TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEMAL TEMİZÖZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/1005)
Karar Tarihi: 2/10/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Cemal TEMİZÖZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak bulundurulduğunu, hakkındayürütülen yargılamanın adil olmadığını, yasa önünde eşitlik, masumiyetkarinesi, suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürerekAnayasa’nın 2., 6., 9., 11., 19., 36., 37., 38. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 29/11/2012tarihinde Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasınaengel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 12/6/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için AnayasaMahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralıfıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, 1958 doğumlu olupAdalet Bakanlığı Silivri Ceza İnfaz Kurumunda hüküm özlü olarak bulunmaktadır.
6. “TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazifegörmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçunu işlediği iddiasıyla, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/7/2010 tarih ve 2010/185 soruşturma,2010/564 esas sayılı iddianame, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince kabuledilerek başvurucu hakkında 19/7/2010 tarihinde kamu davası açılmıştır.
7. Başvurucunun, “dosyadaki delil durumu, kuvvetli suç şüphesinigösteren olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanılmamış oluşu,sanığın konumu itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıklarınhenüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçun CMK.100. maddesinde belirtilen katalogsuçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerininuygulanmasının yetersiz kalacağı …” gerekçesiyle İstanbul 10. AğırCeza Mahkemesinin 11/2/2011 tarihli kararıyla tutuklanmasına karar verilmiştir.
8. Başvurucu, müteaddit defalartutukluluk haline son verilmesini yetkili mahkemelerden talep etmiş ancak butalepleri ile ilgili bir sonuç elde edememiştir.
9. Başvurucunun, İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarih ve E.2010/283 sayılı kararı ile “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçundan1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleriuyarınca 18 yıl hapis cezası ilecezalandırılmasına ve “tutuklu sanıklaraverilen hürriyeti bağlayıcı cezanın miktarı, tutuklu kaldıkları süre, verilen cezamiktarına göre kaçma şüphesi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerininyetersiz kalacağı” gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına kararverilmiştir.
10. Başvurucu karara 26/9/2012tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin23/10/2012 tarih ve 2010/737 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Retkararı başvurucuya 6/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu hakkındaki dava Yargıtayda temyiz aşamasında derdesttir.
B. İlgiliHukuk
12. Başvurucu hakkında isnatolunan suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 147.maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunlarıteşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası hükmolunur …”
13. Aynı Kanun’un 61. maddesi,işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçunteşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.
14. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“Tutuklama nedenleri
Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanıkhakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,307, 308),
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.)Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldanfazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”
15. 5271 sayılı Kanun’un 260.maddesi şöyledir:
“Kanun yollarına başvurma hakkı
Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşıCumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almışolanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır.
(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır cezamahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargıçevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesindebulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşıkanun yollarına başvurabilirler.
(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanunyollarına başvurabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/11/2012 tarih ve 2012/1005 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu;
i. Masumiyet karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanıntutuksuz olarak yapılması gerektiğini, yargılanmakta olduğu davanın sanıklarıhakkında toplu olarak verilen tutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliğiilkesini ihlal ettiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesimümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerletutuklandığını, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablongerekçelerin bu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğünü, uzun birsüreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmaktanuzak olduğunu, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulanması yolunabaşvurulmadığını, tutuklamaya itiraz kararlarının şablon ve kalıplaşmışgerekçelere dayanılarak reddedildiğini, tutukluluğu için makul şüpheninbulunmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terörörgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmenkendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılaraktutukluluk halinin devamına karar verildiğini,
ii. Hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığını,kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediğini,bu yöndeki taleplerinin reddedildiğini, bilirkişilerin ve diğer tanıklarındinlenilmesi taleplerinin reddedildiğini, şüpheden sanık yararlanır ilkesininihlal edildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasınınatlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenleçekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini,
ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
18. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun, masumiyetkarinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılmasıgerektiği, yargılanmakta olduğu davanın sanıkları hakkında toplu olarak verilentutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliği ilkesini ihlal ettiği,tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablon gerekçelerin bu tedbiriadeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğü, uzun bir süreden beri tutukluolduğu, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmaktan uzak olduğu, hakkındaadlî kontrol hükümlerinin uygulaması yoluna gidilmediği, kuvvetli suç şüphesinemesnet olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon vekalıplaşmış gerekçelerle tutuklandığı, tutuklamaya itiraz kararlarının şablonve kalıplaşmış gerekçelere dayanılarak reddedildiği, tutukluluğu için makulşüphenin bulunmadığı, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önceterör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesinerağmen kendisinin tahliye edilmediği, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmünedayanılarak tutukluluk halinin devamına karar verildiği yönündeki şikâyetlerinin“kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı”;hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığı, kovuşturma aşamasındahiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediği, bilirkişilerin ve diğertanıkların dinlenilmesi taleplerinin reddedildiği, şüpheden sanık yararlanırilkesinin ihlal edildiği, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesiaşamasının atlandığı, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediği ve bu nedenleçekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “adil yargılanma hakkı” kapsamındadeğerlendirilmesi gerekir.
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden
19. Başvurucu, masumiyetkarinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılmasıgerektiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi mümkünolmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerletutuklandığını, tutukluluğun devamına şablon gerekçelerle karar verildiğini,uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makulolmaktan uzak olduğunu, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulaması yolunabaşvurulmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terörörgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmenkendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılaraktutukluluk halinin devamına karar verildiğini ileri sürmüştür.
20. 6216 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlemve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
21. Bu hüküm gereğince AnayasaMahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme’nin zamanbakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin budüzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararlarıda içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (B. No:2012/832, 12/2/2013, § 14).
22. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanunyolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygunolarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,2/7/2013, § 30).
23. Ancak başvurucu hali hazırdatahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş isebireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsabelli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla butür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireyselbaşvuru yapılmalıdır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 31).
24. Ne var ki başvurunun kabuledilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya kararların23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir. Nihai işlemveya kararların anılan tarihten önce kesinleştikleri tespit edildiği takdirdeilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuruincelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,2/7/2013, § 32).
25. Ancak kişi serbestbırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmolmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü budurumda kişinin hukuki durumu “bir suçisnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesiarasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmişolmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübutaerdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezayave/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetlisuç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sonaermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez.Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), gerekse Yargıtay,mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olaraknitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan birsanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarakdeğerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Bkz: Solmaz/Türkiye, 27561/02, 16/1/2007,§§ 23, 24; Şahap Doğan/Türkiye,29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafındanda benimsenmektedir. Kurul, 12 Nisan 2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42sayılı kararında, “hakkında mahkûmiyet hükmükurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabitgörülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmüolmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluksüresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §33).
26. Somut olayda başvurucu 11/2/2011tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklanmış, ilk derecemahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 21/9/ 2012 tarihinde tutukluluk halibu anlamda sona ermiştir.
27.21/9/2012 tarihli karar duruşmasında verilen tutukluluğun devamına ilişkinkarara karşı başvurucu 26/9/2012 tarihinde itiraz etmiş ve itirazı İstanbul 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737 Değişik İş sayılı kararıile reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığıtarihten sonra verilmiş olsa bile, kişi hakkındaki tutmanın niteliği üzerindebu kararın herhangi bir etkisi yoktur. Zira başvurucunun tutukluluk hali21/9/2012 tarihinde davanın esasına ilişkin kararın açıklanmasıyla birlikte vebu tarih itibarıyla sona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunansuç sabit görülerek 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir.Dolayısıyla, hükmen tutukluluğa itiraz ve incelemesinin 23/9/2012 tarihindensonra gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisiüzerinde herhangi bir etkisi olamaz.
28.Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkı”nınihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihaikararın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihindenönce verildiği anlaşıldığından başvurunun “zamanbakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. AdilYargılanma Hakkı Yönünden
29.Başvurucu, hakkında verilen hükmüngerekçesiz olarak açıklandığını, kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişiraporlarına yer verilmediğini, bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesitaleplerinin reddedildiğini, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlaledildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasınınatlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenleçekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30.6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
31. Bu hüküm uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
32. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yollarıile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hakihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumundabaşvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17, 18). Başvurucu hakkındakidava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet bakımından başvuru yollarıhenüz tüketilmemiştir.
33. Açıklanan nedenlerle,başvurunun bu kısmının “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A.Açıklanan nedenlerle;
1. “Kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “zamanbakımından yetkisizlik”,
2. “Adil yargılanma hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
2/10/2013 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.