TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CELALETTİN AŞÇIOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1436)
Karar Tarihi: 6/3/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Celalettin AŞÇIOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, maliki olduğutaşınmazın İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) tarafındankanal haline dönüştürülmesi üzerine oluşan zararın tahsil edilmesi talebiyleaçtığı davada, davanın taraflarının talebi olmadan kamulaştırmasız el atmaşeklinde ele alınması ve tarımsal net gelir yöntemi esas alınarak daha düşüktazminat belirlenmesi ile taşınmazın yol olarakterkinine karar verilmesi sonucu adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürerek el atılan taşınmazının iadesi ve tazminat talebindebulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 12/2/2013tarihinde Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engelbir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 29/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 17/9/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için 24/9/2013tarihinde Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 14/11/2013tarihli görüş yazısı 9/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 19/12/2013 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ileilgili dava dosyasında yer alan olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun maliki olduğuİzmir ili Seferihisar ilçesi sınırları içerisinde bulunan 5.207 m2tarla vasıflı taşınmazın tarladan daha düşük kotlu ve kışın su birikmesinesebep olan tarla yolu niteliğindeki bölümü, 2009 yılının Ekim ayında İZSU GenelMüdürlüğünce ıslah çalışmaları sırasında dere yatağı kabul edilerek 1,5-2 metregenişliğinde şerit halinde herhangi bir ölçüm yapılmadan 2 metre derinlikteoyulmuş ve 229,01 m2’lik bölümü kanala dönüştürülmüştür.
8. Başvurucu, 22/10/2009 tarihli dilekçesiyle İZSU Genel Müdürlüğüne(idare) başvurmuş ve yapılan yanlışlığın giderilmesi, tarla yolunundoldurularak eski seviyesine getirilmesi, tarlaya giriş yolunun açılması vetarlasından alınan değerli toprağın iadesi talebinde bulunmuştur.
9. Taşınmazın eski halinedönüştürülmesi talebinden sonra, İZSU Genel Müdürlüğü verimli toprak yerineaçılan kanalı 0,5 metre yeşil kaya dolgu malzemesiyle doldurmuştur.
10. Bunun üzerine başvurucu,Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak zararının tespit edilmesitalebinde bulunmuş, Mahkemece 25/3/2010 tarihindekeşif yapılmış, 2010/31 değişik iş sayılı kararla, 12/4/2010 tarihli bilirkişiraporuna istinaden taşınmazın eski haline getirilerek yeniden tarıma elverişliarazi olarak kullanılabilmesi için toplam 13.551,65 TL tutarında imalat venakliye yapılması gerektiği belirtilmiştir.
11. Başvurucu, İZSU GenelMüdürlüğünün kusurlu ve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın karşılanmamasıüzerine 3/6/2010 tarihinde Seferihisar Asliye HukukMahkemesi nezdinde fazlaya dair haklarını saklı tutarak, 13.500,00 TL tazminattalebiyle dava açmıştır. Davalı idare kendilerinin taşınmaza zarar vermediğiniaşırı yağışlar nedeniyle dere taşması sonucu zarar meydana geldiğini ve yineaşırı yağışlar nedeniyle doldurma işlemi yapılamadığından zararıngiderilemediğini belirtmiş, doğal afet nedeniyle meydana gelmiş felakettenidarenin sorumlu tutulamayacağını dile getirerek davanın reddini talepetmiştir.
12. Mahkeme tarafından 13/1/2011 tarihinde taşınmazın bulunduğu yerdebilirkişilerle birlikte keşif yapılmış, Mahkemeye sunulan 28/1/2011 tarihlibilirkişi raporu ile dava konusu taşınmaza dere ıslah çalışması kapsamındakamulaştırmasız el atıldığı ve el atma bedelinin 5.141,27 TL olduğu tespitedilmiştir.
13. Tarafların itirazı üzerineMahkemece ek bilirkişi raporu hazırlatılmak amacıyla 11/5/2011tarihinde taşınmazın bulunduğu yerde bilirkişiler eşliğinde ikinci keşifyapılmış, 9/6/2011 tarihli bilirkişi raporuyla dava konusu taşınmaza dere ıslahçalışması kapsamında kamulaştırmasız el atıldığı ve el atılan 229,01 m2’likalanın değerinin tarımsal net gelir hesap yöntemiyle 7.495,50 TL olduğu tespitedilmiştir.
14. 21/6/2011 tarihli duruşmada taraflarabilirkişi raporuna itirazlarını sunmak üzere 20 günlük süre verilmiş vetaraflar itirazlarını Mahkemeye sunmuşlardır.
15. 26/7/2011 tarihli duruşmada isehaksız fiil esaslarına göre zararın tespiti için yeni bir bilirkişi incelemesiistenmiş ve 19/8/2011 tarihli bilirkişi raporuyla başvurucuya ait taşınmazınyeniden tarıma elverişli arazi olarak kullanılabilmesi için dava tarihiitibariyle yapılması gereken imalat ve nakliye maliyetinin 13.551,65 TL olduğutespit edilmiştir. Taraflara bu rapora karşı da itirazlarını Mahkemeyesunmaları için 11/10/2011 tarihli duruşmada iki haftasüre verilmiş ve taraflar itirazlarını mahkemeye sunmuşlardır.
16. Mahkeme, 1/11/2011tarih ve E.2010/139, K.2011/259 sayılı kararıyla davaya konu taşınmazın birbölümünü çevreleyen yolun, kadastro çalışmasında İrimi Çayı ve yol olarakyazıldığını, paftada yol olarak göründüğünü, kuru havalarda yol olarakkullanıldığını, ancak yağışlı havalarda su ile dolduğunu ve taşkına nedenolduğunu, idare dere ıslahı çalışması yaparken başvurucuya ait taşınmazın birbölümünün de alındığını ve kamulaştırmasız el atmanın gerçekleştiğini tespitederek bilirkişi raporu doğrultusunda kamulaştırmasız el atma prensibine göretarımsal net gelir yöntemini esas alarak başvurucuya 7.495, 50 TL tazminatındava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesinehükmetmiştir.
17. Başvurucu, ilk derecemahkemesinin kararını, haksız fiil hükümlerine göre hesaplama yapmak yerinetarımsal net gelir usulü ile hesaplanan değer üzerinden hüküm kurulmasınınhukuka aykırı olduğu gerekçesiyle; davalı idare ise, davanın haksız fiilnedeniyle tazminat davası olduğunun dikkate alınmadığı ve zararla idareninyaptığı çalışma arasında illiyet bağı olmadığı, dolayısıyla haksız fiilsebebiyle ödenmesi gereken tazminat şartlarının oluşup oluşmadığıaraştırılmadan kamulaştırmasız el atma yönünden hüküm kurulmasının hukukaaykırı olduğu gerekçesiyle temyiz etmiştir.
18. Temyiz talebini inceleyenYargıtay 5. Hukuk Dairesi, 13/6/2012 tarih veE.2012/4383, K.2012/12659 sayılı kararıyla, eski hale getirme bedeli taşınmazındeğerinden fazla belirlendiğinden taşınmazın bedelinin tahsiline kararverilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, “el atılarak yol haline dönüştürülen 229,01 m2’liktaşınmaz bölümünün yol olarak terkinine” cümlesinin eklenerek ilkderece mahkemesi hükmünün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.
19. Yargıtay’ın aynı Dairesinceincelenen karar düzeltme talebi de, 29/11/2012 tarihve E.2012/18214, K.2012/24560 sayılı kararla reddedilmiştir. Karar aynı tarihtekesinleşmiştir.
20. Kesinleşen karar başvurucuya18/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgiliHukuk
21. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılıKamulaştırma Kanunu’na 18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilave edilengeçici 6. maddenin 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyledeğişmeden önceki birinci ve altıncı fıkraları şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırmasıhiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararınailişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veyakaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiylemalikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafındanilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşmayoluna gidilmesi esastır.
…
İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmayadavet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde maliktarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen elkonulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindekideğeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit vetaşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminatödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup taraflarınhükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”
22. 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı BazıAlacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel SağlıkSigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun’un iptal edilen geçici 2. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncımaddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koymaişlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonraki kamulaştırmasız el koymaişlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkemekararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncımaddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaçolması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülenödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.”
23. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı TürkMedeni Kanunu’nun “Kaydedilmeyecektaşınmazlar” kenar başlıklı 999. maddesi şöyledir:
“Özel mülkiyete tabi olmayan ve kamunun yararlanmasınaayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir ayni hakkın kurulmasısöz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz. Tapuyakayıtlı bir taşınmaz, kayda tabi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapusicilinden çıkarılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 6/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun12/2/2013 tarih ve 2013/1436 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
25. Başvurucu, İZSU GenelMüdürlüğünün kusurlu ve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın tazminitalebiyle açtığı davada, Mahkemenin tarafların talebi olmaksızın kamulaştırmasızel atma prensibini göz önünde bulundurmak suretiyle ve tarımsal net geliryöntemini esas alarak tazminata hükmettiğini, hükmün temyizi sonucu iseYargıtay’ın “el atılan ve yol halinedönüştürülen 229,01 m 2’lik bölümdeki davacı payının iptali ile yololarak terkinine” cümlesini ekleyerek ilk derece mahkemesi hükmünüdüzelterek onadığını belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve ihlalin ortadan kaldırılarak terkin edilen payınkendisine iadesi ile zararına karşılık olarak 13.444,65 TL maddi tazminattaleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
26. Başvurucu, İZSU GenelMüdürlüğünün kusurlu ve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın tazminitalebiyle açtığı davada, Mahkemenin tarafların talebi olmaksızınkamulaştırmasız el atma prensibini göz önünde bulundurmak suretiyle ve tarımsalnet gelir yöntemini esas alarak tazminata hükmetmesinin adil olmadığını,mahkemenin hatalı karar verdiğini ve sonuçta sahibi olduğu mülkiyetinkendisinden alınarak haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
27. Adalet Bakanlığı görüşyazısında delillerin kabul edilmesi ve değerlendirilmesinin öncelikle yerelmahkemelerin görevi olduğunu, yerel mahkemelerce olguların ve hukukundeğerlendirilmesinde haklar ve özgürlükler ihlal edilmedikçe AnayasaMahkemesi’nin yerel mahkemelerin maddi ve hukuki hatalarını denetlemekleyükümlü olmadığını, somut başvuruda başvurucunun Asliye Hukuk Mahkemesi önündebaşvuruya konu şikâyetlerini dile getirdiğini, mahkemenin bilirkişi raporlarınıincelemek üzere kendisine süre verdiğini, mahkemenin başvurucunun itirazıüzerine ek bilirkişi raporu aldırdığını, başvurucunun şikâyetlerini usulüneuygun şekilde değerlendirerek keyfilikten uzak ve usulüne uygun karar verdiğinidile getirmiştir.
28. Başvurucu Adalet Bakanlığıgörüş yazısına karşı beyanlarında el atılan arazinin denize 1000 metreyakınlıkta olduğunu, belirlenen değerden daha iyi bir değere sahip olduğunu,kendisinin ve idarenin kamulaştırma talebi olmadığını, Mahkemenin taraflarıntalep etmedikleri bir şekilde karar vermesinin keyfi olduğunu belirtmiştir.
29. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
30. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taraflarcagetirilme ilkesi” kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftanbirinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onlarıhatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
(2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim,kendiliğinden delil toplayamaz.
31. 6100 sayılı Kanun’un “Hukukun uygulanması” kenar başlıklı 33.maddesi şöyledir:
“Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.”
32. Başvurucu, davanın haksızfiil yerine kamulaştırmasız el atma prensiplerine göre ele alınmasının vebedelin düşük tespit edilmesinin hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkını ihlalettiğini ileri sürmüştür. Başvurunun özünün derece mahkemelerince dava konusuuyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığıiddiasına yönelik olduğu ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkinolduğu anlaşıldığından bahsedilen şikâyet adil yargılanma hakkı kapsamındadeğerlendirilecek, kamulaştırmasız el atma nedeniyle Mülkiyet hakkı ihlaliiddiası ayrıca incelenecektir.
33. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolundagözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılıKanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
34. Bir anayasal hakkın ihlaliiddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yenidenincelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa veKanun tarafından Mahkemenin yetkisi dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğuaçıktır.
35. Bahsedilen kurallar uyarınca,derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış olayların sübutu, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Anayasa’da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derecemahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar da bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleritakdirinde açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdiremüdahalesi söz konusu olamaz. (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 26,)
36. Başvurucunun, idareninhaksız fiili nedeniyle verdiği zararın giderilmesi (eski hale getirme) amacıylaaçtığı tazminat davası, mahkemece yapılan keşifler, alınan bilirkişi raporları,tanıkların beyanı, ilgili belgelerin incelenmesi sonucunda; başvurucuyataşınmazın bir kenarını çevreleyen kayıtlarda dere ve yol olarak görünen alandasu birikintisini önlemek amacıyla ıslah çalışması yapıldığı ve bu çalışmasırasında başvurucuya ait taşınmaza şerit halinde 1,5-2 metre olmak üzeretoplam 229,01 m2 el atıldığı; ayrıca idarenin dere yatağı olarakkabul ettiği ıslah çalışmasına konu alanda su birikintisi olduğunu, kışmevsiminde tamamıyla su ile dolduğunu, yaz mevsiminde ise bu alanın yol olarakkullanıldığı tespit edilerek el atma işleminde kamu yararı olduğu tespitedilerek dava kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası olarak görülmüştür.
37. Ayrıca Mahkeme, yargılamaboyunca gerekli araştırmayı yapmış, mahallinde iki defa keşif yapmış, ikibilirkişi raporu almış, ayrıca başvurucunun talebi üzerine taşınmazı eskihaline döndürme bedelinin tespiti için ek bilirkişi raporu almış ve başvurucuyaher aşamada itirazlarını sunma fırsatı vererek bu itirazları değerlendirmiştir.Sonuç olarak Mahkeme, usulüne uygun bir yargılama yaparak kararını vermiştir.
38. Temyiz aşamasında eski halegetirme bedelinin taşınmazın değerinden fazla olarak tespit edilmesi nedeniyletaşınmazın bedelinin tahsil edilmesine karar verilmesinde isabetsizlikolmadığı, ayrıca dava konusu taşınmazın bir bölümüne idarece dere ıslahıyapılması zaruri olan bir alanda yapılan çalışma sonucu el atıldığı, el atılankısmın yol haline dönüştürülmesi nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun 999. maddesiuyarınca özel mülkiyet konusu olamayacağı gerekçesiyle tapudan terkinedilmesine ve derece mahkemesi kararının düzeltilerek onamasına kararverilmiştir.
39. 6100 sayılı Kanun’un 25.maddesinde yer alan taraflarca getirilme ilkesi gereği hâkim iki taraftanbirinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onlarıhatırlatabilecek davranışlarda bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında,hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. Bu ilkenin anlamı, hükme esas teşkiledecek vakıaların ve delillerin oluşturduğu dava malzemesinin toplanmasıyetkisinin hâkime değil, taraflara ait olduğudur. Bu ilke uyarınca hâkim,taraflarca getirilen dava malzemesini, “getirildikleri şekilde” hükme esasalmakla yükümlüdür. Somut bireysel başvuru konusu yapılan olayda da AsliyeHukuk Mahkemesi tarafların getirdiği delillerle bağlı olarak kararınıvermiştir.
40. Yukarıda bahsedilentaraflarca getirilme ilkesi gereği hâkimin tarafların getirmediği olaylarıdikkate alamayacağı açık olmakla birlikte 6100 sayılı Kanun’un 33. maddesigereği mevcut dava malzemesini inceleyerek uyuşmazlık konusunda karar vermek,yani hukukun uygulanması ve yorumlanması hâkimin resen gözeteceği bir husustur.Bu kapsamda dava konusu uyuşmazlığın hukuki nitelemesi ve yorumlanmasıyla bunagetirilen çözüm hâkimin takdir yetkisi içindedir. Derece mahkemelerininuyuşmazlık konusunun hukuki nitelemesinde ve yorumlamasında açıkça keyfilikbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz.
41. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun davanın nitelemesiyle ilgili iddiasının kanun yolunda gözetilmesigereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz birşekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun hak aramahürriyetiyle ilgili şikâyetinin diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Mülkiyet Hakkı Yönünden
42. Başvurucunun Anayasada yeralan kamulaştırma usulü yerine kamulaştırmasız el atmak suretiyle mülkündenyoksun bırakılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bubölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden İnceleme
43. Başvurucu, idarenin kusurluve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın tazmini talebiyle açtığı davada,Mahkemenin tarafların talebi olmaksızın kamulaştırmasız el atma prensibini gözönünde bulundurmak suretiyle ve tarımsal net gelir yöntemini esas alaraktazminata hükmettiğini, bu şekilde karar vermenin keyfi uygulamaların önünüaçacağını, bu yolla idarenin istediği taşınmaza tecavüz ederek ve sonrasındakamulaştırma bedelini ödeyerek sahip olabileceğini belirterek mülkiyet hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
44. Adalet Bakanlığı görüşyazısında taşınmazlar yönünden mülkiyet hakkına müdahalede yasal yolunkamulaştırma işlemi yapmak olduğu, uygulamada el koyma şeklinde müdahalelerbulunduğu, bu durumun AİHM kararlarında eleştirildiği, somut davadakamulaştırma işlemi olmadan başvurucuya ait taşınmaza el atılmayı meşru kılantek unsurun bu durumun yasal olmadığını tespit eden ve tazminat ödenmesinekarar veren mahkeme kararı olduğu, bu şekilde başvurucunun mülkiyet hakkıylakamu yararı arasında makul dengenin kurularak hukuki güvencenin sağlandığıbelirtilerek başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin şikâyeti incelenirken buhususların dikkate sunulduğu yönünde beyanda bulunulmuştur
45. Başvurucu Adalet Bakanlığıgörüş yazısına karşı beyanlarında el atılan arazinin denize 1000 metreyakınlıkta olduğunu, kamulaştırılmasını istemediğini, kendisinin ve idareninkamulaştırma talebi olmadığını, Mahkemenin tarafların talep etmedikleri birşekilde karar vermesinin keyfi olduğunu belirtmiştir.
46. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı”kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
47. Anayasa'nın “Kamulaştırma”kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiğihallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunantaşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas veusullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmayayetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği buhallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşitolarak ödenir.
…
48. Sözleşmeye Ek (1) No.luProtokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığınasaygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararısebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
49. Başvurucunun tarla olarakkullandığı taşınmazı çevreleyen dere yatağı ve tarla yolu üzerinde yapılanıslah çalışması sırasında başvurucuya ait taşınmaza tecavüz edilmesi vesonrasında mahkemenin davayı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasıolarak ele almasıyla yargılama sonucunda el atılan taşınmaz bölümünün mülkiyetibaşvurucudan alınarak yola dönüştürülmüştür. Bu durumda başvurucunun mülkiyethakkına bir müdahale olduğu açıksa da bu müdahalenin başvurucunun mülkiyethakkını ihlal edip etmediğinin incelenmesi gerekir.
50. Anayasa’nın 35. maddesindemülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıylasınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak vehürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzelkişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren vekamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkınınsınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinindeğerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).
51. Çağdaş demokrasiler, temelhak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığırejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamazhale getiren sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlükleregetirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi,kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi güvenceler hep demokratik toplumdüzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak veözgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratiktoplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunlasınırlandırılabilirler. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükleregetirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazlaolması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli birözgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracakdüzeye vardırılmaması gerekir (AYM, E.2012/108, K.2013/64, K.T.22/5/2013).
52. Anayasa’nın 35. maddesindemülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunlayapılması gerektiği hüküm altına alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesimülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla veuluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM,yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarakistikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmişilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984,§§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağınıöngörerek Sözleşme’den daha geniş bir korumasağlamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).
53. Hak ve özgürlüklerin vebunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi buhaklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğinisağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraberkanunla düzenleme zorunluluğu, hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanunçerçevesini aşmayacak şekilde tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütmeorganının çıkardığı ikincil düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (B. No:2012/1246, 6/2/2014, § 60)
54. Hukuki güvenlik ilebelirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukukigüvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarınınöngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güvenduyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyiciyöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesiniifade etmektedir. (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
55. Kamulaştırma yapmaya yetkiliolan Devlet, kamu tüzel kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunmasıhalinde yararlarına kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileritarafından, Anayasa’nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’naaykırı şekilde, özel mülkiyete konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilenveya hukuken bedelsiz olarak el koyma işlemine “kamulaştırmasız el atma”denmektedir.
56. Kamulaştırmasız el atma,kamulaştırma ile kıyaslandığında daha az güvence sunan ve hukuki olmayan biryöntemdir. Şöyle ki, 2942 sayılı Kanun’a göre, kamulaştırma kararıverilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespitettirilmesi, uyuşmazlık halinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitiniistemesi gerekmektedir. Tespit edilen bedelin peşin olarak bankaya yatırılmasıylakamulaştırma kararı kesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamu idaresi kamulaştırmabedelini ödeyecek yeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırma kararı alamayacaktır.Diğer taraftan, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlarla ilgili olarak uzlaşmave dava yoluna başvurma külfeti maliklere yüklenmiştir. Bu nedenle davaharçlarını ödeme yükümlülüğü de maliklerin üzerindedir (Bkz. AYM, E.2010/83,K.2012/169, 1/11/2012).
57. Kamulaştırmasız el atma,idareye, taşınmazı kullanma ve kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etmeimkânı sağlamaktadır. Böyle bir kamulaştırma işlemi olmadığından, kullanılantaşınmazın devrini meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânısunan tek unsur, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden ve bireylere“kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat” ödenmesine hükmeden mahkemekararıdır. Kamulaştırmasız el atma uygulaması, hukuki planda taşınmazlarınmaliki olarak kalan başvuranları, herhangi bir kamu yararı gerekçesi ileeylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorunda bırakmaktadır. Böylebir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği ancak daha sonra mahkemeler tarafındandeğerlendirilmektedir. Başka bir deyişle, kamulaştırmasız el atma, her neolursa olsun, idare tarafından isteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumuhukuki olarak kabul etmeye ve idareye, kanuna aykırı davranışından faydasağlama imkânı sunmaya yol açmaktadır. İdareye resmi kamulaştırma kurallarınınötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, kişilere öngörülemez ve keyfidurumlarla karşılaşma tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterliderecede hukuki güvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen birkamulaştırmanın alternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Bkz. AİHM, Sarıcave Dilaver/Türkiye, 11765/05, 27/5/2010, §§ 40, 43,45).
58. Anayasa’nın 35 ve 46.maddeleri taşınmaz mülkiyetine son verecek müdahalelerin yasal olmasını zorunlututmaktadır. Bu zorunluluk hukuk devletinin gereğidir. Anayasa’nın 46. maddesihükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmaksuretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa veyasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, dayanağınıAnayasa ve yasalardan almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren biruygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynıhukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmi kamulaştırmakurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmazsahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riski taşımaktadır.
59. Başvuru dosyasında mevcutbelgeler incelendiğinde; idarenin taşınmaza 1,5-2 metre civarında ve şerithalinde el atmasının, komşu taşınmazın tel örgüsünün yola tecavüz edecekbiçimde çekilmesi ve yeterli ölçüm yapılmaması sebebiyle başvurucuya aittaşınmazın bir bölümünün idarece yol zannedilmesi nedeniyle, yani ihmal sonucumeydana geldiği ve bu durumun başvurucu tarafından da kabul edildiğianlaşılmaktadır.
60. Başvuru konusu olaydaidarenin paftada yol olarak görünen ve kadastro çalışmaları sırasında ölçükrokisinde İrimi Çayı ve Yol olarak yazılı olan, kuru havalarda yol olarakkullanılan, bir kısmının ise dere yatağı görünümünde olduğu tespit edilenalanda tarım arazisi olarak kullanılan alanlara zarar verme ihtimali bulunan subirikintisini önlemek amacıyla, yani meşru kamu yararı amacıyla dere ıslahıçalışması yaparken başvurucuya ait 5.207 m2 alanlı taşınmazın şerithalinde 229,01 m2 ’lik kısmınakamulaştırmasız el atılarak verimli toprak kaybına neden olduğu, verimlitoprağın alındığı, yerine dolgu malzemesi yerleştirildiği, bu şekilde Anayasave kanunlarla belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetindebulunan taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı mahkeme kararıyla sabittir.
61. Sonuç olarak başvurucuya aittaşınmazın bir bölümüne dere ıslah çalışması kapsamında idarenin ihmalineticesinde kamulaştırmasız el atmasının Anayasa’nın 35. ve 46. maddeleriyle2942 sayılı Kanun’da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyethakkına yapılan müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği kanaatineulaşılmıştır.
62. Belirtilen nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının kanunilik ilkesine uyulmayarak ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
63. Başvurucu, dere ıslahçalışması kapsamında kendisine ait 229,01 m2’lik taşınmaz parçasınınidarece dolgu malzemesiyle doldurularak kamulaştırmasız el atma ile mülkiyethakkının ihlal edildiğini, kamulaştırma kararının iptal edilerek 229,01 m2’liktaşınmaz parçasının kendisine iade edilmesini ve tarlasına verilen zararın eskihale getirilmesi için gerekli bedelin masraflar düştükten sonra kalan kısmınafaiz işletilerek kendisine 13.444,65 TL ödenmesini talep etmiştir.
64. Adalet Bakanlığı görüşünde,doğrudan tazminata ilişkin bir açıklama yapmamakla beraber Mahkemenin davayıkamulaştırmasız el atma davası olarak görmesinde ve neticelendirmesindekeyfilik olmadığı ve başvurucuya el atılan taşınmaz parçasına karşılık 2942sayılı Kanuna göre tespit edilmiş kamulaştırma bedelinin faiziyle birlikteödendiği ve dolayısıyla kamu yararıyla kişi yararı arasında denge kurulduğuyönünde değerlendirme yapılmıştır.
65. 6216 sayılı Kanun’un“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
66. Başvurucuya ait taşınmazaAnayasa ve 2942 sayılı Kanunda öngörülmeyen kamulaştırmasız el atma şeklindekimüdahalenin mülkiyet hakkını ihlal ettiği yönünde karar verilmiştir.
67. Bunun yanında bahsedilenmüdahaleyle dere yatağının ıslah edilerek su birikmesine ve taşkınlarına engelolmak şeklinde ulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucunun mülkiyet hakkıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu denge başvurucuya elatılan taşınmaz bölümünün mahkemece tespit edilen gerçek karşılığı ödenereksağlanmaktadır. Mahkemelerin kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminatödenmesine karar vermeleri kamu yararıyla kişi yararı arasında adil dengeyisağladığı gibi, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit ederekbelli bir hukuki güvence sağlamaktadır.
68. Başvurucu, taşınmazının dahadeğerli olduğunu iddia etse de, Mahkemenin ve bedel tespiti yapanbilirkişilerin objektif kriterleri esas alarak bedeltespiti yapmaları gerektiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Somut davadabaşvurucuya 2942 sayılı Kanun’da öngörülen bedel tespiti prensiplerine uygunolarak el atmayla elinden alınan 229,01 m2’lik taşınmaz bölümü içintazminat olarak tarımsal gelir yöntemine göre hesaplanan kamulaştırma bedelidava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmiştir. Mahkemebedel tespitini iki defa keşif yaparak, bilirkişi raporlarına müracaat ederekve başvurucunun her aşamada itirazlarını sunmasına imkân vererek ve buitirazları dikkate alarak sonuçlandırmıştır.
69. Bu durumda başvurucuya elatılan 229,01 m2’lik taşınmaz parçasına karşılık dava tarihine görebelirlenen kamulaştırma bedeli dava tarihinden itibaren işleyen faiziyle ödenerekulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucunun müdahale edilen mülkiyet hakkıarasında makul bir orantının kurulduğu, idarenin el atma işleminin ihmaldenkaynaklandığı ve kanuni olmayan el atma hakkında ihlal kararı verildiği gözönünde bulundurulduğunda başvurucuya ayrıca tazminat ödenmesine gerekbulunmadığı yönünde karar verilmesi gerekir.
70. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle
A.Başvurunun
1-Adil yargılanma hakkıyla ilgili şikâyetinin diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2- Mülkiyethakkıyla ilgili şikâyet yönünden KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. BaşvurucununAnayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C.Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucutarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin,kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihindenitibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu süreninsona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına,
F. Kararınbir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
06/03/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.