TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEMAL BAYSEFEROĞULLARI BAŞVURU
(Başvuru Numarası: 2013/2264)
Karar Tarihi: 26/2/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Cemal BAYSEFEROĞULLARI
Vekili
:
Av. Nedim ERKUŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkında tarhedilen katma değer vergisi (KDV) ve vergi ziyaıcezasına ilişkin açtığı davada verilen karar nedeniyle Anayasa’nın 18., 36. ve 55. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 26/2/2014 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 25/7/2014 tarihli görüş yazısı 30/9/2014 tarihinde başvurucuvekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ileAdalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. 2003 yılı Ekim, Kasım veAralık dönemi için sahte belge kullandığı gerekçesiyle 27/12/2004tarihli üç adet ihbarnameyle başvurucu aleyhine 353.342,25 TL KDV ve bu tutarüzerinden 1.287.972,30 TL vergi ziyaı cezası tarhedilmiş ve ihbarnameler 4/1/2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.
8. Başvurucu tarafındanihbarnamelerin terkini istemiyle 16/3/2005 tarihindeaçılan davada, Ankara 3. Vergi Mahkemesi 4/2/2005 tarih ve E.2005/176,K.2005/1296 sayılı kararıyla dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu tarafındanyenilenen davanın ardından Ankara 3. Vergi Mahkemesi, 9/11/2005 tarih veE.2005/319, K.2005/1049 sayılı tek hakim kararı iledavanın kabulüne karar vermiş ise de Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararın tekhakimle verilmiş olması nedeniyle 15/6/2006 tarih ve E.2006/2719, K.2006/3250sayılı kararı ile belirtilen kararı bozmuştur.
10. Bozma kararına uyan Ankara 3.Vergi Mahkemesi, 26/9/2006 tarih ve E.2006/1514,K.2006/1248 sayılı kararı ile davanın kabulüne karar vermiş ve 275,00 TL maktuvekalet ücretinin davalı idare olan Hitit Vergi Dairesinden alınarakbaşvurucuya verilmesine hükmetmiştir.
11. Karar, davalı idaretarafından temyiz edilmiş, Danıştay Dördüncü Dairesi, yeterli araştırmayapılmadan karar verildiği gerekçesiyle 9/4/2008 tarihve E.2007/566, K.2008/1269 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararınıbozmuştur.
12. İlk Derece Mahkemesi 19/11/2008 tarih ve E.2008/1466, K.2008/1647 sayılıkararıyla yeniden davanın kabulüne, ihbarnameye konu vergi ve cezalarınterkinine ve 350,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı idareden alınarakbaşvurucuya verilmesine karar vermiştir.
13. Davalı idare davanın reddigerektiği gerekçesiyle, başvurucu ise nispi vekalet ücretine hükmedilmediğigerekçesiyle kararı temyiz etmiş, Danıştay Dördüncü Dairesi her iki tarafıntemyiz talebini reddederek, 24/12/2009 tarih veE.2009/2583, K.2009/7070 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararınınonanmasına karar vermiştir.
14. Bu karara karşı başvurucutarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuş, Danıştay Dördüncü Dairesi 31/1/2013 tarih ve E.2010/4764, K.2013/227 sayılı kararı iletalebi reddetmiş, ret kararı başvurucuya 21/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu, 2/4/2013 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.
B. İlgiliHukuk
16. 13/12/2006 tarih ve 26375 sayılı ResmîGazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm (4) numaralı bendişöyledir:
“Yargı Yerlerinde, İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan veKonusu Para Olsa veya Para ile Değerlendirilebilse Bile Maktu Ücrete BağlıHukuki Yardımlara Ödenecek Ücret
…
Vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için
a) Duruşmasız ise 350,00 YTL
b) Duruşmalı ise 500,00 YTL”
17. Aynı Tarife’nin İkinci Kısımİkinci Bölüm (14) numaralı bendi şöyledir:
“Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan veKonusu Para Olmayan veya Para ile Değerlendirilemeyen Hukuki YardımlaraÖdenecek Ücret
…
İdare ve vergi mahkemelerinde takip edilen davalar için
(a) Duruşmasız ise 325,00 YTL
(b) Duruşmalı ise 400,00 YTL”
18. 13/12/2007 tarih ve 26729 sayılı ResmîGazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm (4) numaralı bendişöyledir:
“Yargı Yerlerinde, İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan veKonusu Para Olsa veya Para ile Değerlendirilebilse Bile Maktu Ücrete BağlıHukuki Yardımlara Ödenecek Ücret
…
Vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için
a) Duruşmasız ise 390,00 YTL
b) Duruşmalı ise 550,00 YTL”
19. Aynı Tarife’nin İkinci Kısımİkinci Bölüm (14) numaralı bendi şöyledir:
“Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan veKonusu Para Olmayan veya Para ile Değerlendirilemeyen Hukuki YardımlaraÖdenecek Ücret
…
İdare ve vergi mahkemelerinde takip edilen davalar için
(a) Duruşmasız ise 350,00 YTL
(b) Duruşmalı ise 450,00 YTL”
20. Danıştay SekizinciDairesinin 23/1/2008 tarih ve E.2007/1110, K.2008/332sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısmının ikincibölümünde yer alan dava konusu düzenleme ile vergi mahkemelerinde görülecekuyuşmazlıklar için ödenecek avukatlık ücreti belirlenmiş ancak, Tarifenin başkabir kısmında yer almayan bir şekilde azami bir sınır getirilmiştir. Ayrıca yukarıda ifade edildiği gibi Tarifenin ikinci Kısmının,İkinci Bölümünde konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyenuyuşmazlıklar için vergi mahkemelerinde ödenecek avukatlık ücreti ayrıca sabitolarak belirlenmiş ve 12. maddede yapılan düzenleme ile konusu para olan veyapara ile değerlendirilebilen uyuşmazlıklar için vergi mahkemelerinde ödenecekücretin üçüncü kısımdaki nisbi oranlar üzerindenhesaplanacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla dava konusu düzenleme gözönüne alındığında vergi mahkemelerinde görülenuyuşmazlıklarda alınacak avukatlık ücretleri için Tarifenin bütünlüğü içindekitutarlılığı bozacak şekilde düzenlemeler yapıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan dava konusu düzenleme, konusu para olsa veparayla değerlendirilse bile maktu ücrete bağlı hukuki yardımlar başlığıaltında düzenlendiği halde anılan hüküm ile konusu para olan ve parayla değerlendirilebilenuyuşmazlıklarda olduğu gibi nisbi oranlar üzerindenyapılacak hesaplama için üst sınır getirilmiştir.
Bu durumda, Tarifenin kendi bütünlüğü içindeki tutarlılığıbozacak şekilde vergi uyuşmazlıklarında nisbi olarakhesaplanacak avukatlık ücretine dava konusu miktar bazalınarak üst sınır getirilmesine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlıkgörülmemiştir.”
21. Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulunun 23/1/2008 tarih ve E.2008/776,K.2009/1605 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin davaların büyük birkısmında, uyuşmazlık konusu meblağın yüksek olması nedeniyle, bu türdavalardaki hukuki yardımlar için ödenecek avukatlık ücretinin tarifenin üçüncükısmına göre, nispi olarak hesaplanması halinde, dava aleyhine sonuçlanantarafın yüksek miktarda avukatlık ücreti ödeyeceği, bu durumun da haksız vergisalındığını düşünen kişilerin hak arama yoluna başvurusunu engelleyeceğitartışmasızdır.
Nitekim vergi davalarının bu niteliği dikkate alınarak,vergi uyuşmazlıklarının konusu para olmasına karşın, vergi mahkemelerindegörülmekte olan dava ve işlerde yapılacak hukuki yardımlarda ödenecek avukatlıkücreti, dava konusu düzenleme ile maktu olarak belirlenmiştir.
İdarenin düzenleyici işlemlerindeki bir kuralın, hukukaaykırılığı ortaya konulmadıkça, aynı düzenlemede yer alan diğer bir kuralaaykırılığından bahisle iptali söz konusu olamaz.
Bu durumda, vergi davalarının niteliği göz önünealındığında, dava konusu istisnai düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığından,bu düzenlemenin Tarifenin bütünlüğünü bozduğundan da söz edilemeyeceği açıktır.
Yukarıda yer verilen yasal düzenleme uyarınca, ülke çapındakurulu bulunan tüm baro yönetim kurullarının hazırlayarak Türkiye BarolarBirliğine sundukları tarifeler dikkate alınarak anılan Birlikçe son şekliverilen ve Adalet Bakanlığının da incelemesinden geçerek yayımlanan AvukatlıkAsgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım, Birinci Bölüm 4 no'lualt bendinde; ülkenin ekonomik ve sosyal durumu, avukatların davanın görümüsırasında harcadığı çaba, gayret ve emeğin karşılığı ile kişilerin hak aramaözgürlüğünün önünün açılması hususu dikkate alındığında hukuka aykırılıkbulunmadığından, Dairenin iptal kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerden Adalet Bakanlığı'nıntemyiz isteminin kabulü ile Danıştay Sekizinci Dairesinin 23.1.2008 günlü,E:2007/1110, K:2008/332 sayılı kararının bozulmasına…”
22. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3)ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin(3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun2/4/2013 tarih ve 2013/2264 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
24. Başvurucu, DanıştaySekizinci Dairesinin 23/1/2008 tarih ve E.2007/1110,K.2008/332 sayılı kararıyla 13/12/2006 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım Birinci Bölümdeki"Vergi Mahkemelerinde takip edilen davave işler için" üst sınır vekalet ücreti belirlenmesine dairhükmü iptal ettiğini, bu karar üzerine Tarife’de yapılan ve 23/5/2008 tarih ve26884 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikile anılan hükmün yürürlükten kaldırıldığını, buna göre İlk Derece Mahkemesinin19/11/2008 tarihli kararında nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirkenmaktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine,Anayasa'nın 18. maddesinde düzenlenen angarya yasağına, yine Anayasa’nın 55.maddesinde düzenlenen ücrette adaletin sağlanmasına aykırı olduğunu,yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
25. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucununvekâlet ücretine yönelik hak ihlali şikâyetlerinin mülkiyet hakkı yönünden,yargılamanın makul sürede bitirilmediği şikayetininise adil yargılanma hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
26. Başvurucu, 23/5/2008 tarih ve 26884 Resmî Gazete'deyayımlanan değişiklik ile konusu para olan davalarda vergi mahkemelerinde üstsınır vekalet ücreti ödenmesi düzenlemesinin kaldırılmasına karşın, İlk DereceMahkemesinin 19/11/2008 tarihli kararında maktu vekalet ücretine hükmetmesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Adalet Bakanlığı görüşünde,Avrupa İnsan Hakleri Sözleşmesi’nin (AİHS) Ek (1) No'luProtokolün 1. maddesi kapsamında ihlal iddiasında bulunabilmesi için verilenkararların başvurucuların kendi mülkleriyle ilgili olması gerektiği, AİHS’in, sadece mevcut mülke ve varlıklara korumasağladığı, bir kişinin hâlihazırda sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetinikazanma hakkının, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun,mevcut mülke sağlanan bu korumadan yararlanamayacağını, başvuru konusu olayda,başvurucunun hali hazırda Anayasa tarafından korunan mülkü bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi sırasında göz önüne alınmak üzere yukarıdaaçıklanan hususların göz önünde bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.
28. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesişöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
29. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
30. AİHS’e Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığınasaygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararısebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
31. Anayasa’nın 35. maddesindeherkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararınaaykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra AİHS ve Türkiye’nin tarafolduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
32. Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı,mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırdasahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değer artışını da içerecekşekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlüolursa olsun Anayasa ve Sözleşme’yle korunan mülkiyetkavramı içerisinde değildir. Gelecekte elde edileceği iddia edilen bir kazanç,kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün bir alacak mevcut olmadığısürece mülk olarak değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık,B. No: 37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35).
33. Yukarıdaki hususun istisnasıolarak belli durumlarda, bir “ekonomik değer”veya icrası mümkün bir “alacak”iddiasını elde etmeye yönelik “meşru birbeklenti”, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yeralan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul birşekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuattabelirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösterenyerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahipnitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadeceulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığımeşru beklentinin kabulü için yeterli değildir. (Bu konudaki AİHM kararlarıiçin bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, 27/5/2010, §103,; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002,§§ 44-45).
34. Yukarıda belirtilen Mahkemeiçtihatları gereği, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürenbaşvurucunun, öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu, en azından bu hakkınvarlığına dair meşru bir beklenti içinde olduğunu kanıtlaması gerekmektedir (B.No: 2013/5049, 28/5/2014, § 27).
35. Başvuru konusu olayda,başvurucu tarafından açılan dava İlk Derece Mahkemesinde devam ederken, vergiuyuşmazlıklarındaki hukuki yardımlar karşılığında ödenecek avukatlık ücretiiçin üst sınır belirleyen 13/12/2006 tarih ve 26375sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2007 yılı Avukatlık AsgariÜcret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm (4)numaralı bendinin iptali istemiyle Danıştay Sekizinci Dairesinde açılan davada,Daire, 23/1/2008 tarih ve E.2007/1110, K.2008/332 sayılı kararıyla anılanbendin iptaline karar vermiştir. Bu karar üzerine Türkiye Barolar BirliğiBaşkanlığı 23/5/2008 tarih ve 26884 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarife değişikliği ile 2008 yılıAvukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım,Birinci Bölüm (4) numaralı bendini yürürlükten kaldırmıştır.
36. Danıştay Sekizinci Dairesitarafından 2007 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hakkında verilen kararakarşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 23/1/2008 tarih ve E.2008/776, K.2009/1605 sayılı kararı ileDaire kararının bozulmasına karar vermiş, Danıştay Sekizinci Dairesi de21/6/2010 tarih ve E.2009/9947, K.2010/3668 sayılı kararıyla tarifeye yönelikaçılan davayı reddetmiştir.
37. Bireysel başvuruya konu olanİlk Derece Mahkemesinin 19/11/2008 tarihli kararında,2008 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinciKısım İkinci Bölüm (14) numaralı bendi (§ 19) uyarınca vergi mahkemelerindeduruşmasız takip edilen davalar için öngörülen 350,00 TL vekalet ücretininbaşvurucuya verilmesine karar verilmiş, Danıştay Dördüncü Dairesi, başvurucutarafından vekalet ücreti yönünden yapılan temyiz talebini 24/12/2009tarihinde, karar düzeltme talebini ise 31/1/2013 tarihinde reddetmiştir.
38. Bunun yanında, 18/12/2008 tarih ve 27085 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan 2009 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ndeve 24/12/2009 tarih ve 27442 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan 2010 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ndevergi uyuşmazlıkları için maktu vekalet ücretine hükmedileceği kural altınaalınmıştır.
39. Görüldü üzere İlk DereceMahkemesinin karar verdiği 19/11/2008 tarihiitibarıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin vergi uyuşmazlıklarındaki hukukiyardımlar karşılığında ödenecek avukatlık ücreti için üst sınır belirleyen 2008yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinciKısım, Birinci Bölüm (4) numaralı bendi Danıştay Sekizinci Dairesinin kararıgereğince yürürlükten kaldırılmış, aynı Tarifenin İkinci Kısım İkinci Bölüm(14) bendi uyarınca başvurucu lehine maktu vekâlet ücreti ödenmesine kararverilmiş, daha sonra yayımlanan Tarifelerde vergi uyuşmazlıkları için maktuvekalet ücreti öngörülmüş, Danıştay Dördüncü Dairesine yapılan ve vekaletücreti yönünden kararın bozulması istenen temyiz başvurusu hakkında Daireninkarar verdiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan Tarife’ye göre vergiuyuşmazlıkları için maktu vekalet ücreti öngörülmüş, diğer taraftan DanıştaySekizinci Dairesinin vergi uyuşmazlıkları için üst sınır belirlenmesinin hukukaaykırı olduğuna yönelik verdiği karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluncabozulmuştur.
40. Bu durumda, İlk DereceMahkemesinin karar verdiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan Tarife’de, vergiuyuşmazlıkları için bir üst sınır getirilmemiş olmakla birlikte, Tarife’de bunailişkin kuralın bulunmamasının nedeninin Danıştay Sekizinci Dairesinin kararıolduğu, bu kararın daha sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca hukukaaykırı bulunarak bozulduğu ve Dairenin bozma kararı sonrasında üst sınırailişkin kurala karşı açılan davanın reddine karar verdiği, diğer taraftanbireysel başvuruya konu İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz vekarar düzeltme talepleri hakkında Danıştay Dördüncü Dairesince taleplerinreddine ilişkin kararların verildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulununTarifelerde de vergi uyuşmazlıkları için maktu vekâlet ücretine hükmedileceğişeklinde kuralların mevcut olduğu görülmekle, başvuru konusu olayda, başvurucumülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de; iddia ettiği hakkı eldeetme konusunda başvurucuyu meşru bir beklentiye sevk edecek bir kanun hükmüveya yerleşik yargısal bir içtihat bulunmadığından, başvurucunun, Anayasa'nın35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasımümkün değildir.
41. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer birmenfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığıİddiası
42. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
43. Başvurucu 2005 yılında açmışolduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmayarak, Anayasa’nın36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
44. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortayaçıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§38–39).
45. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
46. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel niteliktekihaklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alandavalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin korumasıkapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilengüvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararıniptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır.
47. Makul süredeğerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı kararabağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olmakla beraber,bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığınortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabuledilebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. König/Almanya, B. No: 51963/99, 23/5/2007,§ 24; Poiss/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, §21). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süredeğerlendirmesinde nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucuyavergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatlarına ilişkinihbarnamelerin tebliğ edildiği, 4/1/2005 tarihidir (B.No: 2013/596, 8/5/2014, § 52).
48. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiştarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen DanıştayDördüncü Dairesinin E.2010/4764, K.2013/227 sayılı karar tarihi olan 31/1/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
49. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, vergi ziyaı cezalı KDVtarhiyatlarına ilişkin ihbarnameler 4/1/2005 tarihindetebliğ edilmiş, 16/3/2005 tarihinde tarhiyatın kaldırılması için dava açılmış,9/11/2005 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiş, 15/6/2006 tarihinde AnkaraBölge İdare Mahkemesince karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi 26/9/2006tarihinde davanın yeniden kabulüne karar vermiş, Danıştay Dördüncü Dairesi9/4/2008 tarihinde temyiz talebini kabul ederek İlk Derece Mahkemesi kararınıbozmuş, İlk Derece Mahkemesi 19/11/2008 tarihli kararı ile yeniden davanınkabulüne karar vermiş, Danıştay Dördüncü Dairesi 24/12/2009 tarihli kararı iletemyiz taleplerini reddederek İlk Derece Mahkemesi kararını onamış, 31/1/2013tarihli kararı ile de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.
50. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi biryargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhiluyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelifmaddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortayakoyduğu anlaşılmaktadır (§ 22).
51. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlalkararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlarve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzunyargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargımakamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekarar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §54-60).
52. Başvuruya konu davada yeralan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerininniteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymaklabirlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklıbir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu sekiz yılyirmi yedi gün süren yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
53. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
54. Başvurucu, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmamasına yönelik tazminat talebinde bulunmamıştır.
55. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
56. Başvuruda, başvurucutarafından tazminat talebinde bulunulmaması nedeniyle, yalnızca Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği tespitinin yapılması gerekmiştir.
57. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının "konubakımından yetkisizlik" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
B. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
C. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
26/2/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.