TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEM MERMUT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7861)
Karar Tarihi: 16/4/2015
R.G. Tarih- Sayı: 11/7/2015-29413
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Cem MERMUT
Vekili
:
Av. Eren EVREN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, aile mahkemesi tarafından aleyhine hükmedilenkoruma kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde karşı tarafa söylediğisözlerden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması nedeniyle, Anayasanın 36.maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür. Başvurucu yeniden yargılanma kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, başvurucu vekili tarafından 21/10/2013 tarihindeİzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 29/11/2013 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde yapılan toplantıdakabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 13/1/2014 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, daha önce benzer başvurulardasunulan görüşler nedeniyle mevcut başvuruda görüş sunulmasına gerekgörülmediğini bildirmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu ile eşi arasında Karşıyaka 3. Aile Mahkemesindeboşanma davası bulunmaktadır. Mahkeme 22/5/2013 tarihli kararı ile taraflarınboşanmalarına ve ortak iki çocuğun velayetlerinin başvurucunun eşineverilmesine karar vermiştir.
8. Tarafların boşanma davalarının devam ettiği sıradaKarşıyaka 3. Aile Mahkemesi, 25/11/2011 tarihli kararında, eşine karşı hakaret,tehdit ve darp eylemlerini gerçekleştirme olasılığı nedeniyle 14/1/1998 tarihve 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun’un 1. maddesi hükmü uyarıncabaşvurucunun altı ay boyunca evden uzaklaştırılmasına, aile bireylerininbirlikte ya da ayrı oturdukları ev ya da işyerlerine yaklaşmamasına kararvermiştir.
9. Başvurucu, aleyhine verilen tedbir kararına karşı19/12/2011 tarihinde Karşıyaka 3. Aile Mahkemesine itiraz dilekçesi vermiştir.Başvurucu, dilekçesinde, tedbir kararının gerekçesi olarak gösterilen olaylarındoğru olmadığını, kendisinin, eşinin akrabalarının şiddetine maruz kaldığını, hükmolunantedbir kararı sonucunda çocuklarını görme imkânının ortadan kalktığınıbelirtmiş ve ayrıca dilekçesinde “çocuklarımalkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır”şeklinde beyanda bulunmuştur.
10. Başvurunun eşinin şikayetiüzerine, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 19/12/2012 tarihliiddianamesiyle, başvurucunun Karşıyaka 3. Aile Mahkemesine verdiği itirazdilekçesinde kullandığı sözlerden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması içinKarşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
11. Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesi 18/9/2013 tarihli kararıile başvurucunun itiraz dilekçesindeki beyanlarından dolayı adli para cezasıile cezalandırılmasına karar vermiştir. Ceza mahkemesi kararında şu gerekçeyedayanmıştır:
“Katılan (…) ile sanık Cem Mermut'unevli oldukları, ancak aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle boşanma davası bulunduğu,Karşıyaka 3. Aile Mahkemesinin 2011/115 D.İşsayılı dosyasında 4320 sayılı Kanun gereğince tedbir kararı verildiği, sanığın19/12/2011 havale tarihli dilekçe ile tedbir kararına itiraz ettiği, itirazdilekçesinde ".... çocuklarım alkolik ve ruh hastası bir annenin yanındatehlike altındadır" şeklinde beyanda bulunulduğu, sanığın alınansavunmasında, şikayete konu ifadeyi kullandığını, bunu mahkemeye verdiğidilekçeye yazdığını, toplum içinde katılanı rencide edecek veya hakaret amaçlıolarak kullanmadığını beyan ettiği, bu durum karşısında söz konusu sözlerinsöylenip söylenmediği hususunda herhangi bir tartışmanın bulunmadığı,tartışmanın kullanılan bu sözlerin hakaret teşkil edip etmeyeceği noktasındadüğümlendiği, dosyaya delil olarak sunulan, Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi'nin2011/1035 esas ve 2013/375 karar sayılı ilamının incelenmesinde katılanın alkolalışkanlığının bulunduğu ve katılanın düzenli olarak alkol aldığı tespitedilmiş ise de bu tespitin katılanın alkolik olduğu sonucunu doğurmayacağı,sanığın mahkemeye yazmış olduğu dilekçesinde katılandan "alkolik ve ruhhastası bir kişi olduğunu" beyan ederek katılanın onur şeref vesaygınlığını rencide edecek somut bir fiil veya olgu isnat ettiği bu sözlerlekatılanı küçümsediği ve aşağıladığı dolayısıyla tahkir kastının bulunduğu sözkonusu sözlerin kullanılmasının TCK'nun 128.maddesinde ifadesini bulan iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamındadeğerlendirilemeyeceği, zira söz konusu sözlerin gerçek ve somut vakalaradayandırılmadığı diğer taraftan hakaret teşkil edilen dilekçenin ilgili yargımerciine verilmesi ile birlikte aleniyet kazandığı bu açıdan somut olayyönünden aleniyet şartlarının da oluştuğu anlaşıldığından sanığın alenen hakaretsuçundan aşağıdaki gibi cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.”
12. Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesi kararını kesin olarakvermiştir. Başvurucu karardan, 18/9/2013 tarihinde kararın tefhimi ile haberdarolmuştur.
13. Başvurucu Anayasa Mahkemesine 21/10/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencideedebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmeksuretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan ikiyıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabındahakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederekişlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veyagörüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezayahükmolunur.”
15. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 128. maddesi şöyledir:
“(1) Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılanyazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgiliolarak somut isnadlarda ya da olumsuzdeğerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnatve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıklabağlantılı olması gerekir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 16/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 21/10/2013 tarih ve 2013/7861 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu, kendisinin aleyhine olarak ortak evdenuzaklaştırma ve aile bireylerine yaklaşmaması yönünde aile mahkemesi tarafındanalınan koruma kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde, savunma hakkıkapsamında karşı tarafa söylediği sözlerden dolayı hakaret suçundancezalandırılması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde koruma altına alınan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu yenidenyargılanma kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
18. Başvurucu, itiraz dilekçesinde sarf ettiği sözlerinsavunma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Öteyandan başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin, müştekinin alkolik olup olmadığınıaraştırmamasından şikâyetçi olmuştur. Buna karşın İlk Derece Mahkemesi,mağdurun alkol kullanma alışkanlığı olduğunu kabul etmiş, kararında bu hususuda göz önünde bulundurmuştur. Bu sebeplerle başvurucunun, şikâyet ettiğikoşullar ve şikâyetleri dile getirme biçimi dikkate alındığında, buşikâyetlerin Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
19. Başvurucunun şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundeğildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı içinbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Başvurucunun ve Bakanlığın görüşleri
20. Başvurucu, eşinin alkol bağımlılığı ve ruhsal problemleriolması ve savurgan yaşam tarzı nedeniyle boşanma davası açtığını, davalınınkendisine sadakat yükümlülüğüne uymadığının ve alkol aldığının mahkemece kabuledildiğini belirtmiştir. Başvurucu, boşanma davaları devam ederken ailemahkemesince aleyhine altı ay boyunca evden uzaklaştırma ve aile bireylerininbirlikte ya da ayrı oturdukları ev ya da işyerlerine yaklaşmaması kararıverdiğini, bu karara yaptığı itiraz dilekçesinde kararın dayandığı olaylarındoğru olmadığını belirttikten sonra eşinin alkol bağımlılığını anlatmak için “alkolik” kelimesini kullandığını ilerisürmüştür. Başvurucu, tıp doktoru olduğunu, alkolik kelimesinin hukuken hakaretteşkil edeceğini bilmesinin mümkün olmadığını, söz konusu beyanlarının savunmahakkı kapsamında kaldığını, hakaret kastı bulunmadığını savunmuştur.
21. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık, söz konusuşikâyetin bir kanun yolu şikâyeti olması gerekçesiyle görüş bildirmeyeceğinibelirtmiştir.
b. Değerlendirme
22. Başvuruya konu davada başvurucunun, kullandığı sözlerinhakaret içerdiği kabul edilerek, 1.740,00 TL tazminat ödemeye mahkûmedilmiştir. O halde söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifadeözgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.
23. Öte yandan söz konusu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesiaçısından “yasayla öngörülmüş”olduğu ve Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde “başkalarının şöhret veya haklarının korunması”şeklinde “meşru bir amaç güttüğüne”yönelik bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu nedenle geriye söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olupolmadığını belirlemek kalmaktadır.
i. İlgili ilkeler
24. Başvurucunun bir mahkeme kararına yaptığı itirazda sarfettiği sözlerden dolayı ceza mahkemesince para cezasına mahkûm edilmesineilişkin kararda, demokratik bir toplumda, başvurucunun ifade özgürlüğü ilebaşkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında makul bir dengeningözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.
25. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi uyarıncaifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaatesahip olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”,buna bağlı olarak “haber veya görüş alma veverme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifadeözgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerineulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunlarıtek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifadeedebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi veyayabilmesi anlamına gelir (Emin Aydın, B.No: 2013/2602, 23/1/2014, § 40).
26. Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bubağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşünceninbarışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgünkişiliğini, düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği birortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarınıtanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizibelirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir (EminAydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 41).
27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ifade özgürlüğünün“toplumun ilerlemesi ve her insanıngelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun asıltemellerinden birini” oluşturduğuna sıklıkla dikkat çekmektedir. AİHM’e göre “İfadeözgürlüğü, 10. maddenin 2. fıkrasına bağlı olarak, yalnızca lehte olduğu kabuledilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi veya düşünceleriçin değil, aynı zamanda devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şokedici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar,çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızındemokratik toplum olmaz.” (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,7/12/1976, § 49).
28. İfade özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamındaAnayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça düşünceninaçıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı;pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunmasıiçin gereken tedbirleri almalıdır (benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B.No:23144/93,16/3/2000, §43).
29. İfade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda devletinve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmelidir. Ancak butakdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleriçerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir değerlendirme yerine,ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman, sınırlama sebeplerininniteliği gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan ayrıntılı bir değerlendirmeyapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır (EminAydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 48).
30. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratiktoplumu, “Demokrasiler, temel hak veözgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getirensınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bunedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamakkoşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde veancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142, K.2008/148,K.T. 24/9/2008) biçiminde tarif etmiştir. Diğer bir deyişle yapılan sınırlamahak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırıderecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesineaykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratiktoplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T.28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008).
31. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunlukkriterleri, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya daistisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya daalınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir.Nitekim AİHM de demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Bunagöre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya dagidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHMkararları için bkz. AxelSpringer AG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012; Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve60641/08, 7/2/2012).
32. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun anatemellerinden olan ifade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veyazararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, ayrıca Devletinveya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onlarırahatsız eden ifadeler için de uygulanır. Çünkü bunlar, çoğulculuğun,hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
33. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamadadevreye girecek olan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifadeedilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkatealınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplumdüzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmişolmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim AnayasaMahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ileölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “[T]emel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,]demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülenkamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleyeolanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesigerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercihedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
34. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temelhak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanındagetirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahaleninelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
35. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacakdeğerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemesininkararında dayandığı gerekçenin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunuinandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır.
36. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesine göre ifadeözgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden birisi de başkalarının şöhret veyahaklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarınınkorunmasıdır.
37. Bireyin şeref ve itibarı ise Anayasa’nın 17. maddesindeyer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olanşeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerinsaldırılarını önlemekle yükümlüdür (AbdullahDoğtaş, B.No:2013/1123, 2/10/2013, § 35). Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi,birçok ihtimalin yanında, adli makamlara verilen dilekçeler veya mahkemelerönünde sarf edilen sözlerle de olabilir. Bir kişi adli makamlara verilendilekçelerde ve bir yargılama çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişininşeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
38. Bireylerin maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerinmüdahalelerine karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitifyükümlülüğü, mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz.Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesiyoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılanmüdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür.Hakaret ceza hukuku anlamında suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olaraknitelendirilmekte ve tazminat davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıylabireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla,hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (Abdullah Doğtaş, B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 35).
39. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunmasıile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunmasıhakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifadeözgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir (Nilgün Halloran,bkz. B.No: 2012/1184,16/7/2014, § 43; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. VonHannover/Almanya (no.2) [BD], B.No:40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99).
40. Somut başvuruda özellikle “yazının hedef aldığı kişinin kimliği ve yazının amacı”nın özel önemibulunmaktadır. Zira başkalarının şöhret ve haklarının korunması kapsamındaifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sadevatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileribirbirlerinden ayırarak değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle ifadeözgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhret değerlerinin çatışması hâlinde, eğerşöhreti söz konusu olan kişi sade vatandaş ise koruma üst düzeyde şöhrettenyana tutulmalı, siyasetçinin şöhreti söz konusu ise ilke olarak tercih ifadeözgürlüğünden yana kullanılmalıdır (B.No:2012/1184, 16/7/2014, § 45)
41. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumdagerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulupdokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve düşünceyi açıklamaözgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkının çatışmasıhâlinde adil bir dengenin kurulup kurulmadığını her olayın kendine hasözelliklerine göre takdir edecektir.
42. Dolayısıyla, başvurucunun, aile mahkemesince aleyhinealınmış koruma kararına itiraz dilekçesinde eşine karşı yönelttiği sözlerdendolayı hakaret suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasının ölçülüolduğunun kabulü halinde, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekçelerinininandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir.
ii. Yukarıda Belirtilen İlkelerinDavaya Uygulanması
43. Başvurucu, “çocuklarımalkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır”şeklindeki ifadeleri tedbir kararı sonucunda çocuklarını görme imkânınınortadan kalkması ve eşinin alkol kullanan ve şiddet uygulayan bir kişi olmasınedeniyle kullandığını ve hakaret kastı bulunmadığını savunmuştur.
44. Başvurucunun yargılandığı Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesi,mağdurun alkol alışkanlığının bulunduğunu ve düzenli olarak alkol aldığınıntespit edildiğini, fakat bu tespitin mağdurun alkolik olduğu sonucunudoğurmayacağını, başvurucunun dilekçesinde, müştekinin “alkolik ve ruh hastası bir kişi olduğunu”beyan ederek onun onur şeref ve saygınlığını rencide edecek somut bir olguisnat ettiğini, bu sözlerle onu küçümsediğini ve aşağıladığını dolayısıylatahkir kastının bulunduğunu kabul etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, başvurucununsöz konusu sözleri kullanmasının 5237 sayılı Kanun’un 128. maddesinde yer alaniddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyeceğini, söz konususözlerin gerçek ve somut vakalara dayandırılmadığını, hakaret oluşturandilekçenin ilgili yargı merciine verilmesi ile aleniyet kazandığını belirterekbaşvurucunun alenen hakaret suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. §11).
45. Somut bireysel başvurunun incelenmesinde, yalnızca ve tekbaşına derece mahkemelerince verilen kararların ele alınması ile yetinilemez.İlk olarak başvurucu tarafından söylenensözlerin yalnızca mahkemeye verilen itiraz dilekçesinde dile getirildiği gözönünde bulundurulmalıdır. İkinci olarak ise yargılamaya konu “çocuklarımalkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır”şeklindeki ifadenin içinde geçtiği yazınınbütünü ile birlikte ve söylendiği bağlamdankopartılmaksızın, olayın bütünselliği içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
46. Başvurucuya göre mağdur alkol kullanmaktadır ve alkolikkelimesini bunu ifade etmek için kullanmıştır. Öte yandan başvurucu, “ruh hastası” ifadesini neden kullandığınıizah etmemiştir. Başvurucu, söz konusu ifadeyi bir bütün olarak çocuklarındanayrı kalmaya ve çocuklarının alkol problemi olan annelerinin yanında kalmasınabir itiraz olarak dile getirdiğini ileri sürmüştür.
47. Bu ifadeler, davacının eleştirilerine karşıdeğerlendirmeler içeren değer yargıları olarak nitelendirilmelidir. Bir değeryargısının doğruluğu kanıtlanabilir değildir ve değer yargılarının kişiningörüş ve yorumlarından meydana gelmesi nedeniyle ispat edilmeleri mümkünolmadığı gibi ispatının istenmesi de ifade özgürlüğünün ihlali anlamınagelecektir.
48. Durum böyle iken, mevcut davanın koşullarında, başvuranınifade ettiği değer yargısının bir hakaret oluşturmadığı iddiası, başvuranınsavunmaları ve dosyaya delil olarak sunulan Karşıyaka 3. Aile Mahkemesininkararı ile en azından kısmen desteklenebilir durumdadır. Öte yandan, biraçıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahaleninorantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenipdesteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarladesteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (benzer değerlendirmeler içinbkz. Sorguç/Türkiye, B. No: 17089/03, 23/6/2009, § 29, 32).
49. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alankişinin manevi varlığının korunması hakkından faydalanılabilmesi için, kişininitibarına yönelik saldırının belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması ve kişininmanevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından şahsen yararlanmasınazarar verici nitelikte olmalıdır (Nilgün Halloran, B.No:2012/1184, 16/7/2014, § 59; benzer bir değerlendirme için bkz. A./Norveç, B. No: 28070/06, 9/4/2009, § 64). Somut olayda, başvurucu ileeşi mağdur arasındaki boşanma davasında Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi taraflarınboşanmalarına karar vermiştir. Söz konusu kararda mağdurun düzenli alkolkullandığı ve başvurucuya karşı sadakat yükümlülüğünü sarsıcı nitelikteilişkileri bulunduğu kabul edilmiştir. Somut davada çıkarlar arasında adil birdenge kurulması sırasında bu hususun da göz önünde bulundurulması gerekir.
50. Söz konusu tartışmanın taraflarının kimlikleri de gözönünde bulundurulmalıdır. Mevcut başvurudaki gibi şöhreti söz konusu olan kişisade vatandaş ise koruma üst düzeyden yapılmalı ve bu durum, dengelemede gözönünde bulundurulmalıdır (Nilgün Halloran, B.No:2012/1184, 16/7/2014, § 61).
51. Başvurucu, “alkolik”ve “ruh hastası” ifadelerini hemkoruma tedbirine ilişkin kararın ne kadar ölçüsüz olduğuna dikkat çekmek ve hemde kendisinin eleştirisini de özetleyebilecek sözler olması sebebiylekullandığını iddia etmektedir. Buna karşın her durumda mağdurun, başvurucununkullandığı sözlere onun verdiği anlamı yüklemesi beklenemez.
52. Ayrıca başvurucunun eleştirel açıklamalarını yalnızcamahkemeye sunduğu dilekçede ifade etmiş olması da bu açıklamalarda yer alan “tahkiri” ortadan kaldırmamaktadır. Her nekadar 5237 sayılı Kanun’un 128. maddesinde “Yargımercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddiave savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlardaya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez”hükmü yer almakta ise de bunun için ifadelerin somut uyuşmazlıkla bağlantılıolması gerekir. Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan, iddia ve savunmahakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilmeyen isnadlargerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığından söz edilemez. Tahkiriçeren sözlerin somut uyuşmazlıkla bağlantılı olup olmadığınındeğerlendirilmesi sorunu hâkimin takdirine bağlı bir husustur. Ancak herdurumda söylenen sözlerin somut uyuşmazlığın sonucunu belirlemede davanınkonusuyla mantıksal açıdan bağlantılı olması, iddia ve savunmaya yararsağlaması gerekir. Bu kabulün sonucu olarak tahkir ifadelerine başvurmadan daiddia, savunma veya itirazlarda bulunulup bulunulamayacağı göz önündebulundurulmalıdır.
53. Başvurucunun dava konusu sözlerinde geçen “alkolik” ve “ruh hastası” kelimeleri günümüzde tahkir ifade edenkelimeler olarak kabul edilmektedir. Başvurucunun, sürekli alkol kullanmasınedeniyle, çocuklarının, mağdurun yanında kalması ve onları koruyamayacağıanlamına gelen koruma tedbiri kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde onun “alkolik” ve “ruh hastası” olduğunu söylediği biçimindeki açıklamaları,mağdurun söz konusu dilekçeyi okuduğu zaman hissettiği olumsuz duygularıortadan kaldırmamaktadır. Söz konusu dilekçeyi yalnızca davanın taraflarının vederece mahkemelerinin hâkimlerinin göreceği ve dolayısıyla mağdurun şöhretiüzerinde çok az etkisi olacağı kabul edilse bile mağdurda yaratacağı olumsuzduygular inkâr edilemez.
54. Söz konusu ifadeler, başvurucunun mağdura karşı şiddetkullandığından bahisle mahkeme kararı ile evden uzaklaştırma tedbirine karşıverdiği itiraz dilekçesinde yer almaktadır. Karşıyaka 3. Aile Mahkemesinin25/11/2011 tarihli tedbir kararına göre başvurucu o tarihte boşanma davasıdevam eden eşine ve eşinin annesine hakaret ve tehdit içeren sözler sarf etmiş,eşine karşı şiddet uygulamıştır. Mahkemeye göre başvurucunun boşanma davasınındevam ettiği süreçte benzer tutum ve davranışları sürdürme olasılığıbulunmaktadır. Başvuruya konu sözlerin, bahsi geçen mahkeme kararına karşıverilen itiraz dilekçesinde de yer alması nedeniyle, başvurucunun, mağdurayönelik tedbir kararında bahsedilen hakaretlerinin devam ettiği kabuledilebilir.
55. Son olarak, yukarıdaki değerlendirmelerle birlikte,başvurucunun, mağdurun alkol kullandığına ilişkin beyanları ile çocuklarınmağdurun yanında kalmasının doğru olmadığı yönündeki itirazlarını, onu “alkolik” ve “ruh hastası” olarak nitelendirmeden ileri sürmesinin demümkün olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
56. İlk Derece Mahkemesinin ilerisürdüğü gerekçeler, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale içinyeterli ve ilişkili bir gerekçelendirme sayılmalıdır. Bu nedenle İlk DereceMahkemesince verilen kararda, ilgili çıkarlar arasında adil bir dengekurulmadığı söylenemez.
57. Sonuç olarak, yukarıdaki hususlardikkate alındığında, davacının boşanma davası devam eden eşine karşı kullandığısözlerden dolayı başvurucu aleyhine açılan ceza davasında 1.740,00-TL adli paracezası ile cezalandırılmasına karar verilmesinden ibaret müdahalenin amaçlananhedefler açısından orantılı olduğu ve bu bağlamda demokratik bir toplumdagerekli ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Busebeplerle, başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifadeözgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun, ifade özgürlüğü yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun, ifade özgürlüğüne yönelik iddiasıylailgili olarak Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
16/4/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.