TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CELAL KÖÇEROĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6852)
Karar Tarihi: 15/2/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Celal KÖÇEROĞLU
Vekili
:
Av. Zeki ÇELİK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecburkalınması sonucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun veaçılan davanın reddedilmesi, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/5/2014 tarihinde Bismil Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/11/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 20/1/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Diyarbakır ili Bismil ilçesi Alibeyköyünde ikamet etmekte iken 1993 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyleköyün boşaltılması neticesinde yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığınıiddia etmiştir.
8. Başvurucu 26/7/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararının karşılanması talebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. 8/3/2006 tarihli ve 2006/2222 sayılı Komisyon kararında,terör olayları sonucu oluşan zararın karşılanması talebiyle yapılan başvuruda Alibey köyünün sahibi M.A.nın köyü ve arazilerini (ev, ahır, samanlık vs.taşınmazları da yıkmak taahhüdüyle) 1993 yılında Köy Hizmetleri GenelMüdürlüğüne satması sonucu başvurucunun köyü terk ettiği anlaşılmış oluptazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
10. Belirtilen işlem aleyhine Diyarbakır İdare Mahkemesindebaşvurucu tarafından dava açılmıştır.
11. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 18/4/2008 tarihli veE.2006/1670, K.2008/560 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline kararverilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…Dosyasının incelenmesinden: 1993 yılına kadar Bismil Alibey Köyünde ikamet eden davacının, bu tarihlerde meydanagelen terör olayları nedeniyle köyü terk etmek zorunda kaldığını belirterek,köyü terk nedeni ile uğradığını ileri sürdüğüzararların5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesi istemiyle davalı idareyebaşvurduğu, oluşturulan bilirkişi komisyonu tarafından 27.12.2005 tarihindemahallinde yapılan keşifte ''adı geçenin bu köyde ikamet ettiğinin, 1993yılında terör olayları nedeni ile güvenlik gerekçesi ile köyünü terk edip göçettiğinin, bunlar köyü terkedip gittikten sonrabakımsızlıktan dolayı zarar görmüş ev ve ahırın yerleri köy sahibi M.A.tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne satıldığının,KöyHizmetleri Genel Müdürlüğü bu yeri satın aldıktan sonra iş makineleritarafından alan düzeltilerek Beritan Aşiretineyeni evler yapıldığının'' belirlendiği, aynıtutanakta davacı adına 11-15 yaş arası 140m² ev ile 125m² ahırtespitiyapıldığı, bilahare zarar tespit komisyonu tarafından yapılan araştırmadaköyün, sahibi tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne satıldığınınbelirlenmesi nedeni ile davacının başvurusunun reddine karar verilmesi üzerinebakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu işlemde zarar tespit komisyonunun davacının başvurusunureddetmesinin sebebi olarak; "Alibey Köyününsahibi M.A.’nın köyü ve arazilerini 1993 yılında KöyHizmetleri Genel Müdürlüğüne satması sonucu davacının köyü terk ettiğininanlaşıldığı ve 5233 sayılı Kanunun 2/d maddesi gereği tazminatödenemeyeceği" gösterildiğine göre, uyuşmazlığın bu çerçevede incelenmesive değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dosyadaki belgeler ile konuyla ilgili olanDiyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 2006/1688 noluesasına kayıtlı dosyadaki belgelerden fotokopi çekilmek suretiyle dosyayaeklenen belgelerin incelenmesinden;
— M.A. ve müşterekleri tarafından KöyHizmetleri Diyarbakır İl Müdürlüğüne verilen taahhütnamede AlibeyKöyü'nde bulunan 4 pafta, 75,76,77,78,79,80,81,82,83,84,86,87,89,90,168,169,170 noluparsellerde kayıtlı arazilerin satılmasının taahhüt edildiği,
— Jandarma tarafından tutulan 11.02.2008tarihli tutanak ve eklerinde Alibey Köyünde terörolayı meydana gelmediğinin, ancak bu köyü etkileyecek şekilde yakın çevredeterör olayları yaşandığının, köy halkının 1993 yılı ve öncesinde meydana gelenterör olayları nedeniyle can güvenliği endişesinden dolayı 1993 yılında köyüterk ettiğinin belirtildiği,
— Davalı idare tarafından düzenlenen ve Alibey Köyü eski ve yeni muhtarlarının ifadelerinin yeraldığı 28.12.2005 tarihli ifade tutanaklarında, davacının da aralarındabulunduğu şahısları tanıdıklarını, bunların köyde ikamet ettiğini, 1993 yılındameydana gelen terör olayları nedeniyle köyü terk etmek zorunda kaldıklarını,köyü terk etmeden evvel kendilerine ait olan ve ne zaman yapıldığınıbilmedikleri evlerde oturduklarını beyan ettikleri görülmüştür.
Gerek ifade tutanakları gerekse keşif vebilirkişi incelemesine ait tutanak ile jandarma tutanaklarının birliktedeğerlendirilmesinden; davacının yakın çevrede meydana gelen terör olaylarınedeniyle köyü terk ettiği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla davacının terörolaylarından duyduğu endişe nedeni ile köyü terk ettiği sabit olup,uyuşmazlığın çözümü bakımından terör olayları nedeni ile köyü terk ettiği sabitolan davacının kendine ait 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini gereken birzarara uğrayan malvarlığının olup olmadığının tespiti gerekmekte olup, keşiftutanağında davacı adına ev ve ahır tespiti yapılmış, ifade tutanaklarında dadavacının köyü güvenlik endişesi ile terk etmeden kendine ait evde oturduğuifade edilmiştir. Ancak yine keşif tutanağında davacı köyü terk ettikten sonraev ve ahır yerinin köy sahibi tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünesatıldığı belirlemesi de yapılmıştır. Bu durumda keşif tutanağında davacı adınaolduğu tespit edilen ev ve ahırın kime ait olduğu ve davacının mal varlığızararının olup olmadığı net olarak ortaya konulmamış, bu hususu aydınlatacakilgili yerler (Köy hizmetleri Genel Müdürlüğü, Tapu Sicil müdürlüğü, ... v.b.)nezdindeyeterli bir araştırma yapılmamıştır.
5233 sayılı Kanun ile bu Kanuna istinadendüzenlenen ilgili yönetmeliğin mezkur hükümlerine göre, tazminat istemiyle idareyebaşvuran davacının tazminat başvurusunun haklı olup olmadığı, davacının iddiaettiği gibi bir zararının olup olmadığı, zararın sebebi, kaynağı, miktarı,davacının hangi tarihte köyünden göç ettiği, göçün sebebi, köyden uzak kaldığıdönemlerde köyde malvarlığı varsa bunlardan yararlanma imkanının bulunupbulunmadığı, yararlanma imkanı bulunmuyorsa ne kadar süre ile malvarlıklarındanyararlanamadığı, davacının uğradığı zarar var ise zararın hangi kalemlerdenoluştuğu, miktarı gibi hususların davalı idarece açık bir şekilde hukukengeçerli somut bilgi ve belgelerle tespit edilerek buna göre başvuru hakkındaişlem tesis edilmesi gerekmektedir.
Bu durumda; bölgede meydana gelen terörolaylarından duyduğu endişe nedeni ile köyünü terk ettiği sabit olan davacının,zarara uğrayan malvarlığı bulunup bulunmadığı konusunda kesin bir kanaateulaşılmasına yetecek veri elde edilmeden köyün, köy sahibi tarafından satılmasıgerekçe gösterilerek başvurunun reddedildiği anlaşıldığından tesis edilenişlemde hukuka uyarlık görülmemiştir...”
12.İptal kararı üzerine Komisyon tarafından yeniden kararalınmış; 5/10/2011 tarihli ve 2011/4-941 sayılı kararla yeniden araştırmayapılmış; Jandarma Komutanlığının yazı ekindeki ifade beyanlarına görebaşvurucunun Alibey köyünde ikamet etmediği, köydebaşvurucu adına herhangi bir taşınır taşınmaz olmadığı, Alibeyköylülerinin Beritan aşireti mensubu olarak göçebeoldukları, bu sebeple 14/6/1934 tarihli ve 2510 sayılı mülga İskan Kanunu'nagöre 1994 yılı başlarında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce kendilerine iskânedildiği ve yerleşmeleri için Alibey köyünün köyağası M.A.dan satın alınarak kendilerine verildiği,bu aşamada köyde daha önce yaşayan şahısların köy satılınca köyü terk etmekzorunda kaldıkları, daha sonraları devlet tarafından 150 konut yaptırılarak2000 yılında inşaatların bitmesi nedeniyle Alibeyköyüne yerleştikleri, 1994 yılından sonra köyde herhangi bir terör olayınınolmadığı, 1994 yılında Alibey köyünün tamamının Beritan aşiretinden oluştuğunun belirtildiği, köyden göçetmelerinin sebebinin köy sahibinin köyü satması olduğu, ayrıca Alibey köyünün OHAL kayıtlarına göre boşalan köylerdenolmadığı, köye geçici köy koruculuğu sisteminin getirilmediği, nüfusbilgilerinde Alibey köyünün nüfusunun 1990 yılında144 kişi olduğu, 1997 ve 2000 yıllarında ise köyün sahibi tarafından satılmasınedeniyle köyde kimsenin bulunmadığı; ancak, köyün tüzel kişiliğinin devamettiği, bütün bu bilgi ve belgelerden de anlaşılacağı üzere Alibeyköyünün terör nedeniyle boşalan bir köy olmadığı, köy sahibinin köyü satmasınedeniyle kendi istekleri ile köylülerin göç ettiği belirtildiğinden, budurumun da Kanun kapsamına girmediğinden talebin reddine karar verilmiştir.
13. İptal kararının idarece temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 20/9/2011 tarihli ve E.2011/10389,K.2011/1398 sayılı kararı ile bozma kararı verilmiştir. Kararın ilgili kısmışöyledir:
"...Dosyanın ve Dairemizin diğeresaslarına kayıtlı Alibey köyüne ait dosyalarınbirlikte incelenmesinden; davacının ikamet ettiği Diyarbakır ili, Bismililçesi, Alibey köyünün "terör eylemeleri"veya "terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" nedeniyleidarece veya köy halkı tarafından boşaltılmadığı, köyün köydeki arazilerinsahibi olan M.A. tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne satılması sonucudavacının köyden göç ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğu Alibey köyü halkının ekonomik ve sosyal sebeplerle köyüterk etmeleri nedeniyle uğradıkları zararın, 5233 sayılı Kanun hükümlerine göreidarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından, İdare Mahkemesitarafından, davanın reddi yolunda karar verilmesi gerekirken, işlemin iptaliyolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır."
14. Bozma kararı üzerine Diyarbakır1. İdare Mahkemesinin 5/1/2012 tarihli ve E.2011/2169, K.2012/27 sayılı kararıile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmışöyledir:
"Dava dosyasında ve mahkememizin aynıköye ilişkin diğer dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerden; Diyarbakırili, Bismil ilçesi, Alibey köyünün boşalan/boşaltılanköylerden olmadığı, köyün köydeki arazilerin sahibi olan M.A. tarafından KöyHizmetleri Genel Müdürlüğü'ne satılması sonucu davacının köyden göç ettiğianlaşılmaktadır.
Bu durumda, tamamen boşalmayan ve asgarigüvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna varılan Alibeyköyünde köy halkının bir kısmının subjektif güvenlikkaygısıyla ya da ekonomik ve sosyal sebeplerle göç etmelerinden dolayıuğradıkları zararın 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasınahukuki olanak bulunmadığından, davacının isteminin reddi yönünde tesis edilendava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir."
15. Başvurucu tarafından kararın temyiz edilmesi üzerineDanıştay Onbeşinci Dairesinin 11/12/2012 tarihli veE.2012/4312, K.2012/13679 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu,dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektireceknitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
16. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 26/11/2013 tarihli veE.2013/11334, K.2013/9107 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
17. Ret kararının 22/4/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedildiği ve 16/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
18. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı eki kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 15/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve akabindeaçtığı davanın reddedildiğini, köyün güvenlik kaygısı ile değil, M.A tarafındansatılması nedeniyle terk edildiği yönündeki Mahkeme gerekçesinin hatalıolduğunu, M.A.nın sadece kendisine ait arazilerisattığını, kendisine ait olan taşınmazların M.A. tarafından satıldığının ispatedilemediğini, köyün satılması gibi bir durumun söz konusu olamayacağını,jandarma tutanaklarının çelişkili olduğunu, tutanakta imzası olan köymuhtarının 2000 yılından sonra seçildiğini, köy halkının köy korucusu olmayı kabuletmediği için köyden göç etmeye zorlandığını, idarenin can ve mal güvenliğinisağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksunkaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniylezararının tazmin edilmediğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülenişlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (Sözleşme) 1., 2., 3., 4., 5., 6., 8., 9., 13., 14. maddelerindesayılan haklarınınihlal edildiğini iddia etmiş; maddive maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Sözleşme'nin 1., 2., 3., 4., 5., 6., 8., 9., 13., 14.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16).Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklaraltında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
22. Başvurucu, Komisyon tarafından verilen kararın akabindeaçtığı davadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması nedeni ile malvarlığına ulaşamadığını, tarım, hayvancılık ve diğer köy geçim kaynaklarındanmahrum kaldığını, anılan zararlara köy boşaltma eylemleri ile sebebiyetverilmiş olmasına rağmen zararlarının tazmin edilmediğini belirterek mülkiyethakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş; yargılama sürecinde yapılanincelemeler ve lehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı tespitedilen bu iddiaların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygungörülmüştür.
23. Başvurucu; yargılamanın adil olmadığı iddiası kapsamındaayrıca Komisyonun ve Mahkemenin kararının hatalı olduğunu, köyün M.A.tarafından satılması nedeniyle terk edildiği yönündeki gerekçesinin gerçeğiyansıtmadığını, çevre köylerde terör olaylarının meydana geldiğini, yaşananolaylar neticesinde güvenlik nedeniyle göç etmeye mecbur kaldığını, oluşanzararları için yeterli bir giderim imkânının sağlanmadığını iddia etmiştir.
24. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
25. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesidir. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindekibaşvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönündenincelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,§ 26).
26. Başvurucu maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde davanın reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemelerincedelillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunubelirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemelerincedelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
27. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, başvurucununikamet ettiği Diyarbakır ili Bismil ilçesi Alibeyköyünün "terör eylemleri" veya "terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler" nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından boşaltılmadığı,köydeki arazilerin sahibi olan M.A.tarafından Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne köyün satılması sonucu başvurucununköyden göç ettiğinin anlaşıldığı, bu durumda aralarında başvurucunun dabulunduğu Alibey köyü halkının ekonomik ve sosyalsebeplerle köyü terk etmesi nedeniyle uğradığı zararın, 5233 sayılı Kanunhükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı belirtilerekdavanın reddine hükmedilmiştir.Başvurucununiddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle yerel Mahkemekararı onanmış; karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir.
28. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde köyün terör nedeniyleboşaltılmış olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, Mahkeme kararıgerekçesi de (bkz. §§ 8, 23)dikkate alındığında Derece Mahkemelerininkararlarında bariz takdir hatası ve açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
30. Başvurucu, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmektedir.
31. Başvurucu tarafından, mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılamasürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde,başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına veyargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu dasaptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, Derece Mahkemelerince adilyargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmişolduğundan, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıcadeğerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
32. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurucunun makulsürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
33. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda, idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
35. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihi (26/7/2005) ile karar düzeltme isteminin reddine dair karartarihi (26/11/2013) arasında geçen ve toplam 8 yıl 4 aylık yargılama süresindebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı vesöz konusu yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
37.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
38. Başvurucu,makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
39. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 4.800 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
40. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 4.800 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE15/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.