TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CİHAT ÜNAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/77795)
Karar Tarihi: 28/11/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Fatih HATİPOĞLU
Başvurucu
:
Cihat ÜNAL
Vekili
:
Av. Münip ERMİŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasınedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konusuçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlere ilişkinolması nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/11/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde sonbulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- buteşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden veson yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veyaParalel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelindeCumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbegirişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'ninkamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, siviltoplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalaryürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleriuygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).
10. Başvurucu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık),FETÖ/PDY'nin Antalya'daki basın yapılanmasına yönelikolarak yapılan soruşturma kapsamında 23/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
11. Antalya 4. Sulh Ceza Hâkimliği 23/7/2016 tarihinde 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiylebaşvurucu müdafiinin soruşturma dosyasını inceleme vebelgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına karar vermiştir.
12. Başvurucunun ifadesi 26/7/2016 tarihinde Antalya Emniyet Müdürlüğündekolluk tarafından alınmıştır. Emniyetteki ifade alma işlemi sırasında, AntalyaBarosunca görevlendirilen başvurucunun müdafii dehazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade almaişlemi öncesinde, isnat edilen FETÖ/PDY üyeliğine ilişkin suçlamalaraçıklanmıştır.
13. Başvurucu savunmasında özetle;
i. Süleyman Demirel Üniversitesi Radyo Televizyon YayıncılığıBölümünden mezun olduğunu, 2009 yılında Akdeniz TV'de çalışmakta iken iştençıkarıldığını, sonrasında ise sırayla iki yıl -kameraman ve muhabir olarak-Cihan Haber Ajansında (CHA), 2016 yılı Şubat ayınakadar Zaman gazetesinde ve 2016 Nisan ayına kadar tekrar CHA'daçalıştığını, CHA'ya kayyım atanması nedeniyle iştençıkarıldığını ifade etmiştir.
ii. CHA'da ve Zaman gazetesindeçalışan kişilerle işi gereği irtibatının olduğunu, bağış/himmet veya benzeribir yardım toplandığını görmediğini, ancak basın yayın organlarından veçevresinden bu tür bağışların toplandığını duyduğunu ifade etmiştir.
iii. FETÖ/PDY'nin gerçekleştirdiğidarbe girişiminin içinde yer almadığını, FETÖ/PDY'ninkuruluşu ve kuruluşunda kimlerin yer aldığı konusunda herhangi bir bilgisininolmadığını, örgütün amacı ve stratejisi hakkında herhangi bir şey bilmediğini,örgüt yapılanması içinde kesinlikle yer almadığını, bir kod isminin olmadığını,örgüt içinde bir görevinin ve sorumluluğunun bulunmadığını, örgüt içindekullanılan abi, imam ve benzeri kavramları basından duyduğunu, Antalya veilçelerinde örgüt içinden kimseyi tanımadığını ifade etmiştir.
iv. Antalya'da CHA'da işe başladıktansonra 2009 yılı içinde Zaman gazetesine abone olduğunu, 2016 yılı Ocak/Şubat ayında abonelikten ayrıldığını, başka bir yayınorganına aboneliğinin olmadığını, Zaman gazetesinin abonelik kayıtları ileilgili bir görevinin olmadığını, gazeteye aboneliğiyle ilgili olarak farklıisim ve adres ile kayıt yapmadığını ve böyle bir yetkisinin de olmadığını,abonelik işlemlerinin genel olarak Cihan Medya Dağıtım Anonim Şirketitarafından yapıldığını ifade etmiştir.
v. Zaman gazetesinin finansman kaynağının reklam ve satış geliriolduğunu, FETÖ/PDY'ye bağlı basın ve yayınkuruluşlarının Zaman gazetesi, Bugün TV, CHA, Samanyolu TV, Aksiyon dergisi,Sızıntı dergisi, Yarına Bakış, Yeni Hayat ve Meydan gazetesi olduğunu ifadeetmiştir.
vi. CHA'ya kayyım atanmasıyla ilgiliolarak sosyal medyada yaptığı paylaşımın eleştirel bir paylaşım olduğunu,tahrik amaçlı olmadığını, Zaman gazetesine ve CHA'yakayyım atandıktan sonra işten çıkarıldığını ve işsiz kalmasından kaynaklanankızgınlıkla suçlamaya konu paylaşım ve yorumları yaptığını, bu nedenle pişmanolduğunu, anılan kurum ve kuruluşlarla işten ayrıldıktan sonra herhangi birirtibatının kalmadığını ifade etmiştir.
vii. Suçlamaya konu Körfez Dershanesi haberini kendisininyazmadığını, ancak güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonun -kameraman vemuhabir olması nedeniyle- haber amaçlı görüntüsünü çektiğini, olay yerindeçekim yaptığı için haberin üst kısmında adının kullanıldığını, K.B., Ö.M. ve CHA'da çalışan diğer kişilerin yapılan operasyonu haberyapmak için olay yerinde bulunduklarını, O.Y., K.B. ve Ö.M. ile aynı işyerindeçalışması nedeniyle irtibatının bulunduğunu, söz konusu haberin adı geçendershaneye destek verecek şekilde yapılmasını onaylamadığını ifade etmiştir.
viii. PAK-MEDYA İş isimli sendikaya 2016 yılı Nisan ayında iştençıkmadan önce üye olduğunu ve işten çıktıktan sonra üyeliğini iptal ettiğiniifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir.
14. Başsavcılık 26/7/2016 tarihinde başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma suçundantutuklanması istemiyle Antalya Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklamatalep yazısında öncelikle FETÖ/PDY ile ilgili genel bilgilere ve örgütüngerçekleştirdiği 15 Temmuz darbe teşebbüsüne dair bilgilere yer verildiktensonra soruşturma konusu suçlamalara -örgütün Antalya'daki basın yapılanmasınadair bilgilere- yer verilmiştir. Tutuklama talep yazısının ilgili bölümüşöyledir:
"...
Terör örgütünün yayın organı olan Cihan HaberAjansı çalışanlarının Feza Gazetecilik A.Ş. bünyesinde ilimizde çalışmalaryaptığı,
FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir Cihan HaberAjansı ilimiz muhabirinin Cihat Ünal ... isimli şahıs olduğu, [bukişinin] Tekin Akdeniz Radyo Televizyon veTanıtım Hizmetleri A.Ş. İlke gazetesi, Feza Gazetecilik A.Ş. isimlikuruluşlarda SGK kaydının olduğu,
PDY yapılanmasına yönelik soruşturma vekovuşturmalarla ilgili sosyal medya ve internet haber siteleri üzerindepropaganda çalışmaları yaparak halk arasında devlete ve yargıya olan güveninazalması amacıyla algı oluşturmaya çalıştığı, internet sosyal paylaşım ağlarıüzerinden terör örgütlerine yönelik yürütülen polis operasyonları,soruşturmalar ve kovuşturmalar hakkında yorumlar yayımlayarak halkın yürütme veyargıya olan inancını zayıflatmaya çalıştığı,
FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik operasyonlarsonrasında Cihat Ünal isimli şahsın terör örgütüne müzahir Zaman gazetesiabonelerini yönlendirerek abone kayıtlarını farklı isimde ve farklı adreslerdekayıt yaptırdığı,
Cihat Ünal isimli şahsın FETÖ/PDY terör örgütünemüzahir Aktif Eğitimciler Sendikası Başkanı E.P. isimli şahısla bağlantılıolduğu,
Cihat Ünal isimli şahsın 2016 yılı Şubat ayı içerisinde terör örgütü adına İstanbul ilindefaaliyet yürütmeye başladığı şeklinde bilgiler elde edildiği,
Sosyal paylaşım sitesi Facebook'ta; FETÖ/PDYterör örgütü güdümünde faaliyet gösteren Zaman gazetesinin reklam tabelasıönünde resim çektirdiği ve şahsın paylaşım yorumlar kısmında 'Direnecek gücümüzkalmadı. Devlet gazeteye çöktü …' şeklinde örgüt gazetesini sahiplenici tarzdayorumlar yaptığı,
Şüpheliler Cihat Ünal, O.Y., K.B. ve Ö.M.tarafından, FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik güvenlik kuvvetlerinin yürütmüşolduğu operasyonları sekteye uğratmak ve kitleleri etkileyerek kamuoyuoluşturmak için yaptıkları değerlendirilen 'Antalya polisi, öğrencilere eğitimhizmeti veren dershanelere baskın düzenledi.' şeklinde başlayan bir haberyaptıkları,
...
Şüpheli[nin] üzerlerine atılısuçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vetutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla;
Şüpheli[nin] üzerlerine atılısuçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanınüst haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın 100.vd. maddeleri uyarınca tutuklanma[sına karar verilmesi talep edilmiştir.]"
15. Anılan talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Antalya 3. SulhCeza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Busırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur.
16. Başvurucu, Hâkimlikteki savunmasında emniyetteki ifadesinebenzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.
17. Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihindebaşvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına kararvermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:
"...
Şüpheli Cihat Ünal'ın FETÖ/PDY terör örgütünemüzahir basın yayın organlarında muhabir olarak çalışmış olması, delillerinintoplanmakta olması, karartılma ihtimalinin bulunması, şüphelilerin üzerlerineatılı suçların vasıf ve mahiyeti, kanunda ön görülen cezalarının üst sınırıdikkate alındığında kaçma şüphelerinin bulunması, şüphelilerden elde edilenbazı dijital veriler (cep telefonu, bilgisayar) üzerindeki incelemelerin devamediyor olması ve tüm dosya kapsamı, yüklenen suçların CMK'nın100/3.a maddesinde belirtilen suçlardan olması, suçun vasfı, kanuni cezası gözönüne alındığında adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı, tutuklamanınölçülü olacağı kanaatiyle, CMK'nın 100. maddesiuyarınca şüphelilerin ayrı ayrı tutuklanmalarına, ... [kararverildi]"
18. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Antalya 4. SulhCeza Hâkimliği 2/8/2016 tarihinde, dosya kapsamı ve tutuklama gerekçelerininazara alarak itirazın reddine karar vermiştir.
19. Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliği 17/10/2016 tarihindetutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
20. Karar başvurucuya 9/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu 11/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
22. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 21/3/2017 tarihliiddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunuişlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle hakkında aynı yer Ağır CezaMahkemesinde kamu davası açılmıştır.
23. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.
24. Bu bağlamda iddianamede başvurucunun isnadedilen suça ve örgüt bağlantısına ilişkin olarak;
i. CHA çalışanlarının Feza Gazetecilik A.Ş. bünyesindeAntalya'da çalışmalar yaptığı, başvurucunun da CHA Antalya muhabiri olduğu veFeza Gazetecilik A.Ş.de SGK kaydının bulunduğu ifade edilmiştir.
ii. FETÖ/PDY'ye yönelik operasyonlar sonrasındabaşvurucunun abone kayıtlarını farklı isim ve adreslere yapmaları konusundaZaman gazetesi abonelerini yönlendirdiği belirtilmiştir.
iii. FETÖ/PDY ile irtibatlı Aktif Eğitimciler Sendikası Başkanıolan ve aynı soruşturma kapsamında tutuklu bulunan E.P. ile bağlantılı olduğuileri sürülmüştür.
iv. Başvurucunun 2016 yılı Şubat ayıiçinde terör örgütü adına İstanbul'da faaliyet yürütmeye başladığı iddiaedilmiştir.
v. Başvurucunun Zaman gazetesi reklam tabelası önünde çektirdiğifotoğrafın altına "Direnecek gücümüzkalmadı. Devlet gazeteye çöktü ..." şeklinde örgüt gazetesinisahiplenici tarzda yorumlar yaparak sosyal medyada paylaştığı belirtilmiştir.
vi. Başvurucunun FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı KörfezDershanesine yönelik yapılan operasyonla ilgili "Şok Polis Ders Saatinde Bastı" başlıklı haberipaylaştığı ve bu paylaşımda başvurucuyla birlikte aynı soruşturma kapsamındatutuklu K.B., O.Y. ve Ö.M.nin de isimlerinin yeraldığı tespitine yer verilmiştir.
25. Başsavcılığın başvurucuya yüklenen suçla alakalı hukukideğerlendirmesinin ilgili bölümü ise şöyledir:
"...
15/7/2017 tarihinde gerçekleşen silahlı darbegirişimiyle ilgili icra hareketlerinden herhangi birisine iştirak ettikleribelirlenemeyen ancak TCK'nın 314/1. [maddesinde] belirtilen nitelikleri taşıyan FETÖ/PDY ... silahlıterör örgütüne katıldıkları, bağlandıkları, örgüte hakimolan hiyerarşik gücün emrine girdikleri belirlenen şüphelilerin eylemleriTCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunuoluşturmaktadır."
26. 21/3/2017 tarihli iddianame Antalya 2. Ağır CezaMahkemesince (Mahkeme) 29/3/2017 tarihinde kabul edilerek E.2017/57 sayılıdosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 29/3/2017 tarihindetensiple birlikte başvurucunun tahliyesineve yurtdışına çıkış yasağı konularak adli kontrol tedbiri uygulanmasına kararvermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:
"...
Mevcut delil durumu, tutuklu kaldıkları süregözetilerek bu aşamada adli kontrol tedbirinin ölçülü ve yeterli olacağıdeğerlendirilerek sanı[ğın tahliyesine karar verildi]."
27. Mahkemece 11/4/2017 tarihinde yapılan ilk duruşmadabaşvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında; kolluktaki vesorgudaki ifadelerine benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.
28. Mahkeme 24/4/2018 tarihinde yaptığı duruşmada bir kısımsanıkların mahkûmiyetine ve başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısımsanıklar hakkındaki davaların tefrik edilerek yargılamaya E.2018/216 sayılıdosya üzerinden devam olunmasına karar vermiştir.
29. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdestttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenarbaşlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
(2)Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapiscezası verilir."
31. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun"Terör suçları" kenarbaşlıklı 3. maddesi şöyledir:
"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birincifıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."
32. 3713 sayılı Kanun'un "Cezalarınartırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"3 ve 4 üncümaddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayinedilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarakhükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gereko fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırıaşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapiscezasına hükmolunur."
33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamanedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
34. 5271 sayılı Kanun'un "Adlîkontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bir suç sebebiyle yürütülensoruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklamasebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrolaltına alınmasına karar verilebilir.
…
(3)Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğetabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerinçağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devamkonularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
...
f) Şüphelinin parasal durumu göz önündebulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödemesüreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvencemiktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslimetmek.
...
j) Konutunu terk etmemek.
k) Belirli bir yerleşim bölgesini terketmemek.
l) Belirlenen yer veya bölgeleregitmemek."
35. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya,tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkinkararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
36. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatistemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
37. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve herhâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içindetazminat isteminde bulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağırceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemleilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağırceza mahkemesinde karara bağlanır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Sözleşme Metinleri
38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" kenarbaşlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkınasahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygunolmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmekiçin inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işlediktensonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerinvarlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması vetutulması;
...
(4)Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulmaişleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi veeğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurmahakkına sahiptir.
..."
39. Sözleşme'nin "İfadeözgürlüğü" kenar başlıklı10. maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkınasahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırlarıgözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de vermeözgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinemaişletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen buözgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusalgüvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamudüzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarınınşöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veyayargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekliolan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabitutulabilir."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
a. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkına İlişkin
40. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 5.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca yalnızca bir cezasoruşturması veya kovuşturması çerçevesinde kişinin suç işlediğine dairşüphenin bulunması hâlinde yetkili adli makamın huzuruna çıkarılması amacıylatutuklanabileceği yönündeki içtihadını (Jecius/Litvanya, B.No: 34578/97, 31/7/2000, § 50; Wloch/Polonya, B. No: 27785/95, 19/10/2000, § 108) yakındönemde verdiği Buzadji/Moldova ([BD], B. No: 23755/07, 5/7/2016,§§ 92-102) kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklama kararındanitibaren suçun işlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanında tutuklamayailişkin nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konmasıgerekir.
41. AİHM'e göre ilk tutuklama içinyeterli görülen makul şüphenin varlığı; elde edilen deliller ve somut olayınkendine özgü koşulları da dikkate alındığında olaylara dışarıdan bakan, tamamenobjektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır. Toplanan deliller,objektif bir gözlemciye sunulduğunda şüpheli ya da sanığın atılı suçu işlemişolabileceği yönünde gözlemcide kanaat oluşturmaya yeterli ise somut olaydamakul şüphe vardır. Diğer bir ifade ile inandırıcı neden ya da makul şüphe,suçlanan kişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dair objektif birgözlemciyi ikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığınıgerektirmektedir (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, B. No: 12244/86...,30/8/1990, § 32; O'Hara/Birleşik Krallık, B. No: 37555/97,16/10/2001, § 34).
42. AİHM, tutukluluğu meşru kılan makul dört temel nedenbelirlemiştir. Bunlar sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15),sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzdaönlemler alabilecek olma tehlikesi (delilleri yok etme) (Wemhoff/Almanya, B.No: 2122/64, 27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14), tekrar suç işlemetehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 7) vekamu düzenini bozma tehlikesidir (Letellier/Fransa,B. No: 12369/86, 26/6/1991, § 51).
b. İfade ve Basın Özgürlüklerine İlişkin
43. AİHM'e göre ifade özgürlüğü,demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. İfade özgürlüğü,toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan biriniteşkil etmektedir. Sözleşme'nin 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası saklıtutulmak üzere ifade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsızveya ilgisiz kabul edilen bilgive fikirler için değil incitici,şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir;yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdansöz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu özgürlüğün bazı istisnalara tabiolduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bunun sınırlandırılmasınınikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya ( No. 2)[BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).
44. AİHM, Stojanović/Hırvatistan (B. No: 23160/09, 19/9/2013,§§ 39, 62) kararında ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik birtoplumda gerekli olup olmadığını incelerken başvurucunun sorumluluğununkapsamının kendi sözlerinin ötesine taşıp taşmadığının belirlenmesi gerektiğiniifade etmiştir. AİHM, derece mahkemelerince başvurucunun sorumluluğunun -bunuhaklı gösterecek ilgili ve yeterligerekçeler gösterilmeksizin- onun sözlerinin ötesinde genişletilmesi suretiyleifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
45. AİHM, Sürek/Türkiye(No. 1) ([BD], B. No: 26682/95,8/7/1999) kararında ise haftalık bir dergide "Silahlar Özgürlüğü Engelleyemez" ve "Suç Bizim" başlıklı iki okuyucumakalesinin yayımlanması üzerine dergi sahibi ile editörünün (adli) paracezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediği meselesiniincelemiştir. Anılan kararda, basının şiddet tehdidi karşısında millî güvenlikveya ülke bütünlüğünün korunması, asayişsizlik veya suçun engellenmesi amacıylakonmuş olan sınırlamaları aşmaması kaydıyla bölücü olanlar da dâhil olmak üzeregörüş ve siyasi hususlarda bilgi vermesinin demokratik toplumlar açısından birzorunluluk olduğu belirtilmiştir. AİHM'e göre ifadeedilen sözlerin bireylere, kamu görevlilerine veya toplumun belli bir kesiminekarşı şiddeti teşvik ettiği durumlarda devlet otoriteleri ifade özgürlüğüneilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir yetkisinesahiptir. AİHM, dergide yayımlanan mektuplarda kullanılan kelimeler ve bukelimelerin yayımlandığı bağlam üzerinde özellikle durmuştur. AİHM söz konusu kelimelerinşiddeti açıkça teşvik niteliğinde olduğunu belirterek şunları söylemiştir: "Mahkeme ilk olarak, 'katliam', 'zulüm' ve'cinayet' gibi göndermelerin yanı sıra, 'Faşist Türk ordusu', 'TC cinayet çetesi' ve 'emperyalizmin kiralık katilleri' gibietiketlerin kullanılması ile diğer tarafa kara bir leke vurulmasına ilişkinaçık bir kasıt olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme kanaatine göre söz konusumektuplar, temel duyguların kışkırtılması ve halen ölümcül şiddet şeklindekendini göstermiş olan bileşik önyargıların katılaştırılması ile kanlı birintikama çağrı şeklinde değerlendirilebilecektir. Ayrıca, mektupların 1985’tenbu yana çok ciddi can kayıpları ve bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal tedbirinin uygulanmasına sebebiyet verecek şekildegüvenlik kuvvetleri ile PKK arasında ciddi çatışmaların devam etmekte olduğuGüneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumu bağlamında yayınlanmış olması da dikkatealınmalıdır. Bu bağlamda, mektupların içeriği iddia edilen zulümlerin sorumlusuolarak gösterilenlere karşı köklü ve mantık dışı bir nefret uyandırarak bölgededaha fazla şiddete sebebiyet verebilecek şekilde değerlendirilmelidir.Gerçekten de, okuyucuya iletilen mesaj, saldırgankarşısında şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğudur." AİHM,bu açıdan derginin sahibi olarak başvurucuya uygulanmış olan cezanın birzorunlu sosyal ihtiyacı karşılamak olarak kabul edilebileceği ve başvuranınmahkûmiyeti için yetkililer tarafından gösterilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu sonucunavarmıştır (aynı kararda bkz. § 62; benzer yöndeki kararlar için bkz. Sürek/Türkiye (No. 3) [BD],B. No: 24735/94, 8/7/1999, § 40; Hocaoğulları/Türkiye,B. No: 77109/01, 7/3/2006, § 42; HalisDoğan/Türkiye (No. 3),B. No: 4119/02, 10/10/2006, § 37).
46. Hocaoğulları/Türkiye kararında AİHM, bir dergideyayımlanan "Hangi Barış?"ve "Gençlik İsyan Demektir"başlıklı iki makale nedeniyle başvurucunun terör örgütü lehine propagandasuçundan mahkûmiyetini incelemiştir. AİHM; başvuruyu makalelerdeki ibareleri,yayımlandıkları bağlamı (yazının bütünlüğünü), özellikle terörle mücadeleyebağlı güçlükleri de dikkate alarak değerlendirmiştir. AİHM, "Gençlik İsyan Demektir"başlıklı makale ile alakalı şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Gençlere seslenen ve hiçbir devrimin insanzayiatı olmadan gerçekleşemeyeceği görüşünü savunan yazarın dili barışa vesiyasi sorunların çözümüne çağrı olarak kabul edilemez… Diyarbakırzindanlarında işkenceci faşistlere sır verip ser vermeyerek ve Kızıldere'dedüşmanları, biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik, diye selamlayarak dönenlerekavgalarının gelip geçici olmadığını bildirirler. Hem de canları pahasına.Evet, belki yenildiler. Ama direndiler. Çünkü gerçek zaferin böyle küçük amakararlı direnişlerle kazanılacağını biliyorlardı" gibi ifadelerinin kullanımıylanet bir biçimde mücadelenin geçici olmadığı düşüncesinin vurgulandığınıhatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, bütünü itibarıyla şiddet kullanımını,silahlı direnişi veya başkaldırıyı tahrik eder bir makale olarakdeğerlendirilebilir; AİHM nezdinde göz önünde bulundurulması gereken temelunsur budur." AİHM’e göre şiddetikışkırtan ve yücelten bu ibareler, Sözleşme’nin giriş kısmında açıklanan barışve adalet gibi temel değerler ile bağdaşmaz.
47. Sürek ve Özdemir/Türkiye ([BD], B. No: 23927/94 ve 24277/94, 8/7/1999)kararında, başvurucuların sahibi ve yazı işleri müdürü oldukları dergivasıtasıyla terörist örgütlerin bildirilerini yayımlamak ve bölücü propagandayapmak suçlarından ulusal hukukta mahkûm edilmeleri söz konusudur. AİHM,özellikle kin ve düşmanlığa tahrik bağlamında söylemleri değerlendirmiş ancakmetinleri bir bütün olarak ele aldığında kin ve düşmanlığa tahrik ettiğininsöylenemeyeceğini belirtmiştir. AİHM, bu kararda bilhassa medya açısından ifadehürriyetinin kullanılmasındaki görev vesorumlulukların çatışma ve gerginlik zamanlarında özel önemtaşıdığını vurgulamaktadır. AİHM'e göre "Bu yüzden de Devlete karşı şiddet kullanmayoluna giden örgüt temsilcilerinin görüşleri yayımlanırken medya şiddeti tahrikeden ve kin güden konuşmaların yapıldığı bir araç olarak görülmesin diye, dahafazla özen gösterilmelidir." Çünkükin ve nefret söylemi ile şiddete teşvik arasında ince bir çizgi olduğu ya daanılan söylemin şiddete dönüşmesi riskinin kuvvetle muhtemel olduğu dikkatealınmalıdır.
48. Halis Doğan/Türkiye (No.3), (B. No: 4119/02, 10/10/2006) kararındasahibi olduğu gazetenin "Analiz"başlıklı sütundaki "Komplo’nunYeni Aşaması" ve "Doğum"başlıklı iki makalenin yayımlanmasından dolayı başvurucu hakkındabölücülük propagandası yapma suçundan bir miktar para cezasına hükmolunmuş veayrıca gazetenin yayını altı gün süreyle durdurulmuştur. Verilen bu cezaYargıtay tarafından onanmıştır. AİHM’e göre her ikimakalede de PKK terör örgütünün mücadele yöntemlerine yer verilmektedir.Makalelerde kullanılan kimi sözler, ne Kürt probleminin barış yoluyla çözümüneçağrı konuşması ne de sosyal, kültürel ve tarihi olaylar hakkındaki saptamalarolarak görülebilir. AİHM "Aksine(şimdi) ulusal seferberlik zamanıdır. Eğer bütün güçler, yetenekler ve olanaklarfaaliyete geçmezse, ne zaman faaliyete geçecekler? Kürtlerin hatıralarında vekültürlerinde 'onur günü' kavramı vardır. İşte bugün onur gününden daha farklıbir gün söz konusudur. Ve hatta durum böyle iken, bizim tek garantimiz, tam birözgürlük kazanmak için her türlü fedakârlığı yapmaya ve 21. yüzyılın esaretzincirlerini kırmaya hazır olan halkımızın isteğidir. Bu bizim özgürlükmücadelemizi parlayan bir aşamaya taşıyacak öncü politikamızdır. Gerçekfedakârlığı gösteren şahinlerimiz." şeklindeki ifadelerinşiddeti tahrike elverişli ifadeler olduğunu not etmiştir. AİHM’egöre makalelerin genel içeriği şiddete, silahlı mücadeleye ya da ayaklanmayateşvik edici mahiyettedir ve bu ifadeler, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasındansonra bir gazetede yayımlanan iki makaleden alınmıştır; içerik olarak Kürtlerindavasını savunanları şiddete teşvik etmektedir. Böyle bir bağlamda makalelerinGüneydoğu Anadolu Bölgesi'nde zaten mevcut olan şiddet eylemlerine katalizöretkisi yapabilecek bir nitelikte olduğunu tespit etmek yanlış olmaz. Bubakımdan AİHM, başvuranın mahkûm edilme gerekçelerinin başvuranın ifadeözgürlüğüne müdahaleyi haklı göstermek için yeterli ve yerinde olduğunahükmetmektedir. AİHM, sadece bilgiya da fikirlerin çatışmasının,şaşırtmasının ya da endişeye yol açmasının benzeri bir müdahaleyi haklıgöstermeye yetmeyeceğini hatırlatmaktadır (aynı kararda bkz. §§ 32-39).
49. Sürek/Türkiye (No. 3)kararına konu olan olayda başvurucu "HaberdeYorumda Gerçek" isimli derginin sahibidir. Bu dergide 9/1/1993tarihli 42. sayıda "Botan'da FakirKöylüler Toprak Ağalarını İstimlak Ediyor" başlıklı bir makaleyayımlanmıştır. Bu makalede devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine propagandayapıldığı gerekçesi ile dergi toplatılmış ve başvurucu, adli para cezasınamahkûm edilmiştir. Başvurucu ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e başvurmuştur. Konuyu inceleyen AİHM, makalelerdekullanılan kelimeler ve bu kelimelerin yayımlanmış olduğu bağlam üzerindeözellikle duracağını belirtmiştir. Dava konusu makalede ülkenin birbölgesindeki mücadelenin güvenlikkuvvetlerine karşı yürütülen bir savaş olarak nitelendirilmesinin ve"Özgürlük mücadelesini sonuna kadarsürdüreceğiz." ifadesinin kullanılmasının makalenin yazarınınkendisini terör yoluyla mücadeleyi sürdüren örgütle özdeşleştirmiş olduğu vesilah kullanılması için çağrıda bulunduğu anlamına geleceğini vurgulamıştır.AİHM ayrıca makalelerin 1985’ten bu yana çok ciddi can kayıpları yaşanan vebölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hâl ilan edilmesine sebebiyet verecekşekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK arasında ciddi çatışmaların devam etmekteolduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki güvenlik durumu bağlamında yayımlanmışolmasının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda makaleniniçeriği bölgede daha fazla şiddeti teşvik edebilecek niteliktedir ve bumakaleyle okuyucuya iletilen mesaj, saldırgan ülke karşısında şiddetebaşvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğudur. Bu açıdan AİHM, muhatap devlettarafından başvuranın mahkûmiyetine ilişkin olarak öne sürülen nedenlerinbaşvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale için ilgili ve yeterli dayanakteşkil ettiği sonucuna varmıştır. AİHM'e görebaşvurucu bu makalelerde yer alan görüşlerle -şahsen bağlantılı olmamasınarağmen- makalelerin yazarlarına şiddet ve nefretin körüklenmesi için bir araçtemin etmiştir. Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı olduğu ve yazı işlerimüdürü sorumluluğu taşımadığı gerekçesi ile makalelerin içeriğine ilişkin hertürlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiğine dair başvurucu tarafındanileri sürülen iddia AİHM tarafından reddedilmiştir. Başvurucu, dergininsahibidir. Bu konumu itibarıyla derginin yazı işleri yönetimini şekillendirmehakkına sahiptir. Bu nedenle halk için bilgi toplanması ve dağıtılmasıkonusunda derginin yazı işleri ve muhabir personelinin görev ve sorumlulukları açısındanvekâleten sorumlu olup bu da çatışma ve gerginlik durumlarında daha büyük önemtaşımaktadır. AİHM açıklanan gerekçelerle başvurucuya verilen cezanın zorunlubir sosyal ihtiyaca karşılık geldiğini ve verilen ceza ile elde edilmek istenenamaç arasında orantısızlık olmadığını belirterek ifade özgürlüğünün ihlalininsöz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.
50. Öte yandan AİHM'in Ceylan/Türkiye ([BD], B. No: 23556/94,8/7/1999) kararına konu olan olayda bir sendikanın başkanı olan başvurucu,İstanbul'da basılan haftalık bir gazetede yazdığı makalede kullandığı sözlernedeniyle 1 yıl 8 ay hapis ve adli para cezasına mahkûm edilmiştir. AİHM, buolaya ilişkin başvuruyu değerlendirirken söz konusu yazının birkaç yıl önceTürkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde şiddetin yeniden canlanmasıhakkında -Marksist deyimler kullanılarak- yapılan bir açıklama niteliğindeolduğunu belirtmiştir. AİHM'e göre başvurucununmakalesi özü itibarıyla Kürt hareketinin işçi sınıfı ile bu sınıfın ekonomik vedemokratik kuruluşları tarafından özgürlük ve demokrasi için verilen genel birmücadelenin parçası olduğuna veya en azından bir parçası olması gerektiğineilişkindir. AİHM, makalede kullanılan "devletterörü ve katliam"gibi kelimeler nedeniyle Türk yetkililerinin ülkenin bu bölgelerindekifiillerine yönelik eleştirinin sert olduğunu ve yazıda keskin bir dilkullanıldığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM'egöre siyasi söylem veya kamu çıkarı ile ilgili konularda ifade özgürlüğüneyönelik kısıtlamanın dar olması gerekir. Bu bağlamda hükûmet ile ilgili olarakyapılmasına müsaade edilen eleştirinin sınırı bireyler veya siyasetçilerhakkında yapılan eleştiriye oranla daha geniştir. AİHM, hükûmetin güçlü konumudolayısıyla kendisine yönelik eleştirilere ve haksız saldırılara başkayöntemlerle karşılık vermesinin mümkün olduğu hâllerde ceza davası başlatmakonusunda çekimser davranması gerektiği görüşündedir. Buna karşılık AİHM, kamudüzeninin güvencesi olan devlet yetkililerinin bu tür durumlarda aşırıyagitmeden ve uygun bir şekilde tepki vermeyi amaçlayan tedbirleri -ceza hukukubağlamında bile olsa- benimsemesinin mümkün olduğunu belirterek bir bireye,kamu personeline ya da nüfusun bir kesimine karşı şiddet kullanmanın tahrikedildiği hâllerde ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekli olup olmadığıincelenirken devlet yetkililerinin daha kapsamlı bir takdir sınırındanfaydalanacakları değerlendirmesinde bulunmuştur. AİHM, bu çerçevededeğerlendirdiği olayda Türk yetkililerin uzunyıllardır süregelmekte olan ciddi kargaşanın bu tür görüşlerin yayılması ileşiddetlenebileceği hususundaki endişelerini, makalenin KörfezSavaşı'ndan kısa bir süre sonra çok sayıda Kürt kökenli insanın Irak'takibaskıdan kaçıp Türk sınırlarına sığındığı sırada yayımlandığını ve yazıdakullanılan dilin sert olduğunu dikkate aldığını belirtmişse de kişilerinşiddete veya silahlı ayaklanmaya teşvik edilmesinin söz konusu olmadığına veyaptırımın ağırlığına dikkat çekerek başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlaledildiğine karar vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 33-38; benzer yöndeki kararlariçin bkz. Incal/Türkiye [BD], B. No: 22678/93, 9/6/1998,§§ 55-60; Gerger/Türkiye [BD], B.No: 24919/94, 8/7/1999, §§ 47-52; İbrahimAksoy/Türkiye, B. No: 28635/95-30171/96-34535/97, 10/10/2000, §§60-66, 69-73, 78-80).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
51. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddialar
1. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
52. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgularortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağıtartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
53. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılarakHâkimliğin karar verirken başvurucunun suç işlediğine dair inandırıcı delilleriortaya koyduğu, tutuklama nedenlerini açıkladığı, somut delillerleilişkilendirmede bulunduğu ve tutuklamanın ölçülülüğü konusunda da birdeğerlendirme yaptığı belirtilmiştir. Bakanlık, açıklanan nedenlerletutuklamanın hukuki olmadığı iddiaları yönünden başvurunun açıkça dayanaktanyoksun olduğunu belirtmiştir.
b. Değerlendirme
54. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
55. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
i. UygulanabilirlikYönünden
56. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelenölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamazve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
57. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılansuçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
58. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;Selçuk Özdemir, § 58).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
59. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Esas Yönünden
(1) Genelİlkeler
60. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
61. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
62. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtininbulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
63. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinegöre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesiniuyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarınındelilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkalarıüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüpheoluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
64. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülükilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacakhususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacakolan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
65. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikteyargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığıAnayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustakidenetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkinsüreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
66. Başvurucu, FETÖ/PDY'nin üyesi olmasuçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıylabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
67. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtibulunup bulunmadığı değerlendirilecek, daha sonra ise tutuklamanın meşru biramacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenecektir.
68. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğindebaşvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair,örgüte müzahir basın ve yayın organlarında çalıştığı olgusuna dayanıldığıgörülmektedir.
69. İddianamede ise tutuklama kararında değinilen suçlamaya konuolgular ortaya konulmuştur. İddianamede özetle başvurucunun FETÖ/PDY ilebağlantılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma yürütülen -bir kısmıbaşvurucuyla aynı işyerinde çalışan ve aynı soruşturma kapsamında tutuklubulunan- kişilerle irtibatının bulunduğu, FETÖ/PDY'yemüzahir basın ve yayın kuruluşlarında uzun süre çalıştığı ve sosyal medyadaFETÖ/PDY'yi sahiplenen paylaşımlar yaptığı olgularınadayanılmıştır.
70. Bu bağlamda iddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY'ye müzahir yayınlar yapan Zaman gazetesine yapılanoperasyonları eleştiren -Zaman gazetesi reklam tabelası önünde çektirdiğifotoğrafın altına yazdığı- "Direnecekgücümüz kalmadı. Devlet gazeteye çöktü ..." şeklindeki mesajınave FETÖ/PDY'te müzahir Körfez Dershanesine yönelikyapılan operasyonla ilgili "Şok PolisDers Saatinde Bastı" başlıklı haberin görüntüsünü çektiğitespitlerine yer verilerek örgüte müzahir yayın kuruluşlarını ve özel kurumlarısahiplenici tarzda yorumlar yaptığı ileri sürülmüştür.
71. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY'ye ait basın ve yayın organlarında uzun süre çalıştığıbelirtilen başvurucunun örgüte yapılan operasyonları eleştiren ve örgütüdestekleyen mesaj paylaşması hususunun suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtiolarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.
72. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede, tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasındateşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlikiçinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersizkalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüssırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçmaimkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenensuçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuzve diğerleri, §§ 271, 272; SelçukÖzdemir,§§78, 79).
73. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlaröngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanundaöngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. HüseyinBurçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasındayer alan ve kanun gereği tutuklama nedenivarsayılabilen suçlar arasındadır.
74. Somut olayda Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucununtutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak başvurucunun üzerineatılı suçun tutuklama nedeni varsayılabilensuçlardan olmasına ve delilleri etkileme ihtimali bulunmasına dayanıldığıgörülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullarve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Antalya 3. Sulh CezaHâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğindebaşvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğusöylenebilir.
75. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. DevranDuran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ilebağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'ninözellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer cezasoruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
76. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliğininisnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işinniteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucuhakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğusöylenemez.
77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ilegüvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
78. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
2. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
79. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliyetaleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili veyeterli gerekçe olmadan reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
80. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak görüşbildirmemiştir.
b. Değerlendirme
81. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
82. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
83. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
84. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliyeedilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıfyaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açmaimkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).
85. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra Mahkemece29/3/2017 tarihinde tensiple birlikte tahliyesine karar verilen başvurucununtutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacakdava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespitihâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludurve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesibireysel başvurunun ikincillik niteliğiile bağdaşmamaktadır.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makulsüreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
87. Başvurucu; soruşturmanın gizliliği kararı nedeniyle soruşturmaevrakında bulunan belge ve delillere ulaşamadığını, sonuç olarak tutuklamayakarşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
88. Bakanlık, suçlamalara dayanak olan temel unsurların vetutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuyaveya müdafiine bildirilmiş ve başvurucuya bunlarakarşı savunmasını ileri sürme imkânı verilmiş olduğunu belirterek başvurucununkısıtlama kararı nedeniyle tutukluluğa karşı etkili şekilde itirazdabulunamadığına ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
b. Değerlendirme
i. UygulanabilirlikYönünden
89. Başvurucunun şikâyetine konu suçlama, olağanüstü hâl ilanınasebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Söz konusu kısıtlama kararı olağanüstü hâlsürecinde verilmiştir. Bu nedenle kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeylekararın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesiAnayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasındaöncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırıolup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (bkz. §§ 56-58).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
90. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
91. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
(1) Genelİlkeler
92. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası; yakalanan veyatutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındakiiddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkünolmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzurunaçıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, § 168).
93. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıuyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında kararverilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkınasahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütüngüvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarınauygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,4/12/2013, §§ 122, 123).
94. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbestbırakılma taleplerinin incelenmesinde silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılamailkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanıntaraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması vetaraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddiave savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara davadosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bunedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasınıgerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).
95. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleriteknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece kişi,uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesininsekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeyebaşvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19.maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilenbilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam birlistesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tümdelillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).
96. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimikısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucununtutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuşolması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelereerişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun vebu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etmeimkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi,tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiyesahiptir (Hidayet Karaca [GK], B.No: 2015/144, 14/7/2015, § 107).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
97. Antalya 4. Sulh Ceza Hâkimliği 23/7/2016 tarihinde, 5271sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca soruşturmanınamacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle başvurucu müdafiininsoruşturma dosyasını inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisininkısıtlanmasına karar vermiştir.
98. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonrakaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaklabirlikte Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği29/3/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır (bkz. §26).
99. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamalarile bunlara ilişkin olguların kollukta ifade alma esnasında sorulan sorularlatutuklama talep yazısında ve sorgu esnasında başvurucuya sorulan sorulardaaçıklandığı, başvurucunun da ifadesinde anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılıbir şekilde beyanda bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 12-16).
100. Öte yandan başvurucu müdafiitarafından da usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir şekilde savunma yapıldığıanlaşılmaktadır. Dolayısıylabaşvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalarave tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgusonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
101. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların vetutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuyaveya müdafiine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşısavunma ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığındayaklaşık birkaç ay devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlamanedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazdabulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.
102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararınedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasınailişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
103. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınasoruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması suretiyle yapıldığı iddia olunanmüdahalenin bu hakka dair Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelereaykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alanölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
B. İfade ve BasınÖzgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
104. Başvurucu, gazetecilik faaliyeti ve sosyal medyadapaylaştığı mesajlar nedeniyle tutuklanmasının ifade ve basın özgürlükleriniihlal ettiğini iddia etmiştir.
105. Bakanlık, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlaledildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
2. Değerlendirme
106. Anayasa'nın"Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, düşünce vekanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarakaçıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesiolmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik,kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesive milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."
107. Anayasa'nın "Basınhürriyeti" kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Basın hürdür, sansüredilemez…
…
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerinisağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın26 ve 27'nci maddeleri hükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanmaveya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkinbulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynıamaçla, basanlar,
a. UygulanabilirlikYönünden
108. Başvurucunun tutuklanmasına neden olan suçlama, olağanüstühâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu itibarla tutuklamatedbirinin ifade ve basın özgürlükleri üzerindeki etkisinin incelenmesi,Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında müdahaleninbaşta Anayasa'nın 13., 26. ve 28. maddeleri olmak üzere diğer maddelerde yeralan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanmasıhâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıpkılmadığı değerlendirilecektir (bkz. §§ 56-58)
b. Kabul EdilebilirlikYönünden
109. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Esas Yönünden
110. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basınözgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunmahakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikletutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıpaşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya datutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarakdiğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2),B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 157-164; GünayDağ ve diğerleri, §§ 191-203; MehmetHaberal, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No:2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,§§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§60-74).
111. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığıiddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesiiçin inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerininmevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucunavarılmıştır (bkz. §§ 66-78). Bukapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızcaifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığıve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılanbir durum bulunmamaktadır.
112. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleribağlamında ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
113. Buna göre başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinetutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (26. ve 28.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınanifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.