TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEMAL BAYSEFEROĞULLARI BAŞVURUSU (3)
(Başvuru Numarası: 2014/13046)
Karar Tarihi: 10/5/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Cemal BAYSEFEROĞULLARI
Vekili
:
Av. Nedim ERKUŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında;usul ve kanuna aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının;esaslı iddiaların kararda tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının;duruşma hâkiminin yargılama sırasındakitavırlarınedeniyle tarafsız mahkemede yargılanma hakkının; yargılamanın uzun sürmesinedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası ile 20/8/1990 tarihindeimzalanan anlaşma çerçevesinde yürütülen proje kapsamında yapımıkararlaştırılan Polatlı 150 yataklı Devlet Hastanesi inşaatı işi, SağlıkBakanlığı tarafından 10/12/1993 tarihinde başvurucuya ait Cemal Bayseferoğulları İnş. Taah. DışTicaret Şirketine ihale edilmiş, taraflar arasında Ankara 30. Noterliğinde10/1/1994 tarihinde sözleşme düzenlenmiştir.
9. İnşaat yapım işi 9/5/1994 tarihinde yer teslimi yapılmaksuretiyle başlamış, 15/3/1999 tarihinde tamamlanarak 20/11/2000 tarihinde kesinkabul yapılmıştır.
10. Sözleşme kapsamında hakedişödemelerinde yaşanan aksaklık nedeniyle taraflar arasında 5/3/2004 tarihli"İhtilafın Sulh Yoluyla Halline İlişkin Müzakere ve Ön AnlaşmaTutanağı" (sulhname)başlıklı sözleşmedüzenlenmiş, başvurucuya 9.700.000 TL ödenmesine, tarafların karşılıklı olaraksözleşme kapsamında ulusal ve uluslararası merciler nezdinde her türlü talep,takip ve dava hakkından feragat etmiş sayılmalarına karar verilmiştir.
11. Sulhname ile ilgili olarak Danıştaydan görüş istenmiş; Danıştay Birinci Dairesinin9/6/2004 tarihli kararında, Sağlık Bakanlığına gönderilen onaylı kesin hakediş raporunda yer alan tutarın yükleniciye ödenipödenmeyeceği hususunda taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmadığı,idarelerin kanunla kendilerine tevdi edilmiş görevlerini yerine getirmek üzereyetki ve sorumlulukları altında yapacakları icraiişlemler hakkında görüş bildirilmesi hususunu kapsamayan istemin incelenmesininmümkün olmadığı belirtilmiştir.
12. Başvurucunun alacağının 1.500.000 TL'lik kısmı 20/4/2005 ve1/8/2005 tarihlerinde ayrı ayrı, 8.446.000 TL'lik kısmı ise 19/1/2006 tarihindeödenmiştir.
13. Başvurucu 25/8/2009 tarihinde Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinde(Mahkeme) açtığı davada, kesin hakediş parasının geçödenmesi nedeniyle zarara uğradığını, biriken borçlarını tasfiye edemediğini,borçlar nedeniyle acz içinde olduğunu, aynı işnedeniyle Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2007/202 sayılı dosyasındazararın tespit edildiğini ancak davada taleple bağlı kalınarak hüküm tesisedildiğini, 14. Asliye Hukuk Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda sulhnamenin geçersiz kabul edilmesi hâlinde tespit edilmişolan alacak miktarına göre 14.046.209,56 TL alacağının tahsiline kararverilmesini talep etmiş, 14/6/2011 tarihli ıslah dilekçesinde sulhnameyle belirlenen ödemenin yaklaşık 20 ayda yapılmışolması ve maruz kaldığı hacizler nedeniyle munzam zarara uğradığını belirterekdava dilekçesinde talep edilen alacağın munzam zarar olarak davalıdan tahsilinekarar verilmesini talep etmiştir.
14. Mahkeme 13/3/2012 tarihli kararında, hakedişlerleilgili olarak 7/5/2004 tarihinde düzenlenen sulhnameile davacının davalıya 9.700.000 TL + KDV ödeyeceği belirtilerek taraflarınbirbirlerini karşılıklı olarak ibra ettiklerini, davalının sulhnamekapsamında üstlendiği edimini 20/4/2005, 1/8/2005 ve 19/1/2006 tarihlerindeyerine getirdiğini, davacının ödemeler sırasında evvelce işleyen faizlereyönelik ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, dolayısıyla19/1/2006 tarihinde yapılan son ödeme ile sulhnamekapsamında davalının sorumluluğunun sona erdiğini, tarafların karşılıklı olarakbirbirlerini ibra etmeleri nedeniyle davacının, faizle karşılanamayanzararlarını, munzam zarar olarak talep etmesinin sulhnameyeaykırı olduğunu, ayrıca davacı vekili 16/2/2012 tarihli celsede, davacıhakkında yürütülen 130 adet icra takip dosyasındaki borcun davalının geçödemesinden kaynaklandığını iddia etmişse de bu iddianın dikkate alınmasının sulhnameye göre mümkün olmadığını belirterek davayıreddetmiştir.
15. Başvurucunun temyizi üzerine karar Yargıtay 15. HukukDairesinin 26/12/2013 tarihli kararı ile onanmıştır.
16. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 5/6/2014 tarihli kararıile reddedilmiştir.
17. Ret kararı 22/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,12/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 10/5/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
19. Başvurucu, Mahkemenin ret kararına ilişkin gerekçesinin,dosyada ileri sürülen deliller ve maddi olguları açıklamadığını, Yargıtayın formül onama ve ret kararı verdiğini belirterekgerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmişir.
20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkındanaçıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adilyargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin düzenlemenin gerekçesindeTürkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alındığıhususuna atıfta bulunularak adil yargılanma hakkının madde metnine dâhiledildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçokkararında, gerekçeli karar hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında yer aldığı belirtilmiştir.Dolayısıylagerekçeli karar hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanmahakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
21. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütünmahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelerekararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğüilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkınındeğerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır.
22. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarınısağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ilerisürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğinibilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargıkararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir(Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
23. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıtverilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerinesunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No:2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğugerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
24. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğidavanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somutbir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlindedavayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ileyanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
25. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkiliolduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarıncevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
26. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemeninkararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da biratıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyizmerciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunugöstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).
27. Somut olayda taraflarca dosyaya sunulan ve toplanan delillerdeğerlendirilmek suretiyle davanın sonucuna etki edebilecek tüm iddia vesavunmaların gerekçeli kararda tartışılarak (bkz. § 14) davanın reddine kararverildiği, Yargıtay tarafından da Mahkemenin gerekçesine atıfta bulunularakhükmün onandığı ve karar düzeltme talebinin reddedildiği anlaşılmıştır. Buaçıdan gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır.
28. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığınaİlişkin İddia
29. Başvurucu, davalı idarenin karara esas alınan sulhnamenin geçerliliği konusunda çelişkiye düştüğünü,ödeme biçimi ve takvimini içermeyen belgenin sulhnameolarak kabul edilmesinin hukuk devleti ile bağdaşmayacağını, idarece yapılanödemelerin temlik ve icra alacaklarına ödendiğini, bu nedenle faiz alacağıaçısından ihtirazi kayıt ileri sürmesinin mümkünolmadığını, alacağın tamamen ödenmemesi hâlinde faiz alacağının düşmeyeceğineilişkin Yargıtay kararları olduğunu, yargılamanın usul, kanun ve hakkaniyeteaykırı olarak yürütüldüğünü, kararın keyfî olduğunu belirterek Anayasa'nın 10.ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun Anayasa'nın 10. maddesinde güvencealtına alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının, eser sözleşmesindenkaynaklanan alacak davasının koşulları açısından mahkemece yapılandeğerlendirmelerin sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmış, bu nedenle iddialarınadil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
31. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık bir keyfîlik içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz, Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
32. Başvurucunun ihlal iddiaları, yukarıda belirtilen içtihatkapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir. Somut olayda Mahkeme, başvurucuve davalı tarafın iddia ve savunmalarını incelemiş, ilgili Kanun hükümlerinisomut olay çerçevesinde değerlendirmek (bkz. § 14) suretiyle davanın reddinekarar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,iddiaların özünün derece mahkemeleri tarafından hukuk kurallarının vedelillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esasitibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
33. Açıklanan nedenle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
C. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
34. Başvurucu, yargılama sırasında hâkimin esasa dair kararvermeden önce tereddüt ettiği bir hususta birilerinden haber beklediğini, habergeldiğinde dava hakkında kanaatinin kesinleştiğini ifade ettiğini belirterektarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesindeaçıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak davanın tarafsız birmahkemede görülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın 36.maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber,Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca bu hak da adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur (AYM, E.2002/170, K.2004/54, K.T. 5/5/2004). Ayrıca mahkemelerintarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur olduğu nazaraalındığında Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği, Anayasanın 138., 139. ve140.maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesindegözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (AYM,E.2005/55, K.2006/4, K.T. 5/1/2006; E.1992/39, K.1993/19, K.T. 29/4/1993).
36. Genel olarak tarafsızlık davanın çözümünü etkileyecek birönyargı, tarafgirlik ve menfaatin söz konusu olmamasını ve davanın taraflarıkarşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahipolunmamasını ifade eder (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 61).
37. Somut dava açısından başvurucu yargılamayı yürüten hâkimin,tereddüt ettiği bir hususta birilerinden haber beklediğini, haber geldiğindedava hakkında kanaatinin kesinleştiğini ifade ettiğini ileri sürmüş ise de budavranışın, tarafların adil yargılanmaya ilişkin meşru beklentileri üzerindemenfi etkide bulunacak bir izlenime yol açacak nitelikte ve bu suretle hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak nitelikte bir olgu olduğununobjektif ölçülerle kanıtlanamadığı anlaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
39. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
41. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılamasıdevam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esasalınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
42. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
43. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda Ankara 22. Asliye HukukMahkemesinde 25/8/2009 tarihinde açılan davada 13/3/2012 tarihinde davanınreddine karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin26/12/2013 tarihli kararıyla hükmün onandığı, karar düzeltme talebinin aynıDairenin 5/6/2014 tarihli kararıyla reddedildiği anlaşılmıştır. Bu nedenlekarmaşık niteliği bulunmayan ve başvurucunun yargılamanın uzamasında önemli biretkisinin de tespit edilmediği başvuru konusu davada yaklaşık 4 yıl 9 aylıkyargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
44. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
E. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…”
46. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesinitalep etmiştir.
47. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
48. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasıyla ilgili olarak herhangi bir tazminat talebinde bulunmadığıanlaşıldığından başvurucu lehine manevi tazminata karar verilmesi mümkündeğildir.
49. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Talep olmadığından başvurucu lehine manevi tazminata KARARVERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesine(E.2009/307, K.2012/88 sayılı dosyası) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE10/5/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.