TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEMAL HALİS BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/118)
Karar Tarihi: 13/7/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
Cemal HALİS
Vekili
:
Av. Deniz ÇAKIR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Bugün gazetesinde yer alan bir haber nedeniyle şerefve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/1/2014 tarihinde Ankara18. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/3/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 10/07/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Irak'ınkuzeyindeki PKK kamplarına yaptığı hava operasyonunda hayatını kaybeden, PKKüyesi olduğu iddia edilen Y. H.'nin babasıdır.
7. Başvurucu ve ailesi, oğullarının ölümü nedeniyle 30/10/2011 tarihinde Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu KültürVakfında bir taziye yemeği vermişlerdir. Aynı gün söz konusu yemeğe ilişkinolarak Bugün gazetesinin manşetinde "CEMEVİNDE ŞOK TÖREN" başlıklıbir haber yayımlanmıştır. Haberin içeriği şöyledir:
"Kuzey Irak'taki son hava harekatındaöldürülen Madımak katliamının azmettiricisi PKK'lı yönetici Y. H. içinAnkara'da tören yapılacak.
Alevi aydınların hedefte olduğu Madımak katliamının yanı sıra Dağlıcaile 2007'deki Ankara Anafartalar saldırısının emirlerini veren Y.H. için taziyeyemeği verilecek. Yemek töreni, Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu KültürVakfı'nda gerçekleşecek.
Yıllar sonra ortaya çıkan görüntüler
Halis, Alevi vatandaşların talebiyle yıllar sonra yeniden açılanMadımak dosyasında katliamın organizatörü olarak geçiyor. Ortaya çıkan yenigörüntülerde 4 PKK'lının saldırıda etkin rol oynadığı, emrin ise sözde Sivassorumlusu H.'nin verdiği belirtiliyor.
35 kişi yanarak ölmüştü
Madımak Otelindeki katliamda 33 yazar, ozan, düşünür ve 2 otel çalışanıyanarak ya da dumandan boğularak ölmüştü. Y.H.'ninErgenekon Terör Örgütü'nün üst düzey yöneticileriyle görüşmeler yaptığı dabelirlenmişti."
8. Gazetenin 12. sayfasında yer alan detaylar ise şöyledir:
Madımak zanlısına cemevinde taziye
Irak'ın kuzeyine yapılan hava harekâtındaöldürülen PKK'lı Y.H. için Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nda taziyedüzenlenecek. Sivas katliamının azmettiricisi olan H.,Ankara'daki Anafartalar Çarşısı'na yapılan saldırının emrini de veren isimdi.
Madımak katliamının azmettiricisi, Ankara'daAnafartalar Çarşısı'na düzenlenen canlı bomba saldırısının organizatörü PKK'lıY.H. için bugün Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nda taziyedüzenlenecek. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terör örgütü PKK'nın Irak'ınkuzeyindeki kamplarına yönelik yaptığı hava operasyonunda örgütün silahlıkanadı HPG Askeri Konsey Üyesi A.K. kod adlı Y.H. öldürülmüştü. H.'nin Ankara'da yaşayan ailesi tarafından bugün saat 16.00'daÇankaya Sokullu Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nda taziye yemeğiverileceği öğrenildi.
KATLİAMIN ORGANİZATÖRÜ
Alevilerin talebiyle yeniden açılan Madımakkatliamı dosyasında Y.H., olayın organizatörü olarakgeçiyordu. 2 Temmuz 1993'te yaşanan olayda 37 kişi yaşamını yitirmişti. Olaylailgili 91 kişi yargılanmış ancak kafalarda asıl faillere ilişkin hep bir soruişareti kalmıştı. Özel Yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 yıl süren çokgizli soruşturmasının ardından Madımak olayının yaşandığı alanda 4 PKK'lıtespit etti.
SÖZDE SİVAS SORUMLUSUYDU
Y.H.'ye bağlı 4 kişilik eylem grubunun Madımak Oteli yakılırken olay yerindeolduğu belirlendi. H.'nin o dönemde PKK'nın sözdeSivas sorumlusu olduğu ortaya çıktı. Cumhuriyet savcılığının, dönemin videogörüntülerini titizlikle incelemesi ve Türkiye çapında yürütülen 'yüz tanıma'çalışması da bu gerçeği gün yüzüne çıkardı.
ALEVİ AYDINLAR HEDEFTEYDİ
2 Temmuz 1993 tarihinde Madımak Oteli'nin yakılması sonucu 33 yazar,ozan, düşünür ile 2 otel çalışanı yanarak ya da dumandan boğularak can verdi.Otel dışında toplanan göstericilerden de 2 kişi olaylar sırasında hayatınıkaybetti.
ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI İSTİYORDU
Madımak dosyasında Y.H. ile ilgili şu çarpıcı ifadeler yer aldı:
- Y.H., Sivaslı'ydı ama örgüt içinde Alevi-Sünni çatışması fikrini savundu. Emir verdiği eylemlerin çoğunda bu çatışmayıfitilleyecek stratejiyi güttü.
- Madımak olayı sonrası H., PKK içinde Aleviaçılımı sorumluluğunu aldı.
- H.'nin, Ergenekon sanığı V.K. ve bazıaskerlerle görüştüğüne dair gizli tanık beyanları bulunuyor.
- Alevi-Sünni çatışması çıkarmak için öncelikle Alevi ve Sünni kesiminbir arada yaşadığı Hamu Çimen olarak tabir edilenbölgedeki köye eylem yaptırdı, burada Aleviler ile Sünniler'iayırarak sadece Sünni olanlardan 4 vatandaşı katletti.
- Aleviler'in Sünniler'lebirlikte devlet tarafında yer almasını engellemek amacıyla, devletin Aleviler'e yönelik baskı yapmasını sağlamak için Aleviköylerinin bulunduğu yerlere yakın askeri hedeflere eylem gerçekleştirdi.
- Madımak olaylarının yaşandığı alanda, odönemde örgütün Sivas sorumlusu olan Y.H.'ninemrindeki Piran kod adlı A.A.,Küçük Müslüm kod adlı E.Y., Cudi kod adlı S. K. ve Medkod adlı M. Ş.nin bulunduğu kameralarca tespitedildi.
- Y.H., söz konusu olaylarda toplumu provokeetmek amacıyla dönemin İl Turizm Müdürü V.S.'ye baskıyaparak A.N.'nin Pir Sultan Abdal etkinliklerinde yeralmasını sağladı.
Dağlıca baskının planlayıcısıydı
12 Mehmetçik'in şehit düştüğü 21 Ekim 2007'deki Dağlıca baskınınplanlayıcısı olan Y.H., bu çatışmada kaçırılan 8askeri DTP'lilere tutanakla teslim eden kişiydi.
Y.H., 2007 Mayıs ayında Ulus'taki AnafartalarÇarşısı'nda meydana gelen canlı bomba saldırısını organize etti. Eylemsonrasında eylemle ilgili örgütün silahlı kanadı HPG'nininternet sitesi hpg-online.net adresinde yazdığı"Ankara'nın taşına bak gözlerimin yaşına bak!" başlıklı yazısında;eylemi gerçekleştiren canlı bomba G.A.'nın Aleviolduğunu ima ederek Sivas Koçgiri'de ölen dedelerininintikamını aldığını savunmuştu."
9. Haberin yayımlandığı gün başvurucunun eski milletvekili vebakan olan kardeşi tarafından Çankaya Emniyet Müdürlüğüne başvurularaktertiplenen taziye yemeğinin başvuruya konu gazetede provokatifolaylara zemin hazırlayacak şekilde haberleştirildiğinden bahisle yemeğinverileceği yerde gerekli tedbirlerin alınması talebinde bulunulmuştur.
10. Öte yandan başvurucu, söz konusu haberin rencide edici,hedef gösterici ve ayrımcılığa tahrik edici niteliği nedeniyle basın yoluylakişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek oluşan manevi zararınıntahsili talebiyle Bugün gazetesi ve haberi hazırlayan gazeteci aleyhine 25/11/2011 tarihinde Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesindetazminat davası açmıştır.
11. Mahkeme, 4/10/2012 tarihli veE.2011/554, K.2012/561 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Kararın gerekçekısmı şöyledir:
"Basınözgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3.maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasınıngüvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı;toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir.Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelenve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın,olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileribilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasındaayrıölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkileden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesigerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılıkoluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındakiolay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında AnayasanınTemel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25.maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunankişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiğidurumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altınaalması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği,bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gerekenyarar karşısında o olayda ve o an için korumasızkalmasınınuygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerekyazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayınıngerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunungüncelliğini gözetmeli, haberi verirkenözle biçimarasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmaksuretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçekolmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu olan haber gerçek bir törene ilişkindir. Haberinverilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.Gündemeilişkin bir haberdir. Haber bir bütün olarak incelendiğinde, davacının kişilikhaklarına saldırı teşkil eden bir ibare bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek hedef gösterici,tahrik edici ve ayrımcı nitelikte bir haber yapıldığı iddiası yerinde değildir.PKK üyesi olduğu konusunda duraksama bulunmayan Y.H. için 'CemevindeŞok Tören' şeklindeki haberin hukuka uygunluk kriterlerineuygun olduğu, hukuka aykırılık bulunmadığı, basın özgürlüğü kapsamında haberyapıldığı kabul edilmiştir.
İddia, savunma, gazete nüshası, yazı cevapları ve tüm dosya kapsamıyladavacının kişilik haklarına haksız saldırı bulunmadığından davanın reddinekarar vermek gerekmiş..."
12. Anılan karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 7/11/2013 tarihli ve E.2013/352, K.2013/17179 sayılı kararıile onanmıştır.
13. Karar, başvurucu vekiline 5/12/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 3/1/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılıTürk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralıbulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, buzararı gidermekle yükümlüdür.”
16. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yayımlanan “nefret söylemi” konulu 30/10/1997tarihli ve 97(20) sayılı Tavsiye Kararı’nda “nefretsöylemi” kavramı şu şekilde tanımlanmıştır:
“Bu ilkelerinuygulanması amacıyla, ‘nefret söylemi’ ifadesi, ırkçı nefreti, yabancıdüşmanlığını, antisemitizmi veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenliinsanlara yönelik saldırgan milliyetçilik ve etnik merkezcilik, ayrımcılık vedüşmanlıkla ifade edilen hoşgörüsüzlük de dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğedayalı diğer nefret biçimlerini yayan, tahrik eden, teşvik eden veya haklıgösteren tüm ifade biçimlerini kapsayacak şekilde anlaşılacaktır.”
17. Ulusal, ırkçı veya dinsel nefretin savunulması insanhaklarıyla ilgili uluslararası ve bölgesel belgelerde yasaklanmıştır. 1945tarihli Birleşmiş Milletler Andlaşması’nın (R.G., 6092, 24/8/1945) ön sözünün ikinci paragrafında hoşgörülüdavranma taahhüdünden bahsedilmiş; 1. maddenin (3) numaralı fıkrasındaBirleşmiş Milletlerin amacının “Ekonomik, sosyal,fikrî ve insani mahiyetteki milletlerarası dâvaları çözerek ve ırk, cins, dilveya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerinekarşı saygıyı geliştirerek ve teşvik ederek, milletlerarası işbirliğinigerçekleştirmek” olduğu açıklanmıştır. Aynı amaç 55. maddenin (c)bendinde ve 76. maddenin (c ) bendinde tekrar edilmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 13/7/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, oğlunun vefatı nedeniyleinanç ve gelenekleri uyarınca aile olarak cemevindeverdikleri taziye yemeğine ilişkin olarak "Cemevinde Şok Tören" başlığıyla yemekverilecek yerin adres ve saati de verilerek ölen kişinin Sivas katliamınınazmettiricisi olduğu, Alevi-Sünni çatışması istediği şeklinde ifadelerkullanılarak yayımlanan haberin dilinin nefret söylemi içerdiğini, tahrik edicibir ayrımcılığa sevk ettiğini, kendisini ve ailesini hedef gösterdiğini, sözkonusu haber ile tertipledikleri dinî tören sebebiyle açık şekildekınandıklarını ve suçlandıklarını belirterek Anayasa’nın 24. maddesinde güvencealtına alınan din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalintespiti ile tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucu,düzenledikleri taziye yemeği ile ilgili olarak Bugün gazetesinde yayımlananhaber nedeniyle Anayasa'nın 24. maddesinde tanımlanan din ve vicdanhürriyetinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun iddialarının incelenmesi neticesinde iddiaların özününbaşvuruya konu haberde yer alan ifadeler nedeniyle başvurucunun şeref veitibarının korunması hakkının ihlaline ilişkin olduğu anlaşılmakla söz konusuiddiaların Anayasa'nın 17. maddesikapsamındadeğerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür
21. Başvurucu, ölen oğlu için düzenledikleri taziye yemeğineilişkin olarak Bugün gazetesinde yayımlanan haberde kullanılan ayrımcı, rencideedici ve nefret söylemi içeren ifadeler nedeniyle kişilik haklarınınzedelendiğini ileri sürmüştür.
22. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesindeyer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olankişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatifyükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitifyükümlülüğü bulunmaktadır(Adnan Oktar(3),B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Bir kişi gazetevasıtasıyla bir kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi okişinin şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarakdeğerlendirilmelidir (Tuğrul Culfa, B. No: 2013/2593, 11/3/2015,§ 38).
23. Öte yandan ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelinioluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi içingerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesininikinci fıkrası saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafındankabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler içindeğil incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve düşünceler için degeçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde “demokratik bir toplum”dan söz edemeyeceğimizçoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalaratabi ise de bu istisnaların dar yorumlanması ve anılan hakkınsınırlandırılmasına ilişkin gerekçelerin ikna edici olması gerekir (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015,§ 48; İlhan Cihaner(2),B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
24. Dolayısıyla ifade özgürlüğünün kullanılmasıyla başkalarınınşeref ve itibarına zarar verdiğinin iddia edildiği durumlarda, devletinbireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitifyükümlülükleri çerçevesinde her ikisi de Anayasa'da güvence altına alınmış olanşeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa'da güvence altınaalınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir dengeninkurulması gerekir (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014,§ 43; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. VonHannover/Almanya (No. 2) [BD],B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99).
25. İfade özgürlüğü ile başkalarının şöhretinin çatışmasıhâlinde çatışan menfaatlerin dengelenip dengelenmediğini dolayısıylamüdahalenin demokratik toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığını belirlemeyeyönelik kriterler şu şekilde sayılabilir: a) basındayer alan yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin birtartışmaya sağladığı katkı, b) hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi veyazının amacı, c) ilgili kişinin yayından önceki davranışı, d) bilginin eldeedilme yöntemi ve doğruluğu, e) yayının içeriği, biçimi ve sonuçları ile f)yaptırımın ağırlığı (Tuğrul Culfa, § 40).
26. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu prensipolarak başvurunun ihtilaflı sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26.maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu sözlere konu olan kişi tarafındanAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göredeğişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunan haklarındengelenmesinde benzer olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargımercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa Mahkemesiiçtihadında ortaya konulan kriterlere uygun birşekilde bir denge kurmaları gerekir.
27. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerinbaşvurucuyu aşırı eleştiriden korumakta yetersiz kalıp kalmadıklarıincelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyükölçüde dava konusu yazının maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısıolarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular ile değeryargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilsede değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırdatutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2),§ 64; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46). Yine de yeterli bir olgusal temele sahipolması beklenmekle birlikte yargılamaya konu bir yazının bir bütün olarak elealındığında kamu yararını ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının genişyorumlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam birnedene dayandığının ortaya konmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu yararıile ilgili bir konuda gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımındanda aranmasını beklemek basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Scharsach ve News VerlagsgesellschaftGmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§ 39-43).
28. Başvuruya konu haber nedeniyle (bkz. § 7) başvurucununkişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabul edilmelidir. Busebeple başvurucunun, ölenoğlu için düzenledikleritaziye yemeği nedeniyle ulusal bir gazetede yayımlanan haberdeki ifadelerdendolayı açtığı tazminat davasının reddedilmesine ilişkin kararda demokratik birtoplumda başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı ile başkalarınındüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü arasında makul bir dengenin kurulupkurulmadığı değerlendirilmelidir.
29. Başvurucu, başvuruya konu ulusal gazetenin yayımladığıhaberde kullanılan dilin nefret söylemini ve kışkırtıcılığı içerdiğini, haberdegeçen ifadelerde kendisinin ve ailesinin hedef gösterildiğini belirterekkişilik haklarının ihlal edildiğiniiddia etmektedir.Buna karşın İlk Derece Mahkemesi, haber bir bütün olarak incelendiğindebaşvurucunun kişilik haklarınasaldırı teşkil eden biribare bulunmadığı, haberin hukuka uygunluk kriterlerineuygun olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
30. İfade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlamagetirilmemiş olmakla birlikte ırkçılık, nefret söylemi, savaş propagandası,şiddete teşvik ve tahrik, ayaklanmaya çağrı veya terör eylemlerini haklıgöstermek gibi bu özgürlüklerin sınır bölgeleri olan alanlarda devletotoritelerinin ifade özgürlüğüne müdahale hususundaki takdir yetkisi dahageniştir. (Abdullah Öcalan, B.No:2013/409, 25/6/2014 § 99).
31. “Nefret söylemi” (hatespeech) ifadesinin genel kabul görmüş bir tanımıbulunmamaktadır. Nefret söylemi olarak sınıflandırılabilecek düşünce açıklamalarınıntespit edilmesi, bu tür açıklamaların sadece“nefret” ifadeleri veya duygusu aracılığıyla dışa vurulmamasınedeniyle oldukça zor görünmektedir. Nefret söylemi, ilk bakışta mantıklı veyanormal görünebilecek ifadelerde de saklı olabilmektedir. Bununla birlikte onurkırıcı nitelikte olsalar bile ifade özgürlüğü hakkının tümüyle koruması altındabulunan ifadelerin, nefret söylemi sayılabilecek ve bu sebeple böylesi birkorumadan faydalanmayan ifadelerden ayırt edilmesini sağlayacak ölçütlerinkonuyla ilgili olarak yürürlükte bulunan uluslararası metinlerden ve Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) veya diğer mahkemelerin içtihatlarındanhareketle ortaya konması mümkündür (Fetullah Gülen[GK], B.No: 2014/12225, 14/7/2015, § 38).
32. Bu anlamda “nefretsöylemi” muhakkak belirli bir kişiye veya gruba yönlendirilmişyorumları kapsamaktadır. Nefret söyleminin saikininise salt o kişiye ilişkin bir aidiyet olgusundan ibaret bulunması gerekir. Bir gruba veya bir grubun üyelerine yönelik ifade, nefreti teşvikediyorsa ve bu teşvikin sözde geçerli nedeni o gruba isnat edilen özelliklerse,bir grubun üyeleri sırf bu gruba üye oldukları için aşağılanıyor, genelçoğunluktan farklı görülüyor, toplumsal olumsuzlukların faili sayılıyorsa ya dabu grupların veya üyelerinin aşağılanmaları ve haklarından mahrum edilmeleri,maruz kaldıkları dışlama, baskı veya şiddet meşru gösteriliyor ise söz konusudüşünce açıklamasının nefret söylemi içerdiği kabul edilebilir. Nefretsöyleminde, belirli bir gruba ait bulunduğu için hedef seçilmek suretiyleesasında kendisini o grupta tanımlayan tüm bireyler yönünden barış ve huzuriçinde yaşama hakkına müdahale edilmektedir (Fetullah Gülen, § 39).
33. Başvuruya konu haber ve içeriğindekiifadeler incelendiğindebaşvurucunun PKK üyesi olduğu iddia edilen oğlunun TSK'nın bir operasyonusonucu hayatını kaybetmesi üzerine başvurucu ve ailesi tarafından bir taziyeyemeği tertip edildiğine ilişkin haber"Cemevinde Şok Tören" başlığıyla verilmiş,haberde Madımak katliamının azmettiricisi PKK'lı yönetici Y.H. için Ankara'daAnkara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfında tören yapılacağı, Y.Hnin aynı zamanda Dağlıca ve 2007'de Ankara AnafartalarCaddesi'nde yaşanan canlı bomba saldırısının emirlerini veren kişi olduğubelirtilmiştir. Haberin iç sayfadaki ayrıntılarında ise taziye yemeğinin saat16.00'da Sokullu Semti'ndeki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfındaverileceği, Madımak katliamı dava dosyasında Y.H.ninolayın organizatörü olarak geçtiği ve o dönemde PKK'nın sözde Sivas sorumlusuolduğu, on iki askerin şehit olduğu Dağlıca baskının da planlayıcısı olduğuifade edilmiş ve Madımak dosyasında bu kişi ile ilgili çarpıcı ifadeler yeraldığı belirtilerek Alevi-Sünni çatışması istediği, PKK içinde alevi açılımısorumluluğunu aldığı ve bu doğrultuda çeşitli eylemler gerçekleştirdiğihususlarına yer verilmiştir.
34. Haber bir bütün hâlindedeğerlendirildiğinde PKK'nın yönetici kadrosunda bulunduğu iddia edilen vebaşvurucunun da oğlu olan Y.H.nin TSK operasyonusonucu öldürülmesi nedeniyle ailesi tarafından bu kişi için cemevindebir taziye yemeği düzenleneceği hususunun ele alındığı haberde yemeğinverileceği yer, tarih ve saat de belirtilmiş ve ölen kişinin terör örgütümensubu olarak karıştığı eylemler ile hakkında dava dosyasında geçen iddialarayer verilmiştir. Bu hâliyle haberin genel olarak bir duygu ve yorumiçermekten ziyade başvurucunun ölen oğlu için verilen taziye yemeği ve bu kişihakkında birtakım bilgi ve iddiaların aktarımından ibaret olduğu görülmektedir.Öte yandan haberin başlığı olan "Cemevinde Şok Tören" ifadesinin bir değeryargısı içerdiği açık olup haberin bütününün bu ifadeyle birlikte taşıdığıamacın nefret söylemi niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesigerekmektedir. Başvurucu da haberi bir bütün olarak şikâyet etmekle birlikte "Cemevinde ŞokTören" ve "Teröristetaziye yemeği" ifadelerine özellikle dikkat çekmiştir. Ancakhaber içeriğinde "Teröriste taziyeyemeği" şeklinde bir ifade bulunmadığı görülmektedir. Anılanbaşlık başvurucu ve ailesi tarafından ölen oğulları için Alevi inancı vegeleneği kapsamında düzenlenen taziye yemeğini"şok edici" olarak nitelendirmektedir. Söz konusu ifadenineleştirel bir dili olduğu açıktır. Önemli olan husus, bu dilin eleştirisınırlarını aşıp aşmadığıdır.
35. İlk Derece Mahkemesinde açılan tazminat davasında beyandabulunan davalılar, haber konusu taziye törenini"şok" olarak nitelendirmelerinin sebebi olarak "birçok Alevi vatandaşımızın ölümüyle sonuçlananMadımak katliamının yeniden açılan soruşturma dosyasında ismi azmettirici olarakgeçen bir kişinin cenazesinin yine Alevi inancına sahip kişilerin oluşturduğubir vakıfta yapılmış olması"nıgöstermişlerdir. Haberin ayrıntılarının yer verildiği iç sayfadaki başlığın da "Madımak zanlısına cemevindetaziye" olması bu durumu destekler niteliktedir.
36. İlk Derece Mahkemesi, dava konusu haberin hedef gösterici,tahrik edici ve ayrımcı nitelikte olduğu iddiasının yerinde olmadığı tespitiniyapmıştır. Haber, başlığıyla birlikte bir bütün olarak ele alındığında dinsel hoşgörüsüzlükdâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan,kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran ifadeler barındırdığısöylenemeyeceğinden Anayasa Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin butespitinden ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.
37. Öte yandan terör meselesinin uzun yıllardır süregelen veaskerî, siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla kamuoyunda tartışılagelengenel bir mesele olması bakımından başvuruya konu haber içeriğinin bir ölçüdegenel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı sunduğu kabul edilebilir. Başvuruyakonu haberde yer verilen ifadelerin olgusal temellere dayandığı, gerçeğe aykırıolduğu yönünde başvurucunun da bir iddiada bulunmadığı görülmektedir. İlkDerece Mahkemesi de dava konusu haberin gerçek bir törene ilişkin olduğunu,haberin verilmesinde kamu yararı bulunduğunu, kişilik haklarına saldırı teşkiledecek hedef gösterici, tahrik edici ve ayrımcı nitelikte olduğu iddiasınınyerinde olmadığını, basın özgürlüğü kapsamında yapılan haberin hukuka uygunluk kriterlerine uyduğunu belirterek (bkz. § 11) davayıreddetmiştir.
38. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın özgürlüğüve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunmasıhakları arasında bir denge kurma işlemini yapmadığı söylenemez. İlk DereceMahkemesi davaya konu haberde geçen olayın gerçekliği üzerinde durmuş vebaşvuruya konu haberde geçen olayın “görünürgerçekliğe uygun” olduğu yönünde değerlendirme yapmıştır.
39. Son olarak anılan haberin başlığında geçen sözlerinseçiminde abartıya kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğününkapsamının -demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak- bir dereceyekadar abartıya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir(Kadir Sağdıç, § 76; Radio France vediğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004,§ 37).
40. Bu şartlarda yukarıdakideğerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerkensahip oldukları takdir payları da dikkate alındığında Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu, derecemahkemelerince tarafların haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizliksaptanmadığı ve bu kapsamda bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA13/7/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.