TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CENGİZ KARAKOÇ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/5840)
Karar Tarihi: 8/5/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucular
:
1. Cengiz KARAKOÇ
2. Hasan Hayri KARAKOÇ
3. Ali Hıdır KARAKOÇ
Vekili
:
Av. Ümit SİSLİGÜN
Av. Meral HANBAYAT YEŞİL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksiktazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyethakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular, muhtelif tarihlerde yapılmıştır. Başvuru formlarıve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyonlarca muhtelif tarihlerde, başvuruların kabuledilebilirlik incelemelerinin Bölümler tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Yukarıdaki başvuruculara ait 2015/5458 ve 2015/5460 numaralıdosyaların konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/5840 başvuru numaralıdosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2015/5840 başvuru numaralı dosyaüzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru dosyalarının kapatılmasınakarar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvurucular, Tunceli'nin Hozat ilçesi Kozluca köyünde ikametetmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyünboşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldıklarını iddia etmiş ve14/4/2006 tarihinde 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındazararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
6. Komisyon, başvuruculardan Cengiz Karakoç'a 4.572 TL, HasanHayri Karakoç'a 7.902,06 TL, Ali Hıdır Karakoç'a 8.074 TL ödenmesine kararvermiştir.
7. Söz konusu tutarı kabul etmeyen başvurucular Komisyonkararlarının iptali istemiyle dava açmıştır. Başvurucular dava dilekçesindeözetle köyü terkten önce küçükbaş hayvanları olduğu hâlde hayvanlarına ilişkinödeme yapılmamasından, ev ve ahıra ilişkin birim değerin eksikhesaplanmasından, mülklerine erişemedikleri sürenin iki yıl eksikbelirlenmesinden şikâyet etmişlerdir. Başvurucular ayrıca Komisyon tarafındanmanevi tazminata da karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek Komisyonkararının iptalini istemişlerdir.
8. Elazığ 1. ve 2. İdare Mahkemeleri (Mahkeme) 26/7/2012,15/11/2012, 26/12/2012 tarihli kararlarıyla davaları reddetmiştir. Karargerekçeleri benzer mahiyete olup özetle davacıların uğradıklarını iddiaettikleri hayvan zararlarına ilişkin olarak hayatın olağan akışına göre menkulmalların kolayca ve hızla elden çıkarılabilecek mahiyette olması karşısındadavacıya ait bu neviden malların bulunup bulunmadığı, köyü terk ederken mallarıberaberinde götürüp götürmediği, satıp satmadığı, kısaca menkul zararın oluşupoluşmadığı hususlarında ispat yükünün davacıya ait olduğu ve bu durumunbelgelendirilemediği, dava dilekçesinde yer alan bu hususa dair iddialarınsoyut ve afaki olduğu belirtilmiştir. Kararda ayrıca araştırma heyetince keşifincelemesi sonucu tespit edilen ev ve ahır için yapılan hesaplamanınBayındırlık ve İskan Bakanlığınca her yıl yayımlanan Mimarlık ve MühendislikHizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak Yapı Yaklaşık Birim MaliyetleriHakkında Tebliğ hükümlerinin esas alınması suretiyle köy tipi ev için I. SınıfB grubundaki m2 birim maliyetleri üzerinden usule uygun olarakhesaplandığı belirtilerek dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığısonucuna ulaşılmıştır.
9. Mahkeme, 5233 sayılı Kanun'da manevi zararın tazminineyönelik herhangi düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında davacılarınmanevi tazminat talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu Komisyon kararındahukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir.
10. Başvurucular, kararları temyiz etmiştir. Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire), kararlarının usul ve hukukauygun olduğunu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasınıgerektirecek nitelikte görülmediğini belirterek kararı 12/2/2014, 15/11/2014,26/2/2014 tarihinde onamıştır.
11. Karar düzeltme talepleri Daire tarafından reddedilmiştir.Karar düzeltme taleplerinin reddi üzerine başvurucular süresinde bireyselbaşvuruda bulunmuşlardır.
12. Davaların reddedilmesinin ardından başvurucular Komisyonun sulhname teklifini kabul etmişlerdir. 5233 sayılı Kanun’un12. maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte gönderilen ve “Yukarıda ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımınkarşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarakuğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim.”beyanını içeren sulhnameler, muhtelif tarihlerdebaşvurucuların avukatları tarafından imzalanmış ve söz konusu tutarlarbaşvuruculara/avukatlarına ödenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
14. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon,doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 incimaddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeyegöre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkatealarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler.Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhnametasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
15. 5233 sayılı Kanun’un "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamede belirlenenzararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valininonayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenektenüç ay içerisinde karşılanır.”
16. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaYönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararınkarşılanmasına ilişkin sulhname"kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:
"Komisyon, doğrudan doğruya veyabilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 16 ncımaddeye göre belirlenen zararı, 21 inci maddeye göre hesaplanan yaralanma,sakatlanma ve ölüm hallerindeki nakdî ödeme tutarını, 20 ncimaddeye göre ifa tarzı ile 23 üncü ve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecekmiktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safimiktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhnametasarısının örneği (EK-E) davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılmasıhâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. "
17. Yönetmelik'in "Zararınkarşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
"Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.
Bakanlık, ellibinYeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ileyapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkinolarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yenidendeğerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.
(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücuistemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır."
18. Yönetmelik'in "Nakdîödemenin şekli ve tutarı" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:
"Sulhnametasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafındanimzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhnametasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemelerhak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."
19. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,K.2009/97 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"5233 sayılı Yasa,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yolunagitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluylakarşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayanvatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatifbir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amacauygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek bunailişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
...
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idaribir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararlarınkarşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucununsosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerineyasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyalrisk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerdenibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdiryetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların önceliklesulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamdadeğerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellikbağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelenzararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olankısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusuibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlerekarşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."
20. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli veE.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarınadayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yolunabaşvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadecemaddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemlegiderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyennitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması HakkındaKanunla ilgili olarak 'Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminattalep etme olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idarimahkemelerde manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiğigörülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydanagelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarıncakarşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminattaleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke vekuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarakmanevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılmasıgerekmektedir.”
21. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'unamaçlarından birinin terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı yolunagitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla karşılanmasıolduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde ise sulhun davayısona erdirici işlem olduğu, sulhname imzalanmasınındava açılmasını engelleyici olduğu belirtilmiştir.
B. Uluslararası Hukuk
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), söz konusu başvuruyabenzer şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyleuğranılan zararın tazminine ilişkin olarak sulhnameimzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlara ilişkin zararlamanevi zararın tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayan birgrup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08,28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının-taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği için- yerel boyuttaki buuzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itirazason verdiği gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.
23. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözümbeyanlarında (sulhnamelerin) manevi tazminattan sözedilmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeyeilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvurusahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsiledildiğini, bu hâlde başvuranların ne 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarınınmanevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını ne de bu anlaşmalarınsonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerinibelirtmiştir. AİHM'e göre söz konusu düzenleme,başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerinigerektirmektedir ve uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu ödemeyleilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniylebaşvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).
24. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besiciliktenelde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesineilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgiliyukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete de uygulanabilir olduğukanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerinimzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri / Türkiye, § 78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 8/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Maddi Zararların EksikTazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet
a. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucular; Komisyon kararında köyü terkten önceki hayvanvarlığının dikkate alınmadığını, mülklerinden mahrum kaldıkları sürenin yediyıl olarak kabul edildiğini oysa bu sürenin dokuz yıl olduğunu, ev ve ahırailişkin birim değerin düşük olduğunu belirterek eksik tazmin nedeniyle mülkiyethaklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
b. Değerlendirme
27. Somut başvuruda başvurucular, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafındantespit edilen zararları, öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak bir tazminatmiktarı belirlenmiş ancak belirlenen tazminatı kabul etmeyen başvurucularkonuyu yargıya taşımışlardır. Açılan davalar sonucunda idari yargı yeri madditazminat yönünden Komisyon kararlarını hukuka uygun bularak reddetmiştir.Nihayetinde davaların reddedilmesinin ardından sulh teklifi başvuruculartarafından kabul edilmiştir (bkz. §§ 5-12).
28. Bireysel başvuruda bir hakkın ihlaline karar verilebilmesiiçin mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu olan kamu gücü kullanımınadayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığı anda mevcut olması ve başvuruhakkında karar verileceği zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurlukstatüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyetettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcut olup olmadığı vemuhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği incelenmelidir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §36).
29. Bunun yanında tazminat ya da başvurucunun taleplerininanlaşma ile karşılanması da mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder (Arman Mazman, B.No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).
30. Başvuruya konu olayda eksik hesaplandığı iddia edilenzararın miktarı üzerinde idareyle anlaşma sağlamış ve sulhnameyiimzalamış olmaları sebebiyle başvurucuların maddi mağduriyetlerinin açıkçaorantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular,Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyanettikleri alacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiklerinden mülkiyet hakkınailişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynıtarihte sona ermiştir. Belirtmek gerekir ki başvurucular Komisyonun sulhname teklifini avukatları aracılığıyla kabul etmiş ve sulhnameler başvurucular adına avukatları tarafındanimzalanmıştır. Dolayısıyla başvurucuların maddi tazminat iddialarını sonaerdiren sulhnamenin bu hukuki sonucundan habersizoldukları da düşünülemez. Öte yandan başvurucular, Komisyon tarafındanödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendilerine ödenmediği ya da eksiködendiği yönünde bir iddiada da bulunmamışlardır.
31. Diğer taraftan manevi tazminat, 5233 sayılı Kanun'daöngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açıkolup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevitazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.
32. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklananmülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucuların mağdurluk statüsünükaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin kişibakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Manevi TazminataHükmedilmemesine İlişkin Şikâyet
a. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucular, manevi zararlarının tazmin edilmemesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
b. Değerlendirme
34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevitazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireyselbaşvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarındabaşvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminatödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamaklabirlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talephakkına sahip olduğu belirtilmiştir (ÖzdenSayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
35. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un-Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda (bkz. § 20) dabelirtildiği üzere- maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birliktemanevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan birkanun olduğunu, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'un12. ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak haklarıihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanındığını belirterek5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılanzararın tazmin edilebileceğini belirtmiştir (AbbasEmre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).
36. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanunmanevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göreaçılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanunkapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genelprensiplerine göre açacakları davalarda da dile getirebilirler (Hüseyin Gönek ve ŞahinToprak, B. No: 2015/4683, 22/1/2019, § 44).
37. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıklarıdavaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getirilişbiçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtileniçtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'unilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığının yoksa manevitazminat talebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konmasıgerekir (Hüseyin Gönekve Şahin Toprak, §45).
38. Somut olayda başvurucular Komisyon kararının iptaliistemiyle açtıkları davalarda Komisyon tarafından manevi tazminat da ödenmesigerektiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların taleplerini 5233 sayılı Kanun'udayandırdıkları idare mahkemesinde açtıkları davalardaki dilekçelerinden açıkçaanlaşılmaktadır. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarınca kurulan ve faaliyette bulunanKomisyonun manevi tazminata hükmetmesi kendisinden beklenemez. Dolayısıylabaşvurucuların Komisyona başvurmalarının ardından açtıkları davalarını 5233sayılı Kanun'a dayandırdıkları ve genel hükümlere göre tam yargı davasıaçmadıkları anlaşıldığından manevi tazminat isteminin anılan gerekçeylereddedilmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğusonucuna varılmıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
40. Başvurucular; köyü terkten evvel var olan hayvan varlığınailişkin iddialarının dikkate alınmaması, mülkten mahrum kalınan sürenin eksikhesaplanması, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesi, derece mahkemelerininanılan konularda gerekçelerinin bulunmaması nedenleriyle adil yargılanmahaklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca 5233sayılı Kanun kapsamında başvurulan idari süreç ve yargılama prosedürlerininmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma haklarınınihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
2. Değerlendirme
41. Somut olayda sulhname imzalanarakmaddi tazminata ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin olarak mülkiyethakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuç gözetildiğindeusul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı şikâyetlerin tekrarincelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucularınbu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri sürdükleri benzer mahiyettekişikâyetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
42. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkinşikâyet ise sulhname imzalanmasından bağımsızolduğundan ve başvurucunun temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabileceknitelikte olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden incelemeyapılmıştır.
43. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle, 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılıAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat ÖdenmekSuretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
44. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafındanincelenmesi öngörülmüştür.
45. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yada yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuruimkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma veyeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerindeninceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).
46. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanaklarısunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahipolduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda AnayasaMahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarışansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen AdaletBakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ilebağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)
47. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,8/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.