TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CEZMİ DEMİR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/293)
Karar Tarihi: 17/7/2014
R.G. Tarih-Sayı: 22/10/2014-29153
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Özcan ÖZBEY
Başvurucular
:
Cezmi DEMİR
Ertan DAĞABAKAN
Hicrettin DAĞABAKAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, telefon teli hırsızlığı şüphesi ile 3/11/2001 –6/11/2001 tarihleri arasında Hamur İlçe Jandarma Komutanlığında gözaltındabulundukları süre içinde kolluk görevlileri tarafından işkence ve kötümuameleye maruz kaldıklarını, gerek bu eylemleri gerçekleştiren Jandarmapersoneli gerekse muayene edildikleri hastanelerde, işlenen suçu gizlemekamacıyla, yanıltıcı rapor düzenleyen doktorlar hakkında yaptıkları şikâyetkapsamında başlatılan soruşturma ve kovuşturmanın etkin bir şekildeyürütülmediğini, bir kısım sanıkların beraat ettiğini, birsanık hakkındaki davanın zamanaşımına uğradığını ve yargılamanın 11 yıldanfazla sürdüğünü belirterek, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinin ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular, 3/1/2013 tarihinde Ağrı Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemelerinde Komisyona sunulmalarına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/10/2013 ve 25/2/2014tarihlerinde, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 18/3/2013 tarihinde, kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Başvurucuların yaptıkları başvuruların incelemesinde, konuyönünden hukuki irtibat bulunduğu tespit edildiğinden, Bölüm tarafından25/4/2014 tarihinde, 2013/294 ve 2013/545 numaralı dosyaların 2013/293 numaralıbireysel başvuru dosyası ile birleştirilerek incelenmesine karar verilmiştir.
5. Bölüm tarafından 26/6/2013 tarihinde yapılan toplantıdabaşvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
6. Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü7/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
7. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,başvuruculardan Hicrettin ve Ertan Dağabakan’a6/9/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucular tarafından herhangi bir karşıgörüş Anayasa Mahkemesine sunulmamıştır.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
1. Başvurucularaİsnat Edilen Suç Kapsamında Yapılan İşlemler
9. Başvurucular, Ağrı ili Aşağı KarabalKöyü mevkiinde bulunan Türk Telekom’a ait bakır tellerin kesilerek çalındığıihbarı üzerine İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından 3/11/2001 tarihinde yapılanoperasyon sonucunda, saat 22.30 sularında olay bölgesinde yakalanmışlardır.
10. Başvuruculardan Ertan Dağabakan 1985doğumlu olup, iddia edilen olayın meydana geldiği tarihte 16 yaşında iken,diğer iki başvurucu 18 yaşından büyüktüler.
11. Başvurucular, Hamur Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile3/11/2001 ila 6/11/2001 tarihleri arasında toplam üç gün Jandarma MerkezKarakol Komutanlığında gözaltında tutulmuşlardır.
12. Cumhuriyet Savcılığınca 6/11/2001 tarihinde başvurucularınifadeleri alınarak, tutuklama talebiyle Hamur Sulh Ceza Mahkemesine sevklerigerçekleştirilmiş ve anılan Mahkemenin 6/11/2001 tarih ve 2001/29 müteferriksayılı kararıyla başvurucular “cürüm işlemekiçin teşekkül oluşturmak ve hırsızlık” suçlarından tutuklanarak AğrıKapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmişlerdir. Başvurucular, aynı Mahkemenin6/12/2001 tarihli kararıyla tahliye olmuşlardır.
13. Hamur Cumhuriyet Başsavcılığınca, Hz.2001/306 sayılı dosyaüzerinden yürütülen soruşturma kapsamında, anılan Savcılığın 30/11/2001 tarihve 2001/28 sayılı tefrik kararı gereğince; “cürümişlemek için teşekkül oluşturmak” ve “hırsızlık” suçları tefrik edilerek, başvurucular hakkındaHamur ilçesinde yapılan bakır tel hırsızlığı suçu Hz.2001/306 sayılı dosyaüzerinden, Ağrı ili sınırları içinde yapılan bakır tel hırsızlığı suçuHz.2001/311 sayılı dosya üzerinden, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçuHz.2001/315 sayılı dosya üzerinden soruşturulmaya devam edilmiştir.
14. Başvurucular hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, cürümişlemek için teşekkül oluşturmak iddiasına ilişkin olarak Hz.2001/315 sayılısoruşturma dosyası 20/12/2001 tarih ve 2001/13 sayılı Fezleke ile, Hamur ilçesisınırları dışında meydana gelen hırsızlık suçuyla ilgili olan Hz.2001/311sayılı dosya ise yetkisizlikle Hamur Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından AğrıCumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
15. Bunun üzerine başvurucular hakkında, Ağrı CumhuriyetBaşsavcılığının 28/12/2001 tarih ve 2001/709 numaralı iddianamesi ile “hırsızlık” suçundan kamu davası açılmışve Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, anılan Mahkemenin28/2/2002 tarih ve E.2001/799, K.2002/87 sayılı kararı ile “müsnet suçu işlediğine dair Jandarmadaki ifadesinden başka delil olmadığı, buifadenin de işkence altında alındığının iddia edildiği, işkence şüphelerininbulunduğu bir ortamda yapılan sorgudaki ikrarın da tek başına delil kabuledilemeyeceği” gerekçesi ile başvurucular beraat etmiş ve bu karartemyiz edilmeyerek 8/3/2002 tarihinde kesinleşmiştir.
16. Ayrıca, başvurucular hakkında Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının31/1/2002 tarih ve 2002/8 numaralı iddianamesi ile de “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak”suçundan Ağrı Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış olup, yapılan yargılamasonucunda, anılan Mahkemenin 2/4/2002 tarih ve E.2002/20, K.2002/56 sayılıkararı ile başvurucuların “isnat edilen suçuişlediklerine dair yeterli kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delilbulanmadığı” gerekçesi ile beraatlarına karar verilmiş olup, bukarar da temyiz edilmeyerek 10/4/2002 tarihinde kesinleşmiştir.
17. Başvurucular hakkında Hamur ilçe sınırları içerisinde işlendiğiiddia edilen ve 2001/306 hazırlık numarası üzerinde yürütülen hırsızlık suçuile ilgili de Hamur Cumhuriyet Başsavcılığınca 6/12/2001 tarihinde Hamur AsliyeCeza Mahkemesine kamu davası açılmış ve Mahkemenin E.2001/88 numarası üzerindenyargılamaları yürütülmüştür.
2. BaşvurucularınKötü Muamele Şikâyetleri Üzerine Yapılan İşlemler
a. Başvurucuların Kötü Muamele İddiaları
18. Başvurucular Ertan Dağabakan ile CezmiDemir 5/11/2001 tarihinde avukatları olmaksızın Jandarmada, görevli KarakolKomutanı İ. Ö. ve yardımcısı H. A. huzurunda vermiş oldukları ifadelerinde, Telekoma’a ait direklerdeki kabloları kesmek amacıyla olayyerinde bulunduklarını, Jandarma aracını görünce saklandıklarını, ancak suçkonusu eşyalar ile birlikte yakalandıklarını, daha önceden de birkaç benzer suçişlediklerini kabul ederlerken, başvurucu Hicrettin Dağabakan,bir şahsın ücret karşılığında pancar taşıtma istemi üzerine olay bölgesinegittiklerini, ancak bu kişi ve olay yerinde bulunan iki arkadaşının telleritraktör römorkuna yüklediklerini görünce bunu kabul etmeyip indirttiğini, busırada Jandarmanın geldiğini görünce daha önceden tanımadığı sadece iş amaçlıanlaştıkları diğer üç şahsın kaçtığını, kendilerinin ise kaçmayarakyakalandıklarını söylemiştir.
19. Başvurucular H. Dağabakan ve C. Demir6/11/2001 tarihinde Savcılıkta verdikleri ifadelerinde, tanımadıkları bir kişiile yaptıkları anlaşma üzerine pancar taşımak amacıyla olay yerinegittiklerini, söz konusu yerde başka şahısları da gördüklerini, bu sıradaJandarma gelince diğer şahısların kaçtıklarını, kendilerinin yakalandığını,atılı suçu işlemediklerini belirtmişlerken, başvurucu E. Dağabakansuçu kabul etmiş, ayrıca başvurucu Cezmi Demir işkence gördüğü için Jandarmadaikrarda bulunduğunu söylemiştir. Yine üç başvurucu da,gözaltında iken devamlı surette kötü muamele gördüklerini, söz konusu suç ilebirlikte başka olayları da kabul etmek için cop, tekme ve yumrukla vücutlarınındeğişik yerlerinden darp edildiklerini, gözlerinin bağlandığını, sinkaflı sözlerle hakarete maruz kaldıklarını, başlarındansoğuk su döküldüğünü, bu nedenle görevlilerden şikâyetçi olduklarını ifadeetmişlerdir. Bu iddia üzerine Savcılık aynı gün soruşturmaya başlamış vebaşvurucuları yeniden raporlarını aldırmak üzere Sağlık Ocağına sevk etmiştir.Görevli Doktor G. Ö., başvurucularda herhangi bir darp ve cebir izininbulunmadığı yönünden rapor düzenlemiştir.
20. Üç başvurucu, 6/11/2001 tarihli sorgularında ise suçu kabuletmeyerek, Jandarmadaki ifadelerinin kötü muamele altında alındığını,elbiselerinin çıkarıldığını ve darp edildiklerini, korktukları için ikrardabulunduklarını söylemişlerdir. Başvurucu E. Dağabakan,Savcılıktan sonra yeniden Karakola götürülecekleri ve tekrar baskı görebileceğiendişesi ile Savcılıkta da suçu kabul ettiğini belirtmiştir. Başvurucular aynıgün tutuklanmışlardır.
21. Başvurucular Ağır Ceza Mahkemesindeki benzer şikâyetlerinde deözetle, yüklenen suçu kabul etmek için gözaltında iken gözlerinin bağlandığını,soyularak çıplak vaziyette soğuk bir garaj-depo gibi yerde ayrı ayrı geceboyunca bekletildiklerini, kendilerini donmuş vaziyette hissettiklerini, hortumile üzerlerine su püskürtüldüğünü, sopa ile değişik yerlerinden darpedildiklerini, saçlarından tutulup yerde sürüklendiklerini, İ. Ö. tarafındanbazen gözlerinin açılarak adam oldunuz mu şeklindeki sorusuna muhatapolduklarını, tuvalet ihtiyaçlarını bile karşılamalarına izin verilmediğini, biraletle cinsel organlarının sıkıldığını, cop sokmaya kalkışıldığını, üç günaç-susuz bırakıldıklarını, kendilerine ve ailelerine yönelik ağır küfür vetehditlere maruz kaldıklarını, daha çok bu eylemleri Karakol Komutanı İ. Ö.’nün yaptığını, H. A.’nın dayanında olduğunu, Hamur Sağlık Ocağında doktorun kendileri üzerinde bir muayeneyapmadan rapor düzenlediğini, Ağrı Devlet Hastanesinde kendileri içindüzenlenen raporu sanık İ. Ö.’nün okuduktan sonrasinirlenerek yeniden içeri girdiğini, bir buçuk saat beklediklerini, daha sonrasanık İ. Ö.’nün gelerek ilçeye geri döndüklerini,gözaltı süresince sürekli işkenceye maruz kalmaları nedeniyle sanıklardanşikâyetçi olduklarını beyan ederek davada katılan sıfatıyla yer almışlardır.
b. Başvurucuların İddiaları Kapsamında AlınanDoktor Raporları
22. Başvurucuların gözaltına alındıkları 3/11/2001 tarihinde, HamurSağlık Ocağı’nda yapılan sağlık kontrolü sonrasında haklarında düzenlenen aynıiçerikli raporlarda “yapılan muayenesisonucu herhangi bir bulguya rastlanılmadığı, gözaltına alınmasında sakıncaolmadığı” tespitine yer verilmiştir.
23. Başvurucular, 6/11/2001 tarihinde, saat 08.30 sıralarındagözaltından çıkarılarak Savcılığa sevk edilmeden önce, Hamur Sağlık Ocağı’ndasağlık kontrolünden geçirilmiş olup, anılan Sağlık Ocağı doktorlarından G. Ö.tarafından düzenlenen 6/11/2001 tarihli ilk raporda, üç başvurucu hakkında “herhangi bir darp izine rastlanılmadığı” belirtilmiştir.
24. Başvurucuların Savcılıkta verdikleri benzer ifadelerinde, “gözaltında iken kötü muameleye maruz kaldıklarını”belirtmeleri üzerine, yeniden aynı Sağlık Ocağı ve aynı Doktordan alınan6/11/2001 tarihli ikinci raporda da benzer saptamada bulunulmuştur.
25. Başvurucuların avukatı, Cumhuriyet Savcılığına hitaben yazdığı7/11/2001 tarihli dilekçede,“müvekkillerinin gözaltında kaldıkları süre içerisinde görevlilerce işkenceyapıldığını, işkence izlerinin halen vücutlarında mevcut olduğunu vemüvekkilleri ile cezaevinde yaptıkları görüşme sırasında kendisinin de bizzatizleri gözlemlediğini, karakolda görevli bulunan komutanlardan birisinineşinin, adı geçen sağlık ocağında çalışıyor olması nedeniyle, gerçeğe aykırırapor tanzim edildiğini” belirterek, müvekkillerinin yenidenhastaneye sevk edilip doktor raporu aldırılmasını talep etmiştir.
26. Bu talep üzerine başvurucular, kendilerine kötü muameledebulunduğu iddia edilen karakol komutanı İ. Ö. ve yardımcısı H. A. ile diğergörevliler gözetiminde tutuklu oldukları cezaevinden alınarak 7/11/2001tarihinde sağlık kontrolü için Ağrı Devlet Hastanesine sevk edilmiş ve hastanedoktorlarından Y. İ. ve Y. O. tarafından saat 18.40’da yapılan muayenelerisonucunda düzenlenen 7/11/2001 tarihli raporda; başvurucu Cezmi Demir ileilgili olarak “hastada yaklaşık 8-12 saatiçinde olduğu düşünülen, sırtta sağ üstte yaygın hematomolduğu, yeni oluşan darp-cebir izine rastlanmadığı, hayati tehlikenin olmadığı,iş ve güç kaybının bulunmadığı”, başvurucu Hicrettin Dağabakan ile ilgili olarak“hastada yaklaşık 8-12 saat içinde olduğu düşünülen sol bacakta arkada kızarıklık,sağ bacak iç kısmında kızarıklık, sağ alt kadron batında kızarıklık mevcutolduğu, yeni oluşan darp ve cebir izine rastlanılmadığı, hayati tehlike, iş vegüç kaybının bulunmadığı” ve başvurucu Ertan Dağabakanile ilgili olarak da “hastada yaklaşık 8-12saat içinde olduğu tahmin edilen, sağ üst kolda hematom,batında ciltte kızarıklık mevcut olduğu, yeni oluşan darp-cebir izinerastlanmadığı, hayati tehlikenin olmadığı, iş ve güç kaybının bulunmadığı”ifadelerine yer verilmiştir.
27. Ancak başvurucuların avukatının 9/11/2001 tarihli dilekçesi ile “7/11/2001 tarihli raporun gerçeği yansıtmadığını,Doktor Y. İ.’nin Jandarma güvenlik güçlerinin baskısıaltında söz konusu raporu tanzim ettiğini” iddia ederek Savcılığaitirazda bulunması üzerine, Cumhuriyet Savcısı, başvurucuların yeniden sağlıkkontrolünden geçirilmeleri için Ağrı Devlet Hastanesine sevklerini sağlamıştır.
28. Başvurucuların bu kez Ağrı Devlet Hastanesi uzman doktorlarıtarafından muayene edilmeleri sonucunda düzenlenen 12/11/2001 tarihli raporda;başvurucu Cezmi Demir ile ilgili olarak “sağskapula üzerinde yaklaşık 5x6 cm’likalanda yer yer yeşilimtrak ekimozve hassasiyet mevcuttur. Bu haliyle hasta, hayati tehlikeye maruz kalmamış, 3gün iş ve güç kaybı olmuş, çehrede sabit eser yoktur”, başvurucuHicrettin Dağabakan ile ilgili olarak “sağ ve sol bacak önyüzde 1x1 cm’likyeşilimtrak ekimoz, sol önkol ön yüzde ve sol kol ön yüzde 4x5 cm’lik iki adet yeşilimtrak ekimoz, siternum üzerinde 1x2 cm’lik, sağomuz ön yüzde2x3 cm’lik, sağ kol ön yüzde 2 cm’lik, sağ lomber bölgede 5x3 cm’lik alanda yer yer yeşilimtrakekimoz mevcut olduğu, hayati tehlikeye maruzkalmadığı, 5 gün iş ve güç kaybına uğradığı” ve başvurucu Ertan Dağabakan ile ilgili olarak“sağ McBurney noktasında 1x2 cm’likkrutlu yara, sağ kol ön yüzünde 2 x2 cm’lik bölgede yeşilimtrak ekimoz mevcuttur. Bu haliyle hasta, hayati tehlikeye maruzkalmamış, 1 gün iş ve güç kaybı olmuş, çehrede sabit eser yoktur” tespitiyapılmıştır.
29. Adı geçen doktorlar (§ 32, 33; G.Ö., Y. İ., Y. O.) hakkında açılan dava sonrasında Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinin5/6/2002 tarihli yazısı ile başvurucular hakkında düzenlenen 6/11/2001,7/11/2001 ve 12/11/2001 tarihli raporlar arasındaki farklılığındeğerlendirilmesinin istenilmesi üzerine, Adli Tıp Kurumunun 12/7/2002 tarihliyazısı ile başvuruculara ilişkin raporlar açısından aynı ve özetle “12/11/2001 tarihli rapordaki bulguların künt travmatik bir etkenlemeydana geldiği, bu bulguların 7/11/2001 tarihli rapordaki lezyonlarla aynı lezyonlarolduğu, bu durumun son rapor tarihinden önceki 7 ila 12 günlük bir zaman dilimiiçinde meydana gelmiş olduğu” hususları belirtilmiştir.
30. Adli Tıp Kurumu Başkanlığından alınan 2/1/2006 tarihli rapordada, başvurucu Cezmi Demir yönünden her ne kadar 7/11/2001 tarihinde yapılanmuayenesinde sırtta sağ üste yaygın hemotom bulunduğubelirtilmiş ise de 5 gün sonra 12/11/2001 tarihinde yapılan muayenesinde aynıbölgede yeşilimtırak ekimoz bulunduğubelirtildiğinden söz konusu lezyonun hemotom değil ekimoz olması gerekeceği, vücutta künttravma sonucu oluşan ekimozların renk değişimlerigöstererek iyileştikleri, ancak bu renk değişimlerinin travmanın şiddetineuygulandığı cisim veya cisimlerin özelliğine, vücut bölgesine, yaş cinsiyet, fiziyolojik özelliklere göre farklılıklar gösterdiğibilindiğinden sadece ekimozdaki renk değişikliği ile ekimozun ne zaman oluştuğunun tespit edilmesinin tıbbenmümkün olmadığı, ekimozların iyileşme süreci içindeçevrelerinde ve orta kısımlarında farklı renkler görülebileceği, kırmızı, mor,pembe, yeşil, sarı ve mavi gibi iyileşme sürecinde görülen renklerin birkısmının bir arada olabileceği veya bunlar arasında kalan renklerin degörülebileceği ve bu ara renkler tarif edilirken yeşilimtırak, sarımtırak gibikesin bir rengi belirtmeyen ifadelerin de kullanıldığı göz önüne alındığında12/11/2001 tarihinde yeşilimtırak olarak tarif edilen ekimozaneden olan travmanın bu tarihten geriye doğru 5 ila 15 günlük bir zaman dilimiiçerisinde meydana gelmiş olmasının mümkün olduğu, kesin bir tarih belirlemeninmümkün olmadığı belirtilmiş, diğer başvurucular için ayrı ayrı düzenlenenraporlarda da aynı hususlara işaret edilmiştir.
c. Kamu Görevlileri Hakkında Yapılan Adli İşlemler
i. Soruşturma Sonucu Açılan Davalar
31. Başvurucuların Savcılıkta verdikleri benzer ifadelerinde, “gözaltında tutuldukları süre içinde kendilerineyöneltilen suçlamaları kabul etmeleri amacıyla devamlı olarak kötü muameleyemaruz kaldıklarını ve bu nedenle Jandarma görevlilerinden şikâyetçiolduklarını” belirtmeleri üzerine, Cumhuriyet Savcılığınca buiddiaların araştırılması için aynı gün, 2001/306 numarasına kayıtlı dosyaüzerinden soruşturma başlatılmıştır.
32. Hamur Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda,anılan raporlar arasındaki çelişkiler üzerine, başvurucuların gözaltındançıkarıldıkları tarihte sağlık kontrolünü yapan ve başvurucular hakkında “herhangi bir darp ve cebir izi bulunmadığı” şeklindeilk raporları tanzim eden Doktor G. Ö. hakkında, 5/12/2001 tarih ve 2001/71numaralı iddianameyle, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı Türk CezaKanunu’nun 354/4,5 maddesi uyarınca “gerçeğeaykırı rapor düzenlemek” suçundan cezalandırılması istemiyle HamurAsliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Dava, Hamur Asliye CezaMahkemesinin E.2001/87 numarasına kaydedilerek, ilk duruşması 6/12/2001tarihinde yapılmış ve daha sonra bu mahkemenin kapatılması nedeniyle (HSYK’nın 9/6/2004 tarih ve 278 sayılı kararı ile) dosyaAğrı Asliye Ceza Mahkemesine gönderilerek, anılan mahkemenin E.2004/419numarası üzerinden yargılamaya devam olunmuştur.
33. Ayrıca, Hamur Cumhuriyet Başsavcılığınca Hz.2001/306 sayılıdosya üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında, Doktor G. Ö. hakkında açılandava dışında, 30/11/2001 tarih ve 2001/28 sayılı tefrik kararı gereğince; “gerçeğe aykırı rapor düzenlemek” ve “efrada sui muamele” suçlarıda tefrik edilerek, “gerçeğe aykırı rapordüzenlemek” suçundan Ağrı Devlet Hastanesi doktorlarından Y.İ. ve Y.O. hakkında yürütülen Hz.2001/314 sayılı dosya, 7/12/2001 gün ve 2001/11 sayılıyetkisizlik kararı ile Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş olup, bahsigeçen Savcılığın 4/2/2002 tarih ve 2002/77 numarasına kayıtlı iddianamesi ileadı geçenler hakkında mülga 765 sayılı Kanun’un 64/1, 354/4-5 maddeleriuyarınca cezalandırılmaları istemiyle Ağrı Asliye Ceza Mahkemesine kamu davasıaçılmıştır. Söz konusu dava, anılan Mahkemenin E.2002/86 numarasına kaydedilmiştir.
34. Diğer taraftan, 26/3/2002 tarih ve 2002/192 sayılı iddianame ilede Hamur İlçe Jandarma Komutanı İ. Ö. ve yardımcısı H. A. hakkında,“işkenceyi gizlemek amacıyla gerçeğe aykırı adli rapor tanzim ettirmeyeazmettirmek” suçundan 765 sayılı Kanun’un 64/1, 354/4-5 maddeleriuyarınca Ağrı Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış ve E.2002/213numarasına kaydı sağlanmıştır.
35. Mahkemece, 27/3/2002 tarihinde aralarında fiili ve hukukiirtibat bulunduğundan bahisle, yukarıda bahsi geçen E.2002/213 numaralı davanınE.2002/86 sayılı davada birleştirilmesine karar verilmiştir.
36. Öte yandan, başvurucuların gözaltında bulundukları süre içindekendilerine işkence ve kötü muamelede bulunduklarını iddia ettikleri Jandarmagörevlileri İ. Ö. ve H. A. hakkında Hz.2001/312 numara üzerinde yürütülensoruşturma dosyası, eylemin ağır ceza mahkemesinin görevinde bulunduğugerekçesiyle, Hamur Cumhuriyet Başsavcılığının 7/12/2001 tarihli Fezlekesi ileAğrı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
37. Bunun üzerine, Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 28/12/2001 tarihve 2001/81 sayılı iddianamesi ile Jandarma Karakol Komutanı İ. Ö. ve yardımcısıH. A. hakkında 765 sayılı Kanun’un 243/1. maddesi uyarınca “kamu görevlisinin efrada suimuamelede bulunması” suçundan Ağrı Ağır Ceza Mahkemesine kamu davasıaçılmıştır.
ii. Sanık ve Tanık Anlatımları
38. Sanıklardan İ. Ö. soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki ifade vesavunmasında özetle; “karakol komutanıolduğunu, hırsızlık ihbarı üzerine talimat vererek gönderdiği jandarmagörevlilerinin olay bölgesinde başvurucuları yakalayarak karakolagetirdiklerini, üç günlük gözaltı sürecinde kendisinin bizzat ifade aldığını,ifade alımı sırasında yanında yardımcısı astsubay H.A.’nında olduğunu, gözaltı çıkışını müteakip kötü muamele iddiaları üzerineyardımcısı ile birlikte şüphelileri Ağrı Devlet Hastanesine götürdüklerini,düzenlenen raporların ilk önce açık bir şekilde kendisine teslim edilmesiüzerine yeniden doktor ile görüşerek kapalı bir zarf içine koyduklarını, busüreçte adı geçen doktorlara bir baskısının söz konusu olmadığını, herhangi birkötü muamelede bulunmadığını” belirtmiş, sanık H. A. da benzeranlatımla suçu kabul etmemiştir. Aynı şekilde sanık G. Ö. de bir baskı altındakalmaksızın başvurucuları muayene edip raporları düzenlediğini, yüklenen suçuişlemediğini savunmuştur.
39. Sanık Y. O. savunmasında özetle; “olay günü Ağrı Devlet hastanesinde nöbetçi doktor olarak görevyaptığını, Doktor Y.’nin ise aktif nöbetçi olduğunu,mağdurların muayene için getirildiklerini, Doktor Y. tarafından muayenelerininyapıldığını, Doktor Y.’nin tam bir fikir sahibiolamaması nedeni ile bir de kendisinin muayene etmesini istediğini, mağdurlarıtamamen soyduklarını, mağdurlarda darp, cebir izi olduğunu ancak tam birkanaatin oluşmadığını düşündüklerini, daha sonra bu izlerin 8-12 saatiçerisinde oluştuğuna dair rapor tanzim ettiklerini, kanaatlerinin o şekildeolduğunu, darp, cebir izinin mağdurların neresinde olduğunu hatırlamadığını,raporları İ. Ö.’ye teslim ettiğini” beyanetmiştir.
40. Sanık Y. İ. savunmasında özetle; “Ağrı Devlet hastanesinde görev yaptığını, mağdurları muayene ettiğini,lezyonlara baktığında tereddüde düşmesi üzerine Doktor Y. O.’yu çağırdığını, tek tek Y. O. ile birlikte muayeneettiklerini, raporları düzenleyerek, zarf içinde hatırlayamadığı bir görevliyeverdiklerini” belirtmiştir.
41. Tanık N. Ö. beyanında; “suçtarihinde Hamur Sağlık Ocağı’nda hemşire olarak görev yaptığını, sanıklardan İ.Ö.’nün eşi olduğunu, olay günü poliklinik hemşiresiolarak görevli iken saat 16.00 sularında jandarmanın mağdurları muayene içingetirdiklerini, mağdurların tek tek soyularak muayene edildiklerini vevücutlarında darp, cebir izi bulunmadığına dair rapor tanzim edildiğini,muayene esnasında jandarma komutanlarının içeriye alınmadığını, mağdurların herhangi bir şikâyet ileri sürmediklerini, ancak mağdurlardan birinin başının ağırdığını söylediğini, muayene esnasında her hangi biryerden telefon gelmediğini” söylemiştir.
42. Tanık S. S. anlatımında; “olaytarihinde icapçı hekim olarak Ağrı Devlet hastanesinde görev yaptığını,Başhekimin kendisini aradığını resmi bir yazının olduğunu söylediğini, bununüzerine acil servise gittiğini, mağdurları tamamen soyduğunu, mağdurları tektek muayene ettiğini, mağdurlara ait her üç raporda belirtilen yaralarınyaklaşık bir hafta on günlük iyileşmekte olan yaralar olduğunu, muhtemelen künt bir alet ile veya cisimle oluşmuş olabilecek yaralarolduğunu, şahısların muayenelerinde vücutlarında künttravmaya bağlı morluklar ve ekimozlar bulunduğunu,12/11/2001 tarihli raporunun içeriğinin doğru olduğunu” ifadeetmiştir.
43. Tanık Ş. Ö. beyanında; “12/11/2001tarihinde Ağrı C. Başsavcılığının yazılı talebi üzerine gelen üç şahsınmuayenelerini yaptıklarını, her üç şahsın da vücutlarının çeşitli bölgelerindemeydana gelen yaraların yaklaşık bir hafta, on günlük iyileşmeye yüz tutmuşyaralar olduğunu, yaraların künt travmaya bağlımeydana gelen yaralar olup vücutlarında yeşilimtırak iyileşmeye başlamışmorluklar ve ekimozlar bulunduğunu”belirtmiştir.
iii. Kovuşturma Aşaması Sonucunda Verilen Kararlar
44. Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinin E.2002/86 sayılı dosyasındayapılan yargılama neticesinde, anılan Mahkemenin 9/10/2002 tarih ve E.2002/86,K.2002/506 sayılı kararıyla sanıklardan Y. İ. ve Y. O.’nunsavunmaları da dikkate alınarak, “suçunyasal unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle; diğer sanıklar İ. Ö. veH. A.’nın da “hertürlü kuşkudan uzak, inandırıcı, açık ve kesin deliller elde edilemediği” gerekçesiyleberaatlarına karar verilmiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
45. “Kamu görevlisinin efrada suimuamelede bulunması” suçundan Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinde E.2001/192 numarasıüzerinden görülen dava, anılan Mahkemenin 11/4/2002 tarih ve E.2001/192,K.2002/66 sayılı kararıyla sonuçlanmış ve başvuruculara yönelik eylemlerinedeniyle sanıklardan H. A., yeterli kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delilbulunmadığı gerekçesiyle beraat ederken, sanık İ. Ö. ise, 765 sayılı Kanun’un243/1, 71. maddeleri gereğince toplam 30 ay 3 gün hapis ve 7 ay 15 günmemuriyetten mahrumiyet cezası ile cezalandırılmıştır.
46. Bu kararın sanık ve başvurucular tarafından 24/4/2002 tarihinde temyizedilmesi üzerine, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 23/6/2003 tarih ve E.2003/1302,K.2003/2451 sayılı ilamı ile “6/11/2001,7/11/2001 ve 12/11/2001 tarihlerinde tanzim edilen üç sağlık raporu arasındakiçelişkinin giderilmesi ve belirlenen bulguların oluş zamanlarının net olaraksaptanması açısından tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek nihai raporunalınması, doktorlar hakkında açılan kamu davalarının kesin hükümlerininbeklenilmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sanıkların hukukidurumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturma ile hüküm kurulduğu”gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
47. Bozmaya uyan ve E.2003/141 numarası üzerinden yargılamayıyürüten Ağrı Ağır Ceza Mahkemesince 7/9/2004 tarihinde yapılan duruşmada,Doktor G. Ö. hakkında Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan E.2004/419sayılı davanın bahsi geçen dava ile birleştirilmesine ve Yargıtay ilamındabelirtilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın ve mevcutlu olarak damağdurların İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine ve raporlar arasındakiçelişkinin giderilmesine karar verilmiştir.
48. Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ve önceki rapor içeriğine(12/7/2002 tarihli rapor) benzer tespitlerin yer aldığı 2/1/2006 tarihliraporun dosyaya alınması sonucunda tüm sanıklar hakkında yeniden hükümkurulmuştur. Buna göre, Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 1/6/2006 tarih veE.2003/141, K.2006/117 sayılı kararı ile sanıklardan H. A.’nınberaatına, sanık G. Ö.’nün görevi ihmal suçundan600,00 TL adli para ceza ile cezalandırılmasına ve bu cezanın ertelenmesine,sanık İ. Ö.’nün ise başvuruculara yönelik eylemlerisabit görülerek toplam 30 ay 3 gün hapis ve 7 ay 15 gün memuriyetten mahrumiyetcezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
49. Bu kararın taraflarca 2-15/6/2006 tarihinde temyiz edilmesiüzerine, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 30/6/2010 tarih ve E.2008/200, K.2010/9496sayılı ilamı ile “hüküm, sanıklar İ. Ö., G.Ö. ve müdafileri ile birlikte, müdahiller Hicrettin Dağbakanve Cezmi Demir vekili Av. S. B. tarafından ‘müdahiller Hicrettin Dağabakan, Ertan Dağabakan veCezmi Demir’ vekili olarak temyiz edilmesine karşın, tebliğnamedemüdahil olarak ‘Ertan Demir ve Hicrettin Demir’ adlarının yazıldığı ve temyizeden olarak da ‘katılan Ertan Demir vekili’ ibaresine yer verildiği; öte yandantebliğname başlığında, temyiz kapsamında olan sanık H.A. hakkındaki beraat kararının gösterilmediği anlaşılmakla, belirtilendüzelteler tamamlandıktan sonra incelenmek üzere geri gönderilmesi kaydıyladosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine” kararverilmiştir. Bu düzeltmeler yapılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının21/9/2010 tarihli tebliğnamesi ile dosya yenidenYargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmiştir.
50. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 6/7/2011 tarih ve E.2010/12971,K.2011/5945 sayılı ilamında; “müdahillerhakkında cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak suçundan açılan kamudavasında, müdafi olarak tayin olunan avukatın, sanıklar İ. Ö. ve H. A.’ya müdafi olarak atanmış olduğunun tespit edildiği, budurumun Avukatlık Yasasının 38/b madde ve fıkra hükmüne aykırı olduğu”belirtilerek, sanıklar İ. Ö. ve H. A. hakkında kurulan hükmün bozulmasına vediğer sanık G. Ö. hakkında ise zamanaşımı gerekçesi ile davanın düşmesine kararverilmiş ve G. Ö. hakkındaki düşme kararı aynı tarihte kesinleşmiştir.
51. Ağrı Ağır Ceza Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılanyargılama sonucunda, 10/4/2012 tarih ve E.2011/176, K.2012/95 sayılı karar ile “kamu görevlisinin efrada suimuamelede bulunması” suçundan sanıklardan H. A.’nınberaatına, sanık İ. Ö.’nün ise başvurucu ve diğer ikimağdura yönelik eylemleri nedeniyle toplam 30 ay 3 gün hapis ve 7 ay 15 günmemuriyetten mahrumiyet cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
52. Mahkemenin anılan karardaki gerekçesi şöyledir:
“…Mağdurların hırsızlık suçundan şüpheli olarakgetirildikleri Hamur İlçe Jandarma Karakol Komutanlığında insan onuru ilebağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmelerine, algılama veya iradeyeteneklerinin etkilenmesine, aşağılanmalarına yol açacak şekilde muameleyemaruz bırakıldıkları, eylemin sanık İ. Ö. tarafından gerçekleştirildiği, olayşüphelilerinin suçlarını söyletmek için başvurulan ve üç gün süren gözaltısüresi boyunca çırıl çıplak soyularak soğuk su ileıslatıldıkları, darp edildikleri, kötü muameleye maruz bırakıldıkları,kendilerine hakaret edildiği, haysiyetlerinin ayaklar altına alındığıanlaşılmıştır. Tespit edilen raporlardaki maddi bulgular ve mağdurlarınaşamalardaki tutarlı anlatımları irdelendiğinde sanık İ. Ö.’nünsöz konusu üzerine atılı üç mağdura karşı işkence suçunu işlediği yönündemahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmuştur. Sanık İ. Ö.’nünüzerine atılı suçu işlemediği, söz konusu arazların şüphelilerin gözaltındançıktıktan sonra oluşmuş olabileceği yönündeki savunmaları tüm dosya kapsamınazara alındığında inandırıcı bulunmamış ve sanığın 765 sayılı TCK’nın 243/1.maddesi uyarınca cezalandırılması cihetine gidilmiştir.”
53. Başvurucular, olaya ilişkin olarak 3/1/2013 tarihli dilekçeleriile bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
54. Diğer taraftan, 10/4/2012 tarihli kararın sanık İ. Ö. tarafından17/4/2012 tarihinde temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20/5/2013tarih ve E.2013/1460, K.2013/15369 sayılı ilamı ile Mahkeme hükmünün onanmasınakarar verilmiş olup, Mahkemece aynı tarih esas alınarak sanıklar İ. Ö. ve H. A.hakkındaki karara kesinleşme şerhi konulmuştur.
B. İlgiliHukuk
55. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 230.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Hangi nedenle olursa olsun memuriyet görevini yapmaktasavsama ve gecikme gösteren veya üstünün yasaya göre verdiği buyrukları geçerlibir neden olmadan yapmayan memur üç aydan bir yıla kadar hapis ve bin liradan beşbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.”
56. 765 sayılı Kanun’un 243. maddesi şöyledir:
“Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsidavacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesiniengellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veyaihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi birsebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcımuamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağırhapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezasıverilir.
Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse 452 nci, sair hallerde 456 ncımaddeye göre tertip olunacak ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.”
57. 765 sayılı Kanun’un 354. maddesi şöyledir:
“Hekim, eczacı, sağlık memuru veya diğer bir sağlık mesleğimensubu, Hükümetçe emniyet ve itimat olunacak bir belgeyi hatır için gerçeğeaykırı olarak verir ise, altı aydan iki yıla kadar hapis ve yüzmilyonliradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ilecezalandırılır. Gerçeğe aykırı olarak düzenlenmiş böyle bir belgeyi bilerekkullanan kimse hakkında dahi aynı ceza tertip olunur.
…
Eğer gerçeğe aykırı belge, işlenmiş bir suçu yahut işkence,zalimane veya gayriinsani diğer fiillerin delillerini gizlemek veya budelilleri yok etmek için düzenlenmiş ise faile verilecek ceza, dört yıldansekiz yıla kadar hapistir.
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
58. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 3/1/2013 tarih ve 2013/293 numaralı bireysel başvurularıincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
59. Başvurucular, 3/11/2001 tarihinde ücret karşılığında pancaryükleme işi için birlikte gittikleri Ağrı ili Aşağı KarabalKöyü mevkiinde, telefon teli hırsızlığı ihbarı üzerine aynı bölgede tahkikatyapan güvenlik güçleri tarafından şüpheli sıfatıyla gözaltına alındıklarını, üçgün süreyle gözaltında tutulduklarını ve bahsi geçen suçu işledikleri hususundaitirafta bulunmaları amacıyla kolluk görevlileri tarafından devamlı surettebaşlarından soğuk su döküldüğünü, yumrukla başlarına vurulduğunu, vücutlarınınçeşitli yerlerinden darp edildiklerini, soğukta bekletildiklerini, ekmek ve suverilmediğini, onur kırıcı laflar kullanıldığını, bu suretle işkence ve kötümuameleye maruz kaldıklarını ileri sürmüşlerdir.
60. Başvurucular ayrıca, gözaltından çıkarılarak Savcılığa sevkedilmeden önce sağlık kontrolünden geçirilmek üzere Hamur Sağlık Ocağı’nagötürüldüklerini, burada görev yapan hemşirelerden birinin işkence ve kötümuamele nedeniyle şikâyetçi oldukları sanık İ. Ö’nün eşi olmasından dolayıhaklarında “darp ve cebir izi yoktur”şeklinde rapor düzenlendiğini, bu rapora itiraz etmeleri üzerine yinekendilerine kötü muamelede bulunan kolluk görevlilerinin gözetiminde yenidensağlık kontrolünden geçirilmek için gittikleri Ağrı Devlet Hastanesi’ndegörevli doktorlar tarafından yapılan muayeneleri sonucunda düzenlenen raporunda sanık İ. Ö’ye teslim edildiğini, İ. Ö.’nün buraporlara baktıktan sonra sinirlenerek, tekrar hastaneye girip içeriğinideğiştirttiğini belirtmişlerdir.
61. Başvurucular son olarak, işkence ve kötü muameleye maruzkalmalarından dolayı yaptıkları şikâyet üzerine açılan kamu davasının makulsürede tamamlanmadığını, olayın üzerinden on bir yıl geçmesine rağmen kamuoyunuve vicdanları tatmin edici bir karar verilmediğini, işkenceyi gizlemek içingerçeğe aykırı adli rapor düzenlediği gerekçesiyle yargılanan Doktor G. Ö.hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düştüğünü, bir kısım sanıkların daberaat ettiğini, bu nedenlerle AİHS’nin 2, 3, 6, 8, 13, 14. maddeleri ve 1 nolu ek Protokol’ün 1. maddesindeki haklarının ihlaledildiğini iddia etmiş ve 500.000 TL maddi, 500.000 TL manevi tazminat ve100.000 TL de derece mahkemeleri önündeki diğer giderler olmak üzere toplam1.100.000 TL tazminat ve yargılama gideri ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder. Bu nedenle başvurucuların iddiaları Anayasa’nın 17/3. ve 36.maddeleri ile ilişkili görülerek işkence yasağı ile adil yargılanma hakkıkapsamda değerlendirilmiştir.
a. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
63. Başvurucular, kendilerine işkencede bulunduklarını iddiaettikleri kolluk görevlileri aleyhine yürütülen ceza yargılamasının makulsürede bitirilmediğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniiddia etmişlerdir.
64. Bakanlık görüşünde, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)bu konuda benimsediği ilkelere değinilmiş, AİHM’nin, Sözleşme’nin 3. maddesininusuli gereği olarak sorumlular aleyhine yürütülensoruşturmanın uzunluğundan bahisle yine Sözleşme’nin 6/1. maddesinin ihlaledildiği yönündeki şikâyetleri, 3. madde kapsamında incelediği ve 6/1. maddeyedayalı şikâyetleri ayrıca ele almadığı ifade edilmiştir.
65. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
66. Başvurucular, adil yargılanma hakkına dayanarak, kollukgörevlileri aleyhine yürütülen davanın makul süreyi aştığını ileri sürmüşlerse de, işkence yasağına ilişkin olarak devletin etkilisoruşturma yapma sorumluluğu kapsamında bu hususun da ele alınmasıgerektiğinden, anılan şikâyet ile ilgili adil yargılanma hakkı açısından ayrıcabir değerlendirme yapılmamıştır.
b. İşkenceYasağının İhlal Edildiği İddiası
67. Başvurunun incelenmesi neticesinde, işkence yasağına ilişkiniddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından,başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
68. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
69. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesi şöyledir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezaveya muamelelere tabi tutulamaz.”
70. Başvurucular, isnat edilen suçlamayı kabul etmeleri amacıyla,gözaltında bulundukları 3 gün boyunca kolluk görevlileri tarafından devamlısurette işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir.
71. Başvurucular, işkence ve kötü muameleye maruz kalmalarındandolayı yaptıkları şikâyet üzerine, kendilerine kötü muamelede bulunan kişileringözetiminde doktor kontrolünden geçirildiklerini, bu şahısların rapordüzenleyen doktorları etkileyip yönlendirdiklerini, söz konusu suçlardan açılankamu davasının makul sürede tamamlanmadığını, işkenceyi gizlemek için gerçeğeaykırı adli rapor düzenlediği gerekçesiyle yargılanan Doktor G. Ö. hakkındakidavanın zamanaşımı nedeniyle düştüğünü, bir kısım sanıkların da beraatettiğini, bu nedenlerle yargılamaların etkili yürütülmediğini belirtmişlerdir.
72. Bakanlık görüşünde, işkence yasağının esas bakımından ihlaledildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, başvurucuların gözaltındakaldıkları üç günlük sürede yaralandıklarının dosyadan anlaşıldığı, sanıklarınsavunmalarında bu yaralanmanın nasıl meydana geldiğine ilişkin bir açıklamanınbulunmadığı, işkence yasağının esas bakımından ihlal edilip edilmediğineilişkin değerlendirme ve takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğuvurgulanmıştır.
73. Bakanlık, işkence yasağının usul bakımından ihlal edildiğiyönündeki şikâyetlere ilişkin olarak da, başvurucuların şikayeti üzerinesoruşturmanın adı geçen failler yönünden başlatılarak, davaların açıldığı,ancak tüm yargılama safahatı değerlendirildiğinde, 6/11/2001 tarihinde başlayanyargılamanın, 20/5/2013 tarihli onama kararı ile sonuçlandığı, böyleceyargılama sürecinin on bir yıl altı ay on dört gün sürdüğü, AİHM’nin birçokkararında, işkence ve kötü muamele iddialarına yönelik soruşturma vekovuşturmaların hızlı ve etkili biçimde sonuçlandırılması gerektiğininvurgulandığı, işkence yasağının usul bakımından ihlal edilip edilmediğineilişkin takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu ifade etmiştir.
74. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
75. İşkence yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin, devletinnegatif ve pozitif sorumluluğuna bağlı olarak maddi ve usuliboyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekir. Bu nedenle başvurucularınsomut olaydaki şikâyetleri, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıkapsamında devletin maddi ve usul yükümlülükleri açısından ayrı şekildedeğerlendirilecektir.
a. Anayasa’nın17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiği İddiası
76. Somut olayda cezai kovuşturmanın yapıldığı ve bir sanığın daişkence suçundan mahkûm olduğu gözetilerek öncelikle bu durumun başvurucularaçısından yeterli ve etkili bir telafi imkânı sunup sunmadığı, diğer bir ifadeile yargılama sonucunun mağdurluk sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığınınincelenmesi gerekir. Her ne kadar şahsi cezai mesuliyete ilişkin konulara değinmekya da kişilerin suçlu olup olmadıklarına yönelik karar vermek AnayasaMahkemesinin görevinde bulunmuyor ise de, kamugörevlilerinin işledikleri kötü muamele suçları için yapılan uygulamalarailişkin olarak, suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık birorantısızlık olduğu durumlarda, Anayasa Mahkemesinin anayasal denetim yapmagörevi bulunmaktadır.
77. AİHM kararlarında da ifade edildiği gibi, tüm adlikovuşturmaların, mahkûmiyet veya belirli bir hüküm alma ile sonuçlanmasınayönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte, mahkemeler hiçbir koşulaltında yaşamı tehdit eden suçların ve fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılanağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da zamanaşımına uğramasına izinvermemelidirler. Adli makamların, yetki alanları kapsamındaki kişilerinyaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak üzere konan kanunlarınkoruyucuları olarak, sorumlu olanlara yaptırım uygulamakta kararlı olmaları vesuçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlığa izinvermemeleri gerekir. Aksi halde devletin, kişilerin fiziksel ve ruhsalbütünlüklerini kanunlar aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğüyerine getirilmemiş olacaktır (bkz. Ali veAyşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02, 8/4/2008; Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99,17/10/2006).
78. Buna göre söz konusu davada, Mahkemenin, işkence gibi vahim suçoluşturan bir fiilin hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğini göstermekten ziyade,bu fiilin sonuçlarını hafifletecek biçimde orantısız bir şekilde asgari haddenhüküm kurması ve bir sanık yönünden de davanın zamanaşımından düşmüş olmasınedeniyle başvurucuların mağdurluk sıfatlarının ortadan kalkmadığı sonucunavarılmıştır.
i. Genelilkeler
79. Başvuru konusu olay, devlet gözetimi altında bulunanbaşvurucuların maruz kaldıkları sözlü ve fiili saldırı nedeniyle maddi vemanevi varlıklarını koruma ve geliştirme haklarının ihlal edilmesi iddiası ileilgilidir.
80. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıAnayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birincifıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye“işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veyamuameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.
81. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakkamüdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir.
82. Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca Devlete, söz konusu kişilerinişkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veyamuameleye, bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile, maruzbırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Dolayısıylayetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gerektiği bir kötü muamele tehlikesiningerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları durumunda Devletin17. maddenin üçüncü fıkrası anlamında sorumluluğu ortaya çıkabilir. (BenzerAİHM kararı için bkz. Mahmut Kaya/Türkiye,B. No: 22535/93, 28/3/2000, § 115).
83. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmışolması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup, her olayda asgari eşiğinaşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarakdeğerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsaletkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önemtaşımaktadır (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak buunsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Aksoy/Türkiye,B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiğibağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de (bkz.yukarıda geçen Eğmez, § 53; Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94,28/7/1999, § 104) dikkatealınması gereken diğer faktörlerdir.
84. Anayasa ve AİHS tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisigözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.Dolayısıyla, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadelerarasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilipnitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için, anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ileişkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından,özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışımuamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıylagetirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlemealtına alınmış olan “işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı biranlam taşıdığı anlaşılmaktadır.
85. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve manevivarlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence” olarak belirlenmesi mümkündür(B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra, İşkenceve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya KarşıBirleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmakveya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ıstırapvermeyi kapsadığı belirtilerek, “kasıt”unsuruna da yer verilmiştir.
86. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10/12/1984 tarihindekabul edilen ve 26/6/1987 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye’nin de 10/8/1988tarihinde taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veyaAşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 1. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bu Sözleşme bakımından ‘işkence’, bir kimseye, kendisindenbir ikrar veya üçüncü kişiyle ilgili bilgi elde etmek, kendisinin veya üçüncükişinin işlediği veya işlediğinden şüphelenilen bir fiil nedeniylecezalandırmak, kendisine veya üçüncü kişiye gözdağı vermek veya zorlamakamacıyla veya ayrımcılığa dayanan her hangi bir gerekçeyle, bir kamu görevlisiveya resmi sıfatla hareket eden bir kişi tarafından veya bu kişilerin teşvikiveya rızası veya muvafakatiyle üçüncü kişi tarafından, kasten işlenen veişlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren herhangi bir fiildir. Kanuni yaptırımlardan kaynaklanan veya yaptırımın doğasındabulunan veya bu yaptırımlarla rastlaşan acı veya ıstırap, işkence sayılmaz.”
87. Yine anılan Sözleşme’nin 15. maddesi “Her bir Taraf Devlet, işkence sonucu alındığı ortaya çıkan birifadenin, işkence yapmaktan sanık bir kimsenin aleyhine bu beyanın alındığınadair bir delil olarak kullanılması hariç, hiç bir yargılamada delil olarakileri sürülememesini sağlar.” hükmüne; 16. maddesi de “1. Her bir Taraf Devlet kendi egemenliği altındakibir ülkede, birinci maddede tanımlanan işkenceye varmayan diğer zalimane, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza fiillerininbir kamu görevlisi ve resmi sıfatla hareket eden bir diğer kimse tarafındanveya bu kimsenin teşviki veya rızası veya muvafakati ile işlenmesini önlemeyitaahhüt eder. Sözleşmenin özellikle 10, 11, 12 ve 13. maddelerinde yer alanyükümlülükler, işkence sözcüğü yerine diğer zalimane, insanlıkdışıveya aşağılayıcı bir muamele veya ceza terimleri koyularak uygulanır.”hükmüne yer vermiştir.
88. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun birdönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veyamanevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler “eziyet” olarak tanımlanabilir (B. No: 2012/969, 18/9/2013, §22). Bu hallerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmazbir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te, ızdırap vermekastının belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İrlanda/Birleşik Krallık, B. No: 5310/71, 18/1/1978, §167; yukarıda geçen Eğmez/Kıbrıs, § 78). AİHM, fizikselsaldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötümuamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altındakişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazınınuzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarıgibi muameleleri “insanlık dışı muameleler”olarak nitelendirmiştir (bkz. yukarıda geçen İrlanda/BirleşikKrallık; Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya, [BD], B.No: 48787/99, 8/7/2004, §§ 432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88, 7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye, B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§41-42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bu niteliklekimuameleler Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında “eziyet” olarak nitelendirilebilir.
89. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekildekendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veyamağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeyesürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muameleveya ceza olarak tanımlanması mümkündür (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22).Burada “eziyet”ten faklı olarak, kişiüzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücüveya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır.
90. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu belirleyebilmekiçin her somut olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir.Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiylebağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da,bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötümuamele için yeterli olabilmektedir. (Benzer AİHM kararı için bkz. Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02,29/4/2002, § 52). Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ileyapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötümuamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. (Benzer AİHM kararı için bkz. V/Birleşik Krallık, [BD], B. No: 24888/94, 16/12/1999, § 71). Bir muamele hem insanlık dışı/eziyethem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir(benzer AİHM kararı için bkz. yukarıda geçen İrlanda/BirleşikKrallık). Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya daaşağılayıcı muamele oluştururken, insan haysiyetiyle bağdaşmayan heraşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulmakoşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devletgörevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerinkarşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirmeiçirme gibi aşağılayıcı muameleler “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele olarak ortaya çıkabilir.
91. Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanmış bir eylem tehdidinde bulunmak da, yeterince yakın ve gerçek olması koşuluyla, bu maddeninihlali sonucunu doğurma riskini taşıyabilir. Dolayısıyla bir kimseyi işkence ile tehdit etmek, enazından “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele oluşturabilir. (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 91; Campbell ve Cosans/BirleşikKrallık, B. No: 7511/76 – 7743/76, 25/2/1982, § 26).
92. Özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişiye yönelik, kendi eylemve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasını gerektirmedikçe, zora başvurulması,insan onurunun zedelenmesi ve ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin 3.fıkrasında öngörülen yasağın ihlal edilmesi sonucunu doğurabilir.
93. AİHM’nin birçok kararlarında da ifade edildiği gibi işkenceyasağı, demokratik toplumun temel değerleri ile ilgili bir düzenlemedir.AİHS’nin normatif maddelerinin çoğunluğunun aksine 3. madde istisnaöngörmemekte ve 15. maddenin 2. fıkrasına göre ulusun varlığını tehdit edengenel bir tehlike durumunda bile askıya alınamamaktadır (bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999,§ 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §119). AİHM, terörizm ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bileSözleşme’nin işkence ve insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele ya da cezaları,mağdurun davranışı ne olursa olsun, kesin ifadelerle yasakladığını teyitetmiştir (bkz. yukarıda geçen Labita/İtalya,§ 119; Chahal/Birleşik Krallık, B. No: 22414/93,15/11/1996, § 79).
94. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı haldeyken gözaltınaalındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiğidurumlarda, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklamagetirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunmayükümlülüğünün Devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporlarıile doğrulandığı hallerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açık sorunlarınortaya çıkacağı ifade edilmiştir (bkz. yukarıda geçen Selmouni/Fransa, § 87; Ferhat/Türkiye,B. No: 12673/05, 25/9/2012, § 33).
95. Kötü muamele konusundaki iddialar, uygundelillerle desteklenmelidir. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Klaas/Almanya, B. No: 15473/89, 22/9/1993, §30). İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için, her türlü şüphedenuzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt, yeterinceciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakımkarinelerden de oluşabilir. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. İrlanda/Birleşik Krallık, B. No: 5310/71,18/1/1978, § 161; yukarıda geçen Labita/İtalya,§ 121). Bu bağlamda kanıtlar toplanırken tarafların takındıkları tutumlardikkate alınmalıdır (bkz. Tanlı/Türkiye,B. No: 26129/95, 10/4/2001, § 109). Ancak bu uygun koşulların tespiti halindebir kötü muamelenin varlığından bahsedilebilir (B. No: 2013/394, 6/3/2014, §28).
96. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde AnayasaMahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup, bazı durumların ortayakoyduğu şartlar nedeniyle ilk derece mahkemesi rolünü üstlenmesinin kaçınılmazolduğu hallerde çok dikkatli davranması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95,4/4/2000). Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında yapılan şikâyetlerinincelenmesinde böyle bir durumla karşılaşma riski bulunmaktadır. Anılan maddedegüvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ihlali ile ilgiliiddialarda bulunulduğu zaman, Anayasa Mahkemesi, bu konu hakkında tam birinceleme yapmalıdır. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ribitsch/Avusturya, B. No: 18896/91, 4/12/1995, § 32). Ancak görülmekte olan bir davadaki delilleri değerlendirmekkural olarak derece mahkemelerin işi olduğundan, Anayasa Mahkemesinin görevi,bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendideğerlendirmesini koymak değildir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Klaas/Almanya, B. No: 15473/89, 22/9/1993, § 29; Jasar/“Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti”,B. No: 69908/01, 15/2/2007, § 49). Kötümuamele iddiaları ile ilgili olarak derece mahkemelerinde dava görüldüğü zaman,ceza hukuku sorumluluğunun, Anayasa ve uluslararası hukuk sorumluluğundan ayrıtutulması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yetkisi, Anayasa’da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bunaek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya damasumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır (Benzer AİHMkararı için bkz. yukarıda geçen Tanlı/Türkiye,§§ 110 – 111). Diğer taraftan derece mahkemelerinin bulgularının AnayasaMahkemesini bağlamamasına rağmen, normal şartlar altında bu mahkemelerin maddiolaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin varolması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. yukarıda geçen Klaas/Almanya, §30).
ii. Genelilkelerin Olaya Uygulanması
97. Başvurucular, hırsızlık suçu şüphesi ile Jandarma görevlileri tarafından3/11/2001 tarihinde gözaltına alınmışlardır. Aynı gün yapılan muayenelerindeherhangi bir sağlık sorunu tespit edilmemiştir. Başvurucular, 6/11/2001tarihinde gözaltından çıkarılmış ve haklarında düzenlenen raporda “herhangi bir darp izine rastlanılmadığı” belirtilmiştir.Ancak, başvurucuların Savcılıkta verdikleri ifadelerinde “gözaltında tutuldukları süre içinde kendilerineyöneltilen suçlamaları kabul etmeleri amacıyla devamlı olarak işkenceyapıldığını, işkence eden komutanın eşi ile aynı sağlık ocağında çalışan DoktorG. Ö’nün gerçeğe aykırı rapor tanzim ettiğini, bu nedenle Jandarma görevlileriile hastane doktorlarından şikâyetçi olduklarını” belirtmeleriüzerine, Cumhuriyet Savcılığınca bu iddiaların araştırılması için aynı günsoruşturma başlatılmış ve başvurucular hakkında başka hastanelerde ve Adli TıpKurumundan alınan raporlarda, başvurucuların gözaltında bulundukları zamandiliminde vücutlarının çeşitli yerlerinde darp izleri bulunduğu saptanmıştır (§ 28, 29, 30). Ayrıca Jandarmada görevlileri İ. Ö. ve H.A. savunmalarında, başvurucuların sağlıklı şekilde girdikleri haldegözaltındaki yaralanmaların nasıl meydana geldiğine ilişkin ikna edici biraçıklamada bulunmamışlardır.
98. Diğer taraftan, başvurucular hakkında “hırsızlık” suçundan açılan davada Ağrı Asliye CezaMahkemesi, aleyhlerindeki tek delil olan kolluk beyanlarının işkence sonucualındığına ilişkin iddialar bulunması nedeniyle; “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçundan da AğrıAğır Ceza Mahkemesi, “isnat edilen suçuişlediklerine dair yeterli kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delilbulanmadığı” gerekçesi ile beraat kararı vermiştir. Bunun yanında,Ağrı Ağır Ceza Mahkemesince “efrada sui muamele” suçundan Jandarma görevlisi İ. Ö.hakkında verilen mahkûmiyete ilişkin karar Yargıtay tarafından onanarakkesinleşmişken, H. A. delil yetersizliğinden beraat etmiştir. Yine gerçeğeaykırı rapor tanzim etmek suçundan sanıklardan Y. İ. ve Y. O.’nun beraatına karar verilmiştir. Öte yandan başvuruculardaherhangi bir darp izi bulunmadığı yönünde rapor düzenleyen ve efrada sui muamele suçundan mahkûm olan sanık İ. Ö.’nün hemşire olan eşi ile aynı yerde çalışan sanık G. Ö.’nün eylemi Mahkemece sabit kabul edilerek, görevi ihmalsuçundan mahkûm edilmesine rağmen, Yargıtay aşamasında zamanaşımı nedeniyledavanın düşmesine karar verildiği görülmüştür.
99. Başvurucular, gözaltında bulundukları üç gün boyunca kollukgörevlileri tarafından vücutlarının çeşitli yerlerinde cop ve yumruk ile darbamaruz kaldıklarını, gözlerinin bağlandığını, soyularak çıplak vaziyette soğukbir garaj-depo gibi yerde geceleri ayrı olarak beklettirildiklerini, hortum ileüzerlerine su püskürtüldüğünü, saçlarından sürüklendiklerini, tuvaletihtiyaçlarını karşılamalarına izin verilmediğini, bir aletle cinsel organlarınınsıkıldığını, organlarına cop sokulmaya kalkışıldığını, aç-susuzbırakıldıklarını, kendilerine ve ailelerine yönelik ağır küfür ve tehditlersarf edildiğini Savcılık ve Mahkeme aşaması ile bireysel başvurularında ilerisürmüşlerdir. Gözaltında oldukları için, dış dünyayla ilişkileri kesilen veyakendilerine destek olabilecek ve gerekli kanıtları oluşturabilecek doktor,avukat, aile yakını veya arkadaşlarla görüşmeleri her an olanaklı olmayanbaşvurucuların gözaltı sırasında maruz kaldıkları kimi kötü muameledavranışları yönünden yaptıkları şikâyetleri desteklemeleri, kanıt toplamanıngüçlüğü nedeniyle zor olacağı açıktır. Başvurucuların bu kapsamdaki iddialarınailişkin olarak, ancak dosyadaki tüm verilerin birlikte incelenmesi halinde birsonuca ulaşılması mümkündür.
100. Buna göre başvurucuların aşamalarda birbiriyle uyuşan sözleri,Ağrı Devlet Hastanesi ile Adli Tıptan alınan doktor raporları ve tanıkanlatımları ile Mahkemenin gerekçeli kararı (§52), başvurucuların bu iddialarının doğruluğuna karine oluşturmuştur. Sağlıklıbir şekilde gözaltına alınan başvurucuların, gözaltından çıkarıldıktan sonrayaralanmış oldukları ya da fiziksel iz bırakmayan kötü muamele gördüklerinintutarlı ifadeleri ve doktor raporları ile saptanmış olması karşısında, artıkbunun kolluk görevlilerinin eylemleri sonucu olmadığına ilişkin ispatyükümlülüğü idareye aittir. Ancak, idarenin ispat yükümlülüğünü yerinegetirmediği görülmüştür.
101. Başvurucular hakkında çeşitli sağlık raporlarında belirtilenyaraların tümünün ve başvurucuların gözaltı sırasında maruz kaldıkları kötümuameleye ilişkin beyanları, fiziksel acıların bulunduğunu ortaya koymuştur.Olayların süregelişi, saldırıların, başvuruculara kendilerine yöneltilenolaylar hakkında itirafta bulunmaları için bilinçli olarak uygulandığınıdoğrulamaktadır. Diğer bir ifadeyle, bu eylemlerin, bahsi geçen suçuişledikleri hususunda ikrarda bulunmaları amacıyla başvuruculara kastenuygulandığı anlaşılmaktadır. Ortaya çıkarılan fiiller, başvurucuların fizikselve psikolojik acı verme, direncini kırma, onları aşağılama amacı olan, korku,endişe ve aşağılık duygusu sağlayan niteliktedir. Bu muamelelerin işkenceniteliğinde olduğunu söylemek için yeterli ciddi kanıt unsuru bulunmaktadır.
102. Her ne olursa olsun, özgürlüğü kısıtlanan bir kişi nezdinde, bukişinin tutumu tam olarak gerekli kılmadıkça, fiziksel güç kullanılması insanonurunu kırar ve kural olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlaleder. Özellikle gözaltında yaşanan olaylar esnasında bir başvurucunun yaşınında küçük olduğu göz önüne alındığında, bu başvurucunun gözaltı sırasındauğradığı şiddetin yoğunluğu nedeniyle gelecekte de sürekli bir acı ve endişeiçinde yaşama riski altında kalabileceği inkâr edilemez.
103. Diğer taraftan gözaltında oldukları için zaten çok kırılgan birdurumda olan başvurucuların, kendi davranışlarından kaynaklanmadığı vezorlayıcı bir neden de bulunmadığı halde sözlü ve fiziksel saldırıya maruzkalmaları, ayrıca bu güce başvuranların gözetiminde hastanelere sevk edilmelerive bu kişilerin yönlendirme ve etkileri ile doktor raporlarının düzenlenmesişeklindeki eylemlerin, başvuruculara yönelik tehditinvarlığını devam ettirdiği, bunun da insan onuruna bir müdahale oluşturduğu açıktır.
104. Ayrıca Jandarma görevlilerinin eylemlerindeki saikin hırsızlık suçunu aydınlatmak olduğu belirlenmiş ise de, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası göz önünde tutulduğunda,mağdurların eylemi veya yetkililerin saiki ne olursaolsun, kötü muamele yasağının ihlal edilmemesi gerekir. Saikinönemi ne kadar yüksek olursa olsun, yaşam hakkı gibi en zor koşullarda bileişkence, eziyet veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz.Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrası gereğince savaş, seferberlik,sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde bile, bu yasağın askıya alınmasına izinverilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkın mutlaklık niteliğini güçlendirenfelsefi temel, söz konusu kişinin eylemi ve suçun niteliği ne olursa olsun,herhangi bir istisnaya veya haklılaştırıcı faktöreveya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir.
105. Yukarıda ifade edilen ve insan onuru ile bağdaşmayan, bedenselveya ruhsal yönden acı çektiren, algılama veya irade yeteneklerini etkileyen,aşağılanmaya yol açan nitelikteki muamelelerin; başvuruculardan bilgi almak,isnat edilen suçları kabul ettirmek, onları cezalandırmak ya da yıldırmakamacıyla yapıldığı ve üç gün boyunca birbirlerine eklenmiş yöntemlerle, bellibir kasıt altında şiddetli fiziksel ağrı ya da ruhsal acı verilmek suretiylegerçekleştiği belirlenmiştir. Buna göre, birisi çocuk yaşta olan başvurucularakasti olarak uygulanan muamelenin amacı, süresi, fiziksel ve ruhsal etkisi dedikkate alındığında ve söz konusu fiillerin boyutu ve bu muamelelerin ilgilikişilere itirafta bulunmaları veya kendilerine yöneltilen olaylar hakkındabilgi vermeleri amacıyla görevlerini yapan devlet görevlileri tarafındanbilinçli olarak yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda ve ayrıca bumuamelelerin, başvurucuların vücut bütünlüğünde oluşturduğu etkileri de dikkatealındığında, işkence olarak nitelendirilmesi mümkün görülmüştür.
106. Öte yandan bir sanık yönünden davanın zamanaşımına uğramışolması, mahkûm olan jandarma görevlisi hakkında ise, Mahkemenin gerekçesindebelirttiği vahim nitelikteki eylemleri de dikkate alındığında, islenen suç ileverilen ceza arasında orantısız bir uygulama yapılmış olması ve verilen cezanınyasal olmayan bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etkidoğurmaması nedenleriyle, devletin söz konusu davada başvurucuların fiziksel veruhsal bütünlüklerini kanunlar aracılığıyla koruma hususundaki pozitifyükümlülüklerini yerine getirmediği anlaşılmıştır.
107. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların maruz kaldıkları bueylemlerden dolayı Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altınaalınan işkence yasağının, maddi boyutu bakımından ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
b. Anayasa’nın17. Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiği İddiası
i. Genelilkeler
108. Başvurucular, işkence ve kötü muameleye maruz kalmalarındandolayı kolluk görevlileri ve bu görevlilerin eylemlerinin ortaya çıkmaması içinyanıltıcı rapor düzenleyen doktorlar hakkında yaptıkları şikâyet üzerine açılandavaların makul sürede tamamlanmadığını, bir sanık yönündeki davanın zamanaşımınedeniyle düştüğünü, bir kısım sanıkların da beraat ettiğini, böyleceyargılamanın etkili yapılmadığını ileri sürmüşlerdir.
109. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında, devletin,pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi vemanevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların,gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet,bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddettenkorumakla yükümlüdür (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).
110. Devletin, kişinin maddi vemanevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğünbir de usuli boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğalolmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularınınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmibir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasınıgüvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerinisağlamaktır. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No: 38361/97, 13/6/2002, § 137; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, §72).
111. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırıolarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabitutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın17. maddesi, “Devletin temel amaç vegörevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikteyorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Busoruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamayaelverişli olmalıdır. Şayet bu olanaklı olmazsa, bu madde, sahip olduğu önemerağmen pratikte etkisiz hale gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerininfiili dokunulmazlıktan yararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerinhaklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır(B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Corsacov/Moldova, B. No: 18944/02, 4/4/2006, §68).
112. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün,bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkinyükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olaraktespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydanagelen ölüm ve yaralama olaylarınailişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin, ölümcül ya dayaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarınaimkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğübulunmaktadır. Bu tür olaylarda,yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminatödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak içinyeterli değildir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).
113. Yürütülen cezasoruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuathükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya dayaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğüdeğil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yerverilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin,başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya dacezalandırma hakkı (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70) ya da tüm yargılamalarımahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi (bkz.yukarıda geçen Tanlı/Türkiye, §111) yüklediği anlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §56).
114. Yürütülecek cezasoruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekildeetkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan sözedebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayıaydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleritoplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü muamele iddialarının gerektirdiğisoruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer birifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı vesoruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk vetemelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (bkz. Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, §103; Batı ve diğerleri/Türkiye,B. No: 33097/96 - 57834/00, 3/6/2004, § 136). Bukapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusuolayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirlerialmalıdırlar (bkz. Tanrıkulu/Türkiye[BD], B. No: 23763/94, 8/7/1999, § 104; Gül/Türkiye,B. No: 22676/93, 14/12/2000, § 89).
115. Bu tür olaylarla ilgili cezaisoruşturmaların etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibipratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarınınkamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşrumenfaatlerini korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmalarısağlanmalıdır. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Oğur/Türkiye [BD], B. No: 21594/93, 20/5/1999,§ 92; Khadjialiyev ve diğerleri/Rusya, B. No: 3013/04,6/11/2008, § 106; Denis Vassiliev/Rusya,B. No: 32704/04, 17/12/2009, § 157; Dedovski ve diğerleri/Rusya, B. No: 7178/03, 15/5/2008, § 92; Ognyanova ve Choban/Bulgaristan,B. No: 46317/99, 23/2/2006, § 107).
116. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başınasoruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması dakötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla, şartlar ne olursa olsun,yetkililer resmi şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyetyapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtilerolduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhalbaşlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratliyürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (B. No: 2012/969,18/9/2013, § 25; benzer yöndeki AİHM kararıiçin bkz. yukarıda geçen Batı vediğerleri/Türkiye, §§ 133, 134).
117. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamelehakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için, soruşturmadan sorumlu vetetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması gerekir(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.yukarıda geçen Oğur/Türkiye, §§ 91-92; Mehmet Emin Yüksel/Türkiye, B. No:40154/98, 20/7/2004, § 37; Güleç/Türkiye,B. No: 21593/93, 27/7/1998, §§ 81-82). Soruşturmanın bağımsızlığı sadecehiyerarşik ya da kurumsal bağlantının olmamasını değil ama aynı zamanda somutbir bağımsızlığı da gerektirir (benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Ergi/Türkiye,B. No: 23818/94, 28/7/1998, §§ 83-84). Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan sözedebilmek için, öncelikle bağımsız yürütülebilir niteliğe sahip olması gerekir.
118. Soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun sadece hukukenmevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkili olmasıve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunmasıgereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devametmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmeve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde ancak etkililiğinden sözetmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusuolduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılmasıbakımından da yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir (B. No: 2012/969,18/9/2013, § 26; benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. yukarıda geçen Aksoy/Türkiye,§ 95; Ramirez Sanchez/Fransa, B.No: 59450/2000, 4/7/2006, §§ 157-160).
119. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan soruşturmasöz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir. Bununla birliktebelirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen sebepler ya dazorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak, kötü muameleye yöneliksoruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvikgösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir hile ya dakanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin sürdürülmesi içinyetkililer tarafından soruşturmanın azami bir hız ve özenle yürütülmesigerekir. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Maıorano ve diğerleri/İtalya, B. No: 28634/06, 15/12/2009,§ 124; McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95,4//5/2001, §§111, 114; Opuz/Türkiye, B. No: 33401/02,9/6/2009, § 150).
120. Mahkemelerin, özellikle işkence ve kötü muamele niteliğindekibir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tüm gayreti sarfetmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü muamele iddialarına ilişkinbir ceza davası söz konusu olduğunda, yetkililer tarafından çabukluklaverilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel olarak kamunun güvenininkorunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir ve kanundışı eylemlerekarışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır(Benzer AİHM kararları için bkz. HüseyinEsen/Türkiye, B. No: 49048/99, 8/8/2006; Özgür Kılıç/Türkiye, B. No: 42591/98, 24/9/2002).
121. AİHM, bir Devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleylesuçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nunamaçları çerçevesinde, cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımınauğramamasının ve genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önemtaşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca, AİHM, soruşturması veya davası sürengörevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten menedilmesinin önemine dikkat çekmiştir (bkz. Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,2/11/2004, § 55).
ii. Genelilkelerin Olaya Uygulanması
122. Sunulan kanıtlara dayanılarak, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrası gereğince, Devletin, negatif sorumluluğu kapsamında başvurucularınmaruz kaldığı işkenceden sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Yine, ilgilikişiler tarafından yapılan şikâyetler etkili soruşturma hakkı kapsamında “kabul edilebilir” olarak görülmüştür.Buna göre, yetkililerin yukarıda sıralanan gerekliliklere cevap verecek etkinbir soruşturmayı yürütmesi zorunluluğu bulunduğundan, öncelikle bu zorunluluğauyulup uyulmadığının tespiti gerekmektedir.
123. Başvurucular, soruşturmanın bazı noktalarda etkiliyürütülmediğini ileri sürmüşlerdir. Bu kapsamda başvurucular, kendilerine kötümuamelede bulunan kişilerin gözetiminde doktor kontrolünden geçirildiklerini vebu şahısların rapor düzenleyen doktorları etkileyip, yönlendirdiklerini iddiaetmişlerdir.
124. Yukarıdaki ilkelerde de belirtildiği gibi, Devlet memurlarıtarafından yapıldığı iddia edilen işkence ve kötü muameleler hakkında yürütülensoruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapankişilerin, olaylara karışan kişilerden bağımsız olması gerekir. Somut olayda,soruşturma bağımsız bir birim olan Cumhuriyet Savcılığınca yürütülmekte ise de, Savcılık adına adli işlemleri yürüten kişilerin bizzatkötü muameleye ismi karışan kişilerden oluşması, soruşturmanın etkili olmasınıengellemiştir. Zira, bu kişilerin kendi aleyhlerine olabilecek muhtemelkanıtları karartma ihtimalleri yüksektir. Yine, bunların mağdurların lehineolabilecek delilleri toplama konusunda isteksiz davranmaları ya da tanık veyarapor düzenleyecek doktor, bilirkişi gibi şahısları yanlış yönlendirme riskibulunmaktadır.
125. Söz konusu olayda sözlü ve fiziksel saldırıya maruz kalanbaşvurucuların, bu güce başvuranların gözetiminde hastanelere sevkedildiklerini ve bu kişilerin yönlendirme ve etkileri ile doktor raporlarınındüzenlendiğini iddia etmeleri (§ 26, 38, 41, 71) ve bu iddiaları doğrulayanmahkûmiyet hükümleri (G. Ö. ve İ. Ö. ile ilgili kararlar) ile başvurucularındarp edilme dışındaki kötü muamele iddialarının araştırılmaması dikkatealındığında, soruşturmanın bağımsız ve etkili yürütülmediği, bunun bir ihlalsonucunu doğurduğu değerlendirilmiştir.
126. Başvurucular ayrıca, işkence suçundan açılan davada bir sanığınberaat etmesi, yine gerçeğe aykırı rapor düzenlemek suçundan açılan davanın dazamanaşımından düşmesi nedeniyle soruşturmanın etkili olmadığınıbelirtmişlerdir.
127. Ağrı Ağır Ceza Mahkemesince efrada suimuamele suçundan Jandarma görevlisi H. A. hakkında delil yetersizliğindenberaat kararı verilmiştir. Anayasa’nın 17.maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi varlığına ilişkin bir ölüm ya dayaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını vesorumluların tespit edilerek hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuçyükümlülüğü olmayıp, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla,bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle ya da belirli bir cezakararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır.
128. Başvurucuların şikâyeti üzerine, kollukgörevlisi H. A. hakkında da soruşturma başlatılarak ardından kamu davasıaçılmıştır. Ancak başvurucuların, kendilerini darp eden kişinin İ. Ö. olduğunu,H. A.’nın, İ. Ö’nün yanında bulunmakla beraber darpeylemine karışmadığını söylemeleri ve sanıkların savunmaları ile tüm dosyaiçeriğini değerlendiren Mahkeme, mahkûmiyet için yeterli delil bulunmadığındansanığın beraatına karar vermiş ve Yargıtayca dadenetlenen bu karar onanarak kesinleşmiştir. Bu bağlamda muhakeme usulü boyunca anılan sanık hakkındayürütülen işlemlerin yetersiz ve gerekçenin de hatalı olduğu sonucuna götürecekbir neden saptanmadığından, soruşturmanın bu açıdan etkisiz olduğu söylenemez.
129. Diğer taraftan, başvurucular hakkında gerçeğe aykırı raportanzim etmek suçundan yargılanan sanık G. Ö. hakkındaki dava da,mahkûm olmasına rağmen, Yargıtay aşamasında zamanaşımına uğramıştır.
130. Başvurucuların şikayeti üzerine anılansanık hakkında Hamur Cumhuriyet Başsavcılığınca 7/11/2001 tarihinde başlatılansoruşturma sonucunda, 5/12/2001 tarihinde “gerçeğeaykırı rapor tanzim etmek suçundan” cezalandırılması istemiyle HamurAsliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Dava, Hamur Asliye CezaMahkemesinin E.2001/87 numarasına kaydedilerek, ilk duruşması 6/12/2001tarihinde yapılmış ve daha sonra bu mahkemenin kapatılması nedeniyle (HSYK’nın 9/6/2004 tarih ve 278 sayılı kararı ile) dosyaAğrı Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiş, ardından da söz konusu dava, diğersanıkların yargılandığı Ağrı Ağır Ceza Mahkemesindeki dava ile birleşerekburada görülmeye devam etmiştir. Bu Mahkemenin 1/6/2006 tarih ve E.2003/141,K.2006/117 sayılı kararı ile sanık G. Ö’nün eylemi görevi ihmal suçu kapsamındadeğerlendirilerek 600 TL adli para ceza ile cezalandırılmasına ve bu cezanınertelenmesine karar verilmiştir. Kararın 5/6/2006 tarihinde temyiz edilmesiüzerine, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 6/7/2011 tarih ve E.2010/12971,K.2011/5945 sayılı ilamı sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyledüşmesine karar verilmiş ve bu karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
131. Buna göre muhakeme usulü, iki dereceli yargılama sürecinde, şikayetin yapıldığı tarihten 9 yıl 7 ay 29 gün sonra yani6/7/2011 tarihinde zamanaşımı nedeniyle son bulmuştur. Oysa yukarıdakiilkelerden (§ 119, 120, 121) de anlaşılacağı üzere mahkemelerin işkence ve kötümuamele yapmakla suçlanan kamu görevlileri ile bu görevlilerin eylemlerinikolaylaştıran ya da onları koruyucu davranışlarda bulunarak diğer suçları işleyenkişiler hakkındaki yargılamaları ivedilikle sonlandırması ve dolayısıylazamanaşımından faydalanmamalarına özen göstermesi gerekirken, somut olayda buhassasiyetin gösterilmediği saptanmıştır. Böylece ilk derece Mahkemesincealeyhe maddi kanıtların oluştuğu kabul edilerek cezalandırılan sanık G. Ö. ileilgili davanın Yargıtay aşamasında zamanaşımına uğradığı görülmüştür.Dolayısıyla, derece Mahkemesi önündeki süreçte kayda değer bir gecikmeninolduğu, bu gecikmenin makul bir nedene dayanmadığı, sözü edilen kamugörevlisinin cezasız kalmasına engel olacak ivedilikte hareket edilmediğigörülmektedir.
132. Başvurucular son olarak, söz konusu suçlardan açılan kamudavasının on bir yıl geçmesine rağmen tamamlanmadığından şikâyet etmişlerdir.
133. Somut olay ile ilgili olarak başvurucuların, kendilerine kötümuamelede bulunulduğunu iddia etmeleri üzerine 6/11/2001 tarihinde CumhuriyetSavcılığı tarafından derhal soruşturma açılmıştır. Başvurucuların itirazları dadikkate alınarak, farklı hastanelere sevk edilmek suretiyle doktor raporlarınınaldırılması sağlanmıştır. Bu raporlarda yaralanmadan bahsedilmesi üzerinesorumlulukları tespit edilen Jandarma görevlileri İ. Ö. ve H. A. hakkındagerekli tüm deliller toplandıktan sonra “efradasui muamale” suçundan28/12/2001 tarihinde kamu davası açılmıştır. Ayrıca, 12/11/2001 tarihliraporun, 7/11/2001 tarihli rapordan farklı bulgular içermesi üzerine, 7/11/2001tarihli raporu düzenleyen doktorlar hakkında gerçeğe aykırı rapor düzenlemeksuçundan, İ. Ö. ve H. A. hakkında da doktorları bu suça azmettirme suçundankamu davası açılmıştır. Yine, 6/11/2001 tarihinde gözaltından çıkış raporunudüzenleyen Doktor G. Ö. hakkında da gerçeğe aykırı rapor düzenlemek suçundankamu davası açılmıştır.
134. Yargılama sürecinde isnat edilen gerçeğe aykırı rapor düzenlemeksuçundan ve bu suça azmettirme suçundan bazı sanık doktorlar ile sanıklar İ. Ö.ve H. A. beraat etmiş, Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinin 1/6/2006 tarihli kararı ilesanık G. Ö.’nün görevi ihmal suçundan aldığı mahkumiyet hükmü de Yargıtayıntemyiz incelemesi yaptığı 6/7/2011 tarihinde zamanaşımına uğradığı gerekçesiile davanın düşmesine karar verilmiştir.
135. Öte yandan Ağrı Ağır Ceza Mahkemesince bozma ilamına uyularakyapılan yargılama sonucunda, 10/4/2012 tarih ve E.2011/176, K.2012/95 sayılıkarar ile “efrada suimuamele” suçundan sanıklardan H. A.’nınberaatına, sanık İ. Ö.’nün ise üç başvurucuya yönelikeylemleri nedeniyle toplam 30 ay 3 gün hapis ve 7 ay 15 gün memuriyettenmahrumiyet cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu kararın sanık İ.Ö. tarafından 17/4/2012 tarihinde temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. CezaDairesinin 20/5/2013 tarih ve E.2013/1460, K.2013/15369 sayılı ilamı ileMahkeme hükmünün onanmasına karar verilmiş olup, aynı tarihte söz konusu kararkesinleşmiştir.
136. İşkence ve kötü muamele iddialarına yönelik soruşturma vekovuşturmaların hızlı ve etkili biçimde sonuçlandırılması gerekir. Tümyargılama safahatı değerlendirildiğinde, 6/11/2001 tarihinde başlayansoruşturma ve sonrasındaki yargılamaların 20/5/2013 tarihli Yargıtayınonama kararı ile sonuçlandığı görülmüştür. Böylece yargılama sürecinin 11 yıl 6ay 14 gün sürdüğü tespit edilmiştir. Dolayısıyla, derece mahkemeleri önündekiyargılamanın makul önem gösterilerek, gerekli ivedilikte sonuçlandırıldığındanbahsedilemez.
137. Sonuç olarak yukarıda belirtildiği gibi soruşturma ve davalarınuzaması, bazı sanıklar hakkındaki suçlamaların zaman aşımına uğramasına, bazısanıklar hakkındaki cezaların ise çok geç kesinleşmesine neden olmuş, işkenceuygulayan veya uygulanmasına göz yuman kamu görevlilerinin hiç ceza almaması yada çok geç alması sonucunu doğurmuştur. Bu durumda soruşturmanın etkiliolduğundan söz edilemez.
138. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının öngördüğü Devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
V. 6216 SAYILI KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI
139. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2)numaralı fıkrası şu şekildedir:
“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
140. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının maddi veusul boyutlarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucular uğradıklarımaddi ve manevi zararlarının karşılanmasını talep etmişlerdir. Başvurucular,uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesineherhangi bir belge sunmamışlardır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminatahükmedebilmesi için, başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zararile tazminat talebi arasında illiyet bağı kurulması gerekir. DolayısıylaAnayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucuların maddi tazminattalebi reddedilmelidir.
141. Başvurucuların maddi ve manevi varlığının korunması hakkınayönelik müdahale ve olay hakkında etkili vecaydırıcı bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesi nedenleriyleyalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararlarıkarşılığında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak her başvurucuya takdiren 40.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
142. Ayrıca başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35’er TL harç masraflarına ilişkin yargılamagiderlerinin başvuruculara ödenmesine ve karar örneğinin ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucular tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altınaalınan işkence yasağının maddi yönden İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altınaalınan işkence yasağının usul yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Her başvurucuya ayrı ayrı olmak üzere takdiren40.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğertaleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35’er TL harç masrafınailişkin yargılama giderlerinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralıfıkrası uyarınca başvuruculara, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığınave ilgili Mahkemeye gönderilmesine,
17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.