulunmayanveya doğrudan satın almaya ilişkin hak sahipliği kalmayan taşınmazların tapukütüklerinde yer alan 2/B, kullanıcı ve muhdesatbelirtmeleri Maliye Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilirve bu taşınmazlar Maliye Bakanlığınca satış dâhil genel hükümlere göredeğerlendirilir.
(15) Hak sahipliği kalmayan taşınmazlarındeğerlendirilmesi amacıyla, 4706 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin son fıkrasıkapsamında kalanlar hariç olmak üzere, üzerlerinde bulunan kişilere ait yapı veeklentiler; o yıla ait Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapı birim fiyatlarındaneksik imalat bedelleri ve yıpranma payı düşüldükten sonra kalan bedeliilgililerine ödenmek suretiyle yıktırılır veya bu şekilde belirlenen bedel,taşınmazın değerine eklenerek son müracaat tarihinden itibaren üç yıl içindesatılarak satıştan elde edilen gelirden yapı ve eklenti sahiplerine ödenir veidare tarafından yapıların tahliyesi sağlandıktan sonra ferağ işlemlerigerçekleştirilir.
..."
20. 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (4) ve (5) numaralıfıkraları şöyledir:
"(4) Bu Kanun kapsamında kalantaşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veyaiade edilmemesi gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanlarınsatış bedeli kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsizolarak geri alınır.
(5) Hak sahibi bulunmayan taşınmazlar ile buKanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere hak sahipleri veya ilgilileritarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvurudabulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya da gereklişartları sağlayamaması sebebiyle doğrudan satılamamaları veya iade edilmemelerisebepleriyle haklarında işlem yapılamayan taşınmazların tapu kütüklerinde yeralan 2/B, kullanıcı ve muhdesat belirtmeleri MaliyeBakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilir ve bu taşınmazlarMaliye Bakanlığınca genel hükümlere göre değerlendirilir. Bu yerlerden kamuhizmetlerinde kullanılanlar, kamu idarelerinin ihtiyaçları için gerekli olanlarve özel kanunları gereğince ilgili idarelere tahsisi gerekenler MaliyeBakanlığınca tahsis edilir."
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,mülkiyet hakkının kapsamı konusunda, mevzuat hükümlerinden ve derecemahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 §62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129).
22. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyetielde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Van der Mussele/Belçika [GK],B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko vediğerleri/Letonya (kk), B. No: 48321/99,23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek LisesiVakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
23. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Sözleşme'ye ek (1) Numaralı Protokol'ün1. maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olmasıdurumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını daiçeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının eldeedilebileceği yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyethakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§35; Lihtenştayn Prensi Hans-AdamII/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001; meşru beklentikavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:17849/91, 20/11/1995, § 31).
24. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre, temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamındasavunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterlideğildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti, (kk) [BD]B. No: 39794/98,10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dairbir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucunavarılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).
25. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilirolsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki birdüzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararınadayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye(kk), B. No: 22522/03, 9/12/2008).
26. AİHM, kamu malı niteliğinde bulunan taşınmazlara tapu tahsisbelgesi verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti yönündendeğerlendirmeler yaptığı kararında, mülkten yararlanmaya devam etme konusundakimeşru beklentinin iç hukukta yeterli bir temele dayanması gerektiğini,başvuruculara verilen tapu tahsis belgesine dayanılarak mülk sahibi olunmasınınşartları olduğunu yani bu hakkın şartlı bir hak sağladığını ve şartların oluşupoluşmadığının derece mahkemeleri tarafından değerlendirileceğini belirtmiştir (Anat ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04,26/4/2011, §§ 52, 53).
27. Diğer taraftan AİHM, Sözleşme'yeek (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesinin, devletin doğrudan müdahalesinin sözkonusu olmadığı, özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirlidurumlarda- mülkiyet hakkının korunması için gerekli tedbirleri almayükümlülüğünü içerdiğini kabul etmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleriçerçevesinde -özel kişiler arası mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile-kişilerin mülkiyet haklarına yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal birkoruma sağlaması gerekmektedir. Bu bağlamda devlet özellikle, taraflarınmülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar yönünden gerekli usule ilişkingüvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizma oluşturma yükümlülüğüaltındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarında ulusal mahkemeler de içhukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adil bir biçimde mülkiyetuyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. Mahkeme, bu gerekliliğin sağlanıpsağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününü incelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. N: 71186/01, 7/6/2005, §§ 90,91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, §112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD],B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§ 82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99, 24/11/2005, §134).Bununla birlikte AİHM, iç hukukun yorumlanması ve uygulanması konusundakigörevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukuk kurallarının yorumlanmasıbakımından sahip oldukları takdir hakkına açıkça keyfî veya bariz bir takdirhatası içermedikçe karışamayacağını belirtmektedir (Anheuser‑Busch Inc./Portekiz,§ 83; Ukraine‑Tyumen/Ukrayna, B. No: 22603/02, 22/11/2007, §51; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007,§ 47).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 9/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkın İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, kullanım kadastrosu sırasında bir satış senedinedayalı olarak uyuşmazlık konusu taşınmazların N.A.'nınkullanımında olduğunun tespit edildiğini ancak bu tespitin hatalı olduğunuiddia etmektedir. Başvurucuya göre kadastro sırasında esas alınan satışsenedindeki imza sahte olup bu taşınmazlar kendisinin işgalinde bulunmaktadır.Başvurucu bu nedenle açtığı kadastro tespitine davasında da Adli Tıp Kurumuraporuyla imzanın sahte olduğunun belirlendiğini, ancak buna rağmen davanınreddedildiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
30. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu kullanım kadastrosu tespitineitiraz davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun temel iddiası, uyuşmazlıkkonusu taşınmazların kullanıcısının kendisi olmasına karşın hatalı tespitedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıylabaşvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışındaki diğer bütün iddialarınınmülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Genel İlkeler
32. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanmabeklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianınvarlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).
33. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıpbir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgilihukuki bir işleme dayalı beklentidir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyethakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasınıntanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ileyapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet hakkınınihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunukanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu vediğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).
34. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarakbireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hakihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizmasıolmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özelkişilerin birbirilerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devleteatfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvurukonusu yapılan dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmeklekalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklaryönünden de incelenebilir (Türkiye EmeklilerDerneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).
35. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayanAnayasa’nın 5. maddesi kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engellerikaldırmayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir.Bahsedilen Anayasa hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetleringerçekleştirilmesine yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir.Anayasa’nın pek çok maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması vegerçekleştirilmesi için devletin alacağı tedbirlerden bahsetmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, § 38).
36. Bireylerin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanındabulunan temel haklara özel hukuk kişileri tarafından yapılan müdahaleler sonucubireylerin haklarının zarar gördüğü kimi durumlarda devlete atfedilebileceksorumluluklar bulunabilir. Devletin bu tür haksız müdahalelere karşı bireylerinmülkiyet hakkının korunması için etkili iç hukuk yolları ihdas ederek yapılanmüdahalelere karşı özellikle mahkemelere başvurmak suretiyle koruma talepedebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalarda özel kişilerin çatışanhakları arasında tercih yaparken mahkemelerce anayasal yorumla temel haklarınkorunması gerekmektedir. Böylelikle devlet, etkili bir iç hukuk yolu ihdasederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturup üzerine düşengörevi yerine getirmiş olacaktır (TürkiyeEmekliler Derneği, § 40).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
37. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin birinci fıkrasında,6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Maliye Hazinesiadına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin fiilî kullanım durumlarıdikkate alınarak kimler tarafından ve ne zamandan beri kullanıldığının, varsaüzerindeki muhdesatın kimlere ait olduğunun kadastrotutanağının beyanlar hanesinde gösterilmesi suretiyle öncelikle kadastrosuyapılarak Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.
38. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin(B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın 3402 sayılıKanun'un ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazineadına tespit gördüğü ve mülkiyetinin Hazineye ait olduğu anlaşılmaktadır.Nitekim bu husus taraflar arasında uyuşmazlık konusu da olmamıştır. Bu bakımdanbaşvurucu adına düzenlenen bir tapu kaydının bulunmadığı ve taşınmazınmülkiyetinin Hazineye ait bulunduğu tartışmasızdır (Benzer yönde bkz. Cüneyt Ali Turgut, B. No: 2013/8332,10/3/2016, § 43).
39. Bununla birlikte 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre,Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların tespit edilenkullanıcıları yönünden bu taşınmazları belirli bir bedel mukabilinde satınalmak üzere hak sahibi sayılmaları öngörülmüştür. Dolayısıyla kişinin böyle birtaşınmazda kullanıcı olduğunun tespit edilmesi, anılan kanun çerçevesindetaşınmazı belirli koşullara bağlı olarak satın alma hakkı vermektedir.
40. Başvuru konusu olayda, başvurucu Hazine adına ormansınırları dışına çıkarılan taşınmazların kullanıcısının kendisi olduğu hâldekadastro sırasında yanlış tespit edildiği iddiasıyla kadastro tespitine itirazdavası açmıştır. Mahkeme ise taşınmazın başında keşif yapmış, keşif sırasındatarafların tanıklarını ve mahalli bilirkişileri dinlemiş, kadastro ve ziraatuzmanı teknik bilirkişilerden raporlar almıştır. Yapılan yargılama neticesindeMahkeme, başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazların kullanıcısı olduğunu kanıtlamayamadığı gerekçesiyle davanın reddine kararvermiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme istemleri de aynı gerekçelerleYargıtayca reddedilmiştir.
41. Öncelikle mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu edilenyargılama sürecinin bütününe bakıldığında başvurucunun kendisini vekil iletemsil ettirdiği, yargılamanın duruşmalı olarak görüldüğü, başvurucuya itirazve savunmalarını ortaya koyabilme ve delillerini sunabilme olanağının tanındığıanlaşılmaktadır.
42. Başvurucu kadastro tespitinde esas alınan satış senedininsahte olduğunu ileri sürmüş, Mahkeme de aldırdığı Adli Tıp Kurumu raporuna görebu senedin sahte olduğunun kanıtlandığını kabul etmiştir. Ancak Mahkeme,davanın kullanıcı tespitine ilişkin olduğunu belirterek kullanım kadastrosuöncesi fiilî durumu esas alarak sonuca varmıştır.
43. Belirtmek gerekir ki, 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesininikinci fıkrasına göre orman niteliğindeki taşınmazların zilyetlik yoluylaedinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olay bakımından zilyetliğedayalı olarak kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinmeye ilişkin kurallarınuygulanmasının söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim 3402 sayılıKanun'un ek 4. maddesinin birinci fıkrasında da Hazine adına orman sınırlarıdışına çıkarılan taşınmazların fiilî kullanım durumlarına göre tespitinyapılacağı belirtilmiştir. Mahkeme de davanın reddini, bir davacı tanığının daaralarında olduğu tarafların tanıkları ve mahalli bilirkişi beyanlarına görekullanım kadastrosu öncesi taşınmazların fiilî kullanıcısının davalı olduğunu,başvurucunun ise kullanıcı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesinedayandırmaktadır.
44. Benzer davalar bakımından Yargıtay, 3402 sayılı Kanun'un ek4. maddesindeki düzenleme karşısında bu tür davalarda 3402 sayılı Kanun'un 14.maddesinde öngörülen mülkiyetin kazanılmasına ilişkin koşulların varlığınınaranmayacağı görüşündedir. Yargıtay kararlarında, gayrimenkul hukukundakullanıma ilişkin olarak “zilyetlik” kavramı kullanılmakta iken ek 4. maddede“fiilî kullanım” kavramının kullanıldığı belirtilmiştir. Yargıtay uygulamasındafiilî kullanımın, ekonomik amaca uygun bir kullanım olması gerektiği ve enazından taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyet sağlamaya yetecek bir süredekizilyetliğin yeterli olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay kararlarında, kullanımkadastrosunun amacı; 2/B sahalarını, fiilî kullanım durumlarını dikkate alarakparsellere ayırmak ve bu taşınmazları Hazine adına tescil ederken taşınmazlarüzerinde tespit günü itibariyle fiilî kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesindegöstermek olarak açıklanmıştır (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 8/11/2016 tarihlive E.2016/14023, K.2016/8832 sayılı ile aynı Dairenin 29/3/2016 tarihli veE.2015/8945, K.2016/3462 sayılı kararları).
45. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukukkurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi ise bireyselbaşvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece mahkemeleri önünde hukukunne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda vebu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece mahkemelerincekesin olarak reddedildiği durumlarda açıkça keyfî olmadığı veya bariz birtakdir hatası içermediği sürece “meşru birbeklentinin” bulunduğu sonucuna varılamaz.
46. Sonuç olarak orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazınmülkiyeti Hazineye ait olup kadastro mahkemesinde görülen yargılamadabaşvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazların fiilî kullanıcısı olduğunukanıtlayamadığı anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından ilgili hukuk kurallarıve benzeri içtihatlar gözetildiğinde derece mahkemelerinin kararlarının açıkçakeyfî olduğu veya bariz takdir hatası içerdiği de tespit edilememiştir.Dolayısıyla somut başvuru açısından, yeterli bir hukuki temele dayalı olmadığındanbaşvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkıkapsamında bir mülkü veya en azından mülkiyeti elde etme yönünde bir meşrubeklentisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzerbaşvurularda da aynı sonuca varmıştır (karşılaştırma için bkz. Cüneyt Ali Turgut, §§ 24-52).
47. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
48. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 50, 52).
51. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamasüresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı vekaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindekitutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar dikkate alınır (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
52. Başvuruya konu dava, Maliye Hazinesi adına orman sınırlarıdışına çıkarılan anılan taşınmazların "kullanıcılarınınbelirlenmesine" ilişkin kadastro tespitine itiraz hakkındadır. Nitekim Mahkemekararı ve gerekçesi ile Yargıtayın onama ve karardüzeltme ilamları incelendiğinde de; uyuşmazlığın, taşınmazın sadece"fiili kullanım durumunun" tespiti ile sınırlı olarak irdelendiğigörülmektedir (bkz. §§ 13-14). Dolayısıyla belirtilen mahiyeti itibarıyla somutdavanın, karmaşıklıktan uzak olduğu açıktır. Yargılama süresince duruşmalarınon iki oturum boyunca sürdüğü görülmektedir. Mahkeme, köy satış senedindesahtecilik iddiasına ilişkin olarak Adli Tıp Kurumundan imza karşılaştırmasıraporu aldırmıştır. Bu süreç ise, 26/1/2011 tarihli üçüncü oturumdan 19/6/2013tarihli on birinci oturuma kadar yaklaşık iki yıl beş ayda sonuçlanabilmiştir.Mahkeme, ancak bu süreç tamamlandıktan sonra 11/10/2013 tarihinde teknikbilirkişiler ile birlikte uyuşmazlık konusu taşınmazların başında keşif icraetmiş, mahalli bilirkişileri, tespit bilirkişilerini ve taraf tanıklarınıdinlemiştir. Bununla birlikte, yapılan yargılama neticesinde Mahkeme, sözkonusu satış senedi ile adli tıp raporuna itibar edilemeyeceğini gerekçeleriyleaçıklamıştır (bkz. §§ 13). Zira Mahkemeye göre, dava yalnızca "fiilikullanım durumunun" tespitine ilişkin olduğundan, bu delillerin varılansonuca etkisi bulunmamaktadır. Sonuç olarak Mahkemenin, yapılan keşif, keşiftedinlenen mahalli bilirkişiler, tespit bilirkişileri ve tanık beyanlarını esasalarak hüküm kurduğu, Yargıtayın da yine bu delilleridikkate alarak hükmü onadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, yargılamanınuzamasında en önemli etken olan adli tıp raporunun aldırılmasının gerekli olmadığıderece mahkemelerince de kabul edilmiştir. Diğer taraftan, başvurucu adınavekili, yapılan bütün keşif ve duruşmalara katılmış olup, başvurucununyargılamanın uzamasına etki edecek bir kusurunun bulunduğu ise tespitedilememiştir.
53. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 4 yıl 4 ay sürenyargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. …”
56. Başvurucu mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden maddi veadil yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden ise manevi tazminat talebindebulunmuştur.
57. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
58. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine, diğertazminat taleplerinin ise reddine karar verilmesi gerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Kandıra Kadastro Mahkemesine(E.2010/26, K.2013/166) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE9/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.