TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CELAL PÖRKLÜ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/16542)
Karar Tarihi: 8/3/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Celal PÖRKLÜ
Vekilleri
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
Av. Meral HANBAYAT
Av. Ümit SİSLİGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terke mecburkalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhnameimzalanması, akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış olandavanın reddedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılandavaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul süredesonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/10/2014 tarihinde İstanbul 22. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/12/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, Tunceli ili Ovacık ilçesi Işıkvuranköyünde ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olaylarıneticesinde köyün boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığınıiddia etmiştir.
8. Başvurucu 13/9/2004 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Komisyonun 11/3/2008 tarihli ve 2008/2-1058 sayılı kararında,başvurucunun terör olayları nedeniyle zarara uğradığı kanaatine varıldığına;ancak, başvurucunun tarım arazisi olmadığından talebinin değerlendirilmediğine;mal varlığına ulaşamaması nedeniyle çamurlu taş duvarlı (köy tipi) ev içinbaşvurucuya toplam 2.331 TL ödenmesine karar vermiştir.
10. Başvurucu tarafından tazminat miktarı yeterli görülmeyerek sulhname teklifi kabul edilmemiş, uyuşmazlık tutanağıdüzenlenmesi üzerine Malatya İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
11. Malatya İdare Mahkemesinin 25/6/2010 tarihli ve E.2008/1362,K.2010/1554 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"...Komisyon tarafından bizzat veyaaraştırma heyeti marifetiyle mahallinde herhangi bir keşif/araştırma yapılmaksızınve sunulan bilgi ve belgeler dikkate alınmaksızın afaki olarak malvarlığızararına yönelik değerlendirme yapıldığı görüldüğünden; ... Komisyoncamahallinde yeniden keşif/araştırma yapılmak suretiyle (sunulan tüm bilgi vebelgeler dikkate alınmak suretiyle) tespit edilecek malvarlığı zararınınbelirtilen hesaplama birim fiyatları uygulanmak suretiyle karşılanmasıgerekmektedir.
Buna göre, eksik ve yanlış araştırma vehesaplama sonuçlarına dayanan dava konusu komisyon kararında hukuka uyarlıkgörülmemiştir.
Maddi tazminat istemine gelince; zararmiktarının, davalı idare tarafından yukarıda belirtilen eksiklikler giderilerekhakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına göre Komisyon tarafından doğrudandoğruya veya bilirkişi aracılığıyla belirleneceği, buna göre davacınınbaşvurusu ile ilgili yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde ortaya çıkanyeni duruma göre tazminat talebinin öncelikle Komisyon tarafındandeğerlendirilmesi gerekeceğinden, bu aşamada davacının maddi tazminat istemihakkında karar verilmesine olanak bulunmamaktadır.
Davacının manevi tazminat istemlerine gelince;5233 sayılı Yasa'nın 1., 2. ve 7. madde hükümlerinin bir aradadeğerlendirilmesinden, söz konusu Yasa'nın, terör eylemleri veya terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin uğradıkları maddizararların sulhen karşılanmasına ilişkin esas veusulleri düzenlemek amacıyla çıkarıldığı, Yasa kapsamında sadece maddizararların karşılanmasının düzenlendiği, manevi zararın tazminine yönelikherhangi düzenlemeye yer verilmediği dikkate alındığında davacıların talepettikleri manevi zararın bu Yasa kapsamında karşılanmasına imkanbulunmamaktadır."
12. İptal kararı üzerine Komisyon tarafından yeniden kararalınmış, 14/12/2011 tarihli ve 2011/7131 sayılı kararla zararları içinbaşvurucuya toplam 36.916,60 TL ödenmesine karar verilmiştir.
13. Komisyon kararının akabinde, 5233 sayılı Kanun’un 12.maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhnameörneği başvurucu vekiline gönderilmiştir.
14. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname, 18/4/2012 tarihinde başvurucu vekili tarafındanimzalanmıştır.
15. Başvurucu, Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçekzararını karşılamadığından bahisle Elazığ İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
16. Elazığ 2. İdare Mahkemesinin 21/12/2012 tarihli veE.2012/1419, K.2012/1694 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir;
“...Olayda, davacı vekili ile davalı idare arasında imzalanan18.04.2012 tarih ve 7131 sayılı sulhname iledavacının uğradığı zararları tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadankalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasındadavacı/davacı vekilinin iradesini fesada uğratan herhangi bir hususunbulunmadığı görülmekte olup, sulhname sonucu uyuşmazlığıntekrar yargıya taşınması mümkün olmadığından, davacının bu yöndeki talebininreddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile terör eylemleriveya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zararauğrayan kişilerin, sadece maddizararlarınınkarşılanmasına ilişkin esas ve usuller belirlenmiş olup, manevi zararıntazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında,davacının manevi tazminat talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusukomisyon kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır...”
17. Başvurucunun temyizi üzerine, Danıştay OnbeşinciDairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/9957, K.2013/10026 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
18. Başvurucu, karar düzeltme talebinde bulunmuş; aynı Dairenin26/6/2014 tarihli ve E.2014/3908, K.2014/5756 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.Karar düzeltme kararı, başvurucuya 16/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 13/10/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
21. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindekinakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göremahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazminedilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır.”
22. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifatarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisindekarşılanır.”
23. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:
“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.
Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeriile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veyayetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.
Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi vevarsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yermahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.
…
Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisininkeşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”
24. Aynı Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarîve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şeklive zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veyaihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomikkoşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile belirlenir.”
25. Aynı Yönetmelik' in 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkilitemsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakantarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih vesıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerininbanka hesaplarına yapılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 8/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu, Tunceli ili Ovacık ilçesi Işıkvuranköyünde ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmekzorunda kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatınınkısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzaladığını, sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalanzararları için açtığı iptal ve tam yargı davasında, zararlarının tazminikonusunda davanın reddine karar verildiğini, sulhnamekapsamı dışında kalan zararları için maddi, manevi tazminat talepli açtığıiptal ve tam yargı davasında zararlarının tazmini konusunda Derece Mahkemesininetkisiz olduğunu, dolayısıyla hukuk yollarının sonuçsuz kaldığını, gerçekzararlarının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmadığını, bu şekilde mülkiyet hakkındanyoksun kaldığını, manevi tazminat talebinin reddedildiğini, yargılama sürecininuzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 35., 36., 40. ve 141. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
28. Başvurucu, terör nedeniyle uğradığı manevi zararlarıntazminine ilişkin talebinin Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle Mahkemecereddedildiğini, idari ve yargısal merciler tarafından talebinin dikkatealınmadığını, 20/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nave tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı karar verildiğini, tam yargıdavası bağlamında manevi tazminat isteminin karşılanmadığını belirterekAnayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu sebeple başvurucunun anılan iddiası, adilyargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden biri olan gerekçeli karar hakkıkapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun diğer iddiaları ayrıcaincelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğubaşvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilenkısmı için idare ile sulhname imzalanmakla birliktekabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçek zararınınhesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu fakat açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararınınhesabında zarar kalemlerinin daha fazla olduğunu, bu zarar kalemlerinin keşifyoluyla tespit edilmesi gerekmesine rağmen söz konusu tespitler yapılmadan vebu zararları gözönünde bulundurulmadangerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasınailişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakipihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili birgiderim yolu bulunduğundan hareketle, başvurucunun mağdur sıfatının ortadankalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniylebaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58).
31. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafındanbaşvurucunun tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak 36.916,60TL tazminat miktarı belirlenmiş (bkz. § 12) ve başvurucu vekiline,kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhnameörneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucutarafından kabul edilmiştir.
32. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarıdikkate alındığında başvurucunun idareyle anlaşma sağlayıp 18/4/2012 tarihli sulhnameyi imzaladığından Komisyonun tespitine esas olanolay ile ilgili maddi mağduriyetinin açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiğisonucuna varılmıştır. Başvurucu, Komisyonca belirlenen ve zararlarının tamamınıkarşıladığını beyan ettiği alacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiğinden,başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 2/8/2012 tarihinde giderilmişve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir. Öte yandanbaşvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No: 21893/93, 16/9/1996; Doğan ve diğerleri/Türkiye, B. No:8803-8811/02…13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı, yahut Komisyontarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği yada eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkına yönelikşikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından, başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
37. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde,Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alındığındauyuşmazlığın karara bağlanması konusunda, kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
38. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (13/9/2004)ile nihai karar tarihi (26/6/2014) arasında geçen ve toplamsüresi 9 yıl 9 aylık sürede, başvurucu açısından farklı karar verilmesinigerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama sürecinde makul olmayanbir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
40. Başvurucu; manevi tazminat talebinin araştırma yapılmadan,yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, manevi zararlarınınkarşılanmadığını iddia etmektedir. Anılan iddialar Anayasa'nın 36. maddesindetanımlanan adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan gerekçeli karar hakkıaçısından incelenmiştir.
41. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
42. AİHM’e göre mahkemeler ve yargımercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Mustafa Kahraman, B. No:2014/2388,4/11/2014, § 36).
43. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucularınusule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyizincelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkatealınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçelikarar hakkının ihlali olarak görülebilir (MustafaKahraman, § 37).
44. Somut olayda başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında kurulanKomisyona başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun oluşan zararları için başvurucuyatoplam 36.916,60 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu tazminatmiktarının eksik hesaplandığı gerekçesiyle İdare Mahkemesinde maddi ve manevitazminat talebiyle dava açmıştır.
45. Elazığ 2. İdare Mahkemesi 21/12/2012 tarihli kararıylabaşvurucunun oluşan zararlarına ilişkin Komisyon tarafından verilen madditazminat miktarının yeterli olduğuna, manevi tazminatın ise 5233 sayılı Kanunkapsamında düzenlenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş; temyizmerciince de bu karar onanmış; karar düzeltme talebireddedilmiştir. (bkz. §§ 16-18).
46. Bir davada maddi olguları bildirmek tarafların, bunlarıhukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir. Taraflarcabildirilip iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tamolarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi ve ilgilihukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015,§ 51).
47. 5233 sayılı Kanun; AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdariDava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddizararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların karşılanmasınada engel olmayan bir yasadır. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veya eylemindenkaynaklanan hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânıtanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlerebaşvurularak uğranılan zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, §81).
48. Başvurucu, Mahkemenin ret gerekçesinin 2577 sayılı Kanun’a,tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu belirtmiştir. AnayasaMahkemesi kararında (Abbas Emre,§ 78) da belirtildiği üzere 5233 sayılı Kanun, genel hükümlere göre manevitazminat talep edilmesine engel teşkil etmemektedir. Başvurucu, anılaniddialarını Mahkeme önünde ileri sürmüş ise de kararın gerekçesinden (bkz. §16) iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolumerciince de anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır.
49. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olgularınmahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksaldüzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm arasındakimantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya haksızgörüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetiminiyapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hanginedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).
50. Bu durumda başvurucunun, 1994 yılında terörle mücadeledendolayı köyünün boşaltılması neticesinde manevi zarara uğradığından bahisle,19/6/2012 tarihinde açtığı tam yargı davasında, ayrı ve açık bir yanıtverilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir iddia olan manevitazminat talebine ilişkin şikâyetlerin sadece 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilip gerekçelendirilmesi yeterli görülmemektedir. Anılan iddianınAİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında (Abbas Emre, §§ 77-79, 84) da belirtildiği üzere, 2577 sayılıKanun kapsamında usul kurallarına ve esasa yönelik değerlendirmesi yapılarakbaşvurucuların manevi tazminatı hak edip etmediğinin tartışılması gerekirken,5233 sayılı Kanun’da manevi zararların karşılanmasına ilişkin herhangi birdüzenlemeye yer verilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi, adilyargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ortayakoymaktadır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğindebaşvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
51. Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
53. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi ve manevitazminat miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.
54. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya net 9.600 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.
55. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
56. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan,ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 2. İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
57. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 9.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikmeolması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süreiçin yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.