TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
CANER ŞAFAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2024/41763)
Karar Tarihi: 8/7/2025
R.G. Tarih ve Sayı: 29/9/2025 - 33032
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Raportör
:
Olcay ÖZCAN
Başvurucu
:
Caner ŞAFAK
Vekili
:
Av. Yılmaz ÇOLAK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, özel hukuk kişileri arasındaki borçilişkisinden doğan alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğramasındankaynaklı zararın tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılıolarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 10/7/2024 tarihinde yapılmıştır. Komisyoncabaşvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevap sunmuştur.
4. Birinci Bölüm tarafından 27/5/2025 tarihinde yapılantoplantıda, başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar şöyledir:
6. Başvurucu 1974 doğumlu olup İstanbul'da ikametetmektedir.
A. İcra Takibive İtirazın İptali Davası Süreci
7. Başvurucu, T. Bankası A.Ş. (Banka) aleyhine 9/11/2010tarihinde Şişli 3. İcra Müdürlüğünde (İcra Müdürlüğü) 48.854 TL asıl alacak üzerindenicra takibi başlatmıştır. Yapılan itiraz üzerine takip durmuş ve başvurucu,davalı Bankanın itirazının iptali ve asıl alacağa ticari faiz işletilmesitalebiyle dava açmıştır. Bu davada, dava dışı B. Konut İnş. Taah. Tic. A.Ş.nin(Şirket) inşa etmeyi taaahhüt ettiği konutu satın almak üzere Bankadan konutfinansman kredisi kullandığını, Şirkete 20.000 TL ve Bankaya da 28.854 TL ödemeyaptığını, konutun teslim edilmeyeceğinin anlaşıldığını, bu nedenle dava dışıŞirkete ve Bankaya yaptığı tüm ödemeden Bankanın müteselsilen sorumlu olduğunuileri sürmüştür.
8. İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi (2. Tüketici Mahkemesi)30/1/2020 tarihinde, dava dışı Şirketin bu krediye kefil olması ve kredininbağlı kredi olması nedeniyle Şirket ile Bankanın tüketici olan başvurucuyakarşı müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne,davalının itirazının iptaline, takibin 48.854 TL asıl alacak ve asıl alacağatakip tarihinden borç tamamen ödeninceye kadar işleyecek yıllık %9 temerrütfaizi uygulanmak suretiyle devamına, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra veİflas Kanunu'nun 67. maddesi gereğince asıl alacak tutarının %20 oranındatakdir edilen 9.770.80 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarakbaşvurucuya verilmesine, fazlaya ilişkin 738 TL'lik talebin reddine kararvermiştir. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek 1/7/2020 tarihindekesinleşmiştir.
9. Bireysel başvuru dosyasına sunulan 19/6/2020 tarihliicra dosyası kapak hesabında faizin 42.667,61 TL olduğu belirtilmiştir. Bankatarafından 2/7/2020 tarihinde toplam 119.114,76 TL icra dosyasına yatırılmış veborç ödenmiştir. Ödemeye ilişkin reddiyat makbuzunda alınması gerekli harçlardüşüldüğünde başvurucuya ödenecek bedelin toplamda 115.866,48 TL olduğuanlaşılmıştır.
B. BireyselBaşvuruya Konu Munzam (Aşkın) Zarar Davasına İlişkin Süreç
10. Başvurucu 17/12/2020 tarihinde Banka aleyhineİstanbul 10. Tüketici Mahkemesinde (10. Tüketici Mahkemesi) dava açmıştır. Budavada lehine hükmedilen icra inkâr tazminatı, vekâlet ücreti ve yargılamagideri toplamı 17.028 TL dâhil olmak üzere toplamda 119.114,76 TL tahsiledilmesine rağmen asıl alacak ve faiz bedeli toplamının ödeme tarihindeyaklaşık 92.822,60 TL olduğunu ve alacağının faizi aşan şekilde değer kaybınauğradığını belirterek 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun122. maddesi uyarınca munzam zararına karşılık fazlaya ilişkin hak ve alacaktalebi saklı kalmak kaydıyla 100.000 TL'nin 2/7/2020 tarihinden itibarenişletilecek faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.
11. 10. Tüketici Mahkemesi 9/3/2021 tarihinde davayıreddetmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun itirazın iptali davasındatemerrüt faizi istediği hâlde yasal faize hükmedildiği, bunu temyiz sebebiyapmadığı, oysa tacir olan Banka yönünden ticari/avans faizine hükmedilmesininmümkün olabileceği, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması içinaranan kusurun borçlunun temerrüde düşmedeki kusuru olduğu, davalı Bankanıntemerrüde düşmedeki kusurundan ve munzam zarar şartlarının oluştuğundanbahsedilemeyeceği ifade edilmiştir.
12. Başvurucu, istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi)15/12/2022 tarihinde gerekçe değişikliğine gidilmiş ve hükmün ortadankaldırılarak farklı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararıngerekçesinde; munzam zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumlulukiçin diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurununvarlığının asıl olduğu, temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedekikusurunun alacaklı tarafından ispatının gerekmeyeceği, aksine borçlununtemerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan munzam zarardansorumlu olacağı ifade edilmiştir. Kusursuzluğu ispat yükünün Banka üzerindeolduğu ancak asıl olanın ülkenin ekonomik şartlarına ilişkin soyut anlatımdanziyade alacaklının bizzat kendi özel şartlarına ilişkin zarar iddiasınınsomutlaştırılması ve ispatlanması olduğu, bunun ispatlanamadığı, bu nedenlemunzam zarar şartlarının oluştuğundan bahsedilemeyeceği belirtilmiştir.
13. Başvurucu, kararı temyiz etmiştir. Temyizdilekçesinde, alacağını geç alması ile bu süre zarfında paranın değer kaybınauğraması arasında illiyet bağı olduğunu, ödeme yapılması gereken on yıllıksürede döviz, altın ve enflasyon değerleri dikkate alındığında mal varlığındazarar meydana geldiğini ve oluşan bu munzam zararın 6098 sayılı Kanun'un 122.maddesi uyarınca davalı tarafça giderilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
14. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi(Anlatım kolaylığı açısındansonraki bölümlerde Yargıtay Daireleri yönünden sadece Daire numaralarına yerverilecektir.) 12/3/2024 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır.Kararın gerekçesinde;
i. Munzam zararın varlığı için gereken ilk koşulun birpara borcunda borçlunun temerrüdünün varlığı olduğu, para borcunun kaynağınınaşkın zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmadığı, buanlamda 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesinin kaynağı ne olursa olsun temerrütfaizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanmaolanağına sahip olduğu, borcun dayanağının haksız fiil, sözleşme, sebepsizzenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabileceği ve aşkın zararborcunun hukuki sebebinin asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukukaaykırılık olması nedeniyle borçlunun aşkın zararı tazmin yükümlülüğünün asılborç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmayabaşlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden veasıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olduğu,
ii. İkinci koşulun borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrütfaiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetinin gerektiği, 6098sayılı Kanun'un 122. maddesi kapsamına kanuni temerrüt faizinin yanında akdîtemerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkilerinin de dâhil olduğu,
iii. Üçüncü koşulun borçlunun temerrüde düşmede kusurluolması gerektiği, zira aşkın zarar sorumluluğunun temerrüt faizindensorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayandığı, aranan kusurun iseborçlunun temerrüde düşmekle ortaya çıktığı, diğer koşulların varlığı durumundaborçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığının asıl olduğu, temerrütsonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatıgerekmeyeceği, aksine borçlunun temerrüde düşmede kusursuz olduğunuispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın zarardan sorumlu olduğu,
iv. Son koşulun ise borçlunun temerrüdü ile alacaklınınmunzam zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyeti olduğu, bu çerçevedealacaklının borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın zarar olgusuarasındaki illiyet bağını ispatla yükümlü olduğu,
v. Asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibindebulunulması veya dava açılmasıyla aşkın zararın sona ermeyeceği gibi icratakibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talepedilmemesi hâlinde dahi takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak dakabul edilemeyeceği, bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsilineyönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunugösteren bir ihtirazi kayıt dermeyanına da gerek olmadığı ve ayrı bir dava ilede zamanaşımı süresi içinde her zaman istenmesinin mümkün olduğu,
vi. Aşkın zarar alacaklısının tazminat talebindebulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun bir alacağı olduğunu,borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsiledememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre mal varlığındaazalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak zorunda olduğu,varlığı iddia olunan zararın yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıylasomut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerektiği, bu itibarla saltülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon,yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülenaşkın zarar talebinin alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somutbir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesikapsamında aşkın zararın kanıtı olarak ileri sürülemeyeceği ve anılan şartlarsebebiyle ortaya çıkan olumsuzlukların alacaklı zararı olarak kabuledilemeyeceği, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faizoranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibinedenlerin davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispatkolaylığı da sağlamayacağı, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardanhareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddialarının hükme esasalınamayacağı,
vii. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüdedüşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararınülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir orandaolacağının benimsendiği ve 6098 sayılı Kanun'un 120. maddesi yollaması ile4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunhükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranlarının belirlendiği, buradanhareketle kanun koyucunun tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip bunlarındoğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını Anayasa’dan aldığı kanun yapmayetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken zımnen bu takdirinyerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılaraktazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğunun kabuledilemeyeceği,
viii. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (Hukuk Genel Kurulu)29/3/2022 tarihli ve E.2021/11-938, K.2022/401 sayılı kararında belirtildiğiüzere uğranıldığı iddia olunan zararın yetkili mercinin belirlediğinden fazlaolduğunun ileri sürülmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somutvakıalara dayanılması gerektiği, bunların da yasal, elverişli ve geçerlidelillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanması gerektiği,kanıtlanacak olguların geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuranvakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiilî zarar olduğunun açıklandığı,
ix. Temyizen incelenen kararın tarafların karşılıklıiddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gerekenhukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına,yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikleHukuk Genel Kurulunun 29/3/2022 tarihli kararında açıklandığı üzere munzamzarar koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, aşkın zararın genel ekonomikolumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları,mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışındadavacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, yüksekenflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksekoluşu ve paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın davacıyı ispatyükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, davacınıngeç ödeme ile maruz kaldığı zararı doğuran vakıaların dosya kapsamında ispatedilemediği ifade edilmiştir.
15. Başvurucu, nihai kararı 10/6/2024 tarihindeöğrenmiştir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. MevzuatHükümleri
16. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga BorçlarKanunu'nun "Munzam zarar" başlıklı 105. maddesi şöyledir:
“Alacaklının düçar olduğu zarar geçmişgünler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnatedilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.
Bu munzam zarar derhal takdirolunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayinedebilir.”
17. Bu Kanun'u ilga eden 6098 sayılı Kanun'un"Aşkın zarar" başlıklı 122. maddesi şöyledir:
"Alacaklı, temerrüt faizini aşan birzarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispatetmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarıgörülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esashakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder."
18. 3095 sayılı Kanun'un "Kanuni faiz"başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Borçlar Kanunu ve Türk TicaretKanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespitedilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır.
Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarakbelirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmayayetkilidir."
19. 3095 sayılı Kanun'un "Temerrüt faizi"başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"(Değişik : 15/12/1999 - 4489/2 md.)Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksikararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göretemerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınınönceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı,yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticariişlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faizoranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faizoranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu orangeçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmedekararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralardaöngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından azolamaz."
2. AnayasaMahkemesi Kararları
20. Anayasa Mahkemesinin 15/12/1998 tarihli ve E.1997/34,K.1998/79 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
''...
İTİRAZIN KONUSU: 4.12.1984 günlü, 3095sayılı 'Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1., 2. ve 4.maddelerinin, Anayasa'nın 2., 5. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptaliistemidir.
...
Eser sözleşmesine aykırılık nedeniyleaçılan alacak davasında davacı vekilinin Anayasa'ya aykırılık savını ciddibulan Mahkeme, 3095 sayılı Yasa'nın 1., 2. ve 4. maddelerinin iptali içinbaşvurmuştur.
....
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
4.12.1984 günlü, 3095 sayılı Kanuni Faizve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un iptali istenilen maddeleri şöyledir:
1-'Madde 1-Borçlar Kanunu ve TürkTicaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme iletespit edilmemişse faiz ödemesi senelik yüzde otuz oranında yapılır.
Bakanlar Kurulu, ekonomik şartlarıdikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar artırma ve eksiltme yapabilir.Bakanlar Kurulunun bu konudaki kararı, kararın alınmasını izleyen takvim yılıbaşından itibaren uygulanır.'
2-'Madde 2-Bir miktar paranınödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça,geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeyemecburdur.
Bakanlar Kurulu Kararı ile bu oran 1inci maddesindeki oran dahilinde artırılabilir veya eksiltilebilir.
Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki bankaiskontosu yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile,ticari işlerde temerrüt faizi T.C. Merkez Bankasının kısa vadeli krediler içinöngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebilir.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmedekararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralardaöngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından azolamaz.'
...
3095 sayılı Yasa'nın genel gerekçesinde:
"Türk parasının değerinin önemliölçüde azalmadığı, enflasyon oranının çok düşük olduğu devirlerde yürürlüğegiren Borçlar Kanunu'nun 72 ve 103 üncü maddeleriyle kanunî faiz ve temerrütfaizi yüzde beş olarak tespit edilmiştir. Türk Ticaret Kanununun 9 uncumaddesiyle de kanunî faiz yönünden Borçlar Kanununun sözü edilen maddesineatıfta bulunularak aynı oran benimsenmiş, temerrüt faizi ise ticarî işler içinyüzde on olarak kabul olunmuştur.
10 Mayıs 1984 gün ve 18397 sayılı ResmîGazete'de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tebliği ile vadelimevduat faizleri yüzde elli ikiye varan oranlarda tespit edilmiştir. Diğer birifadeyle zamanında hakkını elde edemeyen bir alacaklı parasını bankaya veyaDevlet tahviline yatıramamaktan ötürü yukarıda açıklanan miktara varan bir kârmahrumiyeti ile karşı karşıya bulunmakta, buna karşılık yüzde beş ve yüzde onoranında kanunî faiz ve temerrüt faizi alabilmektedir. Alacaklı kişi aynızamanda paraya ihtiyacı bulunduğunda kredi sağlama yoluna gitmekte ve bu seferdaha da yüksek oranda bir faiz borcu altına girmektedir. Bu durumda borçlu,borcunu zamanında ödememesinden kazançlı çıkmakta, dava ve icra yolunabaşvurulmadan ödemede genellikle bulunulmamaktadır. Zira dava ve takipsırasında geçecek her süre borçlunun lehine çalışmaktadır.
Belirtilen durumun dava ve icratakiplerini artırdığı açıktır. Borçlular sadece haklarında dava açılmasına veicra takibinde bulunulmasına sebebiyet vermekle kalmayıp bunların uzaması içinher türlü yola başvurmaktadırlar.
Tasarı kötü niyetli kişilerin budavranışlarının önüne geçilmesi, kanunî faiz ve temerrüt faizinin gününkoşullarına uydurulması için düzenlenmiştir.
Temerrüt faizi ile ilgili olarak BorçlarKanunu ve Türk Ticaret Kanunu dışındaki diğer kanunlarda da hükümlerbulunduğundan, bunların tamamının değiştirilmesi güçlük arz edeceğinden veayrıca ilerde enflasyon oranının düşmesi sonucu kanunlarımızdaki eski oranlarakolaylıkla dönüşü sağlama açısından düzenlemenin ilgili kanunlarda değişikliksuretiyle yapılması yoluna gidilmemiş, ayrı bir kanunla yapılmasının yerindeolacağı düşünülmüştür"
denilmektedir.
...
2- Yasa'nın 1. Maddesiyle 2. MaddesininBirinci ve İkinci Fıkralarının İncelenmesi
Mahkeme, itiraz konusu kuralların,Anayasa'nın 2. ve 5. maddelerine aykırılığını ileri sürmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesindeki hukukdevleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak veözgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurupbunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri veAnayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasa'nın 5. maddesinde, 'Devletintemel amaç ve görevleri ...; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukukdevleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.' denilmektedir. Bunagöre Devlet, bireyin yaşamını kolaylaştırmak, insan onuruna yaraşır bir ortam yaratmaklayükümlüdür.
3095 sayılı Yasa'nın 1. ve 2.maddelerinin birinci fıkralarında, yasal ve temerrüt faiz oranı senelik % 30olarak belirlenmiş, maddelerin ikinci fıkralarında da belirli koşullarıngerçekleşmesi durumunda, bu oranın % 80'ine kadar artırma ve eksiltme yetkisiBakanlar Kurulu'na verilmiştir.
Bakanlar Kurulu bu yetkiye dayanarak1.1.1998 gününden geçerli olmak üzere % 30 oranını % 50'ye çıkarmıştır. Buartırmaya karşın, yasal ve temerrüt faiz oranları banka mevduat faizoranlarının çok gerisinde kalmıştır.
Hazine'nin iç borçlanma aracı olarakkimi zaman çıkardığı tahvil ve bonolara ödediği faizler de yasal faiz oranınınçok üzerinde gerçekleşmiştir. Dövizin Türk lirası karşısında kazandığı yıllıkdeğer de yasal faiz oranlarının çok üstünde olmuştur.
Hazine Müsteşarlığı verilerine göre1984-1998 yıllarının 14 yıllık ortalama artışı Toptan Eşya Fiyat Endeksi'negöre % 65, Tüketici Fiyat Endeksine göre % 68'dir. T.C. Merkez Bankası'ncabelirlenen ağırlıklı mevduat faiz oranları 1992 yılında % 74,24, 1993 yılında %74,68'dir.
Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşandöviz kuru, mevduat faizi, hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarınınsabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi borçlununyararlanması alacaklının zarara uğraması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle,borçlu, süresinde borcunu ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargısürecini uzatma gayreti göstermekte, böylece yargı mercilerindeki dava vetakipler çoğalmakta, yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak almak düşüncesiyaygınlaşarak, kamu düzeni bozulmakta kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır.
İtiraz konusu kuralların borçluyararına, alacaklı zararına sonuçlar doğurması, ekonomik ve sosyal yaşamıolumsuz yönde etkilediği gibi Hukuk Devleti ilkesini de zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle, Yasa'nın incelenenkuralları Anayasa'nın 2. ve 5. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
...''
21. ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. ([GK] B. No:2014/2267, 21/12/2017) kararının ilgili kısmı şöyledir:
''...
1. Başvuru, mahkemece hükmedilenalacağın değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının;yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
...
74. Başvurucunun baraj inşaatısözleşmesi çerçevesinde alacağının tahsili istemiyle açtığı dava Mahkemece19/4/2002 tarihinde kısmen kabul edilmiş, temyiz üzerine hüküm Yargıtay 15.Hukuk Dairesince 6/6/2002 tarihinde onanmıştır. Buna göre derecemahkemelerince, başvurucunun baraj inşaatı sözleşmesi çerçevesinde yaptığıişlerin karşılığı olarak 62.969,69 TL alacağının DSİ'den tahsili gerektiğikabul edilmiştir. Ancak başvurucunun bu alacağının tespit edilmiş olması tekbaşına mağdur sıfatını ortadan kaldırmamaktadır. Başvurucunun mağdur sıfatınınortadan kaldırılabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zamanı hem de mağdurunbu hakkı kullanamadığı süre gözönüne alınarak telafi yoluna gidilmesigerekmektedir.
75. Somut olayda başvurucuya 62.969,69TL asıl alacağı yanında 348.027,70 TL tutarında faiz ödemesi yapılmıştır.Bununla birlikte başvurucu, alacağına geç kavuştuğundan ve bu süreçte ülkedeyaşanan enflasyonist ortamda alacağının değer kaybettiğinden yakınmaktadır.
76. Yukarıda da değinildiği üzereAnayasa Mahkemesinin daha önce gerek norm denetimi kapsamında gerekse debireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların damülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesihâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin gerek bireyinhakları gerekse de kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (bkz. §§71-73). Anayasa Mahkemesi bu bağlamda kişilerin mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilen alacaklarının kamu kurumlarınca makul olmayan bir sebeple geçödenmesi yüzünden değer kaybına uğratılmasının mülkiyet hakkının ihlaline yolaçtığını kabul etmiştir (bkz. § 73).
77. Başvuru konusu olayda derecemahkemelerince, başvurucunun alacağı yönünden dört ayrı kalemde farklı temerrüttarihleri esasları tespit edilmiş; buna göre başvurucunun 486,69 TL tutarındakialacağının 10/10/1990 tarihi, 2.870,82 TL tutarındaki alacağının 9/6/1988tarihi, 55.569,36 TL tutarındaki alacağının 16/3/1995 tarihi ve KDV düşüldüktensonra kalan 4.041,82 TL tutarındaki alacağının ise yine 16/3/1995 tarihi esasalınarak hak kazanıldığı belirlenmiştir. Başvurucuya bu alacaklarının toplamıolan 62.968,91 TL ise 348.027,70 TL tutarında işlemiş faiz ile birlikte23/9/2002 tarihinde ödenebilmiştir.
78. Merkez Bankası verilerine göreenflasyonda meydana gelen artış oranları şöyledir:
- Haziran/1988 - Eylül/2002 : %203.613(1988 yılı Haziran ayındaki 100 TL'nin 2002 yılı Eylül ayındaki gerçekkarşılığı 203.512,50 TL'dir.).
- Ekim/1990 - Eylül/2002 : %60.427 (1990yılı Ekim ayındaki 100 TL'nin 2002 yılı Eylül ayındaki gerçek karşılığı60.326,70 TL'dir.).
- Mart/1995 - Eylül/2002 : %4.392 (1995yılı Mart ayındaki 100 TL'nin 2002 yılı Eylül ayındaki gerçek karşılığı4.291,59 TL'dir.).
79. Buna karşılık başvurucunun mülkiyethakkı kapsamında değerlendirilen toplam 62.968,91 TL tutarındaki alacağı içinaynı dönemde başvurucuya 348.027,70 TL tutarında faiz ödemesi yapılmıştır. Buverilere göre, ödenen faiz tutarına rağmen aynı dönemde enflasyonun yaklaşıkkümülatif olarak %13.254 oranında arttığı, diğer bir deyişle başvurucunun alacağı%1'inden bile daha az bir miktara düştükten sonra enflasyon karşısında bualacağın önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği görülmektedir.Nitekim Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da başvurucunun alacağınınenflasyon karşısında değer kaybetmiş olduğunun açıkça belirtildiğigörülmektedir (bkz. § 24).
80. Diğer taraftan kural olarakkişilerin kamudan olan alacaklarının herhangi bir yargısal sürece veya icratakibine gerek olmadan ödenmesi beklenir. Somut olayda ise başvurucununalacağının geç ödenmesinin makul bir gerekçesi mevcut olmadığı gibi, derecemahkemelerinin geriye dönük olarak tespit ettiği başvurucunun alacağını kamumakamlarının ancak yapılan yargılama sonucu ödeyebildiği ve yargılamanın uzunsürmesi nedeniyle yine kamu makamlarının yarar sağlamış olduğu anlaşılmaktadır.
81. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyethakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybınauğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklendiği kanaatine varılmıştır. Bu tespite rağmen derecemahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiğiyönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamunun yararı ilebaşvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adildengenin başvurucu aleyhine bozulduğu değerlendirilmiştir.
82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
...''
3. Özel HukukKişileri Arasındaki Uyuşmazlıklarda Munzam Zarara İlişkin Yargıtay Kararları
22. Hukuk Genel Kurulunun 10/11/1999 tarihli veE.1998/13-353, K.1999/929 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir (benzeryöndeki kararlar için bkz.13. Hukuk Dairesinin 1/6/1995 tarihli ve E.1995/267, K.1995/5451;13. Hukuk Dairesinin 13/2/1997 tarihli ve E.1996/9985, K.1997/810; 11. HukukDairesinin 14/2/2000 tarihli ve E.1999/10052, K.2000/1010;Hukuk Genel Kurulunun7/2/2007 tarihli ve E.2007/11-55, K.2007/53; 13. Hukuk Dairesinin 19/6/2007tarihli ve E.2007/4821, K.2007/8754; 7. Hukuk Dairesinin 9/3/2010 tarihli veE.2009/8308, K.2010/1227; 15. Hukuk Dairesinin 25/4/2018 tarihli veE.2017/2736, K.2018/1742; 11. Hukuk Dairesinin 16/9/2021 tarihli veE.2019/5372, K.2021/5538; 3. Hukuk Dairesinin 18/10/2021 tarihli veE.2020/10700, K.2021/10183; 6. Hukuk Dairesinin 14/11/2024 tarihli veE.2023/1766, K.2024/4097; 6. Hukuk Dairesinin 13/1/2025 tarihli ve E.2024/3534,K.2025/15 sayılı kararları):
''...
Borçlu para borcunu vadesindeödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen 'gecikmefaizi' ödeme yükümü altına girer. Bu durumda BK. 103 uyarınca alacaklınınmutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenlealacaklıya, uğradığı zararı isbat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun,kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı gidermehakkı tanınmıştır.
...
BK. 105, kaynağı ne olursa olsun,temerrüt faiz yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarındauygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, nedensizzenginleşme, kanun, vekaletsiz işgörme olabilir.
...
Ülkemizde süregelen hiperenflasyonunyüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelirgetirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarınıaştığı, banka kredilerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım)alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız, yaşanan bir gerçek olduğu çokaçıktır.
Böyle bir enflasyonist ortamda bireyinparasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba vegirişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlıyükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayattecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur.
Gerçekte de, anlatılan enflasyonistortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde eldetutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının vemenfaatlerini koruma içgüdüsünün de tabii bir sonucudur.
Hal böyle olunca, enflasyonistekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, enönemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin, kolaycagerçekleştirilebileceği ve mahkemelerinde bilgisi altında olan vakıalar olarak.kabulü gerekir. Yasal deyimi ile 'MARUF VE MEŞHUR' vakıalardır ve bunların.isbatına gerek yoktur (HUMK. md. 238/2).
Yine Bankalar Kanununun 37. maddesiyle,121.1 sayılı Merkez Bankası Kanununun 4 ve 40 maddeleri gereğince, Hükümet veMerkez Bankasınca ilan edilen vadeli mevduat faizleri ile Resmi Gazetedeyeralan 'T.C. Merkez Bankası'nca Belirlenen Döviz Kurları ve Devlet İçBorçlanma Senetlerinin Günlük Değerleri' şeklinde gösterilen ve tüm günlükgazetelerde T.R.T. ile özel televizyonlarda da tekrarlanan ilanlar; hukukigüvenlik nedeni ile gerçeği aksettirdiği ve aksi sabit oluncaya kadar yazılıdelil oluşturacağı da göz ardı edilemeyecek bir realitedir (MK. md. 7, 29, İİK.md.8/son f).
Bunların yanında; 20.10.1989 T. K.3sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında 'para her zaman kullanılması mümkün vetemettü getiren bir meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın vücudumuhakkaktır' şeklindeki kabülde az yukarıda açıklanan hukuki tesbit vebulguları doğrulamaktadır. Şu durum karşısında, alacaklının davasında dayandığımaddi olgulara uygulanması zorunlu görülen HUMK. md.238/2, ve MK.7 anlamındabelirlenen delillerle alacaklı zararının kanıtlandığına ilişkin karinenin vücutbulduğu ve böylece davacının zararını isbat yükümünü ifa ettiği açıktır. Buaşamadan sonra subut bulan karinenin aksini kanıtlayarak, sorumluluktankurtulmak isteyen borçlunun; somut olayın özellikleri nedeni ile ya alacaklınınbir zarara uğramadığını, yada borcunu zamanında ifa etmiş olsa idi .dahialacaklının borç konusu miktarı değeri düşmeyecek bir biçimdedeğerlendiremeyeceğini ispat etmesi gündeme gelebilir.
Az yukarıda açıklananların ışığında,mahkemece özel dairenin bozma kararında tesbit edilen yöntem ve araştırmalareksiksiz yerine getirilmeli BK. 42 ve 43/2. maddeleri hükümleri de dikkatealınmak suretiyle toplanan deliller değerlendirilmeli ve hasıl olacak uygunsonuç çerçevesinde belirlenecek munzam zarara hükmedilmelidir.
...''
23. Hukuk Genel Kurulunun 29/3/2022 tarihli veE.2021/11-938, K.2022/401 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir (benzeryöndeki kararlar için bkz.13. Hukuk Dairesinin 26/4/1984 tarihli veE.1984/2506, K.1984/3157; 15. Hukuk Dairesinin 27/1/1995 tarihli veE.1994/4985, K.1995/363; 15. Hukuk Dairesinin 21/3/2005 tarihli ve E.2004/4662,K.2005/1596; 19. Hukuk Dairesinin 20/3/2006 tarihli ve E.2005/11377,K.2006/2827; Hukuk Genel Kurulunun 31/10/2007 tarihli ve E.2007/11-668,K.2007/798; 14. Hukuk Dairesinin 8/7/2008 tarihli ve E.2008/5486, K.2008/9057;15. Hukuk Dairesinin 12/5/2016 tarihli ve E.2016/1049, K.2016/2737; 19. HukukDairesinin 2/4/2019 tarihli ve E.2018/1690, K.2019/2185; 17. Hukuk Dairesinin25/3/2021 tarihli ve E.2020/2916, K.2021/3278; 3. Hukuk Dairesinin 10/3/2022tarihli ve E.2022/691, K.2022/2136; 11. Hukuk Dairesinin 28/9/2022 tarihli veE.2019/4241, K.2022/6411; 9. Hukuk Dairesinin 1/11/2023 tarihli veE.2023/11296, K.2023/16397; 2. Hukuk Dairesinin 17/1/2024 tarihli ve E.2023/7422,K.2024/292; 10. Hukuk Dairesinin 27/11/2024 tarihli ve E.2023/13690,K.2024/11814; 3. Hukuk Dairesinin 24/4/2025 tarihli ve E.2024/3150, K.2025/2368sayılı kararları sayılı kararları):
''...
16. Borcun ifasının geciktirilmesiborçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde iseortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerdedüzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arzedenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zararkavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle,borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliğiüzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunuzamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereğikendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığınısürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etm olgusuyla doğrudanbir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasınborcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlüolup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve TemerrütFaizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde 'Bir miktar paranınödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça,geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeyemecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınınönceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı,yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticariişlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faizoranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faizoranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu orangeçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmedekararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralardaöngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından azolamaz.' şeklinde düzenlenmiştir.
18. Buna göre hukukumuzda alacaklıya,zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızıntemerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faiziyükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şartolmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talepedebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir.Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek vebunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrütfaizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukîilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami;Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından DüzenlenenGenel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
19. Uyuşmazlık konusunun temelinioluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi 'Alacaklı,temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbirkusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarıgörülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esashakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.' hükmünü haizdir. Buhükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarakadlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılıBorçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenlemeiçermektedir.
20. Aşkın (munzam) zarar, para borcununifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdindeortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olanbir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tariharalığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrütfaizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarakkabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I,2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemişolsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucundaortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
21. Aşkın (munzam) zararın varlığı içingereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu paraborcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangibir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursaolsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün paraborçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil,sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öteyandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi,asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenleborçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faiziyükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun,ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamenbağımsız yeni bir borçtur.
22. Aşkın (munzam) zararın varlığı içingereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayanalacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrütfaizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrütfaiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından sözedilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamınakanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borçilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukîilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam)zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden hususalacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetininispatıdır.
23. Aşkın (munzam) zararın varlığı içingereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın(munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarakkusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüdedüşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğüdurumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlununtemerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrütsonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatıgerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkçaortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
24. Aşkın (munzam) zararın varlığı içingereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam)zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı,borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusuarasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukîniteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icratakibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibiveya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talepedilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhilbir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birliktetahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklıtutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olupayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesimümkündür.
26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerindedurulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olupesasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddiaeden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı,TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi içinöncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlununtemerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesindenveya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veyaengellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
27. Aşkın (munzam) zararın talebindevarlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispatvasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başkabir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarakileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortayakonulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomikolumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibiolgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklınınbu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediğimüddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarakileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklızararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanmasıöngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede carienflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranınsatın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somutvakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolarkurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranınsatın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağıgibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içindebulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayımadayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesindetemerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek buzararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli biroranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılıKanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradanhareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunlarındoğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasayapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen butakdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergeleredayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabuledilemez.
29. Uğranıldığı iddia olunan zararın,yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesinedayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olandavaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli vegeçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Buradakanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuranvakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
30. Yapılan açıklamalar ışığında somutolay değerlendirildiğinde; davacı tarafından 09.12.1999 tarihinde toplam450.000TL’nin ... A.Ş.’nin Fatih Şubesi’ne yatırıldığı, anılan bedelin ... OffShore Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarılması sonrasında davacı tarafından bu paranıntahsili için açılan davada yapılan yargılama sonucunda İstanbul 14. AsliyeTicaret Mahkemesinin 12.02.2015 tarihli ve 2014/1304 E., 2015/64 K. sayılıkararı ile 450.000TL’nin 09.12.1999 tarihinden itibaren işlemiş avans faizi ilebirlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, anılan kararı müteakip davacıtarafından İstanbul 22. İcra Müdürlüğünün 2015/4956 E. sayılı dosyası ilebaşlatılan icra takibi sonrasında 09.05.2016 tarihinde mahkemece hüküm altınaalınan bedelin faiziyle davalıdan tahsil edildiği anlaşılmaktadır.
31. Dava dilekçesinde; davacının hükümaltına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline kararverildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziylekarşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretleparanın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranındanfazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu,ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmakyerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarınayönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuzetkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisininortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiğiiddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.
32. Her ne kadar bozma kararında,ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyleparanın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamdabireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerdebulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen birkarine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuzetki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden budurumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam)zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığıgözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonucagidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilenaşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniylekendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomikkoşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelenazalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımladavacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcutolumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarakoluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispatayeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomikkoşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyinelindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dairfaraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ilerisürülmüştür.
33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesikapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu daalacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bubağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın almagücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olaraknitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararınispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun,HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarakzarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
34. Bu itibarla davacı tarafından ilerisürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardanenflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın(munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Ziraülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklarnedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacınıntemerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıylaekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındakidalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satınalma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabuledilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunanzararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi birispat kolaylığı da sağlamaz.
35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122.maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genelekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken dövizkurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma)dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Buradakanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibigenel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin,şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılamasırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusununileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
...''
B. UluslararasıHukuk
1. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal vemülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararasıhukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin,mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerinya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
..."
25. Sözleşme'nin "Etkili başvuru hakkı"başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Bu Sözleşme’de tanınmış olanhak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetinifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal birmerci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir."
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi Kararları
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'ye ek1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusuolmadığı özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda-mülkiyet hakkının korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünüiçerdiğini kabul etmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özelkişiler arası mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyethaklarına yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekir.Bu bağlamda devlet, özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklaryönünden gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizmaoluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarındaulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adilbir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. AİHM bu gerekliliğinsağlanıp sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününüincelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna,B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§ 90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00,3/4/2012, § 112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01,11/1/2007, §§ 82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99,24/11/2005, § 134; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007, §47).
27. Ayrıca AİHM Sözleşme'nin 13. maddesi uyarınca temelhak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için etkili bir başvuru yolununvar olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 13. maddesiyetkili ulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamına giren bir şikâyetinesasının incelenmesine izin veren ve uygun bir telafi yöntemi sunan bir içhukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bu hukuk yolu teorideolduğu kadar pratikte de etkili bir yol olmalıdır (İlhan/Türkiye [BD],B. No: 22277/93, 27/6/2000, § 97; Kudla/Polonya [BD], B. No: 30210/96,26/10/2000, § 157; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 82).
28. AİHM, etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesindesavunulabilir nitelikteki bir şikâyetin mahkemelerce etkili bir şekildeincelenmesini ve öngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişliolmasını güvence altına aldığını vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, § 157;Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, B. No: 11379/03, 10/2/2011, § 35). AİHM, içhukuktaki düzenlemelerin başvuruculara bu anlamda asgari güvenceleri içerecekşekilde yeterli bir hukuk yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan,§ 36).
29. Hazine arazisi üzerine inşa edilen bir gecekondununetrafındaki çöplüğün patlaması üzerine zarar meydana gelmesi olayının elealındığı Öneryıldız/Türkiye ([BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004)kararında AİHM, mülkiyet hakkının pozitif yükümlülükler yönünden ihlaledildiğine karar verdiği gibi meseleyi etkili başvuru hakkına ilişkin 13. maddeyönünden de ele almıştır. AİHM'e göre Sözleşme'nin 13. maddesi, ulusal hukuksistemlerinin yetkili ulusal otoritelere Sözleşme kapsamında ileri sürülebilirbir şikâyetin özünü ele almalarına salahiyet tanıdığı etkili bir hukuk yolunuerişilebilir kılmasını gerektirir. Bunun amacı ise uluslararası şikâyetmekanizmasını AİHM önünde harekete geçirmek zorunda kalmadan önce bireylerinSözleşme haklarının ihlalleri için ulusal düzeyde uygun bir telafi eldeedebilecekleri bir yol sağlamaktır (Öneryıldız/Türkiye, § 145). Bununlabirlikte AİHM 13. madde ile sağlanan korumanın herhangi bir özel çözüm yöntemigerektirecek kadar ileri gitmediğini, taraf devletlerin bu hüküm kapsamındakiyükümlülüklerini yerine getirme konusunda belirli bir takdir aralığınınolduğunu kabul etmiştir (Öneryıldız/Türkiye, § 146). AİHM, başvurucununevinin ve eşyalarının kaybı yönünden tazminat yolu etkili bir şekildeişletilmediği için Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesi ilebağlantılı olarak 13. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir (Öneryıldız/Türkiye,§§ 156, 157).
30. AİHM, özel hukuk kişileri arasındaki alacağın değerkaybına uğratılmasına ilişkin şikâyeti Ahmet Nihat Özsan AnonimŞirketi/Türkiye (B. No: 62318/09, 9/2/2021) kararında incelemiştir. AhmetNihat Özsan Anonim Şirketi/Türkiye kararına konu olayda başvurucu şirketile müşterilerinden biri arasında 1992 yılında cebri icra prosedürüyle başlayanbir uyuşmazlığın ardından 2002 yılında sözleşmeye dayanan sorumluluk kapsamındabaşvurucuya bir miktar tazminatın gecikme faiziyle birlikte ödenmesine kararverilmiştir. Başvurucu alacağına uygulanan faiz oranının enflasyon oranındandüşük olduğunu ve zararını karşılamak için yeterli olmadığını belirterekolayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Kanun'un105. maddesine dayanarak munzam zarar davası açmıştır. Ticaret Mahkemesi, 11.Hukuk Dairesinin içtihadına yer vermiş ve daha büyük bir zarar kanıtlanmadığısürece borçluya ihtarın yapıldığı tarihle alacağın ödendiği tarih arasındaalacaklının uğradığı alım gücü kaybı ile gecikme faizi arasındaki farkın munzamzarara ilişkin tazminat olarak belirlenmesi gerektiğini belirterek faizi ilebirlikte davayı kabul etmiştir. Yapılan temyiz talebini inceleyen 15. HukukDairesi 2006 yılında alım gücü kaybı (enflasyon oranı) ile alacağa uygulananfaiz oranı arasındaki farkın ileri sürülen munzam zararın varlığını kanıtlamakiçin yeterli olmadığı ve davacının ödemenin gecikmesi nedeniyle bir zararauğradığını somut bir şekilde kanıtlaması gerektiği gerekçesiyle kararıbozmuştur. Ticaret Mahkemesi bozmaya uyarak davayı reddetmiş ve karar yasalyollardan geçerek 2009 yılında kesinleşmiştir. Bunun yanında başvurucu 818sayılı mülga Kanun'un 105. maddesinin yorumunda Yargıtay Dairelerinin ve HukukGenel Kurulu içtihatlarında bir farklılığın bulunduğunu belirterek içtihatlarınbirleştirilmesini talep etmiş ancak Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu (YargıtayBaşkanlık Kurulu) 22/9/2008 tarihinde, 1999 yılında bu türden bir talebeilişkin olarak daha önce verilen karara atıfta bulunarak talebi reddetmiştir (AhmetNihat Özsan Anonim Şirketi/Türkiye, §§ 4-14).
31. AİHM; başvurucunun Yargıtay içtihatlarında süreklibir tutarsızlığın bulunduğu iddiasıyla ilgili şikâyetini, Sözleşme’nin 6.Maddesinin birinci fıkrasının kapsamında incelemiştir. AİHM; somut olaydafarklılığın munzam zararın tanımına ve özel kişilerle ilgili davalarda ispatyüküne ilişkin olarak hukukun uygulanmasında olduğunu, dosyaya eklenen mahkemekararlarının iki ayrı içtihat yaklaşımının varlığını açıkça ortaya koyduğunubelirtmiştir. Birinci içtihat yaklaşımında, enflasyon oranının alacağınödenmediği dönemdeki gecikme faizi oranından daha yüksek olmasının zarar karinesioluşturmak ve ispat yükünü tersine çevirmek için yeterli olduğu kanısınavarıldığı hâlde ikinci içtihat yaklaşımında ise enflasyon oranı ile faiz oranıarasındaki farkın munzam zararın ispatı için yeterli olmadığı, faizlerlekarşılanan zararın ötesinde somut ve maddi bir zararın ortaya konulmasıgerektiği görüşünün benimsendiği ifade edilmiştir. Derin ve sürekli içtihatfarklılıklarının varlığının Sözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasınınihlali olarak nitelendirilmesi için tek başına yeterli olmadığını, ulusalmevzuatın bu tutarsızlıkların ortadan kaldırılmasına imkân veren mekanizmalarıöngörüp öngörmediğinin, bu mekanizmaların uygulanıp uygulanmadığının tespitedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda içtihat farklılıklarının hemHukuk Daireleri hem de Hukuk Genel Kurulu ile ilgili olduğunu, ulusal hukukunbu türden bir farklılığa son vermeye yönelik olarak Yargıtay Başkanlık Kurulutarafından Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kuruluna (YİBGK) başvurulmasıyönünde bir mekanizma sunduğunu ancak bu yöndeki talebin ileri sürülenfarklılıkların her davanın kendine özgü koşullarından kaynaklandığı ve munzamzarara ilişkin tek bir ispat yöntemini kabul ederek hâkimin takdir yetkisiniengellemeye gerek olmadığı gerekçesiyle kabul edilmediğini, başvurucununiçtihatların birleştirilmesine ilişkin talebinin de aynı YİBGK kararına atıflareddedildiğini ifade etmiştir. Dolayısıyla iç hukuk tarafından öngörülenmekanizmanın söz konusu olan farklılığı sona erdirmeye imkân vermediğinibelirtmiş veSözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğisonucuna varmıştır (Ahmet Nihat Özsan Anonim Şirketi/Türkiye, §§ 60-74).
32. Bununla birlikte başvurucu, enflasyonun etkisiylealacağının değer kaybetmesi ve ulusal mahkemelerin farklı bir içtihada dayanaraktazminat ödemeyi reddetmeleri nedeniyle mülküne saygı hakkının ihlaledildiğinden de şikâyetçiolmuştur. AİHM, daha önce Sözleşme’ye ek 1 No.luProtokol’ün 1. maddesinin ilke olarak, devletlere, enflasyonun etkilerinitelafi etmek ve alacakların veya diğer varlıkların değerini korumak içintedbirler alma yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanamayacağını birçok defaifade ettiğini (diğer kararlar arasından bkz. Todorov/Bulgaristan (k.k.),B. No: 65850/01, 13/5/2008; Cular/Hırvatistan (k.k.), B. No: 55213/07,22/4/2010), başvurucunun ileri sürdüğü Akkuş/Türkiye (B. No: 19263/92,9/7/1997) davasının kamulaştırmayla ilgili olduğunu, bu kararda mülkükamulaştırılan kişi tarafından sonunda tahsil edilen meblağın kişinin yoksunbırakıldığı mülkün değeriyle makul bir şekilde ilişkili olduğunu tespit etmeyiamaçladığını ancak somut olayın ticari bir dava olup kamulaştırmaya ilişkintedbirlerin uygulanması gerekmediğini, enflasyonun etkilerini telafi etmek vealacakların değerini korumak için tedbirler alma yükümlülüğü bulunmamasınarağmen devletin enflasyona bağlı bazı zararları tazmin etmeye yönelik yasal birdüzenlemeyi kabul etmesi hâlinde bu düzenlemenin mümkün olduğunca ilgili hukukikonulara ilişkin olarak hukuki güvensizlikten ve belirsizlikten kaçınmak amacıylamakul bir açıklık ve tutarlılıkla uygulanması gerektiğini, başvuran şirketinözellikle tutarsızlığa dayanan şikâyetinin devletin pozitif yükümlülükleriyleilgili olduğunu oysa Sözleşme’nin 6. Maddesinin birinci fıkrası kapsamındavardığı sonuçları dikkate alarak bu şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasıhakkında karar verilmesinin gerekli olmadığını ifade etmiştir (Ahmet NihatÖzsan Anonim Şirketi/Türkiye, §§ 75-80).
33. Son olarak AİHM Denizci/Türkiye (B. No:57031/12, 17/3/2022) kararında; özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklarailişkin başvuruda, başvurucunun aldığı tazminatın yüksek değer kaybınauğradığından şikâyet ettiği ancak makul başarı şansı sunduğu değerlendirilen vebaşvurucunun tüketmesi gereken 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesine dayananhukuk yolunu tüketmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna kararvermiştir.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
34. Anayasa Mahkemesinin 8/7/2025 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
35. Başvurucu; yaklaşık on yıllık süreçte döviz ve altınfiyatlarının önemli oranda yükseldiğini, uyuşmazlığın makul bir süreyi aşarşekilde çözümlenmesi sonucunda borcun geç ödenmesi nedeniyle temerrüt faiziniaşan zararının bulunduğunu, benzer davalarda uygulanan ispat kriterlerininuygulanmadığını ve katı bir yöntem benimsendiğini, ANO İnşaat ve TicaretLtd. Şti. kararında belirtilen ilkelere aykırı bir yargılama yapıldığını vedevletin mülkiyetin korunmasına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmediğinibelirterek eşitlik ilkesi, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık görüşünde, başvurucunun temel şikâyetininmunzam zararının varlığının ispatlanması hususunda Yargıtay kararları arasındaçelişki bulunması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkinolduğu ifade edilmiştir. Özel hukuk kişileri arasındaki munzam zarar davasınınreddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin şikâyeti inceleyen AİHM'in Ahmet Nihat Özsan AnonimŞirketi/Türkiye başvurusunda konuyu adil yargılanma hakkı kapsamındaincelediği ve şikâyetin mülkiyet hakkı bakımından incelenmesini gereklibulmadığı, bu nedenle başvurucunun şikâyetinin adil yargılanma hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucunun itirazın iptali davasındatemerrüt faizi istemesine rağmen ilk derece mahkemesince yasal faizehükmedildiği, başvurucunun ise bu kararı temyiz etmediği, tacir olan bankayönünden daha yüksek faiz oranı olan ticari faiz talep edebilecekken bunatevessül etmediği ifade edilmiştir. Ayrıca AİHM'in Sözleşme’ye ek 1 No.luProtokol’ün 1. maddesinin ilke olarak devletlere enflasyonun etkilerini telafietmek ve alacakların veya diğer varlıkların değerini korumak için tedbirleralma yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanamayacağının Todorov/Bulgaristan;Cular/Hırvatistan; Taşkaya/Türkiye ((k.k), B.No: 14004/06, 13/2/2018)kararlarında belirtildiği, dolayısıyla başvurunun konu bakımından yapılacakkabul edilebilirlik incelemesinde bu hususun dikkate alınmasının faydalıolacağı belirtilmiştir. Yargılama mercilerinin ilgili hukuk kurallarınıyorumlayarak vardığı sonuç ve bu sonuca ilişkin gerekçelerinin açıkça keyfîolduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiğinin söylenip söylenemeyeceğinin kabuledilebilirlik incelemesinde değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.Anayasa Mahkemesinin atıfta bulunduğu ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti.kararının kamudan olan alacağın değer kaybına uğratılarak ödenmesine ilişkinolduğu, somut başvurunun ise özel hukuk kişileri arasındaki bir uyuşmazlıkolduğu, devletin müdahalesinin bulunmadığı ve başvurunun devletin pozitifyükümlülükleri kapsamında incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamdamülkiyetin korunmasına yönelik belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir kanunhükümlerinin ve buna dayalı olarak yerleşik yargısal içtihatların mevcutolduğu, bireysel başvuruya konu yargılama süreci bir bütün olarak dikkatealındığında mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğü yönünden başvurucunun usuleilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının sağlandığı, kararlarda yerverilen tespit ve gerekçelere göre yargısal makamların takdir yetkilerininsınırının aşılmadığı sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlıkgörüşüne karşı sunduğu cevabında önceki iddialarını tekrar etmiştir.
B. Değerlendirme
37. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı"başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz.”
38. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinkorunması" başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak vehürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir."
39. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (içtüzük) “Pilotkarar usulü” başlıklı 75. maddesi şöyledir:
"(1) Bölümler, bir başvurununyapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bu sorunun başka başvurulara da yolaçtığını tespit etmeleri ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağınıöngörmeleri hâlinde, pilot karar usulünü uygulayabilirler. Bu usulde, konuyailişkin Bölüm tarafından pilot bir karar verilir. Benzer nitelikteki başvurularidari mercilerce bu ilkeler çerçevesinde çözümlenir; çözümlenmediği takdirdeMahkeme tarafından topluca görülerek karara bağlanır.
(2) Bölüm, pilot karar usulünü resen,Adalet Bakanlığının ya da başvurucunun istemi üzerine başlatabilir.
(3) Pilot karar uygulaması için seçilenbaşvuru, gündemin öncelikli işleri arasında sayılır.
(4) Bölüm pilot kararında, tespitettiği yapısal sorunu ve bunun çözümü için alınması gereken tedbirleribelirtir.
(5) Bölüm pilot kararla birlikte, bukarara konu yapısal soruna ilişkin benzer başvuruların incelenmesini erteleyebilir.İlgililer erteleme kararı hakkında bilgilendirilirler. Bölüm, gerekli gördüğütakdirde ertelediği başvuruları gündeme alarak karara bağlayabilir."
40. Başvurucunun şikâyetinin özü, yargılama sonundafaiziyle ödenen bedelin enflasyon nedeniyle meydana gelen değer kaybınıkarşılamadığına ve bu zararın karşılanması maksadıyla açtığı munzam zarardavasında ise enflasyon olgusunun davanın ispatı için yeterli görülmeyerekdavanın reddedilmesine ilişkindir. Başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 35.maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. MülkünVarlığı
42. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyethakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsar (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkulve gayrimenkul mallarla bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar vefikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyethakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No:2014/11441, 1/2/2017, § 60). Somut olayda başvurucunun alacağının varlığımahkeme kararı ile kesinleşmiştir. Kesinleşmiş alacaklar icra edilebilirnitelik kazandığından Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil etmektedir(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Fatma Yıldırım [1. B.], B.No: 2014/6577, 16/2/2017, § 45).
b. Genelilkeler
43. Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuruhakkı, temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla oluşturulan idari veyargısal mekanizmalara yapılan başvuruların mutlaka başvurucu lehinesonuçlanmasını güvence altına almamaktadır. Bu bağlamda ilgili idari veyargısal mercilere düşen ödev, başvurucunun şikâyetinin esasını inceleyerekilgili ve yeterli bir gerekçeyle karara bağlamaktır. Bununla birliktemahkemelerin yorum ve değerlendirmelerinin söz konusu başvuru yoluna müracaatedilmesini anlamsız kılacak, başarı şansını zayıflatacak derecede keyfîlikiçermesi ya da açıkça makul olmayan bir muhakemeye dayanması hâlinde etkilibaşvuru hakkı ihlal edilebilir (Seyfettin Şimşek [2. B.], B. No:2019/21111, 30/3/2022, § 41).
44. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlaledildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarınıinceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesiniengellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişliidari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olaraktanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; MuratHaliç [1. B.], B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).
45. Bu hak tek başına, bağımsız olarak kullanılması mümkünolmayan ancak Anayasa’da güvence altına alınan başka bir temel hak veözgürlüğün ihlal edildiği iddiasının bulunması hâlinde kullanılabilecektamamlayıcı nitelikte bir haktır. Bir başka ifadeyle etkili başvuru hakkınınihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için hangi temel hak ve özgürlükkonusunda etkili başvuru hakkının kısıtlandığı sorusuna cevap verilmesi gerekir(Onurhan Solmaz [1. B.], B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §§ 33, 34; SıtkıGüngör [2. B.], B. No: 2013/5617, 21/4/2016, § 86).
46. Etkili başvuru hakkı, Anayasa’ya aykırılığı iddiaedilen bir husustan kendisinin zarar gördüğünü düşünen kişinin hem iddialarıhakkında karar verilmesini hem de mümkünse zararının giderilmesini sağlamakiçin hukuki bir yola başvurabilmesini gerektirir. Başka bir deyişle Anayasa’dadüzenlenen temel hak ve özgürlüklerden birinin savunulabilir düzeyde ihlaledilmesinden dolayı mağdur olduğunu ileri süren herkes Anayasa’nın 40. maddesikapsamında etkili başvuru hakkına sahiptir (Sıtkı Güngör, § 87).
47. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahipoldukları güvencenin kapsamı ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göredeğişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa’nın 40. maddesiuyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun hem teoride hem de uygulamada ilerisürülen ihlali önlemesi, ihlal devam etmekte ise sonlandırması, gerçekleşipsona ermiş ihlallere yönelik olarak ise makul bir tazmin imkânı sunması gerekir(K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 71).
48. Şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan vegerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olmasıilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna görekişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuattayer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte debaşarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülenkoşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerdenkaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddialar bu doğrultuda geniş şekildedeğerlendirilmeli; koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise budurum yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmalıdır(İlhan Gökhan [2. B.], B. No: 2017/27957, 9/9/2020, §§ 47, 49).
49. Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru,mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal vetemerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi; borçlunun yararlanması,alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle borçluborcunu süresinde ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargı süresiniuzatma gayreti göstermekte, böylece yargı mercilerindeki dava ve takiplerçoğalmakta, yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak almak düşüncesiyaygınlaşarak kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır(AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998). Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geçödenmesi durumunda aradan geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerindeoluşan hissedilir aşınmayla mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelintasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da yoktur.Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığauğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).
50. Anayasa Mahkemesi tespit edilen kamulaştırma bedelineişletilecek faizi düzenleyen 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nun 10. maddesinin dokuzuncu fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 35. ve 46.maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan iptal başvurusunu incelemiştir.Kararda, 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinde ''Borçlar Kanunu ve Türk TicaretKanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespitedilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır./Cumhurbaşkanı,bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katınakadar artırmaya yetkilidir.'' hükmüne yer verildiği ve kanuni faizin yüzdeyirmi dördü aşamadığı ifade edilmiştir. İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırmabedeli için sadece kanuni faiz ödeneceğinin belirtildiği, enflasyon nedeniyleuğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye iseyer verilmediği belirtilmiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerdedevletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibitarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşandeğer kayıplarını gidermenin mümkün olmayacağı ve hak sahibinin kamulaştırılantaşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da sözedilemeyeceği ifade edilmiştir. Bu gerekçelerle hükmün Anayasa’nın 13., 35. ve46. maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmış ve iptaline karar verilmiştir(AYM, E.2022/83, K.2023/69,5/4/2023).
51. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma ve kamulaştırmasız elatma bedellerinin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasına ilişkinşikâyetleri Ali Şimşek ve diğerleri ([1.B.], B. No: 2014/2073,6/7/2017), Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1.B.], B. No: 2013/817,19/12/2013), Kadir Çakar ([1.B.], B. No: 2015/18908, 21/3/2018),Hanım Çeyiz ve Mehmet Gündüz ([1.B.], B. No: 2015/19289, 17/7/2018), TürkanPoyraz ([ 1.B. ], B. No: 2015/15388, 13/9/2018) ve Emine Dilek Onaran vediğerleri ([1.B.], B. No: 2017/19987, 12/2/2020) kararlarında incelemiş veuygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede kamulaştırma vekamulaştırmasız el atma bedellerinin enflasyon karşısında önemli ölçüde değerkaybına uğratılmasının başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı birkülfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunaulaşmıştır.
52. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma ve kamulaştırmasız elatma bedelleri dışındaki kamu kurumlarından olan çeşitli para alacaklarınınenflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasına (veya uğratılarak ödenmesine)ilişkin şikâyetleri inceleyerek uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Buçerçevede kamu makamlarından olan alacakların enflasyon karşısında önemliölçüde değer kaybına uğratılmasının başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğisonucuna ulaşmıştır (bir sosyal güvenlik ödemesi yönünden bkz. FerdaYeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017; ihale alacağı yönünden bkz. ANOİnşaat ve Ticaret Ltd. Şti.; vergi iadesi alacağı yönünden bkz. AkelGıda San. ve Tic. A.Ş. [2. B.], B. No: 2013/28, 25/2/2015; deprem nedeniyletazminat yönünden bkz. Abdulhalim Bozboğa [1. B.], B. No: 2013/6880,23/3/2016; Yıldız Korkut [2. B.], B. No: 2016/8532, 9/5/2019; açığaalınan memurun maaş farklarının iadesi yönünden bkz. Vildan Utku Atalay[1. B.], B. No: 2015/4812, 7/2/2019).
53. Anayasa Mahkemesi ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti.kararısonrasında özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara ilişkin alacağın değerkaybına uğradığına yönelik şikâyeti Esen Mepa ve diğerleri ([1.B.], B.No: 2019/28945, 18/1/2022) kararında incelemiştir. Anılan kararda etkili birgiderim sağlama kapasitesi sunduğu değerlendirilen munzam zarar davası yolunabaşvurulmaksızın Anayasa Mahkemesine başvuru yapılması nedeniyle başvurununbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmiştir.
c. İlkelerinOlaya Uygulanması
54. Somut olayda başvurucunun 9/11/2010 tarihindebaşlattığı icra takibine Banka tarafından itiraz edilmiş ve icra takibidurmuştur. Başvurucu, itirazın iptali davası açmış; yargılama sonunda borçlununitirazının iptaline, takibin 48.854 TL asıl alacak üzerinden ve asıl alacağatakip tarihinden borç tamamen ödeninceye kadar işletilecek yıllık %9 temerrüt faiziuygulanmak suretiyle devamına, 2004 sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca asılalacak tutarının %20'si oranında takdir edilen 9.770,80 TL icra inkârtazminatının davalıdan alınarak başvurucuya verilmesine, fazlaya ilişkin 738TL'lik talebin reddine karar verilmiştir. Bu karar taraflarca temyizedilmeyerek 1/7/2020 tarihinde kesinleşmiştir. Karar sonrası borçlu, 2/7/2020tarihinde toplam 119.114,76 TL yatırmış ve borcu ödemiştir.
55. Başvurucu; borçlu aleyhine açtığı ve bireyselbaşvuruya konu edilen davada, yaklaşık on yıllık sürede ödenen yasal faizinalacağın enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını karşılamadığını belirterek6098 sayılı Kanun'un 122. maddesi uyarınca munzam zararına karşılık fazlayailişkin hak ve alacak talebi saklı kalmak kaydıyla 100.000 TL'nin 2/7/2020tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.Yargılama sonunda munzam zarar koşullarının gerçekleşmediği, aşkın zararıngenel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişkendöviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelenazalma) dışında başvurucunun durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanmasıgerektiği, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faizoranlarının yüksek oluşu ve paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanınbaşvurucuyu ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı dasağlamayacağı, başvurucunun geç ödeme ile maruz kaldığı zararı doğuranvakıaları dosya kapsamında ispat edemediği gerekçeleriyle dava reddedilmiştir.Dolayısıyla zararın ispatı için enflasyon olgusu dışında başka somut olgularınvarlığının arandığı anlaşılmıştır (ayrıntılı değerlendirme için bkz.§ 14).
56. Borçluların yargılama sonunda ödemekle yükümlütutulacakları faizin enflasyon oranının önemli ölçüde altında kalması ve buzararın başka bir hukuki yolla telafi edilmesinin mümkün olmaması hâlinde,borçların zamanında ödenmemesi olasılığı artacaktır. Bu durum, özel hukukkişilerinin taraf olduğu uyuşmazlık ve dava sayılarında önemli bir artışasebebiyet verecektir. Borçlular zamanında ödemedikleri borçlar nedeniyleenflasyonun altında faiz ödemesi yapacak, dolayısıyla borcu ödememekle kârlıçıkmış olacaktır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.1997/34, K.1998/79,15/12/1998). Anayasa’nın 35. ve 40. maddeleri, devlete özel hukuk kişileriarasındaki alacakların enflasyon karşısında uğrayacağı önemli ölçüdeki değerkayıplarını giderecek hukuki altyapı ve mekanizmaları oluşturma sorumluluğuyüklemektedir. Bir başka deyişle devlet, özel hukuk kişileri arasındakiuyuşmazlıklarda tarafların menfaatleri arasındaki adil dengenin sağlanmasınayönelik tedbirleri almakla yükümlüdür.
57. Alacaklının alacağını geç tahsil etmesi halinde,enflasyon karşısında meydana gelen değer kaybının giderilmemesi, alacağınagerçek değeriyle ulaşmasını engellemekte; borçlunun ise borcunu gerçekdeğerinin altında ödemesine yol açmaktadır. Bu durum, taraflar arasındaki adildengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfetyüklemektedir. Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeriüzerinden ödemesi gerekir. Nitekim bu yükümlülüğün borçluya orantısız veyaaşırı bir külfet yüklemeyeceği açıktır.
58. Anayasa Mahkemesi, öncelikle başvurucunun mülkükapsamındaki kesinleşmiş alacağının önemli ölçüde değer kaybına uğratılmaksızıntahsil edebilmesine imkân tanıyan etkili bir başvuru yolunun bulunupbulunmadığını inceleyecektir. Etkili bir başvuru yolunun bulunduğunu tespitetmesi hâlinde ise teorik düzeyde etkili olduğu tespit edilen bu yolun pratiktebaşarı şansı sunup sunmadığını belirleyecek, son olarak bu hukuk yolunabaşvuran tarafların menfaatleri arasında aşırı bir dengesizlik bulunupbulunmadığını tespit edecektir.
59. Kanun koyucunun geç ödenen alacakların enflasyonetkisiyle uğradığı değer kaybının telafisi ve tazmini için 3095 sayılı Kanunile bir hukuk yolu oluşturduğu, bu Kanun'da kanuni ve temerrüt faizine ilişkindüzenlemelere yer verdiği görülmektedir. 3095 sayılı Kanun'un 1. maddesinde,Borçlar Kanunu'na ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hâllerdemiktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödemenin yıllık yüzde on iki oranıüzerinden yapılacağı ve Cumhurbaşkanının bu oranı aylık olarak belirlemeye,yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkili olduğubelirtilmiştir. Aynı Kanun'un 2. maddesinde ise temerrüt faizinin 1. maddedebelirlenen orana göre belirleneceği, ticari işlerde ise Türkiye CumhuriyetMerkez Bankasının (TCMB) önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar içinuyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise temerrüt faizininbu oran üzerinden istenebileceği ifade edilmiştir. Kanun'un genel gerekçesiincelendiğinde borçlunun borcunu zamanında ödememesinden kazançlı çıktığı, davave icra yoluna başvurulmadan ödemede genellikle bulunulmadığı zira dava vetakip sırasında geçecek her sürenin borçlunun lehine çalıştığı, belirtilendurumun dava ve icra takiplerini artırdığı, borçluların sadece haklarında davaaçılmasına ve icra takibinde bulunulmasına sebebiyet vermekle kalmayıp bunlarınuzaması için her türlü yola başvurduğu, tasarının kötü niyetli kişilerin budavranışlarının önüne geçilmesi, kanuni faiz ve temerrüt faizinin gününkoşullarına uydurulması için düzenlendiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla kanun koyucununiradesinin enflasyonun neden olduğu sorunları ortadan kaldırmak olduğu açıktır(ayrıntılı değerlendirme için bkz. § 20). Ancak Kanun'un 1. maddesine görekanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamaz. Dolayısıyla anılan düzenlemeler ilefarklı hukuki konular için bir kısım oranların tespit edildiği anlaşılmaklabirlikte bu düzenlemelerin enflasyon oranları ile bağlantısının kurulmadığıgörülmüştür. Bir başka deyişle enflasyon karşısında alacakların değer kaybınınönlenmesi maksadıyla düzenlenen 3095 sayılı Kanun'da yer verilen faize ilişkinhükümlerin teorik düzeyde dahi değer kaybının önlenmesine ilişkin başarı şansısunma kapasitesinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
60. 3095 sayılı Kanun ile öngörülen hukuk yolunun somutolaya etkisi yönünden yıllık faiz oranları ve enflasyon verilerinin incelenmesisuretiyle enflasyonun başvurucu üzerinde olumsuz bir etkiye yol açıpaçmadığının tespit edilmesi gerekir. Buna göre 3095 sayılı Kanun ve TCMBverilerine göre şikâyete konu ve günümüze kadarki döneme ilişkin kanuni faiz,temerrüt faizi ve ticari temerrüt faizi oranları şöyledir:
Tarih Aralığı
(gün, ay, yıl)
Kanuni Faiz Oranı (%)
Sözleşmeyle Tespit Edilmemişse
Temerrüt Faiz Oranı(%)
TCMB Tarafından Belirlenen, Avans İşlemlerinde Uygulanacak Faiz Oranları (%)
22/12/2009-29/12/2010
9
9
16
30/12/2010-28/12/2011
9
9
15
29/12/2011-18/6/2012
9
9
17,75
19/6/2012-19/12/2012
9
9
16,50
20/12/2012-20/6/2013
9
9
13,75
21/6/2013-26/12/2013
9
9
11
27/12/2013-13/12/2014
9
9
11,75
14/12/2014-30/12/2016
9
9
10,50
31/12/2016-28/6/2018
9
9
9,75
29/6/2018-10/10/2019
9
9
19,50
11/10/2019-20/12/2019
9
9
18,25
21/12/2019-12/6/2020
9
9
13,75
13/6/2020-18/12/2020
9
9
10
19/12/2020-30/12/2021
9
9
16,75
31/12/2021-30/12/2022
9
9
15,75
31/12/2022-23/6/2023
9
9
10,75
24/6/2023-31/8/2023
9
9
16,75
1/9/2023-27/9/2023
9
9
26,75
28/9/2023-31/10/2023
9
9
31,75
1/11/2023-30/11/2023
9
9
36,75
1/12/2023-22/12/2023
9
9
41,75
23/12/2023-31/3/2024
9
9
44,25
1/4/2024-31/5/2024
9
9
51,75
1/6/2024-27/12/2024
24
24
51,75
28/12/2024-7/3/2025
24
24
49,25
8/3/2025 tarihinden itibaren
24
24
44,25
61. Bunun yanında enflasyon oranlarının tespiti içinTürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri dikkate alınmalıdır. Şikâyete konu vegünümüze kadarki döneme ilişkin yıllık tüketici fiyat endeksi (TÜFE) oranlarışöyledir:
Tarih Aralığı (ay, yıl)
Yıllık % Değişim
12/2009-12/2010
6,4
12/2010-12/2011
10,45
12/2011-12/2012
6,16
12/2012-12/2013
7,4
12/2013-12/2014
8,17
12/2014-12/2015
8,81
12/2015-12/2016
8,53
12/2016-12/2017
11,92
12/2017-12/2018
20,30
12/2018-12/2019
11,84
12/2019-12/2020
14,60
12/2020-12/2021
36,08
12/2021-12/2022
64,27
12/2022-12/2023
64,77
12/2023-12/2024
44,38
62. Yukarıda yer verilen tablolardaki verilere göre 3095sayılı Kanun'da belirlenen faiz oranlarının enflasyon oranlarının altındakaldığı, bu nedenle başvurucunun-borçlunun borcunu vadesinde ifa etmeyükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklı olarak geç kavuştuğu- alacağınınenflasyon karşısında değer kaybına uğradığı açıktır.
63. 3095 sayılı Kanun'daki düzenlemelerin alacağınenflasyon karşısında uğradığı değer kaybını önlemeye elverişli olmamasınedeniyle faizi aşan zararlar 818 sayılı mülga Kanun'un 105. ve 6098 sayılıKanun'un 122. maddesi uyarınca munzam zarar davası yoluyla giderilmeyeçalışılmıştır. 1980'li yıllardan bu zamana kadar bazı yargı kararlarındaenflasyon olgusunun zararın ispatı için yeterli görülerek bu davaların kabuledildiği ancak bazı kararlarda ise munzam zarar talebinin enflasyon etkisidışında somut bir zarara ilişkin olması gerektiği gerekçesiyle reddedildiğigörülmektedir (bkz.§§22, 23).
64. Anayasa Mahkemesi ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. kararındaalacağın enflasyon nedeniyle değer kaybına uğraması ve 3095 sayılı Kanun ilebelirlenen faiz oranları ile bu zararın karşılanamaması durumunda faizi aşanzararın 818 sayılı mülga Kanun'un 105. ve 6098 sayılı Kanun'un 122. maddelerikapsamında munzam zarar davası yoluyla talep edilebileceğini ifade etmiştir.Ayrıca Esen Mepa ve diğerleri (B. No:2019/28945, 18/1/2022) kararındaözel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara ilişkin alacağın değer kaybınauğradığına yönelik şikâyette, etkili bir giderim sağlama kapasitesi sunduğudeğerlendirilen munzam zarar davası yoluna başvurulmaksızın Anayasa Mahkemesinebaşvuru yapılması nedeniyle başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Fakat ANO İnşaat veTicaret Ltd. Şti. ile Esen Mepa ve diğerleri kararları sonrasında budavanın ispatı açısından iki farklı görüşün sürdürüldüğü ve son olarak HukukGenel Kurulunun 29/3/2022 tarihli kararı ile munzam zararın aslında enflasyonolgusundan bağımsız ayrı ve somut bir zararın karşılanmasına ilişkin hukuk yoluolduğu ifade edilmiştir. Anılan Hukuk Genel Kurulu Kararı sonrasında 6. Hukuk Dairesidışındaki hukuk dairelerinin bu görüşe uygun karar verdikleri anlaşılmıştır.
65. Dolayısıyla 818 sayılı mülga Kanun'un 105. ve 6098sayılı Kanun'un 122. maddeleri kapsamında munzam zarar davasının alacaklarınenflasyon karşısında uğradığı değer kaybının tazmin edilmesini güvence altınaalmadığı ve bu yöndeki içtihadın etkili bir hukuk yolunun bulunduğu yönündegelişme göstermediği görülmüştür. Bu nedenle alacağın enflasyon nedeniyleuğradığı değer kaybının tazmin edilmesi açısından 818 sayılı mülga Kanun'un105. ve 6098 sayılı Kanun'un 122. maddeleri kapsamında munzam zarar davasınında teorik düzeyde başarı şansı sunma kapasitesinin bulunmadığıdeğerlendirilmiştir. Sonuç olarak hukuk sisteminde başvurucunun alacağınınenflasyon karşısında uğradığı değer kaybının tazmin edilmesini sağlayacaketkili bir hukuk yolunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
VI. GİDERİM
A. Genelİlkeler
67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
68. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506,7/11/2019).
69. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
70. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesigerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veyayasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygungiderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,§ 57).
71. İhlal, Anayasa Mahkemesine başvuru yapmadan öncebaşvuru yapılabilecek idari veya yargısal başvuru yoluna ilişkin açık kanunhükmünün bulunmamasından kaynaklanabilir. Bu durumda söz konusu ihlalin bütünsonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi ancak ihlale yol açan konudaaçık kanuni düzenleme yapılması veya ilgili hükümlerin yeni ihlallere yolaçılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ile mümkün olur. Bunun yanında kanunidüzenleme yapılması veya ilgili hükümlerin değiştirilmesinin ihlalin tümsonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeterli olabilmesi mağdurlarınihlalden kaynaklanan maddi ve manevi zararlarını telafi edici birtakımtedbirlerin alınmasını da gerektirebilir ( Nevriye Kuruç [GK], B. No:2021/58970, 5/7/2022, § 105).
72. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılmasını temin eden yollardan biri de İçtüzük'ün 75.maddesinde öngörülen pilot karar usulünün işletilmesidir. İhlalin yapısal birsorundan kaynaklandığının tespiti ile bu sorunun başka başvurulara, bir diğerifadeyle yeni ihlallere sebebiyet verdiğinin anlaşılması veya bu durumun yenibaşvurulara sebebiyet verebileceğinin öngörülmesi hâlinde sadece somut olaybakımından alınan bir ihlal kararı temel hak ve özgürlüklere yönelik gerçek birkoruma sağlamaktan uzak kalacaktır (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418,30/5/2019, § 69).
73. Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi, resen veyaBakanlığın ya da başvurucunun istemi üzerine pilot karar usulünübaşlatabilecektir. Pilot karar usulünün başlatılması hâlinde yapısal sorununtespiti ve bunun çözüm önerilerinin ortaya konulması gerekir (Y.T., §70).
74. Pilot karar usulünün benimsenmesindeki en önemliamaç, benzer başvuruların tamamının ihlalle sonuçlanması yerine ilgilimercilerce çözüme kavuşturulması ve bu suretle ihlalin kaynağının ortadankaldırılarak yapısal sorunun düzeltilmesinin sağlanmasıdır (Y.T., §71).
75. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, pilot kararındabelirttiği yapısal sorunun ortadan kaldırılması ve benzer başvuruların çözümekavuşturulması için belirli bir süre öngörüp bu süre zarfında diğerbaşvuruların incelenmesini erteleyebilir. Ancak bu durumda erteleme kararıhakkında bilgilendirme yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesi tarafındanöngörülen süre içinde yapısal sorunun ve bu kapsamda kalan şikâyetlerin ilgilimercilerce çözülmemesi hâlinde benzer nitelikteki başvuruların artık toplucakarara bağlanması mümkün olacaktır (Y.T., § 72).
B. İlkelerinOlaya Uygulanması
76. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılamayapılması ile 250.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebindebulunmuştur.
77. İncelenen başvuruda, alacağın enflasyon karşısındadeğer kaybına uğraması nedeniyle meydana gelen zararın karşılanması için hukuksisteminde etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durumunAnayasa'nın 35. maddesiyle bağlantılı olarak 40. maddesinde düzenlenen etkilibaşvuru hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
78. Bu kapsamda özel hukuk kişileri arasındaki alacağınenflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaliiddiası ile yapılan başvuruların sayısı her geçen gün artmakta, bu konuda çoksayıda şikâyet Anayasa Mahkemesi önüne bireysel başvuru yolu ilegetirilmektedir.
79. Anayasa Mahkemesi tarafından mevcut başvuru ve diğerderdest başvurular bakımından ihlal kararı verilerek Anayasa'nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilse debu durum benzer başvuruların yapılmasını önlemeyeceği gibi özel hukuk kişileriarasındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğramasından kaynaklananihlalleri de sonlandırmayacaktır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvurunun ikincilliği ilkesi dikkate alınarak, özel hukuk kişileri arasındakialacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması dolayısıyla meydana gelenzararların tazmin edilmesini sağlayacak başvuru yollarının bulunmamasındankaynaklı ihlaller nedeniyle ortaya çıkan ve yapısal sorun teşkil eden durumuntelafi edilebilmesi için açık bir kanuni bir düzenleme yapılması gerekmektedir.Oluşturulacak başvuru yolunun hâlihazırda yapılan ve bundan sonra yapılacakbaşvurular açısından özel hukuk kişileri arasındaki alacağın enflasyonkarşısında değer kaybına uğramasını önleyecek nitelikte olması gerektiğiaçıktır.
80. Anayasa'nın "Başlangıç" bölümünde,kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamınagelmediği ancak belli yetki ve görevlerin kullanılmasından ibaret olduğu,erkler arasında medeni bir iş bölümü ve iş birliği ilişkisinin bulunduğubelirtilmiştir. Bunun yanında Anayasa'nın 5. maddesinde kişinin temel hak vehürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaksurette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak ve insanınmaddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmakdevletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu kapsamda AnayasaMahkemesi, Anayasa ile verilen yetki ve görevlerini yerine getirerek özel hukukkişileri arasındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybının tazminedilmesini sağlayacak etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını tespit etmiş vebaşvuru yapılabilecek etkili bir yolun ihdas edilmesi gerektiğini ifadeetmiştir. Dolayısıyla kararın bir örneğinin Anayasa ve Sözleşme'nin ortakkoruma alanında yer alan bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açtığı tespitedilen söz konusu yapısal sorunun çözümü için Türkiye Büyük Millet Meclisine(TBMM) de bildirilmesi gerekir.
81. Bu bağlamda İçtüzük'ün 75. maddesinin (5) numaralıfıkrası uyarınca işbu kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar özelhukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara ilişkin alacağın enflasyon karşısındadeğer kaybına uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyla yapılmışolan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyettekibaşvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibarenaltı ay süreyle ertelenmesine karar verilmesi gerekir.
82. Diğer taraftan kararın bir örneğinin yasama organınagönderilmesi somut başvuru bağlamında başvurucunun ihlalden kaynaklananmağduriyetini bütünüyle gidermemektedir. Buna göre ihlalin sonuçlarına ilişkineski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucunun varsa zararlarınıngiderilmesi için bir imkân tanınması gerekmektedir (bazı farklılıklarlabirlikte bkz. Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020, § 79).Somut başvuru açısından bu karardan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun da aralarında olduğu bu durumda olankişilerin zararlarının giderilmesine imkân tanıyacak şekilde düzenlemeyapılması hususunda keyfiyetin TBMM'ye bildirilmesi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşekatılmamıştır.
83. Başvurucunun da aralarında olduğu bu durumdakikişilerin zararlarının giderilmesine imkân tanıyacak şekilde düzenlemeyapılması hususunda keyfiyetin TBMM'ye bildirilmesine karar verildiğindenbaşvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuruhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenenetkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. İhlalin yapısal sorundan kaynaklandığı anlaşıldığındanPİLOT KARAR USULÜNÜN UYGULANMASINA Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE ve ÖmerÇINAR'ın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Yapısal sorunun çözümü için keyfîyetin Türkiye BüyükMillet Meclisine BİLDİRİLMESİNE Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE ve ÖmerÇINAR'ın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
E. Kararın yayımlandığı tarihe kadar mülkiyet hakkınınihlali iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecekaynı konuda yapılan ve karardan sonra yapılacak başvuruların incelenmesininkararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren ALTI AY SÜREYLE ERTELENMESİNESelahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR'ın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
G. 3.518,70 TL başvuru harcı ve 30.000 TL vekâletücretinden oluşan toplam 33.518,70 TL yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 10. TüketiciMahkemesine (E.2020/412, K.2021/143) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/7/2025tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvuru, özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlığailişkin alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Anayasa MahkemesiGenel Kurulu’nun çoğunluğu tarafından Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesindedüzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin yapısal sorundankaynaklandığı anlaşıldığından pilot karar usulünün uygulanmasına, yapısalsorunun çözümü için durumun TBMM’ye bildirilmesine ve kararın yayımlandığıtarihe kadar mülkiyet hakkının ihlal iddiası ile yapılmış olan başvurular ilebu tarihten sonra kaydedilecek aynı konuda yapılan ve karardan sonra yapılacakbaşvuruların incelenmesinin kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibarenaltı ay süreyle ertelenmesine karar verilmiştir.
Alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasınedeniyle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkının ihlal edildiği açısından çoğunluk görüşüne katılmaklabirlikte, aşağıda belirttiğimiz nedenlerle, giderim açısından ihlalin yapısalsorundan kaynaklandığı ve pilot karar usulünün uygulanması gerektiği yönündekiçoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (m.118), temerrüdedüşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcungeç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğudüzenlenmiştir. Aynı Kanunda (m.120), para borçlarında temerrüde düşülmesihalinde borçlunun kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın alacaklının temerrütfaizi isteyebileceği, uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranının, sözleşmedekararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuathükümlerine göre belirleneceği, sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrütfaizi oranının, sözleşmede belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasınıaşamayacağı, akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrütfaizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da yasal mevzuattabelirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faizoranının geçerli olduğunu düzenlenmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun faizin belirlenmesi konusundaatıf yaptığı yasal mevzuat 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkinKanun olup, söz konusu Kanun’un 1. maddesinde, Borçlar Kanunu ve Türk TicaretKanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespitedilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılacağı,Cumhurbaşkanı’nın, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadarindirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkili olduğu, aynı Kanun’un 2.maddesinde ise, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlunun,sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddedebelirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecbur olduğu, Türkiye CumhuriyetMerkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar içinuyguladığı faiz oranının, yukarıda açıklanan miktardan fazla olması halinde,arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin bu oran üzerindenistenebileceği, söz konusu avans faiz oranının, 30 Haziran günü önceki yılın 31Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı iseyılın ikinci yarısında bu oran geçerli olacağı, temerrüt faizi miktarınınsözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdî faiz miktarı yukarıdakifıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizinin, akdî faiz miktarındanaz olamayacağı düzenlenmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesinde ise, alacaklınıntemerrüt faizini aşan bir zarara (munzam veya aşkın zarar) uğramış olmasıhalinde, borçlunun kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, buzararı da gidermekle yükümlü olduğu, temerrüt faizini aşan zarar miktarınıngörülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkimin,esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmedeceğibelirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal mevzuat hükümleri birliktedeğerlendirildiğinde, alacaklı, para borcunun ifasında geciken borçludanherhangi bir zararı olduğunu ispat etmek zorunda olmaksızın asıl alacak ilebirlikte temerrüt faizini de isteyebilecek olup, borçlu kusurlu olmadığınıispat ederek bu faizi ödemekten kurtulamayacaktır. Ancak, alacaklının temerrütfaizini aşan bir zararı varsa, borçlu temerrüde düşmekte kusurlu olmadığınıispat etmedikçe, borçlu bu zararı da tazmin ile yükümlüdür. Enflasyonun çokyüksek seyir izlediği dönemlerde kanuni temerrüt faizinin enflasyona göre dahadüşük kalması halinde borçlunun faiz ile enflasyon arasındaki farkı TürkBorçlar Kanunu’nun 122. maddesine göre istemesi mümkündür. Söz konusudüzenlemede borçlunun temerrüt faizini aşan bir zararı olduğunu ispat etmesiaranmamakta sadece borçluya kusurlu olmadığını ispat ederek aşkın zararıtazminden kurtulma hakkı tanınmaktadır. Kanun koyucu temerrüt faizi ile aşkınzararın talep edilebilmesi açısından borçlunun kusurunun rolünü farklıdüzenlemiş, ancak aşkın zararın alacaklı tarafından ispatı için özel birdüzenleme öngörmemiştir. Hal böyle olunca, temerrüt faizinin düşük kaldığıenflasyonist dönemlerde alacaklının aşkın zararını isteyebilmesi için ayrıcazararın varlığını da ispat etmesi gerektiği TBK’nın 122. maddesinde yer alanbir kural veya koşul değildir. Alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüdedeğer kaybına uğramasına rağmen, alacaklıya aşkın zararın varlığını ispatzorunluluğu yüklenmesi tamamen Yargıtay içtihatları çerçevesinde gelişmiş biruygulama olup, bu bağlamda kanunilikten ziyade bir uygulama sorunu olarakortaya çıkmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin Ano İnşaat Ve Ticaret Ltd. Şti.başvurusu’na (Başvuru Numarası: 2014/2267, Karar Tarihi: 21/12/2017, R.G.Tarih ve Sayı: 25/1/2018-30312) ilişkin kararında, başvurucunun mülkiyethakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybınauğratılarak ödenmesine karşın, derece mahkemelerinin başvurucunun zararauğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somutolay bakımından kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasıarasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğubelirtilerek, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetyüklendiği, bun nedenle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi’ninbu kararından sonra bazı Yargıtay Daireleri içtihatlarını değiştirmiş ve aşkın(munzam) zarara hükmedilmesi için alacaklının ispat yükümlülüğü bulunmadığınakarar vermiştir.
Örneğin, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 6.12.2018 tarihlive E. 2018/3765 K. 2018/4907 sayılı kararında, “…Dairemizce uzun yıllarmunzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorundaolduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin bireyselbaşvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 Sayılı başvurunumaralı kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındakialacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılaraködendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfetyüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zararauğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olaybakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındakurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyethakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmişolması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somutdelillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomikkoşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunmasıAnayasa Mahkemesi’nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı göz önünde tutularakenflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlettahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birliktegetirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığınınkarine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir…”denilerek,enflasyonist dönemlerde aşkın zararın varlığının karine olarak kabul edilmesigerektiği vurgulanmıştır.
Yine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 13.01.2025 tarihli,2024/3534 E. ve 2025/15 K. sayılı kararında, kişinin mal varlığında meydanagelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatıkonusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiğive tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunuödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği veborçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdekidava sayısının hızla arttığı görüldüğü, bu nedenle yüksek enflasyonist dönemdesoyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldırarak, adaletingerçekleşmesini sağlayacağı, her somut olayın özelliği de dikkate alınarakbulunulacak zarar miktarının TBK'nun 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği, mahkemece konusundauzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlardikkate alınarak oluşturulan sepet hesabına göre davacı alacaklının temerrütfaizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zararmiktarından da davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarıçıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup davacı alacaklının aşkınzararının (munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken, davacının somut olarakzararını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğrugörülmediği ve kararın bozulması gerektiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayiçtihatlarına rağmen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bazı Yargıtay Dairelerininiçtihatları, enflasyonist dönemlerde bile alacaklının temerrüt faizini aşanmunzam (aşkın) zararının varlığını ispatlaması gerektiği yönünde devametmiştir. Nitekim somut olayda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 12.03.2024 tarihlikararı ile başvurucunun munzam zarar talebini reddetmiştir. Kararda YargıtayHukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarihli 2021-11-938 E. ve 2022/401 K. sayılıkararının da bu yönde olduğu belirtilmiştir. Munzam zarar için alacaklıyı ispatkülfeti altına sokan diğer kararlara gerekçe kısmında yer verildiğinden buradaayrıca değinilmeyecektir.
Söz konusu içtihat farklılıklarının, Türk BorçlarKanunu’nun 122. maddesinin yorumlanması ve uygulanmasına ilişkin olduğu açıkolup, Türk Hukukunda paranın enflasyon karşısında değer kaybına uğramasınedeniyle alacaklının başvurabileceği etkin bir mekanizmanın bulunmadığınınkabul edilmesi mümkün değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesialacaklının aşkın zararını tazmin etmesine imkan veren bir düzenleme olup,yerel mahkemelerin katı bir yorum benimsemesi ve alacaklıya olağandışı birkülfet yüklenmesi durumunda Anayasa Mahkemesi, Ano İnşaat Ve Ticaret Ltd. Şti.başvurusunda olduğu üzere Anayasa’nın 35. maddesi çerçevesinde hak ihlalikararı vererek, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca mülkiyet hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmaküzere ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verebilecektir.
Somut başvuruda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledilmesi, çoğunluk görüşünde iddia edildiğinin aksine yapısal bir sorundankaynaklanmamakta olup, mahkemelerin Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesiniAnayasa’ya uygun yorumlamamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenlerle somut başvuruaçısından pilot karar uygulaması yapılarak TBMM’ye bildirimde bulunulması vebenzer başvuruların görüşülmesinin kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasındanaltı ay sonraya ertelenmesi yerine 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin 1. ve 2.fıkraları uyarınca yeniden yargılama yapılmak ve ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için dosyanın ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesigerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündekiçoğunluk görüşüne katılmakla birlikte, giderim yönünden yeniden yargılamayahükmedilmesi kanaatinde olduğumuzdan, ihlalin yapısal bir sorundankaynaklandığı ve pilot karar uygulaması yapılması yönündeki çoğunluk görüşünekatılmıyoruz.
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Ömer ÇINAR