TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÇETİN TULGAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3458)
Karar Tarihi: 8/9/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Çetin TULGAR
Vekili
:
Av. Müşir DELİDUMAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, formül gerekçelerletutukluluğun devamına karar verildiği, tutukluluğun makul olmayan bir süredirdevam ettiği, adil bir yargılama yapılmadığı, makul olmayan bir sürediryargılamanın devam ettiği gerekçeleriyle adil yargılanma ile kişi özgürlüğü vegüvenliği haklarının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/3/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 27/2/2015 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, suç işlemekamacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, tefecilik yapmak, tehdit, kişiyihürriyetinden yoksun kılma, yağma suçlarını işlediği şüphesiyle 22/12/2008tarihinde gözaltına alınmış, Mersin 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 26/12/2008tarihli ve 2008/418 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.
6. Adana CumhuriyetBaşsavcılığınca düzenlenen iddianameyle başvurucu hakkında suç işlemek amacıylaörgüt kurma ve yönetme, tefecilik yapma, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksunkılma ve yağma suçlarından kamu davası açılmıştır.
7. Adana 7. Ağır CezaMahkemesinin 9/11/2012 tarihli ve E.2009/123, K.2012/177 sayılı kararıylabaşvurucunun atılı suçlardan mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutuklulukhâlinin devamına karar verilmiştir.
8. Başvurucu, 7/3/2014 tarihlidilekçesiyle tutukluluk durumunun incelenmesi için dosya temyiz aşamasında ikenYargıtay 6. Ceza Dairesine tahliye talebiyle başvurmuştur. Başvuru formu veeklerinden Yargıtay 6. Ceza Dairesince bu talebin reddine karar verildiğianlaşılmıştır.
9. Başvurucu, 13/3/2014tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Temyiz üzerine ilk derecemahkemesi kararı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/5/2014 tarihli ve E.2013/30950, K.2014/9482 sayılı ilamıyla bozulmuştur. Bozma kararı sonrasındadosya, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/243 sayılı esasına kaydedilmiştir.
11. Adana 7. Ağır CezaMahkemesinin 2/6/2014 tarihli ve E.2014/243, K.2014/171 sayılı yetkisizlikkararı üzerine dava, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/282 sayılı esasınakaydedilmiş olup yargılama hâlen devam etmektedir.
B. İlgiliHukuk
12. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
…
(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
13. 26/9/2004 tarihli ve 5237sayılı Kanun’un 106. maddesi şöyledir:
“(1) Birbaşkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinseldokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit edenkişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığıitibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğindenbahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altıaya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacakbir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birdenfazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerininoluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, İşlenmesi halinde, failhakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Tehditamacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçununişlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.”
14. 5237 sayılı Kanun’un 109.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Bir kimseyihukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksunbırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir,tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasınahükmolunur.”
15. 5237 sayılı Kanun’un 149.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Yağma suçunun;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koymasısuretiyle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64 md.)Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,
e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumdabulunan kişiye karşı,
f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturduklarıkorkutucu güçten yararlanılarak,
g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,
h) Gece vaktinde, İşlenmesi halinde,
fail hakkında on yıldan onbeşyıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
16. 5237 sayılı Kanun’un 220.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“ (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıylaörgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ilearaç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, ikiyıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığıiçin üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 8/9/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/3/2014 tarihli ve 2014/3458numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
18. Başvurucu, delillerin bizzatsavcı tarafından toplanması gerekirken kolluk makamlarınca toplandığını,tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiğini, tutukluğunun devamıkararlarında kendisinin ve müdafisinin görüşünün alınmadığını, tutukluluğununinfaza dönüştüğünü, uzun süredir tutuklu olduğunu, yargılamanın makul olmayanbir süredir devam ettiğini, savunma yapması için gerekli kolaylıklarınsağlanmadığını, tahkikatın genişletilmesi taleplerinin dikkate alınmadığını,iddia makamı ve kolluğun isnatlarına dayalı olarak hüküm kurulduğunu belirterekkişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkınınİhlal Edildiği İddiası
19. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. …”.
20. Başvurucu, tutukluluğundevamına dair kararlarda somut bulguların yer almadığını, tahliye taleplerininformül gerekçelerle reddedildiğini, tutukluluğunun devamı kararlarındakendisinin ve müdafisinin görüşünün alınmadığını, uzun süredir tutuklu olduğunubelirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
21. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk hâlinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbestbırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireyselbaşvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hâli devamettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B.No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).
22. Ancak başvurucu hakkında ilkderece mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş ise, bireysel başvuru açısındantalep hukuka aykırılığın tespiti ve tazminatla sınırlı kalacaktır. Dolayısıylabu tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonrabireysel başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).
23. Kişi serbest bırakılmadanyargılandığı davada ilk derece mahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyettarihi itibarıyla tutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukukidurumu “bir suç isnadına bağlı olaraktutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesiaçısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslıfark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunansuçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekteve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasınahükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve birtutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir. Bu açıdanmahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlinitutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıylamahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasınıSözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarakdeğerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Korcan Pulatsü, § 33).
24. “Bir suçisnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kezyakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığıdurumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişininserbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hükmün verildiği tarihtir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 66). Belirtilen tarihler arasında geçen süre esas alınarak “bir suç isnadına bağlı olarak”tutuklulukta geçen sürenin makul olup olmadığı değerlendirmesi yapılacaktır.
25. Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma”durumunda, tutukluluk süresinin makul olmadığı iddiasıyla yapılacak bireyselbaşvurunun ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına kararverilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra ve serbest bırakılmadışında, nihayet bu durumun ortadan kalktığı mahkûmiyet kararından itibarensüresi içinde yapılması gerekir. AİHM de, mahkûmiyetkararından itibaren altı ay içerisinde yapılmayan “bir suç isnadına bağlı” tutma kapsamındaki başvurununsüresinde olmadığını belirtmiştir (AtalayÖztürk/Türkiye (k.k.), B. No: 54890/09,7/1/2014, §§ 37-41).
26. Somut olayda başvurucu,isnat edilen suçlar nedeniyle 26/12/2008 tarihinde tutuklanmış ve Adana 7. AğırCeza Mahkemesinin 9/11/2012 tarihli kararıyla başvurucunun, üzerine atılı suçlardanhapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinindevamına karar verilmiştir. Söz konusu karar başvurucuya tefhim edilmiştir.
27. Başvurucunun, isnat edilensuçlarla ilgili yargılama kapsamında ilk derece mahkemesince mahkûmiyetkararının verildiği tarihe kadar geçen sürede “birsuç isnadına bağlı olarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı,mahkûmiyet kararından sonra geçen sürenin “mahkûmiyetsonrası tutma” kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
28. Hükümle birlikte verilentutukluluk hâlinin devamı kararına itiraz edildiğine ilişkin başvurucutarafından herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı tespit edilmiştir. Bubelirlemeler karşısında, “bir suç isnadınabağlı olarak” tutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren bireyselbaşvuruda, ilk derece mahkemesinin nihai kararını verdiği 9/11/2012 tarihindenitibaren otuz gün içinde başvuru yapılması gerekirken 13/3/2014 tarihindebaşvuru yapılması nedeniyle süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu noktadabaşvurucunun 7/3/2014 tarihli dilekçesiyle Yargıtay 6. Ceza Dairesine yaptığıtahliye talebinin başvuru süresi üzerinde bir etkisi olmayacaktır.
29. Açıklanan nedenlerle,başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmayanbireysel başvurunun bu kısmının “süre aşımı”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
i. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
30. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
31. Anılanhükümler uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak veözgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevinihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari veyargısal makamların görevidir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlartarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
32. Bu nedenleAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun AnayasaMahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari veyargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgive kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte davave başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, § 17).
33. Başvurucu delillerin bizzat savcıtarafından toplanması gerekirken kolluk makamlarınca toplandığını, savunmayapması için gerekli kolaylıkların sağlanmadığını, tahkikatın genişletilmesitaleplerinin dikkate alınmadığını, iddia makamı ve kolluğun isnatlarınaüstünlük tanınarak hüküm kurulduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
34. Somutolayda başvurucu hakkındaki dosya, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/282 sayılı esasnumarasına kaydedilmiş olup yargılama hâlen devam etmektedir. Dolayısıyla buşikâyet bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir.
35. Açıklanannedenlerle, kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
36. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda,başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bu şikâyetin kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
37. Başvurucu suç işlemek amacıyla örgüt kurma, tefecilikyapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve tehdit suçlarındanhakkında açılan kamu davasında makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek,adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
38. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metniile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38-39).
39. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (Güher Ergun vediğerleri, §§ 41–45).
40. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E.,B. No: 2013/625, 9/1/2014, §31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, suç işlemek amacıyla örgütkurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve tehditsuçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucuya isnatolunan suçlar, 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde, 109. maddesinin (2)numaralı fıkrasında, 149. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (c), (f),(g), (h) bentlerinde hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Buçerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E.,§ 32).
41. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuruaçısından bu tarih, başvurucunun göz altına alındığı 22/12/2008 tarihidir.
42. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, AdanaCumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, 22/12/2008tarihinde gözaltına alınarak 26/12/2008 tarihinde tutuklanan başvurucuhakkında, Başsavcılığın 26/5/2009 tarihli iddianamesi ile suç işlemek amacıylaörgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma vetehdit suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, Adana 7. Ağır CezaMahkemesince, başvurucunun savunmasının alındığı, müştekilerin dinlendiği,toplanan deliller değerlendirilerek 9/11/2012 tarihli karar ile hapis ve adlipara cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, başvurucunun temyiziüzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/5/2014 tarihli ilamıyla hükmünbozulmasına karar verildiği belirlenmiştir. Bozma kararı sonrası dosya, Adana7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/243 sayılı esasına kaydedilmiştir. Adana 7. AğırCeza Mahkemesinin yetkisizlik kararı üzerine dosya, Mersin 1. Ağır CezaMahkemesinin 2014/282 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama hâlen devam etmektedir.
43. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (B.E.,§§23-41; Ersin Ceyhan, B. No:2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).
44. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gerekenusul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortayakoymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık yediyıldır devam eden söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
45. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
46. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
45. Başvuruda, Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
46. Başvurucu, herhangi bir tazminattalebinde bulunmamıştır.
47. Başvurucu tarafından yapılan vedosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
48. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “süreaşımı” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündekiiddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
C. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
D. Kararın bir örneğinin Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmesine,
8/9/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.