TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CAFER ÖZAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12067)
Karar Tarihi: 25/10/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Cafer ÖZAY
Vekili
:
Av. Güray GÜNEŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerliğe elverişli olunmadığı hâlde zorunluaskerlik hizmetine alınmadan dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılandavanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucunun Askerlik Şubesi Başkanlığı Askerlik Meclisinceyapılan muayenesi sonucunda askerliğe elverişli olduğuna karar verilmiştir.
7. Başvurucu 20/2/2006 tarihinde askeresevk edilmiştir.
8. 23/2/2006 tarihinde eğitim birliğinekatılan başvurucu, zorunlu askerlik hizmetini tamamlayarak 20/5/2007 tarihindeterhis edilmiştir.
9. Terhisten sonra kendi isteğiyle uzman erbaş adaylığınamüracaat eden başvurucu 2009 yılında sözleşme imzalayarak jandarma uzman erbaşolarak Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde göreve başlamıştır. Göreviesnasında yapılan sağlık kontrolü üzerine düzenlenen 28/2/2013tarihli sağlık kurulu raporunda ''gilbert sendromu" tanısı nedeniylebaşvurucu hakkında ''Askerliğe elverişlideğildir. TSK'da görev yapamaz.'' tespiti yapılmıştır. Bu raporun 31/5/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığınca (MSB)onaylanıp kesinleşmesinin ardından başvurucunun sözleşmesi sağlık nedeniyle20/6/2013 tarihinde feshedilmiştir.
10. Başvurucu, söz konusu hastalık nedeniyle doğuştan askerliğeelverişli olmadığı hâlde idarece yeterli muayene yapılmadığı için bu durumuntespit edilememesi sonucu kendisine askerlik yaptırıldığını belirterek busebeple uğradığı zararların tazmini istemiyle 17/4/2013tarihinde idareye başvurmuştur. Başvurunun zımnen reddi üzerine 20/6/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM)dava açmıştır.
11. AYİM İkinci Dairesi (Daire), oyçokluğuyla verdiği kararladavayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. 15/1/2014tarihli kararın gerekçesinde özetle şu hususlara yer verilmiştir: Öncelikledavanın idari işlemden (askerliğe elverişli olmadığı hâlde askere alma işlemi)doğan bir tam yargı davası niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Başvurucununen geç terhis tarihinde bu işlemi öğrendiği kabul edilmiştir. Dolayısıyla 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdareMahkemesi Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca davanın en geç terhis tarihinden(20/5/2007) itibaren altmış gün içinde doğrudan veya aynı Kanun'un 35. maddesiuyarınca davalı idareye ihtiyari müracaatta bulunularak ve bu müracaat üzerineidarenin cevabının niteliğine göre yine aynı maddede öngörülen usul uyarıncahesaplanacak süre içinde dava açılması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucununise askere alınması işleminin tesis, öğrenme ve icra tarihlerinden çok sonra 17/4/2013 tarihinde idareye başvurduğundan bu başvurununzımnen reddi üzerine 20/6/2013 tarihindeaçtığıdavanın süresinde olmadığı ifade edilmiştir.
12. Karşıoyda ise başvurucunun terhisedildiği tarihte söz konusu rahatsızlıktan ve dolayısıyla zararının varlığındanhaberdar olduğundan söz edilemeyeceği, bu sebeple dava açma süresininbaşlangıcında terhis tarihinin esas alınmaması gerektiği vurgulanmıştır.Başvurucunun askerliğe elverişli olmadığının tespit edildiği sağlık raporununkesinleşmesiyle birlikte zararı öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği ifadeedilmiştir. Buna göre başvurucunun zaten raporun kesinleştiği tarihten önce idareyebaşvurduğu, dolayısıyla zımni ret işlemi üzerine açtığı davanın süresindeolduğu belirtilmiştir.
13. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 21/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
14. Nihai karar başvurucuya 23/6/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 22/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Sözleşme
16. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ...konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini istemehakkına sahiptir..."
B. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
17. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6.maddesinin medeni hukuk alanına giren konularda uygulanabilirliği ilk olarakbir uyuşmazlığın varlığına bağlıdır. İkinci olarak uyuşmazlık en azındansavunulabilir bir şekilde iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek hak veyükümlülükler ile ilgili olmalıdır. Son olarak ise bu hak ve yükümlülükler -herne kadar bizzat 6. madde bu hak ve yükümlülüklere Sözleşmeci devletlerin hukuksistemi içinde belirli bir anlam atfetmese de- Sözleşme anlamında"medeni" nitelikte olmalıdır (Jamesve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 8793/79, 21/2/1986,§ 81).
18. AİHM; "medeni hak" kavramının özel bir kişiolmaktan ziyade vatandaş olmanın bir gereği olarak bireyde var olan ve özüitibarıyla kamu hukukuna ilişkin bulunan hak ve yükümlülükleri içermediğiniifade etmektedir. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının askerlik hizmeti ve bu hizmete alternatif kamu hizmetlerine ilişkinyargısal süreçlere uygulanmayacağını kabul etmektedir (Nicolussi/Avusturya (k.k.), B. No: 11734/85, 8/5/1987).
19. AİHM, uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olupolmadığını tespit ederken davanın konusundan ziyade davada tartışılacakmeseleye odaklanmaktadır. AİHM'in Panjeheighalehei/Danimarka([k.k.] B.No:11230/07, 13/10/2009) kararına konu olayda İranvatandaşı olan başvurucunun annesi 1997 yılında yasal yollardan başvurucu vediğer çocuğu (kızı) ile birlikte Danimarka’ya gelmiş ve Danimarka’da iken hemkendisi hem de o tarihte reşit bulunmayan çocukları için siyasi sığınmatalebinde bulunmuştur. Başvurucunun annesi monarşi yanlısı İran Javid örgütünün aktif üyesi olması ve örgüt tarafındandüzenlenen gösterilere katılması nedeniyle İran Hükûmeti tarafından gözaltınaalındığını ve işkence gördüğünü ileri sürmüş, geri gitmesi hâlinde işkencegörme riskinin bulunduğunu belirtmiştir. Ancak başvurucunun annesinin sığınmatalebi, anlatımlarının itibar edilebilir bulunmadığı gerekçesiylereddedilmiştir. 1999 yılında reşit olan başvurucu dosyanın yeniden açılmasıiçin Danimarka makamlarına dilekçe vermiş ve İran Hükûmeti tarafındanarandığına dair haber aldığını belirterek geri gönderilmesi hâlinde işkencegöreceğini yinelemiştir. Fakat başvurucunun talebi, yeni bilgi ve belgeeklenmediği gerekçesiyle reddedilmiş ve başvurucu bu tarihte sınır dışıedilmiştir. Başvurucunun avukatı 1999 ve 2002 yıllarında olmak üzere iki keredaha başvurucu adına sığınma talebinde bulunmuştur. Başvurucu 2003 yılındatekrar Danimarka’ya giriş yapmış ve yeniden sığınma talep etmiştir. Başvurucu,ülkesinde iken iki yıl boyunca gözaltında işkence gördüğünü ileri sürmüştür.İşkence Mağdurları Rehabilitasyon ve Araştırma Merkezi tarafından verilensağlık raporunda başvurucunun vücudundaki izlerin anlattığı hikâye ile uyumlu olduğutespit edilmiştir. Bu rapor üzerine 2004 yılında başvurucunun sığınma talebikabul edilmiştir. Başvurucu 1999 tarihli karar nedeniyle ülkesine gerigönderilmesi üzerine gördüğü işkence ve çektiği acılar sebebiyle tazminatödenmesi talebiyle Mülteci Kurumuna karşı dava açmıştır. Yargılama sonucundabaşvurucunun tazminat talebi, Mülteci Kurumunun, sınır dışı işlemleri nedeniylebir sorumluluğunun söz konusu olamayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir (Panjeheighalehei/Danimarka [k.k.]).
20. Başvurucu, AİHM’e bireyselbaşvuruda bulunurken diğer iddialarının yanında tazminat talebinin reddinedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinde güvenceye bağlanan mahkemeye erişimhakkının da ihlal edildiğini öne sürmüştür. AİHM yabancıların “ülkeye girişi,ülkede kalışı ve ülkeden sınır dışı edilmeleri”neilişkin işlemlerin medeni hak ve yükümlülük karakterinin bulunmadığına dairiçtihadını yinelemiştir. AİHM, başvurucunun görülen davanın yabancıların“ülkeye girişi, ülkede kalışı ve ülkeden sınır dışı edilmeleri”neilişkin işlemlerle ilgisinin bulunmadığı yolundaki savını da yerindebulmamıştır. AİHM başvurucunun açtığı tazminat davası haksız fiil sebebiyleaçılan bir dava gibi kurgulanmış olsa da bu davadaki temel iddianın MülteciKurumunun 1999 tarihli kararının hukuka aykırılığı olduğunun altını çizmiştir.AİHM, başvurucunun tazminat talebinin -özünde ve öncelikle- Mülteci Kurumunun1999 tarihli kararının esasının sorgulanmasını gerektirdiğini vurgulamıştır.AİHM, başvurucunun açtığı tazminat davasında incelenmesi gereken meselelerinMülteci Kurumunun 1999 tarihli kararıyla yakından bağlantılı olduğu ve“yabancıların ülkeye girişi, ülkede kalışı ve ülkeden sınır dışı edilmelerineilişkin karar”dan ayrıştırılmasının mümkünbulunmadığı kanaatini açıklamıştır. Sonuç olarak AİHM başvurucunun açtığıtazminat davasının Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının kapsamınagirmediğinden kabul edilemezlik kararı vermiştir (Panjeheighalehei/Danimarka [k.k.]).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 25/10/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, askerliğe elverişli olmadığı hâlde idaretarafından yeterli muayene yapılmadığı için bu durumun tespit edilememesisonucu kendisine zorunlu askerlik hizmeti yaptırıldığını; bu sebeple uğradığızararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesininhakkaniyete aykırı olduğunu belirtmiştir. Mahkemenin aynı nitelikteki uyuşmazlıklardafarklı yönde verdiği kararlar olduğunu da ifade eden başvurucu, mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
23. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının birincicümlesi şöyledir:
"Herkes, Anayasa'da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesikapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıylaAnayasa Mahkemesine başvurabilir.(...)"
24. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrasına göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkınAnayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nintaraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyleAnayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasınıiçeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B.No:2012/1049, 26/3/2013, § 18).
25. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
26. Anayasa'nın "Vatanhizmeti" kenar başlıklı 72. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir.Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerinegetirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir."
27. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiş ancak hakkın kapsamı düzenlenmemiştir. 3/10/2001 tarihli ve 4709sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanmahakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin tarafolduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılamahakkı metne dahil" edilmiştir.Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahipolduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'dedüzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğuanlaşılmaktadır (Yaşar Çoban,[GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53). Bu itibarlaAnayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğibelirlenirken Sözleşme'nin "Adilyargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkinAİHM içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir(Onurhan Solmaz,§ 22).
28. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ileri sürebileceği tümhak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkını güvenceye almamaktadır.Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmayailişkin hak ve ilkelerin "medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların" ve bir "suç isnadının" esasının kararabağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularlasınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireyselbaşvuruda bulunabilmek için ya başvurucunun medeni hak ve yükümlülükleriyleilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suçisnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır.Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlaliiddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı kapsamıdışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).
29. Somut uyuşmazlıkta suç isnadına bağlı bir yargılamanınmevcut olmadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikteuyuşmazlığın niteliği itibarıyla "medeni hak ve yükümlülükler"kapsamında görülüp görülemeyeceği, bu husustaki değerlendirmeden hareketle sözkonusu uyuşmazlığa ilişkin başvurunun Anayasa ve Sözleşme'nin ortak korumaalanı içinde yer alıp almadığı yönünden bir irdeleme yapılması gerekmektedir.
30. Yukarıda da belirtildiği üzere bir kimsenin "medeni hakve yükümlülükleri"nin karara bağlanmasıylailgili bir yargılama usulünde Sözleşme'nin 6. maddesi uygulanabilir. AİHM,Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının "medeni"meselelerde uygulanabilirliği için ilk olarak ortada bir uyuşmazlığın bulunmasıkoşulunu aramakta; uyuşmazlığın iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek"haklar ve yükümlülükler" ile ilgili olması ve bu haklar veyükümlülüklerin de Sözleşme'deki anlamıyla"medeni" olması gerektiğini vurgulamaktadır (bkz. § 17).
31. Bu noktada devletin salt egemenlik yetkisini kullanarak birbireye tanıdığı hak ya da yüklediği yükümlülüklerin "medeni hak veyükümlülük" kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmek gerekir. AİHM de"medeni hak" kavramının özel bir kişi olmaktan ziyade vatandaşolmanın bir gereği olarak bireyde var olan ve özü itibarıyla kamu hukukuna ilişkinbulunan hak ve yükümlülükleri içermediğini ifade etmektedir (bkz. § 18).Askerlik ve askere alma işlemleri de devletin egemenlik yetkisinin tezahürüolan ve müdahaleye kapalı bulunan çekirdek alanını oluşturmaktadır. Bu bağlamdaAnayasa'da vatandaşlık bağından kaynaklanan kamusal bir hak ve ödev olarakdüzenlenen askerlik hizmetinin "medeni hak ve yükümlülük" kapsamındaolmadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bir kişininzorunlu askerlik hizmeti yükümlüsü olup olmadığı, kimlerin bu hizmeti yerinegetirmekten muaf tutulacağı ya da muafiyet koşullarının ne olacağı, bu hizmetinhangi statüde ve ne kadar süre ile yerine getirileceği, askere sevkişlemlerinin hangi yöntem izlenerek ve ne şekilde yürütüleceği, bu süreçtekiuygulamaların ne olacağı gibi meseleler özü itibarıyla askerlik hizmeti yapmayükümlülüğüne ilişkin olduğundan"medeni hak veyükümlülük" kapsamında değildir. Buna göre askerlik yükümlülüğünükonu alan ya da "askere alma kararları"nailişkin olan iş ve işlemlerden dolayı açılan davalardaki yargılama süreçleriyleilgili adil yargılanma şikâyetlerinin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak korumaalanı dışında olduğunun kabul edilmesi gerekir.
32. Askerlik hizmetinin kişinin maddi ve manevi varlığı ya da içhukukta korunan başka hakları üzerindebirtakım etkive sonuçlar yaratabileceği, dolayısıyla askere alma kararından kaynaklı biruyuşmazlığın bu tür uzantılarının ve sonuçlarının da olabileceği tabiidir. Ziraaskerlik hizmeti, doğası gereği yükümlüyü bazı medeni haklarından mahrumbırakmaktadır. Bununla birlikte uyuşmazlığın "medeni hak veyükümlülük" kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi bağlamındayapılacak bir incelemede dikkate alınması gereken ölçüt, davada tartışılacak"mesele"nin ne olduğudur. Bunun tespitiiçin de davaya konu uyuşmazlığın "özünün" ortaya konulmasıgerekmektedir. Şayet -tazminat talebine ilişkin bile olsa- bir davada, devletin"askere alma kararı" diğer bir anlatımla askere alma yetkisininkullanılmasına ilişkin iş ve işlemleri değerlendirme konusu olacak ise buuyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülük kapsamında görülmesi mümkün olmaz.
33. Somut davada başvurucunun, askerliğe engel teşkil edeceknitelikte bir rahatsızlığının bulunduğunun askere sevki sırasında idaretarafından tespit edilmesi ve askerlikten muaf tutulması gerektiği ilerisürülmektedir. Başvurucu, idarenin bu konudaki yükümlülüğünü gereği gibi yerinegetirmemesi neticesinde rahatsızlığının tespit edilememesi nedeniyle kendisineaskerlik hizmeti yaptırılmış olması olgusuna dayanmış; askere sevk sürecindekibu uygulamaların ve sevk işleminin hukuka aykırılığından bahsetmiştir. Sözkonusu davada başvurucu, haksız şekilde yerine getirmek zorunda bırakıldığıaskerlik hizmeti süresince çalışamadığı için gelirinden mahrum kaldığını vemanevi olarak yıprandığını belirterek tazminat talep etmiştir.
34. Buna göre bireysel başvuruya dayanak davanın açılmasınasebep olan olgu, askerliğe elverişli olmadığı ileri sürülen bir kimseninaskerlik hizmeti yapmakla yükümlü tutulmuş olmasıdır. Davanın çözümündetartışılması gereken temel mesele ise 20/2/2006tarihli "askere alma kararı"dır.Dolayısıyla uyuşmazlığın özünün devletin askere alma yetkisinin kullanımıylailgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla devletin salt egemenlik yetkisininkullanımının tezahürü mahiyetinde olan askere alma yetkisiyle doğrudanbağlantılı görülen ve 20/2/2006 tarihli "askerealma kararı"nın tartışılmasını gerektiren buuyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülük kapsamında değerlendirilemeyeceğiaçıktır.
35. Öte yandan başvurucunun askerlik yapmanın doğal sonuçlarıdışında bedensel veya ruhsal bütünlüğünün zarar gördüğüne yönelik bir iddiasıda bulunmamaktadır. Tüm bu değerlendirmelere göre medeni hak ve yükümlülükkapsamında yer almayan askerlik hizmeti yükümlülüğüne ilişkin olduğu anlaşılanuyuşmazlığın Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kaldığısonucuna varılmaktadır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.