TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
CEM SARISÜLÜK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/16451)
Karar Tarihi: 15/12/2021
R.G. Tarih ve Sayı: 4/3/2022-31768
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
İrfan FİDAN
Raportör
:
Tuğçe TAKCI
Başvurucular
:
1. Cem SARISÜLÜK
2. Fikrinaz TÜMEN
3. İkrar SARISÜLÜK
4. Mustafa SARISÜLÜK
5. Sayfı SARISÜLÜK
Başvurucular Vekili
:
Av. Kazım BAYRAKTAR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, güvenlik güçlerince güç kullanımı sonucumeydana gelen ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. 2015/16451 numaralı başvuru 13/10/2015 tarihinde,2019/15572 numaralı başvuru ise 13/5/2019 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin birer örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlığın görüşlerine karşı süresindebeyanda bulunmuştur.
8. 2015/16451 numaralı başvuru ile 2019/15572 numaralıbaşvuru arasında konu bakımından hukuki irtibat bulunması nedeniyle başvurular 2015/16451numaralı başvuru üzerinde birleştirilmiş ve incelemenin bu dosya üzerindenyapılmasına karar verilmiştir.
9. İkinci Bölüm tarafından 11/3/2021 tarihinde yapılantoplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasıgerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan yargılamadosyalarındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
11. Başvurucuların yakını olan 1986 doğumlu E.S. 1/6/2013tarihinde kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösterininAnkara’da gerçekleştirilen kısmına katılmıştır.
12. E.S. gösteriye müdahalede bulunan kollukgörevlilerinden birinin silahından çıkan merminin başına isabet etmesiyle1/6/2013 tarihinde yaralanmış, kaldırıldığı Ankara Numune Eğitim ve AraştırmaHastanesinde 14/6/2013 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
A. Olaylaİlgili Soruşturma Süreci
13. Olayla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı(Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından derhâl soruşturma başlatılmıştır.Başvurucu Mustafa Sarısülük 4/6/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindemüşteki olarak beyanda bulunmuştur.
14. Olay tarihinde gösterilere müdahale için görevliolan, aralarında şüpheli A.Ş.nin de bulunduğu güvenlik güçleri tarafındandüzenlenen 2/6/2013 tarihli Olay Tutanağı'nda özetle Gezi Parkı eylemlerinedestek vermek amacıyla 1/6/2013 tarihinde saat 11.00 civarındaAnkara/Kızılay'da gerçekleştirilen gösteriler sırasında güvenlik güçlerinindağılmaları yönünde uyarıda bulunmasına rağmen göstericilerin güvenlikgüçlerine ve araçlarına taş, şişe, sopa, bilye gibi sert cisimlerle saldırdığı,çevrede bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşlara ait binalara,araçlara, otobüs ve otobüs duraklarına, yaya kaldırımlarına, reklam panolarınazarar verdiği, sloganlar attığı, bazı göstericilerin gözaltına alındığı, saat17.00 sıralarında gösterici sayısının 5.000'e ulaştığı, bu sırada polishelikopterinden 4.000 kişilik bir gösterici grubunun daha yaklaşmakta olduğununtespit edilmesi üzerine Güvenpark'ta görevli güvenlik güçlerine geri çekilmetalimatı verildiği belirtilmiştir. Tutanağın bu aşamadan sonrasına ilişkinkısmı şöyledir:
"...
Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personeliningeri çekildiğini gören GMK Bulvarı-Milli Müdafaa Caddesi kesişimi ve KızılayMeydana kadar ilerlemiş olan ve sayıları giderek artan marjinal gruplar anidenbu kuvvete doğru koşarak ve 'teslim olacaksınız, hepinizi öldürecegiz' 'teslimolacaksınız, sizi teslim alacağız', '[T.nin] köpekleri' şeklinde bağırarak fiilen saldırı amacıylakullanılmaya elverişli taş, şişe, sopa ve sapanla demir bilye atmak suretiylesaldırılarını artırarak devam etmişlerdir. Bu esnada çok sayıda Çevik KuvvetŞube Müdürlüğü personeli yaralanmıştır.
Güvenpark Havuz başı ve Milli MüdafaaCaddesi-GMK Bulvarı girişinde Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelininüzerlerine doğru koşarak saldıran eylemci grupların Çevik Kuvvet personelinietkisiz hale getirmek amacıyla saldırılarını artırması üzerine başka uygungeçiş güzergahının da bulunmaması nedeniyle kuvvetin geri çekilme güzergahı YKMmetro çıkışının sol tarafındaki reklam panosunun altı ile telefon kulübelerininarkasında bulunan ağaçlık kesimden gerçekleşmek zorunda kalmıştır. Buradabulunan beton oturakların geçişi engellemesi ve sadece bir kişinin geçmesinemüsait olması sebebiyle geri çekilme hızlı bir şekilde gerçekleşememiş, tek tekçıkılmak zorunda kalınmıştır. Bu sırada Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüpersonelinin bazıları yere düşmüşlerdir. Saldırgan gruplar beton oturaklarınönüne kadar gelerek, kalkancı olarak görev yapmaları nedeniyle kuvvetin ensonunda kalan az sayıdaki Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personeline tekme atmakve çok sayıda taş atmak suretiyle yaralamaya ve rehin almaya çalışarak dahasert ve yakın mesafeden saldırılarına devam etmiştir. Ayrıca bu esnada güvenlikkuvvetlerine hitaben '[o...]çocukları, şerefsizler' şeklinde küfürlerle hakaret etmişlerdir. Yine grubuniçerisinde bulunan bazı eylemci şahıslar tarafından, yapılan saldırılaresnasında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelince savunma amaçlı kullanılan kalkanve coplar zorla gasp edilerek kendilerine siper etmek için kullanılmıştır. Busaldırılar nedeniyle kalkanların bir kısmı da kırılarak kullanılamaz halegetirilmiştir.
Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personeliningeri çekilmesi esnasında en önde elinde kalkan bulunan polis memuru [E.U.] sırt çantalı, yüzleri bezlerlekapalı, ellerinde ... flamalar ve sopalar bulunan göstericilerin arasındakalarak zati demirbaş silahı ayrı bir yerde olacak şekilde yere düşmüştür.Yapılan bu saldırı üzerine tekrar gazlı müdahale yapılarak, adı geçen emniyetmensubunun yerde bulunan zati demirbaş silahı göstericilerin arasındankurtarılmıştır.
Geri çekilen Çevik Kuvvet personeliarasında bulunan ve kalkancı olarak görev yapan polis memuru [A.Ş.] [başvuruya konu polis] telefonkulübelerinin yanından Milli Müdafaa Caddesi'ne geçtiği esnada eylemci şahıslartarafından yapılan saldırılar sonucu yere düşürülerek elindeki kalkanı zorlagasp edilmiş ve yapılan saldırılarla kendisi linç edilmeye çalışılmıştır. Polismemuru [A.Ş.] kendisini yakın mesafeden atılan taş, tekme vb. tehlike vesaldırılardan korumak için kullandığı kalkanının eylemci şahıslar tarafındangasp edilmesi ve kalkancı olarak görev yaptığından üzerinde robocop tabiredilen teçhizatın bulunmaması nedeniyle kendi can güvenliğini sağlayamayacakduruma düşmüştür. Bu olay esnasında Polis Memuru [A.Ş.]; aralarında [M.A.,E.S. ve İ.Ş.A.nın] da bulunduğu, kendisini hedef alarak yakın mesafeden çoksayıda taş ve tekme atmak suretiyle saldırarak gitgide daha da yaklaşan, kimliklerinigizlemek amacıyla yüzlerini kapatmış yaklaşık (50) kişilik marjinal bir grubunkarşısında tek başına kalması ve kaskı dışında can güvenliğini sağlayabilecekherhangi bir teçhizatının da bulunmaması nedeniyle başka türlü def edemeyeceği,hayatını tehlikeye sokan ve artarak devam eden düşmanca saldırı ile muhtemellinç girişiminden kurtulabilmek amacıyla havaya zati demirbaş tabancası ile 3el uyarı ateşi yapmak zorunda kalmış, bu sayede eylemci şahısların elindenkurtulmayı başarmış ve görevli diğer arkadaşlarının yanına gidebilmiştir. Polismemuru [A.Ş.nin] uyarı ateşi yaptığı esnada eylemci grup tarafındanyakın mesafeden atılan çok sayıda taş kendisine isabet etmiştir. Bu esnadasaldırgan grubun arasında bulunan [E.S.nin] yere düştüğü ve devamındaambulansla hastaneye gönderildiği gözlemlenmiştir.
Ayrıca geri çekilme esnasında göstericigrup arasında kısa bir süre kalan ve geri çekilen diğer arkadaşlarınayetişemeyen Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları [E.Y., H.Ö., O.A. ve G.T.] YKMalışveriş merkezi yanında bulunan Milli Eğitim Bakanlığı ek binası içerisinesaklanarak eylemci şahısların elinden kurtulmuşlardır.
Meydana gelen olaylar esnasında; polismemurları [A.Ş., Ö.Y.,E.E., S.C.K., S.E.K., A.E.E., F.K., E.U. ve B.Ç.] çeşitli yerlerindenyaralanarak tedavilerinin yapılabilmesi için hastaneye gönderilmiştir.
..."
15. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara İl JandarmaKomutanlığı (İl Jandarma Komutanlığı) Olay Yeri İnceleme (OYİ) Timigörevlileriyle 7/6/2013 tarihinde, başvurucu Mustafa Sarısülük ve vekillerihuzurunda -Ankara İl Emniyet Müdürlüğünden (İl Emniyet Müdürlüğü) OYİ ve KimlikTespit Şube Müdürlüğüne bağlı bir ekip de hazır olduğu hâlde- olay yeriincelemesi gerçekleştirilmiştir. İncelemeye dair tutanakta CumhuriyetBaşsavcılığı; Ankara Adalet Komisyonu (Adalet Komisyonu) bilirkişi listesindenolay yeri inceleme konusunda uzman iki bilirkişi tespit edildiğini, buşahıslardan birine telefonla ulaşılamaması, diğerinin polis olması nedeniylegörevlendirilme yapılamadığını, TÜBİTAK'tan (Türkiye Bilimsel ve TeknolojikAraştırma Kurumu) bilirkişi talep edilmesi üzerine olay yeri incelemesi yapacaknitelikte personelin bulunmadığının bildirilmesi üzerine işin aciliyeti dikkatealınarak İl Jandarma Komutanlığı OYİ Timinden iki görevlinin bilirkişi tayinedilerek olay yeri incelemesinde görevlendirildiğini açıklamıştır.
16. Olay yeri incelemesi sırasında başvurucularındinlenmesini talep ettikleri tanıklar İ.K., B.Ç., M.C.T. dinlenmiş ve tanıklarpolisin havaya birkaç el ateş ettiğini, sonrasında silahın namlusu aşağıdüşmüşken tekrar ateş etmesi sonucu E.S.nin vurulduğunu ifade etmiştir.Bilirkişilerce düzenlenen 13/6/2013 tarihli raporda; olay yerinde mermi sekmeiziyle ateşli silaha ait kovan bulunmadığı, E.S.nin düştüğü yer ile şüphelipolisin durduğu ilk yer arasında 4,8 metre mesafe olduğu tespitlerine yerverilmiştir.
17. E.S.nin 14/6/2013 tarihinde tedavi altında bulunduğuhastanede ölmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı gün ölümuayenesi yapılmış, bu işlemde başvurucu Mustafa Sarısülük tanık olarakdinlenmiştir. Ölü muayenesi sonunda otopsi yapılmasına karar verilmiştir.
18. Başvurucular 11/6/2013 tarihli dilekçeyle, E.S.ninbeyin ölümünün gerçekleşmesinden sonra yapılacak otopsi işleminin kamerayaalınmasını ve başvurucu Mustafa Sarısülük'ün otopsi işleminde hazır bulunmasınıtalep etmiştir. Ayrıca başvurucular 13/6/2013 tarihli dilekçeyle E.S.nin beyinölümünün gerçekleştiğini bildirerek kesin ölümünü müteakip gerçekleştirilecekolan otopsisinde gözlemci olarak ismini belirttikleri bir doktorun dabulunmasını talep etmiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanAnkara Adli Tıp Grup Başkanlığına (Grup Başkanlığı) aynı tarihli yazı ile adıgeçen hekimin otopside hazır bulunacağına dair bilgilendirmede bulunulmuştur.
19. Grup Başkanlığının 6/8/2013 tarihli raporuna görefotoğraf ve kamera çekimi yapılan 15/6/2013 tarihli otopsiye başvurucularıntalebi doğrultusunda Ankara Tabip Odası tarafından görevlendirilen Adli TıpUzmanı Dr. A.U. da katılmıştır. Raporda; ölümün ateşli silah mermi çekirdeğiyaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile karakterli beyindoku harabiyeti ve kanaması sonucu meydana geldiği, kişinin vücudunda bir adetateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası tespit edildiği, mermi çekirdeğininkafa kubbe ve kaide kemiklerini kırarak kraniuma (kafatası) girdiği,beyin dokusunda harabiyet ve kanama oluşturup beyin dokusu içinde kaldığı,seyrinin sağdan sola doğru olup oluşturduğu yaralanmanın müstakilen öldürücümahiyette olduğu, "... 1x1,5 cm ebadında üst kısmında 1,5 cmuzunluğunda yırtık tarzında cilt laserasyonu bulunan sağda kalan bölümünde dışkenarda yarım ay şeklinde vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeğigiriş deliği yarası görüldü. Giriş yarası etrafında is ve barut artığıgörünmedi..." tespitleri doğrultusunda cilt ve cilt altı bulgularıuyarınca atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı tespitlerine yer verilmiştir.
20. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/6/2013tarihinde talep edilmesi üzerine Adli Tıp Kurumu (ATK) Fizik İhtisas Dairesincedüzenlenen 20/6/2013 tarihli balistik inceleme raporunda, E.S.nin otopsisisırasında elde edilen mermi çekirdeğinin polis memuru A.Ş.nin silahındanatılmış olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.
21. Cumhuriyet Başsavcılığı 6/6/2013 tarihinde İl EmniyetMüdürlüğünden, 1/6/2013 tarihindeki gösterilerde yaralanan şahsın kimlikbilgisi ile yaralamaya sebebiyet veren silahla ateş eden polis memurunun açıkkimlik bilgisinin iletilmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı15/6/2013 tarihinde cevabın çabuklaştırılması ve polis memurunun olaydakullandığı silahın teslim edilmesi, 15/6/2013 tarihinde ise olaya tanık olandiğer polis memurlarının kimlik bilgilerinin iletilmesi yönünde başkamüzekkereler yazmıştır.
22. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6/6/2013 ve7/6/2013 tarihli müzekkerelerle İl Emniyet Müdürlüğünden olay tarihindeki olayanını, öncesini ve sonrasını gösteren polis kamera kayıtlarının, olay yerindebulunan ve olayı görüntüleyen MOBESE'lerin kayıtlarının, çevredeki işyerlerindebulunan güvenlik kameralarının olayla ilgili kayıtlarının, vatandaşlarınyaptığı kamera kayıtlarının, bir haber ajansı kameramanının çektiği olay öncesive sonrasını da gösteren ham görüntülerin iletilmesi, ayrıca olay yerinde boşkovan, mermi çekirdeği, mermi çekirdeği gömlek parçası ya da ateşli silaha aitbaşka bir materyal ele geçirilmiş ise bunların gönderilmesi, olayıntanıklarının araştırılarak kimlik ve iletişim bilgilerinin iletilmesi talepedilmiştir.
23. Başvurucular 11/6/2013 tarihli dilekçeyle olay anınadair video görüntüsünü Cumhuriyet Başsavcılığına ileterek şüpheli polismemurunun kask numarasının görüntülerde mevcut olduğunu belirtmiş,soruşturmanın bu yönde ilerletilmesi talebinde bulunmuştur.
24. İl Emniyet Müdürlüğü 17/6/2013 tarihinde, olaya nedenolan silahı kullanan polis memuru A.Ş.ye ait silahı, şarjör ve beş adet fişekleberaber Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmiştir.
25. İl Emniyet Müdürlüğünün 18/6/2013 tarihli yazısıyla,olaya dair polis kamerasıyla çekilmiş bir görüntü bulunmadığı, olay yerindegüvenlik güçlerine saldırıda bulunan çok sayıda eylemci olması nedeniyle ilketapta inceleme yapılamadığından olay yerinden ele geçirilmiş boş kovan, mermiçekirdeği, mermi çekirdeği gömlek parçası ya da ateşli silaha ait başka birmateryal olmadığı belirtilerek olay yerini gören MOBESE kamerası görüntüsü,haber ajansı kameramanı tarafından çekilen olaya ilişkin ham görüntü, çevredebulunan işyerlerine ait güvenlik kameralarının görüntüleri iletilmiştir. AyrıcaE.S.nin ölümüyle sonuçlanan havaya ateş etme fiilini gerçekleştiren polismemurunun Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli A.Ş. olduğu bilgisiiletilmiştir.
26. Cumhuriyet Başsavcılığı 11/6/2013 tarihinde Radyo veTelevizyon Üst Kurulundan, birçok televizyon kanalında E.S.nin yaralanmasınadair haber yayını yapılması nedeniyle olay anını, öncesini ve sonrasınıgösteren haber yayınlarının ham hâllerinin iletilmesini talep etmiştir.
27. Başvurucular 18/6/2013 tarihli dilekçeyle, CumhuriyetBaşsavcılığından A.Ş.nin tutuklanması talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevkiniistemiştir.
28. İl Emniyet Müdürlüğü ölüm olayına dair düzenlenentahkikat evrakını Cumhuriyet Başsavcılığına 24/6/2013 tarihinde iletmiştir.Ayrıca İl Emniyet Müdürlüğü 20/6/2013 tarihinde düzenlenen Görüntü İncelemeTutanağı'nı da Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuştur. Sicil numaraları yazılı ikipolis memuru tarafından imzalanan bu tutanakta; vurulma anı, öncesi vesonrasına ait görüntülerin yavaşlatılması suretiyle elde edilen fotoğraflardagöstericiler ve olay yerinde bulunan taşlar numaralandırılarak polis memuruA.Ş.nin ateş ettiği anlarda ve öncesinde atılan ve isabet eden taşlar tespitedilmiştir. İddianamede ayrıntıları yazılı olan (bkz. § 36) söz konusuincelemeye göre polisin karşısındaki grup kırk kişiden oluşmaktadır ve A.Ş.yeatılan taşın biri ateş etmesinden önce polis memurunun kafa bölgesine yakın biryere, diğer bir taş ise ateş etmesinden önce göğüs ve karın bölgesi arasınaisabet etmiştir. Bu sırada A.Ş. atılan taşlardan kurtulabilmek için sağdan solasıçramaktadır. Yine polisin ateş etmesi sırasında müteveffanın attığı taşA.Ş.nin sağ omzuna çarpmış olup polis memurunun sağdan sola sıçrama hâli devametmektedir. Sonrasında A.Ş.nin ateş etmesi sırasında atılan bir başka taş iseA.Ş.nin karın ile kasık bölgesi arasına isabet etmiş ve A.Ş. bu nedenle önündebulunan bir göstericiye yüzünü dönmüş, sol kolunu karın bölgesine koymuş,vücudunda kasılma oluşmuş fakat A.Ş.nin silahı omuz hizasının yukarısındakalmış, üçüncü atış esnasında ise bir başka taş A.Ş.nin kafa bölgesine yakınyere isabet etmiştir.
29. Cumhuriyet Başsavcılığı olay sırasında Çevik KuvvetBiriminde görevli polis memurları M.E.G., S.C.K., F.Ö., E.Ş. ve E.U. ileamirleri S.G.nin tanık sıfatıyla beyanlarını almıştır. Güvenlik güçleribeyanlarında özetle olay yerinde kalabalık bir gösterici grubunun silahlısaldırılarına maruz kaldıklarını, aralarından bazılarının yaralandığını,E.S.nin vurulma anını net görmediklerini belirtmiştir.
30. Cumhuriyet Başsavcılığında polis memuru A.Ş.ninmüdafileri huzurunda alınan24/6/2013 tarihli şüpheli ifadesinin ilgili kısmışöyledir:
"...Ben Ankara İl Emniyet MüdürlüğüÇevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde 11/03/2011 tarihinden beri polis memuru olarakgörev yaparım. Memuriyete ilk olarak bu Şubede başladım. Olay günü saat16.00'da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görev aldım. Birliğimizle birliktebaşımızda [S.G.] olduğuhâlde araçla Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Necatibey Caddesinegittik... Yürüyerek Kumrular Caddesini takiben Milli Müdafaa Caddesine çıktık.Ben kalkancı idim. Grubun en önünde kalkanları tutuyordum. Kalkan tutanpolislere robocop kıyafeti giydirilmez. Milli Müdafaa Caddesinden Güvenparkiçerisine girdik. Park içerisinde yürüyerek havuz başına geldik. Havuz başınagelirken park içerisinde bulunan göstericiler bizi alkışlarla ve ıslıklarlaprotesto ettiler. Havuz başına geldiğimizde ben ve diğer kalkan tutanarkadaşlarım grubun önüne geçtik. Gruptaki diğer polisler bizim arkamızdakonuşlandılar. ... Biz burada konuşlanınca Ziya Gökalp Caddesi istikametinden,Gama İş Merkezi istikametinden, metro çıkışının bulunduğu yönden ve Kızılay AVMtarafından üzerimize taş, demir bilye ve torpil yağmaya başladı. ... Bunlarıgören Güvenpark içerisindeki grup da aynı şekilde bize saldırmaya başladı. Bizönce düz hat şeklinde konuşlanmıştık. Her yönden saldırı başlayınca saldırınınyönüne göre oval olarak dizildik. ... Kalkanı başımıza taş gelmemesi vearkadaki grubu koruyabilmek için diz kapağı hizasında tutmamız gerekiyordu. Buşekilde yaptık. Bu defa alttan dizlerimize ve ayaklarımıza taş atmayabaşladılar. Dizlerimizi korumaya çalıştığımızda yukarıdan başımıza taşatıyorlardı. Bir ara birlik amirimin telsizle 'böyle olmuyor efendim' diyeanons geçtiğini duydum. Gösterici grup her yönden saldırarak bize iyiceyaklaştı. Çok yakın mesafeden taş ve demir bilye atmaya devam etti. Ellerindekiflamaların sopalarıyla da vuruyorlardı. Birlik amirimiz çekileceğimizi söyledi.Biz kalkanlarla siper olup arkamızdaki grubun çekilmesine yardımcı olduk. Busırada göstericilerle aramızdaki mesafe iyice azaldı. Yakın mesafeden taşlısopalı saldırılar devam ettiği için kalkanları her yöne çevirmeye çalışıyorduk.Bir taraftan da geri geri gitmeye çalışıyorduk. Geri giderken arkada betonkoltuklar bizim geriye çekilmemize engel oldu. Polislerin bir kısmı yere düştü.Birbirini ezme tehlikesi geçirdi. Gösterici grup iyice yaklaşınca bu defa bizetekmelerle de vurmaya başladılar. Bazı arkadaşlarımızın kalkanları düştü.Polislerden yere düşenler oldu. Yere düşen arkadaşlarımıza taşla ve sopaylasaldırdılar. Bir ara 'silah düştü' denildiğini duydum. Ancak hangiarkadaşımızın silahının düştüğünü görmedim. Arkamızdaki grup çekildikten sonrakalkancılar olarak biz de parktan çıkmaya çalıştık. Kalkancılardan bir kısmıbizden önce çıkmıştı. Biz 4-5 kalkancı polis park içinde kalmıştık. En son bizçıkmaya çalıştık. Gösterici grup çok kalabalıklaştı, her yönden bizesaldırılarını sürdürdüler. Parkın bitiminde kaldırım vardı. Kaldırımın seviyesiparktan biraz daha aşağıda idi. Parkla kaldırım arasında yaklaşık yarım metreyükseklik farkı vardı. Ben de yanımdaki 4-5 kalkancı arkadaşımla birlikteparktan geri geri çıkmaya çalıştım. Bu sırada göstericilerden birisi banatekmeyle vurdu. Elimdeki kalkan parkın içine düştü. Ben de tekmenin etkisiyleparkın dışına, kaldırım üzerine düştüm. Düştüğüm sırada da parkın içerisindensaldırılar sürüyordu. Bana taş atıyorlardı. Ben kaldırıma sırt üstü düştüm.Ayaklarım Güvenpark tarafında başım ise [Ç.] Market tarafında olacakşekilde yerde idim. O sırada yerden doğrulan sol tarafımdaki bir göstericininbana doğru hamle yaptığını gördüm. Ben yere düştüğümde saldırılar devam ettiğive göstericiler üzerime geldiği için beni öldüreceklerini düşündüm. Sırt üstüyerde yatarken yukarıdan bana doğru parkın içerisinden gelen ve üzerime taşatan göstericileri görünce içimden 'işim bitti' dedim. Bir an önce oradan kaçıpkurtulmak istedim. Kaçabilmek için öncelikle bana doğru hamle yapan göstericiyikendimden uzaklaştırıp kaçmaya fırsat yaratmak istedim. Bu amaçla hemendoğrulup öne hamle yaparak göstericiye tekme ile vurdum. Ben hızlı davranıp ogöstericiye tekme vurmasaydım o benim yanıma gelip benim yerden kalkmamıengelleyerek gösterici grubun beni linç etmesini sağlayabilirdi. Bundankorktum. O göstericiye tekme attıktan sonra diğer gösterici grubu gördüm. Tamcephemde duruyorlardı ve üzerime taşlarla koşarak geliyorlardı. Benim tekmeylevurduğum gösterici doğrulup yakın mesafeden bana taş attı. Diğer gösterici grupise bir taraftan üzerime doğru geliyor, bir taraftan da bana taş atıyorlardı.Ben yerden kalkarken biraz önce bahsettiğim korkularla silahımı çektim. Ancakmekanizmayı çekip namluya mermi sürmemiştim. Gösterici grubun bana taşlarlasaldırdığını görünce linç edileceğimi düşündüm. Kaçmak istedim. Kaçmak içinkendime fırsat yaratmak için de o sırada namluya mermi sürdüm. Bunu yaparkentabancamın namlusunu yere doğru tuttum. Daha sonra tabancamın namlusunuyukarıya, omuz hizamın üzerine kaldırdım ve havaya ateş etmeye başladım. Amacımuyarı idi. Bir taraftan uyarı amacıyla havaya ateş ederken, bir taraftan dakendimi kurtarmak için geriye doğru adım atarak gösterici gruptan uzaklaşmayaçalışıyordum. Ben ateş ederken gösterici grup içerisinden atılan taşlarvücuduma isabet ediyordu. Toplam 3 el ateş ettim. Sonra da koşarak uzaklaştım.Ateş ederken gruptan bir miktar uzaklaşmayı başarmıştım. Ben kaçarken de banataş atmayı sürdürdüler. Hatta belime bir taş isabet etti. Ben ateş ettiğimsırada birinin yaralandığını farketmedim. Biraz ilerde konuşlanmış olan çevikkuvvet ekibinin yanına gittim. Yaralandığım için ambulans çağırdılar. Ambulansile hastaneye gittim ve o gece saat 22.00 sıralarına kadar hastanede tedavimdevam etti. Tedavi sonrası istirahat raporu düzenlendi. Toplamda 16 günistirahat raporu verdiler. Vücudumdaki yaraların fotoğrafını da çektim. Benolaydan 2 gün sonra internette ve televizyonlarda olay görüntüleri yayınlanıncaateş ederken birinin yaralandığını öğrendim. O ana kadar haberdar değildim. Benkimseyi hedef alarak ateş etmedim. Tek gayem linç edilip öldürülmektenkurtulmaktı. Ateş ederken o ortamda alınması gereken tedbirleri aldım. Silahınnamlusuna mermi sürerken namluyu yere çevirdim. Ateş ederken de silahı omuzhizamdan yukarı kaldırdım. Ben uyarı atışı yaptığım sırada dahi gösterici grupbana yönelik saldırılarını sürdürdü. Ben görevim gereği orada bulundum. Benyere düştükten sonra dahi devam eden saldırılar karşısında havaya ateşetmeseydim gösterici grup beni linç edecekti. Ben ateş ederken vücuduma taşlarisabet etti. Ateş etmeye başlamadan önce de vücuduma taş isabet etti. Üzerimdesadece koruyucu olarak kaskım vardı. Hatta kaskımın ön tarafına da bir taşisabet etti. Bu olaylar sırasında benimle birlikte çok sayıda polis memuru dayaralandı...
Ben göstericilerin hiç birinitanımadığım gibi [E.S.yi]de tanımam. Hayatını kaybettiği için üzgünüm.
Benim otopsi raporuna bir diyeceğimyoktur. Adli Emanete teslim edilen ve balistik incelemesi yapılan silah benimgörev silahımdır. Otopsi sırasında [E.S.nin] başından çıkarılan mermi çekirdeğinin benimsilahımdan çıktığına dair balistik inceleme raporuna da bir diyeceğim yoktur.
Bana silah kullanmayla ilgili mevzuattayer alan genel ilkeler dışında özel bir talimat verilmedi. Ben olay sırasındakanunun bana tanıdığı silah kullanma yetkisinin doğduğu kanaatindeyim. Silahkullanma şartları oluştuğu için ben havaya uyarı ateşi yaptım..."
31. Cumhuriyet Başsavcılığı 24/6/2013 tarihinde meşrumüdafaada sınırın aşılması suretiyle ölüme neden olma suçundan A.Ş.nintutuklanması talebinde bulunmuştur. Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından24/6/2013 tarihinde şüphelinin tutuklanması talebinin reddi ile hakkında yurtdışı çıkış yasağı konulması ve her hafta polis merkezine başvurma şeklinde adlikontrol uygulanmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesi ile şüphelininsorgudaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
ŞÜPHELİ SORGUSUNDA: Ben bu konudasavcılık aşamasında vermiş olduğum ifademi tekrar ediyorum. Orada dabelirttiğim gibi göstericilere gereken müdahaleyi yapmak üzere amirlerimtarafından Güvenpark civarında Kızılay'da görevlendirilmiştim. Müdahale devamederken olayın çok kızıştığı bir noktada hatırladığım kadarı ile belediye ekmeksatış binasının arkasında göstericiler tarafından sıkıştırıldım ve buradan15-20 kişilik bir grup tarafından yoğun şekilde taş atışına maruz kaldım veöldüreleceğimi düşündüm, ayağa kalkarak göstericinin bir tanesine tekme ilevurdum ancak grup üzerime doğru gelmeye devam edince kendimi korumak kastı ilesilahımı çektim, önce namluya mermi sürmedim fakat saldırı devam edincesilahımın ağzına mermi verdim ve namlusunu yere doğru tuttum daha sonratabancanın namlusunu omuz hizamın üzerisine kaldırdım ve havaya doğru ateşetmeye başladım. Toplam üç el ateş ettim silah sesinin verdiği fırsattanistifade arkamı dönüp koşmaya başladım. Göstericiler halen taş atmaya devamediyorlardı kendimi korumak kastı ile hareket ettim silah kullanma şartlarınınoluştuğunu düşünüyorum kaldı ki kimseyi hedef gözeterek ateş etmedim...
Lüzum üzerine soruldu: Toplam üç el ateşettim ancak ateş esnasında yoğun şekilde taş atışına maruz kalmıştım aldığımdarbeler stabilitemi bozmuş olabilir. Bu esnada vücudumun her tarafına taşgelmişti, bileğime de gelmişti, bileğime gelen taş nedeni ile namlunun pozisyonudeğişip maktülün kafasına doğru yönelmiş olabilir...
...
GEREKÇE:
Dosyada bulunan tüm deliller, cdkayıtlarının incelenmesi sonucu Gezi Parkı eylemleri adı verilen ve AnkaraKızılay'da yoğunlaşan eylemler sırasında olaya müdahale eden güvenlik güçlerininarasında bulunan şüphelinin göstericiler tarafından prefabrik bir klübeninarkasında sıkıştırıldığı ve kalabalık bir grup tarafından yoğun şekildetaşlamaya maruz kaldığı, bu sırada şüphelinin belinden tabancasını çıkardığı vehavaya doğru üç el ateş ettiği, bu esnada maktül [E.S.nin] aniden yere düştüğü,şüphelinin arkasını dönerek grubun aksi yönüne koşmaya devam ettiği, bu sıradabeline ve sırtına atılan taşların isabet etmeye devam ettiği, havaya ateş etmesırasında şüphelinin eyleminin meşru müdafaa sınırları dahilinde kalmaolasılığının bulunduğu,
Şüphelinin kamu görevlisi olup kaçma vedelilleri karartma şüphesi altında olduğuna dair dosyada yeterli delilbulunmadığı gibi delillerin toplanmış olduğu,
Cumhuriyet Başsavcılığının sevk maddesindebelirtildiği şekilde suç vasfının sübuta ermiş olması ihtimaline binaentutuklanmasının ileride telafisi mümkün olmayacak sonuçlar ortayaçıkarabileceği anlaşıldığından..."
32. Karara karşı başvurucular tarafından yapılan itirazınAnkara 13. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yerinde görülmemesi üzerine itirazıniletildiği Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi 2/7/2013 tarihinde, müştekilerinsalıverilme kararına itiraz hakları bulunmadığı gerekçesiyle itirazıreddetmiştir.
33. Dosyanın incelenmesi neticesinde şüpheli A.Ş.hakkında M.İ. Hastanesi tarafından üç ayrı tarihte istirahat raporudüzenlendiği görülmüştür. 1/6/2013 tarihli genel adli muayene raporunda "Darpcebir nedeniyle 112 tarafından getirildi. Sağ alt kadran batında abrazyonu [yüzeyselçizik, sıyrık] mevcut. Sağ ön kolda bilekte abrazyon, sol ön kol ön yüzdeabrazyonu mevcut." yine 1/6/2013 tarihli raporda "TANI...:Darp edilme" 3/6/2013 tarihli raporda "TANI...: Dizkontüzyonu... Uyluk kontüzyonu [ezilme]... Dirsek burkulma ve gerilmesi...Ayak bileği kontüzyonu" 10/6/2013 tarihli raporda ise "TANI...:Diz kontüzyonu... Uyluk kontüzyonu... Dirsek burkulma ve gerilmesi ... Ayakbileği kontüzyonu... El bileği ve karpus ligamentinin travmatik yırtığı"yazdığı ve A.Ş.nin sırasıyla 2, 7 ve 7 günlük sürelerle istirahat etmesininuygun görüldüğü anlaşılmıştır.
34. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/6/2013 tarihinde İlEmniyet Müdürlüğünden 1/6/2013 tarihinde Kızılay'da meydana gelen gösterilerdeve genel olarak toplumsal olaylarda Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlıpolislerin silah kullanımıyla ilgili özel bir talimatın bulunup bulunmadığınadair bilgi istemiştir.
35. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 19/6/2013tarihinde, birçok yerden temin edilen olay anına ilişkin görüntülerinincelenmesi için Adalet Komisyonu bilirkişi listesinden seçilen iki bilgisayaryazılım donanım ve görüntülü inceleme uzmanından bilirkişi incelemesi yapılmasıtalep edilmiştir. Bilirkişilerin hazırladığı ayrıntıları iddianamede yer alan(bkz. § 36) 25/6/2013 tarihli bilirkişi raporunda; geriden gelen birgöstericinin yakın mesafeden attığı taşın polis memuru A.Ş.nin kaskının önüneçarptığı, bu esnada A.Ş.nin silahının mekanizmasını kurduğu, A.Ş.nin silahınıhavaya kaldırdığı sırada müteveffa da dâhil olmak üzere birçok göstericininelindeki taşları atmak üzere olduğu, A.Ş.nin tabancasını havaya doğrultaraknamlusu havada bulunduğu sırada iki kez ateş ettiği, E.S.nin elindeki taşıA.Ş.ye attıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü, bu sırada A.Ş.nin silahınınbaş seviyesinden yukarıda, namlusunun ise yere paralel olduğu, A.Ş.nin üçüncükez ateş etmesinden önce grubun önünde bulunan bir göstericinin elindeki taşıfırlatmak üzere olduğu, toplam üç el ateş eden polis memurunun ateş etmesüresinin bir saniye civarında olduğu, silahın ilk iki ateşlemede namlu ucununhavaya dönük olduğu fakat ateşlemeler sırasında namlunun çok hareketli olduğu,son ateşleme öncesinde ise namlunun bir an yere paralel olduğu, A.Ş.ninsilahını üç kez ateşlemesine kadar geçen sürede göstericilerin ondan fazla taşıpolis memuruna attığı tespitlerine yer verilmiştir.
36. Cumhuriyet Başsavcılığı, polis memuru A.Ş. hakkındameşru savunmada sınırın kasıt olmaksızın aşılması suretiyle öldürme suçundan12/7/2013 tarihinde kamu davası açmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamededelil olarak müşteki beyanı ve dilekçeleri, Ölü Muayene Tutanağı, otopsiraporu, mermi çekirdeği ve tabanca, balistik raporu, olaya ilişkin görüntükayıtları, görüntü analizine ilişkin bilirkişi raporu, Olay YeriTutanağı, olayyeri inceleme raporu, olay yeri inceleme uzmanlarınca düzenlenen bilirkişiraporu ve ekinde yer alan fotoğraf ile CD'ler, görüntü kayıtlarından alınanfotoğraflar, İl Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen olay tutanakları, görevraporu, telsiz muhaberesine ilişkin ses kayıtları ve çözümleri, CD'ler, tanıkbeyanları, görev belgesi, adli muayene raporları, istirahat raporları, Görüntüİnceleme Tutanağı, zati demirbaş tabanca satış senedi, şüpheliye aitfotoğraflar ve şüphelinin savunmasını belirtmiştir. İddianamede, şüphelinin26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesi ile 27.maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi talepedilmiştir. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:
"...
İstanbul Gezi Parkında meydana gelenolaylara destek vermek amacıyla Ankara'nın çeşitli semtlerinde gösterileryapıldığı, gösterilerin 01/06/2013 günü de devam ettiği, bu gösterilernedeniyle alınan güvenlik tedbirleri kapsamında, Ankara İl Emniyet MüdürlüğüÇevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan şüpheli [A.Ş.nin] Birliği ile birliktesaat:17:00 sıralarında Ankara Metrosu Milli Müdafaa Caddesi çıkışı ileGüvenpark içerisinde bulunan havuz arasında konuşlandırıldığı, şüphelininkalkancı olması sebebiyle en ön safta yer aldığı,
Çevik Kuvvet Birliğinin Güvenparkiçerisinde düzen almasından hemen sonra, o bölgede bulunan göstericilerin taş,demir bilye, çeşitli sert cisimler ile maytap atmak suretiyle polise saldırıdabulundukları,
Göstericiler tarafından gerçekleştirilensaldırıların yoğunlaşması ve Kumrular Caddesinden yaklaşık 4000 kişilikgösterici grubunun yaklaşması üzerine, Güvenpark içerisinde ve YKM AlışverişMerkezi önünde bekleyen Çevik Kuvvete ait birliklerin Milli Müdafaa Caddesi ileKumrular Caddesinin kesiştiği hattın yukarısına çekilme emri aldığı,
Şüphelinin ve arasında yer aldığı ÇevikKuvvet Birliğinin, arkalarında bulunan beton banklar, ağaçlar ve telefonkulübeleri ile göstericiler tarafından gerçekleştirilen saldırılar sebebiylehızlı ve düzenli bir şekilde çekilemediği, polislerin bir kısmının telefonkulübelerinin üzerinden atladığı,
Şüpheli [A.Ş.] ile birlikte, kalkan taşıyanve ön safta yer alan küçük bir polis grubunun park içerisinden en sonçekildikleri, bu grubun çekildiği sırada ellerindeki kalkanların beton banklararasına sıkışması ve göstericilerin taşlı, sopalı saldırıları sebebiyle betonbanklar arasına düşenler olduğu gibi kalkanını elinden düşürenlerin de olduğu,bu gruba göstericiler tarafından yakın mesafeden taşlı ve sopalı saldırılarınyapıldığı,
Güvenpark içerisinden çıkan şüpheli [A.Ş.nin] Milli Müdafaa Caddesi ileGüvenpark arasındaki kaldırıma geldiği sırada, üzerine gelen bir göstericiyiuzaklaştırdığı ve yere düşen göstericiye doğru ilerleyip tekmeyle vurduğu, busırada Metro çıkışı önünde bulunan yaklaşık 40 kişilik bir gösterici grubununşüpheli [A.Ş.nin] üzerine geldiği ve taş atmaya başladığı, göstericiyetekmeyle vurmadan önce tabancasını çeken şüphelinin, göstericiler tarafındantaşlanınca tabancasının mekanizmasını çekmek suretiyle fişek yatağına mermisürdüğü, bu sırada namluyu yere doğru tuttuğu, şüphelinin daha sonratabancasını yukarı kaldırıp omuz hizasından yukarıda tutarak havaya ateş etmeyebaşladığı, ateş ettiği sırada geriye ve yana doğru çekildiği, silahıyla buşekilde iki kez havaya ateş ettiği, geriye ve yana doğru çekilirken arkasınıgöstericilere dönüp gitmek istediği sırada, geriye dönerken tabancayı tuttuğuelinin ve tabancanın bir an yere paralel hale geldiği, şüphelinin bu konumdaiken tabancasını üçüncü kez ateşlediği, bu sırada [E.S.nin] elindekitaşı şüpheliye attıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü, tabancadan çıkanmermi çekirdeğinin [E.S.nin] başına sağ kulak hizasından isabet ettiği, şüphelinineylemcilere yaklaşmasından silahını 3. kez ateşlemesine kadar geçen sürezarfında göstericiler tarafından 10'dan fazla taşın şüpheliye atıldığı, ateşedildiği esnada [E.S.] tarafından, ateş edilmeden 1/3 saniye önce, ateşedilmeden 1/2 saniye önce, ateş edildiği esnada ve 3. ateş esnasındagöstericiler tarafından atılan taşların şüphelinin vücudunun muhtelif yerlerineisabet ettiği,
Tabancadan çıkan mermi çekirdeği ileyaralanan [E.S.nin] AnkaraNumune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde saat 17:54 itibariyle tedavi altınaalındığı, ancak kurtarılamayarak 14/06/2013 tarihinde vefat ettiği,
[E.S.nin] ölümünün ardındanhastanede ölü muayenesinin yapıldığı, sonra Adli Tıp Kurumu Ankara GrupBaşkanlığına sevk edildiği, burada 15/06/2013 tarihinde, müştekiler adınagözlemci olarak Adli Tıp Uzmanı Dr. [A.U.nun] da katılımıyla MinnesotaProtokolüne uygun olarak otopsi yapıldığı, otopsi sırasında başından bir adet 9mm çapında mermi çekirdeğinin çıkartıldığı,
Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığındayapılan otopsi sonucunda düzenlenen 15/06/2013 tarih... otopsi tutanağına göre, [E.S.nin] ateşli silah mermiçekirdeği yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ilekarakterli beyin doku harabiyeti ve kanaması sonucu öldüğü, ayrıntılı otopsiraporunun daha sonra dosyaya ibraz edileceği,
Otopsi sırasında cesetten elde edilenmermi çekirdeğinin Adli Emanetin... muhafaza altına alındığı,
[E.S.nin] ateşli silah mermiçekirdeği yaralanmasına bağlı olarak öldüğünün yapılan otopsi ile anlaşılmasıüzerine, şüpheli [A.Ş.nin] görev silahına el konularak... muhafazaaltına alındığı,
Adli Emanete alınan şüpheli [A.Ş.ye] ait tabanca ile[A.Ş.nin] vücudundan çıkartılan mermi çekirdeğinin 17/06/2013 tarihinde...Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği ve balistik inceleme ile mermiçekirdeği üzerinde sekme izi çalışması istenildiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas DairesiBalistik Şubesi tarafından mermi çekirdeği ve tabanca üzerinde yapılan incelemesonucu düzenlenen 20/06/2013 tarih ve ... balistik raporuna göre, [E.S.nin] vücudundan çıkartılanmermi çekirdeğinin şüpheli [A.Ş.ye] ait tabancadan atılmış olduğu...
Ankara Emniyet Müdürlüğünün 17/06/2013tarihli yazısı ekinde bulunan Zati Demirbaş Tabanca Satış Senedine göre, adliemanete alınan tabancanın şüpheli [A.Ş.ye] ait olduğu,
Ankara Emniyet Müdürlüğü Çevik KuvvetŞube Müdürlüğünden alınan görev listesine göre, şüpheli [A.Ş.nin] 01/06/2013-02/06/2013tarihinde 3. Birlik Amirliğinde 3. Grup 1. Tim'de Kızılay Bölgesindegörevlendirildiği,
Ankara İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeriİnceleme Timi'nde görevli 2 uzman bilirkişi ile 07/06/2013 tarihinde olaymahalline gidilerek keşif yapıldığı, keşif sırasında mermi sekme izininbulunmadığının belirlendiği, ayrıca müşteki vekillerince hazır edilentanıkların dinlenildiği,
Keşif sırasında yapılan tespitleredayalı olarak bilirkişilerce 13/06/2013 tarihli raporun düzenlendiği, bu raporagöre, olay yerinde mermi sekme izinin bulunmadığı gibi ateşli silaha ait kovanada rastlanılmadığı, [E.S.nin]yere düşme anında şüphelinin durduğu yer ile tabancanın ele alındığı ilk yerarasında 4,8 metre mesafenin bulunduğu, bilirkişilerce [E.S.nin] düştüğüyerin ve olay yerindeki sabit noktaların tespit edilerek ölçümlerininyapıldığı, olay mahallini gösteren fotoğrafların ve kamera kaydının raporaeklendiği,
Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeriİnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen Olay Yeriİnceleme Raporuna göre de, olay mahallinde herhangi bir mermi sekme izininolmadığı, bu rapor ekinde de olay yeri görüntüleri ve krokisinin yer aldığı,
[E.S.nin] vurulma anına ilişkin görüntülerin,olay mahallinde bulunan kamu kurumları ile özel şahıslara ait işyerleriningüvenlik kameralarından, mobese kayıtlarından, televizyon kuruluşlarından,internetten ve RTÜK'ten temin edildiği, temin edilen görüntü kayıtlarınınAnkara Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı bilirkişilistesinde yer alan bilgisayar yazılım donanım ve görüntülü incelemeuzmanlarından oluşan 2 kişilik heyete tevdi edildiği,
Görüntüleri inceleyen bilirkişilerin25/06/2013 tarihli raporu düzenleyerek ibraz ettikleri, bu raporda, olay öncesigöstericiler tarafından polise yapılan saldırıların, şüphelinin ateş etmegörüntülerinin, [E.S.nin]vurulma anı ve göstericilerin şüpheli [A.Ş.ye] yönelik taşlısaldırılarının fotoğraflarla gösterildiği,
Bahse konu rapora göre, şüphelininüzerlerine gelen eylemciyi uzaklaştırdığı ve yere düşen eylemcinin üzerinedoğru ilerleyip tekme attığı, o sırada bir çok eylemcinin ellerinde bulunantaşları atmak üzere oldukları, [E.S.nin] de elinde taş olduğu, gerilerden koşarak gelen birgöstericinin elindeki büyük bir taşı yakın mesafeden şüphelinin başına attığı,şüphelinin başındaki kaskın ön tarafına çarpan taşın yere düştüğü, bu sıradaşüphelinin sağ elinde bulunan tabancasının mekanizmasını çektiği, şüphelinintabancayı havaya kaldırdığı sırada [E.S. de] dahil olmak üzere bir çokeylemcinin elinde taş bulunduğu ve taşları atmak üzere oldukları, şüphelinintabancasını havaya doğrultarak ateş ettiği, aynı anda da sol yana ve geriyedoğru hareket ederek çekildiği, silahın namlusu havada bulunduğu sıradaşüphelinin 2. kez ateş ettiği, [E.S.nin] elindeki taşı şüpheliyeattıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü sırada şüphelinin elindekitabancanın baş seviyesinden yukarıda, namlusunun ise yere paralel olduğu,şüphelinin 3. kez ateş etmesinden önce grubun önünde bulunan eylemcininelindeki iri taşı fırlatmak üzere olduğu, şüphelinin 3. atışından hemen sonra [E.S.nin]başında ve başının sağ üst tarafındaki saçlarda bir anlık hareketliliğingözlendiği, şüphelinin ilk ateş ettiği yer ile son ateş ettiği yerin farklıolduğu, son ateş ettiği yerin daha geride olduğu, ancak bu mesafenin ölçüsününraporda gösterilmediği, toplam 3 el ateş eden şüphelinin ateş etme süresinin 1saniye civarında olduğu, son atış anı ile birlikte yönünü polislerin olduğutarafa dönüp koşmaya başladığı, şüphelinin silahı ilk iki ateşlemesindenamlunun ucunun havaya yönelik olduğu, ancak ateşlemeler sırasında namlunun çokhareketli olduğu, son ateşleme öncesinde ise namlunun bir an yere paralelolduğu, şüphelinin eylemcilere yaklaşmasından silahını 3. kez ateşlemesinekadar geçen süre içerisinde göstericiler tarafından 10 adetten fazla taşınşüpheliye atıldığı, polisin 3. atışıyla aynı anda [E.S.nin] yere düşmeyebaşladığı,
Bilirkişiler tarafından incelenen CD veDVD'lerin kopyalarının çıkartılarak soruşturma dosyasına eklendiği,orijinallerinin ise otopsi işlemine ait fotoğraf ve görüntü kayıtları ilebirlikte Adli Emanetin ... muhafaza altına alındığı,
Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce de olayailişkin kamera kayıtlarının incelenerek Fotoğraflı Görüntü İnceleme Tutanağınındüzenlendiği ve 20/06/2013 tarih... yazı ekinde Başsavcılığımıza gönderildiği,
Fotoğraflı Görüntü İnceleme Tutanağında;göstericiler tarafından Ziya Gökalp Caddesi üzerinde kurulan barikatın, polisingöstericilere müdahalesinin, Güvenpark içerisinde polise yönelik taşlısaldırıların, polisin geri çekilme sırasında maruz kaldığı saldırıların vebeton banklar arasından çekilirken yaşadığı zorlukların, telefon kulübeleriüzerinden atlayan polislerin, [E.S.nin] yüzü kapalı ve eldivenli halinin ve 5 kez taşatarken görüntüsünün yer aldığı,
Aynı tutanakta vurulma anına ilişkingörüntülerin inceleme yönteminin anlatıldığı, buna göre, iki buçuk saniyelikgörüntüden saniyede 1/50 (fps) kare almak suretiyle 250 kare fotoğraf eldeedildiği, görüntü hızının 50/100 ve 10/100 oranında yavaşlatıldığı, sesinsenkronize edildiği,
Yine bahse konu tutanağa göre; bir buçuksaniyeden az süre içerisinde 3 el silah sesinin duyulduğu, polis memurununsilahını yere doğru dolduruş yaptıktan sonra 3 el atış yaptığı, her 3 atışta daelin omuz hizasından yukarıda olduğu, bu sırada polis memurunun çok yakınındave karşısında bulunan, içerisinde [E.S.nin] de yer aldığı grubun taşlı saldırısına maruzkaldığı, [E.S.nin] 3. atış sesinin gelmesinin hemen ardından yeredüştüğü, grubun bir kısmının geriye doğru kaçtığı, bir kısmın da taşlamayadevam ettiği, dondurulan görüntü üzerinde polis memuruna saldıran gruptakişahıslara numara verildiği ve eşgal tanımlaması yapıldığı, buna göre grubun 40kişiden oluştuğu, ayrıca yerde bulunan ve gösterici grup tarafından atılantaşlara da numara verildiği, polis memurunun silahla ateş etmesinden 1/3 saniyeönce, tahmini 4-4,5 metre mesafeden 27 numaralı şahıs tarafından atılan 35numaralı taşın polis memurunun göğüs üstü kafa bölgesine yakın yere isabetettiği,atıştan 1/2 saniye önce 14 numaralı şahıs tarafından atılan taşın polismemurunun göğüs ve karın bölgesi arasına isabet ettiği, bu esnada polismemurunun atılan taşlardan kurtulabilmek için sağdan sola doğru sıçrama halindeve yüzü göstericilere dönük olduğu, atış esnasında tahmini 4-4,5 metremesafeden 17 numaralı şahıs [E.S.] tarafından atılan 17 numaralı taşınpolis memurunun sağ omuz hizasında omuzuna çarpıp yere düştüğü, polis memurununsağdan sola sıçrama halinin devam ettiği, yine atış esnasında 40 numaralı şahıstarafından tahmini 7-8 metre mesafeden atılan 39 numaralı taşın polis memurununkarın ile kasık bölgesi arasına isabet ettiği, polis memurunun kendisine isabeteden taşın etkisiyle bir anda önünde bulunan 7 numaralı şahsa yüzünü döndüğü,aynı zamanda sol kolunu karın bölgesine doğru tuttuğu, vücudunun kasılmahareketi gösterdiği, silahın halen sağ elde ve omuz hizasının yukarısındabulunduğu, 3. atış esnasında 7 numaralı şahıs tarafından tahmini 2-2,5 metremesafeden atılan 34 numaralı taşın polis memurunun göğüs üstü kafa bölgesineyakın yere isabet ettiği, 7 numaralı şahsın taşı atmasından 1/3 saniye öncepolis memurunun vücudundaki kasılmanın belirgin olarak görüldüğü, 8, 10, 25 ve36 numaralı şahısların polis memurunun kaçış istikametine taş attığı,
Fotoğraflı Görüntü İnceleme Tutanağındayer alan yukarıdaki açıklamaların fotoğraflar üzerinde de gösterildiği,
Ankara Emniyet Müdürlüğünün 20/06/2013tarih... yazısı ekinde Başsavcılığımıza gönderilen, [M.İ.] Hastanesinin 01/06/2013 tarihve... Genel Adli Muayene Raporuna göre, şüpheli [A.Ş.nin] 112 AcilServis tarafından Hastaneye getirildiği, karın sağ alt kısımda, sağ ön kolbileğinde ve sol ön kol iç yüzde abrazyon mevcut olduğu, aynı Hastanetarafından [A.Ş.nin] hakkında 01/06/2013 tarihinde 2 gün, 03/06/2013tarihinde 7 gün, 10/06/2013 tarihinde de 7 gün istirahat raporu düzenlendiği,
Emniyet Müdürlüğünün anılan yazısıekinde şüpheli [A.Ş.ye]ait olduğu bildirilen ve vücudunun çeşitli yerlerinde yara izlerini gösterenfotoğrafların bulunduğu,
Ankara Emniyet Müdürlüğünün 24/06/2013tarihli yazısı ekinde 02/06/2013 tarihli Olay Tutanağının gönderildiği, bututanağa göre; ... [bkz.§ 14 ]
Şüphelinin de aralarında bulunduğu ÇevikKuvvet Birliğinin amiri olan [S.G.nin], görev yaptıkları 01/06/2013 günü saat 16:00 ila02/07/2013 günü saat 10:00 arasında gerçekleşen olaylara ilişkin 02/06/2013tarihli Görev Raporu düzenlediği, dosyaya ibraz edilen bu raporda [E.S.nin]yaralanması olayı ile bu olaydan önce ve sonra yaşananların detaylı olarakanlatıldığı, raporda isimleri yer alan 9 polis memurunun yaralandığı ve işgöremez raporu aldığı, polise ait 5 adet boy kalkanının da göstericilertarafından gasp edildiği bilgilerine de yer verildiği, raporun [S.G.nin]ifadesi ile uyumlu olduğu,
Şüpheli [A.Ş.nin] ifadesinde, [bkz. § 30]
Şüphelinin Sulh Ceza Mahkemesi'ndeverdiği ifadesinde, [bkz.§ 31]
Olay sırasında şüpheli [A.Ş.nin] görev aldığı Çevik Kuvvetbirliğinde yer alan polis memurları [M.E.G., S.C.K., F.Ö., E.Ş. veE.U.nun]tanık sıfatıyla beyanlarının alındığı,
Tanık [F.Ö.nün] ifadesinde olay günü Güvenparkta görev alanbirlik içerisinde kalkancı olarak görev aldığını, Güvenpark içerisinde metronunYKM çıkışı ile havuz arasında düzen aldıklarını, hemen sonra göstericilerinsaldırıya başladığını, taş, demir bilye vb sert cisimler attıklarını,saldırıların yoğunlaştığı sırada geri çekilme emri aldıklarını, geri çekilirkenarkalarında beton bank ve ağaç çit olduğu için çekilmekte zorlandıklarını,hızlı çekilme sağlanamadığını, çekilme sırasında göstericilerin iyice yanlarınayaklaştığını, yakın mesafeden taş ve flama sopalarıyla vurmaya başladıklarını,kendisinin ağaçların arasından geçerek parktan çıktığını, kaldırım üzerindebulunan taksi durağının arkasına saklandığını, bu sırada 3-4 polisin parkıniçerisinden telefon kulübelerinin yanından çıkmaya çalıştıklarını, bunlarınparktan çıkan son grup olduğunu, bu grup çıkarken parkın içerisinden yoğunşekilde taşlandıklarını, tekme ile vuranlar olduğunu, [A.Ş.nin] aldığıtekme darbesi sonucu kaldırıma düştüğünü, son çıkan grup kaldırıma geldiktensonra da park içerisinden üzerilerine taş atmaya devam edildiğini, bu sıradakel bir göstericinin [A.Ş.nin] [sanık polis memuru] üzerine doğrugeldiğini, Kızılay AVM tarafından da bir grup göstericinin aralarında [A.Ş.ninde] bulunduğu polislere taş atmaya başladığını, bu grubun aynı zamandapolislere doğru geldiğini, kendisinin yardım etmek için kalkanını siper ederekyanlarına gitmeye çalıştığını, ancak bir göstericinin [A.Ş.nin] yanınayaklaştığını, [A.Ş.ye] tekme attığını, vurmaya çalıştığını, üzerlerineyoğun bir şekilde taş atıldığı ve etrafı da gözetlemeye çalıştığı için [A.Ş.nin]yerden kalktığını görmediğini, silah sesi duyunca baktığında [A.Ş.yi]üzerine gelen göstericilerin önünde havaya 3 el ateş ederken gördüğünü, ateşederken göstericilerin [A.Ş.yi] yoğun bir şekilde taşladıklarını, [A.Ş.nin]ateş ettikten sonra dönüp kaçtığını, bu olay sırasında [E.S.nin]yaralandığını fark etmediğini, olaylar sırasında, polis memuru [E.E.nin]göğüs kafesinin kırıldığını, çok sayıda polisle birlikte kendisinin deyaralandığını, saldırıların yoğunluğu karşısında öleceğini düşündüğünü beyanettiği,
... [devamında diğer polislerin Başsavcılıktaki tanıkbeyanları yer almakta]
Olay günü şüphelinin de içerisinde yeraldığı Çevik Kuvvet Birliğinin Amiri olan [S.G.nin] ifadesinde,...
Olay mahallinde yapılan keşif sırasındamüşteki vekilleri tarafından keşif mahallinde hazır edilen, [İ.K., B.Ç. ve M.C.T.nin] tanıksıfatıyla dinlenildikleri,
Tanık [İ.K.nın] ifadesinde, ...
... [devamında olay yeri incelemesi sırasında dinlenentanıkların beyanları yer almaktadır.]
Müştekiler vekilinin 08/07/2013 tarihlidilekçe ile [D.G.,C.Ç., D.C., G.K., H.A., Ş.İ., M.E., K.A., S.D. ve F.O.yu] tanık olarakdinletmek istediğini beyan ettiği, bu tanıklardan [D.G., C.Ç., H.A., K.A.ve S.D.nin] dinlenildiği, bu defa müştekiler vekilinin 09/07/2013 tarihlidilekçe ile diğer tanıklarını yargılama aşamasında dinleteceklerini, bu aşamadadinletmekten vazgeçtiklerini beyan ettiği,
[Tanık S.D.nin] ifadesinde,
... [devamında tanıkların beyanları yer almaktadır.]
Olayla ilgili görüntüleri kaydeden [C.T.] Televizyonu kameramanı tanık [M.B.T.nin]ifadesinde,...
Olayla ilgili görüntüleri kaydeden [K.D.] Televizyonu kameramanı tanık [H.D.nin]ifadesinde...
Bir diğeri ile uyumlu olmayan, kısmenyorum içeren, olay görüntüleri ve görüntü analiz raporlarıyla çelişen beyanlaraitibar edilemediği,
Olay yerinde yapılan keşif sırasındayapılan tespitler, olay yeri inceleme uzmanları tarafından düzenlenen raporlar,görüntü inceleme raporu, mermi çekirdeğinin kemik dokuda oluşturduğu kenarlarıdüzgün oluk şeklindeki iz ve balistik raporuna göre, olay yerinde ve [E.S.nin] ölümüne neden olan mermiçekirdeğinde sekme izinin bulunmadığı,
Mermi çekirdeğinde sekme izininolmamasının, şüphelinin maktülü doğrudan hedef alarak ateş ettiği anlamınagelmediği, şüphelinin silahından çıkan merminin başkaca bir cisme çarpmadan [E.S.nin] başına isabet ettiğinigösterdiği,
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu 16.maddede polise silah kullanma yetkisi tanındığı, ancak bunun öldürme yetkisianlamına gelmediği,
[E.S.nin] de arasında bulunduğugösterici grubun şüpheliye yönelik taşlı saldırısı ile şüphelinin silahlısavunması arasında bir orantı olmadığı, meşru savunmada yasal sınırın aşıldığı,sınırın kasten aşılması halinde ceza sorumluluğunun kalkmayacağı,
Ancak şüphelinin kendisine saldırıdabulunan gösterici gruba karşı tabancasını çekerek havaya uyarı atışı yaptığısırada, 3. atışı yapmak isterken dönüp kaçmaya çalıştığı esnada, omuzhizasından yukarıda tuttuğu tabancasının dönme hareketinin etkisi ile yereparalel hale gelmesi ve o konumda iken atış yapması sonucu [E.S.nin] yaralanmış olması ile atışöncesi ve atış esnasında şüphelinin vücudunun muhtelif yerlerine isabet edentaşlar dikkate alındığında şüphelinin meşru savunma sınırını kasten aştığınınsöylenemeyeceği, sınırın kasıt olmaksızın aşıldığı,
Meşru savunmada sınırın kasıt olmaksızınaşılması halinin TCK 27/1. madde düzenlendiği,
TCK 27/1. maddenin 'Ceza sorumluluğunukaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirleişlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanınaltıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.' hükmünü içerdiği,
Şüphelinin eyleminin TCK 81 ve 27/1.maddelere uyan meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürme suçunuoluşturduğu,
Şüpheli tarafından gerçekleştirilen veTCK 81. maddeye mümas olan eylemin meşru savunma olup olmadığı, meşru savunmaise yasal sınırın aşılıp aşılmadığı, sınır aşılmış ise bunun kasten mi yoksakasıt olmadan mı aşıldığı hususlarının taktir ve değerlendirmesinin ağır cezamahkemesinin görevine girdiği anlaşıldığından,
Şüphelinin yüklenen suçtan mahkemeceyargılamasının yapılarak, eylemine uyan TCK 81, 27/1, 53 ve 63. maddeleruyarınca cezalandırılmasına..."
B. Ankara 6.Ağır Ceza Mahkemesi Nezdindeki Yargılamalar
1. 2013/337 ve 2013/349Esaslarına Kayden Görülen Yargılama Süreçleri
37. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ankara Ağır CezaMahkemesi) 2013/337 esasına kayden görülmeye başlanan yargılamada, A.Ş.ninAnkara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru olması nedeniylehakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu GörevlilerininYargılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre verilmiş soruşturma iznibulunmadan kamu davası açılması nedeniyle yargılamanın durdurulmasına kararverilmiştir.
38. Karara karşı Cumhuriyet Başsavcılığının vebaşvurucuların yaptığı itirazları değerlendiren Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi19/7/2013 tarihinde durma kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Bu kararüzerine yargılamaya 2013/349 esasa kayden devam edilmiştir.
39. Başvurucular özel olarak temin ettikleri olay anınaait görüntülerin incelenmesine dair Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesindenalınan 17/7/2013 tarihli bilirkişi raporunu, bir Alman belgesel yönetmenliğiprofesöründen alınan 9/9/2013 tarihli bilirkişi raporunu, ruh sağlığı vehastalıkları uzmanı üç doktordan alınan 25/11/2013 tarihli raporu ve birpsikiyatri doktorundan temin edilen 3/7/2013 tarihli raporu Ankara Ağır CezaMahkemesine sunmuştur. Raporların ilgili kısımlarına Aksaray 1. Ağır CezaMahkemesinin (Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi) 19/12/2016 tarihli kararında yerverilmiştir (bkz. § 81).
40. Bu karar üzerine 2013/349 esasa kayden yenidengörülmeye başlanan yargılamada 19/7/2013 tarihli tensip kararıyla dosyakapsamındaki görüntü CD'lerinin incelenmesi için bilirkişiye tevdiine kararverilmiştir.
41. Bilişim suçları izleme ve değerlendirme uzmanıbilirkişi tarafından 5/8/2013 tarihli rapor düzenlenmiştir. Raporda özetleA.Ş.nin silahını yere doğrultup doldurduktan sonra havaya üç kez ateş ettiği,her üç atışta da elinin omuz hizasından yukarıda olduğu, A.Ş.nin ateş ettiğisırada kendisine yakın mesafede bulunan göstericiler tarafından taşlandığıbelirtilmiştir.
42. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 23/7/2013 tarihinde,23/9/2013 tarihli duruşma öncesinde, sırasında veya sonrasında duruşmasalonunda ve civarında yaşanabilecek olumsuz olaylara karşı gerekli güvenliktedbirleri alınması için güvenlik birimlerine müzekkere yazmıştır.
43. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 23/9/2013 tarihliduruşmasının başında taraflar arasında tartışma çıkması sonucunda duruşmagerçekleştirilemeyerek duruşmanın 28/10/2013 tarihine ertelenmesine kararverildiği anlaşılmıştır. Duruşma Tutanağı'nın ilgili kısmı şöyledir:
"... Müştekiler ...[başvurucular] hazır.
Müştekiler vekili [53 adet vekil] ... hazır.
Sanık A.Ş. ve vekilleri [3 adet vekil] ... hazır.
Duruşma salonuna alınması konusunda,polislerin alınması, avukatların içeri girmesi ve vatandaşların salona alınmasıhususunda tartışma ve arbede yaşandığı görüldü.
...
Dava duruşmasına başlanamaması nedeniyleilk duruşmanın savunmanın alınması, müştekilerin beyanlarının alınması, savunmaavukatlarının ve müşteki avukatlarının beyanlarının alınması amacıyladuruşmanın CMK 142. Maddesi 182/2 Maddesi gereğince kamu güvenliği nedeniylekapalı yapılmasına karar verildi.
...
Müşteki vekillerini temsilen müştekivekili Av. [M.Y.nin]beyanları göz önüne alındığında duruşma salonundaki duruşma saatinin saatigeçmesine rağmen başlamaması olması, mahkemenin karar aldıktan sonra duruşmasalonunda her ne kadar sükunet sağlanmış ise de mahkememizin ilk celse içinalmış olduğu kararın kaldırılması talebinin reddine karar verildi. Kapalıduruşmaya devam olundu. Kapalılığın ilk celse duruşması için alındığı hususubelirtildi.
Duruşmaya başlanacağı zaman salonundışında arbede yaşandığı, salonun içinde ve dışında bu sırada tutanakyazılırken müşteki vekili Av. [M.Y.] söz alarak sanığın perukla geldiğini ve peruğundüştüğünü belirterek yargılama yapılmamak için kimliğini gizlediğinibelirtmiştir. Kolluk adliye dışında tutulmadığı sürece yargılamanın yapılmasımümkün değildir. Salon boşaltılırken koridorda kolluk kuvvetleri çıkanseyircilere ve bu esnada orada bulunan avukatlara saldırmışlardır. İkinci çıkanarbedenin nedeni ve sorumlusu da kolluk kuvvetleridir.
Peruk, müşteki vekili Av. [M.Y.den] alındı. Emanetegönderilmek üzere dosyaya alındı.
..."
44. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3/9/2013 tarihinde, duruşmasalonunda Mahkeme Heyetine "Hâkim davayı kaçtın, onlarlaortaksınız.", polislere "Katil polis, katiller."şeklinde sözler söylendiğini, duruşma sırasında sanık A.Ş.nin darbedildiğini,arbede yaşandığını, sanığın önündeki sabit mikrofonun yerinden çıktığını,parmaklıkların yerinden oynatıldığını belirterek olaylar hakkında suçduyurusunda bulunmuştur. Sonrasında Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 4/10/2013 ve25/10/2013 tarihlerinde, duruşmalarda meydana gelen olaylara ilişkin olarak3/9/2013 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek sanığın polisolması sebebiyle davanın güvenilir bir şekilde sürdürülmesi amacıyla 28/10/2013tarihli duruşma sırasında duruşma salonunda ve kapısında gerekli sayıda askerbulundurulmak suretiyle gerekli tedbirlerin alınması için güvenlik birimlerinemüzekkere yazmıştır.
45. UYAP üzerinden yapılan incelenmede A.Ş.ninŞanlıurfa'ya tayin olduğu ve bu sebeple 28/10/2013 tarihli ikinci duruşmayakatılmadığı fakat üç müdafiinin, başvurucuların ve 101 vekilinin de hazırbulunduğu anlaşılmıştır. Duruşmada; başvurucuların vekillerinin A.Ş.nintutuklanmasına ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi hususunda A.Ş.nin ilk duruşmayageldiği fakat duruşmanın başlayamamış olması sebebiyle savunmasını yapamadığı,A.Ş.nin görevli olarak Şanlıurfa'da bulunduğu, kaçma ihtimalinin, delillerikarartmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle A.Ş.nin müdafilerinin şahıslailgili mazeretlerinin kabulüne ve A.Ş.nin savunmasının Ses ve Görüntü BilişimSistemi (SEGBİS) vasıtasıyla alınmasına dair ara kararı verilmiştir.Başvurucuların SEGBİS ile savunma alınması kararına karşı itirazları Ankara 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 4/11/2013 tarihli kararıyla, söz konusu kararın itirazatabi kararlardan olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
46. Başvurucular vekilleri SEGBİS ile alınacak savunmasırasında Şanlıurfa'daki duruşmada hazır bulunma talebinde bulunmuştur. AğırCeza Mahkemesi 27/11/2013 tarihinde SEGBİS Yönetmeliği ve Bakanlık Bilgi İşlemDaire Başkanlığının genelgesi gözetilerek -sanığın hazır edilmesi ve kimliğinintespitine ilişkin hususlar dışında- tüm işlemlerin Ankara Ağır CezaMahkemesince yapılması gerektiğinden ve savunma SEGBİS'le görüntülü olarakAnkara Ağır Ceza Mahkemesince alınacağından sanık ve müşteki vekillerininŞanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki SEGBİS duruşmasında hazırbulunamayacaklarına karar vermiştir.
47. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 31/10/2013 ve 8/11/2013tarihlerinde, 2/12/2013 tarihli duruşma sırasında salon içinde ve kapıdagerekli güvenlik tedbirlerinin alınması ve yeterli sayıda askerinbulundurulması için güvenlik birimlerine müzekkere yazmıştır.
48. 2/12/2013 tarihli üçüncü duruşmaya A.Ş., SEGBİSaracılığıyla Şanlıurfa'dan katılmış; A.Ş.nin üç müdafii, başvurucular ve çoksayıda vekil ise duruşmada hazır bulunmuştur. A.Ş.nin kimlik tespiti SEGBİSaracılığıyla yapılmıştır. Başvurucuların vekillerinin talebi üzerine A.Ş.ninkimliğinin tespit edilip elektronik imza ile mahkemeye gönderileceğinden kimlikbelgesinin resimli fotokopisinin ve bir resminin çekilmesi suretiylegönderilmesine karar verilmiştir. Duruşmadaki savunmasında A.Ş. ayrıntılıyazılı savunmasını sunduğunu, bu savunması dışında konuşmak istemediğini bildirmiş;A.Ş.nin yazılı savunması huzurda okunmuştur. Dosyanın incelenmesinden A.Ş.ninyazılı savunmasının Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindeki ifadesiyle benzer olduğuanlaşılmıştır.
49. Devamında Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucularınkatılma taleplerinin kabulüne karar vermiştir. Sonrasında başvurucularvekilinin sorduğu bazı sorulara A.Ş. yanıt vermiştir. Duruşma sonucunda AnkaraAğır Ceza Mahkemesi Heyetince ilk duruşmada tanıkların duruşma salonu dışınaçıkarıldığı, duruşma salonunda meydana gelen arbede nedeniyle duruşmanınertelendiği, ikinci duruşmada SEGBİS'le ilgili itirazlar ve Mahkemenin adilolmadığı yönünde beyanlar ileri sürüldüğü belirtilerek yargılamadan çekinmekararı verilmiştir.
50. A.Ş. 2/12/2013 tarihli dilekçeyle, yargılanmakta olduğuolay nedeniyle radikal bazı örgütlerden tehdit aldığını ve hakarete maruzkaldığını, can güvenliği bulunmadığını, kendisine koruma tayin edildiğinibelirterek çekilen fotoğrafının taraflara verilmemesini ve yargılama dosyasındamuhafaza edilmesini talep etmiştir.
51. 2/12/2013 tarihli duruşmada verilen davadan çekinmekararını inceleyen Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi 13/12/2013 tarihinde hâkimintarafsızlığını şüpheye düşürecek sebepler ileri sürerek çekinmesi şartlarınındosyada gerçekleşmemesi nedeniyle davadan çekinme kararının uygun olmadığınakarar vermiştir.
52. Bu karar üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi başkanı20/12/2013 tarihinde Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük)kanun yararına bozma talebinde bulunmuştur. Genel Müdürlük 4/2/2014 tarihliyazıyla, kanun yararına bozma yoluna Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşenkararlar yönünden başvurulabileceğinden davadan çekinme kararı aleyhine kanunyararına bozma yoluna gidilmediğini belirtmiştir.
53. Bu defa Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin bir üye hâkimi10/2/2014 tarihinde davadan çekinme kararı vermiştir. Söz konusu kararıinceleyen Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi 14/2/2014 tarihli kararla hâkimintarafsızlığını şüpheye düşürecek somut sebeplerin gerçekleşmemesi nedeniyle çekinmeninuygun olmadığına karar vermiştir.
54. Bunun üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 10/2/2014tarihinde, 7/4/2014 tarihli duruşmanın güvenliğinin sağlanması, duruşma salonuiçinde ve dışında yeterli sayıda güvenlik gücünün bulundurulması için çeşitligüvenlik birimlerine müzekkereler yazmıştır.
55. 7/4/2014 tarihli duruşmada, başvurucular çok sayıdavekille temsil edilmiş olup başvurucular 2/12/2013 tarihli duruşmada MahkemeHeyetinin çekinmesi dolayısıyla sanığın savunmasının tamamlanamadığını belirtmiş,sanığa soracak soruları olması nedeniyle sanığın duruşmada hazırbulundurulmasını talep etmiştir. Talep üzerine sanığa doğrudan soruyöneltilmesi, polisler tarafından tutulan tutanak ile ilgili soru sorulmasıamacıyla sanığın duruşmada hazır edilmesi için hakkında çağrı kâğıdıçıkarılmasına karar verilmiştir.
56. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 7/4/2014 ve 27/5/2014tarihlerinde, 26/5/2014 ve 7/7/2014 tarihli duruşmalarda sanığın da hazırbulunacağını gözeterek duruşmaların güvenliğinin sağlanması, ek planlamayapılması, duruşma salonu içinde ve dışında yeterli sayıda güvenlik gücününbulundurulması için çeşitli güvenlik birimlerine müzekkereler yazmıştır.
57. 26/5/2014 ve 7/7/2014 tarihli duruşmalarda A.Ş.ninduruşmada hazır bulunduğu, başvurucuların çok sayıda vekille temsil edildiğigörülmüştür. 7/7/2014 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısı A.Ş.nin olasıkasıtla öldürme nedeniyle cezalandırılması ve haksız tahrik hükümlerininuygulanması gerektiği yönünde esas hakkında mütalaasını sunmuş, A.Ş.nin tutuklanmasınakarar verilmiştir.
58. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 14/7/2014 tarihinde, 3/9/2014tarihli duruşmada sanığın da duruşmada hazır bulunacağını gözeterek duruşmanıngüvenliğinin sağlanması, ek planlama yapılması, duruşma salonu içinde vedışında yeterli sayıda güvenlik gücünün bulundurulması için çeşitli güvenlikbirimlerine müzekkereler yazmıştır.
59. A.Ş.nin 3/9/2014 tarihli duruşmadaki savunmasınınilgili kısmı şöyledir:
"...kalkanın yere bırakıpüzerlerine doğru gidildiği gittiği ... deniliyor ... benim kalkanım muhtemelenparkın içerisinde ... çünkü kasığımda bu şekilde ayak izi vardı sağ kasığımda... Parkın içerisinde bizi yani kalkanlarımıza şu büyüklüklerde sayın hakimimdelikler vardı ilerden sapanlarla bizi taşlıyorlardı o esnada ben kendi ayağımao attıkları taşlar yerden sektirip atıyorlar kendi ayağıma gelmesin diyeayağımın kaba etine çevirdiğimi hatırlıyorum. Arkamdakileri koruyabilmek içinkalkanı yukarıya kaldırıyorum hakimim... İlk mahkemeye perukla çıktığımısöylüyorlar, benim dışarıda twitterlar’da kimlik fotokopilerim paylaşıldı busüreçten daha sonra Eylüldeki mahkemeden sonra benim illegal örgütlertarafından dışarıda dünya kadar tehdidim var, bu emniyetten istihbarattan bizeulaşıyor benim dışarıda koruma polisi verdiler bana yani benim dünya kadartehdide uğradığım ortada twitterlar’da kimlik fotokopilerim paylaşılıyor...havuz başında beton koltukların orada sıkıştırıldığımızda ... Bir arkadaşımınüzerine bastım diyor çalıların arkasına atlayabilmek için diyor yani ne kadarvahim bir durum düşünebiliyor musunuz. Canını emanet ettiğiniz her gün beraberyiyip içtiğiniz işte göreve gidip geldiğiniz bir arkadaşının göğsünebasıyorsunuz atlıyorsunuz yani bu olayın vahametini ne kadar gösteriyor ...Yani o insanın böyle dışarıdan bakınca veya görüntüyü izleyince anlaşılmıyor oan orada o taşı bir yiyip o kaldırım taşını kırılmış ikiye bölünmüş kaldırımtaşını bir yiyip bir canınızın yanması gerekiyor. Bugün hepimizin eline evdebir dikiş dikerken bile iğne batsa havaya hopluyoruz yani ... olay anındaparkın içindeki görüntüde ben çalılıkların oraya kadar geldiğimde,... arkayaatlayabilmek için oraya kadar geldim orada kalkanımın nereye gittiğinibilmiyorum yani artık yakın mesafeden adamlar bizzat yere düşen arkadaşlarasaldırıyorlardı, bize saldırıyorlardı hakim bey ben çalılıkların arkasınaatlayabilsem yukarıya doğru kaçacaktım zaten ama çalıların oradan ben sırtımüzerine düşürüldüğümde, ... bana gelen darbe sonucu ... yere düşürüldüğümde ...hala yukarıdan taş atma durumları var orada ki eylemcilerin bu görüntü ilesabit bir şey ben orada yere düştüğümde oranın yüksekliği bu çitten daha yüksekbelki de oradan sırtım üzerine yere düştüğümde elimde kalkanım yoktu sadece gazmaskem ve kaskım vardı ve içeride havuz başında 15 dakika boyunca bu adamlarbizi orada taşlamışlar. Orada biz acayip bir duruma düştük yani bizimarkadaşlarımız telefon kulübelerinin üstünden atlayıp kaçtılar robokobarkadaşlar onlar kaçtıysa öndeki kalkancıların ... sayesinde kaçtılar benkalkancıyım diyorum efendim size kalkanlarda bu kadar delikler vardı ben oradakalkancı olarak sırtımı dönüp gözümün önüne bakarak kaçma imkanım olsaçalılardan güzelce atlar giderdim. Ama arkamı dönmek gibi bir imkanım yoktuçünkü kalkanıma sürekli taşlar isabet ediyordu, sürekli taşlar isabet ediyor,beton koltuklar var, arkadaşlarım orada yere düşmüş millet birbirinin üzerinebasıyor yani o hengameyi ben burada size ne kadar anlatsam da efendim o olayıniçine yani bu hengameyi polis memuru olup da öyle bir olaya girmeyen bir insanbile anlayamaz ... ben oradan üzerime atlayacaklarını düşünerek efendim parkıniçindeki o dediğim görüntüde ki çalılıklar üzerimden üzerime atlayacaklarınıdüşünerek silahımı yerdeyken çektim ama dolduruş yapmadım efendim, dolduruşyapmadım. Şimdi sağ elimde silah varken doğal olarak nasıl yerden doğrulmamgerekir benim sol elimi yere koymam gerekir değil mi sol elimi yere koyupdoğrulduğumda yanımdaki eylemcinin bana doğru hamle yaptığını gördüm bakınburalar ekmek sandığı yüzünden ekmek kulübesi yüzünden görüntüye alınmamış ...o esnada ben yerden doğrulduğumda o eylemci bana doğru hamle yaptığında ben onatekme suretiyle uzaklaştırmak istedim. Yani belimde copum var ama o coplarıbilmiyorum ne kadar bilginiz var yani çıkartmak orada çok şey değil yani kolaybir iş değil yani... Daha sonra ben orada o eylemciye tekme attıktan sonra...kaskıma taşın çarpmasıyla... birlikte kalabalık grubu ben o zaman fark ettimbana doğru geldiklerini yani aslında ben silahı parkın içindeki gruba karşıçektim orada ben bunları ifademde de anlattım ... orada ben artık taşlar banapatır patır isabet etmeye başlayınca hakim bey ben orada artık kafamdaki tek oanlık oluşan düşünce silahım namlusuna mermiyi verip havaya ateş etmek oldu.Çünkü oradaki saldırıyı dindirmem gerekiyordu benim yani oradan çıkabilmek içindindirmem gerekiyordu. Size şunu sorayım yani buradan sizin orası 5 metre vs.öyle bir şeydir herhalde sizin kürsünüz ya şimdi atılan taşlar kaldırım taşıhakim bey, ... benim doktor raporlarımda da mevcut. Eve gittim kız arkadaşımagöndermek için fotoğrafta çektim yani ... küçücük bir canınız yansa yani serçeparmağınıza vursam sonuçta bütün vücut irkiliyor ... çıplak bir vücuttayakından atılan o kaldırım taşlarının bırakacağı etkiyi bir düşünün sizce dekontrolümün bozulması normal değil mi. Eğer taşlamasalar ben zaten geriçekiliyordum ve böyle bir kaza yaşanmayacaktı. Efendim şimdi şunu söylemekistiyorum yani benim orada eğer ki amacım bir art niyetim olsa bir kötü niyetimolsa... benim o tekme attığım şahıs yerden doğruluyor ... tekrardan bana vargücüyle geriye doğru kasılıp taş atıyor sanırsam o taş herhalde görüntüde belliben sol elimi tutuyorum kasılıyorum böyle bir hareketim oluyor elimi orayakoyuyorum yani eğer ki benim kastım olsa... bana en çok orada beş metre ve ikimetre olarak kıyaslıyorum bana en çok zarar verecek olan orada iki metremesafedeki adamdır. Yani benim bir art niyetim olsaydı ben o adama silahıdoğrulturdum orada, yani benim başından sonuna bu kadar taş yememe rağmenısrarla elimi havada tutuyorum, ısrarla havaya ateş etmek istiyorum, ısrarlahavaya ateş ediyorum. Ama orada ki eylemciler yani namlu kendilerinedoğrulmadığı için bakıyorlar uyarı ateşi yapıyor, hala ısrarla taş atıyorlareğer ki namlu kendilerine doğrulsaydı zaten taş atmazlardı ... ben vücuthareketlerimle efendim şimdi kafada kask var gaz maskesi var bir sesduyuramazsınız bir şey yapamazsınız karşıdaki gruba bir ikazda dabulunamazsınız sizi taşlayan gruba ve 4,5,6 artık ne kadarsa oradaki metrehatırlamıyorum size o kadar kaldırım taşları atılıyor vücudunuza isabet ediyorcanınızın yanmasını vücudunuzun tepkimelerini bir düşünün psikolojik halinizkorkmanız telaşlanmanız bunun çabası ve bu durumdayken bile bu durumdayken bileben hareketlerime bakın ... ben hareketlerimle uyarı ateşi yaptığımıgösteriyorum karşı tarafa yani benim bir art niyetim olsa yani o silah hiçbireğitimde öyle kurulmaz yani yere doğru bu şekilde zıplayarak bir silah kurmaşekli yoktur. Benim orada ki gayem hem geriye doğru adımlayıp mesafemi açmak hemde aynı zaman da yere doğru doldurup bir kazaya meyil vermemek istiyorum benorada. Yere doğru dolduruyorum elimi doğrudan eylemcilere değil de doğrudanyukarı doğru doğrultarak ateş etmeye başlıyorum ve aynı zamanda hala içimdekikorkuyu paniği düşünün, yani geriye doğru adımlıyorum ben hala başkanım yanigeriye doğru adımladığım halde ve ben atmaya başlamışım oraya artık silahınsesi duyuluyor orada duyulmuyorsa da görülüyor yani. Ben havaya atmayabaşlamışım atmışım,... sen beni hala taşlıyorsun yani ben sana uyarı atışıyapmak amacında olduğumu gösteriyorum, ... vücut tepkimelerim yani açıkçagörülüyor atılan taşlar, vücudumun hareketi o kasığıma değen taş benim içkanamadan şüphelendiler hastanede film çektiler. Ben elimi nasıl sol kasığımatutuyorum... bunlar çıplak gözle görülecek şeyler bunlar bilirkişi raporuna ...taşları saymaya falan hiçbir şeye gerek yok ki ... ben uyarı atışı yapıyorumyapmayın anlamı nedir bunun durdurun saldırıyı ama siz hala taş atmaya devamederseniz yani benim vücudum o tepkimeleri gösterdiğinde haliyle o kontrolbozulabilir. Yani dünyanın en iyi silah atan adamını buraya getirelim 5 metre 6metre mesafeye koyalım 20, 30 kişi herneyse 20-30 kişiye de gerek yok üç kişibeş kişi karşısından taşlayalım taşlayalım bakalım düzgün bir havaya atışyapabilecek mi ... eğer ki orada o eylemciler benim az önce bahsettiğim şekildehareketlerimle atışımı atışımı uyarı atışı olacağını göstermeme rağmen havayada uyarı atışı yapmaya devam etmeme rağmen beni hala taşlayarak böyle bir kazanınolmasına sebebiyet verdiler. Eğer ki o taşlar bana atılmamış olsaydı ben zatenhamlelerimle de geriye doğru kaçıyorum..."
60. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3/9/2014 tarihli kararlaA.Ş.nin olası kasıtla öldürme suçundan cezalandırılmasına, hakkında haksıztahrik hükümlerinin uygulanmasına karar vermiştir. A.Ş. neticeten 7 yıl 9 ay 10gün hapis cezasına mahkûm edilmiş ve hükmen tutukluluk hâlinin devamına kararverilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"...
4) Eylemin bilinçli taksir veya olası kastyönünden değerlendirilmesi
a) Bilinçli taksir yönünden TCK 22/3maddesi çerçevesinde yapılan değerlendirmede,
Kanun metninde 'kişinin öngördüğüneticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksirvardır' hükmü yer almaktadır. Taksir eyleminin değerlendirilmesinde, eylemintaksirli bir suç olması, neticenin öngörülebilir olması, hareketin iradiolması, neticenin istenilmemesi, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırıdavranılması, hareket ve netice arasında illiyet bağının varlığı göz önünealınmalıdır...
b) Olası kast yönünden TCK 21/2 maddesiyönünden yapılan değerlendirmede,
Kanun metninde, 'suçun kanunitanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesihalinde olası kast vardır' hükmü yer almaktadır...
Olası kast ve bilinçli taksirde failinneticeyi öngörerek hareket etmesi gerekmektedir. Olası kastta fail gerçekleşmeolasılığını öngördüğü neticeyi göz önüne almakta, kabullenmektedir. Bilinçlitaksirde ise failin neticeye yönelik iradesi, istememe şeklindedir...
...
... Görüntülerin incelenmesinde GeziParkı olaylarıyla bağlantılı Ankara'da eylemler düzenlenmiş..., eylemlerinhukuk düzeninin gerektirdiği kurallar dışına çıkılarak gerçekleşmesi üzerineyasal çerçevede görevli bulunan polisler, kural dışı yapılan hareketlereilişkin kendilerine düşen görevi yerine getirmeye çalışmışlardır...
...
Sanığın eyleminin değerlendirilmesinde,mahkememiz olası kast ve bilinçli taksir değerlendirmesi yönünden yukarıdabelirtilen kurallar çerçevesinde, sanığın görevli diğer polis memurları ileolay yerinde olaylara müdahale etmek amacıyla tedbir alınması sırasında hazırbulunduğu, eyleme katılan kişilerin güvenlik görevlilerine karşı yapmışoldukları taşlı, sopalı eylemleri sonucunda, olayın başlangıcında kalkancıdurumunda bulunan polislerin bazılarının kalkanlarının alınması ve geriçekilmek zorunda bırakılmaları ve buna ilişkin verilen talimatlar sebebiylepolislerin Güvenpark yanında bulunan Milli Müdafaa Caddesi üzerinden Kumrularsokak istikametine doğru geri çekildikleri, görüntülerde izlendiği şekliyleatılan taşların nitelikleri ve direnişin küçümsenmeyecek boyutta olduğu, herbir taşın isabet etmesi halinde öldürücü bir darbe etkisi meydanagetirebileceği, ancak sanığın da geri çekilme imkanı varken geri çekilmeyereksilahını çektiği açıktır. Sanık [A.Ş.nin] görevi gereği kendisine verilen tabancasıyla olayınmeydana geldiği yer olan Milli Müdafaa Caddesi'nin Güvenpark Kızılay Metroçıkışı köşesinde, üç el ateş etmesi sonucunda mermilerden birinin maktul [E.S.nin]başına isabet etmesi sonucu ölüm meydana gelmiştir. Buna göre kanunun olasıkast ile düzenlemiş olduğu hükümler çerçevesinde yapılan değerlendirmedesanığın ateş etmesi neticesinde orada bulunanların isabet alarakyaralanabileceklerini veya ölebileceklerini öngörebilecek bir durumda olduğu,üçüncü atış sonucunda da ölümün meydana gelmiş olması göz önüne alındığında,sanık [A.Ş.nin] olay anında, bulunduğu alanda, tabanca ile ateş etmesinigerektirecek düzeyde bir tehlikenin söz konusu olmadığı, olay anında aynışartlar altında bulunan diğer görevli polis memurlarının böyle bir eylemekalkışmadıkları, sanığın kendisinin de daha sonra duruşmadaki ifadesinde dekabul ettiği gibi olaydan hemen sonra polis arkadaşlarına 'çektim sıktım üçtane' demesi, sanığın suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğiniöngörmesine rağmen fiili işlemiş olması sebebiyle eylemin olası kastla adamöldürme olduğu mahkememizce kabul edilmiştir.
Sanığın eylemi bilinçli taksir olarakkabul edilmemiştir. Bilinçli taksirin söz konusu olabilmesi için sanığınneticeye yönelik iradesinin 'istememe' şeklinde gerçekleşmesi gerekmektedir.Halbuki eylemde yukarıda anlatıldığı gibi sanık olası kast unsurlarınıgerçekleştirecek şekilde hareket etmiştir.
c) Olası kast (TCK 21/2) halinde haksıztahrik hükümlerinin (TCK 29) uygulanması
...
haksız hareketin işleniş şekli,niteliği, tahrik edenle edilenin durumları nazara alınmış ve hakkaniyet ilkesiçerçevesinde uygun bir biçimde tahrikin derecesi tespit edilerek cezada yapılanindirim oranı 2/3 olarak belirlenmiştir.
5) Meşru müdafaa sınırının aşılmasısuretiyle adam öldürme iddiasına ilişkin yapılan değerlendirme
...
... TCK'nın 27/1 maddesi, meşru müdafaabakımından geçerli olup, hukuka uygunluk nedeniyle sınırın aşıldığı hallerdeuygulanır. Olayın meydana geliş şekline göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıgöz önüne alındığında meşru savunma şartlarının olayımızda gerçekleşmediğiaçıktır.
...
8) SEGBİS Sisteminin Kullanılması
...
SEGBİS sisteminin kullanımına ilişkinyukarıda belirtilen yönetmelik ve genelge gereği huzurda bulunamayan ve başkabir mekanda bulunan sanıkla ilgili savunma alınması söz konusu olduğundan,Sanık [A.Ş.nin]Şanlıurfa'da bulunması sebebiyle SEGBİS sistemiyle savunmasının alınmasınakarar verilmiş olup, SEGBİS sisteminin özelliği gereği sanığın sesli vegörüntülü video sistemiyle, mahkeme huzurunda bulunan avukatı kanalıylasavunmasının alınmasıdır. Bu sebepten, sanığın savunmasının alınmasına kararverildikten sonra avukatların mahkememizde bulunması gerektiği, SEGBİS sistemigereği sanığın yanında avukat bulunması zorunluluğu olmadığından sanığın tekbaşına SEGBİS sistemiyle huzurda bulunan sanık vekilleri ve katılanvekillerinin huzurunda savunması alınmıştır.
Tarafların, yani sanık vekillerinin vekatılan vekillerinin savunma konusundaki itirazları, savunmanın yapılamadığınailişkin beyanları üzerine sanık vekillerinin sanık [A.Ş.yi] duruşmada hazır edeceklerinibeyan etmeleri üzerine, sanığın huzurda hazır edilmesiyle savunması alınmıştır.
Mahkemenin buradaki amacı, taraflarınbeyanlarını değerlendirirken sanık savunmasına ilişkin sanık vekillerinin debeyanları göz önüne alınarak adil yargılama ilkeleri çerçevesinde savunmanınalınması olduğundan, tekrar savunma alınmıştır. Esasen mahkememizin görüşünegöre SEGBİS sistemiyle yapılan savunma geçerli olmasına rağmen, özellikle sanıkvekillerinin sanığı hazır etmeleri suretiyle savunmasının alınmasını talepetmeleri sebebiyle talepleri kabul edilmiştir.
SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME:
Sanığın savunması, katılanlarınbeyanları, sanık vekillerinin ve katılan vekillerinin beyanları, tanıkbeyanları, olay anını gösteren video görüntüsü ve dosyadaki belgelerin birliktedeğerlendirilmesinde,
... izlenen video kayıtları ve tanıkbeyanlarına göre Ankara Metrosu'nun Milli Müdafaa Caddesi çıkışı ileGüvenpark'da gösterilere müdahale etmeleri için görevlendirilen polismemurlarına göstericilerin çeşitli maddeler fırlattıkları, bu maddelerinyaralayıcı ve zedeleyici nitelikte olduğu, olay yerinde görevli olan ve kalkantaşıyan polis memurlarının bulunduğu grubun bu sebeple geri çekilirken,polislerin bir kısmının yere düştüğü, bu esnada kalkanlarının da düştüğü, geriçekilme talimatının verilmiş olduğu, sanık [A.Ş.nin] gösteriler devam ettiği sırada geri çekilirkenGüvenpark'ın köşesinde bulunan telefon kulübelerinin yanından caddeye doğruçıktığı, ancak diğer polis memurları gibi Milli Müdafaa Caddesi'nden yukarıdoğru geri çekilmek yerine pozisyonunu koruduğu, bir göstericiye tekme atarakhemen ardından silahını çektiği ve silahı üç kez ateşlediği, ilk iki atışınyukarı doğru yapıldığı, sanık polis [A.Ş.nin] silahını üçüncü kezateşlediğinde, önünde bulunan gösterici grubundan [E.S.nin] vurularakyaralandığı ve yere düştüğü görüntülerden ve tanıkların beyanlarından açıkçaanlaşılmakla sabittir. Adli Tıp Kurumunun maktul [E.S.nin] hangitabancadan ateşlenen mermiyle vurulduğu hususundaki raporunda, olay yerindebulunan polis memurlarının tabancalarının incelenmesi neticesinde, mermininsanık polis [A.Ş.ye] ait tabancadan atılmış olduğu anlaşılmıştır. Bununüzerine iddia makamı tarafından 12/07/2013 tarihli iddianame ile sanık hakkındameşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürme suçundan kamu davasıaçılmıştır. Sanığın eyleminin kasten adam öldürme - olası kastla adam öldürme -taksirle veya bilinçli taksirle adam öldürme yönünden yapılandeğerlendirmelerde, yukarıda da ayrıntılı olarak izah edildiği üzere sanığınmaktul [E.S.yi] olası kastla öldürdüğü kanaatine varılmış ve bu bağlamdaTCK 21. madde hükümleri uygulanmış olup, eylemde kullandığı silahın devlettarafından görevi gereği kendisine verilmiş olması sebebiyle TCK 266. maddesikapsamında silahla ilgili değerlendirme de yapılmakla, eylemde haksız tahrikinoluşup oluşmadığı yönünden, yine yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere,sanığa atılan taşlar ve olayın cereyan etme şekli göz önüne alınarak, eyleminhaksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaişlenmiş olduğu kanaatine varılarak, TCK 29. maddesi hükmü uygulanmıştır.
Sanık hakkında verilen mahkumiyetkararı, olay anına ilişkin video görüntüsü, tanık beyanları, katılanlarvekillerinin beyanları, otopsi raporu, adli tıp ve bilirkişi raporları iledosya kapsamının birlikte değerlendirilmesinde, sanığın suçu işlediğine ilişkinkuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğundan sanığıntahliye talebinin reddi ile hükümle birlikte tutukluluk halinin devamına kararverilmiş ..."
61. Başvurucuların temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay1. Ceza Dairesinin 17/6/2015 tarihli kararıyla bozulmuştur. Gerekçenin ilgilikısmı şöyledir:
"...
3- a) 26.05.2014 tarihli oturumdaverilen 6 nolu ara kararının katılan tarafın dinletmek istediği ve adlarınatensibin 7 nolu bendinde yer verilen... adlı kişileri kapsadığı nazaraalındığında; soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadelerialınan, beyanlarına gerekçeli kararda yer verilerek hükme esas alınan ve19.07.2013 tarihli tensip zaptının 6 ile 8 nolu bentleri uyarınca mahkemeceresen dinlenmelerine karar verilen tanıklar ... yargılama sırasındadinlenmemesi ve tarafların beyanları tespit edilerek bu konudaki arakararlarından vazgeçilmesi yönünde herhangi bir karar oluşturulmaması suretiyleCMK'nun 211/1-c ve 215. maddelerine aykırı davranılması,
b) Olayla ilgili olarak temin edilen tümgörüntülerin mahkemece huzurda izlenmesinden, taraflarca temin edilen bilirkişiraporları incelenerek bu hususta bir tutanak düzenlenmesinden, görüntülerinkanaat oluşturmaya yeterli olmadığı düşünüldüğünde ise bu hususta kendisinigeliştirmiş üniversitelerin ilgili bölümleri veya TRT gibi uzman kuruluşlaramensup bilirkişilere tevdii edilerek, mümkün olduğu takdirde görüntükalitesinin ileri teknoloji ile iyileştirilmesi sağlandıktan sonra taraflarında hazır bulunduğu bir oturumda izlenmesinden ve taraflar ile müdafii vevekillerinden diyeceklerinin sorulmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayinve takdiri gerektiği gözetilmeden mahkeme heyetince nerede izlendiği ve içeriğitutanaklardan anlaşılmayan görüntülerin hükme esas alınması suretiyle yine 5271sayılı CMK'nun 216 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi,... (BOZULMASINA),
... hükmolunan cezanın miktarı, temyizincelemesi için geçen süre dışındaki tutukluluk süresi, bu aşamada bir hakkaybının bulunmaması, mahkemece sanığın hukuki durumunun bozma sonrasıyargılama sırasında yeniden değerlendirilecek olması nazara alınarak sanıklarmüdafiilerinin tahliye taleplerinin REDDİNE..."
2. 2015/307Esasına Kayden Görülen Yargılama Süreci
62. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma kararı üzerineAnkara Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/307 esasına kayden görülen yargılamada,10/7/2015 tarihli tensipte sanığın tutukluluk hâlinin devamına, sanığın ilktutuklama incelemesinin 7/8/2015 tarihinde, ikinci tutuklama incelemesinin ise4/9/2015 tarihinde yapılmasına, 7/9/2015 tarihinde gerçekleşecek duruşma içintaraflara çağrı kâğıdı gönderilmesine karar verilmiştir. 7/8/2015 tarihliincelemede sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
63. Ayrıca 10/7/2015 tarihinde, Ankara Ağır CezaMahkemesince 7/9/2015 tarihinde gerçekleşecek ve tutuklu sanığın hazırbulunacağı duruşmada güvenliğin sağlanması için güvenlik birimlerinemüzekkereler yazılmıştır. Ayrıca Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 2/9/2015 tarihliyazı ile 7/9/2015 tarihli duruşmadan önce duruşma salonunda köpekle veyagerekli her türlü teknik teçhizatla bomba araması yapılmasını güvenlikbirimlerinden talep etmiştir.
3. DavanınNakli Kararı ve Sonrasındaki Yargılama Süreci
64. Sanık müdafileri 5/8/2015 havale tarihli dilekçeyle,polis memuru A.Ş.nin can güvenliği olmadığını, mahkeme huzurunda biledarbedildiğini, radikal gruplar tarafından adliye binası çevresinde gösterileryapıldığını, adliye binasına saldırılıp zarar verildiğini, kapıların kırılıppolis araçlarının yakıldığını, duruşmalarda olaylar çıktığını, Mahkeme Heyetinehakaret edildiğini ve her türlü baskının yöneltildiğini, Mahkemenin her duruşmaöncesi güvenlik sağlanması için güvenlik güçlerine müzekkere yazmasıgerektiğini, ilk duruşmadan bu yana hem saldırılar hem de Mahkeme Heyetineyönelik baskı ve tehditler nedeniyle güvenli ve adil yargılamayı sağlayacak birortamda duruşma yapılamadığını, bundan sonra da yapılamayacağını belirterekdavanın daha güvenlikli ve adil yargılama yürütülebilecek bir ortamda görülmesiiçin güvenlik gerekçesiyle başka bir yere naklini istemiştir.
65. Bunun üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2015tarihinde, yargılamaya devam edilmesinin kamu güvenliği için tehlike oluşturupoluşturmadığı, davanın naklinin zorunlu olup olmadığı konusunda gereği yapılmaküzere söz konusu dilekçeyi Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir. CumhuriyetBaşsavcılığı ise söz konusu yazıyı 10/8/2015 tarihinde Genel Müdürlüğeiletilmiştir.
66. Genel Müdürlüğün 12/8/2015 tarihli yazıyla, talebinCumhuriyet Başsavcılığı ve Ankara Valiliğinin (Valilik) görüşü ile birliktegönderilmesi gerektiğini bildirmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı; AnkaraAğır Ceza Mahkemesinden ve Valilikten görüş talep etmiştir.
67. Valilik 14/8/2015 tarihinde, sanık polis memuruA.Ş.nin yargılanması sırasında duruşmalarda sanığa bazı marjinal gruplartarafından şiddet uygulanması, adliye dışında yasa dışı gösteriler yapılması,adliye binasına ve güvenlik güçlerine saldırıda bulunulması, Mahkeme Heyetininbaskı altına alınmaya çalışılması gibi eylemler karşısında A.Ş.nin ceza infazkurumunda, adliyede, ceza infaz kurumundan adliyeye getirilip götürülmesisırada kargaşa çıkarılmasının, saldırıya uğramasının, kaçırılmaya veöldürülmeye çalışılmasının muhtemel olduğunun, alınan güvenlik tedbirlerinerağmen öngörülemeyen ve kamu güvenliğini ciddi olarak ihlal edebilecek, infialyaratabilecek olayların çıkabileceğinin değerlendirildiğini bildirerek davanınnaklinin kamu güvenliği bakımından zaruret arz ettiği yönündeki görüşünübildirmiştir.
68. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi de Valiliğin görüşünüteyit eden görüşünü Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir. CumhuriyetBaşsavcılığınca Genel Müdürlüğe yeniden iletilen nakil talebi 21/8/2015tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı 25/8/2015 tarihinde Yargıtay 5. Ceza Dairesindendavanın nakli için talepte bulunmuştur.
69. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 31/8/2015 tarihli kararıylakamu davasının Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakline karar vermiştir. Gerekçeninilgili kısmı şöyledir:
"...Davanın başka bir yere naklininuygun olacağı yolundaki görüş ve Adalet Bakanlığının bu husustaki isteğiyerinde görüldüğünden kamu güvenliği nedeniyle CMK.nun 19/2. maddesi uyarıncaAnkara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/307 esasında kayıtlı kamu davasınınAksaray Ağır Ceza Mahkemesine NAKLİNE..."
70. Bu karar üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3/9/2015tarihinde resen celse açmış, başvurucular ile vekillerinin yokluğunda verdiğikararla davanın Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakline ve Yargıtay 1. CezaDairesi tarafından mahkûmiyet kararının usul yönünden bozulmuş olması, davanınnakli sebebiyle yargılamanın uzun sürebileceği, sanığın tutuklu kaldığı süre veduruşmaları devamlı olarak takip etmesi gerekçeleriyle A.Ş.nin tahliyesinekarar vermiştir.
71. Başvurucular vekili tarafından 4/9/2015 havaletarihli dilekçeyle, A.Ş.nin tutukluluk incelemesinin 4/9/2015 tarihindeyapılacağına dair ara kararı var iken adli tatilde, nöbetçi bir heyettarafından davanın güvenlik nedeniyle nakli talebinde bulunulduğu ve sonrasındaYargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından davanın nakline karar verilmesiyle görevisona erdiği hâlde Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutukluluk incelemesiyapılacak tarihten bir gün önce ara celse açılarak davanın nakliyle birliktesanığın tahliyesine de karar verildiği belirtilmiş ve tahliye kararına itirazedilmiştir.
72. İtiraz, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/9/2015tarihli kararıyla, davanın nakli kararında sebepleri belirtilmek suretiyletahliye kararı verme yetkisinin mahkemenin mutlak yetkisi sınırı içinde olduğugerekçesiyle reddedilmiştir.
73. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/9/2015 tarihlikararı başvuruculara 30/9/2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular13/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Aksaray AğırCeza Mahkemesi Nezdindeki Yargılamalar
1. 2015/364Esasına Kayden Görülen Yargılama Süreci
74. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/364 esasınakayden görülen yargılamanın 11/1/2016 tarihli duruşmasında A.Ş., SEGBİSaracılığıyla hazır bulunmuştur. A.Ş.nin dört müdafii, başvurucular SayfıSarısülük, Mustafa Sarısülük, İkrar Sarısülük, Cem Sarısülük ile başvurucularınyirmi beş vekili duruşma salonunda hazır bulunmuştur. Başvuruculara Yargıtayınbozma ilamına karşı diyecekleri sorulmuş, başvurucular esas mahkemede beyandabulunmak istediklerini ve bozma ilamı konusunda bir diyeceklerinin olmadığını,avukatlarının bu konuda beyanda bulunacaklarını belirtmiştir.
75. Dosyanın incelenmesi neticesinde başvurucularvekillerinin sanığın huzurda savunma yapması, duruşmada hazır edilmesiyönündeki taleplerinin Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılamada dadevam ettiği anlaşılmıştır.
76. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince aynı duruşmada, bozmailamında belirtilen şahısların dinlemesi talebinden başvurucular vekillerininvazgeçtiği ve davanın nakledilmeden önce görüldüğü Ankara Ağır CezaMahkemesince de bu tanıkların dinlenmelerinden vazgeçilmesine karar verildiğianlaşılmakla tanıkların dinlenmesi hususunda yeniden karar verilmesine yerolmadığına, yine bozma ilamında belirtilen, dosyaya sunulan görüntükayıtlarının Mahkemece celse arasında huzurda izlenerek bilirkişi raporları daincelenmek suretiyle tutanak tutulmasına, görüntü kayıtları incelendikten sonrahüküm vermeye elverişli olmadığı kanaatine varılması hâlinde gerekli işleminyapılmasına, A.Ş.nin duruşmada hazır edilmesi talebinin savunmasını SEGBİSaracılığıyla yapmak istemesi ve bu hususun savunma hakkıyla ilgili olmasınedeniyle reddedilmesine ve A.Ş.ye isnat edilen suçun niteliği, delil durumu,delillerin büyük ölçüde toplanmış olması, A.Ş.nin duruşmaları takip etmesi,kaçtığına ya da kaçacağına ilişkin bir bulguya rastlanmaması, ayrıca delillerikarartma yönünde bir eylemi olmaması nedeniyle tutuklanması talebinin reddinekarar verilmiştir.
77. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bozma kararıdoğrultusunda 18/3/2016 tarihinde, olaya ilişkin görüntülerin bulunduğuCumhuriyet Başsavcılığının emanetinde kayıtlı olan ve yargılamanın naklisonucunda dosya ile birlikte gönderilen, çeşitli televizyon kanallarıtarafindan iletilen DVD, üzerinde "Olay Öncesi Polise Saldırı"yazısı bulunan CD, üzerinde "Polis Havaya Ateş" yazan DVD,üzerinde "yavaş +" yazan CD, müşteki vekili tarafından sunulan11/6/2013 tarihli CD, yine müşteki vekilinin sunduğu, bir televizyon kanalıtarafından çekilen görüntülerin olduğu CD, A.Ş.nin müdafilerinin sunduğu flaşbellek içindeki görüntüler, çeşitli MOBESE kayıtları, Ankara Ağır CezaMahkemesine sunulan, 5/8/2013 tarihli bilirkişi raporunun hazırlanmasındaizlenen CD, başvurucular vekillerinin sunduğu, özel bilirkişi raporlarınınhazırlanmasında izlenen görüntüler izlenmiştir. Görüntülerin izlenmesi sonucudüzenlenen tutanakta, görüntü kayıtları ve bilirkişi raporlarının incelenmesineticesinde olay anını gösteren CD ve görüntü kayıtları bulunan flaş bellektekigörüntülerin netleştirilmesi, atış anlarına ve olayın başlangıcı ile bitişanına ilişkin kayıtların net olarak tespit edilmesi ve fotoğraflanmasıgerektiği belirtilmiştir. Heyet, izlediği hâliyle görüntü kayıtlarının netlikve kalite açısından hüküm vermeye elverişli olmadığı kanaatine varmıştır.
78. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 4/4/2016 tarihliduruşmada dosya kapsamında mevcut tüm görüntülere dair yeniden bilirkişi raporualdırılmasına karar vermesi üzerine aynı tarihte dosya kapsamındaki tüm görüntükayıtları ve bilirkişi raporlarını Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesine ileterekgörüntülerin netleştirilmesi ve sonrasında görüntü kayıtlarının kare karefotoğraflanması, ateş etme süresinin ve atış sayısının tespiti, olay anındagöstericiler tarafından polislere ve sanık polis memuruna taş atılıpatılmadığı, atılmış ise sanık polis memuruna isabet edip etmediği, isabet etmişise kaçının isabet ettiği, üçüncü atışta sanığın kolunda pozisyon değişikliğiolup olmadığı, varsa taş ya da sopa isabet etmesi gibi buna etken bir nedeninbulunup bulunmadığı hususlarının ayrıntılı rapor ile tespitini talep etmiştir.
79. Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi 14/4/2016 tarihinde,iletilen tüm görüntülerin kalitesinin ve çözünürlüğünün iyileştirilmesiniTÜBİTAK'tan talep etmiştir. Görüntülerin iyileştirilmesini müteakip görüntülerrapor hazırlanması için Türkiye Radyo Televizyon Kurumunda (TRT) görevlitekniker, sistem analisti ve başkameramandan oluşan bilirkişi heyetine teslimedilmiştir. Başvurucuların itiraz ettiği 19/8/2016 havale tarihli bilirkişiraporunun ilgili kısmı şöyledir:
"...Mahkeme'nin dava konusu olayailişkin talepleri genel olarak değerlendirildiğinde, taleplerin yoğun görselunsurlar içerecek şekilde raporlanması gereken talepler olduğu anlaşılmaktadır.Bu nedenle dava dosyası ekinde incelenmek üzere komisyonumuza verilen tümgörüntü kayıtları öncelikle ayrıntılı bir biçimde hem içerik ve hem de teknikyeterlilikleri bakımından komisyonumuzca incelenmiştir.
Raporda yer alacak fotoğrafların açık veanlaşılır olması amacıyla komisyonumuza verilen olay görüntülerinden, davakonusu olayı en açık ve anlaşılır şekilde görüntüleyen kayıtlar seçilmiş,orijinal görüntü içeriğine hiçbir şekilde müdahale edilmemiştir.
Tüm görüntü kayıtları üzerindekomisyonumuzca yapılan değerlendirme neticesinde ... isimli görüntükayıtlarının ... Mahkemenin taleplerine cevap verebilecek içerik ve teknikyeterliliğe sahip olduğuna karar verilmiştir.
'vurulan genç' isimli görüntü kaydındantoplam 996, 'polis havaya ateş' isimli görüntü kaydından toplam 1426 ve'mobese' isimli görüntü kaydından toplam 1348 adet olay fotoğrafı eldeedilmiştir. Elde edilen tüm fotoğraf kareleri ile olay akışı, diğer kameragörüntülerindeki fotoğraflarla doğrulatmak suretiyle tek tek incelenmiştir.
Ayrıca, farklı kamera açılarındankaydedilen olay görüntüleri, uluslararası geçerliliği olan ... görüntü işlemeyazılım programı aracılığıyla eşlenerek bilgisayar ortamında tekrar kaydedilmişve böylece olay anını farklı kamera açılarından aynı anda izeyipdeğerlendirebilme imkanı sağlanmaya çalışılmıştır.
Komisyonumuzca hazırlanan bilirkişiraporunda kullandığımız görüntü kayıtlarından elde edilen tüm fotoğraflar ilegörüntü eşleme yöntemi ile tekrar kaydettiğimiz video kayıtları ayrıca DVDortammda bilirkişi raporumuz ekinde sunulmuştur.
...
(2) Kamera-2 görüntülerine göre sanıkpolis memuru yere diz çökmüş olan bir göstericinin kafasına sağ ayağıyla sertbir tekme atar. Bu arada çevredeki göstericiler sanık polis memuruna taşatmaktadır.
(3) Başka bir göstericinin sanık polismemuruna savurduğu iri bir taş polis memurunun kaskının tam yüzüne gelenbölümüne çarparak parçalanır.
(4) Sanık polis memuru geriye doğrusıçrayarak sağ elinde tutmakta olduğu tabancasının emniyetini açar.
(5) Sanık polis memuru sağ elindetaşıdığı tabancasını yukarıya kaldırarak ilk ateşlemeyi gerçekleştirir. Polismemurunun önünde bulunan gösterici kalabalık arasında [E.S.] açık bir biçimdegörülmektedir. [E.S.nin] ilk ateşleme sırasında taş atmak üzere sağelini yukarıya doğru kaldırdığı görülmektedir.
(6) Sanık polis memuru sağ elindetaşıdığı tabancasını yukarda tutmaya devam ederek ikinci ateşlemeyigerçekleştirir. Görüntülere göre ikinci ateşleme sırasında [E.S.nin] sağ elindeki taşı sanıkpolis memuruna doğru attığı görülmektedir.
(7) Sanık polis memuru sağ elindetaşıdığı tabancasını da tutmaya devam ederek bu kez üçüncü ateşlemeyigerçekIeştirir. Görüntülere göre üçüncü ateşleme sonrasında [E.S.] başını sola doğru çevirir.
...
Mevcut kamera görüntüleri incelendiğindeolaylar sırasında göstericilerin polislere ve sanık polis memuruna yoğun birbiçimde ve büyük ebatlarda taş attıkları ve göstericiler tarafından atılantaşların sanık polis memuruna isabet ettiği tespit edilmiştir.
...
Olaylar sırasında kamera görüş alanıiçerisinde yoğun bir hareketlilik olması ve atılan taşların sanık polismemuruna ulaşıncaya kadarki süratinin kamera kayıt hızını kimi zaman aşması vekamera titreşimlerinden kaynaklanan netlik bozulmaları nedeniyle sanık polismemuruna isabet eden taşların tespiti konusunda makul bir hata payını dadikkate alarak, komisyonumuzca net bir biçimde atışlar öncesi ve atışlarsırasında sanık polis memuruna isabet eden taşlar aşağıda belirtilmiştir:
A) SİLAH ATEŞLENMEDEN ÖNCEKİ TESPİTLER:
Tespit-1: Atıcısı tespit edilemeyen taşpolis memuruna isabet ediyor.
Tespit- 2: Polis memuruna isabet ediyor.
Tespit- 3: Polis memurunun kaskınaisabet ediyor.
Tespit- 4: Polis memurunun sağ tarafınaisabet ediyor.
...
Tespit-7: Gösterici taşı çok yakınmesafeden atmakta ve taş sanık polis memurunun kaskına isabet etmektedir.
...
Tespit- 10: Polis memurunun sağ omuzbölgesine isabet ediyor.
B) ATEŞLEME SIRASINDAKİ TESPİTLER:
Tespit- 11: Maktulün attığı taş polismemurunun kaskının sağ tarafına çarparak yön değiştiriyor.
Tespit-12: Atıcısı tespit edilemeyen taşpolis memurunun sağ bacağına isabet ediyor.
...
Yukarıda görsel analiz yoluyla yapılantespitler neticesinde silah atışları öncesinde ve silah atışları sırasındasanık polis memuruna göstericilerce taş atıldığı tespit edilmiştir. Silahatışları öncesinde sanık polis memuruna isabet eden tahmini taş sayısı 6, silahatışları sırasında sanık polis memuruna isabet eden tahmini taş sayısı 2'dir. Atışöncesinde atılan tahminen 4 ve atış sırasında atılan 2 taşın isabet edipetmediği tespit edilememiştir.
...
1. Atış (Tahmini atış zamanı:00:000:08:19)
2. Atış (Tahmini atış zamanı:00:000:09:06)
3. Atış (Tahmini atış zamanı:00:000:09:12)
Her atış sırasında sanık polis memurununatış pozisyonunu etkileyecek vucüt açılarını dikkate alarak bir değerlendirmeyapıldığında:
1.1.Atışta her iki ayak yere basmakta,2.Atışta sadece sağ ayak yere basmakta, 3. Atışta ise atışı yapan şahıs sıçrarpozisyonda olup parmak uçları yere değmektedir.
2. Her üç vücut krokisindeki 3 numaralınokta incelendiğinde; atışları yapan şahsın bel kısmından öne doğru belirginbir biçimde eğildiği,
3. Her üç vücut krokisindeki 4 numaralınokta incelendiğinde atışlan yapan şahsın omuz kısmında silahı tutan sağ kolunuaşağı doğru belirgin bir biçimde indirdiği,
4. Her üç vücut krokisindeki 5 numaralınokta incelendiğinde, atışları yapan şahsın dirsek kısmında açısal olarakbelirgin bir değişiklik olmadığı,
5. Her üç vücut krokisindeki 6 numaralınokta incelendiğinde, atışları yapan şahsın sağ bilek kısmında bileğini aşağıdoğru belirgin bir biçimde indirdiği,
tespit edilmiştir.
Ayrıca, dava konusu olay görüntülerinindeğişik açılardan incelenmesi neticesinde;
...
2. 3. Ateşleme sırasında ateş edenkolunun pozisyonunu değiştirecek şekilde sağ koluna taş isabet etmediği,
3. Sanık polis memurunun 3. Ateşlemesırasında kolunun pozisyonu değiştirecek herhangi bir etken ihtisas alanımızdahilinde tespit edilememiştir."
80. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2016 ve 19/9/2016tarihli duruşmalarında A.Ş.nin müdafileri, başvurucuların bir kısmı ilebaşvurucuların birçok vekili hazır bulunmuştur. Başvurucular Sayfı Sarısülük,İkrar Sarısülük, Cem Sarısülük, vekilleri ve A.Ş.nin müdafilerinin hazırbulunduğu 28/11/2016 tarihli duruşmada ise Cumhuriyet savcısı sunduğu esashakkındaki mütalaasında, A.Ş.nin meşru müdafaa ve silah kullanma yetkisine dairhukuka uygunluk nedenlerinden basit taksir sonucu E.S.nin ölümüne sebepolduğunu belirtmiştir.
81. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi 19/12/2016 tarihinde,başvurucular Fikrinaz Tümen ve Mustafa Sarısülük dışındaki başvurucular vevekillerinin, A.Ş. müdafilerinin yüzüne karşı verdiği kararla A.Ş.nin meşrusavunmada sınırın taksirle aşılması suretiyle öldürme suçundan 2 yıl hapiscezasıyla cezalandırılmasına, cezada 5237 sayılı Kanun'un 27. maddesininbirinci fıkrası uyarınca 1/6 oranında ve aynı Kanun'un 62. maddesinin birincifıkrası uyarınca da 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın neticeten 1 yıl 4 ay20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, şartları oluşmadığından A.Ş.hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının (HAGB) uygulanmasına yerolmadığına, hapis cezasının takdiren adli para cezasına çevrilmesiyle neticeten10.100 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmedilen cezanın türüdikkate alınarak ertelemeye yer olmadığına karar vermiştir. Ayrıca A.Ş.hakkında Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesince 24/6/2013 tarihli yurt dışı çıkışyasağına dair adli kontrol tedbirinin devamına, imza atma yükümlülüğüne dairadli kontrol tedbirinin ise kaldırılmasına karar vermiştir. Gerekçenin ilgilikısmı şöyledir:
"...
Tanık [F.Ö]: 'Olay günü ben kalkancı olarak görevdeydim. Önsaflardaydım. Bize yönelik göstericilerden yoğun bir şekilde taş bilye atışıvardı. Hatta kalkanı üst tarafımıza siper yaptığımız için ayaklarımıza doğruatıyorlardı. Bu nedenle geri çekilme emri aldık. Biz çekilirken göstericileryakın mesafeden bizi sıkıştırıp filamalarla vurmaya, taş atmaya başladılar. Benzorlukla taksi durağının arkasına çıkıp saklandım. Bir ara 3-4 arkadaşımıntelefon kulübelerinin yanından çıkmaya çalıştıklarını fark ettim. Bu grupçıkarken yoğun şekilde taşlandılar. [A.Ş. de] bu gurubun içindeydi.Bunların çıkmak istedikleri yer ile zemin arasında yaklaşık yarım metreyükseklik farkı vardı. Bunlar çıktıktan sonar göstericilerin taş yağmuru devamediyordu. Bu sırada uzun boylu ve kel bir göstericinin [A.Ş.nin] üzerinegeldiğini, taşlamaya başladığını fark ettim. Ben kalkanımla yanlarına gitmeye çalıştım.Ancak başaramadım. Yoğun taş atışından gidemedim. Bu sırada aynı kelgöstericinin [A.Ş.nin] yanına yaklaştığını, tekme attığını vurmayaçalıştığını ve vurduğunu gördüm. [A.Ş.nin] yere düşüp düşmediğini,kalkıp kalkmadığını görmedim. Bir an için silah sesi duyduğumda baktığımda [A.Ş.nin]üzerine gelen göstericilerin önünde havaya doğru ateş etmekte olduğunu gördüm.Hazırlıkta 3 el ateş ettiğini belirtmiş isem de şuan kaç el ateş ettiğinibilmiyorum. Bu esnada göstericilerde onu taşlıyorlardı. Ateş ettikten sonradönüp [A.Ş.nin] kaçtığını gördüm. Bize doğru geldi. O esnada [E.S.]isimli kişinin yaralandığını, yere düştüğünü ya da gruptan herhangi birininyere düştüğünü, yaralandığını görmedim. Bilgim ve görgüm bundan ibarettir'şeklinde beyanda bulunmuştur.
...
...'Gezi Olayları' olarak bilinenolaylar[ın] ...01/06/2013 günü de devam ettiği, bu gösteriler nedeniyle alınan güvenliktedbirleri kapsamında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet ŞubeMüdürlüğü'nde Polis memuru olarak görev yapan sanık [A.Ş.nin], AnkaraEmniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nden alınan görev listesine göre,01/06/2013-02/06/2013 tarihinde 3. Birlik Amirliğinde 3. Grup 1. Tim'de,Kızılay Bölgesinde görevlendirildiği, sanığın içinde yer aldığı Çevik KuvvetBirliği ile birlikte saat:17:00 sıralarında Ankara Metrosu Milli MüdafaaCaddesi çıkışı ile Güvenpark içerisinde bulunan havuz arasındakonuşlandırıldığı, sanığın kalkancı olması sebebiyle en ön safta yer aldığı, ÇevikKuvvet Birliğinin olayların yoğunlaştığı Güvenpark içerisinde düzen almasındanhemen sonra, o bölgede bulunan göstericilerin taş, demir bilye vb. çeşitli sertcisimler atmak suretiyle güvenlik güçlerine saldırıda bulundukları,göstericilerin Kızılay meydanının bir çok bölgesine yayılmış, sayısının çokfazla olduğu, mütemadiyen değişik alanlardan polislere taş, demir bilye vb.çeşitli sert cisimler atıldığı, göstericiler tarafından gerçekleştirilensaldırıların yoğunlaşması ve Kumrular Caddesinden çok büyük sayıda göstericigrubunun yaklaşması üzerine, Güvenpark içerisinde ve YKM Alışveriş Merkeziönünde bekleyen Çevik Kuvvet Birliğine ait birliklerin Milli Müdafaa Caddesiile Kumrular Caddesinin kesiştiği hattın yukarısına çekilme emri aldığı,sanığın ve arasında yer aldığı Çevik Kuvvet Birliğinin, geri çekilme sırasındaarkalarında bulunan beton banklar, ağaçlar ve telefon kulübeleri ilegöstericiler tarafından gerçekleştirilen aralıksız saldırılar sebebiyle hızlıve düzenli bir şekilde çekilemediği, olaylar sırasında sanığa ait kalkanıngöstericiler tarafından gaspedildiği, polislerin bir kısmının telefonkulübelerinin üzerinden atlayarak o bölgeden uzaklaştığı, sanık ile birliktekalkan taşıyan ve ön safta yer alan küçük bir polis grubunun park içerisindenen son çekildikleri, bu hususun olay günü Polis memuru olarak görev yapan tanık[M.E.G.nin] .... şeklindeki beyanı, olayla ilgili görüntü kayıtları vealdırılan bilirkişi raporları ile sabit olduğu, bu grubun geri geri çekildiğisırada karşılarından sürekli olarak taş atan göstericilerden dolayı ellerindekikalkanların beton banklar arasına sıkışması ve göstericilerin yoğun şekildetaşlı, sopalı saldırıları sebebiyle beton banklar arasına düşen polisler olduğugibi kalkanını elinden düşüren polislerin de olduğu, bu gruba ve özelliklegruptaki yere düşen polis memurlarına göstericiler tarafından yarım metre-birmetre gibi yakın mesafeden taşlı sopalı saldırıların yapıldığı, nitekim olayınbu anına ilişkin görüntü kaydında düşen polis memurlarına yaklaşık 10 kişinintaş ile vurduğunun net olarak görüldüğü,... bu sırada Güvenpark içerisindençıkan sanığın Milli Müdafaa Caddesi ile Güvenpark arasındaki kaldırıma geldiğianda sanığın üzerine görüntülerde de görülen ve yakın mesafeden sanığa tanıkbeyanlarında taş atan kel gösterici olarak tabir edilen şahsın geldiği, olaygünü polis memuru olarak görev yapan tanık [F.Ö.nün] talimatla alınanbeyanında 'Bu sırada uzun boylu ve kel bir göstericinin [A.Ş.nin]üzerine geldiğini, taşlamaya başladığını fark ettim. Ben kalkanımla yanlarınagitmeye çalıştım. Ancak başaramadım. Yoğun taş atışından gidemedim. Bu sıradaaynı kel göstericinin [A.Ş.nin] yanına yaklaştığını, tekme attığınıvurmaya çalıştığını ve vurduğunu gördüm.' şeklinde anlattığı üzere sanığınüzerine, görüntülerde de net olarak görülen göstericinin geldiği ve sanığasaldırdığı, üzerine gelen ve kendisine saldıran göstericiyi uzaklaştırmakamacıyla sanığın ileri doğru tekmeyle hamle yaptığı, bu hususun görüntülerdenet olarak görüldüğü, sanığın kendisine saldıran bu göstericiyi uzaklaştırmayaçalıştığı sırada bir anda Metro çıkışı önünde bulunan ve içlerinde ölenin debulunduğu kalabalık bir gösterici grubunun önünde kaldığı, bu grubun sanığınüzerine geldiği ve taşlı saldırılarını sanığa yönelttikleri, görüntülerdeölenin yüzünü kırmızı fular benzeri bir bezle kapatmış olarak görüldüğü, elindepolis kalkanının bulunduğu, bu sırada sanığın silahının elinde bulunduğu, ancaksilahla göstericilere yönelik herhangi bir hamlesinin bulunmadığı, kelgösterici olarak tabir edilen şahıs tarafından tekmeyle saldırıya uğraması veakabinde kalabalık gösterici grubu tarafından yoğun şekilde taşlanması üzerinesilahının mekanizmasını çekmek suretiyle fişek yatağına mermi sürdüğü, busırada namluyu yere doğru tuttuğu, o sırada sanığa kalabalık içerisinden yoğunşekilde taş atılmaya devam edildiği, taşlanmakta olan sanığın daha sonrasilahını yukarı kaldırıp elini omuz hizasından yukarıda tutarak havaya ateşetmeye başladığı, havaya ateş ettiği sırada üzerine gelen taşlardan kaynaklıgeriye ve yana doğru çekildiği, silahıyla bu şekilde iki kez havaya ateşettiği, bu sırada kaskına ve vücudunun değişik yerlerine taş isabet ettiği,isabet etmeyen çok sayıda taş da bulunduğu, yerde seken taşların, kaskınaçarpıp parçalanan taşların ve taşların ebadının görüntelerde net olarak görüldüğü,bu şekilde geriye ve yana doğru çekilirken görüntülerden ve görüntüde sanığınvücudunun aldığı şekil, sol elini o bölgeye doğru bastırması nedeniyleanlaşıldığı üzere sol kasık kısmına isabet eden taşın verdiği acı ve etkinedeniyle sanığın havaya doğru sıçrar posizyona geldiği ve isabet eden taşınverdiği etki nedeniyle tabancanın bir an yere paralel hale geldiği, normalçekimde bu durumun anlaşılamadığı, yavaşlatılmış çekimde ancak görülebildiği,sanığın anlık bir şekilde bu konumda iken tabancasının üçüncü kez ateş aldığı,bu sırada ölen [E.S.nin] de elindeki taşı sanığa doğru attıktan sonrauzaklaşmak için sola döndüğü sırada tabancadan çıkan mermi çekirdeğinin ölen [E.S.nin]başına sağ kulak hizasından isabet ettiği, bu sırada sanığın yaklaşık 1 metreyanında bulunan kel göstericinin elini olabildiğinde açıp taş fırlattığı,sanığın eylemcilerle karşı karşıya kalmasından silahını 3. kez ateşlemesinekadar geçen 1,5 saniyeden az süre zarfında karşısında bulunan göstericilertarafından atılan ve sanığa isabet eden taşlarla ilgili katılan tarafın özelaldırdığı bir rapor dışında diğer raporlarda ve özellikle TRT'den alınanbilirkişi raporunda net bilgi bulunduğu, gerek ateş etmeden önce, gerek ateşesnasında ve gerekse ateş tamamlandığında göstericiler tarafından atılantaşların sanığın vücudunun muhtelif yerlerine isabet ettiği, bu hususunbilirkişi raporlarına da yansıdığı, ayrıntılı açıklamanın TRT'den aldırılanraporda bulunduğu, sanığın üçüncü kez ateş etmesi ile birlikte geriye dönerekoradan uzaklaştığı, sanığın oradan uzaklaşırken ve kalabalıktan epeyceuzaklaşmasına rağmen arkasından gelen taşların da görüntülerde net olarakgözüktüğü, hatta sanığın kalabalıktan uzaklaşırken sırtına isabet eden taşın vebu taş nedeniyle tökezlediğinin de görüntülerde açıkça belli olduğu,belirtildiği şekilde olay sırasında yaralanan [E.S.nin] Ankara NumuneEğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, ancak 14/06/2013 tarihinde vefatettiği anlaşılmıştır.
Bundan sonra ölü muayene işlemininyapıldığı, daha sonra Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığınca 15/06/2013tarihinde, katılanlar adına gözlemci olarak Adli Tıp Uzmanı Dr. [A.U.nun] da katılımıyla otopsiyapıldığı,... [E.S.nin] ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlıolarak öldüğünün yapılan otopsi ile anlaşılması üzerine, sanığın görev silahınael konulduğu anlaşılmıştır. Otopsi sırasında ölenin başından bir adet 9 mmçapında mermi çekirdeğinin çıkartıldığı, adli emanete alınan sanığa ait silahile ölenin vücudundan çıkartılan mermi çekirdeğinin ... gönderildiği, Adli TıpKurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik Şubesi tarafından mermi çekirdeği vetabanca üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 20/06/2013 tarih ...balistik raporunda...
Olaylar sırasında kendisine isabet edentaşlar nedeniyle sanığın da yaralandığı, soruşturma aşamasında sanığa aitolduğu bildirilen ve vücudunun çeşitli yerlerinde yara izlerini gösterenfotoğrafların dosyaya konulduğu, olaydan sonra sanığın [M.İ.] Hastanesinin 01/06/2013tarih... numaralı raporunda karın sağ alt kısımda, sağ ön kol bileğinde ve solön kol iç yüzde abrazyon mevcut olduğu, aynı Hastane tarafından sanık hakkında01/06/2013 tarihinde 2 gün, 03/06/2013 tarihinde 7 gün, 10/06/2013 tarihinde de7 gün istirahat raporu düzenlendiği görülmüştür.
Olay sonrası Cumhuriyet Savcısı veAnkara İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Timi'nde görevli 2 uzmanbilirkişi ile 07/06/2013 tarihinde olay mahallinde keşif yapıldığı, keşifsırasında katılan vekillerince hazır edilen tanıkların dinlenildiği,bilirkişilerce ölenin düştüğü yerin ve olay yerindeki sabit noktaların tespitedilerek ölçümlerinin yapıldığı, olay mahallini gösteren fotoğrafların vekamera kaydının alındığı, keşif sonrası keşfe katılan bilirkişilerce 13/06/2013tarihli raporun düzenlendiği...
Soruşturma aşamasında ölenin vurulmaanına ilişkin görüntülerin, olay mahallinde bulunan kamu kurumları ile özelşahıslara ait işyerlerinin güvenlik kameralarından, mobese kayıtlarından,televizyon kuruluşlarından, internetten ve RTÜK'ten temin edilen görüntülerinbilirkişilere tevdi edildiği, bilirkişilerin 25/06/2013 tarihli raporu ibrazettikleri görülmüştür. Raporun ayrıntılarında polise yapılan saldırıların,sanığın ateş etme anı, maktülün vurulma anı ve sanığa yönelik taşlısaldırılarının fotoğraflarla gösterildiği, gerilerden koşarak gelen birgöstericinin elindeki büyük bir taşı yakın mesafeden sanığın başına attığı,sanığın başındaki kaskın ön tarafına çarpan taşın yere düştüğü, bu sıradasanığın sağ elinde bulunan tabancasının mekanizmasını çektiği, sanığıntabancayı havaya kaldırdığı sırada ölenin de dahil olmak üzere bir çokgöstericinin elinde taş bulunduğu ve taşları atmak üzere oldukları, toplam 3 elateş eden sanığın ateş etme süresinin 1 saniye civarında olduğunun, ateşlemelersırasında namlunun çok hareketli olduğu, son ateşleme öncesinde ise namlununbir an yere paralel olduğu, sanığın göstericilere yaklaşmasından silahını 3.kez ateşlemesine kadar geçen süre içerisinde göstericiler tarafından 10 adettenfazla taşın sanığa atıldığının belirtildiği görülmüştür.
Ankara Emniyet Müdürlüğünün 24/06/2013tarihli yazısı ekinde 02/06/2013 tarihli olay tutanağının bulunduğu,... Olaytutanağında anlatılan hususların tanık beyanları ile anlatılan, görüntükayıtlarında Kızılay Meydanına ait görüntülerle uyumlu olduğu anlaşılmıştır.
Yine içlerinde sanığın da bulunduğuÇevik Kuvvet Birliğinin amiri olan [S.G.nin], görev yaptıkları 01/06/2013 günü saat 16:00 ila02/07/2013 günü saat 10:00 arasında gerçekleşen olaylara ilişkin 02/06/2013tarihli Görev Raporu düzenlediği, bu raporda ölenin vefatı olayı, bu olaydanönce ve sonra yaşananların detaylı olarak anlatıldığı, raporda isimleri yazılı9 polis memurunun yaralandığı ve iş göremez raporu aldığı, polise ait 5 adetkalkanın da göstericiler tarafından gasp edildiği bilgilerine de yer verildiği,rapor içeriğinin görüntü kayıtları ile uyumlu görüldüğü, özellikle bilirkişiraporunda belirtilen ve göstericilerin polis kalkanı ile çekilen görüntüsü ileuyumlu olduğu görülmüştür.
Katılanların olay nedeniyle şikayetçi olup,davaya katılma talebinde bulundukları, katılma konusunda karar verildiği vekatılan sıfatını aldıkları görülmüştür.
Sanık [A.Ş.nin] soruşturma aşamasında alınan ifadesindeözetle... ifade ettiği anlaşılmıştır. Yargılama aşamasında verdiği savunmasınında benzer mahiyette olduğu görülmüştür.
Görüntülerde ve bilirkişi raporlarındabir saniye ile bir buçuk saniye kadar bir sürede 3 el silah sesinin duyulduğu,sanık polis memurunun silahını yere doğru dolduruş yaptıktan sonra 3 el atışyaptığı, atışlar esnasında sanığın karşısında bulunan, içerisinde [E.S.nin] de yer aldığı göstericigrubun taşlı saldırısına maruz kaldığı, 3. atış sesinin gelmesinin hemenardından grubun bir kısmının geriye doğru kaçtığı, bir kısmının ise sanığıtaşlamaya devam ettiği, sanık kaçarken dahi arkasından taşların gelmeye devamettiği, hatta kaçarken taşlardan birinin sanığın sırtına isabet ettiği ve butaşın etkisiyle sanığın tökezlediği görülmüştür.
Bu itibarla,... eylemlerin basit birgösteri yürüyüşü boyutunda kalmadığı,... gösterici sayısının kolluk görevlisisayısından çok fazla olması nedeniyle ilk başta görüntülerde de görüldüğü üzerekalkanlarla bekleme ve gaz sıkma olarak müdahale ettikleri, ancakgöstericilerin sayısının, baskı ve şiddetinin her geçen dakika artması üzerinegeri çekilmeye başladıkları, bu sırada göstericilerin sıkıştırdıkları polismemurlarını linç ettikleri, bu durumun görüntü kayıtları ile sabit olduğu, ...Kızılay meydanı Güvenpark içerisinde sıkışan kolluk görevlileriningöstericilerin sayısı, uyguladıkları şiddet nedeniyle ölüm korkusu içinedüştükleri, sadece gaz sıkma ve güvenli şekilde çekilme gerçekleştirmeyeçalıştıkları, bu esnada sanığın da geri çekilirken kalkancı grupta yer almasıve bu sebeple en önde yer alması nedeniyle geri çekilirken daha evvelbahsedildiği ve görüntü kayıtları ile sabit olduğu üzere taş banklarınbulunduğu kısımda sıkıştığı, olay günü polis memuru olarak görev yapan tanık [F.Ö.] talimatla alınan beyanındabelirttiği üzere görüntülerde sanığa en yakın pozisyonda bulunan ve en yakındantaş atan uzun boylu ve kel gösterici olarak tabir edilen bir göstericininsanığın üzerine geldiği, tekme atmaya çalıştığı, sanığı taşlamaya başladığı,bunun üzerine sanığın göstericiyi kendinden uzaklaştırmaya çalıştığı ve buamaçla göstericiyi tekmelemeye başladığı, bu sırada sanığın kalabalık göstericigrubunun önünde kaldığı, göstericilerin yoğun taşlı saldırısının ve daha evveltaş bankların önünde sıkışması ve darp edilmeleri nedeniyle sanığıngöstericileri kendinden uzaklaştırmak amacıyla silahını yere doğru tutmaksuretiyle mermiyi namluya sürdüğü, yine aynı şekilde elini havaya kaldırdığı,elinin omuz hizasından yukarıda iken havaya ateş açıp göstericilerindağılmasını sağlamak istediği, bu sırada taşla saldırının halen devam ettiği veatılan taşlar nedeniyle sanığın sabit duramadığı, sanığın ilk iki atışı uyarıamaçlı havaya yaptığı sırada atılan ve sol kasık bölgesine isabet eden taşnedeniyle sanığın yukarı doğru sıçrar pozisyona geldiği ve yere sadece ayakuçlarının temas ettiği, bu hususun ana klasörün ek 1. klasörü içinde bulunanpolis memurlarınca hazırlanmış 20/06/2013 tarihli bilirkişi raporunun 25.sayfasında '40 nolu şahıs tarafından atılan 39 nolu taşın Polisin karın ilekasık bölgesi arasına isabet ettiği, bu isabet nedeniyle sol kolun karınbölgesine doğru tutulduğu, vücudun kasılma hareketi sergilediği' şeklindebelirtildiği, sanığın yoğun taşlı saldırıya maruz kaldığı sırada bu şekildeüçüncü atışın gerçekleştiği, o anda anlaşıldığı kadarı ile isabet eden taşınverdiği etki ve atılan ancak isabet etmeyen taşlardan korunma refleksi ilesanığın vücudunun şeklinin, el ve kol durumunun bozulduğu, dolayısıyla sanığınhedef gözetmediği, özellikle yavaşlatılmış görüntü incelendiğinde sanığın hedefgözettiğinin söylenmesinin mümkün olmadığı, sanığın göstericilerin üzerinedoğru ateş etmediği, sanığın havaya uyarı atışı yaptığı sırada taşlamanınetkisiyle mevcut neticenin meydana geldiği, dolayısıyla sanığın saldırıyauğramış bir halde iken ve bu saldırıyı defetmek maksadıyla, görüntükayıtlarındaki saldırgan sayısı ve atılan taş yoğunluğu nazara alındığındasaldırıyla orantılı şekilde, PVSK 16. maddesinde belirtilen silah kullanmayetkisi kapsamında havaya ateş ederek saldırıyı uzaklaştırmaya çalıştığı sıradasol kasık bölgesine isabet eden taşın verdiği etkiyle tedbirsizliği vedikkatsizliği ile üçüncü atışta [E.S.nin] yaralanmasına ve akabindeölümüne neden olduğu, sanığın bir kolluk görevlisi ve çevik birliğinde görevliolması nedeniyle bu durumda kendisinden saldırı anında dahi daha dikkatliolmasının, silah kullanma becerisinin o zor anda dahi ileri seviyede olmasının,daha dikkatli olmasının beklendiği, sanığın taş atıldığı sırada elinin şeklinindeğişeceğini düşünüp ona göre tavır geliştirmesinin beklendiği, bu nedenletedbirsizliği ve dikkatsizliği nedeniyle taksir düzeyinde sorumluluğununbulunduğu kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda sanığın eyleminin tipik karşılığıolan TCK 27/1 maddesi yollamasıyla TCK 85/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasıcihetine gidilmiştir. Her ne kadar yargılama süresince sanığın hedef gözettiğiiddia olunmuş ise de yukarıda yapılan açıklamalar ve ana klasörün ek 5.klasöründe bulunan [D.Y., E.A.Y., M.S.] tarafından hazırlanan 25/11/2013tarihli uzman görüşü isimli raporda 'izlenen video görüntülerinde maktül [E.S.nin]ya da herhangi bir göstericinin hedef alındığına değin sanık [A.Ş.nin]bir hareketi izlenmemiştir' şeklinde belirleme, görüntü kayıtları karşısında buiddialara itibar edilmemiştir.
Her ne kadar sanık müdafiileri TCK 27/2maddesinin uygulanmasını talep etmiş iseler de, sanığın kolluk görevlisi olmasıve bu eğitimi almış olması gözetilerek bu beyana itibar edilmemiştir.
Her ne kadar yargılama aşamasında sanıkpolis memurunun ekip arkadaşlarından ayrılarak ileriye çıktığı ve hedefgözeterek bu eylemi gerçekleştirdiği iddia olunmuş ise de, gerek görüntükayıtlarında gerekse katılan vekillerinin dosyaya ibraz ettiği 02/12/2013tarihli dilekçenin 49. sayfasında mevcut fotoğrafta da net olarak gözüktüğüüzere sanık polis memurunun ekip arkadaşlarından ayrılmadığı, fotoğrafta ağacınsağ tarafında sanık polis memurunun arka tarafına doğru birden fazla polismemurunun bulunduğu görülmekte olup bu nedenle polis memurunun ekiparkadaşlarından ayrıldığı yönündeki beyanlara itibar edilmemiştir.
KASTEN ADAM ÖLDÜRME SUÇU YÖNÜNDENDEĞERLENDİRME: Dosyadaki beyan ve ifadeler, özellikle görüntü kayıtlarıincelendiğinde sanığın bir anda kalabalık grubun karşısında kaldığı vekalabalığı dağıtmak amacıyla havaya ateş ettiği, görüntüler dikkatleincelendiğinde sanığın karşısındaki gruba karşı herhangi bir şekilde hedefgözetme hareketinin bulunmadığı, ana klasörün ek 5. klasöründe bulunan [D.Y., E.A.Y., M.S.] tarafındanhazırlanan 25/11/2013 tarihli uzman görüşü isimli raporda 'izlenen videogörüntülerinde maktül [E.S.nin] ya da herhangi bir göstericinin hedefalındığına değin sanık [A.Ş.nin] bir hareketi izlenmemiştir' şeklinde budurumun açıklandığı, sanığın kalabalığın önünde kaldığı sırada öleninkalabalığın orta kısmında yüzünde kırmızı fular ile bulunduğu, sanığın havayaateş etmeye başlaması ile grubun ön kısmının geriye doğru kaçması üzerineölenin önünün açıldığı ve yukarıda ayrıntılı olarak bahsedildiği üzere üçüncüatış neticesinde vurulduğu, bu anlamda dosya kapsamı itibariyle sanığın kastenöldürme amacıyla ateş etmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki sanığın böyle birkastının varlığı bir an için kabul edildiğinde sanığın hemen en yakınında veona en yakından taş atan tanık beyanlarında kel gösterici olarak tabir edilenşahsı hedef almasının hayatın olağan akışının gereği olacağı, yine sanığın ölen[E.S.yi] daha önceden tanımadığı, ilk iki atışın havaya doğru olduğu, üçatış süresinin toplamda maksimum 1,5 saniye civarında olduğu, bu süreiçerisinde düşünüp, tanımadığı öleni hedef alıp üçüncü atışı yapmasınındüşünülemeyeceği, sonucun düşünüldüğü yönünde de bir kanıt olmadığı,kalabalığın orta kısmında bulunan öleni bilerek ve kasten hedef aldığının kabuledilmesinin hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacağı, bu itibarla mevcut olaydahedef gözetmenin ve kasten öldürme fiilinin gerçekleşmediği, eylemin yukarıdabahsedildiği üzere TCK 27/1 maddesi yollamasıyla TCK 85/1 maddesini oluşturduğuMahkememizce kabul edilmiştir. Yine burada belirtmek gerekir ki görüntülerincelendiğinde polis memurlarının özellikle taş banklar civarında sıkıştırılıpyoğun şekilde taşlı saldırıya uğradığında ve görüntülerde net olarak görülenözellikle iki alanda linç girişimi bulunduğu ahvalde dahi ve PVSK 16. maddeanlamında silah kullanma yetkileri bulunmasına rağmen silaha sarılmadıkları,sadece göstericileri uzaklaştırma gayretinde bulundukları anlaşılmaktadır. Budurumda o halde dahi silaha sarılmayan kolluk görevlilerinin hedef gözettiği,kasten öldürdüğü iddiasının soyut kaldığı aşikardır.
OLASI KAST YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Olasıkast TCK 21/2 maddesinde 'Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurlarıngerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kastvardır.' şeklinde açıklanmıştır... Somut olayda sanığın amacı sayıca çok fazlaolan, olaydan kısa süre önce kendilerini taş bankta sıkıştıran ve darp eden,bir anda önünde kaldığı göstericileri havaya ateş ederek dağıtmak ve oradanuzaklaşmak olup, içinde ölenin de bulunduğu göstericilerin yoğun taşlısaldırısı sırasında vücuduna isa[b]et taşın vücut şeklini bozması ve elinin bir an oynamasıüzerine mevcut neticenin meydana geldiği, dolayısıyla sanığın havaya uyarıatışı açmak amacında olduğu, bu amaçta neticenin öngörüldüğününsöylenemeyeceği, bu durumun hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacağı, bu nedenlesanığın eyleminde olası kastın şartlarının gerçekleşmediği kanaatinevarılmıştır.
BİLİNÇLİ TAKSİR YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: Bilinçlitaksir TCK 22/3. maddesinde 'Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın,neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır' şeklinde tarifedilmiştir. Az evvel olası kastla ilgili açıklama yaparken bahsedildiği üzeresanığın neticeyi öngördüğünün savunulması hayatın olağan akışı ile bağdaşmaz.Zira somut olayda sanığın amacı sayıca çok fazla olan, olaydan kısa süre öncekendilerini taş bankta sıkıştıran ve darp eden, Kızılay meydanının genelinedağılmış ve somut olayda bir anda karşısında kaldığı göstericileri havaya ateşederek dağıtmak olup bu itibarla neticeyi öngörme, öngördüğü neticeyi istememehalinin bulunmaması nedeniyle bilinçli taksir halinin de bulunmadığı kanaatinevarılmıştır.
MEŞRU MÜDAFAA YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:Gezi olaylarının büyüklüğü, bu hususun katılan vekillerince de ikrarı,görüntülerde görüldüğü üzere gösterici sayısının kolluk güçleri sayısından çokfazla olması, zaman zaman kolluk görevlilerinin göstericilerce sıkıştırılması,darp edilmesi, görüntülerle sabit olduğu üzere linç edilmesi, yine görüntülerlesabit olduğu üzere göstericilerin organize şekilde ve süreklilik arzederbiçimde taşlı saldırıları, kolluk güçlerinin ancak gaz sıkma ve çekilme dışındabaşkaca müdahale edememesi, yine bu sıkıştırma ve darp sırasında kel ve uzunboylu olarak tabir edilen göstericinin, tanık beyanından anlaşıldığı üzeresanığın yanına gelip tekrar saldırması, sanığın bu göstericiyi uzaklaştırmakisterken içinde ölenin de bulunduğu kalabalığın önünde kalması, yoğun taşlısaldırıya uğraması, ölenin dahi taşlı saldırıya iştirak etmesi, ölenin somutolaydan bir süre önce yerden taş topladığı ve attığı taş sayısı, basit bir gösteriyürüyüşü olmayan gezi olayları bağlamında değerlendirildiğinde sıradan birgösteri yürüyüşü olarak nitelendirilmeyen,... normal bir gösteri yürüyüşünderastlanmayacak boyutta saldırıya maruz kalan ve polis olan sanığın kendisinisaldırıdan kurtarma amacına, havaya ateş etmek suretiyle yöneldiğinin kabulününgerektiği, bu amaçla sanığın namluyu yere doğru tuttuğu sırada namluya mermisürdüğü, havaya kaldırdığı, bu aşamaya kadar sanığın olayların büyüklüğü,saldırıların devam etmesi ve yapılan saldırılar karşısında meşru müdafaaşartları içerisinde kaldığı, ancak aldığı eğitim ve yer aldığı çevik birliğinedeniyle sanığın atılan taşlara rağmen profesyonelce havaya ateş etme eyleminitamamlayamadığı ve atılan taşlardan kaynaklı vücut şekli ve el kol düzenininkayması nedeniyle ölenin vurulduğu, tüm dosya kapsamına göre sanığın hedefgözetmediği, birini vurma amacına yönelmediği, bu itibarla normal bir gösteriyürüyüşünden farklı olup çok sayıda gösterici tarafından yoğun şekilde taşlısaldırıya uğrayan sanığın meşru müdafaa şartları içeresinde iken meşru müdafaasınırını açıklandığı üzere taksir derecesinde kusuru ile aştığı kanaatinevarılmıştır.
TANIK ANLATIMLARI ...
ADLİ EMANETTE BULUNAN GÖRÜNTÜ KAYITLARIÜZERİNE DEĞERLENDİRME: ...
BİLİRKİŞİ RAPORLARI ÜZERİNEDEĞERLENDİRME:
Ana klasörün ek 5. klasöründe bulunan [D.Y., E.A.Y., M.S.] tarafındanhazırlanan 25/11/2013 tarihli uzman görüşü isimli raporda 'izlenen videogörüntülerinde maktül [E.S.nin] ya da herhangi bir göstericinin hedefalındığına değin sanık [A.Ş.nin] bir hareketi izlenmemiştir' şeklindebelirleme olup bu belirlemenin dosya kapsamı ve görüntülerle uyumlu olduğu, bunedenle sanığın hedef gözetmediğine ilişkin Mahkememiz kabulüne uygun olmasısebebiyle raporun bu kısmına itibar edilmiştir. Ancak raporun sonuç kısmında,göstericilerin ve özellikle ölenin ve göstericilerin davranışları ile ilgiliherhangi bir değerlendirme yapılmamış olması, sadece sanık açısından tektaraflı değerlendirme yapılması nedeniyle raporun bu kısımlarına itibar edilmemiştir.
Ana klasörün ek 1. klasöründe bulunan [K.S.] tarafından hazırlanan09/09/2013 tarihli raporda,.. bağımsız rapor sunacak derecede bilgisininolmadığı kanaati oluştuğu, yine Polisin kendisine isabet eden taş nedeniylehavaya doğru sıçradığı ancak bununla ilgili olarak '1 taş Polisin kaskınaisabet ediyor, Polisin doğrudan bununla ilgili bir tepkisi görünmüyor' şeklindefotoğraf ile uyumsuz beyanının bulunduğu, yine raporun son kısmında 'burada birmeşru müdafaa durumu söz konusu olamaz' şeklinde açıklamasının bulunduğu, yineaynı sayfada 'Polisin silahını ateşlemesi yalnızca kendisinin eyleme geçmeyemeyilli olmasından kaynaklanıyor gibi gözüküyor' şeklinde açıklamasınınbulunduğu, raporda göstericilerin eylemleri ve şiddeti konusunda herhangi biraçıklama yapılmadığı, bu açıklamalar nazara alındığında olayların mahiyeti,büyüklüğü, göstericilerin şiddet içeren eylemleri, olayların öncesi vesonrasından bilirkişinin bilgisinin olmadığı kanaatine varıldığı, ayrıcaraporun ön kısmında bilirkişinin uzmanlık alanının 'belgesel yönetmenliğiprofesörü' olarak belirtildiği, ancak hukuki bir kavram olan 'meşru müdafaa'hakkında hukukçu olmadığı ve uzmanlık alanına girmediği halde subjektif birdeğerlendirme yaptığı, olayı tek tarafa yönlendiren rapor hazırladığı, bunedenle dosya kapsamı, mevcut görüntü kayıtları itibariyle bu rapora itibaredilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Ana klasörün ek 1. klasörü içindebulunan [C.K.] tarafındanhazırlanan 03/07/2013 tarihli raporda, olayın Ankara'nın göbeğinde gerçekleştiğibelirtilerek 'söz konusu Polis Memuru, olayın hiçbir aşamasında, kalabalık birgösterici grubu içinde kalmış, ekibindeki Polis arkadaşlarından ayrı düşmüş,tüm savunma araçları elinden alınmış, çaresiz bir durumda değildir...göstericilere doğru öfke ile yöneldiği... tam anlamıyla durumla orantısız birşiddet içeren ikinci davranış izlemiş... kontrol edemediği öfke vesaldırganlığı nedeniyle' şeklinde ifadelere yer vermiştir.... yine sanığınöfkesini kontrol edemediğini bilirkişinin nasıl anladığının rapor içeriğindenanlaşılamadığı, sanığın karşısında bulunan grubun öfke içinde olup olmadığı,grubun ve içerisinde ye alan ölenin öfkeli olup olmadığı, öfkelerini kontroledip etmedikleri, ölenin olay öncesi ve sırasında durumu hakkında ve olaylar bağlamındagöstericilerin sayısı ve polisin tavrı konusunda bir açıklama bulunmadığı,sanki olay bir polis memuru ile beş-on kişi arasında cereyan etmiş gibiaçıklamalar bulunduğu, raporda açıklanan hususların görüntülerle uyumluolmadığı, bilirkişiden beklenen objektif değerlendirme yerine raporda sadece sanığıdeğerlendirerek tek taraflı ve subjektif hazırladığı gerekçesiyle rapora itibaredilmemiştir.
Ana klasörün ek 1. klasörü içindebulunan [O.A.]tarafından hazırlanan 05/08/2013 tarihli raporda, fotoğraflarda Kızılaymeydanındaki göstericilerin konumu, taşlanan, beton banklar arasında sıkışarakdüşen ve burada linç edilen, kaçmak için telefon kulubesinden atlayanpolislerin, yerden taş toplayan ölenin, olay anına ilişkin fotoğraflarınınbulunduğu, raporun dosya kapsamında incelenen görüntülerle uyumlu olmasısebebiyle rapora itibar edilmiştir.
Ana klasörün ek 1. klasörü içindebulunan [S.Ç.Ö. veE.Ö.] tarafından hazırlanan 17/07/2013 tarihli bilirkişi özel raporundagörüntülerle uyumlu kısımlara itibar edilmiştir. Ancak dosya kapsamı vegörüntülerle ve diğer bilirkişi raporlarıyla uyumlu olmayan sanığa taş isabetetmediğine ilişkin 7. sayfadaki açıklamalar, 8. sayfada fotoğrafta net olarakçok sayıda göstericinin taş attığının ve atmaya çalıştığının çıplak gözle dahigörülmesine rağmen 'görüntüdeki herhangi bir göstericinin taş atmadığıanlaşılıyor' şeklindeki dosya ve görüntü kayıtlarına, diğer bilirkişiraporlarına aykırı açıklamalar nedeniyle rapora itibar edilmemiştir.
Ana klasörün ek 1. klasörü içindebulunan Polis memurlarınca hazırlanmış 20/06/2013 tarihli bilirkişi raporundakifotoğraf ve açıklamaların dosya kapsamı ve görüntülerle uyumlu olması sebebiylerapora itibar edilmiştir. Raporda görüntüler kısmında Polis memurlarınınsıkıştırıldığı anda taşlanma, taşların büyüklüğünü gösteren, yere düşenPolislere saldıran göstericilerin, yerden taş toplayıp 5 kez taş atan maktülüngörüntülerinin bulunduğu görülmüştür. Raporun 25. sayfasında 40 nolu şahıstarafından atılan 39 nolu taşın Polisin karın ile kasık bölgesi arasına isabetettiği, bu isabet nedeniyle sol kolun karın bölgesine doğru tutulduğu, vücudunkasılma hareketi sergilediği belirtilmiş olup, bu husus eyleminvasıflandırılması konusunda yukarıda yapılan açıklamalarla uyumludur.
Ana klasörün ek 1. klasörü içindebulunan bilirkişi [S.A.ve A.C.] tarafından hazırlanan 25/06/2013 tarihli raporda daha evvel izlenengörüntü kayıtlarıyla ilgili yapılan açıklamalar doğrultusunda göstericilerintaşlama, polisin beton banklar arasında sıkışan ve taşlanma, gösterici sayısıve kapladıkları alanı gösteren, olay anına ilişkin açıklamalı fotoğraflarınbulunduğu bilirkişi raporunun dosya kapsamı ve izlenen görüntü kayıtlarıylauyumlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Mahkememizce bozma sonrası aldırılan TRTbilirkişilerinin verdiği 19/08/2016 tarihli bilirkişi raporu içeriğinde yapılanaçıklamaların dosya kapsamı ve incelenen görüntülerle uyumlu olduğu, olaysırasında ölenin de sanığa taş attığı, ölenin içinde bulunduğu grubun sanığayönelik taşlı saldırıları ve olay anına ilişkin açıklamaların bulunduğu, sanığaolay sırasında isabet eden taşlarla ilgili isabet yerleri de gösterilerek buhususların açıklandığı, raporun 10, 11, 12 ve 13 sayfalarında sanığa isabeteden taşlarla ilgili açıklamaların mevcut olduğu, 13. sayfada ölenin attığıtaşın sanığın kaskının sağ tarafına çarptığı, 14. sayfasında atış öncesindesanığa isabet eden taş sayısının 6, atış sırasında isabet eden taş sayısının 2olduğunun belirtildiği, atış sırasında sanığın fiziki yapısına ilişkin açıklamalarınbulunduğu görülmüş, bu nedenle dosya kapsamı, görüntü kayıtları, itibar edilenbilirkişi raporları ile uyumlu olması nazara alınarak bu rapora itibaredilmiştir. Her ne kadar raporun son sayfasında ateşleme sırasında ateş edenkolun pozisyonunu değiştirecek şekilde 'sağ kola' taş isabet etmediğibelirtilmiş ise de, görüntü kayıtlarında 3. atış sırasında sanığın sol kasıkbölgesine taş isabet ettiğinin sanığın sol kolunu bu kısma doğru getirdiğini vesanığın isabet eden bu taş sebebiyle kasılma hareketi gösterdiği, sağ elinin busebeple bir an için yere paralel hale geldiği yukarıda izah olunmuş olup,raporda bahsedilen sağ kola taş değmemesi açıklamasının Mahkememizin eyleminvasıflandırılması ve kabulüne aykırı olmadığı anlaşılmıştır.
Ana klasörün ek 3. klasörü içindebulunan Emniyet Müdürlüğü İl Polis Disiplin Kurulu Başkanlığının 22/10/2014tarih ... disiplin kararında '... linç edilmek istenildiği sırada busaldırıları bertaraf etmek için meşru savunma durumuna düşen Polis Memuru [A.Ş.nin] PVSK'nın 16. maddesi gereğidoğrudan silah kullanma yetkisi olmasına rağmen yasa dışı eylem yapangöstericilerden kendisini kurtarma maksadıyla silahını sadece havaya ateş etmeksuretiyle kullanmasının mevzuatın kendisine verdiği yetkilerden olduğu... Kanununkendisine verdiği yetkiler çerçevesinde havaya ateş ettiği ancak kendisindenkaynaklanmayan nedenden dolayı silahının pozisyonunun değişerek... yasa dışıeylemlere müdahale ettiği esnada kendisine yönelik saldırıyı bertaraf etmekmaksadıyla silahını kullanmasında kusurunun olmadığı... ceza tayinine mahalolmadığına' karar verildiği görülmüştür.
GEZİ OLAYLARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRME: ...Olay değerlendirilirken meydana geldiği sosyal, psikolojik, sosyolojik veçevresel faktörler ile sanığın ve ölenin bulunduğu şartlar dikkate alınmalıdır.Mahkememizce de hüküm verilirken bu faktörler yukarıda anlatıldığı şekildedeğerlendirilmiştir.
KABUL EDİLEN EYLEMLE İLGİLİBİREYSELLEŞTİRME: Sanığın eylemi bu şekilde vasıflandırıldıktan sonra olayıngelişimi, 'Gezi Olayları' olarak bilinen olayın büyüklüğü, basit bir gösteriyürüyüşü olmaması, sanığın ve suç tarihinde Kızılay'da görev yapan kollukgörevlilerinin maruz kaldığı saldırının boyutu, şidetin dozu, sanığın içindebulunduğu hal ve buna mukabil sanığın taksire dayalı kusurunun derecesi takdiredilerek takdiren alt sınırdan bireyselleştirme yapılmış, TCK 27/1 maddesininamir hükmü gereği ve takdiren 1/6 oranında indirim yapılmış, takdiri indirimnedenlerinin bulunması gözetilerek takdiren 1/6 oranında indirim yapılmış,netice olarak belirlenen ceza miktarı sanığa verilen süreli hapis cezasınıntaksirli suça ilişkin olması, sanığın kişiliği ve ekonomik sosyal durumu,hürriyeti bağlayıcı cezanın ağırlığı, olayın meydana gelme hal ve koşulları,bir engel bulunmaması nazara alınarak takdiren adli para cezasına çevrilmiştir.Burada hesaplanan netice hapis cezasının ertelenmesi veya adli para cezasınaçevrilmesi hususunda..., erteleme halinde sonuç cezanın hapis olup kanun gereğiinfaz edilmiş sayılacağı, bu durumda seçenek yaptırımlara çevirme hükümlerininertelemeden daha lehe olduğu kanaatine varılarak adli para cezasına çevirmeişlemi uygulanmıştır.
Sanığın taksirli eylemi neticesinde ölümolayının meydana gelmesi, katılanların ölenin vefatı nedeniyle onun desteğindenyoksun kalmaları, bu anlamda maddi zararlarının bulunması, nitekim katılantarafın maddi zarar nedeniyle Ankara 9. İdare Mahkemesinin 2014/1665 esassayılı dosyası ile dava açmaları, bu itibarla CMK 231 maddesinin şartlarınınoluşmaması nedeniyle sanık hakkında CMK 231 maddesinin uygulanmamasına kararverilmiştir.
Her ne kadar suçta kullanılmasıhasebiyle sanığa ait silah ve eklerinin müsaderesi düşünülürse de sanığıneyleminin taksirli suça ilişkin olması,... müsadere edilemeyeceği, silah veeklerinin resmi işlemlerin tamamlanması için sanığın bağlı olduğu kurumagönderilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
...
Her ne kadar katılan vekilleri sanığıntahliyesine karar veren heyetin adli tatil içerisinde toplama bir heyetolduğunu, verilen tahliye kararının korsan bir karar olduğunu, Aksaray AğırCeza Mahkemesinin yetkisinin gaspedildiğini iddia etmiş iseler de tahliyeyeilişkin duruşma zaptı incelendiğinde heyette mahkumiyet kararını veren Başkanve üye Hakimin bulunduğu görülmüş, bu itibarla katılan vekillerinin beyanlarınaitibar edilmemiştir. Bir Mahkeme her türlü kararında tahliye veya tutukluluğundevamı yönünde karar verebilir. Uygulamada örneğin görevsizlik kararı verenAsliye Ceza Mahkemesi görevsizlik kararı ile tahliye kararı veya tutukluğun devamıyönünden karar verebilmektedir. Yine bir dosyaya geçici bakan bir Hakim'degerek tahliye ve gerekse tutukluluğun devamı yönünde karar vermektedir. Buuygulamalara sıkça rastlanmaktadır..."
82. Başvurucuların kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay1. Ceza Dairesinin 5/12/2017 tarihli kararıyla anılan kararın suçun sübutuyönünden onanmasına fakat ceza miktarı yönünden bozulmasına karar verilmiştir.Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"...
2- Toplanan deliller karar yerindeincelenip, sanık [A.Ş.nin],maktul [E.S.ye] yönelik suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturmasonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdiri indirim sebebininniteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş,incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında isabetsizlikgörülmemiş olduğundan, sanık müdafilerinin TCK.nun 27/2. maddesinin uygulanmasıgerektiğine, sair hususlara, katılanlar vekillerinin eksik incelemeye, suçvasfına, sair hususlara yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Oluşa ve dosya kapsamına göre; polismemuru olan sanığın, olay günü kamuoyunda Gezi Parkı Olayları olarak bilinenKızılay Güvenpark bölgesinde görevlendirildiği, söz konusu olaylar sırasında,göstericiler tarafından birçok kamu malına zarar verildiği, güvenlik güçlerineyönelik taşlı sopalı saldırılarda bulunulduğu, artan saldırılar nedeniylesanığın bulunduğu bölgede görev yapan güvenlik güçlerine Başbakanlığı korumakiçin geri çekilme talimatı verilmesi üzerine, Çevik Kuvvet Birliklerinin geriçekilmeye başladıkları, ancak; kendilerine yönelik saldırılar yüzünden düzenlişekilde çekilemedikleri ve bazı çevik kuvvet mensuplarının Güvenpark'ın içindesıkıştıkları, sanık ve yanındaki bir kaç arkadaşının da bu şekilde geriçekilmek üzere parkı terk ederken bazı göstericilerin saldırısına uğradıkları,sanığın aldığı darbe yüzünden elindeki kalkanı düşürdüğü, kendisinin de yeredüştüğü, parktan çıktığı sırada kendisine yöneldiğini düşündüğü bir göstericiyeonu uzaklaştırmak için tekme attığı, ardından bu göstericinin arkasındaki,içinde maktulün de bulunduğu bir grup göstericiyle karşı karşıya kaldığı,gösterici grubunun kendisine yönelik yoğun taşlı saldırısını o andaki hal vekoşullara göre saldırıyla orantılı biçimde PVSK.nun 16/6-a maddesi kapsamındahavaya ateş etmek suretiyle def etmek istediği, arka arkaya gerçekleşen 3atıştan, ilk ikisinin havaya, sonuncusunun ise aldığı taş isabetleri yüzündensilah üzerindeki hakimiyetini kaybetmesi sonucu, karşısındaki grubun içindebulunan maktulün sağ parietotemporal bölgesine isabet ettiği olayda, TCK.nun27/1 ve 85/1. maddeleri uyarınca aynı Kanunun 3. ve 61. maddesindeki ilkelerdoğrultusunda taksire dayalı kusurunun ağırlığı nedeniyle taksirle ölüme nedenolma suçundan, sonuca etkili olacak şekilde teşdiden ceza tayini gerektiğigözetilmeden, yazılı şekilde alt sınırdan ceza belirlenmesi..."
2. 2018/2Esasına Kayden Görülen Yargılama Süreci
83. Bozma kararı üzerine yargılama Aksaray Ağır CezaMahkemesinin 2018/2 esasına yeniden kaydedilmiştir. Aksaray Ağır CezaMahkemesi; başvurucuların vekilleri, A.Ş.nin müdafileri ve başvurucular SayfıSarısülük ile İkrar Sarısülük'ün yüzüne karşı verdiği 21/3/2018 tarihli kararile aynı gerekçelerle A.Ş.nin meşru savunmada sınırın taksirle aşılmasısuretiyle öldürme suçundan takdiren alt sınırdan ayrılarak 3 yıl hapiscezasıyla, neticeten 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, şartlarıoluşmadığından A.Ş. hakkında HAGB'nin uygulanmasına yer olmadığına, hapiscezasının takdiren adli para cezasına çevrilmesiyle neticeten 15.200 TL adlipara cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmedilen cezanın türü dikkate alınarakertelemeye yer olmadığına karar vermiştir.
84. Karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 11/3/2019 tarihlikararıyla onanmıştır. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi 30/5/2019 tarihli ekkararıyla A.Ş.nin tutuklu kaldığı sürelerin hakkında hükmedilen adli paracezası miktarını karşılaması nedeniyle infazının tamamlandığını dikkate alarakA.Ş. hakkındaki yurt dışı çıkış yasağı konulmasına dair adli kontrol kararınınkaldırılmasına karar vermiştir.
85. Başvurucular vekili nihai kararı 13/4/2019 tarihindeöğrendiğini bildirmiş olup başvurucular 13/5/2019 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
D. Olaylaİlgili Bazı İddialara İlişkin Diğer Soruşturma Süreçleri
86. Polis memurlarına güç kullanmaları yönünde talimatveren ve olayı gördüğü hâlde müdahale etmeyen polis memurları ve amirlerihakkında başvurucuların bir kısmının yaptığı suç duyurusuna ilişkin olarakCumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11/7/2013 tarihinde, olay gününe ait polistelsiz muhabere kayıtlarına göre A.Ş.ye silahını kullanması yönünde bir talimatverilmediğinin anlaşıldığı, bir saniye süren ateş etmeler sırasında olayın farkedilmediği ve müdahale imkânının bulunmadığı gerekçesiyle meşru savunmadasınırın aşılması suretiyle ölüme neden olma suçuna azmettirme ve görevi kötüyekullanma suçlarından ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.Başvurucuların karara karşı yaptıkları itiraz Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesince3/10/2013 tarihinde reddedilmiştir.
87. Başvurucuların bir kısmının o tarihte görev yapanbaşbakan ve vali hakkında yaptığı suç duyurusuna ilişkin olarak CumhuriyetBaşsavcılığı 5/11/2013 tarihinde, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, görevi kötüyekullanma, hakaret gibi suçlardan kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir.
88. Yine olayda A.Ş.nin aldığı yaralara dair sahte rapordüzenlendiği ve bu raporun kullanıldığı iddiasıyla başvurucuların A.Ş. vedoktorlar hakkında yaptığı 17/3/2014 tarihli suç duyurusuna ilişkin olarak CumhuriyetBaşsavcılığı, kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Başvurucuların kararakarşı yaptıkları itiraz Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince 4/6/2014tarihinde reddedilmiştir.
E. Olayaİlişkin Tam Yargı Davası Süreci
89. Başvurucular yakınlarının ölüm olayına ilişkin olarakaynı iddialarla 9/9/2014 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi)nezdinde İçişleri Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. BaşvurucularSayfi Sarısülük için 75.000 TL manevi, 1.000 TL maddi tazminat, Cem, Mustafa,İkrar Sarısülük ve Fikrinaz Tümen için her birine 40.000 TL manevi tazminat,başvurucu sıfatı bulunmayan müteveffanın babası Muzaffer Sarısülük için ise75.000 TL manevi, 1.000 TL maddi tazminat olmak üzere toplam 312.000 TLtazminat ödenmesi talep edilmiştir.
90. İdare Mahkemesi 14/12/2018 tarihli kararla manevitazminat isteminin kısmen kabulüne, maddi tazminat isteminin reddine kararvererek anne Sayfi Sarısülük ve baba Muzaffer Sarısülük'ün her biri için 50.000TL, kardeşler Cem Sarısülük, Mustafa Sarısülük, İkrar Sarısülük ve FikrinazTümen'in her biri için 25.000 TL olmak üzere toplam 200.000 TL manevi tazminatödenmesine karar vermiştir. Kararda maddi tazminat talebinin reddedilmesinedair karşıoy bulunmakta olup karşıoy gerekçesi şöyledir:
"Kamu görevlilerinin üstlendikleriödevin ve yürüttükleri hizmetin kural ve usul ve gereklerine aykırı olarakyaptıkları eylem ve işledikleri kusurlar idareden ayrılamamaları nedeniylegörevle ilgili olarak işlenen 'görev kusuru' niteliğinde ve idarenin hizmet kusuruiçerisinde değerlendirilmektedir. Bu bağlamda kamu görevlisi olan olan polismemurununkamu hizmetini icra ederken kastı olmasa bile taksiri il ölüme sebepolmasıyla idarenin hizmet kusuruna yol açtığı kuşkusuzdur. Davacılar yakınınınölümü ile meydana gelen zararın polis memurunun taksirli eylemi ile kamuhizmetinin yürütülmesi ve görevin ifası sırasında oluştuğu dolayısı ile idarieylem ile zarar arasında nedensellik bağı bulunduğu açıktır.
Ölenin kanuna aykırı olarak izinsiz birşekilde düzenlenen, demokratik gösteri sınırlarını aşan, yasa dışı örgütlerinboy gösterdiği ve şiddet olaylarının yer aldığı eylem ve gösteriye bilerek veisteyerek aktif bir biçimde katılmış olması nedeniyle takdiren belirlenecekkusuru oranında indirim yapılmak sureti ile maddi tazminata hükmedilmesigerekirken aksi yöndeki maddi tazminat isteminin tümden reddi yönündekiçoğunluk kararına katılmıyorum."
91. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava dosyasının incelenmesinden,davacılar yakını[E.S.nin] 01.06.2013 tarihinde Kızılay'da gerçekleştirilen ve 'Gezi ParkıEylemleri' olarak adlandırılan eylemler sırasında Ankara Emniyet Müdürlüğüemrinde görevli polisler tarafından göstericilere müdahale edildiği esnada,geri çekilen ve göstericiler tarafından darp edilen polis memurlarından A.Ş.isimli polis memurunun silahından çıkan kurşunun kafasına isabet etmesineticesinde yaralandığı, 14/06/2013 tarihinde de hayatını kaybetmesi üzerine,emniyet güçlerinin aşırı güç kullandığı iddialarıyla uğradıkları zararıntazmini amacıyla şimdilik annesi Sayfı Sarısülük için 75.000,00TL manevi1.000,00TL maddi; babası Muzaffer Sarısülük için 75.000,00TL manevi, 1.000,00TLmaddi; kardeşleri Cem, Mustafa, İkrar ve Fikrinaz'ın her biri için 40.000,00TLmanevi tazminatın olay tarihi olan 01/06/2013 tarihinden itibaren işleyecekfaizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanınaçıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, Mahkememizin 16/11/2016 tarihliara kararı ile polis memuru A.Ş. hakkında yapılan ceza yargılaması sonucundaverilen kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine dosyanın nakil kararı ilegönderildiği ve yeniden yargılamasının yapıldığı Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi2015/307 E. Sayılı dosyasında verilen kararın kesinleşip kesinleşmediğisorularak, kararın ve dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunungönderilmesinin istenilmesine karar verildiği, bu karar üzerine gönderilenbilgi, belge ve kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde; polis memuruA.Ş.'nin yapılan yargılamasında öldürme kastı ve olası kast hali olmaksızınmeşru müdafaa şartları içinde iken sınırını taksir derecesinde kusuru ileaştığı gerekçesi ile neticede 10.100,00 TL Adli Para Cezasıilecezalandırılmasına karar verildiği, 'Gezi Parkı Eylemleri' olarak adlandırılaneylemler sırasında çeşitli sivil toplum örgütleri ve marjinal guruplarınorganize olmak suretiyle Kızılay bölgesinde ana arterlerin araç ve yayatrafiğine kapatılması ve çevrede bulunan kamu ve özel mallara zarar verilmeksuretiyle kamu düzenin bozulması üzerine güvenlik güçlerinin tazyikli su ve gazsıkmak suretiyle gruplara müdahale ettiği, söz konusu olayların yukarıdaaktarılan ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile güvence altına alınanToplantı ve Gösteri Özgürlüğünü aşar nitelikte olduğu, zira bahse konu eyleminkamu düzenini bozucu, suç işlenmesine zemin hazırlayıcı ve başkalarının hak veözgürlüklerini ihlal edici boyutta olması nedeniyle Kanunlarda yer verilendüzenlemelere aykırı bir şekilde meydana geldiği, bu durumun toplanma hakkının sınırlandırılmasıkapsamında kaldığı ve bilirkişi raporuna esas alınan kamera kayıtlarındagüvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen müdahalenin meşru bir amaç olanasayiş, güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ile başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda; protesto eyleminin yukarıdabelirtilen gelişimi dikkate alındığında, kolluk görevlilerince kamu düzenininkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amacıyla eyleme müdahale edilmesi, göstericilerin dağıtılması vegözaltına alınmasına ilişkin olarak mevzuatta öngörülen zor kullanma yetkisininkullanımına dair şartların oluştuğu ve 'Gezi Parkı Eylemleri' olarakadlandırılan eylemler sırasında polisler tarafından göstericilere müdahaleedildiği esnada polis memurunun silahından çıkan kurşunun eylemciler içerisindebulunan davacılar yakının başına isabet ettiği, yaralanma olayının vesonrasında da ölüm olayının bu suretle meydana geldiği iddia olunmuşsa da; bilirkişiraporundan ve incelenen görüntülerden ölenin de sanığa taş attığı, taşınsanığın kaskının sağ tarafına çarptığı, yine ölenin yerden taş toplayanfotoğraflarının olduğu, barikatı ateşe verme görüntülerinin ve işyerlerine taşatma görüntülerinin olduğu, ve bahsedilen eyleme aktif olarak katıldığıanlaşılan davacılar yakınının kolluk görevlilerince defalarca yapılan ikazlararağmen devam eden kamu düzenini bozucu nitelikteki eylemlerin veya eylemcilerekarşı mevzuat çerçevesinde güvenlik güçlerince yapılan müdahalenin istenmeyenneticesi olabileceği hususları göz önüne alındığında, uyuşmazlık konusu olaydazararla idarenin eylemi arasında kesin bir nedensellik bağı kurulamadığındanidarenin tazminle sorumlu tutulamayacağı, öte yandan, olayda kusursuz sorumlululukhallerinden birinin de var olmadığı anlaşıldığından davacılardan Sayfı veMuzaffer Sarısülük'ün maddi tazminat istemleri hukuka uygun bulunmamıştır.
Davacıların manevi tazminat isteminegelince;
Manevi tazminat, patrimuanda meydanagelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatminaracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyiamaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yolaçmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de; tam yargı davalarınınniteliği gereği olarak da takdir edilen miktarın aynı zamanda idareninkusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda olması gerekmektedir.
Buna göre, her ne kadar müdahaleninistenmeyen sonucu şeklinde ölüm olayının gerçekleştiği dolayısıyla idareye atfıkabul bir kusur bulunmadığı değerlendirilmiş ise de, olayın oluş şekli, zararınniteliği, yaralanma derecesi(ölüm olayı), dikkate alındığında davacıların olaynedeniyle duyduğu acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntılarının kısmen de olsadindirilmesi için takdiren, anne ve babanın her biri için 50.000,00 TL,kardeşlerin her biri için 25.000,00TL olmak üzere, toplamda 200.000,00 TLmanevi tazminata hükmedilmesi yerinde görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, manevi tazminatisteminin kısmen kabulü ile anne ve babanın her biri için 50.000,00.-TL,kardeşlerin her biri için 25.000,00.-TL olmak üzere toplamda 200.000,00.-TL'ninidareye başvuru tarihi olan 11.07.2014 tarihinden itibaren işletilecek yasalfaiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlayailişkin manevi tazminat istemi yönünden ve maddi tazminat istemi yönündendavanın reddine..."
92. Karara karşı hem İçişleri Bakanlığı hem de madditazminat taleplerinin reddi bakımından başvurucu Sayfi Sarısülük ile MuzafferSarısülük istinaf incelemesi talebinde bulunmuş olup yargılama Bölge İdareMahkemesi nezdinde incelemededir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
93. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife veSalâhiyet Kanunu’nun "Zor ve silah kullanma" kenar başlıklı16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Polis, görevini yaparken direnişlekarşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zorkullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında,direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecekşekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunîşartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
...
Zor kullanmadan önce, ilgilileredirenmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarıyapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamındadirenmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağızorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarakmüdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç vegereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına yönelikbir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın,5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesindesavunmada bulunur.
Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılmasıkapsamında,
b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanaraketkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla vekıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma,zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstühalinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,
silah kullanmaya yetkilidir."
94. 2559 sayılı Kanun'un ek 9. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(Ek: 16/6/1985 - 3233/7 md.) BuKanun ve diğer kanun hükümlerine göre gerekli hallerde;
...
Sanık polis, hakkında dava açıldığıtakdirde duruşmadan vareste tutulabilir..."
95. 25/4/1938 tarihli ve 3890 sayılı Polis Vazife veSalahiyet Nizamnamesi'nin 17. maddesi şöyledir:
"Polis Vazife ve SalahiyetKanununun on altıncı maddesi mucibince polis için silah kullanmak salahiyetininkabul edildiği hallerde silah kullanılması silah kullanmaktan başka bir çarebulunmadığı hallere munhasırdır. Bu takdirde mümkün olduğu kadar suçlununöldürülmekten ziyade yaralı olarak yakalanmasına dikkat edilmesi ve kalabalıkyerlerde silah kullanmaktan imkan nispetinde sakınılması icap eder."
96. 5237 sayılı Kanun'un "Kast" kenar başlıklı21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Suçun oluşması kastınvarlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek veistenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındakiunsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halindeolası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirensuçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardayirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda isetemel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir."
97. 5237 sayılı Kanun'un "Taksir" kenarbaşlıklı 22. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
(2) Taksir, dikkat ve özenyükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımındabelirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyiistememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
..."
98. 5237 sayılı Kanun'un "Meşru savunma vezorunluluk hali" kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Gerek kendisine ve gerek başkasınaait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olanhaksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimdedefetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez."
99. 5237 sayılı Kanun'un "Sınırın aşılması"kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldırannedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğindede cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birindenüçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılmasımazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faileceza verilmez."
100. 5237 sayılı Kanun'un "Kısa süreli hapiscezasına seçenek yaptırımlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"(1) Kısa süreli hapis cezası,suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğupişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
...
Çevrilebilir.
...
(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunanhapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde,birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, buhüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu maddehükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir."
101. 5237 sayılı Kanun'un "Adli para cezası"kenar başlıklı 52. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
"Hakim, ekonomik ve şahsi hallerinigöz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmünkesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehilverebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de kararverebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz.Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmıntamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceğibelirtilir."
102. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten öldürme"kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:
"Bir insanı kasten öldüren kişi,müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."
103. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle öldürme"kenar başlıklı 85. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Taksirle bir insanın ölümüne nedenolan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
104. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun "Davanın nakli ve duruşmanın başka yerde yapılması"kenar başlıklı 19. maddesi şöyledir:
"(1) Yetkili hâkim veya mahkeme,hukukî veya fiilî sebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde bulunursa;yüksek görevli mahkeme, davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeyenakline karar verir.
(2) Kovuşturmanın görevli ve yetkiliolan mahkemenin bulunduğu yerde yapılması kamu güvenliği için tehlikeli olursa,davanın naklini Adalet Bakanı Yargıtaydan ister.
(3) (Ek: 24/11/2016-6763/21 md.)Mahkeme, fiili sebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanın il sınırlarıiçinde başka bir yerde yapılmasına karar verebilir. Bu karara karşı itiraz yoluaçıktır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi
105. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)"Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur...
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birindemutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bumaddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşıkorunmasının sağlanması;
..."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
106. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin2. maddesini 1. maddesiyle birlikte yorumlayarak devletin yaşam hakkıkapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabuletmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.No: 18984/91, 27/9/1995, § 161).
107. AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamugörevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısındangeçerli değildir (Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 27446/12,25/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında -öldürmeme ya dayaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümünsebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturmayapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkili soruşturma yapma şeklindekiusul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı ve bağımsız bir yükümlülük hâlinegelmiştir.
108. AİHM 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiğikararda ise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerinibelirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001).Jordan Prensipleri olarak anılan bu ilkeler, AİHM'in tamamen yenibelirlediği ilkeler değildir. Bunlar, yukarıda belirtilen McCann vediğerleri/Birleşik Krallık kararından beri önüne gelen davalarda uyguladığıbirtakım ilkelerin sistematikleştirilmesinden ibarettir. AİHM'in yaşam hakkıkapsamında etkili soruşturmaya ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:
- Soruşturma makamlarının yaşam hakkıyla ilgilikonulardan haberdar olduğunda kendiliğinden harekete geçmeleri (HughJordan/Birleşik Krallık, § 105)
- Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (HughJordan/Birleşik Krallık, § 106)
- Soruşturmanın sorumluların tespitini vecezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayıaydınlatmaya yarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/BirleşikKrallık, § 107)
- Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (HughJordan/Birleşik Krallık, § 108)
- Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimineaçık olması, her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumakiçin bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (HughJordan/Birleşik Krallık, § 109)
109. AİHM, yaşam hakkını korumaya yönelik pozitifyükümlülüğün ulusal hukuk sistemlerinin kanuna aykırı olarak herhangi birkişiyi öldüren ya da ölümcül şekilde yaralayan kişiler hakkında ceza hukukunuuygulayabilme kapasitesini göstermesi gerektirdiğini kararlarında sıkça dilegetirir (Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No: 43577/98,43579/98, 6/7/2005, § 60).
110. Ayrıca AİHM, kamu görevlisinin karıştığı kötümuamele veya öldürme olayları için uygun olan yaptırımları seçmelerinde ulusalmahkemelere saygı gösterdiğini ancak eylemin vahameti ile verilen ceza arasındaaçık bir orantısızlık olduğu durumlarda değerlendirme ve müdahale etmehususunda yetki kullanmasının gerekli olduğunu belirtmektedir (Nikolova ve Velichova/Bulgaristan,B. No: 7888/03, 20/12/2007, § 61).
111. AİHM, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilipgetirilmediğini incelemek için ulusal mahkemelerin bu kararlara varırken hukuksisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşama hakkı ihlallerininönlenmesinde oynaması gereken rolün öneminin altının çizilmesi amacıylaSözleşme'nin 2. maddesi uyarınca davaya gereken önemi gösterip göstermediğiniya da ne dereceye kadar gösterdiğini değerlendirmesi görevinin kendisine aitolduğuna vurgu yapmaktadır (Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02,8/4/2008, § 62).
112. Öte yandan AİHM soruşturma yükümlülüğünün bir sonuçyükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğunu, buitibarla bu konuda yaptığı değerlendirmelerin başvuruculara üçüncü kişileriadli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği ve tümyargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödeviyüklediği anlamına hiçbir şekilde gelmediğini de belirtmiştir (Öneryıldız/Türkiye[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 96).
113. AİHM'e göre Sözleşme’nin 2. maddesi soruşturmamercilerine, ölenin bir yakınının belirli bir soruşturma tedbirinin alınmasıiçin yaptığı her talebi karşılamaları şeklinde bir yükümlülük yüklemez (Ramsahaive diğerleri/Hollanda [BD], B. No: 52391/99, 15/5/2007, § 348; Velcea veMazăre/Romanya, B. No: 64301/01, 1/12/2009, § 113).
114. AİHM, tüm kovuşturmaların mahkûmiyet ve belirli bircezaya hükmedilmesiyle sonuçlanmasına yönelik mutlak bir yükümlülükbulunmamasına rağmen ulusal mahkemelerin -kamu görevlilerinin ölüme yol açanihmalkârlıkları sonucu ortaya çıkan suçlar da dâhil olmak üzere- kişilerinhayatlarını tehlikeye sokan suçları cezalandırmamaya hiçbir koşulda olanakvermemesi gerektiğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre kamu güvenininsürdürülmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve kanunsuz eylemlere yönelikherhangi bir tolerans ya da ittifak olduğu görünümünün önlenmesi açısından budurum hayati önem taşımaktadır (Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99,17/10/2006).
115. Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu meydanagelen olaylarda yaşam hakkının negatif yükümlülüğünün ihlal edildiğinin ilerisürülmediği, sadece etkili soruşturmaya ilişkin usul yükümlülüğü iddialarınındile getirildiği AİHM'in Armani Da Silva/Birleşik Krallık ([BD], B. No:5878/08, 30/3/2016) kararında, toplu ulaşım mekanlarında meydana gelen terörsaldırıları sonrasında yürütülen bir operasyonda güvenlik görevlilerininsilahlı güç kullanımı sonucu, olaylarla ilgisi bulunmadığı sonradan anlaşılanbir kişinin hayatını kaybetmesine ilişkin olaya dair başvuruda Sözleşme'nin 2.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiğiileri sürülmemiş, sadece meşru savunmaya ilişkin iç hukuk hükümlerininSözleşme'nin 2. maddesinin gerektirdiği standardın altında kaldığı ve adlimakamların kolluk güçlerinin davranışlarını dikkatli bir şekilde incelemedenyürüttükleri soruşturma nedeniyle hesap verilebilirliğin güvence altınaalınmamasına yol açtıkları belirtilmiş, bu nedenlerle etkili bir soruşturma yapılmadığıiddia edilmiştir. AİHM bu başvuruda bu iddianın kapsamını özellikle vurgulamışve sadece yaşam hakkının usul yönünden bir inceleme yapmıştır.
116. AİHM, kolluk güçlerinin yol açtığı ölüm olayınedeniyle yaşam hakkının usul yönünün ihlali iddialarını incelediği ArmaniDa Silva/Birleşik Krallık (aynı kararda bkz. § 245) kararında öncelikleolayların dışında olması sebebiyle kendisinin ve başkalarının hayatına karşıalgıladığı bir tehlikeyi bertaraf etmek için olayın sıcaklığıyla tepki vermekzorunda kalan bir görevlinin duruma ilişkin takdiri yerine kendi takdirinikoyamayacağını, durumları bahse konu olaylar meydana geldiği zaman meşrumüdafaada bulunan kişinin bakış açısından değerlendirmesi gerektiğini, hemkişinin güç kullanımının gerekliliğine dair düşünceye sahip olup olmadığınıtespit ederken hem de kullanılan gücün derecesinin gerekliliğinideğerlendirirken kendisini ölümcül güç kullanımına başvurmuş olan kişininyerine koymaya çalıştığını ifade etmiştir.
117. AİHM, adli makamların yaşanan olayın saniyeleriçinde meydana gelmiş olduğunu ve kolluk güçlerinin ölenin bir bombapatlatacağından korkmuş oldukları yönündeki ifadelerini destekleyen birtakımbağımsız delillerin mevcut olduğunu dikkate alarak değerlendirme yaptıklarını,dolayısıyla adli makamların kolluk görevlileri tarafından güç kullanılmasınınsöz konusu koşullar altında haklı gerekçelerinin mevcut olup olmadığınıSözleşme’nin 2. maddesinin şartlarıyla bağdaşır bir biçimdedeğerlendirmediklerinin söylenemeyeceğini ifade etmiştir (Armani DaSilva/Birleşik Krallık, §§ 253-256). AİHM, soruşturma sonucunda savcılıkçaher ne kadar takipsizlik kararı verilmişse de kolluk görevlilerinin yanlışlıklabaşvurucunun yakınının ölümüne yol açtığının yetkililerce kabul edilmesi, aileile hemen bağlantı kurularak mali ihtiyaçlarının karşılanması, bağımsız hukukiyardım alabilmeleri konusunda gerekli maddi yardımın kendilerine sağlanması,olayda sorumluluğu görülen kolluk görevlileri ile görevlilerin bağlıbulundukları kurumun kurumsal sorumluluğun tespiti için gerekli incelemelerinyapılmış olması, ailenin hukuk mahkemesinde açtığı tazminat davası üzerineyetkililerin aile ile bağlantı kurarak üzerinde uzlaşılan tutarı kendilerineödemiş olmalarını birlikte dikkate alarak olayda yaşam hakkının usul yönününihlal edilmediğini değerlendirmiştir (aynı kararda bkz. § 283).
118. Toplumsal olaylara müdahale sırasında yoğun saldırıaltında kalan üç kolluk görevlisinin içinde bulunduğu bir kolluk aracının yolakurulan barikat nedeniyle sıkışarak saldırgan göstericiler arasında kalması iletaşlı sopalı saldırı altındayken araç içinde bulunan bir kolluk görevlisininiki el ateş etmesi sonrası bir göstericinin hayatını kaybetmesine ilişkinGiulianive Gaggio/İtalya ([BD], B. No: 23458/02, 24/3/2011) başvuruda AİHM, kollukgörevlilerinin meşru müdafaa kapsamında silah kullanmasına ilişkin olarakyaptığı değerlendirme sonucunda yaşam hakkının maddi ve usul yönlerinin ihlaledilmediği sonucuna ulaşmıştır. Olayda savcılık, göstericilerin yoğunsaldırısına maruz kalan araç içindeki kolluk görevlisinin aracın çevresiningöstericiler tarafından sarılması ve araç içindekilere göstericilerin yoğunbiçimde düşmanca fiziksel saldırıda bulunması nedeniyle yaşamının tehlikedeolduğunu düşünmesinin haklı görülebileceğini ifade ettikten sonra kollukgörevlisinden saldırıyı durdurma kapasitesi olan tabancısını kullanmaktankaçınmasının ve fiziksel bütünlüğünü tehlikeye sokması muhtemel olan birsaldırıya boyun eğmesinin beklenemeyeceğini belirterek görevli hakkındakovuşturmasızlık kararı vermiştir (aynı kararda bkz. § 75).
119. AİHM, olayın bir kolluk görevlisinin güç kullanırkenvideo görüntüsü ve fotoğraflarının çekilebildiği ender olaylardan olmasınedeniyle bu görüntülere önem atfettiğini, ayrıca saldırı nedeniyle güçkullanmak zorunda kalan saldırının muhatapları açısından güç kullanımına daireylemleri değerlendirmesi gerektiğini öncelikle ifade etmiştir (aynı karardabkz. §§ 186, 188). AİHM'e göre olay yerinden ayrılmaya çalışan ve göstericilerebir tehdit oluşturmayan kolluk güçlerinin aracına açık şekilde yasa dışı veşiddetli bir saldırı olmuştur, araç göstericiler tarafından kısmen kuşatılmış,sallanmış, araca taşlar ve diğer sert nesneler atılmış olup bu durumda kollukgörevlilerinin linç edilmeleri ihtimali ortaya çıkmıştır (aynı kararda bkz. §§186, 188). Güç kullanan kolluk görevlisi silahını ateşlemeden önce birgöstericinin yangın söndürme tüpünü araçtakilere fırlatması tehlikesi mevcutturve sanık kolluk görevlisi silahını ateşlemeden önce göstericilere silahınıgöstererek dağılmalarını söylemiştir (aynı kararda bkz. § 189). AİHM'e göre budurum, güç kullanan kolluk görevlisinin yaşamının tehlikede olduğuna dairsamimi inancı sonucu ateş etmek gibi potansiyel ölümcül bir savunmayabaşvurmasını haklılaştırmıştır (aynı kararda bkz. § 191). AİHM, yakın birtehlike ile karşı karşıya kalan kolluk görevlisinin aracın yedek lastiği iletavanı arasındaki dar boşluktan ateş edebilecekken riskli bir boşluktan ateşederek saldırganlardan birinin ölümüne neden olmasını başlı başına savunmayıorantısız hâle getirmeyeceğini ifade ederek yaşam hakkının maddi yönünün ihlaledilmediğine karar vermiştir (aynı kararda bkz. § 193).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
120. Anayasa Mahkemesinin 15/12/2021 tarihinde yapmışolduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
121. Başvurucular; polis memurunun kimliğinin uzun süresoruşturma makamına bildirilmemesi, olaydan on yedi gün sonra silahının teslimedilmesi, sanığın gözaltına alınmaması ve yirmi üç gün sonra tutuklamaya sevkedilebilmesi suretiyle sanığın korunması, siyasetçilerin soruşturmayıetkileyecek tarzda açıklamalarda bulunması, MOBESE kameralarını kontrol edengüvenlik güçlerinin delilleri karartması, soruşturma sırasında bağımsız olmayanİl Jandarma Komutanlığı görevlilerinin bilirkişi atanarak bu kişilerle birliktekeşif yapılması ve rapor temin edilmesi, sanığın sorgusuna katılımınınengellenerek ve sanığa eksik soru sorularak sanığın serbest bırakılmasına kararverilmesi, mahkeme üzerindeki baskı nedeniyle adli tatil sırasında nöbetçi birheyet ile davanın nakli talebinde bulunulması, davanın nakli kararı sonrasındayetkisiz hâle gelmiş mahkeme tarafından taraflara bildirilmeden ve incelenmetarihinden önce duruşma açılarak polis memuru sanığın tahliyesine kararıverilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
122. Başvurucular adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkin olarak ayrıca duruşmada sanığın peruk, sahte bıyık takmasıgibi nedenlerle usulüne uygun kimlik tespitinin yapılamadığını, sanığın SEGBİSaracılığıyla savunmasının alındığını, bağımsız ve tarafsız bir kurum olmayanTRT'den bilirkişi raporu alındığını, polis memurunun silahını ateşlediğisıradaki konumunun ve hareketlerinin gözardı edilerek sanığı kollama amacıylataraflı ve eksik inceleme sonucu hazırlanan bilirkişi raporlarına, ismi gizlitutulan iki polis memurunun hazırladığı Görüntü İnceleme Tutanağı'na, sanıkhakkında düzenlenen gerçek dışı sağlık raporlarına dayanılarak suç vasfınıntayin edildiğini ve mahkûmiyet kararı verildiğini iddia etmiştir. Başvurucularbaşvuru formuna ek olarak sundukları açıklamada aynı gerekçelerle adilyargılanma hakkının yanı sıra yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğününde ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
123. Bakanlık; başvurucuların davanın nakline ve bukararla birlikte A.Ş.nin tahliyesine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine dair 2015/16451 numaralı başvuruya ilişkin görüşünde,başvuruya konu yargılamanın başvurunun yapıldığı tarihte derdest olduğunadeğinerek Anayasa Mahkemesinin Şehap Korkmaz (B. No: 2013/8975,23/7/2014) başvurusunda yargılamanın derdest olması nedeniyle yargılamanınnakli sebebiyle yargılamaya etkili katılım sağlanamadığı iddiasının bu aşamadadeğerlendirilmesinin mümkün olmadığına dair tespitinin somut başvuru açısındanda dikkate alınmasının uygun olacağını belirtmiştir.
124. Bakanlık söz konusu görüşünün devamında davanınnakline karar verilmesi hâlinde gerçekte yetkili olan mahkemenin davanınesasına ilişkin olanlar dışındaki işlemleri tamamlayarak esası hakkında kararvermek için dosyayı belirlenen mahkemeye göndermesi gerektiğine, Ankara AğırCeza Mahkemesinin de davanın nakli kararından sonra davanın esasına etkili birişlem yapmadığına ve davanın nakli sebebiyle meydana gelebilecek gecikmenedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmesine sebebiyetvermemek adına kanunun kendisine verdiği yetkiyle resen tutuklulukdeğerlendirmesi yaptığına, neticede 14 aya yakın süredir tutuklu olan sanığıntahliyesine karar verdiğine, bu karara karşı başvurucuların itiraz etme imkânıolduğuna, nitekim başvurucuların itirazının bir başka mahkeme tarafındanesastan incelenerek reddedildiğine işaret etmiştir.
125. Bakanlık, başvurucuların sanığın mahkûmiyetine kararverilmesi sonrasında adil yargılanma hakkının ve yaşam hakkının etkilisoruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasına dair 2019/15572 numaralıbaşvuruya ilişkin görüşünde ise öncelikle başvurucuların açtığı tam yargıdavası neticesinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin sanığın taksir düzeyindekusurlu olduğu tespitine istinaden başvurucular lehine toplam 200.000 TLtazminat ödenmesine karar verdiğini, kararın istinaf incelemesinde olduğunubelirterek verilen mahkûmiyet kararının yanı sıra tazminata da hükmedildiğihususunun başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalmadığı bakımındandeğerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
126. Bakanlık; yaşam hakkının maddi yönü bakımındangörüşünde, yasa dışı gösteri sırasında göstericilerin polis memurlarına sertcisimlerle saldırdığını, geri çekilme sırasında çok sayıda polis memurununyaralandığını, bazısının kalkanlarının zapt edildiğini, bu esnada kendisinesaldıran bir göstericiden kurtulmaya çalışırken başvurucuların yakınının daaralarında bulunduğu bir grup gösterici tarafından yakın mesafeden A.Ş.ye taşatıldığını, göstericilerden kurtulmak amacıyla havaya iki el ateş eden A.Ş.yeisabet eden taşlar nedeniyle elinin yere paralel hâle gelmesi sonucu üçüncükurşunun başvurucuların yakınına isabet ettiğini belirtmiştir. Bakanlık; polismemurunun kendisine isabet eden taş sonucu elinin doğrultusunu değiştirmesiyleölüme neden olan üçüncü kurşunu ateşlediği, herhangi bir hedef gözetmediği,kendisine yönelik saldırıyı defetmek maksadıyla havaya ateş ettiği sıradakendisine isabet eden taşın etkisiyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucubaşvurucuların yakınlarının hayatını kaybetmesine sebebiyet verdiği kanaatiniifade etmiştir.
127. Bakanlık yaşam hakkının usul yönü bakımından yaptığıdeğerlendirmede resen başlatılan soruşturmada otopsi işlemiyle ölüm sebebinintespit edildiğini, olay yerinde keşif ve gerekli incelemelerin yapıldığını,polis memurunun silahı üzerinde kriminal incelemenin yaptırıldığını, olay yeriçevresindeki kamera kayıtları, televizyon kuruluşlarındaki görüntüler,internette yer alan görüntüler ile RTÜK'te (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu)mevcut olan görüntülerin temin edilerek bu görüntüler üzerinde bilirkişiincelemesi yaptırıldığını, olay yerinde görevli olan diğer polis memurları,olay günü özel televizyon kuruluşları adına olay yerinde görev yapan basıngörevlileri ile başvurucular vekillerinin bildirdiği çok sayıda kişinin tanıkolarak dinlendiğini belirtmiştir.
128. Ayrıca görüşte belirtildiğine göre başvurucular, heraşamada soruşturma ve kovuşturma makamlarına şikâyetlerini sunabilmiş;avukatları aracılığıyla sundukları talepleri doğrultusunda araştırmalaryapılmış, her türlü işleme karşı kendilerine itiraz ve temyiz imkânı sağlanmış,meşru menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüdekatılabilmelerine olanak verilmiştir. Soruşturma işlemleri Cumhuriyet savcısıtarafından bizzat yürütülmüş; olay yeri incelemesi ve görüntü kayıtlarıüzerindeki incelemeler, sanık polis memurunun bağlı olduğu Emniyet GenelMüdürlüğü ile hiyerarşik bağı olmayan Jandarma Genel Komutanlığı ve TRTgörevlileri aracılığıyla yapılmış; soruşturmanın bağımsızlığı kriterine riayetedilmiştir. Olaya ilişkin soruşturma yaklaşık bir buçuk ay gibi kısa bir süredetamamlanmış; benzer şekilde yargılama da dinlenen tanık sayısının çokluğu,olayın karmaşık niteliği, tarafların bir kısım talebinin yerine getirilmesi,davanın güvenlik nedeniyle başka bir ile nakli gibi yargılama süresine etkiedebilecek hususların varlığına rağmen makul bir özen ve süratletamamlanmıştır.
129. Bakanlığa göre Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi olayınhangi şartlar altında meydan geldiğini, sanık polis memurunun silahınıateşlemesine yol açan unsurları, başvurucuların yakının da aralarında olduğugrubun sanık polis memuruna yönelik saldırılarını dikkate alarak olayıntaksirli eylem neticesinde meydana geldiği sonucuna ulaşmış ve meşru müdafaadasınırın kasıt olmaksızın aşılması suretiyle taksirle ölüme sebebiyet vermesuçundan sanık polis memurunu adli para cezası ile cezalandırmıştır. Verilencezanın meydana gelen netice ile orantılı olduğunu da ifade eden Bakanlık olayailişkin olarak etkili bir soruşturma ve yargılama yürütüldüğünüdeğerlendirmiştir.
130. Başvurucular, Bakanlık görüşlerine karşıbeyanlarında başvuru formlarındaki iddialarını yinelemiş; ayrıca açtıkları tamyargı davasında tazminat taleplerinin kısmen reddedilmesi nedeniyle mağdursıfatlarının ortadan kalkmadığını, fail polis memurunun olay anında meşrusavunma hâlinde olmadığını, silahını öfkeyle çekip diğer polislerin arasındançıkarak göstericilere doğru -kendi tercihi ile yakınlaşması nedeniyle- silahkullanması için gerekli koşulların oluşmadığını da dile getirmiştir.
B. Değerlendirme
131. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi vemanevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama... hakkınasahiptir.
...
(…) meşru müdafaa hali, yakalama vetutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlününkaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması (…)13 veyaolağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasındasilah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelenöldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır."
132. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri”kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
1. ŞikâyetlerinNitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden
133. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucuların iddialarının özü yakınlarının öldürülmesine dair etkilibir soruşturma yürütülmemesidir. Bu nedenle başvurucuların adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altınaalınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.
134. Başvuru formlarının incelenmesi neticesindebaşvurucuların, yakınlarının güç kullanımı sonucu öldüğüne yani yaşam hakkınınnegatif yükümlülüğünün ihlal edildiğine dair iddiada bulunmadıklarıgörülmüştür. Başvurucular başvuru formunda polis memurunun eyleminden ve genelitibarıyla Gezi Parkı protestoları ile polis cinayetlerinin cezasız bırakılmasıpolitikasından bahsetmişseler de bu hususlara olay hakkında adil bir yargılamayapılmadığı, bilirkişilerin taraflı rapor hazırladıkları, dolayısıyla etkilibir soruşturma yürütülmediği iddialarını desteklemek amacıyla değindikleriaçıktır. Nitekim başvurucular başvuru formunda adil yargılanma hakkının veyaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlaledildiği iddiasında bulunmuştur. Bu nedenle başvurucuların yaşam hakkının ihlaledildiğine yönelik iddiaları, yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüneilişkin usul boyutu kapsamında incelenmiştir (AİHM'in benzer inceleme yöntemiiçin bkz. § 115).
135. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında,başvuru formundaki iddialarına ek olarak polis memurunun orantısız güçkullanımı neticesinde yakınlarının hayatını kaybettiğine dair yaşam hakkınınmaddi boyutunun ihlal edildiğine yönelik beyanlarda bulunmuştur. Ne var kibaşvuruya konu edilen soruşturma kapsamında verilen nihai kararınöğrenilmesinden itibaren otuz günlük başvuru süresi içinde dile getirilmeyeniddiaların Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi mümkün değildir. Aksininkabulü, bir kez bireysel başvuru yapıldıktan sonra başvuru sonlandırılıncayakadar başvuru dosyasına gelen her türlü ihlal iddiasının incelenmesini gereklikılar ki bu, bireysel başvuru için öngörülen otuz gün kuralını anlamsız hâlegetirir (Ümüt Demir, B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31). Bu sebeplebaşvurucuların başvuru formunda dile getirmeyip de Bakanlık görüşüne karşıbeyanlarında ortaya attıkları yaşam hakkının maddi boyutuna ilişkin olarakdeğerlendirilebilecek iddialar hakkında herhangi bir inceleme yapılmayacaktır.
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
136. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamınıkaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayınedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusuolayda başvurucular, müteveffanın annesi ve kardeşleridir. Bu nedenle başvurudabaşvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
137. Başvurucuların yaşam hakkının negatif yükümlüğününihlal edildiğine yönelik şikâyetlerinin olmadığı, ayrıca her ne kadar yürütülensoruşturma neticesinde verilen bir mahkûmiyet kararını müteakip başvurucularcaaçılan tam yargı davası neticesinde başvurucular lehine bir miktar tazminatahükmedilmiş olsa da söz konusu kararın kanun yolu incelemesinin tamamlanmamışolduğu da gözetildiğinde başvurucuların mağdur sıfatının devam edip etmediğinoktasında bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
138. Bu itibarla açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
139. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif venegatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).
140. Yaşam hakkı kapsamındaki devletin pozitifyükümlülüğü kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bir devletgörevlisi ya da üçüncü kişi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkinsavunulabilir bir iddianın bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülüklebirlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasınıgerektirmektedir (Tahir Canan, § 25). Bu tür olaylarda yürütülen idarive hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hakihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 55).
141. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyanhukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyleveya onların sorumlulukları altında meydana gelen veya diğer bireylerinfiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle sorumluların hesap vermelerinisağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu, bir sonuçyükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandanburada yer verilen değerlendirmeler, hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesininbaşvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya dacezalandırma hakkı verdiği tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli birceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 56).
142. Temel anlayış bu yönde olmakla birlikte derecemahkemelerinin yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemlerin ve maddi ve manevivarlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmalarına imkân vermemeleri degerekmektedir (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 32).
143. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen cezasoruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğununkabul edilebilmesi için;
- Soruşturma makamlarının haberdar olur olmaz resenharekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesinisağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 57). Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlukişilerin belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturmayükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir.
- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması veölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için soruşturma sürecinegerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri gerekir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 58).
- Soruşturmada görevli olan kişilerin olayların içindeolan veya olması muhtemel olan kişilerden bağımsız olması gerekir. Bu durumsadece hiyerarşik veya kurumsal bir bağlantı bulunmamasını değil aynı zamandasomut bir bağımsızlığı da gerektirmektedir (Cemil Danışman, B. No:2013/6319, 16/7/2014, § 96). Cumhuriyet savcısının emrinde adli kolluk olarakgörev alan kişilerin sırf kamu görevlileri olmaları nedeniyle soruşturmanınbağımsız ve tarafsız yürütülmesi ilkesinin zedelendiği kural olarak kabuledilmez. Aksi yöndeki iddianın somut olgularla desteklenmesi gerekmektedir (CemilDanışman, § 103; Ahmet Kortak ve diğerleri, B. No: 2016/14603,10/12/2019, § 115).
- Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektifanalizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada eldeedilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmasıgerekir (Cemil Danışman, § 99).
144. Ayrıca soruşturmanın makul bir özen ve süratleyürütülmesi gerekmektedir (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013 §30). Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığına ilişkintespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki şüphelisayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine, soruşturmanınilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına görefarklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:2013/4668, 16/9/2015, § 91).
145. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesigerekliliğinde önemli olan husus soruşturmalarda başvurucuların soruşturmanınsüratle ve özenle sonuçlandırılmasındaki menfaatlerinin niteliği dikkatealındığında başlı başına, özelde ise başvurucuların ve genel olarak datoplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi vehukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümüverilmesinin engellenmesi açısından yeterli sürat ve özenin gösterilipgösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Fahriye Erkek ve diğerleri, §92).
146. İfade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin ilgilisoruşturma ve yargılama makamlarının yerine doğrudan geçecek şekilde, gerçekleşenolaylardaki delillerin değerlendirmesini kendisinin yapması söz konusu olamaz;bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkiliadli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman, § 58) fakat AnayasaMahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasındasoruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımlarınesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesigerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782,11/3/2015, § 68).
147. Etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında başvurukonusu olaylar açısından yer verilen somut tespitlerin hiçbir şekilde AnayasaMahkemesince kişilerin masumiyetine veya suçluluğuna ilişkin bir yorumyapıldığı şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğinin altı çizilmelidir (RıfatBakır ve diğerleri, § 143).
148. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en altseviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göredeğişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanınpratik gerçekleri gözönünde bulundurularak değerlendirilir. Bu nedenlesoruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgarisoruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkündeğildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 68).
149. Etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında yetkililer,diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişiincelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak içinalabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Doğan Demirhan, B. No:2013/3908, 6/1/2016, § 68).
150. Bu noktada ifade edilmelidir ki Anayasa Mahkemesiningörevi, herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya uzmanmütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişi raporu vebenzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususlarısoruşturma makamlarının yetkisi dâhilindedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan, B.No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).
151. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin mevcut bilgilerdenhareketle birtakım tahminlere yer vererek bilirkişilerin vardıkları sonuçlarınveya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdelemegörevinin de bulunmadığı belirtilmelidir (Esma Çelebi, B. No:2014/17591, 19/4/2017, § 147).
152. Yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 143) etkilisoruşturmanın unsurlarından biri de ölen kişinin yakınlarının meşrumenfaatlerini korumak için soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüdekatılabilmeleridir. Davanın bulunduğu yerden başka bir yerenakledilmesiyargılamaya etkili katılımı etkileme potansiyeline sahiptir. Böylebir durumda, yargılamaya etkili katılım sağlanıp sağlanmadığı yargılamanın tümügözetilerek tespit edilmelidir.
153. Bu bağlamda yaşam hakkı kapsamındaki bir davanıngörevli ve yetkili mahkemenin bulunduğu yerde görülmesinin -söz konusu bölgedemeydana gelebilecek toplumsal olaylar ya da başka benzeri faktörler dikkatealınarak- kamu güvenliği için tehlikeli olduğu sonucuna varılabilmesi ve bugerekçe ile başka bir yere nakledilmesine karar verilebilmesi mümkündür. Budurumda dikkat edilmesi gereken husus, yaşam hakkı kapsamında yürütülendavaların nakledilmesi ile etkili soruşturmanın temel amacının tehlikeyedüşürülmesine, söz konusu hak kapsamında yer alan ilke ve esaslara aykırı olanneticelerin doğmasına sebep olunmaması gerektiğidir (Seyfullah Turan vediğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, §§ 174, 175).
154. Diğer taraftan soruşturmaya katılımın etkililiğininseviyesi soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişebilir. Ancak herhâlükârda meşru menfaatlerini korumak için sanığın savunmasının alındığı, görgütanıklarının dinlendiği, bilirkişi raporlarının tartışıldığı, olaya ilişkin şikâyetlerinindile getirildiği ve diğer delillerin ileri sürülerek tartışmasının yapıldığıduruşmalara katılmak isteyen mağdurlara bu imkân tanınmalıdır. Aksinin kabulü,katılımın sadece teorik olarak kabul edilmesi ve pratikte sağlanmaması hakkınözünün zedelenmesi anlamına gelebilecektir (Seyfullah Turan ve diğerleri,§ 187).
155. Son olarak belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesikural olarak başvurucuların yakınının öldüğü gün resen ceza soruşturmasınınaçıldığı, titiz ve hızlı bir çalışma sonucunda elde edilen deliller ışığındasoruşturma ve ilk derece yargılama makamlarının olayların seyrini aydınlatmakistediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm sebeplerinikesin olarak saptamaya ve sorumlu kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği kanısınavarılan durumlarda, yürütülen soruşturmaların -soruşturmaların ve davalarınderinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğinbulunmaması koşuluyla- ve alınan kararların yetersiz veya çelişkili olduğununileri sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B.No: 2013/841, 23/1/2014, § 95).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
156. Somut başvurunun adli makamların olayıaydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleritespit etmesi gerekliliği bakımından incelemesi neticesinde CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından derhâl ve resen soruşturma başlatıldığı anlaşılmıştır.Bu noktada Cumhuriyet Başsavcılığının resen ve derhâl harekete geçmesininsoruşturmanın etkililiği adına önemli olmakla birlikte bunun tek başına yeterliolmadığının, kamu görevlilerinin silahlı güç kullandığı olaylarda birsoruşturmanın etkililiğinden söz edilebilmesi için bu soruşturmanın yasa dışısilah kullanılması sonucunda ölümlerin gerçekleşmesinin önlenmesini güvence altınaalacak nitelikte kapsamlı, dikkatli ve tarafsız şekilde yürütülmesinin, ayrıcaolayın sebebinin aydınlatılması ve sorumluların tespiti bakımından gerekliişlemlerde bir eksiklik bulunmamasının zorunlu olduğu tekrar hatırlatılmalıdır(Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 107).
157. Başvurucu Mustafa Sarısülük'ün katılımıylaCumhuriyet Başsavcılığınca ölü muayene işlemi yapılmış (bkz. § 17), devamındada başvurucuların talebi üzerine adli tıp uzmanı bir doktorun da gözlemci olarakkatılımıyla kamera kaydı eşliğinde otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir (bkz. §§18, 19). Otopsi işlemi sonucunda ölüm nedeni açıklığa kavuşturulmuştur.
158. Ölümün ateşli silahla vurulma sonucugerçekleştiğinin netleşmesi üzerine şüpheli polis memuruna ait silah İl EmniyetMüdürlüğü tarafından adli makamlara iletilmiştir. Sonrasında müteveffanınölümüne neden olan kurşunun bu silahtan atıldığı, eylemi gerçekleştiren polismemurunun mensubu olduğu teşkilatla hiyerarşik bir bağı bulunmayan ATKtarafından gerçekleştirilen balistik inceleme sonucunda tespit edilmiştir (bkz.§ 20).
159. İl Emniyet Müdürlüğü şüpheli polis memurunun kimlikbilgisini adli makamlara iletmiştir. Bu noktada Cumhuriyet Başsavcılığı6/6/2013 tarihinde İl Emniyet Müdürlüğünden polis memurunun kimlik bilgisi vesilahını istediği (bkz. § 21), İl Emniyet Müdürlüğünün 11-12 günlük bir süreiçinde her iki bilgiyi de netleştirerek adli makamlara ilettiği (bkz. §§ 24,25), böylelikle herhangi bir delil kaybına sebebiyet verilmediği gözetildiğindesöz konusu bilgi iletme süresi bakımından makul sayılamayacak bir gecikmeyaşandığı değerlendirilmemiştir. Ayrıca İl Emniyet Müdürlüğü olaya dair teminettiği tüm kamera görüntülerini Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir (bkz. §25).
160. Yine bizzat Cumhuriyet savcısı, olaydan altı günsonra bilirkişi eşliğinde olay yeri incelemesi yapmıştır (bkz. § 15).Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay yerinde bulunan tüm özel binalardaki vekamu binalarındaki güvenlik kameralarından, MOBESE kameralarından, haberajanslarından ve RTÜK'ten olay anına dair tespit edilebilen tüm görüntülertemin edilmiştir (bkz. §§ 22, 26). Bu görüntüler, soruşturma aşamasında AdaletKomisyonu listesinden seçilen yazılım donanım ve görüntü inceleme uzmanlarıncaincelenerek bilirkişi raporu düzenlenmiştir (bkz. § 35).
161. Cumhuriyet Başsavcılığı olayın gerçekleşmeşartlarını netleştirmek için hem resen tespit ettiği hem de başvurucularındinlenilmesini talep ettiği vatandaş, polis memuru, haber ajansı görevlilerigibi birçok tanığın beyanına başvurmuştur (bkz. §§ 16, 29, 36).
162. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayıngerçekleşmesinden yirmi dört gün sonra (bkz. § 31) ve olayın gerçekleşmeşartlarının genel hatları itibarıyla belirlenmesinde makul sayılacak bir süreiçinde A.Ş., ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sulh cezamahkemesine sevk edilmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından gerekli görülmesiüzerine olayın gerçekleşme şartlarına dair ve olayda tutuklama nedeninin oluşupoluşmadığının tespitine yönelik olarak -ek soru da sorulmak suretiyle-şüphelinin sorgusunun yapıldığı görülmüştür (bkz. § 31). Neticede Sulh CezaMahkemesi tarafından şüpheli hakkında adli kontrol kararı verilmesi takdiredilmiştir.
163. Tüm bu veriler doğrultusunda, yürütülen soruşturmadaCumhuriyet Başsavcılığının olayın gerçekleşme şartlarının aydınlatılması vesorumluların tespiti amacıyla delilleri toplama konusundaki isteğinden şüpheduyulmasını gerektirecek bir eksiklik tespit edilmediği belirtilmelidir.
164. Yargılama aşamalarında da yargılama makamları, hembilişim suçları uzmanından hem de Yargıtayın bozma kararı gereğince TRT'dekigörüntü inceleme konusunda uzman görevlilerden olay anına ait netleştirilmişgörüntülere dair bilirkişi raporları temin etmiştir (bkz. §§ 41, 79). SanıkA.Ş.nin yargılama sırasında hem SEGBİS aracılığıyla hem de başvurucularıntalebi doğrultusunda huzurda ayrıntılı savunmaları alınmıştır (bkz. §§ 48, 57,59).
165. Hem soruşturma makamınca temin edilen hem debaşvurucuların sunduğu olay anına ilişkin görüntü kayıtları bizzat MahkemeHeyeti tarafından izlenmiştir (bkz. § 77). Başvurucular ve vekilleriyargılamanın her aşamasında katılan sıfatıyla beyanda bulunabilmiş, teminettikleri özel bilirkişi raporlarını da yargılama makamının dikkatinesunabilmiştir (bkz. § 39).
166. Sanık polis memurunun kimlik tespitininyapılamadığına dair iddialar bakımından ise polis memurunun tehdit alması vebirtakım güvenlik endişeleri nedeniyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesindeki ilkduruşmaya peruk ve bıyık takarak geldiği, duruşma öncesinde tartışmalar çıkmasınedeniyle ilk duruşmanın, dolayısıyla sanığın kimlik tespitiningerçekleştirilemediği anlaşılmıştır (bkz. § 43). Sonrasında A.Ş.ninŞanlıurfa'dan katıldığı duruşmada kimlik tespiti SEGBİS aracılığıyla yapılmışve kimlik belgesinin resimli fotokopisi ile çekilen bir fotoğrafınıngönderilmesine karar verilmiştir (bkz. § 48). Dolayısıyla yargılama sırasındasanığın gerçek kimliğine yönelik bir tereddüt bulunmamaktadır.
167. Tüm bu bilgiler ışığında yargılama aşamasında da olayıngerçekleşme şartlarının aydınlatılması ve sorumluların tespitiylecezalandırılması hususunda gerekli tüm adımların atıldığı değerlendirilmiştir.
168. Başvurucuların da birtakım iddiaları olduğu üzere(bkz. § 121) soruşturma ve yargılama süreçlerinin kamu denetimine açık olmasıve ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için soruşturmasürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri gerekliliği bakımından da somutolayı incelemek gerekir.
169. "Genel İlkeler" kısmındabelirtildiği gibi (bkz. § 143) soruşturmanın etkili yürütülmesindekiunsurlardan biri de ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak içinbu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanmasıdır. Belirtmekgerekir ki katılımın etkililiğinin seviyesi, başvuruya konu soruşturma vekovuşturmaların kendine özgü koşullarına göre değişmektedir.
170. Soruşturma aşamasında başvurucu Mustafa Sarısülükölü muayenesinde tanık olarak hazır bulunmuş ve dinlenmiş, otopsi işleminde isebaşvurucuların talebi üzerine başvurucuların gözlemcisi sıfatıyla bir adli tıpuzmanı doktor hazır bulunmuş ve kamera kaydı yapılmıştır (bkz. § 19). YineCumhuriyet savcısının gerçekleştirdiği olay yeri incelemesinde başvurucuMustafa Sarısülük ve vekilleri hazır bulunmuş, dinlenmesini talep ettikleritanıkların Cumhuriyet savcısı tarafından olay yeri incelemesi sırasındabeyanları alınmıştır (bkz. §§ 15, 16).
171. Dolayısıyla yukarıda belirtilen hususlarla beraberbaşvurucuların soruşturmaya aktif bir şekilde katılabildikleri, delilerini,taleplerini ve itirazlarını detaylı şekilde soruşturma makamına sunabildikleri(bkz. §§ 13, 16, 23, 32), iddialarını soruşturma makamı önünde ilerisürebildikleri görüldüğünden başvurucuların soruşturma sürecine meşrumenfaatlerini korumak için gerekli olduğu ölçüde katılabildikleri kanaatineulaşılmıştır.
172. Başvurucuların sürece etkili katılımsağlayamadıkları iddiasının temelini oluşturan davanın bir başka ildekimahkemeye nakledilmesi hususunun incelenmesinde ise somut olayda Ankara AğırCeza Mahkemesindeki yargılama sırasında ilk duruşmadan itibaren duruşma salonuiçinde ve dışında tartışmaların çıktığı hatta ilk duruşmanın bu nedenleertelendiği (bkz. § 43), adliye kapılarının kırıldığı, polis araçlarınınyakıldığı, duruşma sırasında yaşanan olaylar ve Mahkeme Heyetine yapılanhakaretler nedeniyle Heyetin suç duyurusunda bulunduğu (bkz. § 44), Ankara AğırCeza Mahkemesi tarafından hem 2013/349 esasa hem de 3/9/2014 tarihli mahkûmiyetkararının bozulması sonrasında 2015/307 esasa kayden görülen yargılamalardaduruşma tarihlerinin öncesinde güvenliğin sağlanması amacıyla ilgili güvenlikbirimlerine müzekkereler yazıldığı (bkz. §§ 42, 44, 47, 54, 56, 58) hatta bozmasonrası gerçekleştirilecek ilk duruşma için Mahkeme tarafından duruşmaöncesinde duruşma salonunda bomba araması yapılmasının dahi talep edildiği(bkz. § 63), sanığın çeşitli tehditlere maruz kaldığı (bkz. §§ 50, 67)anlaşılmaktadır.
173. Nitekim Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin davanın naklitalebine dair görüşünde bildirdiğini teyit eder biçimde Valilik tarafındaniletilen görüşte de adliye dışında yasa dışı gösteriler yapıldığı, adliyebinasına ve güvenlik güçlerine saldırıda bulunulduğu, sanığın adliyede, cezainfaz kurumundan adliyeye getirilip ceza infaz kurumuna götürülmesi sırasındakargaşa çıkarılmasının, saldırıya uğramasının, kaçırılmaya ve öldürülmeyeçalışılmasının muhtemel olduğu, alınan güvenlik tedbirlerine rağmenöngörülemeyen ve kamu güvenliğini ciddi olarak ihlal edebilecek, infihalyaratabilecek olayların çıkabileceği bildirilerek davanın naklinin kamugüvenliği bakımından zaruri olduğu belirtilmiştir (bkz. § 67). Nitekim Yargıtay5. Ceza Dairesi tarafından da Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ve Valiliğin davanınnaklinin gerektiğine dair görüşündeki gerekçelerin benimsendiği ifade edilmeküzere "davanın başka bir yere naklinin uygun olacağı yönündeki görüş... yerinde görüldüğünden" denilmek suretiyle davanın Aksaray AğırCeza Mahkemesine nakline karar verilmiştir (bkz. § 69).
174. Bu şartlar altında Ankara Ağır Ceza Mahkemesindebozma ilamı sonrası görülecek olan yargılamada dahi güvenlik endişesinin devamettiği (bkz. § 63), yargılamanın güvenli ve adil yargılama yapılmasına uygunşartlarda gerçekleştirilemeyeceğine dair veriler bulunduğu, başvurucularve/veya vekillerinin davanın nakledildiği Aksaray Ağır Ceza Mahkemesindegörülen yargılamanın her duruşmasında hazır bulunduğu (bkz. §§ 74, 80, 81, 83),başvurucuların birden fazla vekil tarafından temsil edildiği ve duruşmadasanığa bizzat soru sorabilme imkânına sahip oldukları (bkz. §§ 49, 55), AnkaraAğır Ceza Mahkemesindeki yargılama esnasında, temin ettikleri özel bilirkişiraporlarını mahkemeye sundukları (bkz. § 39), bu raporların Aksaray Ağır CezaMahkemesi tarafından da değerlendirmeye alındığı (bkz. § 81), Yargıtay 5. CezaDairesinin davanın nakline karar verirken Ankara Ağır Ceza Mahkemesi veValiliğin davanın naklinin gerektiğine ilişkin görüşünü benimsediğine dairgerekçesini de sunduğu (bkz. § 69), başvurucuların sanığın mahkeme huzurundasavunma yapmasına dair ısrarlı taleplerinin hem Ankara Ağır Ceza Mahkemesi hemde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi nezdindeki yargılama süreçlerinde de devamettiği (bkz. §§ 55, 75), dolayısıyla sanığın SEGBİS aracılığıyla değil mahkemehuzurunda savunma vermesine takdiren karar verilmesi ihtimalinin mevcut olduğuhususları da gözönünde bulundurulduğunda yargılamanın ciddi güvenlik sorunuyaşanan ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından adil yargılamayürütülemeyeceğinin değerlendirildiği bir ortamdan Ankara'ya 2,5 saat mesafedebulunan ve ulaşımı kolay olan Aksaray'a nakline karar verilmesininbaşvurucuların yargılamaya gerekli olduğu ölçüde katılımsağlayamamasına, dolayısıyla soruşturmanın etkililiğinin zedelenmesine nedenolduğunu söylemek mümkün değildir.
175. Ayrıca başvurucuların katılma talebi Ankara AğırCeza Mahkemesince kabul edilmiş ve başvurucular tüm yargılama boyunca neredeyseher duruşmaya bizzat katılmış, çok sayıda vekille duruşmalarda temsil edilmiş,bilirkişi raporları başta olmak üzere her türlüitirazlarını ve taleplerini dilegetirebilmiş, duruşmalarda ayrıntılı olarak beyanda bulunabilmiş, özelbilirkişi raporları da dâhil olmak üzere tüm delillerini mahkemeyesunabilmiştir. Başvurucuların talepleri doğrultusunda gerekli görülenaraştırmalar adli makamlarca yapılmıştır.
176. Başvurucuların iddialarından etkili katılım ilkesineilişkin olduğu değerlendirilen bir başka husus ise sanık polis memurunun SEGBİSaracılığıyla savunmasının alınması nedeniyle başvurucuların soru soramadığıiddiasıdır. Bu noktada dosya incelendiğinde A.Ş.nin Ankara Ağır CezaMahkemesindeki 2/12/2013 tarihli duruşmaya Şanlıurfa'ya tayin olması nedeniyleSEGBİS aracılığıyla katıldığı, sanığın sözlü savunma vermediği, yazılısavunmasının ise duruşmada okunduğu, yazılı savunmasının soruşturmaaşamasındaki ifadesiyle benzer hususlar içerdiği, başvurucuların duruşmadahazır bulunduğu, birçok vekille temsil edildiği ve katılma taleplerinin kabuledildiği görülmüştür. Sanık bu duruşmada başvurucular vekillerinin sorduğusorulara SEGBİS aracılığıyla cevap vermiştir (bkz. § 49).
177. Diğer yandan Ankara Ağır Ceza Mahkemesininbaşvurucuların talebi üzerine A.Ş.nin duruşmada hazır edilmesine karar vermesinedeniyle A.Ş. 26/5/2014, 7/7/2014 ve 3/9/2014 tarihli duruşmalarda hazırbulunmuş ve bizzat savunmasını yapmıştır (bkz. §§ 57, 59). Nitekim Ankara AğırCeza Mahkemesi gerekçeli kararında "Mahkemenin buradaki amacı,tarafların beyanlarını değerlendirirken sanık savunmasına ilişkin sanıkvekillerinin de beyanları göz önüne alınarak adil yargılama ilkeleriçerçevesinde savunmanın alınması olduğundan, tekrar savunma alınmıştır. Esasenmahkememizin görüşüne göre SEGBİS sistemiyle yapılan savunma geçerli olmasınarağmen, özellikle sanık vekillerinin sanığı hazır etmeleri suretiylesavunmasının alınmasını talep etmeleri sebebiyle talepleri kabuledilmiştir." şeklinde bu duruma değinmiştir (bkz. § 60).
178. Davanın Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine naklisonrasındaki yargılama sürecinde ise polis memuru A.Ş. 11/1/2016 tarihliduruşmaya SEGBİS ile katılmış, bu sırada başvurucuların bir kısmı ile çoksayıda vekili duruşmada hazır bulunmuştur (bkz. § 74).
179. Yukarıda değinilenler doğrultusunda sanığınsavunmasının SEGBİS ile alınması sırasında başvurucuların sorduğu sorularıA.Ş.nin yanıtladığı, A.Ş.nin duruşmada hazır edilerek savunma da yaptığıgözetildiğinde olayın gerçekleşme şartlarının yeterince ortaya konulduğunundeğerlendirildiği somut yargılamada SEGBİS ile sanığın duruşmalara katılmasınınbaşvurucuların soruşturmaya etkili katılım sağlamaları gerekliliği bakımındansorun teşkil etmediği değerlendirilmiştir.
180. Sonuç olarak başvurucuların olayın kendine özgükoşullarında, soruşturma va yargılama süreçlerine gerekli olduğu ölçüde katıldığıkanaatine ulaşılmıştır.
181. Toplamda 5 yıl 9 ay gibi bir sürede tamamlanansoruşturmanın makul bir süratle yürütülmesi ilkesi yönünden yapılaninceleme neticesinde soruşturma aşamasının -toplanan pek çok delil olmasınarağmen- 1,5 aya yakın ve hızlı sayılacak bir sürede tamamlandığı tespitedilmiştir. Yargılama aşamasının süresi bakımından yapılan inceleme neticesindeise ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararlarının Yargıtay1. Ceza Dairesinin temyiz incelemesinden üç kez geçtiği ve temyiz incelemesürelerinin toplamda 2 yıl 8 ay olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu incelemesüresinin -yargılama dosyasının hacmi ve söz konusu Yargıtay Dairesinin iş yükügözönüne alındığında- makul bir süre olarak kabul edilmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
182. Yargılama aşamasının temyiz incelemesi dışında kalanüç yıl civarındaki süresi bakımından yapılan incelemede ise pek çok yargılamaişlemi yapıldığı, başvurucuların tüm yargılama boyunca çok sayıda vekil iletemsil edildiği, duruşmalarda taraflar ile vekillerinin pek çok kez söz alarakdinlendiği, mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığına, yargılamanın adilşekilde yürütülmediğine ilişkin başvurucular tarafından yapılan ısrarlıitirazlar nedeniyle hâkimin davadan çekindiği, diğer yandan yargılama sırasındadavanın her iki tarafı bakımından çeşitli güvenlik sorunlarının yaşandığı, bahsekonu güvenlik sorunları nedeniyle davanın nakline karar verilmesinin gerektiği,olayın oluş şeklinin netleştirilmesi amacıyla birçok bilirkişi raporunun teminedilmesi gerektiği gözönüne alındığında bu sürenin de makul bir süre olarakkabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
183. Sonuç olarak yukarıda değinilen etkenler bir bütünolarak gözetildiğinde güç kullanımı sonucu ölüme ilişkin olan ve kamuoyunayansımış olan birtakım güvenlik sorunlarının yaşandığı, olayın gerçekleşmeşartlarının netleştirilmesi bakımından karmaşık sayılabilecek yargılamanın hukukaaykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümüverilmesine neden olacak şekilde makul bir süratle yürütülmediği sonucunaulaşılmamıştır.
184. Başvurucuların birtakım iddialarını ilgilendiren, soruşturmanınbağımsız ve tarafsız olarak yürütülmesi gerekliliğine dair incelemeye geçmedenönce herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya uzmanmütalaasının gerekli olup olmadığına karar verme yetkisinin soruşturmamakamlarına ait olduğunun, bunun Anayasa Mahkemesinin görevi olmadığının,ayrıca Anayasa Mahkemesinin bilirkişilerin vardıkları sonuçların doğru olupolmadığını irdeleme görevinin de bulunmadığının (bkz. §§ 150, 151) tekrar ifadeedilmesi gerekir.
185. Öncelikle ölü muayenesi, keşif/olay yeri incelemesi,tanık ve şüpheli ifadelerinin alınması gibi delillerin bizzat Cumhuriyetsavcısı tarafından toplandığı, kolluk birimlerine bırakılmadığıbelirtilmelidir.
186. Soruşturma makamı tarafından olay yeri incelemesigerçekleştirilirken İl Jandarma Komutanlığından bilirkişi seçilmesininsoruşturmanın bağımsız ve tarafsız yürütülmesini zedelediği iddiası bakımındanise Cumhuriyet savcısının ilk önce Adalet Komisyonu bilirkişi listesinden olayyeri inceleme konusunda uzman iki bilirkişi tespit ettiği, bu şahıslarınçeşitli sebeplerle görevlendirilememeleri üzerine TÜBİTAK'tan bilirkişi talepedildiği, yine uygun bilirkişi bulunamaması üzerine işin aciliyeti dikkatealınarak İl Jandarma Komutanlığı OYİ Timinden iki görevlinin bilirkişi tayinedildiği gözönünde bulundurulmalıdır (bkz. § 15). Ayrıca İl EmniyetMüdürlüğünden ayrı bir teşkilatlanmaya sahip olan, İl Emniyet Müdürlüğü ilehiyerarşik bir bağı bulunmayan İl Jandarma Komutanlığı görevlilerince somutolayda bağımsız ve tarafsız bir bilirkişi raporu hazırlanmadığına dair herhangibir veriye rastlanmamıştır.
187. Aynı şekilde bozma kararı üzerine Aksaray Ağır CezaMahkemesi tarafından TRT görevlilerinden temin edilen bilirkişi raporubakımından yapılan incelemede de İl Emniyet Müdürlüğünden ayrı bir kurumsalyapı olan TRT'nin çalışanlarından seçilen bilirkişilerce olay anına dair en netgörüntülerin seçilerek özel bir program kullanılmak suretiyle olay anına dairgörüntülerin yavaşlatılıp çeşitli açılardan izlenerek değerlendirmelerdebulunulduğu anlaşılmıştır (bkz. § 79). Bu bakımdan söz konusu bilirkişilercebağımsız ve tarafsız bir bilirkişi raporu hazırlanmadığına dair herhangi birveriye rastlanmamıştır.
188. Adli makamların siyasetçilerin baskısı altında ve İlEmniyet Müdürlüğünce düzenlenen Görüntü İnceleme Tutanağı'na dayalı olarakkarar verdiği iddiası bakımından yargılamanın tümü değerlendirildiğindetarafsız ve bağımsız bir yargılama yürütülmediğinin söylenmesi mümkün değildir.Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında; tüm soruşturma ve yargılamaişlemlerini, özellikle de resmî veya özel tüm bilirkişi raporlarınıgörüntülerin Mahkeme Heyeti tarafından incelenmesi üzerine edinilen kanaat ilebirlikte değerlendirmeye aldığını ayrıntıları ile belirtmiştir (bkz. § 81).Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince yalnızca İl Emniyet Müdürlüğünün düzenlediğiGörüntü İnceleme Tutanağı'na dayalı olarak mahkûmiyet hükmü kurulmadığıgerekçeli karardan açıkça anlaşılmaktadır.
189. Öte yandan başvurucuların Ankara Ağır Ceza MahkemesiHeyetinin bağımsız ve tarafsız yargılama yapmadığına dair iddiaları nedeniyledavanın koşulları gereğince Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti davadan çekinmekararı vermiş, bu kararı bir başka mahkeme incelemiştir. İnceleme mercii,Heyetin tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerin dosyada mevcut olmadığıkanaatiyle çekinme kararının uygun olmadığını değerlendirmiştir (bkz. § 51).
190. Başvurucuların Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafındaninceleme tarihinden önceki bir tarihte ve davanın nakline karar verilmesindenhemen sonra sanık polis memurunun tahliyesine karar verildiğine dairiddialarının soruşturmanın bağımsız ve tarafsız yürütülmesi gerektiğine dairilke kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu bağlamda AnkaraAğır Ceza Mahkemesi tarafından davanın nakli kararı sonrasında davanın naklisebebiyle herhangi bir gecikme olması hâlinde sanığın kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edilmesine yol açılmaması için resen tutuklulukincelemesi yapılarak sanığın tahliyesine karar verildiği, dolayısıyla budurumun yargılamanın etkililiğini zedelemediği kanaatine ulaşılmıştır.
191. Son olarak somut yargılamanın soruşturmamakamlarınca olayın sebebinin objektif analizinin yapılması ve soruşturmasonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı,nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekliliği bakımındanincelenmesi gerekmektedir. Bu gereklilik, adli makamlarca hukuka aykırıeylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesineneden olunmaması bakımından elzemdir.
192. Bu inceleme öncesinde yukarıda belirtildiği üzere(bkz. § 146) delilleri değerlendirme yetkisinin adli mercilere ait olduğu fakatAnayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasındasoruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımlarınesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesiningerekli olabildiği ifade edilmelidir.
193. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi 19/12/2016 tarihlikararında, atış anından önceki şartları, basit bir gösteri yürüyüşü boyutundakalmayan eylemlerdeki gösterici sayısının güvenlik güçlerinin sayısından çokfazla olduğu, göstericilerin sıkıştırdıkları polis memurlarını linç ettiği,sıkışan güvenlik güçlerinin göstericilerin sayısı, uyguladıkları şiddetnedeniyle ölüm korkusu yaşadığı, A.Ş.nin geri çekilirken en ön saftaki kalkancıgrupta yer alması nedeniyle en son geri çekildiği, dâhil olduğu az sayıdapolisten oluşan grubun beton banklar, ağaçlar ve telefon kulübeleri ilegöstericilerin gerçekleştirdiği aralıksız saldırılar sebebiyle hızlı ve düzenlibir şekilde çekilemediği, banklara sıkıştığı, A.Ş.ye ait kalkanın göstericilertarafından gasbedildiği, polis memurunun kaldırıma geldiği sıradagöstericilerden birinin yanına geldiği, A.Ş.nin kendisine saldıran göstericiyiuzaklaştırmak amacıyla tekmeyle hamle yaptığı, bu sırada bir anda E.S.nin dearalarında bulunduğu kalabalık bir gösterici grubunun önünde kaldığı şeklindekabul etmiştir.
194. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine göre karşısındakieylemci grup A.Ş.ye taşla saldırmakta iken A.Ş.nin elindeki silahlagöstericilere yönelik herhangi bir hamlesi bulunmamaktadır. Kalabalık göstericigrubunun yoğun şekilde taşlaması üzerine A.Ş. silahının namlusunu yere doğrututarak silahına mermi sürmüş, bu sırada göstericilerin yoğun şekilde taşatmaları devam etmiştir. A.Ş. silahını omuz hizasından yukarıda tutarak havayaateş etmek suretiyle göstericilerin dağılmasını sağlamak istemiş, bu sıradaatılan taşlar nedeniyle sabit duramamış, üzerine gelen taşlardan geriye ve yanaçekilmiştir. A.Ş. silahıyla bu şekilde iki kez havaya ateş ederken kaskına vevücudunun değişik yerlerine taş isabet etmiştir. Bu sırada isabet etmeyen çoksayıda taş da bulunmakta ve yerde seken taşlar, kaskına çarpıp parçalanantaşlar ile bu taşların ebadı görüntülerde net olarak görülmektedir. A.Ş. solkasığına taş isabet etmesi nedeniyle elini o bölgeye bastırmış ve isabet edentaşın verdiği acıyla havaya sıçramış, yere sadece ayak uçları temas etmiştir.İsabet eden taşın verdiği etki nedeniyle tabancası bir an yere paralel hâlegelmiş ve A.Ş. bu konumda iken anlık bir şekilde tabancası üçüncü kez ateşalmıştır. Bu sırada E.S. de elindeki taşı A.Ş.ye attıktan sonra uzaklaşmak içinsola döndüğü sırada tabancadan çıkan mermi çekirdeği E.S.nin başına isabetetmiştir. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, olayın gerçekleşme anına ilişkinşartları bu şekilde kabul etmiştir. A.Ş.nin geri çekilmekte iken kaldırımdandüştüğü sırada bir göstericinin saldırmak için A.Ş.nin yanına geldiğine dairkalkancı olarak A.Ş. ile birlikte görev yapan ve olay anında orada bulunanpolis F.Ö.nün tanık beyanlarına da (bkz. §§ 36, 81) hükmün gerekçesinde yerverilmiştir.
195. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, A.Ş.nin göstericilerlekarşı karşıya kalması ile silahını üçüncü kez ateşlemesine kadar geçen sürenin1,5 saniyeden az olduğunu, ateş etmeden önce, ateş anında ve ateş ettiktensonra göstericilerin attığı taşların A.Ş.nin vücudunun çeşitli yerlerine isabetettiğini, isabet eden taşın etkisi ve isabet etmeyen taşlardan korunma refleksiile A.Ş.nin vücut duruşunun, el ve kol durumunun bozulduğunu, dolayısıylaA.Ş.nin hedef gözetmediğini, göstericilerin üzerine ateş etmediğini, havayauyarı atışı yaptığı sırada taşlamanın etkisiyle olayın meydana geldiğinibelirterek A.Ş.nin uğradığı saldırıyı defetmek için saldırgan sayısı ve atılantaş yoğunluğu nedeniyle saldırıyla orantılı şekilde silah kullanma yetkisikapsamında havaya ateş ederek saldırıyı uzaklaştırmaya çalıştığı sırada solkasık bölgesine isabet eden taşın etkisiyle tedbirsizliği ve dikkatsizliğisonucu üçüncü atışta E.S.nin vurulmasına neden olduğu sonucuna ulaşmıştır.
196. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi bu değerlendirmesiuyarınca da A.Ş.nin Çevik Kuvvet Birliğinde görevli güvenlik gücü olmasınedeniyle böyle bir saldırıda dahi kendisinden daha dikkatli olmasının, silahkullanma becerisinin daha ileri seviyede olmasının, taş atıldığı sırada elinindoğrultusunun değişeceğini düşünüp ona göre tavır geliştirmesinin bekleneceğinide gözeterek A.Ş.nin olayda taksirli sorumluluğunun bulunduğu kanaatineulaşmıştır. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, A.Ş.nin güç kullanımı sırasında cezasorumluluğunu kaldıran nedenlerden meşru müdafaa hâlinin sınırını taksirleaştığını kabul ederek taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğinekarar vermiştir.
197. Mahkeme bu sonuca ulaşırken -gerekçeli karardan daanlaşıldığı üzere- soruşturma aşamasında toplanan tüm delilleri, soruşturma veyargılama aşamasında temin edilen tüm resmî bilirkişi raporlarını,başvurucuların dosyaya sunduğu özel bilirkişi raporlarını olay anına dairgörüntülerin bizzat Heyet tarafından izlenmesi neticesinde ulaşılan kanaat ilebirlikte dikkate almıştır. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, tüm özel/resmîbilirkişi raporlarında itibar edilen/edilmeyen tespitlere gerekçesindedeğinmiş; tanık beyanlarını gözetmiş, yalnızca İl Emniyet Müdürlüğününhazırladığı Görüntü İnceleme Tutanağı ya da sanığın da aralarında bulunduğu gösterileremüdahale eden polis memurlarının düzenlediği görev raporuna dayalı olarak hükümkurmamıştır.
198. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararda;A.Ş.nin eyleminin kasten öldürme, olası kasıt ile öldürme ya da bilinçlitaksirle öldürme suçlarını oluşturmamasının, ayrıca eylemin hangi nedenlerlemeşru müdafaa sınırları içindeolduğunun kabul edilmesinin gerekçelerine dairbilirkişi raporları ve olay anına dair görüntülerin bizzat izlenmesidoğrultusunda kapsamlı bir değerlendirme yapmıştır. Gerekçeli kararda olayıngerçekleşme koşulları, eylemin hukuki niteliği ayrıntılı bir şekildetartışılmış, temyiz incelemesi aşamalarında da bu noktalarda değerlendirmeyapılarak suç vasfının uygun şekilde tayin edildiğine karar verilmiştir (bkz. §82).
199. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi bozma kararı uyarınca,A.Ş.nin işlediği suçtan 5237 sayılı Kanun'un 85. maddesinde düzenlenen bahsekonu suça ilişkin cezanın alt sınırından ayrılarak neticeten 2 yıl 1 ay hapiscezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, alt sınırdan ayrılırkenolayın oluş şekli ve sanığın taksire dayalı kurusunun derecesini gözettiğiniifade etmiştir. A.Ş. hakkında HAGB uygulanmasına gerek görmeyen Mahkeme,hükmedilen süreli hapis cezasının taksirli suça ilişkin olması nedeniyle hapiscezasının adli para cezasına çevrilerek A.Ş.nin neticeten 15.200 TL adli paracezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezanın ertelenmesine yer olmadığına kararvermiştir.
200. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı ile ilgilibaşvurulardaki görevi olaydan sorumlu olduğu değerlendirilen kişi ya dakişilerin eyleminin hangi suçu oluşturduğunu belirlemek değildir (GülşenPolat ve Kenan Polat, B. No: 2015/4450, 10/10/2019, § 143). Ayrıca AnayasaMahkemesinin ilk elden olayları inceleyen yetkili adli mercilerin vardığısonuçlardan ayrılması ancak olaya ilişkin kesin ikna edici nitelikte bulgularınvarlığı hâlinde söz konusu olabilir (Cemil Danışman, § 58).
201. Bu noktada Anayasa Mahkemesince olay anının öncesive sonrasına ait görüntüler ile olay anına ilişkin görüntülerin incelenmesineticesinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince ulaşılan, A.Ş.nin içinde bulunduğudiğer polis memurlarından ayrılarak göstericiler üzerine koştuğu yönündekiiddiaya kararda özel olarak gerekçesi açıklanmak suretiyle itibar edilmeden,tanık F.Ö.nün beyanlarıyla da teyit edildiği üzere sanığın bir göstericininsaldırısını tekme atmak suretiyle defetmek isterken karşı karşıya kaldığıkalabalığı uyarmak amacıyla havaya ateş ettiği sırada isabet eden taşlarınetkisi ve acısıyla, isabet etmeyen taşlardan sakınma refleksiyle içindebulunduğu korku hâliyle omuz hizasından yukarıda bulunan kolunun duruşunun biranlık değişmesi sonucu olayın meydana geldiği ve polis memurunun hedefgözeterek ateş etmediği yönündeki kabulden ayrılmayı gerektirecek bir husus tespitedilememiştir.
202. A.Ş.nin dâhil olduğu polis grubunun bulunduğu yerdesıkışarak geri çekilmekte zorlandığı, A.Ş.nin kırk kişilik gösterici grubununsürekli taş atışına maruz kaldığı sırada silahının namlusunu yere doğrultmaksuretiyle silahına mermi sürdüğü ve havaya yaptığı üç atışın toplamda 1 saniyekadar sürdüğü, her üç atış sırasında da silahını baş bölgesinden yukarıdatuttuğu, atışlar öncesinde ve sırasında A.Ş.nin yoğun taş atışına maruzkaldığı, üzerinde herhangi bir koruyucu kıyafet veya kalkanı olmadığı, kaçmakamacıyla geriye ve yana zıpladığı, bu sırada silah tutan elinin bilek kısmındantitrediği, gösterilerin boyutu ve saldırıların yoğunluğu, olay anının öncesindegösterilere müdahale eden polislerin yaşadıkları bir bütün olarak gözetildiğinde-olayın kendine özgü şartlarında- Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince tayin edilensuç vasfının ve bu vasıflandırmaya bağlı olarak verilen mahkûmiyet kararınınelde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalıolmadığının ve 14 ay süreyle tutuklu yargılanan sanık hakkında hükmedilen adlipara cezasının meydana gelen netice ile orantılı olmadığının değerlendirilmesimümkün değildir.
203. Açıklanan gerekçelerle somut başvuruda adlimakamların olayın gerçekleşme şartları, suç vasfının tayini ile hükmedilennetice cezanın türü ve miktarı konusundaki takdirine saygı gösterilmesigerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
204. Sonuçta olaya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi yaşamhakkının gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma yürütüldüğünüdeğerlendirmiştir.
205. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşamhakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, CelalMümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN,Engin YILDIRIM, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'inkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 15/12/2021 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucuların yakını olan E.S., 1/6/2013 tarihindeAnkara’da düzenlenen bir gösteriye katılmış, gösteriye müdahalede bulunankolluk görevlilerinden birinin silahından çıkan merminin başına isabetetmesiyle yaralanmış, kaldırıldığı hastanede 14/6/2013 tarihinde hayatınıkaybetmiştir.
2. Olaya ilişkin açılan soruşturma sonucunda kollukgörevlisinin meşru savunmada sınırın kasıt olmaksızın aşılması suretiyleöldürme suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. Ankara 6.Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda sanığın olası kastla kişininölümüne sebep olma suçundan dolayı neticeden 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasıylacezalandırılmasına ve hükmen tutuklu halinin devamına karar verilmiştir.
3. Başvurucuların temyizi üzerine karar, savcılıktarafından ifadeleri alınan bazı tanıkların yargılama sırasında dinlenmemesi veolayla ilgili tüm görüntülerin bilirkişilere tevdii edilerek mümkün olduğutakdirde görüntü kalitesi iyileştirildikten sonra tarafların hazır bulunduğubir oturumda izlenerek diyeceklerinin sorulmaması gerekçeleriyle Yargıtay 1.Ceza Dairesince bozulmuştur.
4. Bozma sonrasında sanık avukatlarının talebi üzerineYargıtay 5. Ceza Dairesi, “…Davanın başka bir yere naklinin uygun olacağıyolundaki görüş ve Adalet Bakanlığının bu husustaki isteği yerindegörüldüğünden kamu güvenliği nedeniyle” kamu davasının Aksaray Ağır CezaMahkemesine nakline karar vermiştir. Burada yapılan yargılama sonunda sanıkmeşru müdafaa sınırlarını taksirle aşmaktan dolayı neticeten 1 yıl 4 ay 20 günhapis cezasına çarptırılmış, bu ceza da 10.100 TL adli para cezasınaçevrilmiştir.
5. Temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi, sanığın “taksiredayalı kusurunun ağırlığı nedeniyle taksirle ölüme neden olma suçundan, sonucaetkili olacak şekilde teşdiden ceza tayini gerektiği gözetilmeden, yazılışekilde alt sınırdan ceza belirlenmesi” gerekçesiyle kararı bozmuştur.Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi bu kez alt sınırdan ayrılarak neticeten 2 yıl 1 ayhapis cezasına, bunun 15.200 TL adli para cezasına çevrilmesine kararvermiştir. Sanığın tutuklu bulunduğu 14 aylık süre dikkate alınarak adli paracezasının infaz edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Karar, temyiz aşamasındaonanarak kesinleşmiştir (bkz. §§ 60, 61, 81, 83-84).
6. Olaya ilişkin yargılama sürecinden de anlaşılacağıüzere, kolluk görevlisinin ateşli silah kullanmasına ilişkin fiilinnitelendirilmesi bakımından iki ağır ceza mahkemesi arasında görüş ayrılığıbulunmaktadır. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi fiili olası kastla işlenmiş birsuç olarak değerlendirmiş, buna karşılık Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi meşrumüdafaa sınırlarının taksirle aşılması olarak nitelemiştir. Ancak belirtmek gerekirki, her iki ağır ceza mahkemesi de sonuç olarak olayda hukuka aykırı bir güçkullanımı olduğunu, dolayısıyla yaşam hakkı bağlamında devletin “öldürmeme”şeklinde ifade edilebilecek negatif yükümlülüğünün ihlal edildiğini tespitetmişlerdir.
7. Mahkememizin kararlarında vurgulandığı üzere devletinyaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin yönü, doğalolmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsacezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir.Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekildeuygulanmasını, kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumluluklarıaltında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümlernedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (T.A. [GK], B. No:2017/32972, 29/9/2021, § 138).
8. Dolayısıyla bu noktada yapılması gerekenbaşvurucuların yakınlarının ölümüne sebep olan öldürme fiiline ilişkinsoruşturma ve kavuşturma sürecinin etkili olarak yürütülüp yürütülmediğinibelirlemektedir. Bu usul yükümlülüğünün yerine getirilmediği durumlarda yaşamhakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermek gerekecektir.
9. Eldeki başvuruda, çoğunluk görüşünden farklı olarak,a) davanın naklinin gerekliliğinin gerekçelendirilememesi, b) cezasızlığa yolaçılması ve c) altı yıla yakın yargılama süresinin makul olmaması nedenleriyleyürütülen soruşturmanın/kovuşturmanın etkili olmadığını, dolayısıylabaşvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğini düşünüyorum.
10. Belirtmek gerekir ki, davanın nakli ancak istisnaîşartlarda, yargılamanın sağlıklı yürütülebilmesi için zorunlu olan durumlardabaşvurulması gereken bir kurumdur. Zira keyfi nitelikteki nakil kararları biryandan tarafların yargılamaya etkili katılımını engelleyebilecek, diğer yandanda yargılamaya müdahale edildiği görünümünün ortaya çıkmasına nedenolabilecektir.
11. Bu sebeple yargılamanın nakline ilişkin kararlarıntatmin edici bir gerekçesinin olması beklenir. Davanın görevli ve yetkilimahkemenin bulunduğu yerde görülmesi hâlinde kamu güvenliği için tehlikeoluşturup oluşturmayacağı ve bunun yargılamanın sıhhatini olumsuz yöndeetkileyip etkilemeyeceği ilgili ve yeterli gerekçeyle gösterilmelidir.Bununyapılması “adalete olan güvenin sarsılmaması, hukuk devletine olan inancınsürdürülmesi ve en önemlisi genel olarak kamuoyunda özelde de mağdurlardadavanın naklinin hesap verilebilirliğe ilişkin kamuoyu denetiminin vemağdurların etkili katılımlarının önüne geçilebilmesi amacıyla gerçekleştirildiğikanısının oluşmasına engel olunması açısından kritik bir öneme sahiptir” (SeyfullahTuran ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 178).
12. Başvuruya konu olayda, davanın nakline Ankara 6. AğırCeza Mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından bozulmasından sonra kararverilmiştir. Esasen kamu güvenliğinin ve sanığın can güvenliğinin sağlanmasışeklindeki nakil gerekçelerinin, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde iki yıl ikiay süren yargılama sırasında geçerli olduğu söylenebilir. Nitekim söz konusudönemde gerek mahkeme huzurunda gerekse mahkeme dışında yaşanan asayişi bozanolaylara rağmen davanın nakline karar verilmemiştir.
13. Ankara’da yaşanan bu olumsuzluklara rağmensonuçlandırılan yargılamanın, Yargıtay’ın bozma kararından sonra Aksaray’anakledilmesinin ikna edici gerekçelerinin olduğu söylenemez. Olayların oldukçasıcak olduğu bir dönemde bile gerekli tedbirlerin alınması suretiyle Ankara’dagörülebilen davanın, aynı yerde ve mahkemede görülmeye devam edilmesinin kamugüvenliğini ne yönde tehdit edeceği gösterilebilmiş değildir. Diğer yandansanığın can güvenliğini sağlama şeklindeki amacın da Aksaray’a nakledilenyargılamada sanığın SEGBİS üzerinden duruşmalara katıldığı gözetildiğinde,makul bir gerekçe olarak kabul edilmesi zordur.
14. Bunun yanında, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin adlipara cezası olarak ortaya çıkan nihai kararı da dikkate alındığında, nakilkararının objektif gereklilikten ziyade sanık lehine karar verilmesinisağlamaya dönük bir karar olarak alındığı izlenimini doğurmaya elverişli olduğusöylenebilir. Buna nakle ilişkin kararın adli tatil esnasında nöbetçi heyetçealınması da eklendiğinde yargılamaya müdahale edildiği izleniminin oluşmasıkaçınılmazdır.
15. Kuşkusuz bozma üzerine dava Ankara 6. Ağır CezaMahkemesi tarafından görülmeye devam etseydi de Aksaray Ağır Ceza Mahkemesininverdiği karar verilebilirdi. Ne var ki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığıilkesi “olgu” olduğu kadar “algı” meselesidir. Mahkemeleringerçekten bağımsız ve tarafsız olması yetmez, bunun dışarıya da yansımasıgerekir. Bu sebeple yukarıda belirtilen şartlarda somut başvuruya konuyargılamanın, ikna edici gerekçeler ortaya konmadan, bozma sonrasında-mahkûmiyet kararı veren mahkemeden- başka bir ildeki mahkemeye nakledilmesiyargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesinin zedelendiği izlenimini ortayaçıkarmıştır.
16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) adilyargılamanın vazgeçilmez unsurları olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığınınaynı zamanda bir “görünüm” meselesi olduğunu vurgulamıştır. AİHM’inkararlarında belirtildiği üzere “adaletin sağlanması yetmez, sağlandığınıngörülmesi de gerekir” (Denisov/Ukrayna, B.No: 76639/11, 25/9/2018, §63). Bu sebeple demokratik bir toplumda tarafsızlıkları noktasında mahkemelerinkamuoyuna ve davanın taraflarına güven vermesi gerekmektedir (bkz. Fey/Avusturya,B. No: 14396/88, 24/2/1993, § 30; Academy Trading Ltd vediğerleri/Yunanistan, B.No: 30342/96, 4/4/2000, § 45; Sazanov/Rusya,B.No: 24647/05, 1/12/2015, § 38).
17. Bu bağlamda yargılamanın sonucuna etkili olupolmadığından bağımsız olarak yeterli gerekçe olmaksızın yargılama yerinindeğiştirilmesi mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında “haklı”şüpheye neden olabilir. Nitekim AİHM’e göre başvurucunun lehine verilen birkararın ardından yüksek mahkeme tarafından davanın yeterli gerekçe olmadanbaşka bir mahkemeye gönderilmesi, bağımsızlık ve tarafsızlık konusunda şüpheyeyol açmış, bu suretle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmahakkının ihlaline neden olmuştur (Bochan/Ukrayna, B.No: 7577/02,3/5/2007, §§ 66, 74).
18. Anayasa Mahkemesinin önündeki başvuruya konu somutolayda da bozmadan sonra yargılama yerinin değiştirilmesi ve buna ilişkin iknaedici gerekçelerin ortaya konulamaması bir bütün olarak mahkemenin tarafsızlığıkonusunda tereddütlere neden olmuştur. Bu da yürütülen soruşturma/kovuşturmanınetkili olarak kabul edilmesini engellemiştir.
19. Diğer yandan, yargılama sonunda öldürme olayındansorumlu kolluk mensubuna uygulanan yaptırımın “cezasızlık” sonucu doğurmamasıgerekir. Bu noktada öncelikle Anayasa Mahkemesinin yetkili mercilerin yerinegeçerek delilleri değerlendirmesinin ve sorumluluk türünü belirleyen hukukkurallarını yorumlamasının söz konusu olmadığı belirtilmelidir (bkz. RıfatBakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, §§ 68, 143).
20. Bununla birlikte yaşam hakkı ihlalleri gerçekleştirenkamu görevlilerinin cezasız kalmalarına ya da gerektiği gibicezalandırılmamalarına yol açan uygulamalar, caydırıcılığı sağlayamadığı içinetkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünü açıkça zedelemekte, yaşamhakkını korumak için oluşturulan mevzuatın etkili uygulanmamasına, dolayısıylakişilerin hayatlarının kanun ile korunamamasına sebebiyet vermektedir (bkz. SeyfullahTuran ve diğerleri, § 162).
21. Bu nedenle ifade edildiği üzere, Anayasa Mahkemesininsomut olayda ceza hukuku kapsamındaki sorumluluğun türüne ilişkin bir tespittebulunma görevi bulunmamakta ise de yargısal mercilerin Anayasa'dan kaynaklanan,yaşamı korumak için oluşturulan hukuku etkili biçimde uygulamaya ilişkinyükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini denetleme görevi bulunduğuaçıktır.
22. Nitekim Anayasa Mahkemesi kolluk görevlisi tarafındangüç kullanılması sonucu hayati tehlike geçirilmesine neden olacak şekilde yaralanmanınmeydana geldiği bir olaya ilişkin soruşturma/kovuşturma sürecinin hükmünaçıklanmasının geriye bırakılması kararı ile sonuçlandırılmasını yaşam hakkınınusul boyutunun ihlali olarak değerlendirmiştir. Mahkemeye göre “olayda ağırsuç meydana getiren eyleme karşılık olarak yetersiz cezaya hükmolunması”benzer olaylarda caydırıcılığın sağlanması için devletin etkili bir cezasoruşturması yürütme konusundaki yükümlülüklerini ihlal ettiği anlamınagelmektedir (Seyfullah Turan ve diğerleri, § 196). Söz konusucaydırıcılık hukukun üstünlüğünün sağlanması ve hukuka aykırı eylemleretolerans gösterildiği görünümünün önlenmesi açısından hayati derecede önemlidir(konuya ilişkin AİHM’in yaklaşımı için bkz. Okkalı/Türkiye, B. No:52067/99, 17/10/2006, § 65; Ateşoğlu/Türkiye, B. No: 53645/10,20/1/2015, § 23).
23. Mevcut başvuruya konu olayda ise Mahkememizçoğunluğuna göre “14 ay süreyle tutuklu yargılanan sanık hakkında hükmedilenadli para cezasının meydana gelen netice ile orantılı olmadığınındeğerlendirilmesi mümkün değildir” (§ 202). Öncelikle belirtmek gerekir ki,cezanın orantılı olup olmadığını değerlendirirken bir tedbir olan tutukluluktageçen sürenin dikkate alınması isabetli değildir. Kaldı ki somut olaydatutuklulukta geçen süre hükmolunan nihai cezadan indirilmiş, Aksaray Ağır CezaMahkemesinin 30/5/2019 tarihli ek kararıyla sanığın “tutuklu kaldığısürelerin hakkında hükmedilen adli para cezası miktarını karşılaması nedeniyleinfazının tamamlandığını dikkate alarak” adli kontrol kararı kaldırılmıştır(§ 84).
24. Diğer yandan yaşam hakkının söz konusu olduğu biryargılamanın sonunda hükmedilen bir “adli para cezası”nın meydana gelennetice ile orantılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira meydana gelennetice bir kişinin yaşamının sona ermesidir. Bu derece ağır bir sonucun altsınıra yakın bir adli para cezasıyla tecziyesi cezasızlık durumu ortayaçıkarır.
25. Son olarak soruşturmanın etkili olabilmesi için makulbir özen ve süratle yürütülmesi gerekir. Soruşturmanın özenle ve süratlesonuçlandırılması, özelde başvurucuların genel olarak da toplumun hukukunüstünlüğüne bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörügösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesibakımından önemlidir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B.No: 2013/4668,16/9/2015, § 92). Kuşkusuz soruşturma/kovuşturmanın makul bir özenle ve süratleyürütülüp yürütülmediği başvuruya konu her olayın şartlarına bağlıdır. Buanlamda şüpheli veya sanık sayısı, suçlamaların niteliği ve olayın karmaşıklıkderecesi gibi hususlara bakılmalıdır (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 91).
26. Nitekim Anayasa Mahkemesince yargılamanın beş yıl üçay sürdüğü bir başvuruda “başvuruya konu ceza yargılamasının daha sonraortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunanönemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul bir özen ve süratleyürütülmediği sonucuna varılmıştır” (bkz. Fatma Akın ve Mehmet Eren,[GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 110).
27. Eldeki başvuruda bu sonuçtan ayrılmayı gerektiren birdurum bulunmamaktadır. Başvuruya konu olayda tek sanıklı ve karmaşık olmayanbir davanın olduğu, olaya ilişkin görüntülerin ve diğer delillerin detoplandığı, üstelik soruşturma evresinin bir buçuk ayda tamamlandığı dikkatealındığında altı yıla yaklaşan yargılama süresinin makul olduğu söylenemez.
28. Açıklanan gerekçelerle Anayasanın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğinidüşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Bilindiği üzere Anayasanın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının korunması için devletin negatif ve pozitifyükümlülükleri bulunmaktadır. İlk derece mahkemesince kolluk görevlisinintoplumsal olaya müdahale sırasında kusuruyla ölüme neden olduğuna kararverildiği için negatif yükümlülüğün ve maddi boyutun ihlal edildiği tespitiyapılmıştır. Bu durumda başvurunun konusu usul boyutunun üzerindeyoğunlaşmaktadır. Yaşama hakkının korunması bakımından usul boyutu açısındandevletin yükümlülüğü, bu hakka yönelik eylemler karşısında etkili soruşturmayükümlülüğünü yerine getirmektir. Kovuşturma sürecini de kapsayan etkilisoruşturma yükümlülüğü mutlak anlamda cezalandırmayı sağlama yükümlülüğüanlamına gelmemekle birlikte maddi olayın gerçekliğinin araştırılarak failinbelirlenmesini ve suçun işlendiği sonucuna ulaşılmışsa etkili bir cezaverilmesini de kapsamaktadır. Mahkememiz çeşitli kararlarında, amacıgerçekleşen ölümler veya ölümcül yaralanmalar nedeniyle varsa sorumlularınhesap vermelerini sağlamak olan etkili soruşturma yükümlülüğünün yerinegetirilmiş olduğunun kabulü için bazı kriterler aramaktadır:
- Yetkili makamlar olaydan haberdar olur olmaz resenharekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesinisağlayabilecek bütün delilleri tespit etmelidir.(AYM Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 57),
- Soruşturma kamu denetimine açık olmalı ve mağdurlarınsoruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımları sağlanmalıdır. (AYM SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 58),
- Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşenölümler veya ölümcül yaralanmalar yönünden soruşturma bağımsız yürütülmelidir(AYM Cemil Danışman, § 96),
- Soruşturmalar makul bir özenle ve süratleyürütülmelidir (AYM Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).
- Benzer yaşama hakkı ihlallerinin önlenebilmesi bakımındanceza uygulamasında da caydırıcılık sağlanmalıdır. Devletin hesap verilebilirlikve caydırıcılığı sağlamaya ilişkin etkili soruşturma yürütme konusundakiyükümlülüğü kapsamında kamu güvenliğinin sürdürülmesi, hukukun üstünlüğününsağlanması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği görünümüverilmesinin engellenmesi açısından yaşama yönelik bu tür ağır saldırılarcezasız bırakılmamalı ve sorumlular hakkında yeterli cezalar uygulanmalıdır(AYM Seyfullah Turan ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, par.190-191).
2. Başvuruya konu soruşturma ve kovuşturma sürecideğerlendirildiğinde somut olayda yukarıda belirtilen kriterlerden ilk üçününkarşılandığı söylenebilir. Ne var ki son iki kriter yönünden ciddi sorunlarınbulunduğu görülmektedir. İncelenen başvuruda Mahkeme çoğunluğunca yaşamhakkının usul boyutunun ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonucabelirtilen kriterler yönünden aşağıda yaptığım değerlendirmeler dolayısıylakatılamıyorum.
3. İlk olarak yargılamanın nakli kurumunun uygulanışşekli ve zamanı açısından ciddi bir sorun ortaya çıkmıştır. Yargılamanın nakli,görevli ve yetkili mahkemenin yargılamayı adil yargılama ilkelerine uygunolarak yürütmesinde ciddi bir sorun ortaya çıktığında başvurulabilecek usul hukukukurumudur. Gerek diğer nedenlerle gerekse güvenlik sorunlarının adil yargılanmasürecini etkilemesi durumunda başvurulması zorunlu bir yol olduğu kabuledilmelidir. Mahkememiz bir kararında çeşitli meşru nedenlerin varlığıdurumunda davanın nakledilebileceğini, nakle karar vermek için sadece güvenliksorununun varlığının yeterli görülmeyip bu sorunun yargılamayı olumsuzetkileyip etkilemeyeceğinin gözetilmesi gerektiğini, ayrıca naklinsoruşturmanın temel amacını tehlikeye düşürmemesi gerektiği gibi nakilsonucunda yaşama hakkı mağdurlarının meşru menfaatlerinin korunması içingerektiği ölçüde davaya katılımlarının sağlamasını talep etme haklarının özünedokunulmaması gerektiğini ifade etmiştir (AYM Seyfullah Turan ve diğerleri,B. No: 2014/1982, 9/11/2017, par. 175-177). Bununla birlikte Ankara 6. AğırCeza Mahkemesinde Temmuz 2013 yılında başlayan yargılamada hükmün verildiğiEylül 2014 tarihine kadar toplam dokuz duruşma yapılmıştır. Mahkeme olasıkastla öldürme suçu nedeniyle 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasına hükmetmiş,temyiz incelemesi sonunda Yargıtay’ın bozma kararı sonrası başlayan yargılamadaikinci duruşmada sanık müdafilerinin talebi üzerine davanın nakline kararverilmiştir. Davanın nakledildiği yerin mesafesi açısından ölenin yakınlarınınkatılımı yönünden önemli sorunlar yaşanmadığı söylenebilir ise de oluşan bufotoğraf yargılamanın adilliği üzerinde bir leke bırakmıştır.
4. Belirtilen hususlar soruşturma ve kovuşturma sürecininmakul bir özenle yürütülüp yürütülmediği kriteriyle ilgilidir. Yukarıdabelirtildiği üzere davanın nakliyle ilgili sorunlar ile tek sanıklı bir davaolması gözetildiğinde soruşturma tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar 6 yılayaklaşan soruşturma-kovuşturma süresinin makul olmadığı ve yaşam hakkınınkorunması için beklenen özenin gösterilmediğine işaret ettiğideğerlendirilmektedir.
5. İkinci sorun bozma sonrası yargılamanın neticesiaçısından verilen mahkumiyet kararının yaşam hakkının korunması bakımındanetkili olup olmadığı hususuyla ilgilidir. Öncelikle ilk karar ile, kesinleşenson karar arasında cezanın niceliği ve niteliği bakımından ciddi farklılıkbulunmakla birlikte, sonuç karar ile mahkemenin bu olayda devletin yaşamhakkına ilişkin negatif yükümlülüğünün ihlal edildiği tespitini yapmış olduğunuifade etmek gerekir. Başka deyişle kolluk görevlisinin bir toplumsal olayamüdahale sırasında özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek bir kişininyaşamını yitirmesine neden olduğu hususu mahkeme kararıyla tespit edilmiştir.Bununla birlikte yaşam hakkının bu kararla yeterince korunmuş olup olmadığınınbelirlenebilmesi için verilen cezanın etkililiği üzerinde de durulmalıdır.
6. Türk Ceza Kanununda fail hakkında hükmedilen hapiscezası yerine seçenek cezalar ve yaptırımlar öngörülmüştür. Bu hükümler kuralolarak tüm suç tipleri yönünden geçerlidir. Diğer bir anlatımla suç tipine,somut olayın özelliğine ve failin durumuna göre hakimin bunlardan uygun olanıtakdir etmesi gerekmektedir. Bununla birlikte yaşam hakkının veya işkence,eziyet veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye maruz kalmama hakkınınetkin biçimde korunması bakımından gerek AİHM gerekse AYM kararlarında seçenekyaptırımların veya kurumların uygulanmasında özen gösterilmesi gerektiği,seçilen ceza türünün veya hukuki kurumun örneğin yaşam hakkının korunmasıbakımından yaptırımı caydırıcı olmaktan çıkarmaması gerektiği vurgulanmaktadır.Bu yönde verilen kararlardan birinde fail hakkında hükmün açıklanmasının geribırakılması kararı verilmesinin yaşam hakkının etkili soruşturulmasıyükümlülüğü bağlamında caydırıcı olmadığı belirtilmiştir (AYM SeyfullahTuran ve diğerleri, B. No: 2014/1982, 9/11/2017, par. 194-197). Öte yandanTCK'nın 3. maddesinde belirtildiği üzere hükmedilecek cezanın fiilinağırlığıyla orantılı olması zorunludur. İncelenen dosyada ise Yargıtay bozmakararında mahkeme tarafından verilen cezanın caydırıcı olmaktan uzak olduğubelirtilmesine karşın mahkemesince adli para cezasında nisbi bir artışyapılarak cezayı 10.000TL’den 15.000TL’ye çıkarmakla yetinilmiştir.
7. Kural olarak taksirle ölüme neden olma suçu için adlipara cezasına hükmedilmesinin salt bu nedenle caydırıcılık etkisini ortadankaldıracağı ileri sürülemez. Fakat olayın özelliği, failin toplumsal olaylaramüdahale ve silah kullanımı konusunda eğitimli bir kimse olması, başka deyişletoplumsal bir olayda hangi durumda silah çekilmesi gerektiğinin, silahçekilmesi halinde koşulları oluşmadan kişilere karşı doğrudankullanılamayacağının, böylesi bir kargaşada ateşlenen silahın ölüme yol açmamasıiçin gösterilmesi gereken özenin yüksek olacağının dikkate alınmasıgerekmektedir. Dolayısıyla kamu görevlisi tarafından bir yaşama son verilerekdevletin negatif yükümlülüğünün ihlal edildiği bir olayda pozitif yükümlülüğünusul boyutunu somut olayda gerçekleştirmekle görevli olan Mahkemenin dehükmettiği cezanın gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak etkili ve caydırıcıolması gerektiğini gözetmesi zorunludur. Bu olayda Mahkeme hükmettiği hapiscezasını paraya çevirmeyi tercih ettiği gibi, paraya çevirirken de 15.000TL’den76.000TL’ye kadar geniş bir aralıkta tercihte bulunarak cezaya hükmedebilecekiken alt sınırdan para cezası vermeyi uygun görmüştür. Hükmedilen paracezasının, hüküm tarihi itibarıyla anılan meslekteki en düşük memur maaşıylakıyaslandığında yaklaşık üç aylık ücrete bedel olduğu söylenebilir.Mahkememizin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere yaşam hakkınınkorunması için öngörülecek cezanın failin eylemiyle yüzleşerek hukuk düzeninekarşı hesap vermesini sağlayacak bir etkililiğe sahip olması ve benzer olaylarbakımından gerek fail gerekse başkaları üzerinde caydırıcılık kapasitesininbulunması gerekmektedir. Öte yandan caydırıcılık kapasitesinin tayininde birceza olmayıp koruma tedbiri olan tutuklu kalınan sürelerin gözetilmesi demümkün olmayacaktır. Bu durum infazla ilgilidir.
8. Sonuç olarak mahkemece hükmedilen ceza miktarı yaşamhakkının korunması bakımından gerekli olan caydırıcılık kriterini karşılamaktanuzak olduğu gibi temyiz denetiminde de bu eksiklik giderilemediğinden yaşamhakkının usul boyutunun ihlal edildiği görüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucular, kolluk görevlilerince güç kullanımısonucu meydana gelen olay nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilmesinden şikâyetetmektedir.
2. Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,Anayasanın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif vepozitif ödevler yüklemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No.2012/752, 22/11/2012, § 50). Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre,“Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülük kapsamında, kamusal bir yetkiyle güçkullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyinhayatına son vermeme ödevi bulunmaktadır” (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51). Bu yükümlülük “hem kasıtlı biçimde hem de kasıt olmaksızın ölümlesonuçlanan veya sonuçlanabilecek güç kullanımını kapsamaktadır” (CemilDanışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44). Pozitif yükümlülüklerkapsamında ise devletin, “yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını,kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır” (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 51; AYM, E.2010/58, K.2011/8, 06/01/2011).
3. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitifyükümlülükleri çerçevesinde usul yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bir devletgörevlisi ya da üçüncü kişi tarafından Anayasanın 17. maddesini ihlal ederbiçimde bir muamelenin gerçekleştiğine dair savunulabilir bir iddianınbulunması hâlinde etkili resmî bir soruşturmanın yapılması devletin yaşamhakkına yönelik pozitif yükümlülükleri arasındadır.
4. Mahkememizin yerleşik içtihadına göre, “Devletinsorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiğidurumlarda Anayasanın 17. maddesi devlete elindeki tüm imkânları kullanarakyaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibiuygulanmasını, bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasınısağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir” (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 52). Bu yükümlülük, “doğal olmayan her ölümolayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirmektedir. Busoruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekildeuygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumluluklarıaltında meydana gelen veya diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümlernedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır” (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 54).
5. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen cezasoruşturmasının Anayasanın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğununkabul edilebilmesi için gerekli olan ilkeler Mahkememiz kararlarında ifadeedilmiştir(Bkz. Fatma Akın ve Mehmet Eren, B. No: 2017/26636,10/11/2021, § 99). Buna göre;
- Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz,resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumlularınbelirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 57),
- Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen ölümleryönünden soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden bağımsızolması (Cemil Danışman, § 96),
- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması vemeşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecinegerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §58),
- Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi (SalihAkkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30),
- Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektifanalizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde edilen tümbulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması, olayda güçkullanımı var ise kararın ayrıca yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nınaradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığınayönelik bir değerlendirme içermesi şarttır (Cemil Danışman, § 99).
6. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülensoruşturma sonrasında kovuşturma aşamasına geçilmiş ise bu aşamanın daAnayasanın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olmasıgerekir (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/06/2015, § 30).
7. Somut olayda başvurucuların yakını 01/06/2013tarihinde Gezi Parkı Eylemleri veya kısaca Gezi olayları olarak bilinentoplumsal eylemlerin Ankara ayağındaki bir gösteriye katılmış, buna müdahaleeden kolluk görevlilerinden birinin silahıyla yaptığı müdahale sonucuyaralanmış, kaldırıldığı hastanede 14/06/2013 tarihinde vefat etmiştir.
8. Kolluğun güç kullanımı 01/06/2013’de tarihindegerçekleşmesine rağmen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 06/06/2013 tarihindeAnkara Emniyet Müdürlüğünden silah kullanan polis memurunun açık kimlikbilgisinin iletilmesini istemiştir. Başsavcılık, 6/6/2013 ve 7/6/2013 tarihlimüzekkerelerle olay anı, öncesi ve sonrasını gösteren polis kamerası ve MOBESEkayıtları da dâhil olmak üzere tüm görüntüleri Ankara Emniyet Müdürlüğündentalep etmiştir. Başvurucuların yakınının 14/06/2013’de hayatını kaybetmesindenhemen sonrasına kadar bu talepler konusunda Ankara Emniyet Müdürlüğünden birbilgi Başsavcılığa sunulmamıştır. Ölüm olayından bir gün sonra CumhuriyetBaşsavcılığı 15/06/2013 tarihinde cevabın çabuklaştırılması ve polis memurununolayda kullandığı silahın teslim edilmesi için Ankara Emniyet Müdürlüğünetekrar müzekkereler yazmıştır. İstenen bilgiler ancak ikinci müzekkerelerdensonra Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir.
9. Başvurucular 11/06/2013 tarihinde CumhuriyetBaşsavcılığına sundukları dilekçede olay anına ait elde ettikleri bir videogörüntüsünde şüpheli polis memurunun kask numarasının görüntülerde mevcutolduğunu belirtmişlerdir. Başvurucu yakınlarının olaydan 11 gün sonra şüphelipolis memurunun kimliğinin tespit edilmesinde önemli bir bulgu olan kasknumarasına erişebilirken Ankara Emniyet Müdürlüğünün bu bilgiye olaydan 11 gün,Başsavcılık yazısından da 5 gün sonra hala erişememiş olması hayatın vebürokratik kurumsal yapının olağan işleyişine hiç uymamaktadır. Ankara EmniyetMüdürlüğü yetkililerinin ellerinde olan olayla ilgili görüntülerde şüphelininkask numarasını tespit etmesi ve açık kimlik bilgilerine ulaşmasının çok dazaman almaması gerekirdi. Hâlbuki Ankara Emniyet Müdürlüğü 18/06/2013 tarihliyazısıyla şüphelinin kimlik bilgisini ilk müzekkereden 12 gün, olaydan da 18gün sonra Başsavcılığa ancak iletebilmiştir. Benzer şekilde şüphelinin silahıilk müzekkereden 11 gün, olaydan da 17 gün sonra 17/06/2013 tarihindeBaşsavcılığa teslim edilmiştir.
10. Bütün bu makul sayılması güç olan gecikmelerbürokratik bir zafiyet ve iyi yönetişim eksikliği olarak görülebileceği gibiİdarenin kolluk görevlisini koruma ve kollama güdüsüyle hareket ettiğinin birişareti olarak da algılanabilir. Başsavcılık ilk müzekkerelerde elde edemediğibilgileri almak için ölüm olayından bir gün sonra yeni müzekkereler yazmış vebundan sonra talep ettiği bilgilere kavuşabilmiştir. Daha önce tespitedilemeyen kimliğe ve silaha ancak ikinci müzekkereden kısa bir süre sonraulaşılabilmiştir. Bu gecikmelerin ne tür bir zorunluluktan kaynaklandığına dairtatmin edici bir açıklama mevcut değildir.
11. Çoğunluk, şüpheli polis memurunun kimlik bilgisi vesilahıyla ilgili bilgilerin İl Emniyet Müdürlüğünün “11-12 günlük bir süreiçinde her iki bilgiyi de netleştirerek adli makamlara ilettiği…böylelikleherhangi bir delil kaybına sebebiyet verilmediği …gözetildiğinde söz konusubilgi iletme süresi bakımından makul sayılamayacak bir gecikme” yaşanmadığınısavunmaktadır (AYM kararı, § 159). Ankara Emniyet Müdürlüğünün Çevik KuvvetŞube Müdürlüğünde görev yapan ki görüntülerde kask numarası da gözüken birpolis memurunun açık kimliği ve silahıyla ilgili bilgileri ancak “11-12” güniçinde “netleştirebilmesi” hayatın olağan akışına uymadığı gibi bürokratikkurumsal işleyiş mantığı ve tarzına da uygun gözükmemektedir.
12. Bütün bunların yanısıra soruşturmayla ilgili birbaşka güven zedeleyici konu da Cumhuriyet Başsavcılığınca olayıngerçekleşmesinden 24 gün sonra yani hiç de makul sayılmayacak bir süre içindeşüpheli kolluk görevlisinin ifadesinin alınmasıdır. Şüphelinin ifadesininalınması için 24 gün beklenmesinin mantıklı ve geçerli bir açıklaması dayapılmamıştır. Şüphelinin kimlik bilgisinin Başsavcılığa iletildikten 6 günsonra ifadesinin alınmasının bir gecikme olarak nitelendirilmemesidüşünülebilir. Normalde 6 günlük bir süre fazla görülmeyebilir ama yaşamhakkına yönelik bir müdahalede açık kimlik bilgilerine ulaşılması nispetenkolay olan şüphelinin tespit edilmesinin ve ifadesinin alınmasının neden zamanaldığının ikna edici bir açıklamasının da sunulması gerekirdi.
13. Nitekim Mahkememizde bir kararında “Ölümün meydanageldiği olaylarda olayın faillerinin ifadelerinin alınmasındayaşanan…gecikmeler, ilgili soruşturmalarda gerekli özenin gösterilmediğiniaçıkça ortaya koymak açısından başlı başına yeterlidir. Bu durum ayrıca kollukgörevlilerinin karıştığı olaylarda mağdurlarda ve genel olarak toplumda, kollukgörevlilerinin eylemlerinden -adli makamlar dâhil olmak üzere- kimseye karşısorumlu olmadıkları bir otorite boşluğu içinde hareket ettikleri düşüncesininoluşmasına da yol açabilir” (Cembeli Erdem, B. No: 2014/19077,18/04/2018, § 132) tespitinde bulunmuştur.
14. Başsavcılığın Ankara Emniyet Müdürlüğünden talepettiği ve kolaylıkla, hızlı bir şekilde iletilebilecek bilgileri, geçsayılabilecek bir zaman diliminde elde etmesi soruşturmanın etkililiyürütülmediğine dair endişe oluşturacak bir ortama zemin hazırlamıştır. Hangineden veya nedenlerle yukarıda değindimiz gecikmelerin yaşandığının kabuledilebilir bir açıklaması yapılmamıştır. Şüphelinin açık kimlik bilgilerineulaşılması, silahının teslimi ve ifadesinin alınmasındaki olağan sayılamayacakgecikmelerle başlayan süreç, aşağıda değineceğimiz gibi yargılamalar esnasındada devam etmiştir.
15. Soruşturmayla ilgili bir başka sorunda başvurudilekçesinde söz edilen olayın geçtiği mekânı kaydeden MOBESE kameralarındanbirini yöneten polis memurunun bir göstericinin polis tarafından vurulduğunugörünce kamerayı önce gökyüzüne sonra ilerdeki ağaçlara çevirerek olay yerindenuzaklaştırarak delil karartması yaptığı iddiasıdır. Olayı kaydeden başka birMOBESE kamerasını yöneten polis memuru için de benzer bir iddiada dabulunulmuştur. Soruşturma sırasında başvurucuların MOBESE kameralarını kontroleden güvenlik güçlerinin delilleri karartığı iddiasına yönelik birdeğerlendirme ve araştırma dosyadan anlaşıldığı kadarıyla yapılmamıştır.Hâlbuki MOBESE kayıtlarıyla ilgili olarak başvurucuların olay anındakameraların görevliler tarafından başka yönlere çevrildiği iddiasıaraştırılmaya değer bir konudur.
16. Soruşturmaya ilişkin bir diğer sorunlu alanda olayyeri incelemesine İl Jandarma Komutanlığından bilirkişilerin katılmasıdır.Adalet Komisyonu bilirkişi listesinden ve TÜBİTAK’tan talep edilenbilirkişilerin çeşitli nedenlerle görevlendirilememelerinden dolayı “işinaciliyeti dikkate alınarak” İl Jandarma Komutanlığından bilirkişilergörevlendirilmesi soruşturmanın tarafsız ve bağımsızlığı konusunda tereddütlerdoğurma potansiyeline sahiptir. Bu durumun bir zorunluktan kaynaklandığı kabuledilse bile (AYM kararı, § 186) bunun soruşturmanın bağımsız ve tarafsızyapılması gerektiği hususunda bir tereddüte neden olması beklenebilir, ziraJandarmanın, İl Emniyet Müdürlüğünden ayrı bir teşkilatlanmaya sahip olması vearalarında hiyerarşik bir bağ bulunmaması Jandarmanın da bir kolluk gücü olduğugerçeğini değiştirmemektedir.
17. Her ne kadar çoğunluk, “yürütülen soruşturmadaCumhuriyet Başsavcılığının olayın gerçekleşme şartlarının aydınlatılması vesorumluların tespiti amacıyla delilleri toplama konusundaki isteğinden şüpheduyulmasını gerektirecek bir eksiklik” tespit edilmediğini (AYM Kararı, § 163)savunsa da yukarıdaki paragraflarda belirtilen hususlar dikkate alındığında bugörüşe katılmak mümkün gözükmemektedir.
18. Davanın ilk görüldüğü yargı organı olan Ankara 6.Ağır Ceza Mahkemesi, “olay anına ilişkin video görüntüsü, tanık beyanları,katılanlar vekillerinin beyanları, otopsi raporları, adli tıp ve bilirkişiraporları ile dosya kapsamını” birlikte değerlendirerek sanığı olası kasıtlaöldürme suçundan 7 yıl 9 ay 10 gün hapse mahkûm etmiştir. Başvurucularıntemyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi 17/06/2015 tarihinde derecemahkemesinin kararını bozmuştur. Sanık müvekkillerinin başvurusu üzerine davakamu güvenliği gerekçesiyle Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından 31/08/2015tarihinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakledilmiştir. Sanık bu mahkemetarafından meşru savunmada sınırın taksirle aşılması suretiyle öldürme suçundan2 yıl 1 ay hapisle cezalandırılmış ve bu ceza takdiren 15.200 TL adli paracezasına çevrilmiştir.
19. Davanın yargılama sürecinde de tıpkı soruşturmaaşamasında olduğu gibi makul karşılanamayacak bazı durumlar ortaya çıkmıştır.Bunlardan en önemlisi davanın nakledilme meselesidir.
20. Olayın üzerinden 2 yıl 2 ay geçip, soruşturma vekovuşturma yürütülüp kamu güvenliği için tehlike oluşturan bir durum veya budurumla birlikte yargılamayı etkileyen bir unsur tespit edilmemişken, dahasıAnkara 6. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hüküm sonucunda sanık 7 yıl 9 ay 10gün ağır hapis cezasına mahkûm edilmişken, sanık avukatlarınca sanığın vekamunun güvenliği gerekçesiyle davanın nakli talep edilmiş, bu talep Yargıtay5. Ceza Dairesi tarafından kabul edilmiştir. Bunun üzerine dava Ankara 6. AğırCeza Mahkemesinden alınarak Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine verilmiştir. Davanındaha uygun bir dönemde daha yargılamanın başlarında nakledilmesi mümkünken,hüküm açıklandıktan sonra nakledilmesi üzerinde durulması gereken bir konudur.
21. Kamuoyunun ve bir kısım medyanın yakından izlediğidavanın görülmekte olduğu başkentdeki bir mahkemeden küçük bir ildeki başka birmahkemeye nakli davaya etkili katılım hakkına müdahale anlamına gelmektedir.Burada ilginç olan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünü açıkladıktan sonradavanın kamu güvenliği ve düzeni gerekçesiyle Aksaray iline nakledilmesine kararverilmesidir. Gerekçe olarak öne sürülen ilk duruşma esnasında mahkeme veadliye de olan olaylar yargılamanın sağlıklı yürütülmesinin önünde bir engelolarak değerlendirilmiş olsaydı, bu olaylardan sonra davanın başka bir ilenakledilmesi gerekirken, bu yapılmamış, aksine sükûnetin sağlandığı bir anda,üstelik Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hüküm kurulduktan sonrayargılama yetkisi Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
22. Çoğunluk, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesindekiyargılama sırasında “ilk duruşmadan itibaren duruşma salonu içinde ve dışındatartışmaların çıktığı hatta ilk duruşmanın bu nedenle ertelendiği, adliyekapılarının kırıldığı, polis araçlarının yakıldığı, duruşma sırasında yaşananolaylar ve Mahkeme Heyetine yapılan hakaretler nedeniyle Heyetin suçduyurusunda bulunduğu ve sanığın çeşitli tehditlere maruz kaldığı” gerekçesiyledavanın başka bir kente naklinde sorun görmemiştir (AYM kararı § 172).
23. Açıktır ki yaşam hakkı kapsamındaki bir davanıngörevli ve yetkili mahkemenin bulunduğu yerde yürütülmesi kamu güvenliği içinciddi olumsuz sonuçlar doğuracaksa davanın başka bir yere nakledilmesigerekebilir ancak bunun olayların veya tehditlerin ortaya çıktığı zamandadeğilde somut olayımızda olduğu gibi hüküm açıklandıktan sonra yapılmasızihinlerde soru işaretleri doğmasına neden olmaktadır. Ankara 6. Ağır CezaMahkemesinde duruşmanın ilk celsesinde meydana gelen bazı olaylar dışındaizleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği duruşmalarda herhangi bir ciddi olaymeydana gelmemiştir. Kaldı ki, kamu güvenliğini ve yargılamanın sağlıklı birşekilde yürütülmesine zarar verebilecek durumlar devam ederken bile yargılamasürdürülmüş ve mahkemece bir hükme varılmıştır.
24. İki yıl iki ay boyunca sorun olmayan kamugüvenliğinin her nedense hüküm verildikten sonra sorun olarak ortaya çıkmasısanığın Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen cezadan kurtarılmayaçalışıldığı yönünde bir izlenim uyandırmaya müsaittir, çünkü sanık yargılandığıAksaray Ağır Ceza Mahkemesince daha hafif bir hapis cezasına çarptırılmış, buceza da adli para cezasına çevrilmiştir. Bütün bunlar, davanın nakliyleamaçlanın sanığın hafif bir ceza verilmesinin amaçlanıp amaçlanmadığını aklagetirmektedir.
25. Sanığın tahliye edildiği “duruşmanın” tarihi veheyetin toplanması da tartışılması gereken bir başka konudur. Yargıtay 5. CezaDairesi tarafından verilen davanın nakli kararıyla birlikte yargılama yetkisiAnkara 6. Ağır Ceza Mahkemesinden Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine 31/08/2015tarihinde geçmiştir. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/07/2015 tarihli tensipkararında duruşma günü 07/09//2015 olarak belirlenmiş ve bu taraflara tebliğedilmişken mahkeme tarafların bilgisi dışında 03/09/2015 günü başka bir heyetletoplanarak resen duruşma yapmıştır.
26. Duruşma tutanağında yazılan, “Belirli gün ve saatte1.celse açıldı.” ibaresi de yanıltıcıdır zira 03/09/2015 tarihi daha öncetespit edilen belirli gün değildir. Halbuki dava ile ilgili duruşma yapma vekarar yetkisi 31/08/2015 tarihinden sonra Yargıtay tarafından Aksaray Ağır CezaMahkemesine nakledildiğinden Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin bu tarihten sonradavaya bakma yetkisi mevcut değildi. Nitekim 03/09/ 2015 tarihli “duruşma”tutanağında, “Duruşmada güvenliğin sağlanması hususunda müzekkere yazılanemniyet ve jandarma birimlerine, davanın nakli sebebiyle duruşma yapılmayacağıhususunun bildirilmesine” cümlesi bulunmaktadır. Yani mahkeme heyeti davanınnakli nedeniyle duruşma yapılmayacağını tespit etmesine ve nakil kararınarağmen “duruşma” yapmaktadır! Bu “duruşma”da sanık tahliye edilmiştir. Müdahiltarafın haberi olmadan yapılan bu “duruşma” müdahil tarafın çağrılmaması vedüşüncesinin alınmamasına neden olduğundan “silahların eşitliği” ilkesiyönünden sorunludur.
27. Çoğunluk, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 03/09/2015tarihinde resen celse açtığını ve başvurucular ile vekillerinin yokluğundakarar verdiğini kabul etmekte(AYM kararı, § 70) ve “Ankara 6. Ağır CezaMahkemesi tarafından davanın nakli kararı sonrasında davanın nakli sebebiyleherhangi bir gecikme olması halinde sanığın kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihmal edilmesine yol açılmaması amacıyla resen tutukluluk incelemesiyapılarak tahliyesine karar verildiğini” belirtmektedir (AYM kararı,§ 190).
28. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemenin daha önce hazırladığıtensip tutanağına göre zaten 04/09/2015’de sanığın tutukluluk hali hususundabir inceleme yapılacaktı. Bu nedenle 3 Eylül’de duruşma yapılmasının mantığınıanlamak zordur. Sanık 04/09/2015’de ki incelemede de tahliye edilebilirdi.Kişilerin haksız yere bir gün bile özgürlüklerinden mahrum kalmamasınınsağlanması esastır ama mevcut olayda sanığın kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının bir gün bile ihlal edilmemesi için taraflara ilan edilenden bir günönce duruşma ve tutukluluk incelemelerinin yapılması ülkemizdeki yargısisteminin işleyişi düşünüldüğünde fazla örneği olmayan bir uygulamayabenzemektedir.
29. Yargılama sürecinde hangi bilirkişi raporlarınındeğerlendirileceği yerel mahkemenin takdirinde olan bir husustur. Bununlabirlikte, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin “bilirkişi raporu” olarak kabul ettiğiama aslında görüntü izleme tutanağı olan belgenin sanığın bağlı bulunduğuAnkara Emniyet Müdürlüğünde çalışan polis memurlarınca hazırlanmış olması veburadaki bulgulara itibar edilmesi, buna karşılık İl Emniyet Müdürlüğünden ayrıbir kurumsal yapıda çalışan ve sanıkla herhangi bir hiyerarşik, mesleki vekurumsal bağı olmayan TRT bilirkişilerinin hazırladığı rapora itibar edilmemesimakul ve akılcı gerekçelerle izah edilmemiştir.
30. Derece mahkemesi polislerce hazırlanan görüntüinceleme tutanağına bilirkişi raporu muamelesi yaparak TRT raporu da dâhilolmak üzere tüm diğer bilirkişi raporlarını bu inceleme tutanağını esas alarakdeğerlendirmiştir. Mahkemenin kesin hükme esas teşkil eden kararında görüntüinceleme tutanağındaki tespitler suç vasfı tayininde belirleyici olmuştur.Sanık polis memurunun bağlı olduğu kurumda çalışan meslektaşlarınca hazırlanangörüntü inceleme tutanağına Mahkemece sanıkla kurumsal ve hiyerarşik hiçbirbağı bulunmayan, örneğin TRT bilirkişi raporuyla eşdeğer muamele yapılması,hatta bunun da ötesine geçilerek polis memurlarınca hazırlanan görüntütutanağına dosya kapsamındaki tüm bilirkişi raporlarını değerlendiren birüst-değer atfedilmesi ve diğer raporları adeta denetleyici bir kıstas gibiişlev görmesinin makul ve ikna edici bir açıklaması mahkeme kararındabulunmamaktadır.
31. Mahkememiz çoğunluğu Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince“…TRT çalışanlarından seçilen bilirkişilerce olay anına dair en netgörüntülerin seçilerek… yavaşlatılarak ve çeşitli açılardan izlenerek…” hükümoluşturulduğu kanaatindedir. (AYM kararı, §187). Tabi bu durumda akla şusorunun gelmesi kaçınılmazdır; madem ki TRT bilirkişilerinin “olay anına dairen net görüntüleri” seçtiğini Mahkememiz çoğunluğu kabul etmektedir, nedenAksaray Ağır Ceza Mahkemesinin “olay anına ait en net görüntü”lere dayanan TRTraporunu dikkate almadığının da çoğunluk tarafından sorgulanması gerekirdi.
32. Somut olayda ortaya çıkan en önemli sorunlardan biride hem başvurucular bakımından hem de toplumsal vicdan ve kanaat açısından birbütün olarak cezasızlık olarak nitelendirilebilecek yargılama sonucundankaynaklanmaktadır.
33. Anayasa Mahkemesinin “ceza hukukuna ilişkinsorumluluğa ve suçluluğa ilişkin bir tespitte bulunma görevi olmamakla birlikteyargı mercilerinin Anayasadan kaynaklanan yaşamı koruma yükümlülüğünü etkilibiçimde uygulamaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerinidenetleme görevi vardır. Kamu görevlilerinin Anayasanın 17. maddesi kapsamındaişledikleri suçlar için yapılan uygulamalara ilişkin olarak suçun ağırlıkderecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunduğu durumlardaAnayasa Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi bulunmaktadır” (CembeliErdem, § 103; Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/07/2014,§ 76).
34. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkına yönelik güçkullanımının gerekliliği ve orantılılığı yönlerinden bu tür olaylara yetersizve hafif cezalar verilerek müsamaha gösterilip gösterilmediğini ve kolluk görevlilerininkollanıp kollanmadığını incelemekle görevlidir. Kolluk tarafından silahlı güçkullanımlarında, eylemlerin ağırlığı ile verilen ceza arasında açık birorantısızlık bulunması hâlinde Anayasa Mahkemesi, “derece mahkemelerininyaptırımları belirlemedeki tercihlerine saygı duymasına ve görevi doğrudan buolmamasına rağmen söz konusu duruma müdahale etmek mecburiyetindekalabilmektedir” (Cembeli Erdem, § 102).
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, ulusalmahkemelerin yaşam hakkını ilgilendiren konularda karar verirken, hukuksisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşam hakkının ihlallerininönlenmesinde oynaması gereken rolün öneminin altının çizilmesi amacıyla, davayagereken ihtimamı gösterip göstermediğini ya da ne dereceye kadar gösterdiğinindeğerlendirilmesi gerekir (Külah ve Koyuncu/Türkiye, B. No. 24827/05,23/4/2013, § 39). Kamu güveninin idamesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması vekanunsuz eylemlere yönelik herhangi bir tolerans ya da ihtilaf olduğugörünümünün önlenmesi açısından bu durum hayati önem taşımaktadır (Okkalı/Türkiye,B.No. 52067/99, § 65; Külah ve Koyuncu/Türkiye, § 40). StrazburgMahkemesi, “yürürlükteki adli sistemin caydırıcı etkisinin ve bunun, yaşamhakkı ve kötü muamelenin yasaklanmasını engellemede oynaması gereken rolünöneminin zayıflamasının” önlenmesi için “yerel mahkemelerin kararlarınıverirken Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinin gerektirdiği titizlikledavrandıklarının varsayılıp, sayılmayabileceği ve ne dereceye kadarvarsayılabileceği”ne özel bir önem vermektedir (Ali ve Ayşe Duran/Türkiye,B. No. 42942/02, 8/4/2008, § 62).
36. Somut olayda yargı makamlarının bir kişinin ölümüneneden olan hukuka aykırı silahlı güç kullanımına karşı yaptırım olarak adlipara cezasını uygun ve yeterli buldukları görülmektedir. Bir kollukgörevlisinin silah kullanımı sonucu neden olduğu derece mahkemesince de kabuledilen ölüm olayına karşın karşı takdir edilen adli para cezasının benzer hakihlallerinin önlenebilmesi ve caydırıcı olması bakımından uygun ve yeterli bir yaptırımolduğu söylenemez. Suç vasfının nitelendirilmesi yerel mahkemeye ait olmaklabirlikte ölüm gibi son derece ağır bir sonuç doğuran durumlarda mahkemelerinsahip olduğu takdir hakkının eylemin sonuçlarını hafifletmeye dönük olarakkullanıldığı görünümün verilmemesi insan haklarının korunması, hukukukunüstünlüğünün korunması ve adalet sistemine toplumun güven duymasının sağlanmasıve sürdürülmesi açısından son derece önemlidir.
37. Çoğunluk, “…gösterilerin boyutu ve saldırılarınyoğunluğu, olay anının öncesinde gösterilere müdahale eden polislerinyaşadıkları bir bütün olarak gözetildiğinde -olayın kendine özgü şartlarında-Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince tayin edilen suç vasfının ve bu vasıflandırmayabağlı olarak verilen mahkûmiyet kararının elde edilen tüm bulguların kapsamlı,nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmadığının ve 14 ay süreyle tutukluyargılanan sanık hakkında hükmedilen adli para cezasının meydana gelen neticeile orantılı olmadığının değerlendirilmesi mümkün değildir” görüşündedir (AYMkararı, § 202). Kısacası, çoğunluk sanığın 14 ay tutuklu kalmasının ve 15.2000TL olarak verilen adli para cezasının sanığın mahkûm olduğu suç bağlamındaorantılı olduğunu kabul etmektedir.
38. Derece mahkemesi olay ve olgular üzerinde yaptığı değerlendirmesonucunda takdir yetkisini hafif bir ceza yönünde kullanmıştır. İlgili mevzuatderece mahkemelerine, hapis cezasını adli para cezasına çevirme konusundatakdir yetkisi tanımaktadır ancak mahkemeler bu yetkilerini ölüm gibi ciddi veağır bir duruma neden olan bir eylemin sonuçlarını hafifletmek içinkullanmamalıdır. Hukuka aykırı biçimde yaşam hakkına yönelik müdahalelerdebulunan sorumlu kişiler hakkında devletin negatif ve pozitif yükümlülükleribağlamında ceza hukukunun etkin bir şekilde kullanılması gerekir. Bu türeylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğine işaret eden bir caydırıcılıkunsurunun ceza tayin edilirken mahkemelerce göz önünde bulundurulması hukukunüstünlüğünün sağlanması, toplumun yargı sistemine olan güvenin zedelenmemesi vekamu görevlilerinin kanunsuz eylemlerine hoşgörüyle yaklaşıldığı izleniminemeydan verilmemesi bakımından hayati önem taşımaktadır (Cembeli Erdem,§§ 100-101).
39. Derece mahkemesinde hükmedilen ve Mahkememizçoğunluğunca da orantılı olduğu kabul edilen ceza, ölüm gibi vahim bir sonucayol açan mevcut olayda bir cezasızlık algısı yaratmaktadır. Bilindiği üzereyargının ve adalet sisteminin bağımsız ve tarafsız olması kadar öyle görünmesive algılanması da kişilerin ve toplumun hukuk sistemine güven duymasınınsağlanması yönünden şarttır. Somut başvurudaki gibi durumlarda sorumlularaetkili ve caydırıcı cezalar verilmemesi yaşamı koruyan anayasal hükümlerin veyasaların kâğıt üzerinde kaldıkları gibi hiç de haksız sayılmayacak birizlenimin oluşmasına zemin hazırlayacaktır.
40. Son olarak, olayımızda ceza muhakemesi sürecinintoplamda 5 yıl 9 ayda sonuçlandığı düşünülürse, davanın makul bir süredetamamlandığı söylenemez. Mahkememiz bir kararında bazı durumlarda soruşturmanınilerlemesine engel olan güçlüklerin ortaya çıkabileceğini “…ancak böyle birdurumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi,hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamahagösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından kritik biröneme sahiptir” (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96)değerlendirmesinde bulunmuştur.
41. Anayasa Mahkemesine göre, “Soruşturmanın makul birözen ve süratle yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit; başvuruya konu olayınkendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamalarınniteliğine, olayın karmaşıklık derecesine, soruşturmanın ilerlemesine engelolan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılıkgösterebilecektir” (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668,16/9/2015, § 91).
42. Somut başvuru çok da karışık olmayan, çözümü içingörüntüler de dâhil olmak üzere çeşitli delil ve bulgular bulunan ve sadece birşüphelisi olan bir olayı içermektedir. Dolayısıyla davanın bu kadar uzamasınınhaklı bir nedeni bulunmamaktadır. Bahse konu ceza yargılamasının daha sonraortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesi amacına hizmetedecek şekilde makul bir özen ve süratle yürütülmediği görülmektedir.
43. Mahkememizin yerleşik içtihadında soruşturmanın makulbir özen ve süratle yürütülmesinde dikkat çektiği bir nokta da “…sadecebaşvurucuların soruşturmanın süratle ve özenle sonuçlandırılmasındakimenfaatlerinin korunması değildir”. Bunun kadar önemli olan bir başka nitelikde “özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerinhukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlerehoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesininengellenmesi açısından yeterli sürat ve özenin gösterilip gösterilmediğininortaya konulmasıdır” (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 92).
44. Hem başvurucular bakımından hem de toplumsal vicdanve kanaat açısından soruşturma ve yargı süreçlerinde bir şeylerin üstününkapatılmaya çalışıldığı ve birilerinin korunduğu izleniminin verilmemesi veböyle bir algının oluşmasının önüne geçilmesi hayati bir önem taşımaktadır.Maalesef, somut olay bağlamında böyle bir algının ortaya çıkmadığı söylemekmümkün görünmemektedir. Sanığın yargılanması sırasında kamuoyuna yapılan bazıaçıklamaların da bu yönde intibaların oluşmasına yol açması muhtemeldir.
45. Başvuru konusu olayla ilgili soruşturma ve yargılamasürecine bir bütün olarak baktığımızda bu dava özelinde uygulandığı şekliyleceza hukuku sisteminin hukuk dışı fiillerin önlenmesinde caydırıcı bir etkidoğurmasının çok zor olduğu kanaatine varılmıştır.
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği düşüncesiylekarara katılmıyorum.
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucular, katıldığı bir toplumsal gösteride biryakınlarının güvenlik güçlerince güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm olayıile ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkınınihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Mahkememizçoğunluk kararında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkinolarak başvuru kabul edilebilir bulunduktan sonra, başvurucunun Anayasa'nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul yönünün ihlal edilmediğinekarar verilmiştir.
2. Çoğunluk kararında, hakkında mahkumiyet kararı verilenpolis memuru A.Ş.’nin de dâhil olduğu polis grubunun bulunduğu yerdeyaşananlar, gösterilerin boyutu, saldırıların yoğunluğu ve olay anı öncesindegösterilere müdahale eden polislerin yaşadıkları bir bütün olarakgözetildiğinde somut başvuruda adli makamların olayın gerçekleşme şartları, suçvasfının tayini ile mahkemece hükmedilen netice cezanın türü ve miktarıkonusundaki takdirine saygı gösterilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve olayailişkin olarak yaşam hakkının gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturmayürütüldüğü belirtilerek başvuru konusu olayda yaşam hakkının usul boyutununihlal edilmediğine karar verilmiştir (§§ 201-205).
3. Bahse konu ölüm olayıyla ilgili soruşturmabaşlatılması, delillerin özenli ve hızlı biçimde toplanması, nihai yargısalkararda nesnel ve detaylı bir gerekçe bulunması konularında hassasiyetgösterilmediğini ve bu konularda sorunlar bulunduğunu söyleyebilmek mümkündeğildir. Dolayısıyla bireysel başvuruya konu olayla ilgili olarak bu hususlaradayalı biçimde yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmasımümkün değildir.
4. Bununla birlikte bu başvuruda asıl sorunlu olanboyutun önemli ölçüde davanın nakli ve yargılama sürecinin uzunluğu ile ilgiliolduğunu belirtmek gerekir. Davanın, olayın gerçekleştiği Ankara gibi merkezibir yerden iki yüz kilometre uzaklıktaki bir ile nakli mağdurların davayakatılımını belli ölçüde zorlaştırmıştır. Bununla birlikte bu bağlamda davanınnakli ile ilgili asıl sorunlu yön bu naklin zamanlaması hususunda ortayaçıkmaktadır. Zira davanın nakli davanın ilk görülmeye başlandığı zamanlardaveya devam eden duruşmalarda değil çok daha sonraki bir zamanda gündeme gelmişve gerçekleştirilmiştir.
5. Yargılama ilk olarak Ankara’da başlamış ve açılan davaAnkara Ağır Ceza Mahkemesince 3/9/2014 tarihli kararla sanığın neticeten 7 yıl9 ay 10 gün hapis cezasına mahkûm edilmesi ile sonuçlandırılmıştır.Başvurucuların temyizi üzerine bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17/6/2015tarihli kararıyla bozulmuştur.
6. Bozma kararı sonrasındaki aşamalarda sanıkmüdafilerinin talebi de dikkate alınarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesince yeni birsüreç başlatılmıştır. Detaylı bir yazışma, görüş alma ve karar verme sürecininardından nihai olarak Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 31/8/2015 tarihli kararıyla"Davanın başka bir yere naklinin uygun olacağı yolundaki görüş veAdalet Bakanlığının bu husustaki isteği yerinde görüldüğünden kamu güvenliğinedeniyle CMK.nun 19/2. maddesi uyarınca Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin2015/307 esasında kayıtlı kamu davasının Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine nakline"karar verilmiştir.
7. Öncelikle bu aşamada davanın naklinin güvenliksebebiyle gerçekleştirilmiş olduğunun gerekçelerinin yeterli biçimde ortayakonulduğunun söylenemeyeceğini ifade etmek gerekir. Güvenlik nedeniyle davanınnakli yerine Ankara’daki yargılamalarda pekala daha sıkı güvenlik tedbirlerininalınması ile yargılamanın yine aynı yerde sürdürülmesi seçeneği devreyesokulabilirdi.
8. Öte yandan davanın nakli sonrasında Aksaray Ağır CezaMahkemesinde gerçekleştirilen yargılamalarda sanık polis memurunun davayaSEGBİS aracılığıyla katıldığı da göz önünde tutulduğunda güvenlik endişesi iledavanın nakledildiğine ilişkin gerekçenin daha sorunlu hale geldiği ortayaçıkmaktadır. Elbette ki davaya katılımın SEGBİS aracılığıyla yapılması veyargılamanın bu şekilde gerçekleştirilmesinin tek başına her durumda sorunluolduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bununla birlikte kamuoyunu oldukçameşgul eden ve güvenlik gerekçesi ile nakledilen bir davada sanık konumundakikişinin SEGBİS aracılığıyla davaya katılmaya devam etmesi “davaya etkinkatılımın sağlanması” yönünden farklı bir durum ortaya çıkarmamaktadır. Ziraburada ifade etmek gerekir ki davanın nakli sanık müdafilerinin talebi üzerinebaşlatılan sürecin sonucunda gerçekleşmiştir.
9. Daha da önemlisi davanın naklinin sanık hakkındaverilen 7 yılı aşkın bir hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasındansonraki aşamada gerçekleşmiş olması önemli bir diğer sorunlu husustur. Ziraböyle bir durumda, her ne kadar Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince gerçekleştirilenyargılamada verilen 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırma ve hükmedilensüreli hapis cezasının taksirli suça ilişkin olması nedeniyle hapis cezasınınadli para cezasına çevrilerek A.Ş.nin neticeten 15.200 TL adli para cezasıylacezalandırılması ve bu cezanın ertelenmesine yer olmadığı şeklindeki yenikararın detaylı bir hukuki gerekçeye dayandığı ve Mahkemenin olası kast vebilinçli taksirle ilgili temel ilkeleri somut olaya uyarlayan detaylıgerekçelerle yargılamayı sonuçlandırdığı aşikar ise de Aksaray Ağır CezaMahkemesinin bu kararının Ankara’da gerçekleşen ilk yargılama sonucu verilenmahkumiyet kararının Yargıtay tarafından bozulmuş olmasının ve akabinde davanınnaklinin gölgesinde kaldığı görülmektedir. Bu faktörler ise bahse konuyargılamayı ister istemez algı boyutuyla olumsuz biçimde etkilemektedir.
10. Esasında kamuoyunda ilgi uyandıran ve yakından takipedilen bir davanın görülmesi sürecinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde bu davanınilk görüldüğü zamanlarda “güvenlik” gerekçesiyle davanın naklinin gündemegetirilmiş olması yargılama sürecine ilişkin bu derece olumsuz bir izlenimoluşmasına yol açmayabilirdi. Buradaki temel sorun aynı zamanda davanınnaklinin olması gereken zamanda gündeme getirilmemiş olmasındankaynaklanmaktadır.
11. Dolayısıyla bu bağlamda somut bireysel başvuruya konuyargılamada yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin ihlal iddiasını ele alırkenaynı zamanda yargılama sürecine bir bütün olarak bakmak gerekir. Gerek AnkaraAğır Ceza Mahkemesinin ve gerekse Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin kararları,karar gerekçeleri ve ulaştıkları sonuçların nesnel hukuki değerlendirmelere vekendi içinde tutarlı hukuki dayanaklara sahip oldukları ifadeedilmelidir.Ancak, kamuoyunda yakın takip edilen bir davada verilen ilkmahkumiyet kararının Yargıtay tarafından bozulması sonrasındaki bir aşamadadavanın nakli yolunun gerçekleşmiş olması ve davanın nakli sonrasındakiyargılamada daha hafif bir cezaya hükmedilmiş olması bu yargılama sürecineilişkin olumsuz izlenimin doğmasına neden olmaktadır. Bu da bir bütün olarakyargılama sürecini olumsuz yönde etkilemektedir.
12. Gerçekten bu biçimdeki bir bireysel başvuruincelemesinde Anayasa Mahkemesinin yapacağı denetim bir kanun yolu incelemesişeklinde gerçekleşmemelidir. Dolayısıyla bu başvuruda Anayasa Mahkemesi bariztakdir hatası veya açık bir keyfilik olmadığı sürece derece mahkemelerininverdiği mahkumiyetin bilinçli taksire mi olası kasta mı girdiğinindeğerlendirmesini yapmamaktadır. Bunlar somut olay bağlamında hem Ankara veAksaray Ağır Ceza Mahkemelerindeki ilk derece mahkemesi kararlarında hem detemyiz merciinin kararlarında detaylı biçimde değerlendirilmiştir. AnayasaMahkemesi burada bu yargılama süreçlerinde bir bütün olarak yaşam hakkının usulboyutu ile ilgili yükümlülüklere uygun bir yargılama yürütülüp yürütülmediğinebakmaktadır.
13. Burada yargılamanın adil biçimde gerçekleştirilmesinoktasında derece mahkemelerdeki yargısal süreçlerin adil yargılanma hakkınıngüvencelerine riayet edilerek yürütülmesi kadar dikkat edilmesi gereken önemlibir diğer hususun ise bu yargılama sürecinin adil biçimde yürütüldüğüne yönelikkamuoyundaki kanaatin varlığıdır. Algısal boyutla ilgili olan bu hususa riayetedilmesinin de önem arz ettiğini ifade etmek gerekir.
14. Öte yandan bu bireysel başvuruda yaşam hakkının usulboyutu ile ilgili yapılan incelemede Anayasa Mahkemesi yürütülen yargılamanınmakul bir sürede gerçekleşip gerçekleşmediğine de bakmalıdır. Bu bağlamdayürütülen ceza yargılaması süresinin de makul olması önem arz etmektedir. 2013 yılıortalarında başlayan yargılamadaki süreç nihai olarak 11/03/2019 tarihindesonuçlanmıştır.
15. Bu bağlamda Mahkememiz yerleşik içtihadında da ortayakonulduğu üzere soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığınailişkin tespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki şüphelisayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine, soruşturmanınilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına görefarklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668,16/9/2015, § 91).
16. Beş yıldan daha uzun süren bu ceza davasında esasındaen önemli delilin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm olayına ilişkin videokayıtları olduğu ve bu kayıtların da henüz ölüm olayının gerçekleştiği ana çokyakın bir zamanda Savcılığa ulaştığı dikkate alındığında yargılama süresinin buderece sürmesinin makul sayılamayacağı söylenebilir. Zira dava çok karmaşık birnitelik arz etmediği gibi davadaki deliller de zaten olayın gerçekleşmesindensonra kısa süre içinde elde edilmiştir. Bu nedenle yargılamanın makul birsürede bitirilememiş olması da yaşam hakkının korunmasına ilişkin usulyükümlülüğünün bu başvuruda ihlal edildiği kanaatine ulaşılmasınıgerektirmektedir.
17. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerlebaşvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkınınusul boyutunun ihlal edildiği kanaatinde olduğumuz için Mahkememiz çoğunluğununaksi yöndeki kararına katılmamaktayız.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
Güvenlik kuvvetlerince güç kullanımı sonucunda meydanagelen ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi sebebiyleyaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvuruda, söz konusu hakkınusul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmiştir.
Çoğunluğun buna ilişkin kararının gerekçesinde; şüphelibir ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütüldüğünün kabul edilebilmesiiçin gerekli şartlar sayılarak bunların gerçekleştiği, derhal ve re’sensoruşturma başlatıldığı ve yaklaşık birbuçuk ayda dava açıldığı, toplanmayanbir delil bulunmadığı gibi yargılama da dahil olmak üzere beş yıl dokuzaydatamamlanması sebebiyle soruşturmanın makul bir süratleyürütülmediğininsöylenemeyeceği, başvurucuların olayın kendine özgü koşullarında soruşturmasürecine gerekli olduğu ölçüde katılabildiği ve ondört ay tutuklu yargılanansanık hakkında hükmedilen adlî para cezasının meydana gelen netice ile orantılıolmadığından da söz edilemeyeceği belirtilerek, yaşam hakkının usul boyutununihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Kararda yaşam hakkının usul boyutu yönünden belirtilengenel ilkeler ve bu ilkelerin olaya uygulanmasıyla ilgili olarak soruşturmamakamlarının resen ve derhal harekete geçmesi ve ölenin yakınlarının meşrumenfaatlerini korumak için soruşturma sürecine yeterli ölçüde katılımıyönlerinden yapılan tespitler isabetli olmakla birlikte, çoğunluğun “İlkelerinOlaya Uygulanması” başlığı altında yaptığı bazı değerlendirmelere ve ulaştığısonuca katılmak mümkün değildir.
Bilindiği gibi, Mahkememize ve AİHM’e göre, kamugörevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümolaylarında devletin etkili soruşturma yükümlülüğü, kasıt olmaksızıngerçekleşen güç kullanımını da içermektedir.
Anayasanın 17. maddesi ile Sözleşmenin 2. maddesinin ilkfıkraları demokratik toplumların en temel değerlerinden olan yaşam hakkınıkorumakta, bu nedenle de mezkûr hakkın ihlal edildiğine ilişkin iddiaların çokdikkatli bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, kolluk görevlileritarafından ölümcül bir gücün kullanılması anılan maddelerde belirtilen hâllerdehaklı görülebilirse de son çare olarak kullanılabilecek güç gerekli olandanfazla olmamalı ve can kaybının haklı görülebileceği durumlar daryorumlanmalıdır.
Yaşam hakkı kapsamında olayla ilgili olarak etkilisoruşturma yürütme yükümlülüğünün temel amacının, yaşam hakkını koruyan kanunhükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını teminat altına almak ve kamugörevlilerinin sorumlulukları altında meydana gelen ölümler hakkında hesapvermelerini sağlamak olduğu da tartışmasızdır.
Kuşkusuz, buna ilişkin olarak Mahkememizce yapılacakdeğerlendirmeler kişilerin masum veya suçlu olduğuna ilişkin bir niteliktaşımamakta; delillerin değerlendirilmesi konusunda sorumlu ve yetkilimercilerin olayları ilk elden inceleyen adlî makamlar olduğu da bilinmektedir.Başka bir anlatımla, Anayasa Mahkemesinin ilgili soruşturma ve yargılamamakamlarının yerine geçecek şekilde delilleri doğrudan kendisinindeğerlendirmesi söz konusu değildir.
Yine kararlarımızda birçok defa vurgulandığı üzere,soruşturmanın gerektirdiği yeterlilik boyutu her olayın niteliğine göredeğişiklik gösterebilmektedir. Bu anlamda, şüpheli ölüm olaylarında Devletinyükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmadığı gibi, ölüm olayının gerçekleştiğişartların ve varsa sorumluların tespitine engel olmadığı sürece, Anayasanın 17.maddesi uyarınca yürütülecek soruşturmalarda soruşturma makamlarının olayıngelişimi ve deliller konusunda ölenin yakınlarının bütün iddialarını vetaleplerini karşılama zorunluluğu da bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, Anayasanın mezkûr hükmünün gerektirdiğiölçüde etkili bir soruşturma yürütüldüğünün kabul edilebilmesi için şüpheli birölüm olayı hakkındaki ceza soruşturmasının (kovuşturma aşamasına geçilmesihâlinde ise karar verme safhası da dahil olmak üzere kovuşturmanın tamamının)kanunla yaşamı koruma yönündeki pozitif yükümlülüğün gereklerine uygun olmasızorunludur (örn. olarak bkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02,8/4/2008, § 61; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30).
Buna göre, bütün kovuşturmaların mutlaka belirli bircezaya hükmedilmesiyle sonuçlanması gerekmese de (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56), ulusal mahkemelerin kamugörevlilerinin taksirle de olsa kişilerin hayatlarını sona erdiren veyatehlikeye atan fiillerinin cezalandırılmamasına hiçbir şartta imkân vermemesigerekir (örn. olarak bkz. Okkalı/Türkiye, B.No: 52067/99, 17/10/2006;Kasap ve diğerleri/Türkiye, B.No: 8656/10, 14/1/2014, §§ 54-61).
AİHM, kamu görevlilerinin karıştığı öldürme olayları içinuygun yaptırımların seçilmesi hususunda ulusal mahkemelerin yetkili olmasınarağmen, fiilin vahameti ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlıkolduğunu değerlendirdiği durumlarda da ihlal sonucuna ulaşmakta (Nikolova veVelichova/Bulgaristan, B.No: 7888/03, 20/12/2007, § 61) ve belirtilenyükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğini incelemek için mahkemelerin kararverirken hukuk sisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşam hakkıihlallerinin önlenmesi bakımından davaya gereken önemi gösterip göstermediğinideğerlendirme görevinin bulunduğunu belirtmektedir (Ali ve AyşeDuran/Türkiye, § 62).
Kolluk görevlilerinin silahlı güç kullanması sebebiylemeydana gelen ölüm olaylarında ödenen tazminatla mağduriyetin giderildiğiitirazlarını da değerlendiren AİHM, devletin sorumluların tespit edilerekcezalandırılmasını sağlayacak etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğününbulunduğunu (örn. olarak bkz. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD],B. No: 24014/05, 14/4/2015, § 177) ve aksinin kabulünün bazı durumlarda kamugörevlilerine fiilî bir dokunulmazlık sağlayarak öldürmeye ilişkin genelyasakların uygulamada etkisiz kalmasına yol açacağını hükme bağlamaktadır (örn.olarak bkz. Özcan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18893/05, 20/4/2010, §54).
İncelenen başvuruya konu somut olaya ilişkin iddianamede;Ankara Güvenpark’ta yapılan gösterilerde göstericilerin sert cisimler atmaksuretiyle saldırıda bulunmaları üzerine Çevik Kuvvete mensup polis memurlarınıngeri çekilme emri aldığı, kalkan taşıyan ve ön safta bulunan bir grup memuruntaşlı, sopalı saldırıda bulunan göstericilerle beton banklar arasında sıkışarakkalkanlarını düşürdüğü, grup içinde bulunan şüphelinin üzerine gelen birgöstericiyi uzaklaştırdığı ve yere düşen bu göstericiye tekmeyle vurduğu,göstericiye tekme atmadan önce tabancasını çeken şüphelinin göstericiler tarafındantaşlanınca havaya iki defa ateş ettiği ve geriye çekilirken elinin yere paralelduruma gelmesinden sonra üçüncü defa ateş ettiği, bu sırada elindeki taşıatarak uzaklaşmak isteyen maktulün vurularak yere düştüğü iddia edilmiştir.
Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin ilk kararında da, olaybenzer şekilde aktarılarak sanığın geri çekilme imkânı varken geri çekilmeyipsilahını çektiği belirtilmiş ve duruşmadaki ifadesinde de olaydan hemen sonrapolis arkadaşlarına söylediklerini kabul etmesi sebebiyle fiil olası kasıtlaadam öldürme olarak değerlendirilmiştir.
Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin kararında ise olay genelolarak benzer şekilde aktarılmakla birlikte, sanığın taş atan bir göstericiyikendisinden uzaklaştırmak amacıyla tekmelemeye başladığı, bu sırada yoğun taşlısaldırıda bulunan kalabalık bir gösterici grubunun önünde kalması ve atılantaşların vücuduna isabet etmesi sebebiyle havaya ateş ederek göstericileridağıtmaya çalıştığı ve meşru müdafaa şartları içinde iken bu sınırı taksirderecesinde kusurlu olarak aştığı belirtilmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5/12/2017 tarihli kararıylaolayın meydana gelişiyle ilgili bu kabul üzerinden, taksirle ölüme neden olmasuçundan, sonuca etkili olacak şekilde teşdiden ceza tayin edilmesi gerekirkenalt sınırdan ceza verilmesi sebebiyle karar bozulmuştur.
Başka bir anlatımla, iddianamede ve mahkeme kararlarında,söz konusu polis memurunun fiilinin kendisi açısından kontrol edemeyeceğiolayların başlamasında ve sonuçlanmasında etkili olduğu belirlenmiş, sonuç olaraksanığın fiili derece mahkemelerince hukuka aykırı bulunmuştur.
Olay öncesinde yaşananlar ancak fiilin hukuka uygun olupolmadığının belirlenmesinde dikkate alınabileceğinden, Mahkememizce yapılacakolan değerlendirme derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğuna hükmedilenfiile ilişkin olarak tayin edilen müeyyidenin yukarıda aktarılan AİHMkararlarındaki ilkelere uyup uymadığı yönünde olmalıdır.
Birçok kararımızda da vurgulandığı üzere, AnayasaMahkemesinin, bireysel başvuru incelemelerinde ceza hukukuna ilişkin sorumlulukve suçluluk konusunda bir tespitte bulunması mümkün olmamakla birlikte, yaşamıkorumak için oluşturulan hukuku etkili bir şekilde uygulama yükümlülükleribulunan yargı mercileri tarafından bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinidenetleme görevi bulunmaktadır. Yaşam hakkı ihlali ile ilgili sorumluluklarıbelirlenen kamu görevlilerinin cezasız kalmalarına veya gereği gibicezalandırılmamalarına yol açan bazı yaptırımların caydırıcılığı sağlayamamasısebebiyle etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü zedeleneceğinden,incelenen başvuruda olduğu gibi hakkın ihlal edildiğinin mahkemelerce de tespitedildiği durumlarda başvurucuların ihlalden kaynaklanan mağduriyetiningiderilip giderilmediğinin Mahkememizce incelenmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda; kamu güveninin sürdürülmesi, hukukunüstünlüğünün sağlanması ve böyle ihlallere müsamaha edildiği intibaınınverilmemesi açısından, mahkemelerin takdir yetkilerini suçun sonuçlarınıhafifletmek için kullanmayı tercih ettikleri görüntüsünü vermemelerizorunludur. Kuşkusuz bu yükümlülük sadece cezasızlık için değil, güç kullanımısonucunda meydana gelen ölümle ceza arasında açık bir orantısızlık bulunmasıhâlinde de geçerlidir.
AİHM gibi Mahkememiz de çok sayıda kararında, kolluk görevlilerininsilah kullanımı sonucunda gerçekleştiği kabul edilen ölüm sebebiyle hükmedilenadlî para cezasının, kişilerin yaşamının korunması ve benzer hak ihlallerininönlenebilmesi bakımından uygun ve yeterli bir yaptırım olmadığına, yaşam hakkıihlallerinin önlenmesinde kritik bir rolü olan mahkemelerin takdir yetkilerinibu yönde kullanmalarının adalete olan güveni ve hukuk sisteminin caydırıcıetkisini ortadan kaldıracağına hükmetmiştir.
Somut olaya ilişkin olarak Yargıtay, 5/12/2017 tarihlikararında Türk Ceza Kanununda iki yıl ilâ altı yıl hapis cezası verilmesiöngörülen taksirle ölüme neden olma suçundan, “sonuca etkili olacak şekildeteşdiden ceza tayini gerektiği gözetilmeden…alt sınırdan ceza belirlenmesi”nibozma sebebi olarak belirtmiş; ilk derece mahkemesi ise, bozma kararı üzerine,cezanın tayininde alt sınırdan ayrılırken olayın oluş şekli ile taksire dayalıkusurun derecesini gözeterek takdir yetkisini fiille ceza arasında uygun birorantı sağlamak amacıyla kullanmasının gerekmesine rağmen, alt sınırdan sadecebir ay uzaklaşarak sanığın iki yıl bir ay hapis cezasıyla cezalandırılmasınakarar vermiş, ancak bunu da tamamen etkisiz kılacak şekilde sonuç olarak adlîpara cezasına hükmetmiştir.
Yargılama sürecinde, davanın başka bir ile nakledilmesive yukarıda belirtilen sonuca ulaşılması, yukarıda belirtilen ilkelere aykırıbir görüntünün oluşmasına sebep olmuştur.
Davaya ilk olarak bakan Ankara Ağır Ceza Mahkemesincehüküm verilinceye kadar, yargılamaya Ankara’da devam edilmesinin kamu güvenliğinitehlikeye düşüreceğinden söz edilmemesine rağmen, anılan mahkemece neticetenyedi yıl dokuz ay on gün hapis cezasına hükmedilmesinin ve bu kararın usulîsebeplerle Yargıtayca bozulmasının ardından -olaydan iki yıl iki ay sonra- adlîtatil sırasında sanık müdafilerinin talebi üzerine, davanın -kamu güvenliğininsağlanması bakımından Ankara’dan daha uygun bir yer olduğuna dair bir gerekçede belirtilmeden- Aksaray’a nakledilmesine ve davanın nakli başvurucularınyargılamaya etkili bir şekilde katılımlarını etkilemiş olmasa da, sanığınbozulan ilk mahkûmiyet kararından çok daha düşük olan iki yıl bir ay hapiscezasıyla cezalandırılmasına, bu cezanın da 15.200 TL adlî para cezasınaçevrilmesine karar verilmesi, Mahkememizin ve AİHM’in yukarıda aktarılan kararlarındabelirtilen ilkelere aykırı olarak, bu tür ihlallere müsamaha gösterildiği,mahkemelerin takdir yetkilerini bu tür suçların sonuçlarını hafifletmek içinkullandıkları, kolluk görevlilerinin, eylemlerinden dolayı adlî makamlar dadahil olmak üzere kimseye karşı sorumlu olmadıkları ve bir otorite boşluğuiçinde hareket ettikleri yönünde şüphelere ve tereddütlere yol açabilecek birsonuç doğurmuştur.
Başka bir deyişle, yargılama süreci bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde, süreç yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında oluşturulanhukukun etkili bir şekilde uygulanmadığı intibaını doğuracak şekilde yürütülmüşve sonuçlanmıştır.
Diğer taraftan, somut olayda, öldürme fiilinin hukukaaykırı olduğunun ve yaşam hakkının çiğnendiğinin ilgili mahkemelerce debelirlenmesine rağmen, anılan kolluk görevlisinin disiplin cezasıyla dacezalandırılmadığı dikkate alındığında, başvurucuların açtıkları tam yargıdavasında idare aleyhine tazminata hükmedilmiş olması da -yukarıda aktarılanilkelerde belirtildiği üzere- ilgiliye bir tür fiilî dokunulmazlık sağlayarak,öldürmeye ilişkin genel yasakların uygulamada etkisiz kalmasına yolaçabileceğinden yeterli olmamıştır.
Son olarak, iddianamenin birbuçuk ay gibi kısa bir süredehazırlandığı tek sanıklı mezkûr davada toplam beş yıl dokuz ay süren yargılamasüresinin makul olduğunu söylemek de mümkün değildir (beş sanıklı bir cezadavasında beş yıl üç ay üç günlük yargılama süresinin makul olmadığı veyargılamadaki hiçbir unsurun yargılamanın bu kadar uzamasını haklı kılmadığıyönündeki yakın tarihli bir ihlal kararımız için bkz. Fatma Akın ve MehmetEren [GK], B.No: 2017/26636, 10/11/2021, § 110). Aynı nedenle, bu başvuruyakonu ceza yargılamasının da, makul bir özenle ve süratle yürütüldüğüsöylenemez.
Bu sebeplerle, başvuru konusu olayla ilgili olarak yaşamhakkının gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma yürütülmediği ve anılanhakkın usul boyutunun ihlal edildiği düşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndekikararına karşıyım.
Üye
M. Emin KUZ