TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEBRAİL BEKTAŞ VE YÜKSEL ŞAHİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/4787)
Karar Tarihi: 25/9/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 22/10/2019-30926
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Hüseyin KAYA
Başvurucular
:
1. Cebrail BEKTAŞ
2. Yüksel ŞAHİN
Vekili
:
Av. Mehmet Ruştu TİRYAKİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir protesto gösterisine kolluk görevlilerinceorantısız şekilde müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkının; müdahale sırasında yaralanma ve bu olaya ilişkin olarakyürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle de eziyet yasağınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular öğretmen olup bir eğitim sendikasınınyöneticisidir.
9. Öğretmenler Günü öncesi 23/11/2013 tarihinde bir eğitimsendikasının öncülüğünde Ankara'da protesto gösterisi düzenlenmiştir.Başvurucuların da aralarında bulunduğu grup Tandoğan Meydanı'nda toplanmış veKızılay Meydanı'na kadar herhangi bir taşkınlık yapmadan yürüyüşgerçekleştirmiştir. Yürüyüş esnasında kolluk görevlilerince gerekli tedbirleralınmış, bölünmüş yolun bir tarafı trafiğe kapatılarak göstericilerin güvenliğitemin edilmiştir.
10. Göstericiler Kızılay Meydanı'na geldiklerinde kollukgörevlilerince oluşturulan barikatla karşılaşmışlar ve bu noktadan ilerigitmelerine izin verilmemiştir. Amaçlarının Millî Eğitim Bakanlığı önünde basınaçıklaması yapmak olduğunu belirten göstericiler ile kolluk görevlileriarasında yapılan müzakere sonucunda uzlaşı sağlanamamıştır. Kolluk görevlileribu esnada kalabalığa hitaben gösterinin yasal olmadığı ve dağılmalarıgerektiği, aksi takdirde zor kullanılacağı yönünde hoparlörle uyarı yapmayabaşlamıştır. Bir süre sonra ise kolluk kuvvetince göstericilerin üzerine tazyiklisu sıkılarak güç kullanılmaya başlanmış ve göz yaşartıcı gaz kapsülleri ilemüdahale edilmiştir. Göstericiler bu şekilde Tandoğan istikametine doğru kademekademe uzaklaştırılarak kalabalık dağıtılmıştır.
11. Başvurucu Cebrail Bektaş kolluk görevlilerince atılan gözyaşartıcı gaz kapsüllerinden birinin sol ayağına isabet etmesiyleyaralanmıştır. Diğer başvurucu Yüksel Şahin ise üzerine sıkılan tazyikli suyunetkisiyle baygınlık geçirmiştir. Başvurucular bu nedenle ilgililer hakkındaşikâyetçi olmak üzere Çankaya Polis Merkezine müracaatta bulunmuşlardır.
12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)olay hakkında çok yönlü adli soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu soruşturmakapsamında başvurucuların da aralarında olduğu toplam on yedi göstericihakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri YürüyüşleriKanunu'na muhalefet suçlamasıyla adli işlem yapılmıştır. Ancak başvurucularhakkında ilk etapta 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçlamasıyla herhangi birgözaltı işlemi yapılmamıştır. Öte yandan başvurucuların şikâyetlerine ilişkinolarak Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli kimlik bilgilerinin temin edilmesi vesavunmalarının alınması yönünde bir belgeye rastlanmadığı gibi bu yöndeherhangi bir girişime de dosya kapsamından erişilememiştir.
13. Yürütülen soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığınca,Radyo TV ve Foto Film Şube Müdürlüğü tarafından çekilen olay anına ilişkinkamera görüntüleri temin edilmiş ve bu kayıt üzerinde bilirkişi incelemesiyaptırılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucuların müşteki-şüphelisıfatıyla ifadeleri alınmış ve başvurucular hakkında düzenlenen geçici adliraporlar da dosyaya konulmuştur. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucularhakkında kati adli rapor temin edildiğine ilişkin bir bilgi, belge ya da buyönde bir girişime soruşturma dosyası kapsamında rastlanmamıştır. Soruşturmadosyasının bulunduğu Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinden gelen yazı ekinde desadece başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli raporların olduğugörülmüştür.
14. Başvurucular hakkında düzenlenen her iki geçici adli rapordada tespit edilen yaralanmaların basit bir tıbbi müdahale ile giderilipgiderilemeyeceği noktasında sarih bir değerlendirmede bulunulmadığıgörülmektedir.
i. Başvurucu Cebrail Bektaş hakkında düzenlenen adli raporda,olay öyküsü "Toplumsal olayda arbedesırasında düşen hasta, bacağına gaz bombası geldiğini ifade ediyor"şeklinde tanımlanmış ve başvurucunun sol ayak bileğinde şişlik olduğu tespitedilmiştir. Raporda konsültasyon bulgusu olarak X-Ray: sol lateral(yan) malleol(ayak bileği üst kısmı) kırığı bulgusuna yer verildiği ve hastaya 10 iş günüistirahat önerildiği görülmektedir.
ii. Başvurucu Yüksel Şahin hakkında düzenlenen adli raporda,olay öyküsü "toplumsal olayda bibergazına ve tazyikli suya maruz kaldığını ifade eden hasta"ibarelerine yer verilerek açıklanmış ve gözlerde bilateral (iki yanda) hiperemi(kanlanma) lezyonu tespit edilmiştir. Raporda, akutkonjonktivit (gözde bulunan konjonktiva tabakasının iltihabı) tanımlanmadığı tespitinede yer verilerek başvurucunun üç gün istirahatinin uygun olduğu belirtilmiştir.
15. Her iki başvurucu da verdiği ifadede 24 Kasım ÖğretmenlerGünü nedeniyle Millî Eğitim Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapmakistediklerini, bunun demokratik hakları olduğunu, ancak kolluk görevlilerincebuna müsaade edilmeyerek gösterinin orantısız güç kullanılarak dağıtıldığını,bu nedenle yaralandığını ve ilgililer hakkında şikâyetçi olduğunu dilegetirmiştir. Söz konusu ifadelere göre başvurucu Cebrail Bektaş kollukgörevlilerince atılan gaz kapsülünün sol ayak bileğine isabet etmesiyle,başvurucu Yüksel Şahin ise yaya üst geçidinde tek başına olduğu hâlde kolluğaait toplumsal olaylara müdahale aracından (TOMA) yüzüne sıkılan tazyikli suylayaralanmıştır. Başvurucu Yüksel Şahin ifadesinde ayrıca kolluğun topluluğudağıtırken göz yaşartıcı gaz da kullandığını belirtmiştir.
16. Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/4/2014 tarihinde kovuşturmayayer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"Yukarıda açık kimlikbilgileri yazılı şüphelilerin KESK’e (Kamu EmekçileriSendikaları Konfederasyonu) bağlı olarak düzenlenen '24 Kasım ÖğretmenlerGününü Anma' amacıyla miting yaptıkları, Çankaya İlçesi GMK Bulvarı TandoğanKavşağında bulunan mahalle geldikleri, sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı önünegiderek basın açıklaması yapmak istedikleri, gösterinin yasa dışı olduğu veMilli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmalarının mümkün olmadığı, bunedenle Kızılay’da basın açıklamasında bulunup dağılmaları yönünde kollukkuvvetlerince taraflarla görüşmelerin yapıldığı, eylemlerinde ısrar edenşüphelilerin tüm ihtarlara rağmen dağılmamakta direnmeleri üzerine kolluk kuvvetlerinceorantılı şekilde güç kullanıldığı ve müdahale edildiği, bu sıradagöstericilerin, Colins Mağazasının bulunduğu yerdeoluşan yoğunluktan ve göstericilerin buraya sığınma gayretinden dolayı kapıcamının kırılmasına sebebiyet verdikleri, olaylar devam ederken kollukkuvvetlerinin topluluğun dağılmaması üzerine, müdahalesi sırasında atılan gaz fişeğindenmüşteki şüpheli Cebrail Bektaş’ın yaralandığı, yine tazyikli su nedeniyleYüksel Şahin’in de bayıldığı belirlenmiş ise de;
...
Türk Ceza Kanununun 256. maddesinde düzenlenenkamu görevlisinin görevi yaptığı sırada kişilere karşı görevin gerekleriningerektirdiği ölçünün dışına çıkarak zor kullandığı yönünde herhangi bir delilelde edilemediği, dağılın ihtarına rağmen dağılmayan gruba orantılı şekilde güçkullanırken söz konusu yaralanmaların meydana geldiği, kasten işlenmesi mümkünbu suçta şüphelilerin bu eylemi kasten yaptıklarına dair herhangi bir bulguyaulaşılmadığı,
Müşteki şüphelilerden Yüksel Şahin ve CebrailBektaş’ın söz konusu eylemlere katılmakla birlikte dağılın ihtarlarına rağmendağılmadıklarına dair herhangi bir delilin bulunmadığı, yalnızca toplantımahalline yürürken görüntülerinin yer aldığı, burada da kolluk kuvvetlerininherhangi bir müdahalelerinin bulunmadığı anlaşılmakla, delil yokluğu nedeniyleşüpheliler hakkında mala zarar verme ve yaralamaya neden olma ve 2911 SayılıToplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet suçlarından Kovuşturmaya YerOlmadığına [karar verilmiştir]"
17. Bu karara başvurucular itiraz etmiş, Ankara 4. Sulh CezaHâkimliğince 21/1/2015 tarihli kararla itiraz reddedilmiştir. Ret kararıbaşvuruculara 12/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucular 16/3/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
19. Öte yandan başvurucular dışındaki on beş gösterici hakkında21/4/2014 tarihinde iddianame tanzim edilerek kamu görevlisine hakaret, göreviyaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından göstericilerincezalandırılması talep edilmiştir.
20. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamesonrası başlayan kovuşturma aşaması 1/7/2019 tarihinde 2911 sayılı Kanun'amuhalefet suçu açısından verilen beraat kararı ile sona ermiş, ancak kanun yoluaşaması henüz tamamlanmamıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması"kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:
"(1) Zor kullanmayetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşıgörevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kastenyaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."
22. 5237 sayılı Kanun'un "Kastenyaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"(1) Kasten başkasınınvücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına nedenolan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindekietkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmasıhalinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlipara cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
…
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzkötüye kullanılmak suretiyle,
…
işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,verilecek ceza yarı oranında artırılır."
23. 5237 sayılı Kanun'un "Neticesisebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin(3) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kasten yaralamanınvücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması hâlinde, yukarıdakimaddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındakietkisine göre, yarısına kadar artırılır."
24. 5237 sayılı Kanun'un "Kanununhükmü ve amirin emri" kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:
"(1) Kanunun hükmünüyerine getiren kimseye ceza verilmez.
(2)Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan biremri uygulayan sorumlu olmaz.
(3)Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirdeyerine getiren ile emri veren sorumlu olur.
(4)Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiğihallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur."
25. 5237 sayılı Kanun'un "Sınırınaşılması" kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Ceza sorumluluğunukaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirleişlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanınaltıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur."
26. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirleyaralama" kenar başlıklı 89. maddesinin (1) numaralı fıkrasıile (2) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Taksirlebaşkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğininbozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî paracezası ile cezalandırılır.
(2)Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
...
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
...
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenenceza, bir kat artırılır."
27. 2911 sayılı Kanun'un "Yasakyerler" kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"...kamu hizmetigörülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ... gösteri yürüyüşleridüzenlenemez.
Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın veulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarcayapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."
28. 2911 sayılı Kanun'un "Kanunaaykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri" kenar başlıklı 23.maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"a) ... uygun biçimdebildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş için belirtilen gün ve saattenönce veya sonra;
...
e) ...22 ncimaddedeki yasak ve önlemlere uyulmaksızın,
...
Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleriKanuna aykırı sayılır."
29. 2911 sayılı Kanun'un "Toplantıveya gösteri yürüyüşünün dağıtılması" kenar başlıklı 24.maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
"Toplantı veya gösteriyürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetlerimensupları, olayı en seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine habervermekle beraber, mevcut imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahaleeden güvenlik kuvvetleri amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zorkullanılarak dağıtılıcakları ihtarında bulunur vetopluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."
30. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve SalâhiyetKanunu'nun "Zor ve silah kullanma" kenarbaşlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Polis, göreviniyaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracakölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetineve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeliolarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartlarıgerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilerekarşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşıveya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlıve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polisköpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeyedevam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtaryapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamındadirenmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağızorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarakmüdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç vegereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına yönelik birsaldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesindesavunmada bulunur.
..."
31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun"Bir suçun işlendiğini öğrenenCumhuriyet savcısının görevi"kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:
"(1) Cumhuriyetsavcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren birhâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermeküzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2)Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanınyapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelininlehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla veşüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."
B. Uluslararası Hukuk
1. Mevzuat
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı3. maddesi şöyledir:
"Hiçkimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabitutulamaz."
33. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medenive Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane,insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruzbırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya dabilimsel deneylere tabi tutulamaz."
34. Sözleşme'nin "Toplantıve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
"1. Herkes barışçılolarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir...
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülenve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakınveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlardışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz..."
2. İçtihat
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) devlet görevlileritarafından güç kullanılması nedenine bağlı olarak yaşam hakkının ihlal edildiğiiddiasını incelediği bir başvuruda Sözleşme'nin 2. maddesinin sadece kasıtlıöldürmeleri korumadığını, bunun yanı sıra gerekli olmayan güç kullanımı sonucumeydana gelen ölüm olaylarının da anılan koruma kapsamında kaldığınıvurgulamıştır (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.No: 18984/91, 27/9/1995, § 148). AİHM, Sözleşmede kullanılan gücün "kesinlikle gerekli olması" ifadesine dikkat çekerekyapacağı incelemede Sözleşme'nin 8., 9., 10. ve 11. maddelerinde bu testi"Demokratik Toplumda Gereklilik"başlığı altında uyguladığından daha katı bir orantılılık değerlendirmesinegideceğini de belirtmektedir (aynı kararda bkz.§ 149).
36. Devlet görevlilerinin güç kullanımına bağlı olarak ilerisürülen kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarını incelerken de AİHM'in benzer yaklaşımını sürdürdüğü görülmektedir (Rehbock/Slovenya, B. No: 29462/95, 28/11/2000; R.L. ve M.-J.D./Fransa, B. No: 44568/98,19/5/2004; Dembele/İsviçre, B. No: 74010/11, 24/9/2013; Anzhelo Georgiev vediğerleri/Bulgaristan, B. No: 51284/09, 30/9/2014; Şakir Kaçmaz/Türkiye, B. No: 8077/08,10/11/2015; İzci/Türkiye, B. No:42606/05, 23/7/2013). AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında yaptığıincelemede devlet görevlilerinin güç kullanımının gerekliliğini ve hedeflenenamaçla orantılı olmasını değerlendirirken ayrıca kamusal gücün kasıt unsuruylaortaya çıkmış olması şartını aramamaktadır. Başka bir ifadeyle Sözleşme'nin 3.maddesi sadece kasıtlı güç kullanımı ile ortaya çıkan kötü muamele iddialarınıdeğil aynı zamanda devletin dikkat ve özen yükümlülüğü bağlamında ortaya çıkansorumluluğunu da inceleme kapsamına almaktadır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. İnsan HaysiyetiyleBağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
38. Başvurucular, katıldıkları barışçıl bir gösteride kollukgörevlilerinin orantısız güç kullanması sonucu yaralandıklarını belirterekAnayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ve Sözleşme'nin 3. maddesindegüvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ve eziyetyasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca olayailişkin olarak yürütülen soruşturmada olay anına ilişkin görüntü kayıtlarınınham hâlinin çeşitli yayın organlarından temin edilmesi yerine kolluk tarafındanmontajlanan kayıt üzerinden inceleme yapılmasının etkili soruşturmayapılmadığını gösterdiğini iddia ederek Anayasa'nın 36. maddesi ileSözleşme'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının daihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların kolluk görevlilerincekullanılan güç sonucu yaralanmalarına ve bu olaya ilişkin yürütülensoruşturmanın etkili olmadığına ilişkin şikâyetleri açısından Anayasa'nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yasağı ve eziyet yasağı çerçevesinde bir inceleme yapılmasıgerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucuların adil yargılanma hakkı ihlaliolarak ileri sürdükleri şikâyetlerin ise anılan yasağın usul boyutuna ilişkinolduğu anlaşıldığından, bu hakla ilgili ayrı bir inceleme yapılmamıştır.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eziyetyasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
41. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence veeziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleyetabi tutulamaz."
42. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç vegörevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır."
43. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerindevletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usulboyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatifyükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya dacezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hembireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili birsoruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturmayükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğünalanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (benzeryöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş vediğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas,B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).
44. Anayasa Mahkemesi CemilDanışman (B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44) kararında, devletgörevlilerince güç kullanılmasına bağlı olarak ileri sürülen hak ihlaliiddialarını devletin negatif yükümlülüğü bağlamında ele alacağını belirtmiş vebu yükümlülüğün hem kasıtlı hem de kasıtlı olmayan eylemleri içerdiğinivurgulamıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, devlet görevlilerinin güç kullanımınabaşvurduğu bazı durumlarda olayla ilgisi olmayan üçüncü kişilerin yaralanmasınıdevletin negatif yükümlülüğü kapsamında inceleme yoluna gitmiş ve kolluğun bugibi durumlarda olayla ilgisi bulunmayan kişilerin zarar görmemesini degözetmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (ÖzlemKır, B. No: 2014/5097, 28/9/2016; PınarDurko, B. No: 2015/16449, 28/6/2018).
45. Başvurucuların şikâyetine konu ettiği orantısız güç kullanmaeylemi devlet görevlilerinden sâdır olduğu için kural olarak devletin negatifyükümlülüğü kapsamında bir hak ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir.Ayrıca başvurucuların şikâyetine konu kamusal eylem nedeniyle yapılansoruşturmanın etkili olmadığı ve bunun sonucunda kovuşturmasızlık kararıverildiği iddiası ise pozitif yükümlülükler bağlamındaki etkili soruşturmayapma yükümlülüğü açısından ele alınmalıdır.
i. İnsan HaysiyetiyleBağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğineİlişkin İddia
(1) Genelİlkeler
46. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddeninbirinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında isekimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veyamuameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.
47. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme'nin 3.maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muameleyasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaşveya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisnaöngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamında da benzer birdüzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisnaöngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).
48. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (CezmiDemir ve diğerleri, § 81).
49. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindekietkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadelerarasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilipnitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındakiayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağırve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel durumaişaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılanifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyetve hakaret suçlarınınunsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).
50. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi vemanevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin ağırlığınınyanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muameleveya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acıveya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).
51. İşkenceseviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içindesaatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydanagelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunanacının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastınınbelli bir amaç doğrultusunda bulunması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceğibir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişininkaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca birsüre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibimuameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).
52. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekildekendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veyamağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeyesürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleveya ceza olarak tanımlanması mümkündür (TahirCanan, § 22). Burada eziyettenfarklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öteküçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).
53. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisine uyduğunubelirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içindedeğerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcıve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazıdurumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötümuamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya daalçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacınbelirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Birmuamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamandainsanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiylebağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğindeolmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcıdavranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayanbazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleolarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir vediğerleri, § 90).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
54. Başvurucuların olay tarihinde düzenlenen gösteriyekatıldıkları ve bu gösteriye kolluk görevlilerince güç kullanılarak yapılanmüdahale sırasında yaralandıkları iddiasının Cumhuriyet Başsavcılığınca dakabul edildiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesindenanlaşılmaktadır (bkz. § 16). Bu nedenle, söz konusu kamusal müdahaleye ilişkinolarak kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkilerinin bulunup bulunmadığı, sözkonusu yetkinin kullanımının gerekli olup olmadığı ve zor kullanmadaki şiddetinorantılı olup olmadığı hususlarında bir değerlendirme yapılacaktır (benzeryöndeki inceleme usulünü içeren karar için bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, §§52, 53).
55. Toplumsal olaylar karşısında kamu gücünü kullanan kollukgörevlilerinin nasıl davranacağı ve hangi şartlarda toplantı ve gösteriyürüyüşüne müdahalede bulunabileceği yasal birtakım güvencelere bağlanmışdurumdadır (bkz. §§ 27-29). Ayrıca kolluk görevlilerinin zor kullanmalarıgerektiğinde nasıl ve ne şekilde hareket etmeleri gerektiği hususunda belli birprosedür belirleyen yasal kurallar da mevcuttur (bkz. § 30). Anılan mevzuatuyarınca somut olayda kolluk görevlilerinin başvurucuların da aralarındabulunduğu göstericilere karşı güç kullanma eyleminin kanuni bir dayanağınınolmadığı söylenemeyecektir. Başka bir ifadeyle kolluk gücünün kanunla öngörülenbir zor kullanma yetkisinin olduğu açıktır.
56. Başvurucuların gerek Tandoğan Meydanı'nda toplanmalarıgerekse buradan Kızılay meydanına kadar yaptıkları yürüyüş esnasında barışçılolmayan herhangi bir tutum içinde olduklarına ya da suç işlediklerine dairsoruşturma evrakına yansıyan bir tespitin bulunmadığı görülmektedir. Bilakis busüreçte kolluk görevlilerin de aldığı bazı yapıcı tedbirlerle (bkz. § 9)yürüyüşün sağlıklı şekilde gerçekleştirilebildiği anlaşılmaktadır. KızılayMeydanı'nda kolluk görevlileri tarafından kurulan barikata ya da kolluk görevlilerinebaşvurucuların saldırdığı veya barışçıl olmayan eylemlerde bulundukları yönündeherhangi bir yargısal tespit bulunmadığı gibi başvurucuların kolluğa karşıaktif bir direnme dahi sergilemediği de kovuşturmaya yer olmadığına dairkarardan anlaşılabilmektedir. Buna göre kolluk görevlileri tarafındanbaşvuruculara karşı kullanılan gücün gerekli olduğu söylenemeyecektir. Gerekliolmadığı anlaşılan zor kullanımın orantılığı hususunda ise daha ileri birdeğerlendirme yapılmasına gerek duyulmamıştır. Ancak başvurucu CebrailBektaş'ta meydana gelen yaralanmanın kemik kırığı oluşturacak ağırlığa ulaştığıda gözetildiğinde bu başvurucu açısından kullanılan gücün orantılı olmaktanuzak olduğu da söylenmelidir.
(a) BaşvurucuYüksel Şahin Yönünden
57. Başvurucu Yüksel Şahin'e karşı kolluk görevlilerincegereksiz şekilde uygulanan kamusal gücün -özellikle bilgi almak, cezalandırmakveya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle- kasten ağır acı veya ızdırap verme şeklinde gerçekleştirildiği söylenememektedir.Eylemin uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya dayoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olacak şekildeortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda söz konusu eylemin işkenceveya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuyauygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydanagelen yaralanmaların niteliği bir bütün olarak ele alındığında eylemin insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür.
58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
(b) BaşvurucuCebrail Bektaş Yönünden
59. Başvurucu Cebrail Bektaş'a uygulanan şiddetin düzeyi,süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmalarınniteliği bir bütün olarak ele alındığında ise eylemin eziyet olaraktanımlanması mümkündür.
60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. İnsan HaysiyetiyleBağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğineİlişkin İddia Yönünden
(1) Genelİlkeler
61. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Buusul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayınınsorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabileceketkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanıntemel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekildeuygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin yada kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesapvermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir vediğerleri, § 110).
62. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukukaaykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleyetabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlindeAnayasa’nın bu maddesi, “Devletin temel amaçve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülüklebirlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasınıgerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini vecezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu maddesahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devletgörevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunankişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).
63. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine vecezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturmamakamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumlularıntespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muameleiddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikliolarak yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olgularıciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarınıtemellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).
64. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararınsoruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız biranalizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın bireylerin vücutbütünlüğüne yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdankaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığı noktasında yeterli birdeğerlendirme de içermesi gerekmektedir (benzer yöndeki karar için bkz. Cemil Danışman, § 99).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
65. Başvurucuların polis karakoluna müracaatları üzerineCumhuriyet Başsavcılığınca olay hakkında derhâl adli bir soruşturmabaşlatılması kamu makamlarının insan haklarına saygı yükümlülüğü açısındanolumlu bir adım olarak belirtilmelidir. Soruşturma kapsamında CumhuriyetBaşsavcılığınca kolluğun ilgili birimi tarafından kaydedilen olay anına ilişkingörüntüler temin edilmiş, bu görüntüler üzerinde bilirkişi incelemesiyaptırılmış ve başvurucuların ifadeleri alınarak olaya ilişkin şikâyetleridinlenmiştir. Başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli raporlar da dosyayakonulmuştur. Ancak başvuruculardaki yaralanmanın tam olarak tespit edilmesiamacıyla kati adli rapor tanzimi için soruşturma makamınca herhangi birgirişimde bulunulmaması delillerin özenle toplanması ilkesi açısındansorunludur.
66. Başvurucuların şikâyetlerine muhatap olan kollukgörevlilerinin kimliklerinin belirlenmesi ve savunmalarının alınması ile ilgiliolarak Cumhuriyet Başsavcılığınca herhangi bir girişimde bulunulduğu konusundada soruşturma evrakına yansıyan bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Bununyanı sıra soruşturmanın seyrini ve sonucunu etkileme noktasında oldukça önemlive objektif bir delil olma yönü bulunan olay anına ilişkin kameragörüntülerinin sadece kolluk tarafından kaydedilen ve gönderilen kısmı ileyetinilmesi, başvurucular tarafından soruşturmanın etkisiz olduğu iddiasınadayanak yapılmıştır. Ne var ki verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaCumhuriyet Başsavcılığınca başvurucularda meydana gelen yaralanmaların kollukgörevlilerinin eylemlerinden kaynaklandığı kabul edilmiştir (bkz. § 16). Bunedenle söz konusu kabulden sonra daha kapsamlı bir kamera görüntüsüaraştırmasına gidilmemiş olması delil toplama faaliyetinde özensiz hareketedildiği anlamına gelmeyecektir.
67. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesinde,başvurucuların dağılın ihtarına uymadıklarına ilişkin herhangi bir delil eldeedilemediği belirtilmesine rağmen başvurucuların kasten yaralandıklarıhususunda yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kolluk görevlileri hakkındasöz konusu kararın verildiği görülmektedir. Yukarıda yer verilen AİHM içtihadıve genel ilkelerde (bkz. §§ 35-36, 44) de değinildiği üzere Anayasa Mahkemesinegatif yükümlülük ihlali kapsamında yaptığı incelemede kamu görevlilerininkastından bağımsız olarak inceleme yapmaktadır. Bu doğrultuda, kamuotoritelerince kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğu hususunun ilgiliyargı makamlarınca yeterli bir gerekçeyle açıklanması önem arz etmektedir.Kovuşturmasızlık kararında başvurucuların, kolluğun güç kullanmasını haklıkılacak herhangi bir eylem içinde olduklarından bahsedilmemekte, bilakisbaşvurucuların suç içeren bir eylemlerinin olmadığı belirtilmektedir. Buna görekendilerine karşı güç kullanılmasının gerekli olmadığı anlaşılan başvurucularınkullanılan güç sonucu yaralanmaları olayı hakkında verilen kovuşturmaya yerolmadığına dair karar, soruşturma kapsamında elde edilen tüm bulgularınkapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olma ilkesiyle çelişmektedir.
(a) BaşvurucuYüksel Şahin Yönünden
68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
(b) Başvurucu CebrailBektaş Yönünden
69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Toplantı ve GösteriYürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
70. Başvurucular demokratik bir haklarını kullanmak maksadıylabarışçıl bir şekilde toplandıklarını ve yürüyüş gerçekleştirdiklerini, bunakarşın kolluk görevlilerince yapılan orantısız bir müdahale ile Anayasa'nın 34.ve Sözleşme'nin 11. maddelerinde güvence altına alınan toplantı ve gösteriyürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
71. Anayasa’nın "Toplantıve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesişöyledir:
"Herkes, önceden izinalmadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkınasahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın vegenel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla vekanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
72. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılantoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
73. Başvurucuların katılmış olduğu bir gösteri sırasında kollukgörevlileri tarafından güç kullanılması ile toplantının dağıtıldığı, bununtoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale olduğu kabuledilmelidir.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
74. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesininihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratiktoplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
75. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nınilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeniningereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
76. 2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinin kanunla sınırlamaölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) MeşruAmaç
77. Başvuruculara gösteri sırasında müdahale edilmesininAnayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelikönlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
(3)DemokratikToplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(a) Genelİlkeler
78. Anayasa Mahkemesi demokratiktoplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğinidaha önce pek çok kez açıklamıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemehakkı, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olupbireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için biraraya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekildekullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayanyöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasileringelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması veyayılmasını güvence altına almaktadır (FerhatÜstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan[GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; AliRıza Özer ve diğerleri, §115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası vediğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015,§ 45).
79. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygunkabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması(Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,18/9/2014, § 56; Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§103-105; Tansel Çölaşan, B. No:2014/6128, 7/7/2015, § 51) ve orantılı (bazı farklılıklarla birlikte toplantıhakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan § 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48) olmasıgerekir.
80. Anayasa’nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifadeile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı,şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerinhaklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden vebarışçıl yöntemlerle değiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi savunulan siyasifikirlerin toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilmeimkânı sunulmalıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veyadüzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır. Dolayısıylatoplantı hakkının amacı, şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekildeortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Dilan Ögüz Canan, § 37; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,§ 80; Osman Erbil, § 47; Gülşah Öztürk ve diğerleri, §§ 67, 68; Ömer Faruk Akyüz, § 54). Barışçılamaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeniaçısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletinsabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan,§ 36; Osman Erbil, § 54).
81. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin demokratiktoplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun, müdahalenin kamudüzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması sebebiyleyapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken sahipoldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygundavranmadıklarının yetkili mercilerce (polis raporlarında, iddianamelerde veyaderece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan,§ 53).
82. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütünhâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı veyagösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurmaları diğerleriaçısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (AliRıza Özer ve diğerleri, §119). Genel olarak polisin müdahalesi orantılı kabul edilse de somut olayınözellikleri gözetildiğinde kolektif olarak kullanılan ancak bireysel hak olantoplanma hakkının başvurucuların eylemdeki tutumları çerçevesinde polisinmüdahalesinin ölçülülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 145).
(b) İlkelerinOlaya Uygulanması
83. Başvurucuların katıldığı bir gösterinin kollukgörevlilerince yapılan müdahale ile dağıtılması sırasında başvurucu CebrailBektaş'ın sol ayağına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle kırık oluşacak şekilde,başvurucu Yüksel Şahin'in ise yüzüne gelen tazyikli suyun etkisi ilegözlerinden yaralandığı anlaşılmaktadır.
84. Başvurucular dışında kalan on beş kişi hakkında düzenleneniddianamede bazı göstericilerin kolluk görevlilerine karşı barışçıl olmayantutum ve davranışlar içinde olduğu belirtilmektedir (bkz. § 19). Ancakbaşvurucuların da barışçıl olmayan eylemler içinde yer aldıkları yönündesoruşturma evrakına yansıyan bir bilgi ya da belge olmadığı gibi kollukgörevlilerine aktif bir direnme sergiledikleri yönünde delil elde edilemediğide kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilmiştir. Şu hâlde kollukgörevlilerince toplantıya güç kullanımı ile yapılan müdahalenin başvurucularıntoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı açısından zorunlu sosyal birihtiyaca karşılık geldiği söylenemeyecektir.
85. Öte yandan müdahale sonucunda başvurucularda meydana gelenyaralanmaların düzeyine bakıldığında müdahalenin orantılı olmaktan da uzakolduğu görülmektedir. Bu durumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşılamayan veorantılı da olmayan müdahale, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygundeğildir.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 34.maddesinde güvence altına toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
87. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
88. Başvurucular ileri sürdükleri hak ihlali iddialarının tespitedilmesini ve yeniden soruşturma yapılmasına karar verilmesini talepetmişlerdir. Başvurucular maddi ya da manevi tazminat talebindebulunmamışlardır.
89. Anayasa Mahkemesi MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dairvermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucundaihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılaniçtihat doğrultusunda 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konuolayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
90. Kolluk görevlilerince başvurulan güç kullanımı sonucundabaşvurucu Yüksel Şahin açısından insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının, başvurucu Cebrail Bektaş açısından ise eziyet yasağının maddi veusul boyutları itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Ayrıcatoplantıya yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıolması nedeniyle her iki başvurucu açısından toplantı ve gösteri yürüyüşüdüzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
91. Eziyet yasağıyla insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına(Basın Soruşturma No: 2014/204) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
92. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Başvurucu Yüksel Şahin yönünden insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yasağının, başvurucu Cebrail Bektaş yönünden ise eziyetyasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Başvurucu Yüksel Şahin yönünden Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağının, başvurucu Cebrail Bektaş yönünden ise Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının, maddi ve usulboyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağı ile insan haysiyetiylebağdaşmayan muamele yasağının usul boyutuna ilişkin ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara CumhuriyetBaşsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazineve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.