TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CİHAT EMEKTAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3747)
Karar Tarihi: 17/11/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Cihat EMEKTAR
Vekili
:
Av. Faruk AYGIN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 18/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/9/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 4/5/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve erişilenbilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7.Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde muvazzafastsubay olarak görev yapmakta iken TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlakdışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle hakkında idari tahkikat başlatılmış;bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından "Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygundeğildir." ortak kanaatini içeren 24/7/2012 tarihli ayırmasicil belgesi düzenlenmiştir.
8.28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 61. maddesigereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar13/8/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonraGenelkurmay Başkanının onayına sunulmuş; Genelkurmay Başkanınca da HavaKuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğübelirtilmiştir. Bunun üzerine hazırlanan 2012/21-352 sayılı kararnamenin6/11/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanı tarafından onaylanmasıyla başvurucununTSK ile ilişiği kesilmiştir.
9. Başvurucu, görüşme yapılacağı belirtilerek çağrıldığıbirliğinde istihbarat birimindeki görevliler tarafından 25/6/2012 tarihindesorgulandığını, sorgu esnasında cinsel yaşamına ilişkin ayrıntılı sorularsorulduğunu, sonrasında savunması alınmaksızın ve hiçbir gerekçegösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini belirterek ayırma işleminin iptali veyürütmenin durdurulması talebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine AskeriYüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 28/11/2012 tarihinde davaaçmıştır. Sunduğu dava dilekçesinde başvurucu, ilişik kesme kararında herhangibir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini, yalnızca özel yaşam biçiminedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını, sorgu yönteminin mevzuataaykırı olarak aldatıcı biçimde ve baskı altında tutularak yapıldığını, hukukaaykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisi olmayan tamamen özel yaşantısınailişkin mahrem sorulardan oluşan sorgu neticesinde elde edilen beyanların delilolarak kullanılamayacağını, başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen budurumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönündenhukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırıolduğunu ileri srümüştür.
10. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucununilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetininyürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışınaçıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilenayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, davakonusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
11. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
12. AYİM Birinci Dairesinin 11/12/2012 tarihli ara kararı iledava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkındatesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birliktegerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.
13. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 2/5/2013 tarihlidüşünce yazısında, başvurucunun mevcut ahlaki durumuyla artık kamu hizmetinidevam ettiremeyecek hâle gelmiş olduğunun anlaşıldığı, davalı idarece tesisedilen ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif olarak kullanıldığı veanılan işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı belirtilmiş ve davanın reddinekarar verilmesi gerektiği yönünde değerlendirmede bulunulmuştur.
14. AYİM Birinci Dairesinin 1/10/2013 tarihli ve E.2012/1506,K.2013/937 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, ifade alma işlemisırasında başvurucunun iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya daifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğunadair somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı, bahse konu 25/6/2012 tarihliifadenin disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikatkapsamında alınmış olduğu, başvurucunun ifadesinde dile getirdiği davranışlarınTSK'nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı hareketler kapsamında olduğu,bu gerekçelerle tesis edilen ayırma işleminde takdir yetkisinin objektifkıstaslara bağlı kalınarak ve kamu yararı amacına yönelik olarak ölçülü birşekilde kullanıldığı ifade edilmiştir.
15. Karara katılmayan bir üye tarafından kaleme alınan karşıoy yazısında, kişinin kendi ifadesine dayanılarakhakkında olumsuz bir işlem tesis edilmesinin hukuken mümkün olmadığı, 25/6/2012tarihli ifadenin başvurucunun özel hayatı dahil tüm yaşantısını sorgulayan birçerçeveyi kapsadığı, böylesi bir ifade alım tarzı nedeniyle işlemin hukukenşüpheli hâle geldiği, genel mahiyette ve geniş bir zaman kesitini kapsayacakşekilde alınması nedeniyle ifadenin hukuken geçerli olmadığı hususunun daimagündemde kalacağı, ayırma işlemine esas alınan tek dayanağın başvurucunun somutbilgi, belge ve olgularla desteklenmeyen soyut ifadesi olduğu, ayrıcabaşvurucunun sicil notu ortalamasının mükemmel seviyede olduğu, bu hususlardikkate alınmadan tesis edilen dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğuşeklinde değerlendirmelere yer verilmiştir.
16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynıDairenin 5/2/2014 tarihli ve E.2014/145, K.2014/82 sayılı kararıyla reddedilmişve karar 17/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
17. 18/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
18. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılamadosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesi işleminedayanak oluşturan “gizli” ibareli belgelerin gönderilmesi istenmiştir.
19. Anayasa Mahkemesine 25/7/2016 tarihinde sunulan söz konusubelgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşıkoyma hassasiyetleri çerçevesinde 25/6/2012 tarihinde başvurucunun ifadesininalındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde sözkonusu metnin “ifadeyi alan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birimtarafından alınmış olduğu anlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde başvurucuya,ifade alma işlemi sırasında başvurucuya bugüne kadar nerelerde görev yaptığı,kimlerle ikamet ettiği, İnternet ortamında sosyal paylaşım sitelerindenhangilerine üyeliklerinin bulunduğu, İnternet vasıtasıyla veya yüz yüzetanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler olduğu, bu kadınların TSKhakkında bilgi almaya yönelik herhangi bir girişimlerinin olup olmadığı, gruphâlinde cinsel birliktelikler yaşayıp yaşamadığı ve bunları kayıt altına alıpalmadığı, uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığı hususlarının sorulduğugörülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikteolduğu kadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmiştekiilişkilerini açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturmakonusu olaylara ilişkin olarak başvurucu dışındaki kişilerin de ifadelerininalınmış olduğu, bu kişilerden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmalarınınistendiği görülmüştür.
B. İlgili Hukuk
20. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitlinedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerdekalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmetsürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleriuygulanır.
"Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicilbelgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği,inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimlertarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibiastsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şuratarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin SilahlıKuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
21. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırmausulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumlarıgereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları,bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ileanlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızınemeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmenıslah olmaması,
b.Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmendüzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırıderecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarınısarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
22. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırmasicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerincebaşlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinindüzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temelnitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olankanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindekidisiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarınıbelirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmedensıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra,Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelercekarargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir vebunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbaratve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekligördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlîmüşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra birdeğerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşlerialınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğuinceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile KuvvetKomutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunarve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanıveya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerinsicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay Başkanlığınagönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığıncaadlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulupsunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur.Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesigerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısındagündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır.Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerekgörmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma GenelKomutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylarhakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanınındaha önce verdiği karara göre işlem yapılır.
Bu Yönetmeliğin 60 ncımaddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicilidüzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikalisakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicildüzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘SilâhlıKuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, KuvvetKomutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik KomutanlığıPersonel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicilbelgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesisonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesininbirinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birdenuyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme vedeğerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklindesicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
23. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususikanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
24. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
25. 31/1/2013 tarihli ve6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici 1. maddesinin(4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kurulu bulunan disiplinmahkemeleri, 49 uncu maddede öngörülen yönetmelik yürürlüğe girinceye kadardisiplin kurulu olarak bu Kanun hükümlerine göre faaliyetlerine devam eder. Sözkonusu yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar 926 sayılı Kanunun, bu Kanunun 45inci maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendi ile yürürlükten kaldırılanhükümlerinin uygulanmasına devam olunur.”
26. 6/9/1961 tarihli ve10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk SilahlıKuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıylayapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Heraskerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibiolmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten,sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksızkimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sairbütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar,yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyetiöldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatınailişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışıldığını ve bubilgilerin ayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini ileri sürmüştür.Başvurucu, sicil not ortalamasının çok iyi seviyede olduğunu ve birçok keztakdire layık görüldüğünü, tesis edilen işlemde ölçülülük ilkesiningözetilmediğini belirtmiştir. Başvurucu, ayırma işlemine gerekçe olarakgösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı hususudeğerlendirilmeyerek istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle eldeedilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabuledildiğini, yalnızca kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özelhayat alanına ilişkin ayrıntılar üzerinden tesis edilen idari işlem ve AYİMkararı nedeniyle Anayasa’nın 10., 20., 36. ve 38. maddeleri ile güvence altınaalınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespitiile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına ilişkin bazıbilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere dayanılarakhakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarının niteliği gereğibaşvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
31. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
32. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
33. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
34. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireyin mahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasınımümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) denetimorganlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi vegerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mesleki hayat çerçevesindekişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idarisonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerekgörevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahaleoluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye,B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§ 47, 48).
36. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bualanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (Şengül Kayan,B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).
a. Müdahalenin Varlığı
37. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırmaişlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’danayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konusüreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında, özelyaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının,başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
38. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir(Serap Tortuk,§ 38).
39. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
40. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).
41. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
42. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık bulunduğuna ilişkinbir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, 926 sayılıKanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile SicilYönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddelerinin“kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. MeşruAmaç
43. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarakhakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin korunması ve kamuhizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğinkorunması amacını taşıdığı dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına ilişkinAnayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğu sonucunavarılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
44. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin, ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleribakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması içingerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, B.No:2013/6057, 16/12/2015, § 42).
45. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
46. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle özel hayatın gizliliği hakkıüzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğindeolmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem olarakkendini göstermesini gerektirmektedir.“Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, §44).
47. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ve “ölçülülük” ilkelerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).
48. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
49. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
50. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişiüzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G. G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,§ 60).
51. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
52. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin değerlendirilmesisonucunda, ahlak dışı hareketlerde bulunduğu iddiasıyla başvurucu hakkındaidari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda Hava KuvvetleriKomutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı personelin ifadesinin alındığı,başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun 25/6/2012tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifademetninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığının belirtilmediği gibihangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da açıklanmamışolduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı, geçmiştecinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve cinsel hayatına ilişkinhususları içeren ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır.
53. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatmayöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar eldeedilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırıgerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
54. AYİM Birinci Dairesinin 1/10/2013 tarihli ve E.2012/1506,K.2013/937 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş veanılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 14).
55. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda bilgiverilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli durumagetirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında, başvurucunun mesleki hayatını değilözel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyladeğil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı meslekihayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısal makamlarınkarar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyal ortamlardantanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yönden özenli biryaşam sürmediği ve cinselliğe düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerine yerverildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarakbaşvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışlarınesasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşameylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
56. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olmasıgerekir.
57. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığıgörülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararındabaşvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığıgibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin dedetaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilendelillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialarhakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.
58. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde önesürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılanbaşvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindekietkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygınıngösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenyararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına müdahaleyihaklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabuledilmelidir. Bunun yanında tesis edilen işlemin başvurucunun geçmiş sicili vebaşarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği,sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlananbaşvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği, başvurucunun özelhayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da alınabileceken son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekliözenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
59. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
61. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 582.978,35 TL maddi vemanevi tazminat talep etmiştir.
62. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
63. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
64. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.