TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEMAL EMRE GÜRSOY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/7760)
Karar Tarihi: 3/6/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Ferhat YILDIZ
Başvurucu
:
Cemal Emre GÜRSOY
Vekili
:
Av. Veysel AKDOĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek TürkSilahlı Kuvvetlerinden ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatıngizliliği hakkının; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından verilen hükmün birbaşka yargı mercii tarafından denetlenmesi imkânının tanınmaması nedeniylehükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 20/4/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık cevabında, başvuruya ilişkinolarak görüş bildirilmesine gerek görülmediği belirtilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde astsubaystatüsünde görev yapmakta iken ahlak dışı davranışlarda bulunduğuna dair ihbarve duyumlar üzerine başvurucu hakkında idari soruşturma başlatılmıştır.Soruşturma kapsamında 22/6/2012 tarihinde başvurucunun ifadesi alınmış vebaşvurucuya cinsel yaşamına ilişkin sorular sorulmuştur.
9. Soruşturma sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK)itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı sayılacak şekilde hareketlerdebulunduğu gerekçesiyle 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı KuvvetleriPersonel Kanunu'nun 94. maddesi ve 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı ResmîGazete'de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 60.maddesi gereğince başvurucu hakkında 17/10/2012 tarihinde "SilahlıKuvvetlerde kalması uygun değildir." şeklinde ayırma sicil belgesidüzenlenmiştir.
10. Sicil Yönetmeliği'nin 61. maddesi uyarınca HavaKuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumudeğerlendirilmiştir. Komisyon 28/11/2013 tarihinde başvurucu hakkında ayırmaişlemi yapılmasının onaya sunulmasına karar vermiştir. Anılan kararı, HavaKuvvetleri Komutanı 29/11/2013 tarihinde onaylamış ve son olarak Millî SavunmaBakanı'nın 27/1/2014 tarihinde TSK'dan ayrılmasını uygun bulması sonucundabaşvurucunun ilişiği resen kesilmiştir.
11. Başvurucu 31/3/2014 tarihinde ayırma işleminin iptalitalebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde(AYİM) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; TSK'nın itibarını sarsacakşekilde ahlak dışı harekette bulunduğu gerekçesiyle ilişiğinin kesildiğini,ifadesi yasak sorgu usulleri ile alındığından bunlara dayanarak ayırma işlemitesis edilemeyeceğini, işlemin ölçülü olmadığını, kendisine isnat edilenolguların tümüyle özel yaşam alanında kalan aleniyet kazanmamış hususlarolduğunu, bu nedenle işlemin özel yaşamın gizliliğine müdahale oluşturduğunuileri sürmüştür.
12. AYİM Başsavcılığının işlemin iptaline karar verilmesigerektiği yönünde hazırladığı 24/12/2014 tarihli düşünce yazısında,başvurucunun meslek hayatında bir kez disiplin cezası aldığı, üç kez takdirelayık görüldüğü ve görevinde başarılı olduğu vurgulanmıştır. Diğer yandan idarisoruşturmada başvurucunun kendi ifadelerinden anlaşılan söz konusu eylemlerinözel hayata ilişkin olduğu ve bu eylemler aleniyete kavuşmadığından TSK'nınitibarını sarstığının söylenemeyeceği, iddia edilen eylemler nedeniyle dahaönce ikaz dahi edilmeyen başvurucunun çok ağır sonuçları olan ayırma işleminetabi tutulmasının ölçülülük ilkesini ihlal ettiği ifade edilmiştir.
13. AYİM Birinci Dairesinin (Daire) 9/7/2015 tarihlikararı ile oybirliğiyle dava reddedilmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucununözel hayat sınırını aşan ve düşkünlük seviyesine eylemlerinin TSK'nın yapısınazarar vermeye başladığı, astlık-üstlük ilişkilerini zedelediği, diğer personelietkilediği ve onlara kötü örnek teşkil ettiği belirtilerek idarenin takdiryetkisini ölçülü, objektif ve kamu-birey yararı dengesini gözeterek kullandığısonucuna varılmıştır.
14. Başvurucunun karar düzeltme istemi Dairenin 23/2/2016tarihli kararı ile oyçokluğuyla reddedilmiştir.
15. Nihai karar 21/3/2016 tarihinde başvurucu vekilinetebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 20/4/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
17. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017tarihli ve 6771 Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici 21. maddenin birincifıkrasının (E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.
IV. İLGİLİHUKUK
18. İlgili hukuk için bkz. G.G. [GK], B. No:2014/16701, 13/10/2016, §§ 23-30; Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418,15/2/2017, §§ 26-33.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 3/6/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. HükmünDenetlenmesini Talep Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu, AYİM Birinci Dairesi tarafından verilenkarar hakkındaki karar düzeltme taleplerinin aynı Daire tarafından ve yalnızcabir defaya mahsus incelenerek karara bağlanması nedeniyle adil yargılanmadığınıileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukinitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucununiddiasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkı kapsamında incelenmesi uygungörülmüştür.
22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yerverilmiştir.
23. Anayasa Mahkemesi, somut norm denetiminde verdiği27/12/2018 tarihli ve E.2018/71, K.2018/118 sayılı kararıyla hükmündenetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenenhak arama hürriyeti ile güvence altına alındığına hükmetmiştir. Kararın ilgilikısımları şöyledir:
"5. Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen hak arama hürriyeti, yargılama usulüne ilişkin güvencelerlehakkaniyete uygun yargılama yapılmasını hedefleyen ve demokratik toplumdavazgeçilmez nitelikte olan adil yargılanma hakkını da kapsayan geniş biriçeriğe sahiptir. Bu bağlamda hak arama hürriyetinin mahkeme tarafından verilenhükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını daiçerip içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesininönceki kararları incelendiğinde, anılan hakkın Anayasa’da güvence altına alınıpalınmadığı hususuna ilişkin olarak meselenin farklı kavramlar altındatartışıldığı ve farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bu yönüyle deiçtihadın netleştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
6. Hak arama, kişinin maddi ve manevivarlığını geliştirme hakkı ve insan onuru kavramıyla yakından ilgilidir. Bunedenle demokratik hukuk düzenlerinde hakların korunmasını ve hak ihlalleriningiderilmesini temin edebilecek 'hukuki yollar' öngörülmüştür. Nitekim AnayasaMahkemesi de kararlarında hak arama hürriyetinin hukuk devletinin başlıcaölçütü ve demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu ifade etmiştir(AYM, E.1991/2, K.1991/30, 19/9/1991). Bu doğrultuda Anayasa’nın 40. maddesindehak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, 'yetkili makama geciktirilmedenbaşvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip' olduğu belirtilmiştir.Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen yasama organına dilekçe verme hakkı ilebilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları da anayasal güvence altınaalınan hak arama yolları arasındadır.
7. Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan yargı mercileri önünde hak arama hürriyeti, hakların korunmasınıamaç edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir. Anayasa’dakitemel hakların korunmasında önemli bir teminat olan yargısal hak arama yolu,hakların korunmasında en etkili ve güvenceli yoldur.
8. Hak arama hürriyetinin kapsamınınbelirlenmesinde, adalet ve hukuk devleti gibi temel anayasal ilkelerin de gözönünde bulundurulması gerekir. Bu doğrultuda hak arama hürriyetinin amacınınhak ihlalinin önlenerek kişiye hakkının teslim edilmesi ve adaletin tesisiolduğu söylenebilir. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanmahakkı, kanunun açıkça hatalı veya keyfi uygulanmasına ilişkin istisnalardışında, yargılama sonucunda verilen hükmün adil olup olmadığı veya hukukiaçıdan isabetli olup olmadığı hususlarını içermemektedir. Bu itibarla adilyargılanma hakkının davanın taraflarına sağladığı tüm usul güvencelerineuyulmuş olsa bile yargılama sonucunda verilen hükmün hatalı olması mümkündür.Diğer bir ifadeyle adil yargılanma hakkının güvencelerine riayet edilmiş olsada hâkimin gerek maddi vakıaların değerlendirilmesinde gerekse hukuk kurallarınınuygulanmasında yanılgıya düşmesi ve buna bağlı olarak hukuka aykırı hükümvermesi söz konusu olabilmektedir. Böyle kararlara ilgililerin veya toplumunkatlanmasını istemek adalete olan güveni sarsar ve hukuk devletini zedeler. Bunedenle hak arama hürriyetinden yararlanılabilmesi bakımından adil ve isabetliolmadığı düşünülen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesibir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Anayasamız açısından bu gereklilik,özel olarak düzenlenen hak arama hürriyetinin kapsamı ve mahiyetindenkaynaklanmaktadır.
9. Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerininde mahkeme kararlarının kural olarak denetlenmesi gerektiği düşüncesiyledüzenlendiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 154. maddesinin birinci fıkrasınınilk cümlesinde 'Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka biradli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir'kuralına yer verilmiştir. Aynı şekilde Anayasa’nın 155. maddesinin birincifıkrasının ilk cümlesinde de 'Danıştay, idare mahkemelerince verilen ve kanununbaşka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son incelememerciidir' denilmektedir. Anayasa koyucunun bu kurallarla Yargıtay veDanıştayın varlığını anayasal güvence altına aldığı ve anılan yüksek mahkemelerikural olarak ilk derece adli ve idari yargı mercilerince verilen karar vehükümlerin son inceleme mercii olarak görevlendirdiği anlaşılmaktadır. Ancak bumaddelerde adli ve idari yargı mahkemelerince verilen hükümlerin denetlenmesigörevinin anılan yüksek mahkemelere verilmemesi hâlinde de bu görevin başkayargı mercilerine bırakılması gerektiğinin öngörülmesiyle Anayasa koyucunun ilkderece mahkemesince verilen karar ve hükümlerin kural olarak bir başka yargımercii tarafından denetlenmesi gerekliliğini kabul ettiği sonucunaulaşılmaktadır.
10. Anayasa’nın 36., 154. ve 155.maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmünbir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğugörülmektedir.
11. Diğer taraftan yargılamanın konusuceza mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacı daha daönem kazanmaktadır. Nitekim uluslararası sözleşmelerde de hükmün denetlenmesininbir hak olarak tanındığı görülmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’yeek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde'Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetininveya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesinisağlama hakkına sahiptir' denilmek suretiyle ceza mahkemesince verilenmahkûmiyet ve cezaların denetlenmesini talep hakkı güvenceye bağlanmıştır. YineTürkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin14. maddesinin (5) numaralı fıkrasında da 'Bir suçtan hüküm giyen herkes,mahkûmiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organıncayeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır' biçiminde benzer bir kurala yerverilmiştir.
12. Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen hak arama hürriyeti kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etmehakkı, kişinin aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafındangözden geçirilmesini ve denetlenmesini isteyebilmesini teminat altınaalmaktadır."
24. Anayasa Mahkemesi hükmün denetlenmesini talep etmehakkının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ilegüvence altına alındığını ifade ettiği bu kararında, ayrıca Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) ülkemizin de taraf olduğu ek 7 No.lu Protokol’ünün 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesiyle ceza mahkemesince verilenmahkûmiyet ve cezaların denetlenmesini talep hakkının güvenceye bağlandığını veyine ülkemizin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin14. maddesinin (5) numaralı fıkrasında da “Bir suçtan hüküm giyen herkes,mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organıncayeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır.” biçiminde benzer bir kuralayer verildiğini hatırlatmıştır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi yargılamanınkonusu ceza mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacınındaha da önem kazandığını, hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza hukukualanındaki kapsam ve sınırıyla diğer alanlardaki kapsam ve sınırının aynıolmayacağını, bu yönüyle anılan hakkın bireyin temel hak ve özgürlüklerine dahaağır müdahalelerin söz konusu olduğu ceza hukuku alanında daha geniş bir uygulamaalanı bulurken diğer alanlarda daha esnek uygulanabileceğini de vurgulamıştır(AYM, E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, §§ 11, 14, 18). Bir başka ifadeyleAnayasa Mahkemesi medeni hak ve yükümlülüklerin söz konusu olduğu hukuk yargısıile idari yargı alanında hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza hukukualanındaki anlam ve kapsamından ayrı değerlendirilebileceğini, uygulamanınfarklılaşabileceğini ifade etmiştir.
25. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesine yapılan birbireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlaledildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanısıra Sözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına dagirmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No:2012/1049, 26/3/2013, § 18).
26. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa'dagüvence altına alınmış olmakla birlikte Sözleşme ve ülkemizin taraf olduğu ekprotokoller, medeni hak yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukukyargısı ile idari yargı alanı) yönünden söz konusu hakka dair bir güvenceiçermemektedir. Dolayısıyla medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklaryönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa ve Sözleşme'nin ortakkoruma alanının dışında kalmaktadır. Bu bağlamda anılan hakka dair bir ihlaliddiasının incelenebilmesi için yargılamanın ceza hukuku alanına ilişkinbulunması şarttır.
27. Bu noktada üzerinde durulması gereken bir diğer hususceza hukukunun çekirdek alanına müteallik olmamakla birlikte Anayasa'nın 36. ve38. maddeleri ile Sözleşme'nin 6. ve 7. maddeleri kapsamında suç ve cezalarailişkin güvenceler dâhilinde olduğu kabul edilen yaptırımlara/işlemlere dairyargılama süreçleridir. Bir yaptırımın veya hukuki bir tasarrufun/işlemin hangikoşullarla suç isnadı niteliğinde sayılıp suç ve cezalara ilişkin güvencelerkapsamında değerlendirilebileceği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) veAnayasa Mahkemesi kararlarında açıkça ifade edilmiştir (Engel vediğerleri/Hollanda [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72,5370/72, 8/6/1976 ; Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92,10/6/1996; Anayasa Mahkemesi kararları için bkz. D.M.Ç., B. No:2014/16941, 24/1/2018; B.Y.Ç., B. No: 2013/4554, 15/12/2015; SelçukÖzbölük, B. No:2015/7206, 14/11/2018). Anılan kararlarda yer verilenilkeler bağlamında bir suç isnadının değerlendirilmesine ilişkin yargılamaolarak kabul edilen idari yargı veya hukuk yargısına ait uyuşmazlıklara yönelikileri sürülen suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlali gibi iddialarceza yargılamasına ilişkin güvenceler bağlamında değerlendirmeyealınabilmektedir. Bu perspektiften konu ele alındığında ceza hukukunun çekirdekalanında bulunmamakla birlikte bir suç isnadı içerdiği kabul edilenuyuşmazlıklara yönelik olarak ileri sürülen hükmün denetlenmesini talep etmehakkının da suç ve cezalara ilişkin Anayasa ve Sözleşme'de yer alangüvencelerin sağlanması bağlamında ortak koruma alanı içinde kaldığını söylemekmümkündür.
28. Somut bireysel başvuruya konu yargılama sürecinin suçve cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebilecek şekilde cezayargılamasına veya bir suç isnadına ilişkin bulunmadığı açıktır.
29. Bu hâle göre başvuru dilekçesinde ifade edilen AYİMkararına yönelik hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa veSözleşme’nin, Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanıkapsamı dışında kaldığından bu hakka ilişkin ihlal iddiasının incelenmesiAnayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dışında bulunmaktadır.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Özel HayatınGizliliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
31. Başvurucu; Hava Kuvvetler Komutanlığı İstihbaratBaşkanlığı tarafından mülakat adı altında hukuk dışı yollarla ifadesininalındığını, beyanlarının tutanağa hatalı geçirildiğini söylemesine rağmentutanağın kendisine zorla imzalattırıldığını, ifadesi alınırken sorulansorularla özel hayatına dair bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeyeçalışıldığını, anılan ifade esas alınarak AYİM tarafından davasınınreddedildiğini, özel hayatına ilişkin ifadesinde bahsettiği eylemlerin görevineveya kamusal hayata yansımadığını, aleniyet kazanmamış özel hayatının gizliliğikapsamında kalması gereken bilgilere yönelik değerlendirmelere bağlı olarak-başarılı mesleki geçmişi de gözetilmeden- tesis edilen ayırma işlemi nedeniyleözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
32. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacakAnayasa’nın 20. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ...saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ...gizliliğinedokunulamaz."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukinitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucununiddiasının temelini, özel hayat alanına ilişkin olan ve hukuka aykırı yöntemlerkullanılmak suretiyle elde edilen birtakım bilgilere dayanılarak TSK'dan ayırmaişlemi tesis edilmesinin oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurununözel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
35. Özel hayatına ilişkin hususlar gerekçe gösterilerek disiplinsizlikve ahlaki durum sebebiyle başvurucu hakkında TSK'dan ayırma işlemi tesisedilmesinin özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 34; G.G., § 43).
36. Anılan müdahalenin ihlal oluşturmaması içinAnayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlartarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenleredayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineuygun olma ölçütlerini taşıması gerekir.
37. Ayırma işlemine dayanak teşkil eden mevzuat hükümleridikkate alındığında müdahalenin kanunlar tarafından öngörülme ölçütüne uygunolduğu, askerî disiplinin ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesininsağlanması, bu itibarla millî güvenliğin korunması şeklinde meşru amaç taşıdığıanlaşılmaktadır (Ata Türkeri, §§ 40, 41; G.G., §§ 51-53; YaşarTürkmen, §§ 50-58).
38. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerinhukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi üzerindekietkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G., § 60).
39. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla dabütünleşen bazı özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabitutulabilecekleri açıktır. Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırmaişlemi tesis edilmesinin başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadartemel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde deönemli bir etki oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâlegeldiği anlaşılmaktadır (F.K., B. No: 2016/572, 13/6/2019, § 29). Bubağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya daistisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir (G.G., § 66).
40. Somut olayda, AYİM kararında da belirtildiği üzerebaşvurucunun mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşamına ilişkin eylemlerin(bkz. § 9) idari soruşturma kapsamındaki aleniyete kavuşmamış beyanlaradayandırıldığı, başka bir ifade ile başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinifasıyla ilgili olmadığı anlaşılmaktadır. Yine AYİM kararında; başvurucununsoruşturma usulünün hukuka aykırı yöntemler içerdiğine yönelik iddialarınamakul bir gerekçe ile yanıt verilmediği, ifadenin alındığı koşulların detaylışekilde incelenmediği görülmektedir.
41. Özel hayata ilişkin eylem ve davranışlarının mahremkalması konusunda başvurucunun menfaati bulunmaktadır. Başvurucunun tesisedilen ayırma işleminde, özel hayatı kapsamındaki mahremiyet hakkına ilişkindavranışları belirleyici olmuştur. Diğer yandan söz konusu eylem ve davranışlarbaşvurucu tarafından alenileştirilmediği gibi bu eylem ve davranışların meslekihayatı -bağlı bulunduğu kurum- üzerindeki olumsuz etkileri ve riskleri de iknaedici gerekçelerle açıklanmamıştır (F.K., § 31).
42. Dolayısıyla özel hayat alanı kapsamında kaldığıanlaşılan birtakım davranışlara dayanılarak başvurucunun kamu görevlisi olmanitelik ve yeterliliğini kaybettiği sonucuna ulaşılmasının demokratik toplumdüzeninin gereklerine aykırılık oluşturduğu, başvurucuya en ağır şekildeuygulanan idari yaptırımın ölçülü olmadığı, başka bir ifade ile başvurucununmahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde TSK görevlisi olmasınınsakıncalarının idari ve yargısal makamlar tarafından ilgili ve yeterli şekildeaçıklanmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20.maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındaaçıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosyaüzerinden karar verir.”
45. Başvurucu ihlalin tespitine ve yargılamanınyenilenmesi karar verilmesini talep etmiştir.
46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına daişaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,7/11/2019).
47. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
48. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
49. İncelenen başvuruda özel hayatın gizliliği hakkınınihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin idarenin işlemindenkaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte derece mahkemesi de ihlaligiderememiştir.
50. Bu durumda özel hayatın gizliliği hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciine gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özelhayatın gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere -Anayasa'nın 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmışolduğundan anılan bendin (b) alt bendi gereğince- YETKİLİ İDARİ YARGI MERCİİNE(Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin E.2014/726, K.2015/709sayılı dosyasıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,
D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 3/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.