TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CAHİT TEKİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2744)
Karar Tarihi: 16/7/2014
R.G. Tarih-Sayı: 16/10/2014-29147
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Cahit TEKİN
Vekili
:
Av. Saim Bozkurt
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındayaptığı talebin reddedildiğini, bu işleme karşı açmış olduğu davaya ilişkinyargılama işlemlerinin adil olmadığını, işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını ve mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını belirterek,Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalintespitiyle uğradığı maddi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 29/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 25/11/2013 tarihli yazısı2/12/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekilitarafından 6/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesiibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu 3/1/2006tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyleBatman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurmuştur.
8. Başvuru kapsamında teminedilen 18/8/2010 tarihli inşaat bilirkişisi raporunda başvurucunun13.340,00 TL, 13/8/2010 tarihli ziraat bilirkişisi raporunda ise 268,00 TLzararı olduğu tespit edilmiştir
9. 14/10/2010 tarih ve 2010/1-441 sayılıZarar Tespit Komisyonu Kararında, dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarıncabaşvurucunun adına kayıtlı taşınır veya taşınmaz malvarlığınarastlanılmadığından bahisle talebin reddine karar verilmiştir.
10. Başvurucu tarafındabelirtilen işlem aleyhine 22/2/2011 tarihindeDiyarbakır 3. İdare Mahkemesinde açılan dava, yetkisizlik kararıyla Batmanİdare Mahkemesine devredilmiştir.
11. Batman İdare Mahkemesinin23/11/2011 tarih ve E.2011/922, K.2011/1042 sayılı kararı ile,başvurucunun ikamet ettiği köyün tamamen boşalmadığı, anılan yerleşim yerindenesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olduğu ve başvurucuya yönelik bir terörtehdidi ya da saldırısının bulunmadığından bahisle davanın reddine kararverilmiştir.
12. Kararın temyiz edilmesiüzerine, Danıştay 15. Dairesinin 13/6/2012 tarih veE.2012/1288, K.2012/4591 sayılı kararı ile temyiz isteminin reddine kararverilmiştir.
13. Karar düzeltme istemiDanıştay 15. Dairesinin 11/12/2012 tarih veE.2012/11172, K.2012/13795 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
14. Ret kararının 15/4/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği ve 29/4/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgiliHukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasınailişkin esas ve usulleri belirlemektir.”
16. Aynı Kanun’un “Kapsam” kenar başlıklı 2. maddesişöyledir:
“Aşağıda belirtilenzararlar bu Kanunun kapsamı dışındadır:
…
d) Terör dışındakiekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındakendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararlar.”
17. Aynı Kanun’un “Zarar tespit komisyonları” kenar başlıklı4. maddesi şöyledir:
“Zarartespit komisyonları illerde; bu Kanun kapsamında yapılacak başvurular üzerineon gün içinde kurulur. Komisyon, bir başkan ve altı üyeden oluşur. Valiningörevlendireceği vali yardımcısı komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık veiskân, tarım ve köyişleri, sağlık, sanayi ve ticaretkonularında uzman ve o ilde görev yapan kamu görevlilerinden vali tarafındanbelirlenecek birer kişi ile baro yönetim kurulunca baroya kayıtlı olanlararasından görevlendirilecek bir avukat komisyonun üyesidir. Komisyonun başkanve üyeleri her yıl ocak ayının ilk haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeleryeniden görevlendirilebilirler. İş yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazlakomisyon kurulabilir.”
18. Aynı Kanun’un “Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi vesonuçlandırılması” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“(Değişik: 28/12/2005- 5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veyayetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış güniçinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararıngerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğinebaşvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacakbaşvurular kabul edilmez.
…”
19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak Zararlar” kenar başlıklı 7.maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerinegöre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara,ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, engellihâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenazegiderleri.
c) Terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından
kaynaklananmaddî zararlar.”
20. Aynı Kanun’un “Zararın Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesişöyledir:
“7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı,adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularakolayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsakusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete vegünün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruyaveya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.”
21. Aynı Kanun’un geçici 1.maddesi şöyledir:
“BuKanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik vekaymakamlıklara başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasındaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçekkişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanunhükümleri uygulanır.
Bu maddeye göreyapılan başvurular, başvuru tarihinden itibaren iki yıl içindesonuçlandırılır.”
22. Aynı Kanun’un geçici 3.maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun geçici 1inci maddesi ve bu Kanuna 28/12/2005 tarihli ve 5442sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğince yapılan başvurularınsonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülen sonuçlandırılma süresininbitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve başvurularınsonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her defasında biryılı aşmamak üzere uzatabilir.”
23. Aynı Kanun’un geçici 4.maddesi şöyledir:
“(Ek: 24/5/2007-5666/1md.) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibarenbir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde,19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamınagiren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
24. 5233 sayılı Kanun’un geçici4. maddesi gereğince yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan 24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı EkiKararın 1. maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar KuruluKararı ile uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
25. Danıştay 10. Dairesinin30.12.2008 tarih ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:
“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafındantamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozmakararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının araştırılmasındansonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.
…”
26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararışöyledir:
“…5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinindeğerlendirilmesinden; kişilerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyleuğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmininin, terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmesi şartına bağlıbulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde söz konusu zararlarıntazmini yoluna gidilebileceği; güvenlik kaygısına dayansa dahi,terör olayları sonucu köyü terk edenlerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyleuğradıkları zararın, sadece köyün idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılması halinde ve köyün boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihekadar geçen süreçle sınırlı olarak tazmininin mümkün olduğu sonucunaulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan bir köye dönüşün başlaması, o köydegüvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına kavuşulduğu anlamına gelmektedir.Köye dönüş için sağlanması zorunlu olan asgari güvenlik düzeyi ölçütünün iseobjektif olması gerektiği; başka bir anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyenkişilere göre değişmemesi gerektiği de tabiidir.
Bu kabule göre,uyuşmazlığa konu olayda, davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasındankaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığıtarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklıbulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllıksüre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemdehukuka aykırılık bulunmamaktadır.
…”
27. Danıştay 10. Dairesinin20.2.2009 tarih ve E.2008/6679, K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir:
“…Dava konusu olayda;komisyonca düzenlenen tutanaklarda da belirtildiği üzere, AlluçKöyü'nde herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993yılında bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğusisteminin getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devamettiği, diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terörolayları sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettiklerihususlarında çekişme bulunmamaktadır.
Buna göre, sadece geçici köy korucularının yaşadığı köyün,güvenli bir yerleşim yeri olduğundan bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlikkaygısı nedeniyle köyü terk eden davacının 5233 sayılı Yasa kapsamındauğradığı bir zararı olup olmadığının tespiti ve saptanan zararının tazminigerekirken, başvurusunun reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukukauyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasınıgerektirecek nitelikte görülmemektedir.
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun29/4/2013 tarih ve 2013/2744 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu, 5233 Kanunkapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, dosyadakizarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik nedeniyle köyün boşaltılmışolduğunu belirten belgeler nazara alınmaksızın ve geçici köy korucusu olanbabasının terör örgütü mensuplarınca öldürülmesi ile kendisinin de aynı olaykapsamında yaralanmasına dair öznel durumu ile köy halkının güvenlik güçleritarafından yapılan mayın taramasında kobay olarak kullanılması hususuna ilişkinTBMM İnsan Hakları Komisyonunun incelemeleri göz önünde bulundurulmadan köyüntamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine dayanılarak, tarafından sunulanbelgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan belgeler nazaraalınarak ve sunulan bu belgeler kendisine tebliğ edilmek suretiyle savunmayapma imkanı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını, kararların yeterligerekçe ihtiva etmediğini, tarafından sunulan belgeler dikkate alınmaksızınidarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren mahkemenin tarafsızolmadığını, benzer başvurularda tazminata hükmedilmesine rağmen başvurusureddedilmek suretiyle eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını, idarenin can vemal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyethakkından yoksun kaldığını ve derece mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararının tazmin edilmediğini, ayrıca yaptığı başvuruhakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek,Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
30. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, başvurucununiddialarının incelenmesi neticesinde, iddialarının özünün adil yargılanma vemülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlaline ilişkin olduğu anlaşılmakla,söz konusu iddiaların belirtilen kapsamda değerlendirmeye tabi tutulması uygungörülmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı ve MakulSürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
31. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlaliİddiası
32. Başvurucu, idare tarafındansunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenintarafsız olmadığını iddia etmiştir.
33. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıhakkında görüş bildirilmemiştir.
34. Sözleşmenin 6. maddesindeaçıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, davanın tarafsız birmahkemede görülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın 36.maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber,Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, bu hak da adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur (AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, K.T. 5/5/2004).Ayrıca, mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan ikiunsur olduğu nazara alındığında, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsızbir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır (AYM, E. 2005/55, K. 2006/4, K.T. 5/1/2006; E.1992/39, K. 1993/19, K.T. 29/4/1993).
35. Genel olarak tarafsızlık,davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahipolunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde birdüşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder.
36. Tarafsızlığın öznel venesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup, bu kapsamda hâkimin bireyolarak, mevcut davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarakmahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM,E. 2005/55, K. 2006/4, K.T.5/1/2006).Yargılamayıyürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ilemaddi veya manevi yakın bir bağının bulunması veya yargılama sürecinde sarfettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması,bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunmasıda tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak, belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayıyürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun,kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığınınsöz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu hususkanıtlanmadığı müddetçe, tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılmasızorunludur. Bunun yanı sıra, yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunmasıda gerekmekte olup, bu husus tarafsızlığın nesnel boyutuna işaret etmektedir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No. 22299/93, 25/02/1997,§§ 43–49; Fey/Avusturya, B. No. 14396/88, 24/2/1993, §§28–36; Hauschildt/Danimarka, B. No. 10486/83, 24/5/1989, §§46–48; McGonnell/Birleşik Krallık, B. No.28488/95,08/2/2000, §§ 55–57).
37. Başvuruya konu yargılamada,başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceğinoktasında derece mahkemelerinin Danıştay tarafından ihdas edilen nesnelgüvenlik kaygısı ölçütünden hareket ettikleri ve bu hususun saptanması içinidare ile başvurucu tarafından sunulan belgeleri değerlendirmek suretiyle sözkonusu yerleşim yerinde nesnel güvenlik kaygısının oluşmadığından hareketlebaşvurucunun talebinin reddine karar verildiği, bu kapsamda başvuruya konuyargılama faaliyeti açısından, ilgili usul hükümleri uyarınca yargılamafaaliyetini devam ettiren yargılama makamlarının tarafların adil yargılanmayailişkin meşru beklentileri üzerinde menfi etkide bulunacak bir izlenime sahipolmadığı gibi, hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracakşekilde, yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı vetaraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamdakişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir bulgu dasaptanmadığı anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası
38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı giderim talebinin, mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamışolması gerekçesiyle reddedildiğini ancak, belirtilen köyde yaşayan bir kısımmüracaat sahibine bahse konu Kanun kapsamında ödemede bulunulduğunu belirterek,Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
39. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18) Bu nedenle, bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespitedilmesinde Anayasa ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi veortak koruma alanının tespit edilmesi gerekir.
40. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.”
41. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.maddesi şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veyatoplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzereherhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”
42. Yukarıda yer verilenhükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağıkapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp, Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerlebağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 33).
43. Bununla birlikte, bireyselbaşvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevininolmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkiletmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başınaincelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, ohakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Buçerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgilibir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiğisonucuna ulaşılabilir (B. No: 2012/606, 20/2/2014, §48).
44. Ayrımcılık yasağının ihlaledilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, kural olarak kişinin hangi temelhak ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruzkaldığının tespiti gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesiyeterli olmayıp, ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerleortaya koyması gerekir. Somut olayda başvurucu tarafından,5233 sayılı Kanun kapsamında yapılmış olan benzer bazı müracaatlarda tazminatödenmesine hükmedildiğinden bahisle kendisinin ayırımcılığa maruz kaldığıbelirtilmiş olmakla beraber, kendisine hangi temele dayalı olarak ayırımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi, belirtilen iddiasınıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış olduğu anlaşılmakla,başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
45. Başvurucunun, başvuruya konuköyün tamamen boşalmış olup olmadığı hususunda tespitler içeren ve idarecesunulan belgelerin kendisine tebliğ edilmeksizin yargılamada kullanıldığı,Mahkeme kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediği, başvurusuna ilişkin idarisüreç ile yargılama prosedürünün makul süredesonuçlandırılmadığı ve 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun geçiciköy korucusu olan babasının terör örgütü mensuplarınca öldürülmesi vekendisinin de yaralanması noktasındaki öznel durumu nazara alınmaksızın,Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki hatalıkabulden hareketle reddedildiği yönündeki iddiaları nazara alınarak,başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki iddialarının, makul süredeyargılanma hakkı ve yargılamanın hakkaniyete uygunluğu açısındandeğerlendirilmesi uygun görülmüştür.
a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlaliİddiası
46. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında ileri sürdüğü giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idarisüreç ve yargılama prosedürünün makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
47. Adalet Bakanlığı görüşünde,AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihadında yer alan makul sürede yargılanma hakkınailişkin kriterlere atıfta bulunularak, somut başvurusürecinin yaklaşık dört yıl dokuz aylık kısmının komisyon nezdinde, bir yıl onaylık bölümünün ise yargılama makamları önünde geçtiğinin ve özellikle 5233sayılı Kanun kapsamında ilgili komisyonlara yapılan başvuru yoğunluğunun nazaraalınması gerektiği bildirilmiştir.
48. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18).
49. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
50. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
51. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
52. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
53. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
54. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).
55. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindekitutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
56. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tekbaşına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarınınayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
57. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
58. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku”alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar veyükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da,Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamınagirmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler,başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir karar aleyhineaçılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu sürecin, 5233 sayılı Kanunkapsamında ileri sürülen bir tazmin talebine ilişkin olduğu görülmekle, medenihak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılamanın söz konusu olduğunda kuşkuyoktur (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
59. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önündetutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihiolarak kabul edilebilmektedir Somut başvuru açısından benzer bir durum sözkonusu olup, makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak zaman dilimininbaşlangıç tarihi, başvurucu tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminat talebininkomisyona iletildiği 3/1/2006 tarihidir (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 45). Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, somutbaşvuru açısından bu tarih, komisyon kararı aleyhine başlatılan yargısalsüreçte verilen nihai karar olan, başvurucunun karar düzeltme talebinin reddinedair Danıştay 15. Dairesinin E.2012/11172, K.2012/13795 sayılı karar tarihiolan 11/12/2012 tarihidir.
60. 5233 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinde komisyonlara yapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren ikiyıl içinde sonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde belirtilensürenin bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, BakanlarKurulunun bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kuralabağlanmıştır. Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, sonolarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılıBakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıluzatılmıştır. Ancak söz konusu süreler hak düşürücü nitelikte olmayıp,düzenleyici niteliktedir (B. No:2013/3007, 6/2/2014, §61-62).
61. İdari karar alma veyargılama sürecinin uzamasında yetkili makamlara atfedilebilecek gecikmeler,işlemlerin süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özeningösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyoneksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi devlete, hukuksisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıçsayısındaki yetersizlik ve iş yükü yoğunluğu nedeniyle yargılamada makulsürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündemegelebilmektedir (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 55).
62. Bununla birlikte, idari veyayargısal bir karar organına yapılan başvuru sayısında öngörülemeyecek düzeydegeçici ve olağanüstü bir artış olması nedeniyle, başvuruların birikmesine bağlıolarak meydana gelen gecikmelerin, zamanında ve yeterli tedbirlerin alınmasıkoşuluyla, makul sürede yargılanma hakkı açısından devletin sorumluluğunudoğurduğu söylenemez (B. No:2013/3007, 6/2/2014, §61-62).
63. Yukarıda belirtilen ilkeler(§ 49, 55-56) çerçevesinde, 5233 sayılı Kanun uyarınca oluşturulan mekanizmadayaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açıpaçmadığı konusunda bir karara varabilmek için, 5233 sayılı Kanun ile kurulan bumekanizmanın etkili bir şekilde işlemesi noktasında kamu makamlarının yeterliçabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp almadıklarınınortaya konulması gerekir.
64. 5233 sayılı Kanun kapsamındaileri sürülen tazminat taleplerinin makul süre içerisinde karşılanmadığıhususundaki başvurular daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından inceleme konusuyapılmış ve belirtilen Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihinekadar tüm komisyonlara toplam 361.279 başvuru yapıldığı, bu başvurulardan307.789’unun karara bağlandığı, yine bu tarih itibarıyla, ülke genelindekurulan toplam 105 komisyondan 66’sının çalışmasını tamamladığı ve 39komisyonun çalışmaya devam ettiği, 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca,tazminat komisyonlarının 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu’nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına gireneylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarargören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması amacıyla kurulduğu ancak, komisyonlaragelen başvuruların büyük çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinedayalı olarak 1987-2004 yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem vefaaliyetler nedeniyle oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurularınoluşturduğu, belirtilen Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte belirtilendöneme ilişkin olarak çok sayıda başvurunun yapıldığı, 5233 sayılı Kanun’ungeçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’un yürürlüğegirmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceğinin belirtilmesine rağmen busürenin son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanun ile eklenen geçici 4.madde ile 30/5/2008 tarihine kadar uzatıldığı, dolayısıyla komisyonlara belirlibir dönem çok sayıda başvuru yapılmakla beraber, söz konusu başvuruyoğunluğunun devam etmesinin mümkün olmadığı tespitlerine yer verilmiştir.Ayrıca, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda ilgili komisyonlarınanılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacak zararları tespitettiği, bu kapsamda her bir başvuruda yapılan talebe bağlı olarak, uğranılanzararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrı ziraat, kadastro,inşaat vb. teknik bilirkişi raporları alındığı, başvurucuların taşınmazlarınındeğerinin ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğinde olanlarınözelliklerine bağlı olarak gelirlerinin hesaplandığı, bu nedenle toplamda360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalaryapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülenbu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğuifade edilmiştir (B. No:2013/3007, 6/2/2014, § 66-69).
65. Bu kapsamda, 5233 sayılıKanun uygulamasıyla ilgili olarak ve somut başvuruya benzer mahiyette Batmanili itibarıyla yapılan başvurular hakkında yapılan bireysel başvurularkapsamında, Batman ilinde anılan Kanun’un 4. maddesi uyarınca bir komisyonkurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle 3/2/2006tarihinde komisyon sayısının 4’e kadar çıkarıldığı, 17/8/2010 tarihine kadar 4komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam 18.450 başvuruyapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 27/7/2004 tarihinden29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 8.000 başvuru yapıldığı, komisyona 2004 yılıöncesi olaylara ilişkin 30/5/2008 tarihine kadar başvuru yapılabildiği, butarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeni ortaya çıkan olaylarailişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplam başvuru sayısındaki artışınçok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihi itibarıyla yapılan toplam 18.450başvurudan 18.410’unun karara bağlandığı, bu nedenle komisyon sayısının biredüşürüldüğü ve sadece 39 başvurunun komisyon önünde derdest olduğubelirlenmiştir. Sonuç olarak komisyonlara belirli bir dönem çok yoğun başvuruyapıldığı ancak 30/5/2008 tarihinden sonra başvurusayısında çok sınırlı bir artış gerçekleştiği ve komisyonların bu tarihtensonra mevcut başvuruların karara bağlanması için çalışmakta olduğu, başvurusayısının çok yüksek olduğu dönemlerde Batman örneğinde görüldüğü üzere illerdekurulan komisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında busayının düşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı, bu kapsamda hemülke genelinde hem de Batman Zarar Tespit Komisyonu nezdinde az sayıda kararabağlanmamış başvurunun bulunduğu tespit edilmiştir (B. No:2013/3007, 6/2/2014,§ 70-72).
66. Somut başvuru açısından,başvurucu tarafından 3/1/2006 tarihinde komisyonayapılan müracaat sonrasında, 5233 sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca keşifve bilirkişi incelemelerini de içeren bir kısım işlemin yapılması sonrasında,14/10/2010 tarihinde başvurucunun talebinin reddedildiği, belirtilen ret kararıaleyhine 22/2/2011 tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucununkarar düzeltme talebinin reddine dair Danıştay 15. Dairesinin 11/12/2012 tarihve E E.2012/11172, K.2012/13795 sayılı kararı ile tamamlandığı, bu kapsamdamakul sürede yargılanma hakkı kapsamında nazara alınması gereken toplam süreninyaklaşık yedi yıllık bir zaman dilimi olduğu anlaşılmaktadır.
67. Başvurucunun 5233 sayılıKanun kapsamında ileri sürdüğü tazmin talebinin değerlendirilmesinin yaklaşıkyedi yıllık bir süreci kapsadığı görülmekle birlikte, yukarıda yer verilentespitler çerçevesinde (§ 58-59), karara bağlanan başvuru sayısı, her birbaşvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler, komisyonlarınyürüttüğü işlemlerin yerine getirilebilmesi için sadece belirli nitelikleresahip kişilerin komisyon üyesi olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarızamanlı görev alan kamu görevlileri olmaları dikkate alındığında bir il içindekurulan komisyon sayısının belirli bir sayının üzerinde arttırılmasının mümkünolmadığı, somut olay açısından da başvurucunun öznel durumunundeğerlendirilmesi için keşif ve bilirkişi incelemesi de dâhil olmak üzere birdizi idari tahkikatın yapılmış olduğu, idari başvuru sonrasındaki yargısalsürecin ise iki dereceli bir yargılama prosedüründebir yıl on aylık bir süreçte tamamlandığı ve başvurunun karara bağlanmasındayaşanan gecikmenin esasen komisyona daha önce yapılmış diğer başvurularınincelenmesi nedeniyle ortaya çıktığı, bu çerçevede geçici olarak ortaya çıkaniş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ancak, kamu makamlarının ilgiliprosedürün işletilmesi noktasında gerekli tedbirlere başvurduğu dikkatealındığında, başvuruya konu talebin karara bağlanması hususunda geçen yaklaşıkyedi yıllık süreçte, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamuotoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmeninolduğu tespit edilmediğinden, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlaliİddiası
68. Başvurucu idare tarafındansunulan belgeler kendisine tebliğ edilmeksizin, ilk derece mahkemesi tarafındanhükme esas alındığını belirterek, çelişmeli yargılama ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmiştir.
69. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun davaya katılma hakkına riayet edildiği, haklarını savunabilmekiçin kendi görüşlerini sunmasına imkân tanındığı ve bu çerçevede konuya ilişkiniddialarının Mahkeme tarafından dinlenerek incelendiği belirtilmiştir.
70. Adil yargılanma hakkınınunsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi, taraflara dava malzemesihakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenletarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir (B.No: 2013/4424, 6/3/2013,§ 21). Bu ilke ve bu ilkeyle bağlantılıolan yargılamaya etkin katılım hakkı, adil yargılanma hakkının somutgörünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alangerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen bu ilkeve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013,§ 38).
71. Çelişmeli yargılama hakkıkapsamında, mahkemece tarafların dinlenilmemesi, iddialarını sunma ve delillerekarşı çıkma imkânı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı halegelmesine neden olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ruiz-Mateos/Spain, B. No:12952/87, 23/06/1993, § 63; Feldbrugge/Netherlands, B.No: 8562/79, 29/05/1986, § 44). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliğiilkesi ile de yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlarniteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda,davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyorolması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada da tarafların duruşmada hazırbulunmasını, daha genel bir ifade ile, yargılamanınbütününe aktif olarak katılmalarını ve bu kapsamda yargılama evrakına ulaşma vebunlar hakkında yorum yapma imkânının da kendilerine tanınmasını ifadeetmektedir (B. No: 2013/4424, 6/3/2013,§ 21).
72. Somut başvuru açısından,başvuruya konu tazminat talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıpkarşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadî kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması”ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idaribirimlerden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin Batman İlJandarma Komutanlığının 25/3/2011 tarihli boşalan ve boşaltılan köylere ilişkinyazısı, Batman Valiliği’nin 4/3/2005 tarihli yazısı ekinde yer alan terörnedeniyle terkedilen köyler listesi ile 9/5/2006, 9/10/2009 ve 17/4/2006tarihli yazıları ile Sason ilçe Seçim Kurulu Başkanlığının 4/9/2009 tarihliyazıları olduğu anlaşılmaktadır. Batman İdare Mahkemesinin 20/1/2014tarihli yazısında, söz konusu yerleşim yerine dair Mahkeme nezdindeki dosyasayısının fazlalığı nedeniyle pilot dava uygulamasının yapıldığınınbelirtildiği görülmektedir. Başvurucu tarafından, belirtilen belgeler kendisinetebliğ edilmeksizin ve bu belgelere karşı savunma yapma imkanıtanınmaksızın hükme esas alındığı iddia edilmekle birlikte, belirtilen belgeiçeriklerinin ilk derece mahkemesi kararına aktarıldığı ve bu kapsamda sözkonusu yerleşim yerinin tamamen boşalmasının ya da boşaltılmasının söz konusuolmadığı, bu nedenle köy halkının yerleşim yerini terk etmelerine nedenolabilecek nesnel bir güvenlik kaygısının yaşanmadığı sonucuna varıldığı, busuretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç ilk derece mahkemesi kararıylavakıf olduğu anlaşılan başvurucunun, gerek temyiz gerek karar düzeltme talepdilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz vesavunmalarını ileri sürme imkânının bulunduğu, başvurucu tarafından ibrazedilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında mahkemece, idare ve başvurucutarafından sunulan belgeler değerlendirilerek, başvurucuya dava malzemesineilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevedebaşvuru dosyası kapsamından, başvurucunun yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkandan mahrum bırakılmadığı anlaşılmaktadır.
73. Başvurucu ayrıca, mahkemekararlarında talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yerverilmediğini iddia etmiştir.
74. Adalet Bakanlığı görüşünde,mahkeme kararlarında tarafların tüm iddialarına cevap verme zorunluluğubulunmadığı ve somut yargılama açısından, ilk derece mahkemesinin üç sayfalıkgerekçeli kararında davayı neden reddettiğini ve delilleri ne şekilde takdirettiğini dayanaklarıyla ortaya koyduğu, kanun yolu mercii tarafından da, usulve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verildiği belirtilmiştir.
75. Gerekçeli karar hakkı adilyargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek vemahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatiniilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanunyoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkemekararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesizorunludur (B.No. 2013/1213, 4/12/2013,§ 25; B.No. 2013/1780, 20/3/2014, § 67).
76. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bununyanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılıolmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolumahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yerverilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, budurumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesininbenimsendiği kabul edilmelidir (B.No. 2013/1213, 4/12/2013, § 26)
77. Başvuru konusu olayda,başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceğinoktasında derece mahkemelerinin Danıştay tarafından ihdas edilen nesnelgüvenlik kaygısı ölçütünden hareket ettikleri, bu hususun saptanması noktasındaise söz konusu yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığınınçeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamındadeğerlendirildiği, başvurucunun söz konusu yerleşim yerinin boşalan/boşaltılanyerlerden olduğu iddiasını dayandırdığı belgelerin ve özellikle söz konusuyerleşim yerinin terör olayları nedeniyle tamamen boşaldığı noktasında bir kısımköy muhtarlarının, azalarının ve jandarma görevlilerinin imzasını taşıyan 20/9/2010 tarihli tutanağa neden itibar edilmediğibelirtilerek derece mahkemelerince değerlendirildiği, nesnel güvenlik kaygısıölçütünden hareket edilmekle başvurucunun öznel durumunun ayrıcadeğerlendirmeye tabi tutulmadığı, bu suretle başvurucu tarafından ileri sürülenve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen talebinin ilk derece mahkemesikararında denetlenerek reddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan kararve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinindenetiminden geçerek kesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesinibenimsediği anlaşılan kanun yolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yerverilmediği anlaşılmaktadır.
78. Başvurucu yargılamanınhakkaniyete uygun olmadığı iddiası kapsamında ayrıca, 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı başvurunun babasının terör örgütü mensuplarınca öldürülmesive kendisinin de yaralanması noktasındaki öznel durumu nazara alınmaksızın,Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnelölçütten hareketle reddedildiğini, bu yorum tarzının açıkça Kanun’un amacına vegetirdiği düzenlemelere aykırı olduğunu ve verilen ret kararı neticesindeidarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumaruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderimsağlanması imkânın da tanınmadığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesindetanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve buna bağlı olarakAnayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
79. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun özellikle başvuruya konu köyün boşalıp boşalmadığı ve mahkemeninbu kapsamdaki işlem ve tespitlerine yönelik iddiaları yargılamanın sonucunadair şikâyetler olarak nitelendirilmiş, mülkiyet hakkının ihlali açısından ise,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkeleredeğinilmiş, mülkiyetin korunması hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özelve tüzel kişilere ait olan mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altındakullanma ve hatta bu kişileri bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği,bu kapsamda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenliksorunları nedeniyle bazı köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgilişahısların köylerine girişlerinin reddedilmesinin başvuranların mülkiyethaklarına bir müdahale teşkil ettiği sonucuna vardığı, belirtilen kararlardansonra bu kişilerin zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’unkabul edildiği, AİHM tarafından özellikle silahlı çatışmalar, genel şiddet,insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında, yetkili makamların olağanüstühal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnai tedbirler almalarını mecburtutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığına ve bu müdahale nedeniylemeydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukuk yolunun ulaşılabilirve etkin olduğuna, ayrıca temel olayların tespit edilmesi veya maddi tazminathesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yolu olarak ilgilikomisyonlar tarafından yapılacağı sonucuna varıldığına işaret edilmiş vebelirtilen tespitler çerçevesinde somut başvuru açısından, başvurucunun köyünüterör eylemleri veya terörle mücadele faaliyetleri kapsamında terk etmediğiolgusunun komisyon kararıyla tespit edilerek, bu tespitin yargısal makamlartarafından da onaylanmış olduğunun nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.
80. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolundagözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılıKanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
81. Bir anayasal hakkın ihlaliiddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yenidenincelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa veKanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkinolduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olaylarınkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılamasırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel biruyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adilolup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdirhatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalarbireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No. 2012/1027, 12/2/2013, §§ 25-26).
82. 5233 sayılı Kanun, teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniylezarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarınınyargı yoluna gidilmesine gerek kalmaksızın, idarece en kısa süre içerisinde vetam olarak tespit edilerek, sulh yoluyla karşılanmasını amaçlamakta olup,belirtilen amaç doğrultusunda ilke ve prosedürleröngörmektedir.
83. Belirtilen Kanun uyarıncamüracaat sahiplerinin taleplerinin karşılanabilmesi için, öncelikle iddiaedilen zararın terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle oluştuğunun tespiti gerekmekte olup, Kanun’un 2.maddesinde açıkça terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılanzararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleriterk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğubelirtilmiştir.
84. Özellikle tazminata ilişkinbelirtilen usulün ihdasına temel olan ve AİHM’ne sunulan başvuruların yapıldığıbölge itibarıyla, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler dışındaki ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve buolgudan kaynaklanan zararların varlığını nazara alan yargılama makamları, 5233sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruların belirtilen Kanun kapsamında kabuledilebilmesi için, objektif bir ölçüt belirleme yoluna gitmiş ve bu ölçütünsağlanmasını “köyün ya da mezranın tamamenboşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köykorucularının kalması” şartına bağlamıştır. Belirtilen kabul uyarınca,''terör eylemleri'' veya ''terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler''sonucunda bir yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniylemal varlığına/mülküne ulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın, sözü edilenKanun hükümlerine göre idarece sulh yoluyla ödenmesi gerekmektedir. Yerleşimyerinin ''kısmen'' boşalmışolması ise, o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağınısağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece sağlanmış olduğunun nesnel birgöstergesidir.
85. Esasen taleplerin yapıldığıbölge itibarıyla özellikle ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olaylarıve bundan kaynaklanan zararların yoğunluğu karşısında, 5233 sayılı Kanunkapsamında tazmin edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektifbir ölçütün ihdas edilmesi zorunlu gözükmektedir. Bukapsamda, güvenlik kaygısının yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözüedilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesigereğinden ve terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişekarşısında her bireyin farklı tepki göstermesinin mümkün olduğu gerçeğindenhareket eden yargısal makamlar, kişiden kişiye değişebilen bir duygu olangüvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçütedayandırılmasını zorunlu görerek, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşimyerinin kısmen boşalmış olması halinde, 5233 sayılı Kanun kapsamında maddizararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir.
86. 5233 sayılı Kanun uyarıncaileri sürülen taleplerin, belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilipdeğerlendirilmeyeceği hususu ve Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındakimevzuat hükümlerinin yorumu ile bu hususta içtihadîbir ölçütün belirlenmesi ve somut olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesinoktasındaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olup, 5233 sayılı Kanun’unuygulanması bağlamında daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış olantaleplere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelerneticesinde de, belirtilen hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerincedeğerlendirilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu belirtilerek, açıkçadayanaktan yoksun bulunduğu anlaşılmaktadır (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, §88).
87. Bununla birlikte, başvurucutarafından geçici köy korucusu olan babasının terör örgütü mensuplarıncaöldürülmesi ve kendisinin de aynı olay kapsamında yaralanması vakasının, mukimolduğu köyü ailesiyle birlikte güvenlik kaygısı nedeniyle terk ettiğine dayanakolarak gösterildiği, belirtilen hususa ilişkin olarak Tekevlerköyü ve mezralarında meydana gelen terör olaylarına ait liste ile terör örgütümensuplarınca Tekevler Köyü geçici köy korucularınınevlerine yönelik olarak gerçekleştirilen silahlı saldırı olayını içeren 7/10/1993 tarihli jandarma olay yeri tespit tutanağı veİstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin14/5/2003 tarih ve E.1999/44, K.2003/1545 sayılı kararının ibraz edildiği,belirtilen kararda eski köy korucusu olan babasının öldürülmesi ve kendisininyaralanması eyleminin bir kısım sanıklarca terör örgütü mensuplarınıntalimatları sonucu gerçekleştirildiği tespitlerine ve sanıkların bu kapsamda mahkumiyetlerinekarar verildiği belirtilerek, güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiğinin ve buçerçevede oluşan zararının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesigerektiğinin ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.
88. Söz konusu Kanun hükümlerinin yorumu, maddi vakıalarınbelirlenen ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi ve 5233 sayılı Kanunkapsamında kabul edilebilecek bir başvuru açısından yapılan mal varlığı vezarar tespitine ilişkin tahkikatlar sonucunda bir giderim sağlamanıngerekliliği noktasındaki takdir esasen derece Mahkemelerine ait olmaklaberaber, derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası içermesidurumunda, anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinintespiti noktasında, farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir.
89. Bu çerçevede, başvurucununkendisi ve ailesinin terör eylemleri ve bundan doğan kaygı nedeniyle köyleriniterk ettikleri yönündeki iddiası ile en yakın aile fertlerinden olan babasınınterör örgütü mensuplarınca öldürüldüğü ve kendisinin de aynı olay kapsamındayaralandığı hususunda, Tekevler köyü ve mezralarındameydana gelen terör olaylarına ait liste ile terör örgütü mensuplarınca Tekevler Köyü geçici köy korucularının evlerine yönelikolarak gerçekleştirilen silahlı saldırı olayını içeren 7/10/1993tarihli jandarma olay yeri tespit tutanağı ve İstanbul 3 NoluDevlet Güvenlik Mahkemesinin 14/5/2003 tarih ve E.1999/44, K.2003/1545 sayılıkararı ile de tevsik edilen tespitler karşısında, başvurucunun talebinin 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için, yerleşim yerini teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle terkedip etmediği noktasında farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesi, sözkonusu Kanun’un amacının yanı sıra, babası terör örgütü mensuplarıncaöldürülen, kendisi de yaralanan başvurucunun yerleşim yerini terör olaylarındankaynaklanan güvenlik kaygısı ile terk ettiği açık olan maddi vakıanın gelişimtarzına da uygun görülmemekle, yukarıda yer verilen tespitlere rağmen (§§68-78) yargılamaya bütün olarak bakıldığında başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
90. Başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmış olmakla, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündekiiddianın esasının ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
91. Başvurucu, komisyon karartarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 13.608,00 TL madditazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
92. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tazminat talebine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
93. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
94. Mevcut başvuruda Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
95. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapılmak üzeredosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucununihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
96. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
16/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.