TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CAN KAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/47214)
Karar Tarihi: 18/4/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Can KAYA
Vekili
:
Av. Güler KAYA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklamanın hukukiolmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ile sulh cezahakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının; mal varlığına el koyma tedbiri uygulanması nedeniyle demülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 5/10/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Başvuru Tarihine KadarYaşanan Gelişmeler
6. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine kararverilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Darbeteşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlereilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,§§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.
7. Başvurucu, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sonrasındaAnayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu işlediği şüphesiyle GölbaşıCumhuriyet Başsavcılığınca 25/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.Başvurucunun 26/7/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından kanuni haklarıhatırlatılarak müdafii huzurunda ifadesi alınmıştır.Başvurucunun iddiasına göre zorunlu müdafii talepedebileceği belirtilmiş ancak kendi vekilinin ifadeye katılması engellenmiştir.
8. Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde başvurucununisnat edilen suçtan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde,başvurucunun atılı suçu işlediğine dair yoğun ve kuvvetli suç şüphesinin mevcutolduğu belirtilmiştir. Hâkimlik ayrıca, atılı suçun tutuklamayı gerektirenkatalog suçlardan olduğunu ve atılı suçun kanunda öngörülen yaptırımının alt veüst sınırları ile başvurucunun sosyal durumuna göre kaçma şüphesininbulunduğunu belirtmiştir. Kararda bunun yanında henüz toplanmamış bulunandelillerin karartılma şüphesinin mevcut olduğuna dikkat çekilmiştir. Son olarakise kanunda öngörülen yaptırımın nevi ve süresine göre işin önemi de dikkatealındığında adli kontrol tedbirlerinin yeterli olamayacağı ifade edilmiştir.
9. Başvurucu 2/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiştir. Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliği 18/8/2016 tarihinde itirazın reddinekarar vermiştir. Bu karar başvurucuya 5/9/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
10. Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı ilegönderdiği soruşturmayı Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı yürütmüştür.
11. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca 6/9/2016 tarihindebaşvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin gerçek ve tüzel kişiler ile kamukurum ve kuruluşlarının uğradığı zararın tazmini amacıyla devir ve temliki ilebunlarla ilgili hak tesisini önlemek veya tasarruf yetkisini kısıtlamak içinşüphelilere ait taşınmazların tapu kütüğü ile kara, deniz ve hava ulaşımaraçlarının kayıtlı bulunduğu sicillere şerh konulması talep edilmiştir.
12. Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde butalebi kabul etmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu ile diğer şüphelilerinsoruşturma konusu suçu işlediklerine dair kuvvetli şüphenin mevcut olduğubelirtilmiştir. Kararda 15/8/2016 tarihli ve 671 sayılı Olağanüstü HalKapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında KanunHükmünde Kararname'nin (671 sayılı KHK) 31. maddesi ile değişik 12/4/1991tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 20/A maddesi dayanak olarakgösterilmiştir. Buna göre geçici hukuki koruma tedbiri olarak taşınmazlar içintapu kütüğüne; kara, deniz ve hava araçları için ise kayıtlı bulunduğu sicileşerh verilmesine karar verilmiştir. Karar gereğince başvurucunun Ankara'nınAltındağ ilçesine bağlı Karacaviran Mahallesi'ndebulunan 125 parsel sayılı taşınmazdaki 1/30 payı yönünden 21/9/2016 tarihindetapu kaydına tedbir şerhi konulmuştur.
13. Başvurucu 5/10/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. Başvuru TarihindenSonra Yaşanan Gelişmeler
14. Yine Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliği ise 10/11/2016tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin yardımlaşma kurum vesandıklarından olan alacaklarına tedbir konulmasına karar vermiştir.
15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun Anayasa'yıihlal, yasama organını ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs ve silahlı terör örgütüne üye olmasuçlarından cezalandırılması talebiyle 31/3/2017 tarihinde iddianamedüzenlemiştir. İddianamede, Mali Suçları Araştırma Kurulu raporu, emniyetgörevlilerince düzenlenen rapor ve diğer bazı delillere göre başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması(FETÖ/PDY) üyesi olduğu, suç tarihinde darbe faaliyetini organize edip yürütenşüphelilerden A.Ö.nünkoruması olduğu ve suç tarihinde görev ve yetkisi bulunmadığı hâlde A.Ö. ilebirlikte Akıncı Üssü'ne geldiği belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun darbegirişiminde bulunanların verdikleri görevleri yerine getirerek darbefaaliyetine iştirak ettiği belirtilmiştir.
16. İddianame tevzi edildiği Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesitarafından kabul edilerek kovuşturmaya başlanmıştır. Ulusal Yargı Ağı BilişimSistemi'nden (UYAP) yapılan sorgulama sonucuna göre yargılama devam etmektedir.Davanın 19/10/2018 tarihinde yapılan oturumunda verilen ilgili ara kararışöyledir:
"Bir kısım sanıkların mal varlığı üzerinekonulan tedbirlerin kaldırılması hususundaki taleplerin 3713 sayılı yasanın 20a maddesi uyarınca konulan tedbirlerin 2 yıl süre ilegeçerli olduğu ve hukuk mahkemelerince tedbirin devamına veya ihtiyati hacizveya ihtiyati tedbir verilmemesi halinde söz konusu tedbir kararlarınınkendiliğinden kalkacağı hükmü uyarınca sanıklar ve müdafilerinin taleplerikonusunda karar verilmesine yer olmadığına [karar verildi]."
17. Ayrıca Millî Savunma Bakanlığı, başvurucunun da aralarındabulunduğu davalılar aleyhine Akıncı Üssü'ne ilişkin olarak meydana gelenzararın tazmini istemiyle 3.729.548,33 TL ve 211.020,26 Amerikan dolarıtutarındaki zararın tahsili için dava açmıştır. Bakanlık, ayrıca Ankara 26.Asliye Hukuk Mahkemesinden soruşturma ve kovuşturma aşamasında davalıların malvarlığı yönünden verilen tedbirin devamı olarak başvurucu ve diğer davalılarınmal varlıkları yönünden ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir.
18. Mahkeme 8/12/2017 tarihinde bu talebi kabul ederek başvurucuve diğer davalıların taşınmazları ile kara, hava ve deniz ulaşım araçlarına,yardımlaşma kurum ve alacaklarına konulan tedbir kararının devamı niteliğindeteminatsız olarak ihtiyati haciz konulmasına karar vermiştir. Karar uyarıncabaşvurucunun anılan taşınmazdaki payı yönünden 10/5/2018 tarihinde ihtiyatihaciz şerhi konulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. 3713 sayılı Kanun'un 671 sayılı KHK'nın 31. maddesi iledeğişik "Zararların tazimini amacıylatedbir konulması" kenar başlıklı 20/A. maddesi şöyledir:
"Türk Ceza Kanununun İkinci KitapDördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanansuçlar ve bu Kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişilerile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla,soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi,kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara aittaşınmazların veya kara, deniz ya da hava ulaşım araçlarının devir ve temlikiniveya bunlarla ilgili hak tesisini önlemek ya da tasarruf yetkisini kısıtlamakiçin şerh düşülmesine karar verilebilir. Taşınmazlarla ilgili karar tapukütüğüne; kara, deniz ve hava ulaşım araçlarıyla ilgili karar ise bu araçlarınkayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. Kovuşturmaya yerolmadığına dair kararın kesinleşmesi halinde veya şerhin konulduğu tarihtenitibaren bir yıl içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmişihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerhkendiliğinden terkin edilir.”
20. 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı Olağanüstü Hal KapsamındaBazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK'nın 88. maddesi ile 3713 sayılıKanun'un 20/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “şerh düşülmesine” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bu kişilerin yardımlaşma kurum ve sandıklarındanolan alacaklarına tedbir konulmasına” ibaresi eklenmiştir.
21. 5/6/2017 tarihli ve 691 sayılı Olağanüstü Hal KapsamındaBazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK'nın 7. maddesi ile 3713 sayılıKanun'un 20/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıl” ibaresi “ikiyıl” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralareklenmiştir:
“Birincifıkra kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurumve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla açılan davalarda;davalının adres kayıt sisteminde adresinin bulunmaması veya bulunup datebligata elverişli olmaması halinde, mahkemece, dava dilekçesinin özeti tirajıellibinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımıyapılan gazetelerden biri vasıtasıyla ilan edilir. Yapılacak ilanda davalınınbir ay içinde yurtiçinde tebligata elverişli bir adres veya 11/2/1959 tarihlive 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7/a maddesi uyarıncakayıtlı elektronik posta adresi bildirmemesi ya da davada kendisini avukatlatemsil ettirmemesi halinde, yargılamaya yokluğunda devam olunacağı, yargılamaaşamalarında başkaca tebligat yapılmayarak hüküm verileceği ve hükmün de aynıusulle tebliğ edileceği ihtar edilir. Adresi yabancı ülkede bulunan davalıyaçıkarılacak tebligatta, bu fıkrada belirtilen ilanda yer alan hususlar ileyabancı ülke adresine bir daha tebligat yapılmayacağı ihtarına yer verilir.
Birinci fıkra kapsamında açılan davalarınkısmen veya tamamen reddi halinde, davacı aleyhine maktu avukatlık ücretinehükmolunur. Ancak belirlenen ücret dava değerini geçemez.”
22. 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiğihâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."
23. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun257. maddesi şöyledir:
"Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmişbir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olantaşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğerhaklarını ihtiyaten haczettirebilir.
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnızaşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1 – Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;
2 – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisikaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâleden hileli işlemlerde bulunursa;
Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borçyalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder."
24. 2004 sayılı Kanun'un 265. maddesinin birinci ve beşincifıkraları şöyledir:
"Borçlu kendisi dinlenmeden verilenihtiyatî haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi hâldehaciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içindemahkemeye müracaatla itiraz edebilir."
"İtiraz üzerine verilen karara karşıistinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikleinceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf yoluna başvuru, ihtiyatî hacizkararının icrasını durdurmaz."
25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı 91.maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanankişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması içingözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine enyakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamaanından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalamayerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz."
"(5) Yakalama işlemine, gözaltına alma vegözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrinekarşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunîtemsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbestbırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimiincelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidörtsaat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veyagözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilirya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazırbulundurulmasına karar verilir."
26. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamanedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
27. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
28. 5271 sayılı Kanun'un "Adlîkontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasıile (3) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Bir suç sebebiyle yürütülensoruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklamasebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrolaltına alınmasına karar verilebilir.
…
(3)Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğetabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerinçağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devamkonularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
...
f) Şüphelinin parasal durumu göz önündebulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödemesüreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvencemiktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğindesahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.
...
j) Konutunu terk etmemek.
k) Belirli bir yerleşim bölgesini terketmemek.
l) Belirlenen yer veya bölgeleregitmemek."
29. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
(2)Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapiscezası verilir."
30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun"Terör tanımı" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devletotoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak vehürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veyagenel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafındangirişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."
31. 3713 sayılı Kanun'un "Terörsuçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Birinci maddede belirlenen amaçlaraulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da,bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veyaamaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adınasuç işleyenler de terör suçlusu sayılır."
32. 3713 sayılı Kanun'un "Terörsuçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birincifıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."
33. 3713 sayılı Kanun'un "Cezalarınartırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"3 ve 4 üncümaddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayinedilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarakhükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gereko fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırıaşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapiscezasına hükmolunur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
34. Mahkemenin 18/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia Yönünden
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
35. Başvurucu, Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliğince verilen tutuklamakararının hukuki olmadığını ve tutukluluk için Anayasa ve kanun hükümlerindeyer alan koşulların bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ileadil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüşbildirmemiştir.
b. Değerlendirme
37. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
38. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenarbaşlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasınınbirinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
39. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
40. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelenölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamazve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
41. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanınolağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
42. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;Selçuk Özdemir, § 58).
ii. Genel İlkeler
43. Genel ilkeler için bkz. ÖzcanGüney, B. No: 2017/20709,15/11/2018, §§ 57-62.
iii. İlkelerin OlayaUygulanması
44. Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüssuçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıylabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığınındeğerlendirilmesi gerekir. Tutuklama kararında; başvurucunun atılı suçuişlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunu gösterir delillerinbulunduğu kanaatine varılmıştır (bkz. § 8). İddianamede ise Mali SuçlarıAraştırma Kurulu raporu, emniyet görevlilerince düzenlenen rapor ve diğer bazıdelillere göre başvurucunun Fetullahçı TerörÖrgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu, suç tarihinde darbefaaliyetini organize edip yürüten şüphelilerden A.Ö.nün koruması olduğu ve suç tarihinde görev veyetkisi bulunmadığı hâlde A.Ö. ile birlikte Akıncı Üssü'ne geldiğibelirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun darbe girişiminde bulunanların verdiklerigörevleri yerine getirerek darbe faaliyetine iştirak ettiği belirtilmiştir(bkz. § 16).
46. Buna göre belirtilen deliller neticesinde yapılandeğerlendirmede başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunduğusonucuna varılmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
47. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunmasışeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacınınolup olmadığının da değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklamakararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tümözelliklerinin dikkate alınması gerekir.
48. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen suç Türk hukuksistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnatedilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesineişaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,§ 61; Devran Duran [GK], B. No:2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlararasındadır.
49. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddiaolunan suçların vasıf ve mahiyetine, suçlara ilişkin kanunda öngörülencezaların ağırlığına, mevcut delil durumuna ve isnat edilen suçların katalogsuçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir.
Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullarve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Sulh Ceza Hâkimliğitarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucuyönünden özellikle kaçma ve delilleri etkileme şüphesine yönelik tutuklamanedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.
50. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamumakamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişihürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili birşekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekildeyorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık vediğerleri, § 214; DevranDuran, § 64). Özellikle darbeteşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliğiile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığındabu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşıkolduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 350).
51. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince isnat edilen suçlar içinöngörülen cezaların miktarı, işin niteliği ve önemi de nazara alınarakbaşvurucu hakkında tutuklama tedbirine karar verilmesinin ölçülü olmadığı söylenemez.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
53. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
2. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia Yönünden
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
54. Başvurucu, soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlandığındanyakınarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
55. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
56. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelikolarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrumbırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok kararındaincelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan kişiyeyakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesigerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esastüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucununtutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkatealınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107;Süleyman Bağrıyanıkve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 248-257).
57. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkinkararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkindilekçeler ile soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğindebaşvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdarolduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutuklulukdurumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığıgörülmektedir.
58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Yakalama ve GözaltıTedbirlerinin Hukuki Olmadığına İlişkin İddialar Yönünden
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
59. Başvurucu, yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukukiolmadığından yakınarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
60. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüşbildirmemiştir.
b. Değerlendirme
61. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığıveya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkinolarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamışda olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkilibir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (HikmetKopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
62. Somut olayda yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukukiolmadığına ve/veya kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığına ilişkiniddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Sulh CezaHâkimliklerinin Yapısına İlişkin İddialar
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
64. Başvurucu tutukluluğa itirazları inceleyen sulh cezahakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüştür.
65. Bakanlık, başvurucunun bu iddiaları hakkında bir görüşbildirmemiştir.
b. Değerlendirme
66. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkimgüvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları vetutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyettenyoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâlegetirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh cezahâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddialarınaçıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).
67. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
69. Başvurucu, ceza soruşturması kapsamında taşınır ve taşınmazmalları üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlandırıldığını ve banka hesabına dabloke konulduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
70. Bakanlık görüşünde, başvurucunun el koyma tedbirine ilişkinkararlara itiraz etmediğine işaret edilerek başvuru yollarının tüketilmediğibelirtilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucunun mülkiyet hakkından mahrumbırakılmadığı için müdahale olmadığını, müdahalenin varlığının kabulü hâlindeise kanuni dayanağı ve meşru amacı bulunan müdahalenin ölçülü sayılmasıgerektiği yönünde görüş bildirmiştir.
71. Başvurucu ise cevap dilekçesinde soruşturma dosyasındamevcut kısıtlılık kararı sebebiyle itiraz edebilmesinin güçleştiğini, ayrıcasuçu işlediğine dair kuvvetli şüphe bulunmadığı hâlde haksız yere mal varlığıile ilgili tedbir uygulandığını belirtmiştir.
2. Değerlendirme
72. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerincedüzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesizorunludur (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
73. Somut olayda ceza soruşturması kapsamında başvurucunun malvarlığı ile ilgili olarak sulh ceza hâkimliği kararıyla el koyma tedbirininuygulandığı, başvuru devam ederken ise bu defa asliye hukuk mahkemesinceihtiyati haciz uygulanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
74. Bununla birlikte başvurucunun soruşturma aşamasında verilensöz konusu tedbir kararlarına karşı reddine ilişkin ara kararlara karşı itirazyoluna başvurmadığı görülmektedir. Hâlbuki 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinin(1) numaralı fıkrasına göre hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerdemahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebileceği anlaşılmaktadır. NitekimNuray Işık (B. No: 2014/7561,28/9/2016, §§ 68, 69) başvurusunda Anayasa Mahkemesi söz konusu itiraz yolununetkisiz olmadığını tespit ederek -diğer unsurlar yanında- mal varlığı iletedbir kararlarına karşı olağan bir kanun yolu olan itiraz yolununtüketilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayönünden başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Diğer taraftanbaşvuru devam ederken konulan ihtiyati haciz şerhi yönünden de 2004 sayılıKanun'un 265. maddesine göre kanun yoluna başvurulabileceği de görülmektedir.
75. Ancak başvurucu söz konusu yargısal yolları tükettiğine dairherhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır. Her ne kadar başvurucu cezasoruşturması aşamasında verilen tedbir kararından haberdar olmadığını ilerisürmüş ise de başvuru formunda mal varlığı ile ilgili tedbir konulduğunubildirmiştir. Bu durumda başvurucunun tedbirden haberdar olduğu ve itirazyoluna da gidebileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak bireysel başvurununikincilliği ilkesi gereğince olağan kanun yollarının tüketilmediği ihlaliddialarının doğrudan Anayasa Mahkemesince incelenebilmesi mümkün değildir.Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu ileri sürülen söz konusuiddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir.
76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın;
a. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddia yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
b. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddiayönünden açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
c. Yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkiniddia yönünden başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
d. Sulh ceza hâkimliklerinin yapısına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA18/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.