TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEMİL DANIŞMAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6319)
Karar Tarihi: 16/7/2014
R.G. Tarih-Sayı: 16/10/2014-29147
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Cemil DANIŞMAN
Vekili
:
Av. Münip ERMİŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, oğlunun güvenlik güçlerinin yaptığıoperasyonda gereksiz bir şekilde silah kullanılması sonucu öldüğünü, yaralıolarak ele geçirildiği sırada polisler tarafından darp edildiğini, bu olaylailgili yürütülen adli soruşturmanın etkili olmadığını, bu nedenle kovuşturmayayer olmadığına karar verildiğini belirterek yaşam hakkının, işkence ve eziyetyasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 14/8/2013tarihinde Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdariyönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 3/2/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 3/2/2014 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 3/4/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvuruculara 4/4/2014 tarihinde bildirilmiş ancak başvurucular Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun oğlu Çağrı DANIŞMAN (Ç.D.) 33 yaşında birşizofren hastasıdır. Ç. D. son 5 yılını daha çok Burdur ili Bucak ilçesi Kestelköyünde ailesinin kendisine verdiği ceviz bahçesi ile ilgilenerek geçirmiş ve obahçede bulunan bir kulübede yaşamıştır. Bununla birlikte, arada sıradaAntalya’da yaşayan ailesinin yanına gelmektedir.
9. 4/10/2012 tarihinde saat 19.57’de (telsiz kayıtları vepolis tutanaklarına göre) 155 polis imdat hattına, Antalya Merkez YıldızMahallesi 228. sokakta şüpheli bir şahıs olduğu ihbarı yapılır. Bu ihbarda,"Şüpheli bir şahsın bir bir buçuksaattir Dayıbaşı apartmanının giriş kapısında beklediği yanında ve yerde birçanta bulunduğu" söylenir ve kişinin eşkâli tarif edilir.
10. İhbarın hemen ardından saat 20.10 civarında motosikletlibir polis ekibinin ihbarın olduğu yere intikal ettiği, ancak silahlı saldırıyauğradığı telsiz kayıtlarına yansır.
11. Saat 20.30 sıralarında ise bu sefer Antalya Merkez FatihMahallesi Kepez (Cezaevi) kavşağında ikinci bir saldırı duyurusu telsizanonslarına yansır. Şüpheli kişi veya kişilerin olay yerini terk ettiğibildirilir.
12. Saat 21.57’de başlayan anonslarda ise "şahsı aldık" çağrısı telsizkayıtlarına girer. Yine telsiz kayıtlarına göre her hangibir "silahlı çatışmadan"bahsedilmez. Sadece şahsın “yaralı olarak”ele geçirildiğinden bahsedilir. Yaralı ele geçirildiği ifade edilen kişibaşvurucunun oğlu Ç. D.’dir.
13. Başvurucunun oğlu polislerle girdiği silahlı çatışmasonucunda yaralanmış ve hastaneye kaldırıldığı sırada ambulansta yaşamınıyitirmiştir. Bu olayda ayrıca, üç polis memuru hayatını kaybetmiştir.
14. Olay sonrası Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık),resen 2012/60237 dosya numaralı soruşturmayı başlatmıştır.
15. Soruşturma sırasında başvurucunun yazılı istemi üzerine,maktul Ç. D.’yi yaralı şekilde Atatürk Devlet Hastanesine götüren ambulansa aitGPS kayıtları soruşturma dosyasına girmiştir. Bu kayıtlara göre, ambulansın20.10’dan itibaren olay yerinin yakınlarında olduğu anlaşılmaktadır. 20.50'denitibaren tramvay durağında yani olay yerinin 50 metre yakınında park ettiğigörülmektedir. Ambulansın saat 22.01 sıralarında yaralı olarak ele geçtiğiifade edilen Ç. D.’nin başına 22.07 sıralarında geldiği anlaşılmaktadır.
16. Başvurucunun iddiasına göre, sözkonusu kayıtlarda, ambulansın 22.08’de hareket ettiği, 22.30’de ise olayyerinden tamamen ayrıldığı açıkça görülmektedir. Yaralıyı aldıktan sonra ise 9ila 21 km/saat hızlar arasında Yeni Doğan Mahallesi/Kepez bölgesine geldiği,daha sonra 8 ila 33 km/saat hızlarla 22.41’de Atatürk Devlet Hastanesine girişyaptığı görülmektedir. Yaralınınolay yerinden alınması ile ambulansın hareket etmesi arasında yaklaşık 28–30dakika geçmiştir. Başvurucunun iddiasına göre, yolda ambulansın yavaş gitmesisonucu, normal araçla en fazla 4 dakikada alınabilecek mesafe yaklaşık 12dakikada kat edilmiştir. Açıklanan nedenlerle yaralının başına gelinmesi ilehastaneye götürülmesi arasında 40 dakikaya yakın bir süre geçmiştir.
17. Başvurucu, 4/12/2012 tarihli dilekçe ile oğlunu hastaneyegötüren ambulans şoförü ve diğer sağlık görevlilerinin kusurlu olduğugerekçesiyle, şüpheli olarak soruşturmaya dâhil edilmeleri talebinde bulunmuşve Adli Tıp Kurumu raporuna karşı beyanlarını sunmuştur.
18. Adli Tıp Kurumu Antalya Grup Başkanlığı Morg İhtisasDairesinin 14/12/2012 tarihli otopsi raporu Mahkemeye sunulmuştur.
19. Başvurucu, 19/10/2012 tarihli dilekçeyle, söz konusuolayda polis memurlarının şüpheli konumunda bulunması sebebiyle, soruşturmanınbizzat Savcılık tarafından yürütülmesi talebinde bulunmuştur.
20. Başvurucu, 20/12/2012 tarihli dilekçe ile otopsiraporlarına göre oğlunun kafa ve çene bölgesinde kırıkların tespit edildiğinive bu kırıkların yakalama sonrası olay yerine gelen polis memurlarının oğlunutekmelemesi sonucu oluştuğunu belirterek, polis memurlarının eylemlerininişkence niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, oğlunun son olarak elegeçirildiği yerde polisle silahlı çatışmaya girmediğini de ileri sürmüştür.
21. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda olayhakkında 18/3/2013 tarih ve Soruşturma No.2012/60237, K.2013/9284 sayılıkovuşturmaya yer olmadığına (KYO) dair karar verilirken, olayın gelişimine,soruşturma sürecinde yapılan işlemler ve toplanılan deliller ile ulaşılansonuca ilişkin aşağıdaki ifadelerin yer aldığı görülmektedir. Başvurucu ile soruşturmamakamı arasında olayın gerçekleşme koşulları açısından ihtilaflı olan hususlaraise ayrıca ve ayrıntılı olarak kararın “İnceleme”bölümünde yer verilecektir. Anılan KYO kararının ilgili kısımları şöyledir:
“…
OLAYA İLİŞKİN TOPLANAN DELİLLER, ALINAN KRİMİNALEK(S)PERTİZ RAPORLARI, ADLÎ TIP RAPORLARI VE BUNLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Maktul polis memurları ve maktul ÇağrıDANIŞMAN'ın olaydan sonra Cumhuriyet Başsavcılığımız nezdinde hastanede uygunortamda ölü muayenelerinin tek tek yapıldığı, ölü muayenesi sırasında hepsininateşli silah sonucu vücutlarındaki darbelerin belirlenmiş ve ardından klasikotopsi işlemleri yapılmış olup, bu otopsi işlemi sırasında maktullerin ateşlisilah darbeleri sonucu ölmüş olduklarının belirlendiği, maktul M. Ç.'nin av tüfeğindençıkan darbe sonucu yaşamını yitirdiği, diğer maktullerin tabanca mermisi ileöldürülmüş olduklarının belirlendiği, maktullerin klasik otopsileri sonrasındaAntalya Adli Tıp Grup Başkanlığınca hepsi için ayrı ayrı tanzim edilenayrıntılı otopsi raporlarında ölüm sebeplerinin maktul M. Ç. yönünden av tüfeğiile ateş edilmek sureti ile, diğerleri yönünden suç tabancayla ateş edilmeksureti ile meydana gelen iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu meydanageldiğinin belirlendiği, maktul M. Ç.'nin vücudundan pek çok av tüfeği saçmatanesinin tespit edildiği, bunun akciğer ve büyük damar harabiyeti ile birlikteiç ve dış kanamaya sebebiyet verdiğinin tespit edildiği, maktul M. K.'nınateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı büyük damar harabiyeti ilebirlikte iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği, maktul A. B.’nin ölümününateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı büyük damar harabiyetleri ilebirlikte iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği, maktul M. K.’nın cesedindeniki adet mermi çekirdeği, maktul A. B.’nin cesedinden bir adet mermiçekirdeğinin çıkarılarak muhafaza altına alındığı, maktul Ç. D.'nin ölümününateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı göğüs ve karına nafiz iç organhasarları iç ve dış kanama sonucu meydana geldiğinin belirlendiği, maktul Ç.D.'nin cesedinden dört adet küçük kurşun parçalarının çıkarılıp muhafaza,altına alındığı;
Gerek maktul Ç. D.'nin olayda kullandığı avtüfeği ve polis memurları maktul M. Ç’den gasp ettiği … seri tabanca ile ikinciolay yerinde maktul M. K.'dan gasp ettiği … seri nolu … marka tabancalar ileolayda silah kullanan diğer polis memuru müşteki şüphelilerin tabancalarına elkonulmuş olup, bu tabancalar hem Polis Kriminalde hem de İstanbul Adli Tıp Kurumundagerekli incelemelere tabi tutulmuş olup, İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisasDairesi Balistik şubesinin 03/12/2012 tarihli ayrıntılı raporunda Ç. D.'ninvücudundan çıkan dört adet kurşun parçalarının maktul polis memurları A. B. veM. K.'nın cesetlerinden çıkarılan mermi çekirdeklerinin yapılan mukayesesisonucu maktul A. B. ve maktul M. K.'nın cesetlerinden çıkan mermiçekirdeklerinin … seri nolu … marka tabancadan atılmış olduklarınınbelirlendiği, söz konusu tabancanın ilk olayda maktul şüpheli Ç. D. tarafındanav tüfeği ile öldürülen polis memuru maktul M. Ç.'den Ç. D. tarafından gaspedilen silah olduğu ve bu silahtan atılan kurşunlarla ikinci olay yeri olancezaevi kavşağında Çağrı DANIŞMAN tarafından ateş edilmek suretiyle maktulpolis memurları M. K. ve A. B.'nin öldürüldüğünün belirlendiği, maktul Ç.D.'nin cesedinden çıkarılan dört adet kurşun parçası nüvesinin parçalanmış, çokküçük olması sebebiyle hangi tabancadan atıldıklarının tespitinin mümkünolmadığı (İstanbul Adlı Tıp Kurumu Raporuna göre);
Antalya Kriminal Polis LaboratuarıMüdürlüğünün altı sayfadan oluşan 06/10/2012 tarihli ekspertiz raporunda maktulşüpheli Ç. D.'nin olay günü sevk ve idaresindeki 07 DE 044 plakalı araçtakurşun izlerinin tespit edildiği, bunların bir kısmının şoför kapısında, birkısmının arka camda olduğunun fotoğraflı olarak tek tek gösterilmek suretiyleirdelendiği, yapılan atışların uzak atış olduğunun belirlendiği, olay yeriinceleme ekiplerince maktullerin olay sırasında üzerlerindeki giysilerinin tek.tek alınıp Antalya Polis Kriminal Laboratuarına gönderilip ayrıntılıincelemelerinin diğer tespit edilen bulgularla birlikte 05/10/2012 tarihliekspertiz raporuna göre maktul şüpheli Ç. D.'nin sol el iç, sol el dış, sağ eliç, sağ el dış svap numunelerinde atış artıklarının bulunduğunun tespitedildiği, maktul M. Ç.'nin sol el iç, sol el dış, sağ el iç ve sağ el dış svapnumunelerinde atış artıklarının bulunduğunun tespit edildiği, maktul M. K.'nınsağ el iç, sol el dış svap numunelerinde atış artıklarının bulunduğunun tespitedildiği, müşteki şüpheliler A. İ., Y. K. ve B. D.’nin ellerinde atışartıklarının bulunduğunun tespit edildiği, diğer müşteki şüphelilerde atışartıklarına rastlanmadığı;
Maktul şüpheli Ç. D.'nin giysileri üzerindeyapılan ayrıntılı inceleme sonucunda vücuduna isabet eden silahlı atışlarınuzak atış olarak belirlendiği, bu hususun maktul Çağrı D.’nin otopsisisırasında da cilt ve cilt altı bulgularına göre de vücudundaki tüm atışlarınbitişik atış mesafesi dışında yapıldığının belirlendiği (14/12/2012 tarihtiotopsi raporu), maktul M. Ç.'de meydana gelen atışlardan bir tanesinin uzakatış, birinin ise yakın atış olduğunun tespit edildiği, maktul M. K.'nıngiysileri üzerinde meydana gelen atışın uzak atış olduğunun belirlendiği;
06/10/2012 tarihli ekspertiz raporuna göremüşteki şüpheliler M. Ö., İ. Ç., A. İ., Ö. Ş., Y. K., B. D., M. Z. H. ve M.E.’ye ait tabancaların, olay yerinde elde edilen 28 adet boş kovan, bir adetmermi çekirdeği, teşhis niteliği bulunan iki adet mermi çekirdeği gömlekparçasının yapılan karşılaştırmasında bir adet kovanın polis memuru Ö. Ş.'yeait tabancadan atıldığının. 7 kovan ve 1 adet mermi çekirdeğinin polis memuruA. İ.'ye ait tabancadan atıldığının, bir delil poşeti içerisinde çıkan üç adetboş kovanın, başka bir delil poşeti içerisinde çıkan iki adet mermi çekirdeğigömlek parçasının bir adedinin polis memuru İ. Ç.'ye ait tabancadanatıldığının, iki adet boş kovanın polis memuru M. Ö.'ye ait tabancadanatıldığının, bir adet boş kovanın baş komiser B. D.’ye ait tabancadanatıldığının tek tek tespit edildiği;
Cezaevi kavşağı ve devamında tespit edilentoplam 8 adet boş kovanın maktul şüpheli Ç. D.’nin gasp ettiği maktul polismemuru M. Ç.' Ye ait … marka tabancadan atıldığı, tespit edilebilen 3 adet boşkovanın ise yine maktul şüpheli Ç. D.'nin maktul polis memuru M. K.’dan gaspettiği … marka tabancadan atılmış olduğunun hem Polis Kriminal Lab. hem deİstanbul Adli Tıp Kurumu Balistik İnceleme Şube Müdürlüğü raporuna görebelirlenmiş olduğu.
07 DE 044 plakalı araçta yapılan incelemesonucu dikiz aynasında tespit edilen parmak izinin maktul şüpheli Ç. D.'nin sağel baş parmak iziyle aynı olduğunun tespit edildiği:
Böylece maktul şüpheli Ç. D.'nin ilk olaydamaktul M. Ç.'ye av tüfeği ile vurmak suretiyle öldürdüğü ve ondan gasp ettiğitabancayla çevirme noktası olan cezaevi kavşağındaki ikinci olayda maktuller M.K. ve A. B.'ye ateş etmek suretiyle her ikisini bu tabancayla öldürdüğünün netolarak tereddütsüz belirlendiği, maktul şüpheli Ç. D.'nin söz konusu tabancayıilk öldürdüğü polis memurundan gasp ettiğinin alınan tüm tanık beyanlarıyla dadoğrulandığı, maktul Ç. D.'nin gasp ettiği … seri nolu tabancanın yine gaspetmiş olduğu … seri nolu tabancanın maktul şüpheli Ç. D.'nin yaralı elegeçirildiği noktada üzerinde tespit edildiği, her iki tabancada teşhiseelverişli parmak izinin bulunmadığı ancak … seri nolu tabancanın şarjörkısmında elde edilen biyolojik bulgunun maktul şüpheli Ç. D.'nin kan örneği iletıpa tıp uyuştuğunun Ankara Kriminal Polis Laboratuvan raporuyla belirlenmişolduğu;
Maktul şüpheli Ç. D.'nin ele geçirilmesi içinyapılan operasyon sırasında müşteki şüpheli polis memurlarının silahkullandığı, ancak maktul Ç. D.'nin cesedinden 4 adet kurşun parçası çıktığı,bunların da İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının vermiş olduğu rapora göre,kıyaslama niteliğinin bulunmadığı, dolayısıyla hangisinin silahındanatıldığının tespitinin yapılamadığı, ancak giysileri üzerinde yapılanincelemede Antalya Emniyet Müdürlüğü Polis Kriminal Laboratuarının raporunagöre atışların uzak atış niteliğinde olduğu, bu hususun otopsi sırasında AdliTıp Uzman Heyetince de atışların bitişik alış mesafesinde olmadıklarınınbelirlendiği, dolayısıyla maktul şüpheli Ç. D.’nin yakın mesafeden veya bitişikmesafeden vurulduğuna dair herhangi bir somut delil bulunmadığı, aksinegüvenlik güçlerinin yasal çerçevede silah kullanma yetkilerini kullanarak vekendilerine yönelikle silahla ateş etmekte olan maktul şüpheli Ç. D.'nin olduğubölgeye doğru rastgele ateş ettikleri ve yaralı olarak ele geçirildikleri,akabinde sevk edilen hastanede yaşamını yitirdiği, Ölü muayene tutanağı veayrıntılı otopsi raporunda da belirtildiği üzere maktul şüpheli Ç. D.'ninözellikle herhangi bir bölgesinin hedef alınmadığı, atışların rastgeleyapıldığı, maktul şüpheli Ç. D.'nin silah tutan sağ el ve koluna doğru da pekçok ateş edilmiş olduğu ve bu koldaki mermi yaralanmaları dikkate alındığındagüvenlik güçlerinin öncelikle şüphelinin ateş eden eline ve koluna doğru ateşetmiş olduklarının apaçık ortada olduğu, maktul şüpheli Ç. D.'nin vücuduna 6mermi isabet ettiği, bunun 4 adedinin kol bacak omuz gibi hayati tehlikeoluşturmayacak ve öldürücü olmayan atışlar olduğu, göğüs ve karın bölgesineisabet eden iki merminin öldürücü nitelikle olduğunun otopsi raporuylabelirlendiği, dolayısıyla mevcut deliller çerçevesinde maktul şüpheli Ç. D.'ninbabası olan müşteki Cemil DANIŞMAN'ın iddiaları ve avukatı Münip ERMİŞ'indosyaya yansıyan pek çok müracaatının içeriğini ve şikâyetlerini doğrulayıcıherhangi bir somut delil bulunmadığı, aksine güvenlik güçlerinin yasalçerçevede hareket ettiklerinin tüm delil durumundan rahatlıkla anlaşıldığı;
Maktul Ç. D.’nin babası olan müşteki CemilDANIŞMAN'ın avukatı olan Antalya Barosu Avukatı Münip ERMİŞ'in vermiş olduğudilekçede Ç. D.’nin ele geçirildiği ve ilk çekilen fotoğraflarında sırtındaherhangi bir kan olmadığı, ancak daha soma çekilen fotoğraflarında sırtındankanlar gözüktüğünü iddia ederek olayda Ç. D.'nin kasten öldürüldüğünü iddiaetmiş ise de söz konusu fotoğrafları çektiği anlaşılan tanık S. K.’nin alınanayrıntılı beyanında; sırtında kan gözükmediği iddia edilen ve daha sonrakikarelerde sırtında kan olduğu gözüken fotoğrafları kendisinin çektiğini,sırtında kan olmadığı iddia edilen fotoğrafın maktul Ç. D’nin ayak bölgesininolduğu taraftan çekildiği, bu sırada güvenlik güçlerinin Ç. D.’nin elinisırtına doğru kıvırdıkları ve üst sırt bölgesindeki kanlı kısmın bu nedenle okarede gözükmediğini, o karenin çektiği ilk fotoğraf karesi olmadığını, ilkçektiği fotoğraf karesinde Ç. D.’nin kafa bölgesinin baktığı taraftan çektiğinive buradaki karede üst sırt bölgesinin kanlar içinde olduğunu, ele geçirildiğisırada da herhangi bir silahlı ateş etme olayını görmediğini ifade ettiği,dolayısıyla ele geçirildikten sonra öldürme iddiasının da doğru olmadığının buşekilde anlaşıldığı, maktul şüpheli Ç. D.'nin özellikle cezaevi kavşağında ikipolis memurunu öldürdükten sonra kaçış güzergahı dikkate alındığında bugüzergahta kan izlerinin tespit edildiği, bu kan izlerinin Ankara KriminalPolis Lab. Raporuna göre Ç. D.'ye ait olduğunun tespit edildiği, esasen Ç.D.'nin yaralı ele geçirildiği noktaya varmadan yani cezaevi kavşağındankaçarken kendisine ateş eden güvenlik güçlerince burada vurulmuş olduğu, FatihMahallesi ara sokaklarına yaralı vaziyette kaçtığı, bu hususta da belli bir kankaybının söz konusu olduğu ancak yaralı olarak ele geçirildiği bölgede demaktul şüpheli Ç. D.’ye polis memurlarınca pek çok kez olduğu bölgeye ateşedilmiş olduğu, olay yerinden elde edilen boş kovanlardan da bu hususun tespitedildiği;
Maktul şüpheli Ç. .’nin suçta kullandığı …seri nolu … marka tabancanın maktul şüpheli Ç. D. ele geçirildiğinde şarjörününkanlı olduğu, boş olduğu ve tabancanın namlu kısmında iki mermi bulunduğu vemermilerin sıkışmış olduğu, muhtemelen bu noktada güvenlik güçlerine silahdoğrulturken silahın tutukluk yaptığı ve bu nedenle namluda mermi sıkıştığı vebu noktada bu silahla ateş edemediği, üzerinde ele geçirilen … seri nolu …marka tabancanın ise cezaevi kavşağında gasp edildikten sonra kaçışgüzergahında şarjörünü düşürmüş olduğu, bu tabancanın da maktul Ç. D. elegeçirildiğinde içerisinde şarjör bulunamadığı, bu silahla da bu noktada busebeple ateş edemediğinin anlaşıldığı;
Dosyada, bulunan DVD ve CD 1er ile ambulansıngüzergahını gösteren GPS raporlarının bilirkişi A. G.’ye verilip kendisindenona ilişkin rapor alındığı, bilirkişinin 19/11/2012 tarihinde sunmuş olduğuraporda, CD ve DVD'lerin incelendiği, bu görüntülerde olay yerini gösteren veolay sırasında çekilen fotoğrafların bulunduğu, bu fotoğrafların aynı zamandabasılıp rapora eklendiği, kayıtların mobese kayıtları, olay yerinde çekilengörüntüler, fotoğraflar, maktullerin ölü muayene sırasında çekilen görüntüleriolduğu, maktul Ç. D.'yi hastaneye götüren ambulans ile ilgili de bilirkişininek rapor verdiği, bu raporda ambulansın GPS kayıtlarının ve GPS haritagörüntüsünün tespit edilip rapora eklendiği, ancak ambulans görevlileri yönündeyapılan şikayetin ambulans görevlilerinin görev niteliği, olayda varsakusurlarının değerlendirilmesinin memur suçlan soruşturma bürosuncadeğerlendirilmesinin uygun olacağı, bu eylemlerin mevcut öldürme eylemlerindensonra meydana geldiği, dolayısıyla konularla ilgili evrakın teftik edilerekMemur Suçlan Bürosuna gönderilmiştir.
…
SONUÇ
… 04/10/2012 günü saat 20.00 sıralarındaYıldız Mahallesinde av tüfeği kılıfında av tüfeğine benzer bir şey taşıdığı veşüpheli hareketlerde bulunduğu iddiasıyla maktul Ç. D.'nin polise ihbaredildiği, bir müddet sonra olay yerine motosikletli yunus intikal ettiği,motosikleti müşteki F. D.'nin kullandığı, maktul M. Ç.'nin ise artçı olarakmotosiklette görevli olduğu ve tespit ettikleri Ç. D.'ye maktul M. Ç.'ninyanaşarak seslendiği, bir aracın kenarında gizlenmiş vaziyette duran maktul Ç.D.’nin kılıf içerisindeki av tüfeğinin önüne mermi sürerek maktul M. Ç.'yedoğrultup kendisine ateş edip vurduğu, daha sonra bir el daha ateş ettiği,diğer müşteki F.D.'nin ise olayın vermiş olduğu etkiyle motosikleti üzerinedüşürdüğü, ayağından yaralandığı ve bir müddet yerde kaldığı için kalkıparkadaşına yardım edemediği, maktul Ç. D.'nin maktul M. Ç.'nin görev silahınıda gasp ettiği ve müşteki F. D.'ye av tüfeği ile ateş edeceği sırada da tanıkolarak dinlenen İ. C.'nin Ç. D.'nin üzerine balkondan laptopunu atmak suretiyleF. D.'ye ateş etmesini bu şekilde engellediği, olay yerinde de laptopunparçalanmış olduğu bizzat keşif sırasında tarafımızdan görülüp durumun tutanağageçirildiği,
Maktul şüpheli Ç. D.'nin bu olaydan sonrakendisine ait olduğu anlaşılan 07 DE 044 plakalı araçla olay yerinden kaçtığı,güvenlik güçlerinin yapmış olduğu çalışmalar neticesinde bu araçla cezaevikavşağına doğru seyir halinde bulunduğu ve güvenlik güçlerince takibe alındığı,maktul polis memurları M. K. ve A. B.’nin maktul şüpheli Ç. D.'nin aracınıarkadan takip ettikleri, cezaevi kavşağına geldiklerinde de maktuller M. K. veA. B.'nin Ç. D.'nin arabasına yanaşarak araçtan inmesini istedikleri, Ç. D.'nindaha önce M. Ç.'den gasp ettiği tabancayla her ikisine ateş ederek polismemurları M. K. ve A. B.'yi de cezaevi kavşağında vurmak suretiyle öldürdüğü,kendisine burada uyarı atışında bulunan güvenlik güçlerinin "teslimol" çağrısına da uymayarak Fatih Mahallesinin karanlık sokaklarına giripizini kaybettirmeye çalıştığı, en son ele geçirildiği noktada bir ağacıkendisine siper edip silahını güvenlik güçlerine doğrulttuğu, ancak silahınnamlusunda mermi sıkıştığı için ateş edemediği, daha öncesinden de yaralanmışolduğu, burada da güvenlik güçlerinin kendisinin olduğu yöne doğru ateşettikleri ve yaralı ele geçirdikleri, daha sonra kaldırıldığı hastanedeyaşamını yitirdiği, vücuduna isabet eden 6 mermiden iki tanesinin ölümcülnitelikte olduğu, diğerlerinin ölümcül nitelikte olmadığının belirlendiği,
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde güvenlikgüçlerinin silah kullanma olayının irdelendiği, bu irdeleme sonucunda güvenlikgüçlerinin silah kullanma yetkilerini gerek Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu,gerek Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 2. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesininiçtihatları gerekse Yargıtayımızın yerleşik içtihatları göz önüne alındığındakanunun kendilerine tanıdığı yetki çerçevesinde kullanmış oldukları, yukarıdaTCK 24.-25. ve TCK 28. maddeleri konuya ışık tutması açısından irdelenmiş isede, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararımızın gerekçesinin esasen buolmadığı, bu maddelerde belirtilen meşru müdafaa, zorunluluk hali olayımızdamevcut olmakla birlikte güvenlik güçlerinin hangi hallerde silahkullanabileceği, silah kullanma sınırı, şartlar göz önüne alındığında kanuniyetkileri dahilinde karşı saldırıyı defetmeye ve durdurmaya yönelik daha vahimsonuçlar meydana çıkmasını önlemeye yönelik orantılı ve gereklilik ilkelerineuygun silah kullanmış olmalarının esas gerekçe olduğu, bunun da Avrupa İnsanHaklan Sözleşmesinin 2. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuyabenzer içtihatları ve Yargılayın konuya benzer içtihatları dikkate alındığındaolayımızda da güvenlik güçlerinin silah kullanma yetkilerinin bu kriterlerdikkat alındığında kanun hükmüne uygun olduğu KANAAT VE SONUCUNA VARILDIĞINDAN;
Maktul şüpheli Ç. D.'nin polis memuru olanmaktuller M. Ç., M. K. ve A. B.'ye yönelik silahlı saldırı sonucu insan öldürmeeyleminden, nitelikli yağma ve 6136 Sayılı Yasaya Muhalefet suçlarından dolayıTCK 64. maddesi uyarınca maktul şüpheli Ç. D.’nin olayda yaşamını yitirmişolduğu anlaşıldığından;
Müşteki şüpheli polis memurları olup Ç. D.'ninele geçirilmesi amacıyla silah kullanan ve kendilerine yönelik Ç. D.'nin ateşetmesi sebebiyle de kendilerine müşteki şüpheli sıfatı verilen S. Y., İ. Ç., Ö.Ş., Y. K., A. İ., M. Ö, M. Z. H., M. E. ve B. D. hakkında yukarıda ayrıntılıbir şekilde belirtildiği şekilde yasal çerçevede kanun hükümlerinin kendilerinetanıdığı yetki ve sınır çerçevesinde silah kullanmış oldukları ve bu silahkullanma eylemleri sebebiyle Ç. D. yaşamını yitirmiş ise de, eylemlerinin tümboyutlarıyla TCK hükmüne, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası hükmüne, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi 2/2 hükmüne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtayımızınyerleşik içtihatlarına uygun olduğundan CMK 172 ve devam eden maddeleri uyarıncaKAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA
…
Karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 güniçerisinde Manavgat Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına itiraz yolu açık olmaküzere karar verildi. 18/03/2013.…”
22. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Manavgat 1.Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 5/6/2013 tarih ve 2013/1064 Değişik İş No’lukararıyla şu gerekçelerle reddedilmiştir:
“ … Maktul şüpheli Ç. D.'nin kendisine ait av tüfeği ile polis memuru M. Ç.'yi vurarak üzerinde bulunansilahı alarak kaçması, takip sırasında kırmızı ışıkta aracın durduğu sıradakendisine yaklaşarak araçtan inmesini söyleyen polis memurları M. K. ve A.B.’yi maktul M. Ç.'den almış olduğu silahı kullanmak suretiyle öldürmesi, polismemuru M. K.'nın da silahını alarak kaçmaya devam etmesi, yapılan ikaz veuyarılara rağmen güvenlik güçlerine teslim olmaması, kovalamaca sonucu 3351 ile3356 sokağın kesiştiği arazide güvenlik güçlerinin ateş etmesi sonucu yaralıolarak ele geçirilmesi ve kaldırıldığı Atatürk Devlet Hastanesi'nde ateşlisilah yaralanmasına bağlı olarak hayatını kaybetmesi şeklinde gerçekleşenolayla ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu verilen kovuşturmaya yerolmadığına dair kararın gerekçesine göre, kararda usul ve yasaya aykırılıkbulunmadığı, dosya kapsamında maktul Ç. D.'nin yaralı olarak ele geçirildiktensonra öldürüldüğüne dair kamu davası açmaya yeterli delil bulunmadığı kanaatinevarıldığından itirazın reddine. …”
23. Mahkemenin kararı 7/8/2013 tarihinde başvurucu vekilinetebliğ edilmiş ve süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
24. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun “Zorve silah kullanma” kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:
“(Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.) Polis,görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıylave kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmeninmahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekildekademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartlarıgerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilerekarşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşıveya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlısu, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri veatları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeyedevam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtaryapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamındadirenmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağızorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarakmüdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç vegereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına yönelik birsaldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkinhükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.
Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılmasıkapsamında,
b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanaraketkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla vekıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorlagetirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halindeşüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,
silah kullanmaya yetkilidir.
Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamındasilah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısındabulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarıamacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıylaele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamakamacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
Polis, direnişi kırmak ya da yakalamakamacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahlasaldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiyekarşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateşedebilir.”
25. 2559 sayılı Kanun’un“Adlî görev ve yetkiler” kenarbaşlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Polis, bu maddede yazılı görevlerininyanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturmaişlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.
Polis, bir suça ilişkin olarak kendisineyapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkinbilgileri yazılı hale getirir.
Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyetüzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerinve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi vesuçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gereklitedbirleri alır.
Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğubilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti,kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğuolayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyetsavcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işinaydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar.
Yapılacak araştırma sonunda edinilen bilgininbir kabahate ilişkin olduğu hallerde, konu araştırılarak gerekli yasal işlemyapılır veya yapılması sağlanır.
Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayanpolis, bunların yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlereaykırı davranan kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zorkullanarak bundan men eder.
Polis, suçun delillerini tespit etmekamacıyla, Cumhuriyet savcısının emriyle olay yerinde gerekli inceleme ve teknikaraştırmaları yapar, delilleri tespit eder, muhafaza altına alır ve incelenmeküzere ilgili yerlere gönderir.
Olay yeri dışında kalan ve o suça ilişkindelil elde edilebileceği yönünde kuvvetli şüphe sebebi bulunan konut, işyeri vekamuya açık olmayan kapalı alanlarda yapılacak işlemler için Ceza MuhakemesiKanununun arama ve elkoymaya ilişkin hükümleri uygulanır.
Polis, olaydaki failin, gözaltına alınanşüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olmasıhalinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir.
…”
26. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler”başlıklı İkinci Bölüm’ün “Kanunun hükmü veamirin emri” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:
“ (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.
(2)Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan biremri uygulayan sorumlu olmaz.
(3)Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirdeyerine getiren ile emri veren sorumlu olur.
(4)Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiğihallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.
27. Anılan Kanun’un “Meşrusavunma ve zorunluluk hali” başlıklı 25. maddesi şöyledir:
“(1)Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen,gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal vekoşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenenfiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2)Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek nedenolmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak birtehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikeninağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ileişlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” Cumhuriyetsavcısının görev ve yetkileri
28. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri”başlıklı 161. maddesi şöyledir:
“(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veyaemrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayıyapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamugörevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevigereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlemyapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından sözkonusu işlemi yapmasını ister.
(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoyduklarıolayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıklarıCumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeyeilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kollukgörevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle:25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa süredeyazılı olarak da bildirilir.
…”
29. Anılan Kanun’un “Adlîkolluk ve görevi” başlıklı 164. maddesi şöyledir:
“(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 ncimaddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev veYetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı GümrükMüsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik KomutanlığıKanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlikgörevlilerini ifade eder.
(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyetsavcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkinemirlerini yerine getirir.
(3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindekihizmetlerde, üstlerinin emrindedir.”
30. Anılan Kanun’un “Kovuşturmayayer olmadığına dair karar” başlıklı 172. Maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“ Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması içinyeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmamasıhâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarargören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir.Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
31. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 14/8/2013 tarih ve 2013/6319 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu, silah kullanılmasını gerektiren bir durum sözkonusu olmamasına rağmen güvenlik görevlilerince silah kullanılarak oğlununölümüne sebebiyet verildiğini, soruşturmanın önemli bir kısmının şüphelikonumunda olan kolluk tarafından yürütüldüğünü, işkence suçunun soruşturmakonusu yapılmadığını ve KYO kararında işkence iddialarının incelenmediğini,ambulans şoförü ve diğer sağlık görevlileri hakkında sadece görevi kötüyekullanmaktan idari soruşturma başlatıldığını fakat insan öldürmeye iştiraktenhiçbir soruşturma açılmadığını belirterek Anayasa’nın 17. ve 40. maddelerindegüvence altına alınan yaşam hakkının, işkence ve eziyet yasağının ve etkilibaşvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası
33. Başvuru konusu olayda polisin gereksiz yere silahkullanması suretiyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dairiddiaların 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksunolmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğindenbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. İşkence ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiği İddiası
34. Başvuru konusu olayda başvurucunun oğlunun etkisiz olarakele geçirildiği yerde polis tarafından darp edildiği ve bu yöndeki iddialarınsoruşturulmadığından bahisle Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen işkence veeziyet yasağının ihlal edildiğine dair iddiaların da açıkça dayanaktan yoksunolmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğindenbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Yaşam Hakkının Esasının İhlal Edildiği İddiası
i. Başvurucununİddiaları ve Bakanlığın Görüşü
35. Başvurucu, başvuru konusu olayın son aşamasında, yani Ç.D.’nin yaralı olarak ele geçirildiği anda kendisinde silah bulunmadığını, ondaolduğu iddia edilen silahlarda kendisinin parmak izinin bulunduğunun tespitedilmediğini, silahların sonradan kendisinin yanına getirildiğini, bu nedenleolayda polisin silah kullanma yetkisinin bulunmadığını ileri sürmüştür.Başvurucu, ayrıca olay hakkında Savcılık tarafından verilen KYO kararında silahkullanma yetkisinin meşru sınırlar içinde gerçekleştiği sonucuna ulaşılırken,polisin hazırladığı “olay tutanağı”nda ve tanık ve şüpheli sıfatıyla sorgulananpolislerin ifadelerinde, Ç.D.’nin kendilerine doğru birden fazla ateş ettiği,kendilerinin de bu ateşe karşılık vermek zorunda kaldıklarının beyan edilmesinerağmen, Savcılığın bu beyanları esas almadığını (alamadığını), çünkü son olayıngerçekleştiği yerde Ç. D.’nin yanında bulunan iki silahta parmak izininbulunmadığını ve vurulduğu yerde bulunan 13 adet mermi kovanının tamamınınpolis memurlarının silahlarına ait olduğunu, sonuç olarak ağır yaralı olmasınave herhangi bir direniş göstermemesine rağmen oğlunun polisler tarafındansırtından vurularak öldürüldüğünü ileri sürmüştür.
36. Bakanlık görüşünde, polis tarafından kullanılan gücünhaklı ve gerekli olup olmadığının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)içtihatları doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği, AİHM’ye göre Devletgörevlilerinin güç kullandığı durumlarda sadece güce başvuran görevlilerineylemlerini değil, aynı zamanda hukuki ve düzenleyici çerçeve, bu çerçeveninhazırlanması ve denetlenmesine ilişkin hususlar da dâhil ilgili bütünkoşulların göz önünde tutulması gerektiğinin kabul edildiği, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. maddesinin 2. paragrafının sadece kasıtlı adamöldürmenin meydana geldiği durumları değil, kasıtsız bir şekilde ölümlesonuçlanabilecek «güce başvuru yollarının»oluşabileceği durumları da kapsadığı, bununla birlikte zor kullanmanın 2.maddenin a., b. veya c. bentlerinde bahsedilen amaçlardan biriningerçekleştirilmesi için “mutlak zorunlu”durumlarda kullanılması gerektiği, başvurulan gücün bahsedilen amaçlarlakesinlikle orantılı olması gerektiğinin kabul edildiği, AİHM’nin Türkiyehakkındaki açılan davalarla ilgili bazı kararlarında, olay hakkındakideğerlendirmesini, olaydan kopuk bir bakış açısı ile olayın sıcağıyla karşılıkvermek zorunda kalmış memurların değerlendirmesinin yerine koyamayacağınahükmettiği, başka türlü bir hükme varmanın Devletler ve görevini ifa etmekteolan kolluk kuvvetleri üzerine gerçekçi olmayan bir yük getirmek, belki debunların ve diğer kişilerin hayatını tehlikeye atmak anlamına geleceğini kabulettiği belirtilmiştir.
37. Bakanlık görüşünde ayrıca AİHM’nin, polisin silahkullanma yetkisini düzenleyen 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ceza mahkemelerinceyorumlanma biçimine bakarak, bu yasal çerçevenin temelde kusurlu olduğu veSözleşmenin günümüz Avrupa’sının demokratik toplumlarında gerekli kıldığı yaşamhakkını kanunla koruma düzeyinin altında kaldığı sonucuna vardığı ifadeedilmiştir.
38. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili şudeğerlendirmeler yapılmıştır: Başvuruya konu olayda, önceden planlanan veçerçevesi çizilen bir polis operasyonu bulunmadığı, yapılan bir ihbar sonucupolisin olay yerine gitmesi ve beklenmedik bir şekilde polise ateş edilmesi vepolis memurlarından birisinin vefat etmesi ve diğerinin yaralanması neticesindebaşlayan takip ve yakalamanın söz konusu olduğunun hatırda tutulmasıgerekmektedir. Bu süreç, olay akşamı saat 20.10 ile saat 21.50 arasını kapsayanyaklaşık iki saatlik bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu süreçte polistelsizinde sürekli anonslar yapılarak, polis ekipleri sürekli bilgilendirilmişve yönlendirilmiştir. Ayrıca, Ç. D.’nin polis memurlarına karşı ateşli silahkullanmış olması ve çevresine ateş etmiş olması ve kaçarken silahlı oluşunazara alındığında, olayın sıcaklığı ve gerçek bir tehdit olgusunun varlığıkabul edilmelidir. Ç. D.’nin yakalanması amacıyla yapılan müdahale öncesihazırlığın ve müdahalenin kontrolünün değerlendirmesinin bu koşullar dikkatealınarak yapılması Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakılmıştır.
39. Bakanlık görüşünde ayrıca, olay hakkında yürütülensoruşturma kapsamında elde edilen bulgulardan Ç. D.’nin ölümünün uzak atışsonucu gerçekleştiğinin tespit edildiği, vücuduna altı mermi isabet ettiği,bunların dördünün kol, bacak ve omuz gibi bölgelere, diğer ikisinin iseöldürücü bölge olan göğüs ve karın bölgesine geldiğinin Cumhuriyet Savcısıtarafından tespit edildiği, dinlenen tanıklar, yakalamada görev alan tüm polismemurları ve bilgisine başvurulan diğer kişiler, polisin ateş etmeden öncedefalarca uyardığını, Ç. D.’nin teslim olmasını istediğini, buna rağmen Ç.D.’nin bu çağrılara ateş ederek karşılık verdiğini belirttikleri, soruşturmadosyasında yer alan cep telefonu baz istasyonu bilgileri, kamera kaydı çözümtutanakları ve telsiz görüşmeleri tutanaklarının da tanık ve polis memurlarınınbeyanları ile örtüştüğü, vefat eden polis memurlarına yapılan otopsiler vealınan kriminal ekspertiz raporlarından, bu polis memurlarının Ç. D.’ye aitolan av tüfeği ile Ç. D. tarafından öldürülen polis memurlarının üzerindenalınan tabancalar ile açılan ateş sonucu öldüğünün belirlendiği, ayrıcaöldürülen polis memurlarının silahları üzerinde bulunan kanın Ç. D.’ye aitolduğunun tespit edildiği, Ç. D.’nin şizofreni hastası olduğu ve tedavigördüğünün yakalama esnasında polise bildirilmediği, bu koşullar altında polistarafından haksız ve gereksiz güç kullanılıp kullanılmadığınındeğerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
40. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.
ii. Konuyaİlişkin İlkeler
41. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddîve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklamakararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasınınönlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstühallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silahkullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürmefiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”
42. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğerbireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).
43. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletinsahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre,devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm imkânlarıkullanarak, yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için yeterli yasal ve idaribir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu çerçevenin gereği gibi uygulanmasını vebu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusalolsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).
44. Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleştiğiiddia edilen ölüm olaylarının da şüphesiz devletin sahip olduğu “hiçbir bireyin yaşamına son vermeme”negatif yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bu yükümlülük hemkasıtlı bir biçimde öldürmeyi hem de kasıt olmaksızın ölümle sonuçlanan güçkullanımını içermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. McCann/Birleşik Krallık, B.No: 18984/91, BD, 27/9/1995, § 148). Yukarıda yer verilen2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde (§ 24) belirtildiği üzere, güç kullanımı,bedenî kuvvet kullanılması, diğer maddî güç araçlarının kullanılması veya silahkullanılması şeklinde gerçekleşebilecektir.
45. Anayasanın 17. maddesinin son fıkrasına göre, kamugörevlilerince güç kullanılmasının bir anlamda en ağır düzeyini ifade edensilah kullanılmasına “meşrû müdafaa”ile “yakalama ve tutuklama kararlarınınyerine getirilmesi” gibi kuralda sayılan durumlarda cevazverilebilecektir. Ancak söz konusu durumlarda, öldürücü kuvvete başvurulmasınınyaşam hakkının ihlalini doğurmaması için, güç kullanmayı gerekli kılacak “zorunlu bir durum”un varlığı aranacaktır.
46. Anayasa Mahkemesinin kanunların Anayasa’yauygunluklarının denetimi kapsamında bu konuda daha önce verdiği kararlarında,kişilere karşı silah kullanılmasına olanak sağlayan Anayasa’nın 17. maddesinin,koşulları gerçekleştiğinde kolluk güçlerinin bedeni kuvvet ve maddi güçkullanmasına öncelikle izin vereceğinin kuşkusuz olduğu, kamu düzeninisağlamakla yükümlü olan polisin, suç niteliğinde olan eylemleri başka türlüengelleme olanağı kalmadığında, son çare olarak zora başvurabilmesine yönelikdüzenlemelerin Anayasa’ya aykırılık oluşturmayacağı, diğer yandan, kollukgüçlerinin kendilerine karşı kullanılacak güç ile orantılılığı aranmaksızın vekademeli olarak etkisiz kılma yöntemleri belirtilmeksizin “ateşli silah”kullanmalarına imkan veren yasal düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olacaklarıifade edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 26/11/1985 tarih ve E.1985/8, K.1986/27sayılı kararı, Anayasa Mahkemesinin 6/1/1999 tarih ve E.1996/68, K.1999/1sayılı kararı).
47. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
48. Bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli sınırlamakoşullarını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesigereği kişilerin temel haklarından mahrum bırakılmaları halinde elde edilmekistenen kamu yararı ile temel hakkından mahrum bırakılan bireyin haklarıarasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, §37).
49. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. “Elverişlilik”,öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, “gereklilik”, ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca dahahafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılanmüdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
50. Anayasa’da yaşam hakkına güç kullanmak suretiyleyapılacak müdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve AnayasaMahkemesinin bu konuda daha önce vermiş olduğu kararlar birliktedeğerlendirildiğinde, kolluk güçlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlaraulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı “zorunludurumlarda” ve (silah kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşıkarşıya kalınan güce nispeten) “ölçülü”bir biçimde silah kullanabilmelerine izin verdiği söylenebilecektir.
51. Anayasamızdaki düzenlemeye benzer şekilde, AİHS’nin 2.maddesine göre bir ölüm, a) bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasınınsağlanması; b) bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirmeveya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme; c) birayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması durumlarında, “mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı”sonucunda meydana gelmişse, yaşam hakkının ihlalinin gerçekleştiğinden sözedilemez.
iii. İlkelerinSomut Olaya Uygulanması
52. Anayasa Mahkemesi açısından, somut olayın gelişimineilişkin başvurucunun iddiaları ile soruşturma kapsamında elde edilen bulgu veulaşılan sonuçlar arasında bazı farklılıklar bulunmakla birlikte, olayındeğerlendirilmesine imkân sağlayacak düzeyde yeterli maddi ve kanıtlayıcıunsurun bulunduğu görülmektedir.
53. Yaşam hakkı kapsamında devletin, öncelikle yaşamıtehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idaribir çerçeve oluşturması gerekmektedir (§ 43). Aynı yükümlülük doğrudanbireylerin yaşamlarının sona ermesine yol açabilecek kolluk güçlerinin silahkullanılması halleri için de geçerlidir. Bu yükümlülüğün yanı sıra, oluşturulanbu çerçevenin gereği gibi uygulanmasının devlet tarafından sağlanmasıgerekmektedir.
54. Başvuru konusu olayda polislerin silah kullanımınındayanağını oluşturduğu anlaşılan 2559 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 16.maddesi hükmünün, Anayasa’nın silah kullanımının koşullarına ilişkin ilkeleriyönünden incelendiğinde, düzenlemenin, (Anayasa’nın 17. maddesine uygun birşekilde) hangi amaçlarla ve hangi ölçüde güç kullanılabileceğini ortayakoyduğu, öncesinde ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruyazor kullanılacağı ihtarı yapılması koşuluyla, güç kullanımının ateşli silah kullanılmasınavaracak şekilde kademeli olarak arttırılabileceğini hüküm altına aldığıgörülmektedir. Silah kullanımına ilişkin oluşturulan söz konusu yasalçerçevenin, Anayasa’nın 17. maddesinin aradığı güce başvurmaya cevaz verilen “zorunlu bir durum” koşulunu ve genelolarak Anayasa’nın 13. maddesinin temel hakların sınırlanabilmesi için aranan “ölçülülük” koşulunu karşıladığıgörülmektedir. Bakanlık görüşünde yer verilen ve ilgili kuralın yaşam hakkıaçısından gerekli kanunla koruma düzeyinin altında kaldığı sonucuna ulaşılanAİHM kararları, 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 2/6/2007 tarih ve 5681sayılı Kanun tarafından değiştirilmeden önceki haline ilişkin olup, kuralınyeni hali hakkında AİHM’nin bu yönde bir değerlendirmesinin bulunmadığıgörülmektedir.
55. Bu durumda, söz konusu yasal çerçevenin somut olayda neşekilde uygulandığının incelenmesi gerekmektedir.
56. Başvuru konusu olayın gelişimi incelendiğinde, polisinsilah kullanımının ilk andan itibaren genel olarak bir “zanlının yakalanmasına yönelik” olduğuancak yer yer Ç. D. ile polis arasında gerçekleşen karşılaşmalarda silahkullanımının polisler açısından “meşrumüdafaa” niteliği arz edip etmediğinin tartışılması gerektiğigörülmektedir. Bu durumda, öncelikli olarak, başvuru konusu olay açısındantemel olarak silah kullanımının söz konusu iki hal için bir “zorunluluk” arz edip etmediğininincelenmesi gerekmektedir (§ 50).
57. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerininbu konuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerineylemlerinin değil, söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayınbütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararıiçin bkz. McCann/Birleşik Krallık,B. No: 18984/91, BD, 27/9/1995,§ 150). Bunun yanı sırabu konuda yapılacak değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangikoşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl bir seyir izlediğinin de göz önündebulundurulması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Andronicou ve Constantinou/Kıbrıs, B. No:25052/94, 9/10/1997, § 182).
58. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesinindoğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçecek şekildegerçekleşen olaylardaki delillerin değerlendirmesini kendisinin yapması sözkonusu olamaz ve bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olaylarıinceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir. Bununla birlikte, AnayasaMahkemesi ilk derece yetkili mercilerin değerlendirmelerine tamamen bağlıkalmak zorunda olmayıp, kesin ikna edici bulgulara dayanarak farklı birdeğerlendirmede bulunabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. McKerr/Birleşik Krallık, B. No:28883/95,4/4/2000 Klaas/Almanya,22/9/1993, §§ 29-30).
59. Somut olayda operasyonun planlamasına ve kontrolüneilişkin değerlendirmeler yapılırken, Bakanlık görüşünde ifade edildiği üzere,olayların yapılan bir ihbar sonucu polisin olay yerine gitmesi ve beklenmedikbir şekilde polise ateş edilmesi ve polis memurlarından birisinin vefat etmesive diğerinin yaralanması neticesinde başlayan takip ve yakalama süreci şeklindegerçekleştiğinin dikkate alınması gerekmektedir. Başvuru konusu olaydagerçekleşen polis müdahalesi, önceden planlama, istihbarat ve hazırlıkçalışmaları yapılmış bir operasyon olmayıp anlık bir olay sonucu başlayan veyaklaşık iki saat içerisinde başlayıp sona eren bir operasyondur. Bu nedenleancak bu süre zarfında gerçekleşen yönlendirme ve kontrol eylemlerine ilişkinbir değerlendirme yapılabilecektir.
60. Ancak bu konuda başvuru konusu olayda yürütülen soruşturmakapsamında elde edilmiş net bir bilgi bulunmadığı görülmektedir. Başvurudilekçesi ekinde sunulan telsiz kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla kaçankişinin yerini tespite ilişkin yönlendirmelerin bulunduğu, bunun yanı sıraolaya müdahale eden polislere yönelik kayıtlarda bu konuda, “bölgede bulunan ekipler mutlak suretle kendi cangüvenliğini alsınlar” “şahsıaldık”, “şahsı alan ekibimiz 3351sokak üzerindesiniz, doğru mu, sakin olur musunuz”, “ambulans gelsin” “yaralı şahsınşüpheli şahıs olduğu söylüyor, doğruysa sakin olsun” “yakın ekipleriniz kalabalığı dağıtmak içinekipleriniz intikal edebilirler mi”, “bölgedeki resmi ekipler talimat beklemeksizin bize yakın çevregüvenliğini alın” şeklinde bilgi ve talimat verme niteliğindeanonslarının yapıldığı görülmektedir. Başvurucunun da doğrudan bu konuyayönelik bir usulsüzlük iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucu bu konuda sadecetemel olarak üçüncü ve son karşılaşmada oğlunun silahsız olduğunu ve elegeçirildikten sonra vurulduğunu iddia etmektedir.
61. Anayasa Mahkemesi açısından bu konuda polis memurlarınınüstleri tarafından Ç.D.’yi yakalamak için nasıl yönlendirildiklerinin net birbiçimde tespit edilmesi olanaksız olmakla birlikte, olayın gelişim şekli, kaydageçen anonslar ve olaya müdahale eden polislerin ve diğer tanıkların Savcılıksoruşturmasında verdikleri beyanlar birlikte değerlendirildiğinde, polisekiplerinin can güvenliklerinden endişe duydukları, buna yönelik tedbirleredikkat edilmesi yönünde talimatlar verildiği, şahsın yaralı olarak elegeçirildiği bilgisinin alınması öncesi ve sonrasında herhangi bir şekilde o anakadar kimliği tespit edilememiş Ç.D.’nin doğrudan can güvenliğini hiçe sayarbir şekilde yönlendirmenin olduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır.Aksine, yakalama öncesi temel olarak polislerin kendi can güvenlikleriaçısından tedbirler alınması, yakalama sonrası ise olay yeri güvenliğininsağlanması ve sükûnetin teminine ilişkin yönlendirmelerin yapıldığıgörülmektedir. Bu durumda operasyonun planlanması ve uygulanmasının yaşamhakkını ihlal ettiği söylenemez.
62. Polis müdahalesinin planlanması ve kontrolüne ilişkin budeğerlendirmeler sonrasında doğrudan olaya müdahale eden polislerineylemlerinin incelenmesi gerekmektedir. Bakanlık görüşünde belirtildiği üzere,somut olayda, soruşturma sonucunda başvurucunun oğlu Ç. D.’nin yakalamaesnasında polise teslim olmaması nedeniyle yaşanan silahlı çatışmada, polismemurlarınca açılan ateş sonucu öldüğü Savcılık tarafından kabul edilmiştir. Budurumda, tartışmalı olmayan bu hususta polis tarafından kullanılan gücün(soruşturma kapsamında olayın gelişimine ilişkin yapılan tespitler ve ulaşılansonuç ile başvurucunun iddiaları birlikte değerlendirilerek) Anayasa’nın 17.maddesinin aradığı “kanunen cevaz verilenzorunlu bir durumda” gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda bir kararverilmesi gerekmektedir.
63. Bu konuda bir sonuca ulaşılırken, ölüm olayınıngerçekleşme şartlarının dikkatlice incelenmesi, yaşamını kaybeden kişinin dahaönceki eylemlerinin ve kendisinin yaratacağı tehlikenin niteliğinindeğerlendirilmesi gerekmektedir (Nachova vediğerleri/Bulgaristan, B. No:43577/98 ve 43579/98, BD, 06/07/2005, §106).
64. Başvuru konusu olay hakkında yürütülen soruşturmakapsamında Savcılık tarafından verilen KYO kararında (§ 21) olayın gerçekleşmeseyri konusunda yapılan tespitlere ilişkin başvurucunun temel iki farklıiddiası bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla, başvurucunun ilk ihbar sonrasında20.10 civarında motosikletli polis ekibinin Ç.D. ilekarşılaşmasında yaşanan olaylar ile saat 20.30 sıralarında Ç.D.’nin FatihMahallesi Kepez (Cezaevi) kavşağı olarak isimlendirilen yerde araç içerisindedurdurulması sonrasında gerçekleşen ikinci karşılaşmanın seyri hakkındaSavcılık kararında yapılan tespitlere yönelik farklı bir iddiasının bulunmadığıanlaşılmaktadır.
65. Başvurucu, ilk olarak, üçüncü, yani son karşılaşmadaÇ.D.’nin yanında herhangi bir silah bulunmadığını, karşılıklı bir silahlıçatışma yaşanmadığını, Ç.D.’nin ele geçirildikten sonra vurularaköldürüldüğünü, dolayısıyla bu olayda polisin silah kullanma yetkisibulunduğundan bahsedilemeyeceğini ileri sürmektedir. Başvurucu bu iddialaradayanak olarak, Savcılığın verdiği KYO kararında Ç.D.’nin son olayda yanındaiki silah bulunduğu ve polis beyanlarında ve olay yeri tutanağında 2-3 kez Ç.D.tarafından ateş edildiği ifade edilmesine rağmen, soruşturma makamının Ç. D.silahları kullanmamış olsa bile kolluğun silah kullanma yetkisinin doğacağısavına dayandığını, çünkü Ç.D.’nin ele geçirilmesi sırasında yanında bulunduğuileri sürülen iki silahta Ç.D.’nin parmak izlerinin bulunmadığı ve son olaymahallinde bulunan mermi kovanlarının hiçbirinin Ç.D.’nin kullandığı silahlaraait olmadığının yapılan incelemede ortaya çıktığını ifade etmektedir.
66. Başvurucunun bu iddiaları açısından Savcılık tarafındanverilen KYO kararında olayın seyrine ilişkin yer verilen açıklamalarabakıldığında (§ 21), Ç.D.’nin; ilk karşılaşmada vurduğu polis memuru M. Ç.’ningörev silahını alarak aracıyla kaçtığı, bu araçla Kepez (Cezaevi) Kavşağıolarak isimlendirilen yerde arabasına yaklaşarak araçtan inmesini isteyen polismemurları A.B. ve M.K’yı M. Ç.'den aldığı tabancayla vurduğu, polis memuruM.K.’nın silahını da bu noktada aldığı, olaya müdahale için gelen ikinci polisekibinin kendisine burada uyarı atışında bulunduğu, “teslim ol” çağrısına da uymayarak karanlık sokaklara doğrukaçtığı tespitleri yapılmaktadır.
67. Ayrıca, KYO kararında (§ 21), Ç.D. tarafından alınansilahlara ilişkin şu açıklamalara yer verilmiştir:
“Cezaevi kavşağı ve devamında tespit edilentoplam 8 adet boş kovanın maktul şüpheli Ç. D.nin gasp ettiği maktul polismemuru M. Ç.’ye ait … seri nolu … marka tabancadan atıldığı, tespit edilebilen3 adet boş kovanın ise yine maktul şüpheli Ç. D.nin maktul polis memuru M.K.’den gasp ettiği … seri nolu … marka tabancadan atılmış olduğunun hem PolisKriminal Lab. hem de İstanbul Adli Tıp Kurumu Balistik İnceleme Şube Müdürlüğüraporuna göre belirlenmiş olduğu;…”
68. Savcılık soruşturmasında, Ç.D.’nin söz konusu iki silahıilk iki karşılaşmada vurulan polis memurlarından aldığı bilgisinin, sadecepolis tutanaklarına ve soruşturma kapsamından ifadeleri alınan polislerin beyanlarınadayanmadığı, bu yöndeki bilginin bunların yanı sıra KYO kararında ifadelerineyer verilen Ö.E., A.A., M.T., Z.K. ve R.S. isimli diğer görgü tanıklarınınbeyanları ve silahlar üzerinde doku örnekleri üzerinde yapılan inceleme ileteyit edildiği görülmektedir.
69. Diğer görgü tanıklarının beyanlarında, ikincikarşılaşmada iki polis memurunu vurduktan sonra Ç.D.’nin elinde iki silahlakarın bölgesinden yaralı olarak kaçtığı, polislerin onu takip ettiği,kendisinin de ateş ettiği (tanık M.T.’nin ifadesine göre), polislerce havaya vekendisine doğru ateş edildiği, karanlık bölgelere kaçtığı için takibin devamettirilemediği bilgilerinin yer aldığı görülmektedir.
70. Başvurucunun Ç.D.’nin son olarak ele geçirildiği yerdesilahsız olduğu iddialarıyla ilgili olarak (ve onları karşılayabilecek şekilde)KYO kararının 18. sayfasında şu ifadelerin yer aldığı görülmektedir:
“Maktul şüpheli Ç.D.’nin suçta kullandığı …seri nolu … marka tabancanın maktul şüpheli Ç.D. ele geçirildiğinde şarjörününkanlı olduğu, boş olduğu ve tabancanın namlu kısmında iki mermi bulunduğu vemermilerin sıkışmış olduğu, muhtemelen bu noktada güvenlik güçlerine silahdoğrulturken silahın tutukluk yaptığı ve bu nedenle mermide namlu sıkıştığı vebu noktada bu silahla ateş edemediği, üzerinde ele geçirilen … seri nolu …marka tabancanın ise cezaevi kavşağında gasp edildikten sonra kaçışgüzergahında şarjörünü düşürmüş olduğu, bu tabancanın da maktul Ç.D. elegeçirildiğinde içerisinde şarjör bulunmadığı, bu silahla da bu noktada bu sebepleateş edemediğinin anlaşıldığı…”
71. Savcılığın KYO kararında (§ 21), söz konusu silahlardaÇ.D.’ye ait parmak izinin bulunmadığı bilgisine yer verilirken, Ç.D.’nin ilkkarşılaşmada aldığı tabancanın şarjör kısmında elde edilen biyolojik bulgununÇ.D.’nin kan örneği ile tıpatıp uyduğunun Ankara Kriminal Polis Laboratuarıraporuyla tespit edildiği ifade edilmektedir.
72. Başvurucu KYO kararında olayın seyrine ilişkin yapılantespitlerden ikinci olarak, Ç.D.’nin kararda dayanıldığının aksine uzak atışsonucu öldürülmediğini, son karşılaşmada polisler tarafından etkisiz helegetirildikten sonra darp edildiğini ve sırtından vurularak öldürüldüğünü ilerisürmektedir.
73. Başvurucu bu iddiasına ilk dayanak olarak Adli Tıp Kurumuraporunda atış mesafesinin kesin olarak tespitinin (bu atışlar elbiseli bölgeyeisabet etmiş olduklarından ve Ç.D. ele geçirildiğinde üzerinde bulunanelbiselerde polis tarafından yapılan incelemede kullanılan kimyasal maddelernedeniyle) yapılamadığını, ikinci dayanak olarak da, Ç.D. etkisiz halegetirildiğinde çekilen ilk fotoğraflarda sırt bölgesinde kan bulunmazken dahasonra çekilen fotoğraflarda sırtının kan içinde olduğunun görüldüğünü ve bununÇ.D.’nin yakalandıktan sonra sırtından vurularak öldürüldüğünün açık delili olduğunuileri sürmektedir.
74. Savcılığın KYO kararında başvurucunun bu yöndekiiddialarına yönelik yer alan bilgilere bakıldığında, Antalya Kriminal PolisLaboratuarının 6/10/2012 tarihli ekspertiz raporunda Ç.D.’nin elbiseleriüzerinde yapılan ayrıntılı inceleme sonucunda vücuduna isabet eden atışlarınuzak atış olarak belirlendiği, bu hususta Ç.D.’nin cesedine ilişkin otopsiraporunda cilt ve cilt altı bulgularına göre tüm atışların bitişik atışmesafesi dışında yapıldığının belirlendiğinin ifade edildiği görülmektedir.Başvurucunun fotoğraflar üzerinden ileri sürdüğü iddiaların Savcılığın KYOkararında (sayfa 17-18) da yer aldığı, fotoğrafları çeken gazeteci S.K.’nınayrıntılı beyanında sırtında kan olmadığı iddia edilen fotoğrafın Ç.D.’ninayaklarının olduğu taraftan çekildiği, bu sırada polislerin Ç.D.’nin elinisırtına doğru kıvırdıkları ve üst sırt bölgesindeki kanlı kısmın bu nedenle okarede gözükmediği, aslında ilk çekilen fotoğraf karesinin Ç.D.’nin kafabölgesi tarafından çekildiği ve bu karede üst sırt bölgesinin kanlar içindeolduğu ve ele geçirme sırasında da herhangi bir silahlı ateş etme olayınıgörmediğini ifade ettiği bilgilerine yer verildiği görülmektedir.
75. Nihai olarak, Savcılığın KYO kararında Ç.D.’nin elegeçirilmesine ilişkin şu ifadelerin yer aldığı görülmektedir:
“Maktul şüpheli Ç. D.’nin özellikle cezaevikavşağında iki polis memurunu öldürdükten sonra kaçış güzergahı dikkatealındığında bu güzergahta kan izlerinin tespit edildiği, bu kan izlerininAnkara Kriminal Polis Lab. Raporuna göre Ç.D.’ye ait olduklarının tespitedildiği, esasen Ç.D.’nin yaralı olarak ele geçirildiği noktaya varmadan yanicezaevi kavşağından kaçarken kendisine ateş eden güvenlik güçlerince buradavurulmuş olduğu, Fatih mahallesi ara sokaklarına yaralı vaziyette kaçtığı, buhususta da belli bir kan kaybının söz konusu olduğu ancak yaralı olarak elegeçirildiği bölgede de maktül şüpheli Ç.D.’ye polis memurlarınca pek çok kezolduğu bölgeye ateş edilmiş olduğu, olay yerinden elde edilen boş kovanlardanda bu hususun tespit edildiği…”
76. Savcılığın KYO kararında, başvurucunun her iki başlıkaltında (§ 65, § 72) KYO kararından farklı olarak ileri sürdüğü hususların,soruşturma kapsamında elde edilen polis tutanakları, keşif bilgileri, olay yeriinceleme raporu, kriminal ekspertiz raporu, otopsi raporu, balistik incelemeraporu, polis ve diğer görgü tanıklarının beyanları bir bütün olarakdeğerlendirilerek, olayın gelişimine ilişkin makul ve ciddi nitelikte herhangibir kopukluk arz etmeyecek surette açıklanmış olduğu görülmektedir.
77. Olayın oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesiidari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak Anayasa Mahkemesi başvuru konusuolayın gelişim şeklini anlayabilmek ve güvenlik kuvvetlerince kullanılan gücünAnayasa’nın 17. maddesinde öngörülen “zorunlubir durumda” gerçekleşip gerçekleşmediğini nesnel bir şekildedeğerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi gerekmektedir.
78. Soruşturma dosyasında olayın seyri konusunda yer alanbilgiler, bu konuda başvurucunun ileri sürdüğü yukarıdaki hususlar da gözönünde bulundurularak incelendiğinde, Ç.D.’nin Cezaevi Kavşağında iki polismemurunu vurduktan sonra polis memurlarından birinin daha silahını aldığı, olayyerine gelen ikinci polis ekibi ile çatışmaya girdiği, elinde iki silah vekarın bölgesinden yaralı olarak karanlık sokaklara kaçtığı anlaşılmaktadır. Bunedenle, ilk iki karşılaşmada polislere yönelik eylemleri dikkate alındığında,silahlı olarak akşam karanlığında kaçan Ç.D.’nin operasyona katılan polisleraçısından tehlike arz ettiğinin kabulü gerekmektedir (§ 63). Bu durumda olayamüdahale için gelen polislerin doğal olarak, karşılarında bulunan silahlı birsaldırganı ele geçirmek veya kendilerine zarar vermesine engel olmak adına,silah kullanmak zorunda kalabileceklerini düşünerek olay mahallinegeldiklerinin kabul edilmesi gerekir.
79. Yakalanmak istenen bir kişinin güvenlik güçlerinin veyaüçüncü şahısların yaşam ve vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğubiliniyor ve öncesinde bu yönde bir şiddet eylemi gerekleştirdiğindenşüpheleniyorsa artık bu kişinin etkisiz hale getirilebilmesi için silahkullanımının gerekli olmadığı ve silah kullanmak dışında başka yöntemlerebaşvurabilecek durumda oldukları söylenemez (Benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Kakoulli/Türkiye, B. No: 38595/97,22/11/2005, § 108, Nachova vediğerleri/Bulgaristan, B. No: 43577/98 ve 43579/98, BD, 06/07/2005,§ 95). Dolayısıyla, somut olayın koşullarında, Ç.D.’nin yakalanabilmesi veyapolislere ve üçüncü kişilere zarar vermemesini sağlamak için polislerinsilahlarını kullanmalarının bir “zorunluluk”arz ettiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.
80. Bu durumda olayın üçüncü ve son aşamasında olayın seyriiçerisinde polislerin silah kullanımlarının “zorunlubir durumdan” kaynaklanan “ölçülü”bir silah kullanımı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
81. Bu konuda bir inceleme yapabilmek adına somut olayınseyrine ilişkin soruşturma dosyası kapsamında nesnel olarak ortaya konulmuşbilgilere bakıldığında, olaydaki ilk iki karşılaşmada Ç.D.’nin kendisine sorusormak veya kendisini durdurmak maksadıyla yaklaşan polislere beklenmedikşekilde silahlı saldırıda bulunduğu, bu iki saldırı sonrasında silahlı veyaralı bir halde kaçmaya çalıştığı, ikinci çatışma sonrası da dâhil olmak üzeregüvenlik güçlerinin sözlü uyarı ve havaya ateşle uyarılarına Ç.D.’nin uymadığı,kaçmaya çalışması üzerine arkasından ateş açıldığı, aracıyla kaçmaya çalışırkendurdurulması sonrasında yaşanan ikinci saldırı sonrası karşılıklı silahatışının bir süre daha devam ettiği, daha sonra Ç.D.’nin yaya olarak akşamkaranlığında şehir merkezinde ara sokaklara girerek kaçmaya çalıştığı, busırada hala silahlı ve karın bölgesi dâhil vücudunun çeşitli bölgelerindenyaralı olduğu, son olarak ele geçirildiği yerde elinde iki silah olduğu haldebir ağacın arkasına saklandığı anlaşılmaktadır. Olayın bu şekilde seyrettiğininsoruşturma dosyası kapsamında alınan polis ifadeleri ve olay yeri inceleme,balistik inceleme ve otopsi incelemesi gibi yapılan teknik incelemelerin yanısıra diğer sivil görgü tanıklarının beyanları ile teyit edildiği görülmektedir.Başvurucunun olayın gelişimi noktasında ileri sürdüğü aksi yöndeki iddialar,Savcılık tarafından verilen KYO kararında da irdelenmiş ve söz konusu karardakiifadesiyle “şikâyetlerini doğrulayıcıherhangi somut bir delil bulunmadığı” sonucuna ulaşılmıştır.
82. Soruşturma dosyasında yer alan bu tespitler karşısında,ilk iki saldırının Ç.D. tarafından gerçekleştirilmesi, sözlü olarak ve silahatışları ile uyarılmasına rağmen zanlının kaçmaya çalışması, gece karanlığındanyararlanarak silahlı olarak gözden kaybolması ve kovalamacanın devam etmesidikkate alındığında olayın bu son aşamasında Ç.D.’nin polisler ve üçüncüşahıslar için hala ciddi bir tehlike arz ettiğinin kabulü gerekmektedir.
83. Önceki iki paragrafta yapılan tespitler nazaraalındığında olayın üçüncü aşamasının önceki iki aşamadan bağımsız olarakdeğerlendirilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir.
84. Ç.D.’nin elindeki iki silahın kaçış sırasında belirli birnoktada (birinin şarjörünün düşmesi diğerinin tutukluk yapması nedeniyle)etkisiz hale geldiği olay sonrasında yapılan incelemede anlaşılmıştır. Olaysırasında kendisini takip eden polislerin Ç.D.’nin son olarak ele geçirildiğiyerde veya daha önceki bir aşamada silahlarının etkisiz hale geldiğinibilmeleri mümkün değildir. Aksine, onu kovalayan polisler yanında silah olduğuve önceki karşılaşmalarda olduğu gibi Ç.D.’nin kendilerine ateş edilebileceğidüşüncesine sahiptiler. Bu nedenle, başvurucunun ileri sürdüğü gibi, Ç.D.’ninele geçirildiği noktada sadece operasyona katılan polislerin silahlarındançıkan mermi kovanlarının bulunması tek başına Ç.D.’nin etkisiz hale geldiğianlaşıldıktan sonra polislerin silah kullanmaya devam ettikleri ve bu nedenlekullanılan gücün ölçülü olmadığı değerlendirmesi yapılmasını mümkünkılmamaktadır.
85. Olay sonrası yapılan soruşturma kapsamında yapılan otopsiincelemesinde, Ç.D.’nin vücuduna 6 merminin isabet ettiği, bunlardan ikisininkarın ve göğüs bölgesine diğer dördünün kol bacak gibi hayati tehlikeoluşturmayacak bölgelere isabet ettiği anlaşılmış, Ç.D.’nin ölümünün “göğüs ve karın boşluğuna nafiz ateşli silah mermiçekirdeği yaralanmalarına bağlı … iç organ harabiyetleriyle iç dış kanamasonucu meydana geldiği” belirtilmiştir. Kovalamacanın hangiaşamasında aldığı kurşun yarasının Ç.D.’nin ölümüne yol açtığını tespit etmekmümkün görünmemektedir. Çünkü İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının soruşturmakapsamında vermiş olduğu rapora göre, Ç.D.’nin cesedinden çıkan 4 adet kurşunparçasının kıyaslama niteliğinin bulunmadığı dolayısıyla hangi polisinsilahından çıkan mermi ile vurulduğunun tespit edilemediği belirtilmiştir. Bukonuda soruşturma dosyasında somut olarak Ç.D.’nin ikinci saldırı sonrasısilahlı ve karın bölgesinden yaralı olarak kaçtığını ifade eden tanık beyanlarıve kaçış güzergâhı üzerinde tespit edilen kan izleri bulunduğu bilgisi yeralmaktadır. Polis Kriminal Laboratuarının raporuna göre atışların “uzak atış” niteliğinde olduğu tespitiyapılmış olmakla birlikte bu tespit Adli Tıp Kurumunun raporu ile kesin olarakteyit edilememiştir. Ancak Adli Tıp Kurumunun raporunda aksine bir tespit deyapılmamış olup olay sürecinde en son ele geçirilme anı dışında polislerinÇ.D.’nin yanına yaklaşamadıkları anlaşılmaktadır. Ç.D.’nin son olarak görüldüğüyerde, uzak mesafeden polislerce yapılan atışlar sonucu Ç.D.’nin yerekapaklandığı, ancak o anda zanlının etkisiz hale geldiğinin anlaşılarakkendisinin yanına yaklaşılabildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun bu iddialarınasoruşturma sürecinde muhatap olan Savcılık, bu noktadan sonra (yani Ç.D.etkisiz hale getirildikten sonra) Ç.D.’ye yönelik silah kullanıldığına dairsoruşturma kapsamında destekleyici hiçbir somut bulguya ulaşılamadığına kararvermiştir.
86. Bu bölümde yer verilen tespitler bir araya getirildiğindeşu sonuçlara ulaşılmaktadır: 1. Somut olayın koşullarında daha önce sözle vesilah atışıyla yapılan uyarılara uymaması nedeniyle polislerin silah kullanmakdışında Ç.D.’yi yakalamak için başka araçlarının bulunduğunu kabul etmek mümkündeğildir. 2. Olay şehir merkezinde, yer yer kalabalık olan bölgelerde ve akşamkaranlığında gerçekleşmiştir. Olayda iki ayrı durumda üç polis memurunu öldürenve silahlı olarak kaçan Ç.D. hala tehlike oluşturmaktadır. 3. Yapılan atışlaruzak mesafeli ve kaçan zanlıyı durdurmaya yönelik atışlar olup, zanlınınetkisiz hale getirilmesinden sonra onu öldürmeye yönelik doğrudan öldürücübölgelere hedef alan atışlar yapıldığını gösteren herhangi bir bulguyarastlanılmamıştır.
87. Sonuç olarak, bu şartlar altında gerçekleşen polislerinsilah kullanımının, yakalama ve meşru müdafaa halinde kanunun cevaz verdiği “zorunlu bir durum”dan kaynaklandığı vekullanılan silah gücünün “ölçüsüz”olmadığının kabulü gerekmektedir.
88. Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olaydaki gibisüregelen silahlı çatışmalarda olayın sıcaklığı içerisinde tepki veren güvenlikgüçlerinin yerine geçerek silah kullanımının zorunluluğu ve ölçülülüğükonusunda olaydan kopuk olarak tek başına kendi değerlendirmelerini esas almasımümkün olamaz. Aksi yöndeki bir kabul, kamu gücünü kullanan güvenlik güçlerininveya üçüncü şahısların belki de hayatlarına mal olabilecek bir yük altınagirmelerine yol açabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Andronicou ve Constantinou/Kıbrıs, B. No:25052/94, 9/10/1997, § 192, Usta veDiğerleri/Türkiye, B. No:57094/00, 21/2/2008, § 59).
89. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun oğlu Ç.D.’ye yöneliksilah kullanımı sonucu gerçekleşen ölümün yaşam hakkının esasının ihlalinidoğurmadığına karar verilmesi gerekir.
b. Yaşam HakkıKapsamında Yürütülen Soruşturmanın Yetersiz Olduğu İddiası
i. Başvurucununİddiaları ve Bakanlığın Görüşü
90. Başvurucu, bu kapsamda, 4/10/2012 tarihinde gerçekleşenolaydan bir gün sonra Savcının keşif amacıyla olay yerine geldiğini, ancak olayyerinde kan izleri dışında herhangi bir delilin mevcut olmadığının tutanaklatespit edildiğini, o gün birkaç vatandaşın tanık olarak dinlenilmesi dışındabaşka bir işlem gerçekleştirilmediğini, şikayetçi sıfatıyla Savcılığabaşvurdukları 19/10/2012 tarihine kadar soruşturmaya ilişkin tüm evrak vedelillerin kollukta kaldığını, bu arada balistik inceleme dâhil tümincelemelerin Antalya Emniyet Müdürlüğü tarafından gerçekleştirildiğini, şüphelipozisyonunda kamu görevlilerinin olduğu olaylarda soruşturmanın başından sonunakadar bağımsız soruşturma makamları tarafından yürütülmesinin şart olduğunu,somut olayda bu durumun somut sakıncalarından birinin (Polis KriminalLaboratuarında Ç.D.’nin elbiseleri üzerinde yapılan ilk incelemede kullanılankimyasal maddeler nedeniyle) Adli Tıp Kurumunca atış mesafesinin tayinineilişkin ikinci bir inceleme yapılamaması olayında görüldüğünü, SavcılığınEmniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen idari soruşturma dosyasınıgetirtmediği gibi sonucunu da sormadığını, bilirkişi incelemelerinin ilkaşamada Emniyet birimleri tarafından yapıldığını, bu durumun delillerin yokedilebilmesine yol açabileceğini, bu nedenle incelemelerin bağımsızbilirkişiler tarafından yapılması gerektiğini, dosyada yeterli delil olmasınarağmen dava açılmadığını ve yaralının ambulansla hastaneye götürülmesininolağandan çok uzun sürede gerçekleştiği iddialarına rağmen suçun görevi kötüyekullanma olarak vasıflandırıldığını ve idari soruşturma için gönderildiğinibelirterek yaşam hakkının usul yönünden ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
91. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, öncelikli olarak,AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında yürütülecek cezasoruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi,soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmışolabilecek kişilerden bağımsız olmaları, ölenin ailesinin meşru çıkarlarınınkorunması için soruşturmanın yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul birhızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirsecezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte olmaları gerektiği ifadeedilmiştir.
92. Bakanlık görüşünde, yine AİHM kararlarına dayanılarak,somut olayda varılan sonuçla ilgili değil bu sonucu doğuran araçlarla ilgilibir yükümlülüğün söz konusu olduğu, yetkililerin somut olaya ilişkin delillerintoplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almalarıgerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin tespit edilmesiniengelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine zararverebileceği, yetkili mercilerin, olaylara ilişkin delillerin özellikle degörgü tanıklarının ifadelerinin, güvenlik güçlerinin elde ettiği bilimsel ve teknikverilerin, gerektiğinde maktulün vücudundaki zedelenmeleri tam ve belirgin birşekilde gösterecek bir otopsi sonucunun ve hastanede yapılan gözlemlerin nesnelbir değerlendirmesinin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olantedbirleri almaları gerektiği belirtilmiştir.
93. Bakanlık görüşünde mevcut başvuru ile ilgili olarak,başvurucunun oğlu Ç.D. ve 3 polis memurunun ölümüne ilişkin soruşturmanınbağımsız ve tarafsız Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapıldığı, tümsoruşturma işlemlerinin bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılmamaklabirlikte, Cumhuriyet Savcısının gözetim ve denetiminde kendisi tarafındanverilen talimatlar uyarınca yapıldığı, şüpheli konumunda olan polis memurlarıtarafından yapılan soruşturma işlemi bulunmadığı, olay yeri incelemesi vedelillerin toplanması işlemlerinin de Cumhuriyet Savcısı nezaretinde yapıldığıbelirtilmiş, görüşün devamında soruşturma kapsamında yapılan işlemler tek teksıralanmıştır.
94. Bu kapsamda Bakanlık görüşünde, olaydan hemen sonra resenadli soruşturmaya başlandığı, bizzat savcı tarafından ölü muayene ve otopsiişlemlerinin yapıldığı, olayın gerçekleştiği gün olay yeri incelemesiyapıldığı, olay yeri krokisi çizildiği, görüntülü kayıt yapıldığı ve daha sonrarapor haline getirildiği, olay sonrası yakalamada görev alan tüm polismemurlarının silahlarına el konulduğu ve silahların ve olay yerinde elde edilenmermilerin balistik incelemesinin yapıldığı, olayı gören ve yakalamaya katılanherkesin dinlendiği, şüpheli konumunda olan polis memurlarının CumhuriyetSavcısı tarafından sorgulandığı, tanıkların beyanlarının da Cumhuriyet Savcısıtarafından alındığı, tanıklara teşhis işlemi yaptırıldığı, olayın geçtiğiyerleri gören tüm kamera kayıtlarına el konulduğu ve sonrasında bilirkişi incelemesiyapıldığı, olay yerinden elde edilen biyolojik bulguların incelendiği vebiyometrik incelemeler yapıldığı, Ç.D.’nin telefon kayıtlarının, ambulansın GPSverilerinin ve telsiz kayıtlarının incelendiği ve bilirkişi raporu alındığı,Ç.D.’nin kullandığı araç üzerinde kriminal incelemeler yapıldığı, soruşturmanınbaşvurucuya açık olarak yürütüldüğü, başvurucunun gerek bizzat ve gerekse devekili aracılığıyla dosyaya çok sayıda dilekçe verdiği, delil sunduğu ve tanıkbildirdiği, Cumhuriyet Savcısı’nın başvurucunun iddiaları doğrultusunda tanıkdinlediği, soruşturmaya olay tarihi olan 4/10/2012 tarihinde başlandığı,18/3/2013 tarihinde KYO dair karar verildiği ve 16/4/2013 tarihli Manavgat AğırCeza Mahkemesi’nin Savcılığın kararına itirazın reddine ilişkin kararı ilesoruşturmanın sona erdiği ve toplamda 6 ay 14 gün sürdüğü, KYO kararında,toplanan delillere, müşteki ve tanık beyanlarına yer verildiği, Ç.D.’nin hangişartlar altında öldüğünün ortaya konulduğu, delillerin değerlendirildiği, yasalmevzuat ve içtihatlara yer verdikten sonra Savcılığın kendi değerlendirmesiniyaptığı, Manavgat Ağır Ceza Mahkemesinin ise, KYO kararına atıfta bulunmaksuretiyle itirazı reddettiği, bireylerin cezai sorumluluklarının kapsamınınbelirlenmesine yönelik hukuki sorunların incelenmesinin kural olarak AnayasaMahkemesinin yetkisi kapsamında olmadığı, suçluların tespiti vecezalandırılmasının derece mahkemelerin görev ve yetkisinde olduğubelirtilmiştir.
ii. Konuyaİlişkin İlkeler
95. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkıkapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerinusulî boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına vesorumlu kişilerin belirlenmesine imkan tanıyanbağımsız bir soruşturmanın da yürütülmesini gerektirmektedir (2013/841,23/1/2014, § 94). Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesihalinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığınıntam olarak tespit edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, soruşturma yükümlülüğü,devletin bu madde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesinioluşturmaktadır (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).
96. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırıolarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder bir biçimde yaşamına sonverildiğine veya herhangi bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilirbir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenarbaşlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmibir soruşturmanın yapılmasını gerektirir (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30).Bu çerçevede, kamu otoritelerinin silah kullanımı sonucu ortaya çıkan ölümolaylarına ilişkin soruşturmaların, yasa dışı silah kullanımının önlenmesinigüvence altına alacak nitelikte kapsamlı, dikkatli ve tarafsız şekildegerçekleştirilmesi gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.No: 18984/91, BD, 27/9/1995, §§ 161-163). Bu tür olaylarailişkin soruşturmalarda aranılan bağımsızlık, sadece hiyerarşik ve kurumsalbağımsızlığı ifade etmemekte olup soruşturmanın fiilen de (uygulamada da) bağımsızolarak yürütülmesini gerektirmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, §106).
97. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken cezasoruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili birşekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları vesorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli birsuç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamalarınmahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiğianlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).
98. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adınasoruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayınıaydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerintoplanması gerekmektedir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlukişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkilisoruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §57).
99. Bununla birlikte, soruşturma sonucunda alınan kararınsoruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız biranalizine dayalı olması ve bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkınayönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülübir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi degerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Nachova ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:43577/98 ve43579/98, BD, 06/07/2005, § 113).
100. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayanhususlardan biri de, teoride olduğu gibi pratikte dehesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamudenetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarınınmeşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarısağlanmalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 58).
iii. İlkelerinSomut Olaya Uygulanması
101. Başvuru konusu olaydaki gibi kamu gücünü kullananotoritelerin silah kullanması sonucu meydana gelen ölüm olaylarında yaşam hakkıçerçevesinde yürütülmesi gereken bir soruşturmanın etkili olması için aranılanözellikler (§ 95-100) açısından somut olayda Savcılık tarafından yürütülensoruşturmanın incelenmesine geçildiğinde, başvurucunun bu konudaki en temelşikâyetinin soruşturmanın bağımsız olarak yürütülmediğine yönelik olduğugörülmektedir. Başvurucu bu kapsamda, soruşturmanın olaya karışmış, şüphelikonumunda olan polisler tarafından yürütüldüğünü, elde edilen bulgularınpolislerde kaldığını, balistik inceleme dâhil tüm teknik incelemelerin emniyetbirimleri tarafından yürütüldüğünü, (aslında yeterli delil bulunmasına rağmen) butür eksiklikler nedeniyle polislerin Ç.D.’nin ölümünden sorumluluklarınailişkin ceza davası açılmadığını ileri sürmüştür.
102. Başvurucunun bu husustaki iddiaları yönünden soruşturmakapsamında yürütülen işlemlere bakıldığında, Savcılığın KYO kararında, olayınhemen ardından Savcılık tarafından olaya el konulduğu, Savcılığın talimatı vebilgisi dâhilinde Antalya Cinayet Büro ve Antalya Olay Yeri İnceleme ŞubeMüdürlüğü ekipleriyle delil toplama işlemlerinin yürütüldüğü, cesetlerüzerinden elde edilen mermi çekirdeklerinin ve diğer delillerin Savcılıktamuhafaza altına alındığı, olay yeri kamera görüntüleri ve MOBESE kayıtlarınınSavcılık talimatıyla muhafaza altına alındığı ve tek tek incelendiği, olayınhemen sonrasında Cumhuriyet Savcısı nezaretinde olayda hayatını kaybedenlerintamamının ölü muayene işlemlerinin yapıldığı, ardından aynı şekilde klasikotopsi işleminin yapıldığı, bu işlemler sonucunda olayda hayatını kaybedenlerinkesin ölüm nedenlerinin tespit edildiği, olayın meydana geldiği üç ayrı yerdeSavcılık tarafından keşif işleminin yapıldığı, mevcut delillerin toplandığı,olay yerindeki görgü tanıklarının ifadelerinin bizzat Cumhuriyet Savcısıtarafından alındığı, operasyona katılıp silah kullanan bütün polis memurlarınınifadelerinin yine bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından alındığı, olayda hempolisler hem de Ç.D. tarafından kullanılan bütün silahların hem Polis KriminalDairesinde hem de İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik ŞubeMüdürlüğünde incelendiği ve bu incelemeler sonucunda olayda ölen polislerinölümüne hangi silahtan çıkan kurşunların neden olduğunun tespit edilebildiği,bununla birlikte Adli Tıp Kurumunun raporuna göre Ç.D.’nin vücudundan çıkan 4adet kurşun parçasının çok küçük olmaları nedeniyle hangi tabancadan çıktığınıntespitinin mümkün olmadığı, olayın geçtiği yerlerde bulunan mermi kovanı vebenzeri nitelikteki bulguların yine hem Antalya Kriminal Polis Laboratuarındahem de İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik ŞubeMüdürlüğünde incelendiği, incelemeler sonucunda hangi kovanların hangi silahtançıktıklarının tek tek tespit edildiği, Ç.D.’nin ilk olayda vurduğu polistengasp ettiği silahta Ç.D.’ye ait parmak izinin teşhis edilemediği ancak silahınşarjör kısmından alınan kan örneğinin Ç.D.’nin kan örneği ile tıpatıpuyuştuğunun tespit edildiği bilgilerinin yer aldığı görülmektedir.
103. Soruşturma kapsamında yürütülen işlemlere dâhil olanpolis memurlarının, Savcılığın KYO kararında belirtildiği üzere, Savcılığıntalimat ve bilgisi dahilinde işlem yürüttükleri, bu nedenle yukarıda yerverilen mevzuat hükümleri (§§ 25, 28-29) uyarınca adli kolluk gücü olarak görevaldıklarının kabul edilmesi gerekmektedir. Cumhuriyet Savcıları, adli kollukişlemleri kapsamında ceza soruşturmalarına katılan polislerin hiyerarşikamiridir. Bu nedenle başvuru konusu olay açısından polislerin soruşturmaişlemlerinde görev almaları kural olarak kurumsal ve hiyerarşik açıdanyürütülen soruşturmanın bağımsızlığına halel getirmeyecektir.
104. Bununla birlikte her somut olayda da bu bağımsızlığıngerçekleşip gerçekleşmediğinin yürütülen soruşturmanın özel koşulları açısındanayrıca değerlendirilmesi gerekir (§ 96). Bu açıdan başvuru konusu olayincelendiğinde, soruşturma kapsamında yürütülen her işlemin Savcılığın talimatıve bilgisi dâhilinde yapıldığı, Savcılığın Emniyet birimlerince alınan tanıkbeyanlarıyla yetinmediği, operasyona katılan polisleri ve diğer görgütanıklarını bizzat kendisinin de dinlediği, olay sonrası yürütülen olay yeriinceleme, delil toplama, ölü muayenesi gibi işlemlere bizzat katıldığı,balistik inceleme gibi diğer teknik incelemelerde sadece Emniyet birimlerindenalınan raporlarla yetinmeyerek, Adli Tıp Kurumu ve bağımsız bilirkişiler gibikurumsal olarak tamamen bağımsız kişi ve kurumlardan aldığı raporları dadikkate alarak delil değerlendirmesine gittiği, bu kapsamda başvurucunun dabaşvuru dilekçesinde belirttiği gibi sadece polisin hazırladığı olay yeriinceleme tutanağı ve polis ifadelerinde yer alan bilgilere göre olayın gelişimineilişkin bir tespitte bulunmadığı, diğer delilleri de dikkate alarak bir sonucaulaştığı görülmektedir. Nitekim Savcılığın olayın son aşamasında polislerinÇ.D.’nin kendilerine 2–3 el ateş ettiği yöndeki beyanlarına ve aynı yöndekiolay yeri tutanağına rağmen soruşturmada elde edilen diğer delilleri de dikkatealarak Ç.D.’nin son olayda elindeki silahlarla ateş etmediği sonucuna vardığıgörülmektedir. Bu koşullar altında Savcılığın tamamen Emniyet birimlerivasıtasıyla ulaştığı delillere ve bu delillere bağlı olarak olaya ilişkinkurulabilecek senaryoya dayalı bir şekilde soruşturmada bir sonuca ulaştığındansöz etmek mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle yürütülen soruşturmanınuygulamada da bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında herhangi bir eksikliğin bulunmadığınakanaat getirilmiştir.
105. Soruşturmanın etkililiğini temin adına aranan, ölümolayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerintoplanması (§ 98) ve elde edilen tüm delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsızbir analizine dayalı olarak bir sonuca ulaşılması (§ 99) ölçütleri açısındansomut olayda yürütülen soruşturma işlemleri incelendiğinde, daha önceki bölümde(§ 102) ve Bakanlık görüşünde somut olayda yürütülen işlemlere ilişkin verilenbilgilerin yer aldığı bölümde (§ 94) ayrıntılı olarak görülebileceği üzere,olay hakkında soruşturma aşamasında kapsamlı bir araştırma yapıldığı, olayın neşekilde gerçekleştiğini ortaya koyabilecek tüm delillerin toplandığı, olayıngelişiminin tarafsız ve nesnel bir şekilde anlaşılmasını sağlayacak şekildedelillerin kendi içindeki tutarlığının teyit edildiği ve böylece net birşekilde olayın nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulabildiği, bu şartlar altındaortaya konulan kişilerin eylemlerinin kapsamlı ve tutarlı bir analizi sonucundasoruşturmada bir karara varıldığı görülmektedir.
106. Bununla birlikte, Savcılığın KYO kararında soruşturmasonucunda polislerin silah kullanımının yasal sınırlar içerisinde gerçekleşipgerçekleşmediğine ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapıldığı ve budeğerlendirme yapılırken, konu hakkındaki yasal mevzuat, Yargıtay içtihatlarıve AİHM’nin aradığı “mutlak gereklilik”ölçütünün olayda karşılanıp karşılanmadığının ayrıntılı olarak incelendiğigörülmektedir. Polislerin ve Ç.D.’nin eylemleri ve olayın tüm koşulları dikkatealınarak yapılan bu değerlendirme, yaşam hakkının esası açısından yapılanincelemenin yapıldığı bölümde belirtildiği üzere, Anayasa’nın aradığı zorunlubir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik yapılması arananbir değerlendirmenin gereklerini de karşılar niteliktedir.
107. Olay hakkında yürütülen Savcılık soruşturmasının, bubölümde ayrıntılı olarak incelendiği üzere, oldukça kapsamlı ve derinlemesinebir şekilde olayın gerçekleşme şeklini ve meydana gelen ölümde olası sorumlukişileri tespite imkân sağlayacak nitelikte olduğu görülmektedir. Ancak, temelamacı devletin kontrolü altında meydana gelen ölüm olaylarının tam olarak nasılmeydana geldiğinin belirlenmesini ve varsa sorumlu kişilerin tespit edilmesinive gerek görüldüğünde cezalandırılmasını sağlamak suretiyle yaşam hakkıkapsamında kurulan yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasınısağlamak olan etkili ve uygun resmi bir soruşturma yürütme yükümlülüğü, kamumakamlarının kontrolü altında iken “şüpheli”bir biçimde gerçekleşen ölüm olaylarında ön soruşturma aşamasının ötesinegeçmeli ve kovuşturma aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddenin gereklerinecevap verebilecek nitelikte olmalıdır. Böylelikle, derece mahkemeleri hiçbirdurumda mağdurların yaşam hakkına ve maddi ve manevi varlığına karşı yapılansaldırıların cezasız bırakılmamasını teminat altına alabilecektir (B. No:2013/841, 23/1/2014, § 77).
108. Başvuru konusu olay gibi, ölüm olayının öncesi tamamenkamu makamlarının kontrolü altında gerçekleşmese bile olaya karışan ve doğrudaneylemleri ile ölüme neden olan kişilerin güvenlik güçleri olduğu ve olaysonrası kontrolün tamamen bu kişilerde olduğu durumlarda, olayın gelişimi vekarşılıklı tarafların eylemlerinin derinlemesine ve çok boyutlu birdeğerlendirmesinin yapılabilmesi için resmi soruşturmanın, olaya karışankişilerin olası cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığını belirleyebilmekadına, soruşturma aşamasını geçerek bir kovuşturma sürecini içermesigerektiğinin evleviyetle kabulü gerekmektedir.
109. Nitekim 5271 sayılı Kanun’un 172. maddesinin (1) numaralıfıkrasında (§ 30), yukarıda (§ 108) öngörülen kovuşturma aşamasını geçmegerekliliğini karşılar nitelikte, bir Cumhuriyet Savcılığı tarafından KYO dairkararın ancak yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturmaolanağının bulunmaması hallerinde verilebileceği açık bir şekilde belirtilmişolup, bu tür bir olayda“meşru savunma vezorunluluk hali” ve “kanunun hükmüve amirin emri” gibi “cezasorumluluğunu kaldıran veya azaltan neden”in bulunup bulunmağıkonusunda iddia makamı konumunda olan Savcılığın bir yetkisinin bulunmadığı,cezai sorumluluğun kalkıp kalkmadığı konusunda karar vermeye yetkili makamınceza mahkemeleri olduğu kabul edilmiştir.
110. Başvuru konusu olayda, Savcılık soruşturması aşamasıaçısından oldukça ayrıntılı bir şekilde olayın gelişim şekli ve olası sorumlukişiler belirlenmiş olmakla birlikte, ilgili kişilerin cezai sorumluluklarınıntespiti konusunda Ceza Mahkemesinde inceleme ve değerlendirme yapılmasıimkânını ortadan kaldıran KYO kararının verilmesinin, silah kullanan güvenlikgüçlerinin hesap verebilirliğini ve soruşturma hakkında kamunun denetiminizayıflattığının kabul edilmesi gerekir. Her bir somut olayın koşullarına görefarklılık arz edebilecek olmakla birlikte, başvuru konusu olaydaki gibidoğrudan güvenlik güçlerinin silah kullanımı sonucu meydana gelen ve tartışmalıolan olayın gerçekleşme koşullarının ve olası cezai sorumlulukların tereddüdemahal vermeyecek şekilde ortaya konulması açısından ölüm olaylarına ilişkinyürütülen resmi soruşturmaların kovuşturma aşamasından geçmesi olay hakkındakamuoyu nezdinde oluşabilecek soru işaretlerinin tamamen ortadan kalkmasıaçısından büyük önem taşmaktadır. Aksi bir uygulama, bu tür olaylarda kamugücünü kullanan güvenlik güçlerinin olası cezai sorumluluklarının ortayaçıkmasının engellenmek istendiği şüphesini doğurabilir. Yaşanan silahlı çatışmasonrasında görevini icra eden üç polis memuru ve psikolojik sıkıntıları olduğuortaya çıkan Ç.D.’nin yaşamını yitirmesi, her iki tarafın yakınları açısındançok acı bir olay olmakla birlikte, gerekli hukuk kurallarının her halükarda tereddütsüz uygulanacağının gösterilmesi hukukaolan saygının korunması ve daha sonra benzer olayların yaşanmasına engel olmakadına büyük önem arz etmektedir.
111. Bu çerçevede, olayda olası sorumlu kişilerin cezaisorumluluklarının soruşturmanın kamu denetimine açıklığı ve ölen kişininyakınlarının sürece dâhil olabilmeleri yönünden (§ 100) somut olayincelendiğinde, her ne kadar, Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere,Savcılığın KYO kararında; başvurucunun soruşturmaya yönelik verdiğidilekçelerin gereğinin yerine getirildiği, bu kapsamda dinletmek istediğitanıkların dinlendiği, polis memurlarının ifadesinin alınmasını talep ettiğindebu talebinin yerine getirildiği, talep üzerine adli emanette bulunan olayailişkin görüntüler içeren CD’lerin ve ambulansın GPS kayıtlarının incelendiğisoruşturma dosyasında yer alan tüm bilgi belgelere ulaşımının kesintisizsağlandığı, başvurucunun istediği tanık ifadelerine yer verildiği, özellikleÇ.D.’nin etkisiz bir halde iken vurularak öldürüldüğü iddialarınındeğerlendirildiği ve fakat bu iddiaları doğrulayıcı herhangi somut bir delilbulunmadığı sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiş ve başvurucu Savcılığınsoruşturma sonucunda verdiği karara karşı Manavgat Ağır Ceza Mahkemesine itirazedebilmiş olsa da, başvuru konusu olay gibi doğrudan güvenlik güçlerinin silahkullanımı sonucunda meydana gelen ölüm olaylarında, ölenin yakınlarının sadeceSavcılık soruşturması aşamasında bilgi belge isteyebilme, tanık dinlenmesinitalep edebilme ve olayı sadece dosya üzerinden inceleyen bir mahkemeye itirazedebilmeleri bu kişilerin meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekliolduğu ölçüde katılabilmelerini güvence altına alamaz ve bu suretle teorideolduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğin ve soruşturma üzerinde kamudenetiminin yeterli düzeyde sağlanabildiğinden söz edilemez.
112. Başvurucunun bu bölümde ele alınabilecek şekilde sonolarak, oğlu ağır yaralı halde iken ambulansla hastaneye götürülmesininolağandan çok uzun sürdüğü bu nedenle ölümünden sağlık görevlilerinin desorumlu olduğu şeklindeki iddialarını soruşturma sürecinde Savcılığa sunmasınarağmen suçun görevi kötüye kullanma olarak vasıflandırılmasının ve idarisoruşturma için gönderilmesinin etkin soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlalianlamına geldiği yönünde iddialarının olduğu görülmektedir.
113. Bakanlık görüşünde bu iddialar hakkında, CumhuriyetSavcısının, ambulansın geç geldiği iddiası yönünden şüphelilerin memur olmasıve iddianın görev suçuna girmesi nedeniyle bu iddia farklı bir soruşturmausulüne tabi olduğu için soruşturmayı ayırdığı ve bu kişiler hakkındasoruşturma yapılması için soruşturma dosyasını Memur Suçları Bürosunagönderdiği, dolayısıyla bu iddiaların ayrı bir soruşturmanın konusunuoluşturduğu, ayrıca, başvurucunun ambulansın geç geldiği ve ihmal olduğuiddiaları nedeniyle idare aleyhine tam yargı davası açma hakkına da sahipolduğu değerlendirmelerine yer verilmiştir.
114. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi,Ç.D.’nin ölümünün başvurucunun iddia ettiği gibi doğrudan ambulansın yaralıyıgöreceli olarak daha uzun bir sürede hastaneye ulaştırmasından mı yoksapolislerle girdiği çatışmalarda aldığı kurşun yaralarından dolayı mıgerçekleştiği konusunda bir değerlendirme yapabilecek konumda değildir. Olayhakkında yürütülen soruşturmada, bu bölümde incelendiği üzere, olayın nasılgerçekleştiğinin ortaya konulduğu ve olası cezai sorumlulukların ayrıntılıolarak değerlendirildiği kabul edilmiştir. Olayda yürütülen bu soruşturmasonucunda ölümün hangi nedenlerden kaynaklandığı ayrıntılı olarak ortayakonulmuştur.
115. Başvurucunun bu iddiaları açısından Savcılığın verdiğiKYO kararında (§ 21) yer alan açıklamalar incelendiğinde, ağır yaralı olduğubelirtilen Ç.D.’yi hastaneye götüren ambulansla ilgili bilirkişiden ek raporalındığı, bu raporda ambulansın GPS kayıtlarının ve GPS harita görüntüsününtespit edilip rapora eklendiği, ambulans görevlileri hakkında yapılan şikâyetinbu kişilerin görev niteliği, olayda varsa kusurlarının değerlendirmesinin memursuçları soruşturma bürosunca değerlendirilmesinin uygun olacağı, bu eylemlerinmevcut öldürme eylemlerinden sonra meydana geldiği, dolayısıyla konunun ayrıcaincelenmesi için Memur Suçları Bürosuna gönderildiği ifade edilmiştir.
116. Olaya karıştığı ileri sürülen kişilerin hangi suçlardansoruşturmaya ve kovuşturmaya tabi tutulacaklarını belirleyecek olanlar, olayıilk elden inceleyen soruşturma ve yargılama makamlarıdır. Bireylerin cezaisorumluluklarının kapsamının belirlenmesine yönelik hukuki sorunlarınincelenmesi kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi kapsamında olmayıp,suçluların tespiti ve cezalandırılması derece mahkemelerin görev veyetkisindedir (2013/1948, 23/1/2014, § 49).
117. Bu nedenle, yaşanan ölümün hangi nedenlerlegerçekleştiğini elde ettiği delillere dayanarak ayrıntılı olarak ortaya koyduğukabul edilen soruşturmada başvurucunun bu konuda ileri sürdüğü iddialarınıSavcılığın önceki olaydan bağımsız olarak başka bir suç kapsamındadeğerlendirerek soruşturmayı ayırma kararı vermesi soruşturma makamının takdiryetkisi içerisindendir. Ayrı bir soruşturma konusu yapılan bu iddialar hakkındayürütülen idari ve varsa cezai soruşturmanın ne şekilde ilerlediğine ilişkinbaşvuru dosyası kapsamında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. DolayısıylaAnayasa Mahkemesi açısından bu konuda şu aşamada bir inceleme yapılması mümkündeğildir.
118. Soruşturmanın etkililiği konusunda bu bölümde yer verilendeğerlendirmeler bir bütün halinde ele alındığında, her ne kadar, somut olaykapsamında Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada yaşanan ölüm olayının tümyönlerinin ortaya konulmasını ve olası sorumlu kişilerin belirlenmesinisağlayabilecek nitelikte oldukça ayrıntılı bir incelemenin yapıldığı görülmeklebirlikte, çok yönlü bu olayda olası cezai sorumluluğun kalkıp kalkmadığıkonusunda bir ceza mahkemesinin kapsamlı bir inceleme ve değerlendirme yapmasıimkânını ortadan kaldıracak bir kararın verilmesi nedeniyle, etkili resmi birsoruşturma yürütülmediği ve yaşam hakkının usulî boyutunun ihlaline yolaçıldığı kanaatine varılmıştır.
119. Açıklanan nedenlerle, yaşam hakkının gerektirdiği etkilisoruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
c. İşkence ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiği İddiası
120. Başvurucu, olay sonrasında yürütülen soruşturmakapsamında hazırlanan otopsi raporunda Ç.D.’nin kafa ve çene bölgesindekırıklar ve vücudunun çeşitli yerlerinde iz ve yaralar tespit edilmesine ve birtanığın ele geçirildikten sonra birkaç kişinin Ç.D.’ye tekmeyle vurduğunugördüm şeklindeki beyanlarına rağmen bu yöndeki şikâyetlerinin soruşturma kapsamındaincelenmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınanişkence ve eziyet yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
121. Bakanlık görüşünde, yaşam hakkının esasına ilişkinşikâyetler dışında başvuruda ileri sürülen diğer haklara ilişkin şikâyetlerinyaşam hakkının etkin soruşturma yapma yükümlülüğü altında değerlendirildiği, bunedenle ayrı bir başlık altında işkence yasağına ilişkin görüş sunulmamışolduğu, sadece yaşam hakkına ilişkin yer verilen görüşler arasında başvurucununbu bölümde ileri sürdüğü iddialara karşılık gelebilecek bazı olgularadeğinildiği görülmektedir.
122. Bu bağlamda Bakanlık görüşünde, olay anında orada bulunanve gazeteci olan tanık S. K. ile polis memuru olan tanıkların, ağır yaralıolarak yerde yatarken kimsenin tekme veya başka bir şekilde Ç. D.’yevurmadığını beyan ettiği, ayrıca polis olan müştekiler İ. Ç. ve A. İ.’ninkaçmaya çalışırken Ç. D.’nin kaya parçalarından oluşan sert bir zeminedüştüğünü beyan ettiği, ölü muayene tutanağında da, kafanın yan taraflarında veyanak bölgesinde sıyrıklı ekimozlar olduğunun belirtildiği bilgilerine yerverilmiştir.
123. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
124. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırıolarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabitutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, olayhakkında etkili resmi bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmektedir (B. No:2012/969, 18/9/2013, § 25). Ancak, bu konuda bir soruşturmanın başlayabilmesiiçin öncelikle işkence ve kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerledesteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için hertürlü makul şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt,yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyenbirtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti halindebir soruşturma yükümlülüğünün bulunduğundan bahsedilebilir (B. No: 2013/394,6/3/2014, § 28)
125. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu bölümde, konu hakkındailk elden sorumlu soruşturma ve kovuşturma makamlarının başvurucunun bubölümdeki iddialarına ilişkin herhangi bir inceleme yapmamış olmalarınedeniyle, işkence veya kötü muamele yasağının ihlali iddialarının esasıhakkında, bulunduğu konum ve yaptığı incelemenin niteliği itibariyle, AnayasaMahkemesinin bu aşamada bir değerlendirme yapması mümkün değildir.
126. Somut olay, konu hakkındaki ilkeler çerçevesindeincelendiğinde, başvurucunun, iddialarını Ç.D. hakkında hazırlanan otopsiraporunda yüz ve çene kısmında kırıkların tespit edilmesine ve tanık S. K’nın “birkaç kişinin tekmeyle vurduğunu gördüm”şeklindeki beyanlarına dayandırdığı görülmektedir.
127. Başvurucunun iddiasına dayanak olarak gösterdiği vebaşvuru dilekçesi ekinde sunduğu Adli Tıp Kurumunun 14/12/2012 tarihli otopsiraporunda konuyla ilgili şu ifadelerin yer aldığı görülmektedir:
“Alın sol yandan sol zyogamaya uzanan, alınsağ yandan sağ zygomaya uzanan, sağ kulak kepçesi ön kısmında, oksiital üstteortada saçlı deride kısmen parsönenleşmiş ekimozlucildi sıyrık alanları, dudakların iç yüzünde ekimozlu yüzeyselsıyrıklar, üst çene sol birinci dişin uçkısmında kırık, üst çenedeorta hatta kesici dişler arasından üst damağa uzanan kırık hattı, burun kemiğive sağ zyogamada kırık krepitasyonu,sağ kolda parçalı kırık deformitesi,sağ uyluk ön yüz 1/3 alt-iç kısımda 1,5x1 cm lik, sağ el 3. parmak tırnakkökünde 0,8 cm lik ekimozlu cildi sıyrık olduğu,
…”
128. Başvurucunun iddiasını dayandırdığı ve yine başvuru ekindesunduğu gazeteci tanık S. K.’nın Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan yeminliifadesinde konuya ilişkin şu şekilde beyanlarının olduğu görülmektedir:
…Ateş eden polisler ellerini kaldırarakbirbirlerine ateş etmeyin diye bağırdılar. Ben de bu şahsın etkisiz halegetirildiğini anladım ve şahsın olduğu yere ben de diğer polislerle birliktekoştum. Ben ilk açıyı görür görmez fotoğrafını çektim. Maktul Çağrı Danışmanyüzükoyun yatıyordu ben sadece ayaklarını bacak kısmını görebiliyordum. Bir ikifotoğraf çektikten sonra polislerden bazıları beni olay yerinden uzaklaştırmayaçalıştı. … Ben kameraman arkadaşıma kayıttan çıkmamasını görüntü almaya devametmesini istedim. Ben uzaklaştırılmaya çalışıldığım sırada bazı memurlar şahsınellerini arkaya doğru kıvırıyorlardı. Şahsın konuştuğunu duymadım ancak “ah”şeklinde (maktulden) ses (geldiğini) duydum. …
Ben maktulün olduğu yere ikinci kez gelişimdebirkaç kişinin tekmeyle vurduğunu gördüm ancak oradaki amirler engel oldu.…Olay yeri çok kalabalıktı ve büyük bir arbede yaşanmaktaydı. … maktülütekmeleyen görevli sayısını veremem. Üç amirin özellikle olayın etkisinde kalandiğer görevlileri sakinleştirmeye ve maktulden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.Ancak maktule kaç tekme atıldığını ben bilemem, olay çok ani gelişti. …”
129. Soruşturma kapsamında elde edilen bulgulara yukarıdakigibi detaylı olarak yer verilmesinin sebebi, bazı kişilerin olası cezaisorumluluklarına ilişkin bir değerlendirme yapılması veya bu konuda bir sonucaulaşmaya çalışmak olmayıp, başvurucunun konu hakkındaki iddialarının olayadoğrudan şahit olan kişilerin beyanlarına dayandırdığı ve yapılan otopsiincelemesinde, KYO kararında olayın gelişimi açısından yapılan tespitlerledoğrudan telif edilemeyecek şekilde Ç.D.’nin vücudunda kırık ve yaralar tespitedildiğinin ortaya konulduğu, bu nedenle başvurucunun iddialarının ciddiolabileceği ve bu konuda Savcılığın etkili soruşturma yapma yükümlülüğü doğupdoğmadığını değerlendirmektir.
130. Bu bağlamda, Savcılığın KYO kararında sadece ölüm olayınıngerçekleşme şekline ve bu konuda ilgili kişilerin cezai sorumluluklarınailişkin değerlendirmelerin yer aldığı ancak başvurucunun işkence iddialarıhakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
131. Başvurucunun iddiaları açısından Savcılığın KYO kararıincelendiğinde, sadece, gazeteci tanık S.K.’nın (yukarıda (§ 123) ilgiliyerleri daha ayrıntılı verilen) “(Ç.D.’nin)yerde yatar vaziyette iken resimlerini çektiğini, operasyona katılan polismemurlarının maktulün başında biriktiğini, maktule tekme vurmak isteyenlerolduğunu ve amirlerin buna engel olarak polis memurlarını şahsın başındanuzaklaştırdığını” şeklinde (özetlenmiş) beyanları ile Bakanlıkgörüşünde değinilen tanıklardan polis İ.Ç.’nin konu hakkındaki “Ç.D.’nin sonolarak vurulduğu yerde) yüzüstü ve sert şekilde mucur ve kaya parçalarındanoluşan zemine doğru düştüğünü… burada kısa süreli bir arbededen sonraamirlerinin kendilerini yatıştırdığını…” şeklindeki ifadeleri vepolis tanık A.İ.’nin “şüphelinin düşerkenbile silahını bırakmadığını ve kendilerine doğrultma gayretinde olduğunu,yüzükoyun olarak ve sağ kol üzerine sert bir şekilde düştüğünü, her iki kolununkarnının altında olduğunu, yerde mucur tabir edilen küçük taş parçalarınınbulunduğunu, şüpheliye yerdeyken herhangi bir kimsenin tekme attığını, …”şeklindeki ifadelerinin KYO kararında yer aldığı görülmektedir. KYO kararındaözetlenen beyanlarda, Ç.D.’nin tekmelendiğine veya başka türlü darp edildiğinedair herhangi bir bahis bulunmamaktadır.
132. Başvurucunun 20/12/2012 tarihinde soruşturmayı yürütenSavcılığa sunmuş olduğu balistik inceleme ve otopsi raporlarına karşıbeyanlarını sunduğu dilekçede, bu bulgulara yer vererek şüphelilerin işkencesuçundan cezai sorumluluklarının doğacağını ileri sürdüğü görülmektedir.Başvurucu, Savcılığın KYO kararına karşı itiraz dilekçesinde de diğeritirazlarının yanı sıra işkence suçu ile ilgili olarak ya kovuşturmaya yerolmadığına karar verilmesi ya da kamu davası açılması gerekirken bu konuda herhangibir şikâyet veya delil yokmuş gibi kararda bir bahis geçmediğini ilerisürmüştür. Yapılan itiraz sonrasında Mahkemenin verdiği kararda (§ 22) dakonuya ilişkin bir değerlendirmenin yer almadığı görülmektedir.
133. Yaşam hakkına yönelik ihlal iddiaları için geçerli olduğugibi, bir kamu görevlisinin işkence ve kötü muamelesine maruz kalındığınayönelik iddialar açısından da yürütülmesi gereken soruşturma, sorumlularınbelirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu mümkünolmazsa, Anayasa’nın 17. maddesi, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisizhale gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktanyararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmelerimümkün olabilecektir. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başınasoruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması dakötü muamele teşkil edebilmektedir. Bu bağlamda konu hakkındaki soruşturmanınderhal başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli vesüratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (B. No: 2012/969,18/9/2013, § 25). Başvuru konusu olaydaki gibi, bu tür eylemlere maruz kaldığıileri sürülen kişiler hayatını kaybetmiş ve bu eylemlerin o kişi kamugörevlilerinin elinde iken işlendiği ileri sürülüyorsa, devletin resen hareketegeçerek böyle bir durumun vaki olup olmadığını açıklığa kavuşturacak niteliktekapsamlı ve titiz bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır.
134. Başvuru konusu olay açısından, yaşanan olayın hangiaşamasında ne şekilde Ç.D.’nin vücudunda otopsi raporunda ifade edilen kırk veyaraların meydana geldiğini, iddia edildiği şekilde Ç.D.’nin gerçektenpolislerin bir muamelesine maruz kalıp kalmadığını, olası böyle bir muameleninağırlık derecesini, herhangi bir cezai sorumluluk gerektirip gerektirmediğiniolayı ilk elden inceleyen soruşturma ve kovuşturma makamları inceleyecekler vebu konularda bir karara varacaklardır. Başvuru konusu olayda, Savcılığın veMahkemenin verdikleri kararlarında, başvurucunun işkence ve kötü muameleyeilişkin ciddi nitelikteki iddialarını ne reddettikleri,ne makul görüp gereği gibi bir işlem yürüttükleri ne de bu yöndeki iddialarıölümün gerçekleşme koşulları içerisinde değerlendirdikleri görülmektedir.
135. Bu açıklamalar ışığında, başvurucunun işkence ve kötümuameleye ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasına rağmen, somut olaydabu konuda etkili resmi bir soruşturmanın yürütülmemesi nedeniyle Anayasa’nın17. maddesinin üçüncü fıkrasının usulî yönünün ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
d. Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiği İddiası
136. Başvurucunun Anayasa’nın 40. ve AİHS’nin 13. maddeleriuyarınca yaşam hakkı ve işkence ve eziyet yasağı kapsamında maruz kalındığınıileri sürdüğü ihlaller bakımından etkili bir başvuru yolu bulunmadığı yönündekiiddialarının önceki bölümlerde anılan iki hak kapsamında yapılan incelemelerdedeğerlendirildiği için bu hak kapsamında yeniden inceleme yapılmasına yerolmadığına karar verilmesi gerekir.
V. 6216 SAYILIKANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI
137.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
138.Mevcut başvuruda etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşamhakkını ve işkence ve eziyet yasağını düzenleyen Anayasa’nın 17. maddesininihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin dosyanın ilgili Savcılığa gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
139.Başvurucu, 100.000 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 150.000 manevitazminat talebinde bulunmuştur.
140.Başvuru hakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının esasının ihlaledilmediğine, bununla birlikte yaşam hakkının ve işkence ve eziyet yasağınınetkili soruşturma yürütme yükümlülüğü açısından ihlal edildiğinehükmedilmiştir. Başvurucu da, uğradığını iddia ettiğimaddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belgesunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradıklarını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebiarasında illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belgesunmayan başvurucunun maddi tazminat talepleri reddedilmelidir.
141.Başvurucu tarafından manevi tazminat talebinde bulunulmuş olmaklaberaber, ihlalin tespitinin yanı sıra kararın gereğinin yerine getirilmesi içindosyanın ilgili Savcılığa gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlaliddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu kanaatine varıldığından,başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
142.Başvurucu, yargılama ve avukatlık ücreti olarak 20.000 TL talepetmişlerdir. Başvurucu tarafından yapılan harç ve vekalet ücretinden oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun yaşam hakkı veişkence yasağına ilişkin iddialar yönünden KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının esasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının etkili soruşturma yürütmeyükümlülüğü yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,
3. Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan işkence ve eziyet yasağının etkili soruşturmayürütme yükümlülüğü yönünden İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun tazminatailişkin taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan198,35 harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sonaerdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin gereğiiçin ilgili Savcılığa gönderilmesine,
16/7/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.