TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CİHANPA CİHANER İÇ VE DIŞ TİC. PAZ. A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/15208)
Karar Tarihi: 23/10/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Zeynep KARAKOÇ
Başvurucu
:
Cihanpa Cihaner İç ve Dış Tic. Paz. A.Ş.
Vekili
:
Av. Fuat Özcan TOKUŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesinedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/8/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğinibelirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu, ithalat ve ihracat yapan bir anonim şirkettir. Başvurucu Şirket28/10/1999 tarihli "Dahilde İşleme İzinBelgesi" kapsamında deri ithal etmiştir.
9. İthal edilen deri, ihraç taahhüdü kapsamında işlenmesi içinverildiği firmanın fabrikasında çıkan yangında tümüyle telef olmuştur. Bunedenle başvurucu Şirket, ihracatın fiilen gerçekleştirilmesi koşuluaranmaksızın taahhüdün kapatılmasını istemiştir. Başvurucu Şirket, isteminindavalı idare tarafından reddedilmesi üzerine idari yargı yoluna gitmiştir.Yangının mücbir sebep olarak kabulü ile dava konusu işlemin iptaline kararverilmiş, anılan karar kesinleşmiştir.
10. Başvuru Şirkete teminat bedelinin 18/6/2009 tarihinde ödendiğiancak yargı kararı uyarınca ödenen teminat bedeline aradan uzun bir süregeçmesine karşın faiz tahakkuk ettirilmediği anlaşılmaktadır.
11.Başvurucu Şirket 28/10/1999 tarihli "Dahildeİşleme izin Belgesi" uyarınca davalı idare tarafından alınanteminatın süresinde geri ödenmemesi nedeniyle 1.500.000,00 TL maddi zararınödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
12. Ankara 4. İdare Mahkemesince (Mahkeme) 7/7/2010 tarihlikarar ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararıngerekçesinde, geçici teminatın 18/6/2009 tarihinde başvurucu Şirkete faizsizolarak ödenmesi üzerine faiz ya da yoksun kalınan kârın ödenmesi istemiyle yaaltmış gün içinde doğrudan dava açılması ya da davalı idareye başvuruda bulunulduktansonra başvuruya kadar geçen süre de hesaba katılarak altmış gün içinde davaaçılması gerektiği ifade edilmiş; 18/6/2009 tarihinde ödeme yapılması üzerinealtmış günlük dava açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması nedeniyleen geç 11/9/2009 tarihine kadar doğrudan dava açma yolunu seçen başvurucuŞirket tarafından davanın açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra14/9/2009 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu belirtilmiştir.
13. Başvurucu Şirket bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.Başvurucu Şirket temyiz dilekçesinde; uygulamanın adli yılın 6 Eylül'debaşlaması şeklinde olduğunu, Danıştayın adli tatilnedeniyle uzayan dava açma süresinin son gününün 12 Eylül olduğu yönünde çoksayıda kararının bulunduğunu, bu sebeple yerleşik uygulamaya güvendiğini ifadeetmiştir. Dava açma süresinin son gününün adli tatile rastlaması ve 12 Eylül'ünCumartesi günü olması nedeniyle 14/9/2009 tarihindekayda giren dilekçeyle süresinde dava açtıklarını ileri sürmüştür. Temyiz isteminiinceleyen Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) tarafından ilk derece mahkemesikararı 27/10/2014 tarihinde onanmıştır.
14. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından13/6/2016 tarihli kararla reddedilmiştir.
15. Nihai karar 29/7/2016 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
16. Başvurucu 25/8/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanun
17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Sürelerle ilgili genelesaslar" kenar başlıklı 8. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesiçalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiğigünü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır."
18. 2577 sayılı Kanun'un "Çalışmayaara verme" kenar başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesinin bireysel başvuruya dayanak davaların açıldığı tarihteyürürlükte olan şekli şöyledir:
"(Değişik birinci cümle:14/7/2004-5219/11 md.) Bölge idare, idare ve vergimahkemeleri her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya araverirler."
19. Söz konusu cümlenin 2577 sayılı Kanun'un yürürlüğe ilkgirdiği 20/1/1982 tarihindeki şekli şöyledir:
"Bölge idare mahkemeleri, idaremahkemeleri ve vergi mahkemeleri her yıl Temmuz ayınınyirmisinden Eylül ayının altısına kadar çalışmaya ara verirler."
20. Belirtilen cümlenin yürürlükte olan şekli şöyledir:
"(Yeniden düzenlenen birinci cümle:27/6/2013-6494/18 md.) Bölge idare, idare ve vergimahkemeleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz birağustosa kadar çalışmaya ara verirler."
2. Danıştay İçtihadı
21. Danıştay Dördüncü Dairesinin 15/10/2008 tarihli veE.2008/1080, K.2008/3641 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"[2577 sayılıKanun'un] 61. maddesinde de;bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin her yıl Ağustos'un birinden Eylül'ünbeşine kadar çalışmaya ara verecekleri belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeleruyarınca idari yargı yerleri her yıl Ağustos ayınınbirinci gününden Eylül ayının beşinci günü mesai saati bitimine kadar çalışmayaara vermektedirler. Bu nedenle sürenin son gününün anılan tarihler arasınarastlaması hâlinde 12 Eylül günü mesai bitimine kadar sürenin uzadığı kabuledilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemindavacıya 23.7.2007 tarihinde tebliği üzerine davanın 12.9.2007 tarihindeaçıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, sürenin son gününün çalışmaya araverme zamanına rastlaması nedeniyle, 12.9.2007 tarihi mesai bitimine kadar davaaçılması mümkün olup dava bu tarihte açıldığından [davanınsüre aşımı nedeniyle reddine dair] vergimahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."
22. Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/6/2010 tarihli ve E.2009/8980,K.2010/3763 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"[2577 sayılıKanun'un 61. maddesinde] ara vermenin songünü Eylül'ün dördü olarak belirlenmiştir.
Dava dosyasındaki tebliğ alındısının ve tebliğtarihlerine ilişkin kayıtların incelenmesinden, Dairemiz kararının davacıvekilinin bizzat kendisine, 20.8.2009 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlükkarar düzeltme süresinin bitiminin çalışmaya ara verme süresi içinde kaldığıEylül ayının 4 ünü izleyen tarihten itibaren ve karar düzeltme süresinin11.9.2009 gününe kadar uzamasına rağmen davacının bu süreyi geçirdikten sonra14.9.2009 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, tebliğ tarihini izleyen onbeşgünlük yasal süre geçirildiğinden süre aşımı nedeniyle karar düzeltme istemininincelenmesi mümkün değildir."
23. Danıştay Altıncı Dairesinin 3/3/2009 tarihli ve E.2007/3391,K.2009/2028 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Yukarıda anılan Yasa maddesinindeğerlendirilmesinden 'Eylül'ün beşine kadar' ibaresinden, Eylül'ün beşinin deara verme zamanına dâhil olarak, dolayısıyla dava açma süresinin son günününEylül'ün beşine rastlaması hâlinde, dava açma süresinin altı Eylül'den itibarenyedi gün uzamış sayılacağının kabulü gerekmektedir.
Bu durumda, 1/1000 ölçekli imar planının8.4.2005-8.5.2005 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacının askı süresiiçinde 13.4.2005 tarihinde yaptığı itirazın askı tarihinin son günündenitibaren 60 gün içinde cevaplandırılmayarak istemin zımnen reddi üzerine 60günlük dava açma süresinin son günü çalışmaya ara verme zamanına (beş Eylül)rastlaması nedeniyle dava açma süresi 12.9.2005 tarihine kadar uzayacağından8.9.2005 tarihinde açılan davada süreaşımı bulunmadığı açıktır.
Bu itibarla uyuşmazlığın esası hakkında kararverilmesi gerekeceğinden, davanın süreaşımı yönünden reddine ilişkin mahkemekararında isabet görülmemiştir."
24. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 14/6/2012 tarihli veE.2010/2825, K.2012/4080 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...çalışmaya ara vermenin '...Eylül'ünbeşine kadar...' süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya ara vermeninsona erdiği gün olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla Danıştay dairelerininEylül'ün altısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksamabulunmamaktadır. Nitekim sözü edilen düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten buyana uygulamanın da bu doğrultuda olduğu bilinen gerçektir.
Diğer taraftan, Türk yargı sisteminin bir koluolan idari yargı kanadında çalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5.günü,diğer kanadı olan adli yargı yerlerinde ise yıllardıruygulanan ve tartışmasız olan Eylül'ün 6. günü biteceği şeklindeki bir yorum,yargılama usulünde bir karmaşaya da yol açacaktır.
Bu durumda 12 Eylül tarihinde açılan davasüresinde olduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süre aşımıyönünden reddinde isabet görülmemiştir."
25. İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 22/11/2016 tarihli veE.2014/111, K.2016/304 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"... davacı tarafındanbaşvurunun reddine ilişkin işlemin öğrenildiği ve itiraz edildiği 01/4/2011tarihinden itibaren 60 gün içinde (en son 31/5/2011 tarihine kadar) cevapverilmemesi nedeniyle itiraz reddedilmiş sayılacağından ve bu tarihten itibaren60 gün içinde (30/07/2011 tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/8/2011tarihine kadar, bu tarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son11/9/2011 tarihine kadar dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra12/9/2011 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesinehukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle 'davanın süre aşımı yönünden reddine'karar verilmiştir.
Davacı, anılan kararı temyiz etmekte vebozulmasını istemektedir.
...
Dosyanın incelenmesinden; davacının, 01/4/2011tarihinde, davalı idareye yaptığı başvurunun reddedildiğini öğrendiği ve aynıtarihte davalı idareye itiraz ettiği;31/5/2011 tarihine kadar davalı idarenincevap vermemesi nedeniyle davacının itirazının zımnen reddedildiğinin kabuledilmesi gerektiği ve davacının, bu tarihten itibaren 60 gün içinde (30/7/2011tarihinin hafta sonuna rastlaması nedeniyle 01/8/2011 tarihine kadar, butarihin de adli tatile rastlaması nedeniyle) en son 11/9/2011 tarihine kadardava açması gerektiği, fakat bu tarihin de tatil gününe yani pazar gününe rastladığı;bu nedenle dava açma süresinin 12/9/2011tarihine uzadığı anlaşıldığından bu haliyle dava süresinde olduğu sonucunavarıldığından temyize konu kararda, usul hükümlerine uygunlukgörülmemiştir."
26. Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK) 5/3/2014 tarihli veE.2013/111, K.2014/147 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"... Davayı inceleyen Antalya 1.VergiMahkemesi, 8.10.2009 günlü ... kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanununun 7 ve 8'inci maddeleri ile 14'üncü maddesinin 3. fıkrasının (e) bendi,15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi ve 61'inci maddesine değinerek;dava konusu encümen kararının 21.7.2009 tarihinde tebliği üzerine 14.9.2009tarihinde dava açıldığı, 2577 sayılı Kanunun sözü edilen hükümleri uyarınca,davanın, otuz günlük dava açma süresinin bitiminin çalışmaya ara verme zamanınarastlaması nedeniyle ara vermenin sona erdiği günü, yani Eylül ayının dördünüizleyen tarihten itibaren yedi gün içinde olmak üzere, en son 11.9.2009 (Cumagünü) tarihine kadar açılması gerekirken, bu sürenin bitiminden sonra 14.9.2009tarihinde açılan davanın süreaşımı nedeniyle inceleme olanağı bulunmadığıgerekçesiyle davayı süreaşımı nedeniyle reddetmiştir.
Davacının temyiz istemini inceleyen DanıştayDokuzuncu Dairesi 14.6.2012 günlü ... kararıyla; ... her sene Ağustos ayınınbirinden Eylül'ün beşine kadar çalışmaya ara vermelerinin öngörüldüğü, bukuralda çalışmaya ara verme süresinin, bu sürenin başladığı ve sona erdiği günaçıkça gösterilerek belirlendiği,... çalışmaya ara vermenin '...Eylül'ün beşinekadar...' süreceği ifade edilerek, Eylül'ün beşi çalışmaya ara vermenin sonaerdiği gün olarak gösterildiği, dolayısıyla Danıştay dairelerinin Eylül'ünaltısında çalışmaya başlayacakları hususunda duraksama bulunmadığı, sözü edilendüzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana uygulamanın da bu doğrultudaolduğu, öte yandan, Türk yargı sisteminin bir kolu olan idari yargı kanadındaçalışmaya ara vermenin Eylül ayının 5'inci günü, diğer kanadı olan adli yargıyerlerinde ise yıllardır uygulanan ve tartışmasız olan Eylül ayının 6'ncı günübiteceği şeklindeki bir yorumun, yargılama usulünde bir karmaşaya da yolaçacağı, bu durumda 12 Eylül günü dava açma süresinin son günü olup bu tarihinCumartesi gününe rastlaması nedeniyle 14 Eylül tarihinde açılan dava süresindeolduğundan, davanın esasının incelenmesi gerekirken süreaşımı yönünden reddindeisabet görülmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Bozma kararına uymayan Antalya 1. VergiMahkemesi ... ilk kararında ısrar etmiştir.
...
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesiyukarıda açıklanan Antalya 1. Vergi Mahkemesinin... ısrar kararı, aynı hukuksalnedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesindeileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir."
3. Yargıtay İçtihadı
27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/1/2009 tarihli veE.2008/14-831, K.2009/3 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu’nun 175. maddesi 'Her sene bilumum mahkemeler Ağustos'un birindenEylül'ün beşine kadar tatil olunur.' hükmünü taşımakta; 177. maddede ise 'Bukanunun tayin ettiği mühletlerin bitmesi tatil zamanına tesadüf ederse bumüddetler ayrıca bir karar vermeğe lüzum olmaksızın tatilin bittiği gündenitibaren yedi gün evvel uzatılmış addolunur.' hükmü bulunmaktadır.
(...)
Yukarıda belirtildiği üzere, Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 175.maddesi uyarınca adli tatil, her yılın Eylül ayınınbeşinci günü sona erer. Dolayısıyla, yeni adli yıl, o yılın altı Eylül günübaşlar (...)"
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda kararverecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkınasahiptir..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
29. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı içinbkz. E-Ba İnşaatTaahhüt Ticaret Ltd. Şti. (B. No: 2015/13921, 27/6/2018, §§ 33-37)başvurusuna ilişkin karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu Şirket; 5 Eylül gününün adli tatile dâhil olduğunu,adli yılın 6 Eylül'de başladığını, nitekim adli tatilden faydalanan yargımensuplarının 6 Eylül itibarıyla görevlerinin başına döndüklerinibelirtmektedir. 2577 sayılı Kanun'da 14/7/2004 tarihinde yapılan düzenlemeninyargı kolları arasında uygulama birliğinin sağlanması amacına matuf olduğunuifade eden başvurucu Şirket, Yargıtayın yerleşikuygulamasının adli yılın 6 Eylül'de başlaması şeklinde olduğunu hatırlatarak Danıştayın adli tatil nedeniyle uzayan dava açma süresininson gününün 12 Eylül olduğu yönünde çok sayıda kararı olduğuna dikkat çekmekteve bu yöndeki yerleşik uygulamaya güvenerek 14 Eylül'de dava açtıklarını ifadeetmektedir. Davalı idare tarafından alınan teminatın süresinde geri ödenmemesi nedeniyleoluşan maddi zararın ödenmesine karar verilmesiistemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle faiz ve kârgelirinden mahrum kaldıklarını belirten başvurucu Şirket mahkemeye erişim vemülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
32. Anayasa’nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu Şirket her ne kadar mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de şikâyetlerinin özü teminatınsüresinde geri ödenmemesi nedeniyle oluşan maddi zararın ödenmesi istemiyleaçılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasınınincelenmemesidir. Bu itibarla belirtilen ihlal iddiası adil yargılanma hakkınıngüvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§34).
36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
38. Somut olayda davaların süre aşımından reddedilerek esasınınincelenmemesi nedeniyle başvurucu Şirketin mahkemeye erişim hakkına yönelik birmüdahalede bulunulduğu görülmektedir.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler,... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarakve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
40. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da mümkünolabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin birkısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahimCan Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).
41. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı birsebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarınauygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
42. Başvuruya konu olayda mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun’un8. ve 61. maddelerine dayandığı ve buna göre yapılan müdahalenin kanuntarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı anlaşılmaktadır.
ii. Genel İlkeler
43. Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü güvencealtına alınmıştır. Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasınailişkin genel ilkeleri düzenleyen13. maddesi ise "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini"temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına yapılanmüdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalıolmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımındaninceleme yapılmaksızın mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunavarılacaktır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ford Motor Company, B.No:2014/13518, 26/10/2017, § 49).
44. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin vesınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfîmüdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletininen önemli unsurlarından biridir (TahsinErdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
45. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada birkanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük MilletMeclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adıaltında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahaleedilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyiciişlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMMtarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılanmüdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (AliHıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).
46. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirliliktaşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulununsağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukuktamüdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kurallarınbulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İşBankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
47. Dava açma süresine ilişkin kanun hükümlerinin belirliliği ve öngörülebilirliği bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıbakımından önem arz etmektedir. Bu itibarla söz konusu ölçütler mahkemeyeerişim hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması zorunluluğunun altölçütleri olarak kabul edilebilir.
48. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermeyi ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,22/5/2013).
49. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birdenfazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğinitespit etmektir (Mehmet Arif Madenci,B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
50. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında yetki ve görevbakımından farklı durumda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşmasıdoğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerintamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkünolmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındakiuyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,§ 54; Uğur Çelik, B. No:2015/20244, 15/6/2016, § 53). Yüksek mahkemelerin fonksiyonlarından biri deyargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözümgetirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasındaolduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanıgerektirdiği açıktır (Türkan Bal [GK],B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).
51.Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle gelmediğibir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde yorumlanabilmesihukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğin sağlanabilmesi açısındanhukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlar içermesi kaçınılmazdır. Nesnelhukuk kurallarının maddi âlemde gerçekleşen olaylarla bire bir örtüşmesi vebunlara uygulanması ise her zaman mümkün olmayabilmektedir. Öte yandan hukukkurallarının kapsamının tespitinde kural koyucu ne kadar titiz davranırsadavransın kuralın yürürlüğe girmesinden ve uygulanmaya başlanmasından sonraöngörülemeyen bazı yeni durumların ortaya çıkması da mümkündür. Bu gibihâllerde kuralın yetkili otoritelerce ve özellikle yargı organlarıncayorumlanması zorunlu hâle gelmektedir. Kuralı yorumlayan otoritelerin birdenfazla olması, bazı hâllerde kuralın birden fazla yorumlanmasını önlenemezkılmaktadır. Dolayısıyla hukuk kurallarının bu niteliği dikkate alındığında birkanun hükmünün yargı organlarınca farklı biçimlerde yorumlanabilmesi ve kuralailişkin farklı içtihatların varlığı tek başına kuralın belirsiz ve öngörülemezolduğu yargısına ulaşmayı haklı kılmaz. Bununla birlikte birden fazla içtihadınvarlığı hukuk kurallarının temel bir özelliği olan bireyin davranışınıyönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyuta ulaşmışsa kamu düzenininbozulduğundan söz edilebilir. Bu durumda bireylerin davranışlarını hangiiçtihada göre yönlendirecekleri belirsizleşeceğinden öngörülebilirlik ortadankalkar (Mehmet Arif Madenci, §84).
52. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamalarıbeklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatminedici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararınbelirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından elealındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlarıortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine tersdüşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerinyargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir(Türkan Bal, § 64).
iii. İlkelerin OlayaUygulanması
53. Olayda başvurucu Şirket, uyuşmazlık konusu tazminatisteminin kendisine ödeme yapıldığı tarih itibarıyla başlayan dava açmasüresinin son gününün adli tatile rastlaması ve 12 Eylül'ün Cumartesigünü olması nedeniyle 14/9/2009 tarihindekayda girendilekçe ile dava açmıştır. Derece mahkemesi adli tatilin son gününün 4 Eylülolduğu, sürenin adli tatilin sona erdiği 4 Eylül'ü izleyen günden itibaren yedigün uzaması nedeniyle en geç 11 Eylül'de dava açılması gerektiği gerekçesiyledavaları süre aşımından reddetmiştir.
54. Yukarıda yer verilen Danıştay kararları değerlendirildiğindebaşvurucu Şirketin bireysel başvuruya dayanak davanın açtığı tarih itibarıylaidari yargıda çalışmaya ara verme zamanın hangi tarihte sona erdiği hususundabir uygulama belirsizliği bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 21-27). Söz konusuuygulama belirsizliğinin 2577 sayılı Kanun'un 61. maddesinin adli tatilin sonaerdiği tarihi belirleyen "Eylül'ünbeşine kadar" ibaresinden hangi tarihin anlaşılması gerektiğineilişkin yorum farklılığından kaynaklandığı, bu yorum farklılığının ise kadar kelimesinin anlamlandırılmasınabağlı olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Danıştayınbazı dairelerinin adli tatilin 4 Eylül'de sona erdiği, buna göre son günün adlitatile denk gelmesi nedeniyle yedi gün uzayan dava açma süresinin son gününün11 Eylül olduğu yaklaşımını benimserken bazı dairelerinin ise 5 Eylül'ün deadli tatile dâhil olduğu, buna göre uzayan dava açma süresinin son gününün 12Eylül olduğu yaklaşımını kabul ettiği görülmektedir. Öte yandan 27/6/2013tarihinde maddenin yeniden düzenlenen şeklinde (bkz. § 20) kanun koyucutarafından adli tatil sonrasında çalışmaya başlama tarihi net bir şekilde ifadeedilmek suretiyle kadarkelimesinden kaynaklanan tartışmalı duruma son verildiği not edilmelidir.
55. Anayasa Mahkemesi, anılan maddenin 27/6/2013 tarihindeyeniden düzenlenmeden önce yürürlükte olan ve somut davalara uygulanan şeklininyorumlanmasıyla ilgili olarak yukarıda yer verilen görüşlerden hangisinin dahaisabetli olduğu hususunda bir değerlendirme yapmayacaktır. Esasen AnayasaMahkemesinin böyle bir görevi bulunmadığı gibi bu yöndeki bir saptama AnayasaMahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki yetkisinin de dışındadır. AncakAnayasa Mahkemesi bu yorum farklılığının hukuk sistemi üzerinde meydanagetirdiği sonuçları ve etkileri görmezden gelemez. Anayasa Mahkemesi Danıştayın farklı dairelerinin aynı kanun hükmüne ilişkinfarklı yorumlarının hukuk kuralının belirliliği ve öngörülebilirliğinietkileyip etkilemediğini inceler. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin buyöndeki denetimi sırasında belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımındandeğerlendirme yapması bu yorumlardan birini benimsediği veya bunlardan birineüstünlük tanıdığı biçiminde anlaşılmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirme içinbkz. Ford Motor Company,§ 66).
56. Bu noktada 61. maddenin 1982 yılından itibaren yürürlükteolan ilk şeklinde de (bkz. § 19) adli tatil tarihleri farklı belirlenmiş olsada kadar kelimesi bağlamında aynınitelikte bir düzenleme bulunduğu hatırlanmalıdır. Bu itibarla anılan Kanunhükmünün yeni uygulanmaya başlanan bir düzenleme içerdiği söylenemez. Anılanmaddenin bireysel başvurunun temelindeki davaların açıldığı tarih itibarıylayaklaşık yirmi beş yıllık bir uygulamasının olduğu görülmektedir. Belirtilensüre, söz konusu ibarenin yorumuna ilişkin içtihadın yerleşmesi ve yeknesaklıkkazanması bakımından yeterli uzunluktadır. Bu süre zarfında kanunun yorumundayeknesaklığın sağlanamamış olması, dairelerin görev sahasına bağlı olarakfarklı kararların verilmesi sonucunu doğurmaktadır (benzer yöndekideğerlendirme için bkz. Ford Motor Company, § 68).
57. Aynı Kanun hükmüne ilişkin iki farklı yorumun başvuruyadayanak davaların açıldığı tarih itibarıyla mevcut olması ve bu yorumlardanbirine geçerlilik sağlayacak şekilde içtihadın birleştirilememiş olması hukukkurallarının muhataplarının davranışlarına yön verme kapasitesini vedolayısıyla öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır. Bitimi adli tatil döneminerastlayan dava açma süresinin uzayacağı son tarihin ne olduğu hususunda birkesinliğin bulunmaması, hangi tarih esas alınarak davaların açılacağınoktasında belirsizliklerin oluşmasına neden olmaktadır. Bu durum hukukibelirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşeceği gibi bireylerin yargısistemine ve mahkeme kararlarına olan güvenini de sarsmaktadır (E-Ba İnşaat Taahhüt TicaretLtd. Şti., § 64).
58. Buna göre anılan Kanun hükmünün yorumundan hareketle davaaçma süresinin uygulanmasına ilişkin farklı içtihatların bulunması ve Kanun'unyürürlüğe girmesinin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen ilgili hükmünyorumunda yeknesaklığın sağlanamaması nedeniyle hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ilkeleri zedelenmiştir. Bu durumda mahkemeye erişim hakkınayapılan müdahalenin belirlilik ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan birkanuna dayanmadığı sonucuna ulaşılmıştır (aynı yöndeki karar için bkz. Muharrem Kılıç, B. No: 2012/1071,11/3/2015, §§ 33-35).
59. Açıklanan gerekçelerle başvurucu Şirketin Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
61. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işleminve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebepolduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülendiğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
62. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerindenkaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolununbelirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (MehmetDoğan, § 57).
63. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
64. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
65. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
66. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuŞirkete ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 4. İdare Mahkemesine (AnılanMahkemenin 7/7/2010 tarihli ve E.2009/1393, K.2010/1078 sayılı kararına aitdava dosyası ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onuncu DairesineGÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.